30 Ocak 2016 Cumartesi

İzlemek İstediğim Filmler Listem 2


13 Ekim 2013 tarihinde ilk izlemek istediğim filmler listemi paylaşmıştım buradan ve listedeki filmleri bitirmem 3,5 sene sürdü, 2013'ten bugüne dek. 2013'te yazdığım o ilk İzlemek İstediğim Filmler Listem burada... İlk listeden bir filmi bu ikinci listeye aktararak (Pamuk Prenses Ve Avcı), listemdeki diğer filmleri izleyip bitirmiş halde bu yazıyı yazıyorum yani şimdi.

Bloğumu açmadan öncesinden beri tuttuğum listelerden biri filmler listem ve bloğuma yansıtmam ise 2013 yılından beri hakim işte. Bu 3 yıl içinde birçok film izledim aslında, ama bu listedekileri ancak bitirebildim. Çünkü beğenmediğim filmler de oldu ve yenilerini ekledim. Yer yer vaktim de olmadı, bu listeden izleyemedim... İkinci listeme bu sefer daha da canla başla merak ettiğim filmleri koydum, daha çabuk bitirebileceğimi düşünüyorum bu sefer bu yüzden. En fazla 3 ay sürer inşallah diyelim mesela... :)

Bu Listede 21 film var. Baş sırasında da, diğer listeden izlemediğim bir film var. Epeydir izleyesim gelmiyordu bu filmi, ama listeden de çıkartmak istemiyorum. Bazen bazı film tarzlarının modunda olmadı mı olmuyor işte insan, epeydir bekliyor bu film izlememi. Yeni listeyi yapmayı da ertelemek istemeyince, yeni listeyi oluşturmak için fırsat oluşturdum kendime...



Önceki listemde de bahsemiştim "Msn Galeri - İç Ferahlatan Mekanlar" diye bir yazı dizisinden. O klasörden beğenip aldığım resimlerden oluşan bir klasörüm var. Bu resim de o klasörden işte. :) 

Ve İşte İzlemek İstediğim Filmler Listem 2;

Pamuk Prenses Ve Avcı

The Spectacular Now (Şu An Muhteşem)
Mr. Nobody (Bay Kimse)
Kadın Kokusu
Serendipity
Çifte Mutluluk

Leap Year
My Best Friends Girl
Senden Nefret Etmemin 10 Sebebi (10 Things I Hate About You)
Uyumsuz (Divergent)

Hırçın Sevgilim
Can Dostum (Intouchables)
My Name İs Khan (Benim Adım Khan)
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Joy

Bir Varmış Bir Yokmuş
Evlenmeden Olmaz
Karışık Kaset
Dedemin İnsanları
Taş Mektep


Geçen sefer 27 film varmış, bu sefer 21 film var. Tabii zaman zaman eski listedeki filmler üzerinde değişiklik yaptım, listenin ilk halindeki filmlerin birkaçını zamanla değiştirmek durumunda kaldım kendimce. Devam ettiremediğim birkaç film oldu çünkü. Beğendiğim filmlerin ise yazısını yazdım... (İlk listemden en çok beğendiğim iki film; Amelie ve Uzaktaki Anılar filmleri oldu) Yeni listede değişiklik yapmamayı, izleyemesem bile öylece işaretlemeyi düşünüyorum bu sefer...


Bakalım bu listedeki filmleri izledikçe neler olacak. Film izlemek de kitap okumak gibi ama daha başka. Filmlerde başka dünyalara görsel olarak uçuyorsunuz bu sefer. Etkisi belki kitaplardaki gibi değil, ama filmlerin de müzikleriyle ayrı bir dünyası var; hayallerimizi ve bakış açılarımızı büyüten... Dünyamızı ve bakış açılarımızı genişletecek, güzel filmler izleyebilmemiz dileğimle...


Merak ederim bu arada, yazımı bitirmeden ekleyeyim; film listemde daha önceden izleyip de beğendiğiniz ve önce bunu izle dediğiniz filmler varsa bana yorum yapın lütfen. Beni habersiz ve yorumsuz bırakmayın olur mu? :) Sevgiler...

27 Ocak 2016 Çarşamba

Final Haftasonundan Kalanlar - Ocak 2016


Bir Final dönemini bitirip bir güz dönemini daha geride bıraktık, geçtiğimiz haftasonu. Kaldı mı sana, bir aksilik olmazsa 2 dönemim daha. 2 dönem sonra mezunum Aöf Sosyoloji bölümünden. Bu zamana kadar hiç fena gelmedim ve 4. sınıfımdayım. 1 dönem uzayacak bundan sonra da inşallah sadece. Sağlıcakla kalan derslerimi de bitirsem sorunsuz, rahata ersem bir an önce diyorum. Finallerim fena geçmedi ama 2 ders "biraz" kötü gibiydi. O 2 dersten zayıf not gelebileceğine hazırlıyorum yine de kendimi, ne olur ne olmaz sonuçlarda göreceğiz. Ama kıtı kıtına geçebilmem de mümkün o derslerden...

Öğrenmek çok güzel de, sadece şu sınav zamanlarına yaklaştıkça üniteleri bitirme derdi geriyor 1-2 senedir beni. Onun  haricinde bölümümü de, öğrenmeyi de feci seviyorum. Maşallah bana, bize ve öğrenme aşkımıza... :)

Sınavlardan sonra Avm gezmelerimiz, 4 senedir çoğunluk olarak bir gelenek halinde gerçekleşmekte bir süredir. Soğuklarda hiçbir yere çıkamayan ben, bu fırsatı iyice değerlendiriyorum doğrusu. Bu dönem vizelerde de finallerde de tam değerlendiremedim ama Avm zamanlarımızı. Finallerde bir Cumartesi günü gezebildik, Pazar günü ise hava muhalefetinden dolayı direk eve döndük sınav sonrası... Üstteki fotoğraf da Cumartesi gününden, Anatolium Avm'nin önündeki ağaç. Bu ağacı geçen senelerde de koymuşlardı. Bu sene yine koymuşlar kapı önüne. Ben seviyorum ve yakıştırıyorum nedense...

Bu arada geride bıraktığımız bu Cumartesi günü, fazlasıyla video da çektim; müzikle düzenleyebilmek için ve video dünyasına adım atabilir miyim acaba diye. Deneyeceğim, not olsun buraya; bakalım yapabilecek miyim aklımdakini? :)



Avm'de dükkanların arasında gezerken; Anatolium'un içinde bulunan bu dekor evler, Kağanımın eğlencesi oldu o gün. Evlerin kapılarını tıklatmak ve camlarından evin içine bakıp birileri var mı diye kontrol etmek, dedesiyle oyunuydu o gün. Bu fikri biraz ben sunmuş olabilirim, evleri gösteren bendim. Ama içinde kim var acaba teyze, diyen o idi. Maşallah, mutlulukla ve şevkle oradan oraya koşturması bol bir gün oldu kuzumuz için... :)

Biraz alışveriş yapma fırsatı da yakaladık bu arada; Annem, ablam ve benim için... Ve kışa hazırlık oldu aldıklarımız bir yandan da bizim için. Benim pek ihtiyacım yok olarak görüyordum, ama ihtiyaçları tamamlamak annemin düşüncesinin işiydi yine. Bu kış için epey eksiğimi giderdik, çok şükür; annemin varlığına da, bugünlerimize de...

Günün Alışveriş Merkezi sonrası güzel sürprizler de yaşadık, güzel olaylara da yol aldık gibi. Hayra erer de, burada da yazarım inşallah. Biraz batıl inanç belki de, ama netleşsin değil mi öncelikle. Bu ara netleşmesi gereken o kadar çok şey var ki... Umarım hayra erer diyelim, hakkımızda her şey...


Finallerden kalanlar bunlardı işte. Bir de yeniden öğrendiğim birkaç şey oldu, en azından o gün bunlar kafamda netleşti; 

Büyük beklentilere girmek büyük hüsrana uğratabiliyormuş insanı... Yeniden anladım...

Büyük sıkıntı ettiğiniz birçok şeyin ciddiyetinde iken bile, Allahım karşımıza çıkarıyormuş "Şükret" mesajını; bazı olayları gözünüzün önüne sermek ile, kulağınıza bir olayın haberini getirmek ile ve belki de daha da fazlasıyla...

Anın büyüsüne kapılıp gitsen de, hayatının yoğun uğraşı içine yeniden düşeceğini bilerek devam ediyorsun ya hayata; o zamanlar hiçbir anın tamamiyle gerçek olmadığını bu anlarda anlıyormuşsun yine... 

Gelmesini beklediğin ve geçip gittikten sonra ne olduğunu anlamadığın her şey, hayatını esas değil geçici şeylerle sarıp sarmaladığını hatırlatırmış sana. Esas şeyi daha da derinlere gömerek yaşamak bizim elimizde imiş, o yüzden hiç ama hiç tek bir şeyi öncelik olarak koymamak gerekirmiş "hayatınızın uğraşı" olarak. 

Hayatın her noktasında tam verimle uğraşabilmek zormuş, ama bunu başarabilmek de elinde imiş. Daha çok uğraş vermen gerektiğini, daha derin düşünmen gerektiğini: yapamadığın zaman kavrarmışsın en çok. Başarmak için uğraş vermeli ve tüm bunları unutmamanın gerekliliğini vurgularmış hayat. "Bu hayatın öncelik uğraşıymış gibi..."

(Kendince bir şeyler başarmaya uğraşan bir kızın notları...) 
Sevgilerimle... :)

21 Ocak 2016 Perşembe

Bu Vaziyetler, Bitse Bir An Önce


Finallere 2 gün, bir ders döneminin daha bitmesine ise 4 gün var. Ben ders çalışmalarım sırasında, artık eşlik arar oldum bu son haftamda yeğenim Kağanımın oyuncaklarıyla; çünkü insan bir süre sonra ister istemez yoruluyor. Bu Çılgın Hırsız kahramanı da Kağanımın oyuncaklarından. Bu arada filmini hiç izlemedim ama cidden karakterler çok sevimli duruyor. :) Bizde sadece iki tanesi var, bu da onlardan biri işte... :)


Yazmadığım süre zarfında, nihayet kitaplığım yerini yeniden buldu odamda. Annemlerle yine odalarımızı değişip, esas odama yeniden kavuştuktan sonra 2-3 aydır duruyorlardı kutuların içinde; kitaplarım ve kitaplık raflarım... Fırsat bulduk ve yerini açıp da sabitlettirdik nihayet yeniden. Kitaplarımı böyle görmeyi özlemişim, okuyamadığım kitaplarım da hala masamın üstünde duruyor şimdilik. Okudukça yerlerine yerleşecekler, ama kitaplık dolu birazı gitmeli bir yerlere bu sebeple. Neyse okuyabildiğim de pek söylenemiyor bu sıra, sınavlar bitsin de bir an önce; yine döneceğim kitaplarıma... 


Kitap okuyamadığım ama bol bol ders çalıştığım zamanlarda ses duyma çabası içinde, Tv karşısında neler neler görmüyordu ki gözlerim;


Epeydir takip etmek zorunda bırakıldığımız programlar altında ders çalıştım bir süredir; gündüzleri boş vakit geçirmek ve hiçbir şekilde programdakiler dışında bir şey düşündürmemek gibi bir etkisi vardı. Bir yandan ses oldu işte bana, sessiz ders çalışamıyorum malum. Ama ilişkiler döngüsü saçmalığı vardı resmen içinde bir de. 

"Kızlar neden bu kadar sert ve asabi ve kendini vazgeçemez kılıyor erkeklerden yana? , Erkekler neden bu kadar çok çabuk sözlerinden dönüyor ve kızlara her istediğini yaptırma çabasındalar?" 

Bunları anlamıyorken buldum resmen bir süredir kendimi... Senaryo diyorlar, olabilir de elbet ya; bizlere güzel bir örnek oluyor işte yine de bunlar, böyle şeyler yaparak sağlam bir ilişki kurulmaz diye... Asabi ve kavgacı bir tip olmamalı insan, haklı iken haksız duruma düşmekten başka bir şey edemeyiz kendimize o zaman. Bir de erkeklere bağımlı kılmamak gerek kendimizi, bu halde bayanları gördükçe çok üzüldüm ve çok kızdım doğrusu...

İnsanlar, insan olamayan yanlarımız ve yargılama telaşımız...

Ben hayatım boyunca yargılandım, küçüklüğümden bu yana. Hasta halimle nasıl gülebiliyorum ki, diye yargılandım önce. Sonra çok ağladığım bir dönem olmuştu, neden çok ağlıyorsun ki oldu... İnsanlar yargılıyor her çerçevede, buna hem alıştım hem de bir türlü alışamadım...

Ne yazarsam ne paylaşırsam: bazen duyarak bazen de duyurulmadan eleştiriliyorumdur belki, diye düşünmeden edemiyorum da elbet... Açıkçası artık eskisi kadar da umurumda olmuyor ama, bunu kendi olgunluğum olarak görüyorum artık. Ama bu aralar gördüğüm bazı durumlar hiç hoşuma gitmiyor yine; ülkece yargılıyoruz, yargılanıyoruz ve dönüp kendimize baktığımız süre ise bana kalırsa birkaç dakikayı geçmiyor olmalı. Diller hep asabi, hep kaba... Acılara ve yaşananlara saygı duyulduğu, değerlere anlam katıldığı yok...

Hep çevremize bakıyoruz, şu ekrandan izlediğimiz veya okuduğumuz hayatların iç yüzünü bile düşünmeden insanlara ne yapmasını gerektiğini söyleme hakkını kendinde görenler; acaba içinizde ne fırtınalar kopuyorken, o ekran karşısından kendiniz yerine birilerini düzeltme çabasına giriyorsunuz? Bari birilerine doğru yol olduğunuz şeyi yazıya döküyorsanız da nefret dilini değil, tatlı dilinizi kullanın lütfen. Ülkeyi değiştirmek, birbirimizi anlamaya ve sevgi çerçevesinde kucaklamaya başlamak ile mümkün olabilir bence...

Bu kadar konuşuyorum ama kendimden başlayarak yazıya döktüm bunları, yorum yaptığım yerler az. Olabildiğince kibar ve infaz yok. Yargılamakta eleştirmek de benim ve bizim haddimiz değil çünkü, ben yapsam yapsam fikrimi sunabilirim... Allahım bu fikirlerden aykırı düşürmesin dilerim beni ve benim gibi düşünenleri...

Ve Dersler, Ders Çalışırken Haklarında Düşündüklerim...

Her öğrencinin kafasında şekilleniyor olsa gerek, öğreniyoruz ve öğrenmek elbette güzel. Ama o kadar çok hazırlık ve sınav hazırlıklarının üst üste yüklenmesi ve sınavlar sonrasında da unutulmaya yüz tutması, alışkanlığa dönüşüyor zamanla. Bir şeyler değişmeli dense de değiştirilememesi de yapacak bir durum bırakmıyor biz öğrencilere. Yorucu bir düzen bu, her sene aynı şekilde bilgilerle bezenmek ama tam manasıyla birçoğunu akılda tutabilecekken birçoğunun da silineceği fikrine alışmış olmak; Türkiye'de geldiğimiz ve bulunduğumuz nokta...

Bunları her sene düşünüyorum. Öğrenmek hoşuma giderken sınav zamanlarına kadar beynime yüklediğim bilgilerimi, zaman daraldıkça çalışmamı hızlandırarak ezbere dönüştürmem gerekiyor. Eğlence ile öğrendiklerim yeterli biçimde kalıyor mu bilemiyorum bu çerçevede daha sonrasında. Şimdi bir nebze evde okuduğum için daha kalıcı bilgilerim de olmuyor değil, Örgün öğretimde öğretmenlerim sayesinde biriktirdiklerim de elbet daha çok, gerek mesleki gerekse de hayat anlamında. Ama o sınav stresinin duygusu her anlamda çok başka işte...

Ben şunu isterdim hayatımın her anında; öğrendiklerimin çoğu yanıma kalsın. Sınav geçmek ve kendimiz için de olsa başarmak; bir yere varabilme telaşı için değil, hep öğrenebilme telaşımızdan olsun ülkecek. Ama bunun sürekli bir yere varma telaşında olduğunu görüyor olmak kötü hissettiriyor; sınavlar uğruna, önce çocukluğumuz sonra da gençliğimizin çoğu zamanı yitip gidiyor. Geçen hafta duyduğum bir haber de bu cümleleri yazmama sebep oldu, bir çocuğun başaramama telaşının yarattığı üzücü durumun etkisinin iddiasını duyduktan sonra çok üzüldüm. Bu ilk de değil, iddia bile olsa inanmamak da zor değil o sebepten. Olmamalıyız ya böyle; bazı büyüklerimiz eğitim adına gelişimi başarabilmeli gençlerimiz ve hepimiz için...

Bitmesini istediğim vaziyetler bunlar işte; 

Bu sınav telaşım da bitsin bir an önce, yeniden okuma kitaplarıma ve yazılarıma döneyim istiyorum rahatça. Hep beraber rahata erelim bu konuda bir an önce inşallah.

Yargılama telaşlarımız bitsin, başkalarının acısı veya derdi üzerine dert eklemeler bitsin. Severek takip ettiğim insanların veya herhangi birimizin dış etkenlerin yargılamaları altında, beyin fırtınalarıyla üzerimize saldıkları kötü enerjiler bitsin gitsin. 

Olması gerekenlerden tamamen uzak, kadın'ı da erkek'i de kötülemek üzerine bulunan ilişkiler üzerine programlar da bitsin. Kıskançlıklar, kısıtlamalar ve saygı çerçevesinden uzak ilişkileri izlemeyelim artık. Kendimizi geliştirmek üzerine bilgiler verilsin, uzmanlarımız çıksın göz önüne. İlişkilerde saygıyı anlatsınlar, tüm Türkiye'ye huzur yayıldıkça yayılsın inşallah... 

Nihayet bir yazımda daha görüştük, yeniden görüşebilmek dileğimle ve sevgilerimle... :)

13 Ocak 2016 Çarşamba

Yazamayışımı Yazıyorum


"1 hafta ve 2 gündür yazamıyorum. Çünkü..." Yazısı bu. Çünkü'sü hastayız dostlar. Baş sebebi bu... Kısacası fotoğrafta bulunan geçen haftanın Cuma'sında attığı twit'imdeki gibiyim bir süredir yine. Umarım çabuk toparlarım kendimi...


Çok şükür geçen haftadan ben toparlandım da, annem o kadar kolay toparlayamadı ne yazık ki. Yılbaşından sonra bizi bir hastalık aldı, bırakmadı gitti. İnsan hasta olmayı göze alıyor da, sevdiklerini hasta görünce "keşke ben hasta olsam da onlar olmasa" diyor her koşulda. Annem geçen haftadan bugüne kadar artan halsizliği ve ağrılarıyla uyuyamadıkça ve öksürdükçe ben daha kötü oldum, bedenen daha iyi olsam bile...

Annem daha dün ve bugündür biraz iyi (Maşallah ve bin şükür), ben ise bu süreçte biraz ruhen çökmüştüm doğrusu. Birşey yapasım gelmedi, hele ki yazasım hiç gelmedi. Hani Kiralık Aşk'ın bir bölümünde diyordu ya Defne, "İnsanın ruhu hasta olunca bedeni de çökermiş." Birkaç gündür aynı böyleydim; uyku hali, yazmayı istememe hali, zoraki ders çalışma ama sık sık örgü örme isteği. Bu birkaç günde kendimi daha iyi hissettiren şey örgü oldu bana, bir de içimde büyük bir azim oldukça ders çalışıp duruyorum... :)


Zorlu geçti, annemin grip ile birleşen büyük halsizlik hali. Ciğerleri epey doldu annemin bu süreçte, dün gittiği doktor kontrolünde de Astım Testi yapıldı ve Astım teşhisi de konuldu anneme. Ciğerlerinin iltihap ile dolduğu ve yorgun düştüğü söylendi hep ve ilaçlar verildi. Denemediğimiz kalmadı iltihap söktürebilmek için, kullandığı ilaçlardan en etkilileri de dünden beri kullandığı Astım ilacı ile bir süredir kullandığı bir antibiyotik oldu. Astım ne derece bilmiyoruz şu anda, 1 ay sonra yeniden kontrole gidecek. Ve şimdi iyi durumda, biliyorum bununla da yaşamaya alışacağız. Annem toparlansın da, daha iyisini de yaparız elimizden geldiğince...


İşte bu süreçte ne yazabildim ne de edebildim. Önce ben toparlayamadım, sonra da annem toparlanamadı. Onu o halde görüp de bir şey yapamamak beni yordu daha çok.. Ablam sağolsun dünden beri izinli, o gelip gidiyor şimdi. Akşamları ve fırsat buldukça da babam evde. Şükür işte... Böyle zamanlarda daha çok diyorum şunu "Ben hasta olayım da, o olmasın." diye, o ise tam tersi... Anne başka oluyor tabi, başımızdan eksik etmesin Allahım...

Allahım hiçbirimize dertsiz deva vermesin dilerim; halsizlik, uykusuzluk ve üzüntü hali insana hiçbir şey yaptırmıyor. Yapabildiğim ve toparlayabildiğim konularım var ama yine de. 

Yazabilirim inşallah diyorum bu sefer, yazacağım demektense. Çünkü her yazacağım diye plan yaptığımda, hayat alt üst ediyor planlarımı. Sağlık olsun da, yazarım yine inşallah. Senenin ikinci yazısı da, Çünkü'lü bir yazı oldu. Her şeyden önce, Sağlık olsun e mi? :) 


3 Ocak 2016 Pazar

Pazar Yazısı #25 - Yılın İlk Yazısı, Yılın İlk Pazar'ı


2016'ın 3. gününde olabiliriz, ama benim aklım hem yeni yıla girmeden önceki akşamda hem de yeni günün o ilk gününde hala. Hani ailecek tatil olmasının verdiği ve ailenin her ferdinin ortak ve tek yapmak istediği birarada olup oturmak ve bir şeyler yapmak olan ailecek bir gün boyunca evin içinde daha çok birarada bulunma şansına sahip olduğumuz şu güzel iki gün... Yılbaşı bitti ama etkisi içimde kaldı işte biraz... 


Tombala başka ne zaman oynanıyor ki mesela böyle? Ne zaman yılbaşının ilk günündeki gibi oturup ailecek bir arada bu kadar bol bulunabiliyoruz, keyif anlarımızı 1 günün tamamına yayarak? Diğer günler de mümkün olduğu oluyor elbet ama bu kadar değil ki. 

3 senedir yılın ilk günü haricinde hep bir koşuşturma içinde geçiyor tatil anlarımız bile. Ama çok şükür yılın ilk gününe hakimiz 3 senedir, dolu dolu yaşıyoruz günün her anını... Film seyrediyoruz, oturarak boş sohbet ediyoruz, dolu dolu tv karşısında takılıyor ve keyif çatıyoruz. Bir güne sığdırabilmek tüm keyif anlarımızı, her anımıza kısmet olmuyor artık iş hayatına kapılıp gittikçe maalesef... Çok şükür geçirdik bu senenin ilk gününü de, dolu dolu işte... Yıl boyunca da böyle anlarımızı ayırabiliriz inşallah birbirimize, 2016'da.

Ne izledik peki bu sene 1 Ocak'ta?; Titanların Savaşı... Benim filme şahsi puanım, 7 oldu. :)


Yılın ilk günü demişken, bugün de yılın ilk Pazar'ı. Her yıl bir ilk daha yaşıyoruz işte. Bir öyle bir böyle, derken geçiyor günler yine. Bu Pazar, 20 gün sonra gireceğim finallerimi ve bu sene adına yapmak istediklerimi düşleyip duruyorum. Yazıyı bitirdikten sonra da planlarımı yenileyeceğim bu sebeple. Her sene değişiyor günler, planların belki içeriği değişiyor ama kendisi değişmiyor çok şükür. Ben plansız nasıl hesap ederim, içimi doldururum daha başka bilmiyorum. Plan olmuş hayatım ve bundan feci haz alıyorum. Buna da çok şükür...

Ne var biliyor musunuz bir de bu sıra düşündüğüm? 2016 adına bu sene hiçbir şey dilemedim; şu olsun, şu da olsun, bunu da yapayım gibisinden. Sağlık ve mutlulukla sevdiklerimle birarada olayım ve hayallerimin peşinden koşabileyim istedim bir tek. Bir cümleyle istediğim bu oldu 2016 adına... Şimdi bana bir tek bunlar adına daha çok çabalamak kalıyor elbet, biliyorum. Ama neden olmuyor düşünürken, korkulara ve olur mu'lara fazla kapıldığımı gördüm 2015 senesinde. 2016'da bunlara da son vermeyi diliyorum kendim adına. Umudu zirvede tutup, umutsuzluğu en geride bırakmam gerek...

Çok okumayı ve çok yazmayı istiyorum bu çerçevede, o zaman sağlıkla sevdiklerimin yanındayken kendimi iyice gerçekleştirebilir ve toparlanabilirim daha çok bu sene.Bu Pazar böyle bir Pazar işte. Düşünerek, planlayarak ve akla hayale sığar hale getirerek birçok şeyi, korkularımı geride umudumu ise ön planda tutmaya çalışarak daha çok mutlu olmaya çalışacağım bu sene... Hepimiz için hayırlısı olur inşallah, mutlu bir Pazar akşamı olsun hepimiz için. Sevgiler... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...