30 Haziran 2014 Pazartesi

Okudum - William Shakespeare- Toplu Öyküler 1


* Bu bir Okudum yazısıdır... :)


Sonunda bir kitap bitirebilmiş olabilmemin mesudluğunu yaşıyorum bugün. Evet vizeler-finaller derken geçen zamanda fırsat bulamamıştım kitaplarımı okumaya. Bugün en sonunda kitaplarıma kucak açtım...

Dün bitirecektim aslında Shakespeare'ın bu öykü kitabını ama, elime almaya fırsat bulamadım. Bu sabah elime alıp, son 4 hikayeyi de bitirerek sonunda bu kitabın yazısını yazma şerefine eriştim. Elimdeki diğer yarım kitaplarıma da el attım, hepsini dizeceğim kitaplığıma bitirmiş olarak inşallah... :) 

Willam Shakespeare'ın bu kitabı, Shakespeare'ın Fantastik öykülerinin ve tiyatro oyunlarının bir kısmını içeriyor. İçindeki öykülerin isimleri sırasıyla şöyle; 

Fırtına
Bir Yaz Gecesi Rüyası
Kış Masalı 
Kuru Gürültü
Size Nasıl Geliyorsa
Veronalı İki Centilmen
Venedik Taciri
Cymbeline 
Kral Lear 
Macbeth

Doğrusu fantastik hikayeleri ve romanları, güzel kurgulanmış olduktan sonra seven ben; bu hikayeleri beğendim. Ancak çeviride çok hatalar vardı, o yüzden anlatım olarak beni zorlayan bir kitap oldu. Şöyle ki; bir paragrafta hem -miş'li geçmiş zaman hem de geniş zaman kullanılıyor. Ard arda değişebiliyor. Ve anlatım daha çok tiyatro tarzı bir anlatıma kayıyor çoğu zaman. Bu beni yordu sürekli ve ister istemez bitirmek için elime almak bu açıdan zor oldu. Bunun dışında hikayeler çok güzeldi... :)


Kitaptan en çok sevdiğim hikayeler; Bir Yaz Gecesi Rüyası, Cymbeline ve Macbeth oldu... Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı hikaye ve tiyatro oyununun filmi var bende, William Shakespeare'in tiyatro oyununun filmi olduğunu bildiğim için almıştım zamanında çok merak ederek. Bu yaz izlemek kısmet olur sanırım... 

Ve özellikle de Macbeth'i merak ediyordum kitabı elime aldığımdan ve içindekiler kısmındaki Macbeth'i gördüğümden beri... Sebebi ise şuydu; Çok Güzel Hareketler Bunlar'da, ünlü tiyatro oyunlarından biri olan Macbeth'in parodisini izlemiştim seneler önce ve çok beğenmiştim. İzlediğim parodinin gerçeğini okumak çok güzeldi. :)

Bugün bu yazıyı Çok Güzel Hareketler Bunlar'ın Macbeth skecini sizlerle paylaşabilmek için de yazdım... İlk defa izleyecekler için de, benim gibi izleyip de tekrar izlemek isteyenler için de skecin bulunduğu bölüm burada. :) Sizin de izleyip beğeneceğinizi düşünüyorum. Hikayeyi bilmiyor olabilirsiniz benim gibi bazılarınız, ama izleyince gerçeğini okumuş kadar oluyorsunuz... :) 

Böyle bir okudum yazısı oldu bu da. 
Sevgilerimle... :) 

Fotoğraflarla 1 Haftam - #55


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Geride bıraktığımız hafta şükür güzel geçti yine. Tatilimize az kaldı, geride bıraktığımız haftanın ardından... Bu hafta hazırlıklara başlayacağız artık. Ama öncelikle geride bıraktığımız haftada neler olmuş bakalım... :)



Kağan'ım geçen Pazar günü geldi yine bize. Bu hafta dahil, 3 haftadır şükür haftasonları ablamlar alabiliyorlar Kağan'ımı. Dün gece annemler gidip geri getirdiler yine... :) 

Ve üstteki resim geride bıraktığımız haftanın Pazartesi gecesinden... Kağan'ım her fırsatta annannesinin torunu olduğunu ispatlıyor. Resimde de temizlik yapıyor yine. :) Kuzuma maşallah, bir de ıslak mendile topladığı tozları atmayı da ihmal etmiyor... :)


Uyuma halleri, en çok sevdiğim hallerden. Çünkü uyku anı herkesin en savunmasız ve en masum anını ifade ediyor bence. Kağan'ımın bu halleri küçüklüğünden beri izlemeyi en çok sevdiğim hallerinden biri halini aldı... Yanında annannesi yatsın, hiç de kalkmasın istiyor mesela. Bu resim hafta içindeki o anlardan biriydi. Yer yer ayağını koydu, yer yer elini tuttu... Yeter ki annannesi kalkmasın yatsın yanında diye... :)


Garipliğe, değişikliğe hep hayrandır Kağan. Dedesi ona garip ve eğlenceli şeyler öğrettikçe zevkden dört köşe oluyor resmen. :) Bu da kepçe ile çorba içme hallerimiz. Kaşık mı varmış eskiden canım... :)


Perşembe günü evde yalnız olmanın ve yaz tatilinin yaklaşmasının keyfini çıkardım, kısa saçlarımla bol bol fotoğraf çekinerek. Kendi kendime poz vermeyi de çok sevenlerdenim ben. Bu güzel birşey bence, çünkü insanın kendi kendine eğlenebilme yeteneği bence olması gerekenlerden biri bu hayatta... :)


Balkon sefalarımız başlayalı çok olmuştu ama, gittikçe daha da keyifli bir hal almaya başladı bu sıra. Bu haftasonu Ankara'dan misafirlerimiz geldi, halamların balkonda akşam serinliğinde kalabalık bir keyif vardı. Gecenin sonunda kaydetmeden geçemedim sessizliği ve keyifli halimi. Şöyle dedim bu hafta yine; Yaşasın balkon sefaları, yaşasın yaz vakitlerinin keyifli akşamları. Yaz mevsimi, çoğunlukla daha iyi uyum sağlayabildiğim için çok sevdiğim bir mevsim... :)


Ve bu Cuma yine kuzum anne ve babasıylaydı dediğim gibi. "Yaz geldi, sıkıntı çekmesin saçlarını kestirelim."" diye takılmışlardı saç meselesine bu ara... Dediklerini de yaptılar nihayetinde, saçlarını kestirdiler Cumartesi günü kuzumun. Sıhhatler olsun, sağlıkla uzasın yine saçları kuzumun. Ama saçlarını istediğimiz gibi uzatıp da, toplama hevesimiz sonbahara kaldı artık. Kısmet yani... :)

Güzel ve dolu dolu geçen bir haftaydı. Mutluluklar ile doluydu şükür. Sizin de haftanız güzel geçmiştir inşallah. Mutlu bir hafta diliyorum yine, sevgilerimle... :)


29 Haziran 2014 Pazar

Not Aldım Veya Not Ettim - #15 - #TatilHavası


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)


Tatil Havası...



Yaz geldiği zaman bir tatil havasına giriyorum ki, çıkarabilene aşk olsun. :) Bu sıralar feci şekilde Antalya'ya gitme zamanımız gelsin diye bekliyorum. Gün ortasında kendimi, "deniz kenarında otururken, kitap okurken veya denize girmeden önce "çok yanmasam bari bugün telaşında bulma isteğim" içinde buluyorum. Bir de şu gördüğünüz resimdeki gibi, deniz resimlerini kafamda canlandırmakta ve klasik olarak deniz kenarı-kumsal gördükçe ve evimizin önündeki kocaman denizi görünce "Ahh" diye içlenmekle meşgul oluyorum...

Bloğumun facebook sayfasında da dediğim gibi, (Bloğumun facebook sayfası burada) "Biyolojik saatim tatil tatil diye sayıklamaya başlar oldu." 10 gün kalmasına rağmen Antalya yolculuğumuza, bir sıkıntıdır bir değişiklik arayışıdır ve en çok da bir özlemdir gidiyor. :) Ben yazı ve yaz mevsiminin güzel oturmalarını da çok seven biriyim. "Yaşayacağım yeri seçebilecek olsam eğer -ki böyle bir durumda Gemlik'ten vazgeçmem gerek ve yapamam sanırım bunu- kış mevsimi kısa, yaz mevsimi ise uzun olan bir yer seçerdim." derim hep...

Kısaca birçoğumuzun içinde olduğu durum gibi, Tatil Havası'na girmiş durumdayım. Hazırlıklar başlamak üzere bu ara. Ne olacak benim bu tatil sevdam bilmiyorum... :) Ama her insanın yola çıkmadan önceki garip huzursuzluğu ve bir yere sığamama hali var üzerimde. Dilerim tüm yolculuğa çıkacaklar olarak, güzel yolculuklar ve tatiller geçiririz... :)

Tatil Hazırlıkları



Bruno Catalona'nın Eksik Heykeller eserlerinden biri, Fransa... 
Resim internetten alıntıdır. 

Tatil hazırlıkları yaparken; evdeki herşeye ihtiyacınız varmış gibi hissediyor musunuz sizde benim gibi? "Evet" dediğinizi duyar gibiyim. Bu sıra hazırlıkları yine yazmaya erkenden başladım. Böylece, kulaklıktan-telefon şarjlarına, en sevdiğim küpemden-mp3'üme ve defterlerimden-okuyacağım kitaplarıma kadar unutmamam gereken bir çok şeyi not alıyorum aklıma geldikçe...

Tatil Hazırlıkları ile ilgili birkaç yazı gelecektir benden, bu hafta içinde inşallah. Ama bu yazıyı okuyan olursa sormak istiyorum; sizler hazırlıklarınızı neye göre şekillendiriyorsunuz ve kendinizi herşeyi almamak için nasıl tutuyorsunuz? Eskisi gibi değilsem de artık, yine de ihtiyaçları göz önüne alırken pek bir kararsız olabiliyorum. Bayan içgüdüsü işte... :)


Ve Bir Not Daha; Eskimedim, deneyerek öğrendim ve akıllandım. :)

Eski bir arkadaşım derdiki; "Eskiden kısasa kısas kelimesini çok kullanırdın sen" Bugün aklıma bu geldi nedense. "Ergen zamanlarımda bazen umursamaz olabiliyormuşum demek ki." demiştim bende. Ve bir daha gençliğimin ilk zamanlarındaki gibi, umursamaz ve kısasa kısas tavırlarda olmamayı tercih ettim hep. Ve bugün düşündüm de, "Umursamaz olmak gerek bazen belki de." Seni hep üzeni, hep üzeni ve hep üzeni el üstünde değil de, biraz kendinden uzakta tutup düşünmesini sağlamak gerekli aslında. Yavaş yavaş akıllanıyor ve öğreniyorum işte kendimce...

Artık umursamaz değilim ama tahammül sınırlarım aşıldığında pek de iyi olduğum söylenemez... Beni her fırsatta üzmeyi tercih edeni, üstelik yanımda değil uzağımda bulunmayı tercih edeni, zorlamamaya karar verdim. Garip davrananı anlamaya çalışmaya uğraştığım sıralarda, hep uzak tutulduğumda ve garip tavırlarla karşılaştıkça her yolu denedim. Çabaladım, çok çabaladım. Ama baktım olmuyor bıraktım...

Yani bu sıra diyorum ki; Benim sabrımın sınırını aşmak pek kolay olmadı bu zamana kadar. Ama sabrımı zorlayana da şans yerine zaman tanımam gerektiğini anladım artık. Yani Kısasa kısas deyimini fazla kullanmıyorum artık. Ama öğrendim ve akıllandım diyorum...


Haftanın Şarkısı olabilecek 2 adet şarkım var bu hafta;

Bu hafta çoğunlukla tatil hallerimden bahsetmişken,  tatili anımsatan 2 şarkı ile sonlandırayım diyorum bu yazımı. Geçen sene bana tatili anımsatan şarkı Özgün'ün Tatil şarkısıydı. Ve çoğunlukla da yaz tatilini anımsatan şarkıdır Sertab Erener'in Turuncu albümünden Kumsalda şarkısı... Kararsız gibi görünmüş olabilirim ama, bu seçenekler aklınızda bulunsun yine de...

Ve bu yaz için yeni iki şarkı eklemek gerek diyorum. Bu şarkılardan biri Murat Boz & Gülşen-İltimas, Diğeri de Yalın-Yeniden... :) 

Bu yaz için en favori şarkılarımı sunduktan sonra da, bitirebilirim bu yazıyı. Ben bu aralar çok tatil havasına girdim cidden, bu yazının teması Tatildi. Tatile dair birkaç yazı daha gelir inşallah. Sevgilerimle... :) 

27 Haziran 2014 Cuma

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine - #3


Sağlıklı Beslenmek Üzerine Yeniden yazmaya başladım burada...

Sonra da; Sağlıklı Yaşamak Ve Beslenmek Üzerine diyerek ilk kez burada yazdım Mayıs'ın sonuna doğru... 

İkinci yazımda, Selülitlerle ilgiliydi... :)

Gelelim 3. yazımıza... :) Bu yazımızın konusu ise, yaz mevsimden ötürü beslenme düzeni değişikliklerim. Ve yaz boyu alışkanlık haline getirmeye çalıştığım düzenlemelerim... :)


Sıcakların arttığı bu zamanlarda, inanın yemek adına ne yediğimi bilemediğim bir döneme girdim yine. Zira sıcaklar geldi, iştahım yine gitti. Sağlıklı beslenme adına yine de kararlar almam gerek diye düşündüm bende ve uygulamaya da çoktan başladım;

- Öncelikle Yumurta hayatımdan yine çıktı efendim. Başlarda yine zorlayayım kendimi dedim, protein alırım diye. Ama olmuyor... Midem bulanmadan yesem bile, baktım ki gün boyunca midemi yakıyor; bende karar verdim bu yaz yumurtayı menemen harici yememeye. Fena da olmuyor, 1-2 haftadır pek rahatım....

- Sıcaklardan yine sanırım, salataya koyulan yağ bile rahatsız etmeye başladı. Bu durum ne zaman geçer demeden, salataya yağ dökmeyi de bırakmaya çalışıyorum bu sıralar. Annem yemekleri yağlı yapan biri değildir, ama geçenlerde yanlışlıkla salataya biraz fazla yağ koymuş. Bu da salatanın yağının bile beni rahatsız ettiği sonucuna varmama sebep oldu... :)

- Suyu bol bol içmeye çalışsam da, bazen unuttuğum oluyor bu sıra. Çünkü havalar aklımızı bile başımızdan alıyor. Baş ağrısı ve boyun ağrısı hat safhaya gelmeye başladı birkaç gündür. Su içmeyi aklımdan çıkarmamaya, beslenme konusunda da bol su içeren gıdalar yemeye özen gösteriyorum. Bir de ramazan başlıyor yarın. Ben ve annem, ilaçlar ve hastalıklar sebebiyle yasak olduğundan oruç tutamıyoruz. Ama tutanlara Allahım kolaylık versin dilerim... :)

- Sonra bir de meyve konusu var ki, elim pek fazla yanaşmıyor onlara dahi... Ki meyve yazın en sevdiğim öğündür benim. Kendime atıştırmalık fikirleri üretiyorum bu sıralar. Mesela, bir öğünüm ya çorba ya da yoğurttan ibaret olurken, bir öğünüm de sadece bir tabak sebze oluyor. Kızartmaya bir süredir yanaşmadığımız gibi, olduğunca da yanaşmamaya çalışıyoruz yine...


Önerilerim; (ki bunlar kendime göre yaptığım ve uyguladıklarımdır) 

Tüm bu saydıklarım, içinde bulunduğumuz yaz mevsimi için dikkat edilmesi gereken unsurlar bence. Kızartmadan ve sıcakla beraber rahatsız edecek yumurta gibi proteinlerden ara sıra uzak durmalı ve içinde su bulunduran yiyecek ve meyvelere daha çok yanaşmalıyız diyorum. 

Bir de yaz mevsiminde benim gibi hiçbir şey yiyemeyenlere de önerim, küçük atıştırmalık öğünler hazırlamak. Yoğurt-ekmek, çorba-salata, mevsim sebzesi ve salata, belki de atıştırmalık meyve öğünü yapabilirsiniz... Ama Ramazan'ın da sıcakların da geldiği bu günlerde, en hafife kaçmamız gerektiğini ve suya daha çok yanaşmamızı öneriyor her beslenme uzmanı ve doktor... Benim bu yaz özellikle vazgeçemeyeceğim yine üç seçeneğim var; biri yoğurt, biri çorba, biri de mevsim salataları... Bu aralar çok ama çok daha dikkat etmek gerek... :) 

Bir Önerim Daha Var...


- Herşey tamam beslenme konusunda, bir de ferahlık konusunu nasıl yapacağımı düşündüm bugün. Sabah kalktığımda feci bir boyun ve baş ağrısı ile uyandım, rahat uyku uyuyamamamın da etkisi büyük tabii ki bu sebeplerin gerçekleşmesinde. Ve terleyemememden ötürü tüm vücudumda gereksiz bir rahatsızlık vardı...

Birinci Yöntem olarak; soğuk bez kompresi yaptım başıma, kollarıma ve boynuma. Burnumdaki çatlak sebebiyle, kanama sorunum da olabilirdi. Soğuk bez kompresi ile, kanama olmadan burnumun ağrısını hemen geçirmiş oldum böylece... 

İkinci Yöntem olarak da; Oriflame'in Optimals serisinin Oxygen Boost Face Mist ürününü öneriyorum... Yani Oksijen takviyeli yüz spreyi... Sıcak havalarda yüzünüze ve boynunuza uygulayarak, oksijen ihtiyacınızı karşılamanızda epey faydalı olabilecek bir ürün. Geçen seneden beri elimde olan bir ürün. Kış gelince, kenarda epey sırasının gelmesini beklemişti, ama bugün epey yardımıma koştu. Belki yazısı gelir bu ve bunun gibi kullandığım ürünlerin. Daha önce bu konulardan fazla bahsetmemiş olsam dahi... :) 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bugünkü sağlık köşemde söyleyeceklerim bunlar... Umarım okuyup da sıkılmamışsınızdır. Sevgilerimle... :)

25 Haziran 2014 Çarşamba

Yazı Dizilerim...


Geçen aklıma geldi, kenara not etmeliyim yazı dizilerimi dedim. Yazacaklarımı not ettiğim bir defterim veya not ettiğim bir kenar oluyor mutlaka. Ama yazı dizilerime birkaç haftadır pek yoğunluk veremedim. Evet yazıyorum ama bir türlü yazmayı hep istediğim yazı dizilerimin düzenini tam olarak tutturamadım. Ama yazdığım yazı dizileri yazmaktan zevk aldığım yazılar oldu hep. Yazmak için yaşamıyor, yaşadığımı yazıyorum çünkü...

Yazı dizilerimi düşündüm bugün yeniden; alışkanlık olmuş haftalık yazı dizilerim de var, aylık olan yazı dizilerim de... Bunları bir yazıda toplamam gerek dedim. Neler yazdığımı ve hayatımda yer edinmiş olan konuları bloğumla nasıl pekiştirdiğimi; hem not etmek hem de gözlemlemek istedim bugün...



"Ben hangi yazı dizilerini yazıyorum?" yazısı olacak bu yazı, hem benim için hem de okuyanlarım için... :)

Fotoğraflarla 1 Haftam;

Bu yazı dizisini, Sergül Kato'dan okumayı çok seviyorum. Ama onun yazı dizisinin adı, İnstagram İle Pazartesi... O, instagram'da paylaştığı resimleri biten haftanın ardından başlayan pazartesi günü, bloğunda değerlendirme yazısı halinde yazıyor. Benim de hem İnstagram'da paylaştığım fotoğraflarımı, hem de İnstagram'da paylaşmadığım fotoğraflarımı da paylaştığım oluyor. Hayatımı değerlendirmeyi sevdiğim için, kendisi bana örnek oldu. Umarım böyle bir yazı yazıyor oluşum onu rahatsız etmiyordur. İyi ki yazıyor dediğim bloggerlardan, okumayı çok sevdiğim bir blogger kendisi... :)

Sergül Kato, bir Japon ile evli ve Japonya'da yaşıyor. Bloğunda kendi hayatını içtenlikle yazan bir blogger... Okumaya başladığım ilk bloggerlardan kendisi... :) Bloğu, yolunneresindeyim.blogspot.com

Sergül Kato'nun, ben bu yazıyı yazarken, son İnstagram İle Pazartesi yazısını da paylaşmak isterim, burada...

Not Aldım Veya Not Ettim

Hayatım çoğunlukla not almakla geçiyor, bu hayatımın sevdiğim parçalarından biri oldu. Beğendiğim bir müziğin sözleri, beğendiğim bir güzel sözün notu, bir öğüdün, bir neşeli anın, bir fikrin veya bir yeni düşüncenin notunu kaydetmeyi ve daha sonradan tekrar tekrar okumayı ve hatırlamayı seviyorum.

Not Aldım Veya Not Ettim diyorum haftalık olarak; sadece bu sıralar dersler sebebiyle yazamadığım bir yazı dizisi oldu. Ama not aldıklarımı paylaşmaya devam edeceğim yeniden... :)

Not Aldım Veya Not Ettim dediğim her şeyi okuyabilmek için, buraya lütfen...

Pazar Yazısı

Kimi Pazarlar vardır sakin geçirdiğimiz, kimi Pazarlar da vardır sevdiğimiz insanlar ile çalışmadığı zamanları dolu dolu geçirme imkanını bulup değerlendirdiğimiz... Değerlendirdiğim veya değerlendiremediğim, ancak kayda değer bulduğum ve unutmak istemediğim Pazar'larımı kaydettiğim bir yazı dizim; Pazar Yazısı. Yeni sayılır esasında...

Her hafta yazabildiğimi söyleyemem. Bazen yazasım geliyor, o Pazar'ı not etmek istiyorum. Ya da o Cumartesi-Pazar'ı... Bu yazı dizisi de böylece ortaya çıkmış oluyor işte... :)

Pazar Yazısı adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, burada bulabilirsiniz...

İnternet Günlüğüm

Zaman zaman sağlık sebeplerim dolayısıyla veya yoğunluklarımız ve insan hali olarak değişken zamanlarımız sebebiyle, yazamadığım zamanlar oluyor buraya. Bazen geri dönmek için kullanıyorum bu yazı dizimi, bazen de iç dökmek için. Her şekilde geri dönüşlerim için çok faydalı oluyor, İnternet Günlüğüm yazısı... :)

İnternet Günlüğüm adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, burada bulabilirsiniz...

Şiirlerle Hayat

Hayatımda şiirler hep var oldu, iyiki de yer edindirdim diye düşünürüm hep. Hayat benim için, edebiyattan gelen güzelliklerle de dolu dolu geçiyor. Sevdiğim, hayatımda yer edinmesini istediğim şiirler ve o şiirler ile ilgili fikirlerimi belirttiğim bir yazı dizisi Şiirlerle Hayat...

Şiirlerle Hayat adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz...

Filmi Olan Kitaplar

Kitaplar mı Filmler mi sorusu vardır, kitaplardan uyarlama yapılan filmler dolayısıyla. Buna her zaman aynı cevabı verdiğimi söyleyemiyorum ne yazık ki. Bazen kitap bazen de kitaptan uyarlanan film güzel geldiği gibi, bazen her ikisini de sevdiğim veya her ikisini de sevmediğim durumlar olabiliyor. Filmi Olan Kitaplar yazı dizimde, okuyup filmini izlediğim kitaplardan bahsediyorum ve de filmlerden...

Eğlenerek yazdığım bir yazı dizisi oluyor bu da. Filmi Olan Kitaplarım'da en son Muhteşem Gatsby'i okumuş ve filmini izleyip bu yazı dizimde konu almıştım. Burada... :)

Filmi Olan Kitaplar yazı dizimde okuduğum kitapları ve izlediğim filmlerini benim yorumumla, buradan okuyabilirsiniz...

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine

Hastalığımda geçirdiğim atak sonrası aldığım kiloları verme çabam ile, daha da Sağlıklı Beslenmeyi benimsemeye çalışırken Kilo Verme Maratonum adı altında 3 tane yazı yazmıştım. Sonra devam ettiremedim. Ama kendime koyduğum kuralları çok iyi sürdürmeye devam ettiğimi biliyorum.

Ama yine de; duyduğumu bildiğimi ve benimsediğimi Sağlıklı beslenme Ve Yaşamak Üzerine yazı dizisine yazma gereği duymaya başladım, birkaç hafta önce egzersizlerime sıkı sıkı tutunmuşken. Ancak bu yazı dizimi de 2 haftadır yazamadım. Yeniden döneceğim diyorum, döneceğim de inşallah... :) 2 haftada bir veya haftada 1 yazmayı düşündüğüm bir yazı dizisi...

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine adı altında yazdığım yazılarımı, buradan okuyabilirsiniz...


Tüm bu haftalık ve aylık olarak yazdığım yazı dizilerim haricinde, bir de yazmaya başladığım ama sürdüremediğim yazı dizilerim var... 

Hayat Hikayem...

İlk yazısını yazıp, bir türlü devam ettiremediğim bir yazı oldu kendisi. Bir türlü nasıl devam ettirebilirim bilemedim işin doğrusu. Hayatımın her anından bahsediyorum bloğumda zaten, ancak hayat hikayemin nereden başlayıp bu zamana kadar neler olduğundan bahsedecek olduğumda bitmesi biraz zor olduğunu düşünüyorum. Ama birgün yine yazmaya devam edeceğimi düşünüyorum...

Hayat Hikayem adına yazdığım yazı burada... :)

Arkadaşlık Ve Dostluk Üzerine....

Arkadaşlık Ve Dostluk çok değer verdiğim bir konu. Ama bir süredir yazamaz oldum. Aklıma bu konularda yazmalıyım dediğim bir şeyler oldukça yazmayı es geçmiyorum. Arkadaşlık ve dostluk önemli. Hep söylenecek en önemli şey bence şu; iyi günde de kötü günde de olmalı bir arkadaş yanında... :)

Arkadaşlık Ve Dostluk Üzerine yazılarımı burada bulabilirsiniz...

Bir de Deneyimlerimiz yazımız var...

Ailemle ve sevdiklerimle denediğimiz yeni tatlar veya yeni uğraşları yazmayı düşündüğüm bir yazı dizisi bu da. Nisan ayında Hindistan Cevizi'ni denemiş ve yorumlamıştık, ki yazısı burada, ondan sonra hiç yazmamışım. Yeni deneyimlerimiz oldukça yazmaya devam edeceğim... :)


Bir de İzledim ve Okudum yazılarım oluyor bazen. Hayatımın içinden ne varsa yani... Bunların içinde bahsettiğim gibi; her hafta yazdığım Fotoğraflarla 1 Haftam, Not Aldım veya Not Ettim, Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine yazılarım var. Diğerleri hep aylık veya iki haftalık...

İşte böyle. Bunları yazmam gerek diye düşündüm; bu hem benim için yardımcı olur hem de okuyanlarım için, dedim. Çok yazı dizisi yazıyor muyum diye tahlil etmek istedim kendimce. Ama bana göre, gereksiz bir yazı yazmıyormuşum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sevgilerimle... :)

23 Haziran 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #54


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)


Geride bıraktığımız hafta bizler için; sakin başlayıp hızlı devam eden, ama en sonunda sakinliğe kendini bağlayabilen bir hafta oldu şükür. :) Güzel geçen bir haftaydı yani şükür. Allahım daha kötülerinden korusun... Bakalım geride bıraktığımız hafta nasıl geçmiş? :)



Kağan'ım hafta başında su püskürtmeyi öğrendiğini göstermişti bana. Tabii üstümde gösterdiği için, birazcık ıslandım. :) Ama olsun iyi eğlendik yine. Sıpacığım birçok şeyi benim üstümde denemese olmaz, maşallah... :)


Annemle Kağan'ımın akraba günleri vardı geçtiğimiz hafta başında. Madem üniversiteden dönmüş bizim sitenin kızları, beraber oturalım dedik. Toplandık, sohbet muhabbet ve bol atraksiyon dolu geçti günümüz.  Bir firarımız vardı, ama kahve keyfimizden geri duramadık. Çok güldük, Allahım ağlatmasın inşallah. :) 

Allahım güzel arkadaşlıklardan uzak etmesin inşallah... Bir arada olabilmek, "eskisi gibi diyebilmek yeniden güzel" dedik... :)



Yağmur'un geldiğini siz de görüyorsunuz değil mi resimde? Bu haftada yağmur rahat bırakmadı peşimizi. Yaz tam anlamıyla geldi dediğimiz an, yağmur "Bir daha düşün" diyor adeta. Yağmur gelirken bile, gökyüzü ve gün batımı çok iyiydi ama... :)


Bu resim de Cuma gününden, Aöf finallerimizin açıklandığı günden yani... İnsan güzel ve ferahlatan bir haber alınca, sevdiği her şeye şiir yazabiliyor bence. :) Bakar mısınız şu gökyüzüne, güzellikle batıyor resmen. Daha da ferahlatıyor insanın içini. Günbatımını çok ama çok seviyorum ben...

Finallerimi şükür atlattım sorunsuz. 2. senemi de bitirmiş oldum böylece. Valla nasıl rahatladım anlatamam. Şükürler olsun, yaz şimdi daha da güzel devam edecek... :)


Kağan'ıma yeni terlikler almış annem Cumartesi. Kağan anne babasıylaydı bu haftasonu yine. Annem de hem işlerini halletti, hem de Kağan'a ayakkabı bakmak için kolladığı fırsatı buldu... :) Bir spor ayakkabı, bir de terlik almış... 

Terlikleri çok güzel değil mi ama kuzumun? Bizim ışıklı ayakkabılarımız vardı küçükken, şimdikilerin arabalı terlikleri gibi. O zamanki kadar fazla ışıklı ayakkabılar yok artık ama. Hala herşeyin küçüğü en güzel diyorum ben. Küçük olan herşey çok daha güzel... :)


Ve dün bir komşumuzun oğlunun düğünü vardı. Ben düğüne gitmedim. Annemi evden çıkmadan önce yakaladım ve düğün öncesi selfie'si çektik. :) Ve babamla annem dün düğün sezonunu açtıkları gibi kapadılar. Bu yaz pek fazla düğünümüz yok da... :) Ama düğünlerin en şık bayanı benim annem diyorum. Şu şirinliğe ve doğallığa bakar mısınız... Maşallah anneciğime ve bize... :) 

Böyle geçti bir hafta daha işte. Yeni hafta güzelliklerle dolu, sağlık ve bol huzurlu gelsin geçsin inşallah... :) Sevgilerimle...

22 Haziran 2014 Pazar

Pazar Yazısı - #5 - El Emeği


Ben bu yazı dizimin altında, Pazar günlerimi ve tatil anlarının bıraktığı izleri yazıyorum. Diğer Pazar Yazısı yazılarımı, burada bulabilirsiniz. :)


Bu Pazar sakin ve güzel bir güne uyandım yine. Uyandığımda annem ve babam, halamlarda erkenden kahvaltılarını yapmış gelmişlerdi. Kendime gelmem, sabah egzersizlerim, kahvaltı, sohbet vs derken zaman geçti öğlene kadar. Sonrasında ise günümün yarısını üstte resmini gördüğünüz örgü işine ayırdım bugün yine. Ama bu sefer bitirme dokunuşlarını yaptım şükür ki... :)


2 ay kadar oldu. Nisan'da elime almıştım bu ipi, ve ancak Haziran'da bitirebildim. Çünkü uzun zamandır örgü örmediğimden ötürü, bir şekilde hamlamışım. İstediğim düzeni tutturana kadar, ör-sök ör-sök düzeninde takıldım biraz. :) Sonra tam tutturmuşken, finallere hazırlık devresi başlayınca; yine bir şekilde aksattım tabii...

Ama nihayetinde başarıya ulaştım işte. Ördüğüm hardal sarısı boyunluğu, bu öğlen bitirdim. Öğleden sonrasında da kestim (Örgüyü bitirme işlemini yaptım yani). Ve sonunda yaz başında boyunluğumuz hazır oldu. Ellerime sağlık, azmettim başardım işte bir örgüyü daha. Bir açılıp bir bozulan havadan ötürü, belki de sonbaharı beklemek zorunda kalmam kullanmak için. :)

Ben bu örgüyü annem ile kendime ördüm. Bende annem de beğendik şükür. Onca zamandır İnstagram'da ve bloğumda bahsetmişken bu boyunluktan, sonucunu da paylaşmadan olmaz dedim. Daha nice örgülerimizin ve el emeklerimizin sonucunu görmek nasip olsun inşallah... :)

Günün bitmesi için son saat içindeyiz. Annemler bir komşumuzun oğlunun düğününe gittiler bu akşam, bende film ve arkadaşlarla sohbet derken takıldım işte. Bu yazıyı yazmadan, örgümün sonucunu paylaşmadan olmazdı... :) 

Bir haftayı daha bitirmek üzereyiz, umarım güzel bir hafta olmuştur. Bu hafta bizim için, biraz sıkıntılı ama sonuna doğru güzel biten bir hafta oldu şükür. Allahım nice güzel haftalar nasip etsin. Mutlu günler. Sevgilerimle... :)

21 Haziran 2014 Cumartesi

Şiirlerle Hayat - #9 - Paul Eluard - Aydınlık


Bu yazı dizisini biraz ihmal etmiştim, ama döndüm yine buradayım. Bu yazı dizisini aylık olmasını istemiştim. Umarım bir daha bu kadar uzun süre ara vermem. Önceki Şiirlerle Hayat yazılarımı burada bulabilirsiniz... 

Şiirlerle Hayat yazı dizimin 9. yazısının şiiri; Paul Eluard ve Aydınlık adlı şiiri... Paul Eluard şöyle diyor; Hiçbir vakit tam karanlık değil gece... 


Aydınlık

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda
Açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır.
Bir yaşam vardır yaşam

Bölüşülmeye hazır…

Paul Eluard

Paul Eluard, hem aşk hem de devrim şairi olarak 20. yy'ın en büyük Fransız edebiyatçılarından biridir. Paul Eluard hakkında daha fazla bilgi için, Buraya bakabilirsiniz...



Paul Eluard'ın bu şiirini her okuduğumda aklıma annemin öğütleri gelir. Canım annem, öğütleri ve kendisi hayatımdan hiç eksik olmasın inşallah... :)

Annemin çok sevdiğim bir öğüdüdür. Bir şeye üzüldüğümde annem bana yinelemese de, hep hatırladığım bir sözüdür şu öğüdü; Her kış yazına, her gece de sabahına kavuşur. Sen karartma içini...

Ve bir de şunu söyler canım annem; Her acının sonunda mutluluk, her sabrın sonu selamet olur Allahın izniyle... Sabretmeliyiz... :)


Ve şiirde ne güzel demiş Paul Eluard;

Uzanmış açık bir el, canlı canlı bakan gözler vardır. Bir yaşam vardır yaşam, bölüşülmeye hazır... 

Bir sürü hayat var hayatın içinde. Ve hayatlar içinde bölüşülen nice yaşam. Ailemle bölüşüyorum ben hayatımı. Ve hayatımda elini uzatacak biri daha olacak mı diye de merak etmeden edemiyorum yine bu sıralar, düğün mevsimi yine açılmışken...

Her sabrımızın sonu selamet, her acımızın sonu mutluluk; her karanlığın sonu aydınlık, her kışımızın sonu da bahar olsun inşallah... Paul Eluard'ın hayat kokan şiirini paylaşmadan edemezdim. Haziran bitmek üzere, Temmuzda görüşürüz ve mutluluklar bizleri bulur inşallah... :)

Sevgilerimle... 

20 Haziran 2014 Cuma

Hayattan Olumlamalar...



Demokritos şöyle demiş; 

"Mutluluk da ruhundur, mutsuzluk da." Ve "Ruh, mutlu-mutsuz varlığın durağıdır." 

(2013'e dair resim dosyalarımı karıştırırken buldum bu resmi yine. Ve yinelemek istedim bahsedeceklerimden önce. 2013'den bir olumlama yazımda bahsetmiştim yine. Burada...)


Arada sık sık insanın kendini olumlama ile hayata adapte etmesi lazım diye düşünüyorum... 
Demokritos bilgisayarı karıştırken iyi geldi yine bana... :) 

Varlığımızın durakları var Demokritos'un da dediği gibi; mutluluk da var bu hayatta mutsuzluk da... Duraklayacağız hayat boyu; bu değişmeyecek daha iyi anladım. Kimi zaman üzüntülerle karşılaşacağız, kimi zaman da mutluluklarla... Ne kadar hayata sıkı tutunursak o zaman atlatması kolay üzüntüleri...

Hayat bizi kimi zaman yerden yere vuracak, kimi zaman da ellerimizden tutup "Şaka yaptım kalk hadi." diyerek kaldıracak... Yine de üzüntülü anlarımızda kimi zaman bunları düşünemeyip üzülmeye nasıl odaklanıyoruz değil mi? An'ı bazen de üzgün anlarımızda yoğun yaşıyoruz belki de... 

Hayatta mutlu ve mutsuz anlarımda da mantıklı düşünmeye çalıştıysam da, çok üzüntülü anlarımda mantığımı bende kaybediyorum bazen. Kendimi çözümsüz hissettiğim bir derde üzülürken bulduğum anda, hayata tutunan tüm varlığıma ihanet edip melankoliğe bağlıyor olabildiğim doğru. Yılda 1-2 veya bazen 3... Etrafıma zarar vermeden, sadece benliğime zarar veriyorum üzgün anlarımda. Ama bir insanın benliğine zarar vermesi dahi kabul edilemez oysa benim için. 

Benliğime zarar verdiğim her olayın tek sebebi, sevdiklerimin üzüntülerine karşı birşeyler yapamadığımdan. Bunu iyi biliyorum... Allahım bizi sevdiklerimizin üzüntüleriyle sınamasın. Hayat ne kadar zorlasa da bizleri zaman zaman, olumlamalarla ayağa kaldırmaya çalışan sevdiklerimizi de yanımızdan eksik etmesin... (Ömür boyu dostum olacak dediklerimizi...)


Fotoğraf babamın objektifinden. Beğendiği bir resimi fotoğraflamış. 
Google Görsellere "Fotoğraf Fevzi Yapıcı" yazarak, orjinal fotoğrafı görebilirsiniz. 
Kar'da açan bir kardelen, Babamın ve Fevzi Yapıcı'nın objektiflerine sağlık... :)


Güzel bulduğum ve hayata dair diye düşündüğüm birkaç söz paylaşacağım bugün... Bu sözleri ard arda bir Word belgeme alıntı yapıp kenara ayırmışım. Kesinlikle hepsi içimdeki olumlama yapma isteğime uyuyor tamamen. Düşüncelerimi dile getireceğim yine... :)

Mesela Konfüçyüs demiş ki; "Tanrım, bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver." 

Konfüçyüs'e göre varlığının mutlu olduğu duraklar kitaplarla dolu bir ev, çiçekler ile dolu bir bahçe... Benim ise buna ekleyebileceğim noktalar var; sevdiklerimle dolu bir evde yer yer kitaplarımla geçirdiğim vakitlerim ve çiçeklerle dolu bir bahçede sevdiklerimle çay eşliğinde ettiğim bol sohbetlerim olsun isterim...

Oscar Wilde şöyle demiş; "Bazıları gittikleri her yerde mutluluk yaratırlar; bazıları ise her gittiklerinde..."

Oscar Wilde, hayatımıza girmek ve hayatımızdan çıkmak istedikleri an'a kendileri karar verenlerden bahsetmiş. Ona göre de terkedilmek dahi olsa işin ucunda, bilmek istiyor gerçeği tüm doğrularıyla. Gittiğinde mutlu olduklarımız, yalanlarıyla hayatlarımızdan çıkanlar ve varlıklarıyla benliğimize zarar vermeye uğraşanlar bence... Ve gittikleri her yerde mutluluk yaratanlar, her defasında üzgün veya mutlu anlarımızda bir şekilde yanımızda bulduklarımız bence... 

Ve Ingrid Bergman şöyle demiş; "Mutluluk iyi bir sağlık ve kötü bir hafıza demektir." 

Katılmadan edemiyorum Ingrid Bergman'a. Bu dünyada öyle şeyler yaşıyoruz ki, hayat kimi zaman bizlere küçük kimi zaman da çok büyük oyunlar oynuyor. Ve etkisi büyüklüğüne göre değil, kalbimizin kırgınlık yapısına göre bizleri etkiliyor... Kişiler tarafından kalbimize ve aklımıza oynanan oyunlardan, vücudumuzu ve kalbimizi korumak için kötü bir hafızaya sahip olmak gerek. Kötü bir hafızamız var gibi davrandıkça da, iyi bir sağlığımız olacaktır.

Bir yerde okumuş ve paylaşmıştım yine bloğumda; Boşverdiğin kadar mutlu, takmadığın kadar huzurlusun... Kim demiş bilmiyorum ama çok iyi demiş... :)

Ve son olarak Paul Valery şöyle demiş; "Kitapların düşmanları insanlarınkiyle aynıdır; ateş, nem, zaman ve içindekiler." 

Gerçekten de böyle değil midir? Biri gelir hayatınıza girer, dost olarak kardeş olarak arkadaş olarak. Veya hayatınızdaki biri incitir sizi, veya hayat tarafından incinirsiniz; ve bir ateş yanar sanki içinizde. Söndürürsünüz ama nem tutar kalbiniz birden. Zaman ile geçecek dediklerinde, beklersiniz geçsin zaman diye. Sonra bir bakarsınız ki sizi içinizdeki bu duygular köreltiyor. İçinizdekilere engel olmaya başladığınız an kurtulursunuz tüm düşmanlarınızdan. Bu son söz de kesinlikle unutulmaması gerekenlerden bence... :)


Olumlamaları seviyorum, hayata daha adapte ve daha konsantre olmama yardımcı oluyorlar kesinlikle. Hayatımdan çok uzun zamandır eksik etmediğim olumlamalara devam edebildiğime de seviniyorum. Ve bu olumlamalar sayesinde, bu sıralar birkaç sorunu daha geride bırakma çabalarını fena atlatlamadık diyebilirim. Şükürler olsun. :) 

İyiyim yine; dostlar sayesinde, umutlar sayesinde, sözler ve güzellikler sayesinde... 
Hayat bir küçük çocuğun gülümsemesinde, bir dostun el uzatışında, bir annenin sarılışında düzeltiyor bizi. Eksik olmasınlar hayatımızdan.
Nice güzelliklere tutunmalı ve bırakmamalı...
Sevgilerimle; olumlu ve mutlu günler olsun inşallah... :)

18 Haziran 2014 Çarşamba

Arada Bir, Şöyle Dersin...


Arada bir tekrarlamak ister hayat kendini. Bitti sandığın sorunları yineler koyar önüne...


Arada bir dersin ki kendine; artık bazen gücüm yitip gidiyor. Ve bir sorun bitmeden diğerine yetişmem zor oluyor...

Dün ve bugün böyle dedim ister istemez kendime yine. Çünkü garip hissettiğim oldu kendimi dün yine. Üstelik kendime inancım yükselmişken ve iyiyken birkaç zamandır...

Dedim ya, hayat yineliyor kendini. Basit sorunlarla karşılaşmıyorum, basit sorunlara şımarmıyorum kendi içimde buna eminim. Sadece bazen hayatın akışında zorlanıyorum... Kalbim dayanmıyor gibi geliyor bana. İçinde bulunduğumuz durumun içinde sıkışıyorum...

Bir veya birkaç cümle ile anlatılamayacak durumlara giriyoruz. Benim bile anlatmakta zorlandığım ve hepimizin bile çözmekte güçlük çektiği sorunlar bunlar... İçinde bulunduğum durum zaten beni yeteri kadar karmaşaya sokmuş durumda iken, Ve ben bunlarla savaşabilirken, bir yeni sorunun gelişi; "İçinde hissettiğin karmaşadan kurtul, bak bu sorun daha önemli" diye uyarıyor sanki beni...

Bu bir isyan yazısı değil, bu yazı belki hayata sitem... Sanılmasın ki karmaşa yaşamıyorum ben. Sanılmasın sorunlarım yok... Sadece burada fazla dile getirmiyorum, hayat tarafından verilmiş sağlık dışındaki sorunları... Ailesel olsun, ilişkiler hakkında olsun; bazen bazı şeyler çok üst üste geliyor sanki...


İnsan böyle zamanda hayata tek bir şey demek istiyor; "DUR". "Gelme fazla üstüme, diretme daha fazla. Benim ederim ney ki? Epi-topu bir insanım bende, herkes gibi."

Ve sonra Allaha dönmem gerektiğini hissediyorum. "Allahım yemin ederim ki sitemim sana değil. Sadece bu kadar şeyin bazen üst üste geliyor olması, "Acaba ben mi başaramıyorum?" diye sormamı gerektiriyor bana." "Ve biliyorum, tüm bunlar sınav. Hayatımda bana verdiğin büyük bir sınav. Sana küçük gelen bu yükler, hasta bedenimin üstüne koskocaman bir yük gibi iniyor. Ama olsun senden gelen herşeye razı bir kulunum. Ama yine de ilişkilerden değil, hayattan sorumlu tut beni. Senin kudretin öyle büyük, öyle görkemli ki; hayatla savaşabilirim. Ama çeşit çeşit insanın her biri ile uğraşmam çok zor geliyor..."

Biliyorum bütün bunlar büyük bir sınav içinde, bana bahşedilmiş bir sürü sınavlardan sadece biri... İsyan etmiyorum, isyanım ne Allahıma ne de kendime. Sadece bazen ağır geliyor işte, söylemeden edemiyor insan. Etrafından ve sevdiklerinden üzüldüğün şey adına saygı bekliyor ve es geçilmemesini istiyorsunuz. Bu durum ciddi diyorsunuz kendinize, bu durum ciddi. Ve benim biraz dinlenmem ve içimin fırtınasını bir şekilde dindirmem lazım, dindirmem ve durulmam...

Ve asla ama asla pes etmemem gerek, biliyorum. Hayat başına da yıkılmış gibi gelse, üzüntünü yaşa ve sımsıkı sarıl hayatına ve sevdiklerine... Hayatım değerli, üzüntüler ise gelip geçmeli... Bedenim, ruhum ve sevdiklerimle mutlu yaşayabilmem için...


İsyankar değil, sitemkarım biraz bu aralar... Ne siyahım, ne de beyaz... Griyim arada ama iyiyim...
Dinlenmem ve durulmam belki biraz zaman alacak, ama hayattan soyutlamam gerekmeyecek kendimi. 
İyiyim, dünden daha iyiyim... 

Zamanla bunların da geçeceğine inanıyorum... Allahım'dan büyük bir sabır diliyorum, vücudumu ve kalbimi sağlam tutabilmek için...
Buralardayım ben yine ama. Sadece bunu es geçmeyip kaydetmem gerekli dedim kendime... 

Hayat bu sıra biraz alaycı takılıyor da bizimle... :) Sevgilerimle...

16 Haziran 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #53


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)



Geride bıraktığımız hafta, finalleri ve aynı zamanda bir dönemi ve seneyi daha bitirmiş olmanın rahatlığı ile başladı. :) Finaller güzel geçmişti, şimdi sonuçları beklemekteyim... Ama içim rahat aslında. Çünkü hakkıyla çalışarak girdiğimi ve sonuçların umduğum gibi güzel geleceğini düşünüyorum. :)

Bunlar dahilinde, geride bıraktığımız hafta nasıl geçmiş bakalım? :)



Haftaya, bir önceki haftanın haftasonunda kestirdiğim saçımın yeni hal fotoğrafını paylaşarak başladım. 
Cidden ama cidden beğendim ve kullanım açısından da çok rahatım. 
Esasında bu konuda şurada daha ayrıntılı bahsettim. :) 

Ama yeniden yineleyeceğim tek şey; bir asla'mı daha gerçekleşmiş bulundum. Küçüklüğümden beri uzun saç delisi ben, en kısa saçlı halimle karşınızdayım. :) Büyük konuşmaya veda etmiştim ama, eski asla'larım da yakamı bırakmıyor işte... :)


Bu hafta içinde en sevdiğim şeylerden biri olan "Hal incelemelerimden birini" yaptım yine resimle. Her insanın odaklanma halleri vardır mesela. Kimi dudak büzer, kiminin dudağı aralık olur. Kiminin gözleri kısılır... 
Kiminin de gözleri kısılır ve ciddileşir benim gibi. :)

Kağan'ımın da odaklanmış hali, üstte görüldüğü gibi; yanaklar şişmiş, dudaklar önde ve benim gibi ciddi... :) Kuzumun her halini seviyorum. Her hali güzel geliyor bana, maşallah... :)


Haftaiçinin son günüydü bu resmi çektiğimde. Kağan'ınımızın haftasonuna doğru yine bir özlem içinde her yere saldırma haliydi. Anne-babasını görmeye yakın haftasonuna doğru, daha da huysuz veya yaramaz oluyor kuzucuk. Enteresan hal alıyor yani... :) 

Üstteki resimde kendi çekmecelerini karıştırırken, annannesine yakalandı. "Bence Haziran Ayının An Yakalamalarının En Güzellerinden" oldu bu fotoğraf... :D 
(Not: Fotoğrafın çekiminden sonra, Kağan'ı kovaladık odadan. :D)



Annemin Kağan'ı uyutma çabalarından birinde çekilen bir fotoğraf bu da, Cuma gününden. Annem ne yaptıysa da uyumadı o gün Kağan, babasını beklemenin heyecanından... :) Bu haftasonu fırsat bulup aldı Kağan'ı eniştem, anne ve babasıylaydı yani haftasonu. :) 

Ve annanne-torun ilişkileri, çok güzel maşallah. Birbirlerine kızarlar, inatlaşırlar, bazen küser bazen darılırlar; ama birbirlerini çok severler ve vazgeçemezler onlar. İki sevgili gibiler. Kağan ile birçoğumuz öyleyiz belki. Ama Annannesi ile arasında daha değişik bir bağ var. :) 

Maşallah Allahım bozmasın ve ayırmasın inşallah; sevenlerin gönüllerini. Ve düşürmesin birbirini sevenleri ayrı... :) Allahım korusun tüm yavrularımızı ve sevdiklerimizi... 


Ve haftasonum defterlerimle ve kitaplarımla, yani sevdiğim şeyler ile uğraşmakla geçti. :) Kağan'ım anne-baba evinde iken, defterlerime ve kendime vakit ayırıp toparladım biraz defterlerimi... Finallerden fırsat bulamamıştım epey malum. Feci iyi geldi... :)


Ve kuzucuk dün akşam döndü bize yeniden. Uykusunu uyudu, reklam keyfi yaptı. Ve sonra da bana gözlerini kapatarak gülümsedi ve poz verdi. Kuzum maşallah, dün daha sakin ve iyiydi... :)

 Küçük bir çocuk; anne babası çalışıyor olunca, en azından haftada 2 günü anne ve babası ile geçirince daha sakin ve rahat oluyor. Dün bunu bir kez daha görmüş olduk Kağan'ımda. Büyüdükçe anne-babayı daha çok özler ve arar oluyor. Ne bizden ayrılmak istiyor, ne de onlardan... :) 

Ablamlar bu zamana kadar her haftasonu alamadılar, çünkü her ikisi de genellikle Pazar günleri tatil yapıyorlar sadece. O tatil gününü de Cumartesi akşamından bize gelip bizde geçiriyorlar. :) Bundan sonra, haftasonları daha çok alabilmeye gayret edecekler. Çünkü Kağan büyüdükçe daha da anne ve baba ile geçirmek istediği vakit artıyor. Ve onu teselli etmek büyüdükçe daha zorlaşıyor. :) 

İnşallah Allahım iş kolaylığı versin ablamla enişteme ve cümlesine. Hayırlısı olur bir an önce inşallah.
Bir hafta daha böyle bitti işte... Yeni hafta için mutlu ve bol kavuşmalı günler diliyorum... :)

15 Haziran 2014 Pazar

Babalar Günü Bugün...


Bugün Babalar Günü. Ve aslında ben böyle günlere biraz hassas bakıyorum. Anne ve Baba konusu hassas bir konu. İnsanoğluyuz, ölüm hallerine çok sık rastlıyoruz. Ve dilimize en çok dolanan sözler; "Keşke anne ve babalarımız ölümsüz olsalar." "Keşke insanoğlu olarak ölümsüz olsak ya da..." :)

Anne ya da babasını kaybeden arkadaşlarım oldu, veya anne babasını tanıma şansına erişemeyenler. Anne-babalığın doğurmak ile olmadığını; hayat boyu sana destek çıkıp annen-baban kadar sevdiğini belli edenlerin de anne-babalığını kabul eden arkadaşlarım da vardı, anne ve babası olmadığı için isyan edenler de... Her yol şuna çıkıyordu aslında; Anne ve baba dediğimiz kişilerin yeri hayatımızda bambaşkaydı...

Şimdi üstte yazdıklarımı düşününce; "Böyle günler hassasiyet içermeli." diyorum. Bugün babalar günü, ama benim babam da babasıyla vakit geçirme şansına erişemeyenlerden maalesef. Babasını 7 yaşında kaybetmiş. Bu sebeple bende dedemi tanıyıp bilemedim tabii ki...

İşte bu anne ve baba günlerinde durum bu halde oluyor biraz da benim için. Dilim varmıyor aslında, anne ve babamı kaybetmeyi istemiyorum. "Allahım onlara uzun ömür versin; beraber bir ömrümüz olsun." Diyorum. Anne ve baba olmak, kolay. Annelik ve babalık yapmak zor elbet. Şükür annemiz ve babamız, iyiki bizim annemiz ve babamız ablamla... Allahım anne ve babalarımızı başımızdan eksik etmesin...

Derler ki; Anne gezindiğin bağ, baba yaslandığın dağ'dır. Hayatında yaşadığın en güzel zamanlar, Annen ve babanla geçirdiğin zamanlardır... Allahım bu zamanlarımızı hep mutlu kılsın... :)

Ve unutmak kolay değil, Soma'da babalarını yeni kaybedenleri... Soma'da vefat eden babalarımızın ve baba adaylarımızın da babalar günü kutlu olsun. Mekanları cennet olsun...


Resim 2012 yazından, bir piknik esnasında tavla kapışmamızdan. Bana tavla'yı  ve öğrettiğin ve çoğunlukla yendiğin için de teşekkürler babacım. :)

Hep söylüyorum ki annem için; O Benim Dünyam... Annem kadar Babam da önemli benim için. Ailem bu hayatta çekinmeden sırtımı dayayabildiğim yegane insanlardan... :)

Ben kendimi şanslı hissediyorum, babam açısından da kendimi. Çünkü babam kendi anlatır onun zamanında anne ve babalığı; "Çocuklarını sevemezmiş eskiler. Anne-babadan sert şekil gördükleri için, doğrusunun bu olduğunu düşünürler ve çocuklarına sert davranırlarmış. Ve birinin yanında çocuğunu sevmek  nerede? Büyüklerinin yanında çocuğunu kucağına bile alamazmış erkekler. Ve bilirsiniz, o zamanlar büyüklerle beraber yaşayan çok insan varmış... Anne sevilse de, babadan hep korkulur mu çoğunlukla."

Babam, bu şekil evladını sevememe durumlarını sevmezmiş hiç. "Ben çocuklarıma böyle yapmayacağım." demiş. "Çocuklarım benden korkmayacak, kapıda karşılayacaklar beni. Utanıp odalarına kaçmayacaklar." Demiş. Gerçekten babamızdan korkmadık öyle, ve şımarmadık da eskilerin dediği gibi...

Bu sebeple kimimiz şanslıyız diyorum zamanımıza göre. Eskiden aileler, çocukları şımarmasın diye yapıldığı söylenirmiş, evladına yaklaşamamak. Ve büyüyünce, anne ve baba sevgisine hasret büyüdüğünü söyler durur eskiler. Diyorum ya; anne-baba olmak kolay, annelik-babalık yapmak zor... 

Ben Babama teşekkür ederim; 

Bizi desteklediği ve geri plana atmadığı için. 
Bize layığıyla babalık yaptığı için, bizimle sohbet ettiği için, bizimle vakit geçirmek için zaman ayırdığı için,
Ve babama teşekkür ederim kahramanımız olduğu için... 
Beni ve ablamı hiçbir zaman birbirimizden ayırmadığı ve değerli hissettirdikleri için teşekkür ederim anne-babama...

Evlatlarına vakit ayıran, onlara değerli olduklarını hissedip özgüven sahibi insanlar olarak yetiştiren anne-babalara, 
Ve öz anne-baba olmamalarına rağmen, evladıymış gibi hissettiren anne babalık güdüsünü içlerine yerleştiren bireylere,
Selam olsun benden... 

İşte böyle anne-babalar varken, hayat daha güzel... :)

Canım babamın ve babalığını layığıyla yapan babalarımızın, baba gibi annelerimizin ve tüm değerlilerimizin günü de bugün bence. 
Babalar günü kutlu olsun... :)

Sevgilerimle...

Biriyle Tanıştım; Tayfun Sav'a Sevgilerle...


Geçen hafta bugün biriyle tanıştık ailemle beraber; Tayfun Sav'dı tam adı. Biz onu esasında Kavak Yelleri'nde Efe'nin Babası olarak tanıyoruz. Şimdi de, Samanyolu'ndaki Küçük Gelin dizisinde oynuyor. Eminim hepiniz hatırladınız zaten. :) Ama açıklama yapma gereği duyuyorum yine de. Çünkü her ne kadar çok dizi izliyor olsak da, izlediğimiz dizideki tüm oyuncuların ismini bilemiyoruz.

Şayet bende ablam geçen hafta Salı günü arayıp, "Görüşmeye çağırıldım Türkiye'nin Yeni Yıldızları Tarafından. Tayfun Sav ile de görüşecekmişim Pazar günkü iş görüşmemde" deyince,
"Tayfun Sav mı?" dedim birden. :)
"Kavak Yelleri'nde Efe'nin Babası rolünde oynayan vardı hani?" deyince, şaşırdım kaldım tabii. :)



Ablam cv'sinin bulunduğu iş bulma sitesinden bulmuş olacaklarını düşünüyor,
"çünkü iş arama esnasında karşıma çıktığımda böyle bir şeye başvurmuştum zamanında." diyor. "Gideceğim şansımı deneyeceğim." dedi tabii. :)
Açıkçası sevinmedik de değil. Ablamın yüzünü beğendiklerini söylemişler, "Ve lütfen görüşmeye gelin bir görüşelim." demişler. :)


İşte bu sebeplerden ötürü, Pazar günü söyledikleri otele gittik, öğlen 12:10 sularında idi randevusu ablamın. Görüşeceği kişiler arasında Tayfun Sav ve birkaç bayan varmış. Bayanların ünlü olup olmadıklarını bilmiyoruz. Ben rahatsızlığım dolayısıyla onlar görüşmede iken, arabadaydım. O sıcakta yorulmam, epey beni zor duruma sokacağından girmedim ben otele. Bir de Saat 14:00'da yine sınavım vardı, ona çalıştım biraz.

Ablam görüşmeye girdi, bilgilerini verdi, görüştüler. 1-1.30 saate yaklaşık sürdü bu görüşme safhası, beklemesinden görüşme süresine kadar. Görüşmeden sonra arabaya doğru geldiler. Camım açıktı, camdan kimi gördüm dersiniz; Tayfun Sav'ı. Mütevazi ve düşünceli insanları çok severim. Arabadan ayaklarımı dışarı çıkardım babamların yardımıyla, ve Tayfun beyle biraz sohbet ettik. :)

Annemler benden bahsetmişler, "Kavak Yelleri'ni severek izledi, hala da izliyor" demişler. "Rahatsızlığımdan, hayata bakış açımdan, hala okuyor olmamdan ve de rahatsız olduğum için görüşmeye gelemediğimden." bahsetmişler... :)

Tabii bunları duyan Tayfun Bey benimle tanışmak istemiş. Mutlu oldum bende. Çünkü sanırız ki, hep şöhret herkesi değiştirebilir. Sanırız ki; Magazin programlarında kameralara saldıran, bir merhaba demeden geçen veya ünlü olduğu için işini yapan magazincileri azarlayan insana "ünlü" denir.

Biz sohbet ettik ve sonra da babam bizim fotoğrafımızı çekti sağolsun. Benim için çok güzel bir hatıra oldu. :) Böyle an'lar yaşayınca, insan iki yabancının illa bir gerçek sebep dedikleri bir iş olmadan da, sohbet edip güzel bir an'a tanıklık edebileceğini görüyor. Buna insan olarak, bu sıralar yaşanan kavgaların ve kötü olayların ardından cidden ihtiyacımız var... :)



İşte Tayfun bey gibi, mütevazi ve güzel yürekli insanlarda var şükür ki. O, beni görmeye geldi. Benimle tanışmak ve bana azmimden dolayı tebrik ettiğini dile getirmek için... Ben böyle biri ile tanıştığıma çok memnun oldum ve hiç kendimi yabancı hissetmedim Tayfun beye.

Sadece heyecandan; "Kavak Yeller'inde sizin "eşşek sıpası" demenizi ve karakterinizi çok seviyordum" diyemediğime üzüldüm. :D Eee insan karşısında beklemediği birini görünce, ne söyleyeceğini unutuyor ama değil mi? :)

Ben Tayfun beyle tanıştığıma çok memnun oldum. Bir dost, bir babacan tavır edasıyla sohbet etti benimle. Ve Tayfun bey'i iyi bir tiyatro ve dizi oyuncusu olarak izlemeyi gerçekten çok severim... Ve sağolsun, üstteki resminin arkasını bana imzalayıp getirmişti bir de. :) Hatıra olarak bazı notları sakladığım dosyama yerleştirdim onu da, baktıkça mütevaziliğini ve hoş sohbetini hatırlayacağım... :)



Ve dediğim gibi ben onu belki Kavak Yelleri'ndeki rolü ile benimsedim daha çok, ama o bana Küçük Gelin'deki rolünde kendisinden nefret edip etmediğini sordu. İlk başta anlayamadım, çünkü fazla izlediğim bir dizi değildi. Bir kere tekrar olarak bir haftasonunda denk gelip izlemiştim. Ama kendisine de söylediğim gibi;

"Olur mu öyle şey, nefret etmiyorum; o bir oyunculuk göstergesi sonuçta. Karaktere nefret duyabilirim ancak, sizin oyunculuğunuzu seviyorum." oldu cevabım :)


Tayfun bey okur mu bu yazımı bilmiyorum. Ama bir oyuncu olarak, dizideki rolleri veya tiyatro sahnesindeki performansıyla hitap ettiği izleyicilerine, böyle candan ve ilgili bir tavır sergilemesinden ötürü ben kendi adıma çok teşekkür ederim. :) Güler yüzünüzle ve sohbetinizle, hayatıma çok güzel bir an bıraktınız... Oyunculuğunuzun ve başarılarınızın sürmesini dilerim... :) Sizin gibi oyunculara ve karakterlere ihtiyacımız var...


Ve ablamın iş görüşmesi noktasına gelirsek; Görüştüğü kişiler, kapak fotoğrafları çekimlerine davet etmişler. Ancak çalışma düzenleri sözleşmeli olduğu için, ve henüz bizimde bu açıdan durumumuz şu an için uygun olmadığından, ablam şimdilik hayır demek zorunda kaldı. "Ama bir gün durumum iyi olacak olursa, sözleşmemi yapıp çalışmayı düşünebilirim." diyor. Hayırlısı inşallah, kısmet yani... :)

Sevgilerimle, Didem KÖSE... :)

14 Haziran 2014 Cumartesi

Not Aldım Veya Not Ettim - #14 - #DetaycıyımBiraz


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)


Finaller, haftasonu, Kağan ile koşuşturma, Yaz temizliği derken; Not Aldım Veya Not Ettiklerimi yazmaya ancak fırsat bulabildim. Bakalım 2-3 hafta boyunca yazamadığım zamanda, ne gibi notlar almışım... :) İyi okumalar...


Detaylara fazla takılıyorum bazen...

Bunun fazlaca farkındayım ne yazık ki; benim detaylara fazla takılan yapım ortaya çıkıyor bazen. Aslında bu her zaman mı oluyor bilmesem de, bazen çok takıldığımı ben dahi hissediyorum. Ve bunu çevremden güvendiğim insanlara sorup da, "Evet bazen detaylara ve ayrıntılarına fazla takılıyorsun. Yazılarından belli oluyor." demesi hoşuma gidiyor. Böyle söylendiğinde hiçbir sorun yok benim için. Ben arkamdan konuşulmamasını tercih ederim. Gerçi arkamdan konuşanı, zaten dostum sayamam.  (Buyrun yine detaya takıldım işte) :)


Bazen birşeyi yazarken, "Şöyle oldu, ondan önce böyle olmuştu, bak aklıma geldi bir de bir zaman şöyle olmuştu" gibi, uzatmalarım uzuyor da gidiyor. :) Ama buna engel olamıyorum da bazen. Sinirli olduğumda veya bir şeye kafam takıldığında, veya üzgün olduğumda duygularım dışarıya taşıveriyor tüm yoğunluğuyla. Sırların dışarı taşmasından bahsetmiyorum. Ben detaylara takılmamdan bahsediyorum. Lütfen konumuza geri dönebilir miyiz? (Sanırım kendi kendime konuşmaya da başladım. :) )


Diyeceğim o ki; detaylara takılmamaya karar verdim bu sıra. Herşeyi bir plan altına almaya ve kontrolü elimde tutmaya çalışıyorum bir süredir farkındayım. Bu egzersizlerimi aksatmadan yapmamda tamamen yardımcı oluyorsa da, yazı yazarken kontrolden çıkabiliyor bazen. Detaylara takılma problemim, sanki derslere yoğunlaşmadan önce daha az gibiydi. Karar aldım, dersler ve sınavlar da bitmişken, kendime zaman ayırmayı ön planda tutmalıyım. Kitaplarıma ve defterlerime odaklanıp, detaycı ve herşeyde plancı yanımı biraz olsun susturmaya çalışacağım. :)

Rüyalarım seyir değiştirdi yine bu ara...



Dönem dönem rüyalarım seyir değiştirir benim. Bu sıra da aynı oldu. Bir öyle rüya görüyorum, bir böyle.
Bazen hayallerim ile ilgili görürüm rüyalarımı sık sık, bazen de değişik ve hayalgücümün sınırları zorlayıcı rüyalar görürüm...

Dün bir rüya gördüm mesela, Sabah hayrına anlatıyorum okuyucu; (Hayırdır inşallah) :)

Böyle kocaman bir kütüphane gibi eğitim yerindeyim. 
Öyle bir yer ki ama, görsen hayret edersin. 
Dünyanın hangi şekle bürününce nasıl hale geleceğinden,
Sınavları dert etmeyip, okula gelen öğrencilerin olduğu,
Öğretmenlerin ise ciddi anlamda öğretmek için ders verdikleri bir yermiş... :)

Hiç boş öğrenci yok içinde mesela. 
Bir odaya giriyorum, bir öğrenci bir görsel hazırlamış. 
Son teknolojinin olduğu bir odaymış bu. 
Görseli yaklaştırıyorum, dünyanın bir sürü olayın biraraya geldiğinden sonraki halini gösteriyor bana.
Kıpkırmızı bir dünya bu dünya, ve içinde katmanlar kıpkırmızı.
Özelliklerini, yapısını okuyoruz. Çok inandırıcı ve gerçekçi geliyor bana. 
Başka bir odaya giriyorum; psikoloji dersi işleniyor. Başka bir odada coğrafya, başka bir odada başka bir ders. Oturup hocalarla gülerek ve eğlenerek ders işliyoruz. Hiçbirinde sıkıntı yok, hiçbirinde sıkılan öğrenci yok. :)

Sınav telaşı olmadan bir eğitim yeri olsa keşke öyle dedim bu sabah uyanınca. :) 
Çok güzel değil mi ama? :)

Sabah anneme anlattığımda, "Kırmızı uyarıcıdır. Güzel görmüşsün." dedi. "Acaba böyle bir yer aç mı diyor rüyam anne?" dedim bende. "Yok o kadar da değildir Didem" dedi annem de bana gülerek. :) 
Düşünün rüyalarımın nasıl etkisinde kalıyorum


Annemin teyzesi (Aslında bizim dediğimizle halamız) çok güzel bir laf söyledi geçenlerde, bende bu lafı not aldım; :)

3 hafta önce İstanbul'da yaşayan Mercan Halamız ve eşinin bizim apartmanımıza taşındığından bahsetmiştim. :) 3 haftadır gayet iyi gidiyoruz. Halamın sağlık durumu daha iyi gibi gözüküyor bize. Kendisi 3-4 ay'a yaklaşık süredir hasta. Umarım çabuk toparlar da, tedavilere daha güzel sonuçlar verebilir... :)


Geçen haftaydı sanırım, halamlar bizde iken ve otururken, bir sohbet konusu açıldı. Ve halam şöyle derler dedi; "Birini tanımak istiyorsan, ya onunla alışverişe ya da seyahate çık, ya da otur onunla yemek ye. Bir kişiyi ancak öyle tanıyabilirmişsin." Güzel ve doğru söz değil mi? :)

Ben bu sözü şöyle biliyordum; "Birini tanımak istiyorsan, onunla mutlaka bol bol yolculuğa çık." Alışveriş ve yemek yemek de mantıklı.

Nereden çıktı ki diyeceksiniz. Ama ben detaycı ve duyduklarımı düşlemeyi seven biriyim, dediğim gibi. Ve cidden halam deyince düşündüm;

"Tanıdığımı düşündüğüm birkaç kişiyi hiç ama hiç tanımadım ki ben. Sadece onların bana gösterdikleri kadarını görebildim."

Ama aynı zamanda "Tanımak için çabaladığım ve aynı amaçlar uğruna bir araya gelip tanımaya yöneldiğim kişiler var. Boş yere birbirimizi tanımak için karşılıklı bir girişim içinde bulunmayanlar için canımı sıkmam cidden boşa. Çünkü onlar benim görmek istediğim ve onların bana gösterdikleri kadarlar benim hayatımda."

İşte bu... :)


Bu Haftanın Şarkısı; İrem Derici - Kalbimin Tek Sahibine...




Bu yazıyı şarkıyla bitirmek alışkanlık oldu artık. Her ne kadar 3 haftadır yazamadıysam bu yazı dizimi, yine eskisi gibi yazabileceğimi hissediyorum. Şükür dersler ve sınavlar bitti, umarım bir daha ayrılmam yazı yazmaktan... :)

Bu haftanın şarkısı; benim için İrem Derici idi. Kalbimin Tek Sahibine demiş. Uzun zamandır sanırım, düğünlere yakışacak şarkı yapan olmamıştı. Bana öyle geliyordur belki de. Ama 2014 yazında evlenecek olsaydım, düğünde ilk dans şarkım yapardım. Ve müthiş bir hatıra olurdu... :) Kalbimin Tek Sahibine parçasını paylaşıp kaçıyorum o zaman. İrem Derici'ye selamlar olsun... :)

Sevgilerimle...


Not: Yazıdaki resimler internetten alıntıdır. Atlı resim 1000 parçalık bir puzzle resmidir. Hepsiburada.com'da puzzle bölümüne bakarken, beğenerek alıntı yapmıştım. Karmaşık ve detaylı, ama detayları çok güzel bir puzzle. Bu puzzle'ı yapıp, evimizin bir köşesine asmayı isterim. Salona da, odaya da çok yakışacağını düşünüyorum... :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...