31 Mayıs 2015 Pazar

3 Yıldır Beklediğimiz Kavuşmamız...

Dün 30 Mayıs 2015'ti, beklenen kavuşma günümüze kavuştuğumuz gündü. 3 sene önce dün; kep atma törenimizin yapıldığı, o güzel ama -ayrılacağımız için de- bir o kadar hüzünlü günün 3. sene-i devriyesine denk geldi kavuşmamız. Tesadüf diyorlar, ben tesadüfe inanmam her zaman. Bu güzel bir mesajdı da aslında bize bence. 3 yıl önce ayrıldığımız vakit, ailecek gidip gelme sözü vermiştik birbirimize. Fırsatı bulduk, sözümüzü tuttuk nihayet. Devamı da gelecek inşallah. Allahım ayırmasın, bir ömür beraber nice sohbetlerimiz ve nice vakitlerimiz olsun inşallah dostlarımızla... :)


 Bugün saat 14.00'e kadar İstanbul'daydım, şimdi Gemlik'teyim. Biraz buruk ama enerji doluyuz... :)

3 yıldır beklediğimizi, nihayet dün ve bugün gerçekleştirdik. İki dost ve iki aile bir araya geldik yeniden. Bugün öğlen 2'ye kadar İstanbul'daydık ve geleli kaç saat olduysa da aklımdan çıkartamıyorum, geride kalan müthiş 1,5 günü. Sındırgı'dan edindiğim sağlam dostlarımdan olan Pelin'im ve ailesiyle görüşebilmek çok uzun zamandır fırsat oluşturup gerçekleştirmek istediğimiz bir eylemdi. Nihayet gerçekleştirebildik; darısı kavuşamayanların başına dedik ve doya doya dünün-bugünün tadını çıkarmaya uğraştık.

Çok mutluyum yine, bir kez daha sevdiklerimizle bir aradaydık çünkü. Ama içimiz buruk ayrıldık  ister istemez, 3 yılın ardından -19 saat- bir aradaydık. Şok gibi bir şeydi biraz, bir süre inanamadım Pelinimle yan yana olduğumuza. 3 senedir konuşmayı çok şükür hiç kesmedik, gerek internet gerek telefon ile sürdürdük. Ama bu beraberlik hepimize büyük bir moral ve enerji oldu... Yan yana olmak çok başka, doyamıyor insan hemen... :)



 İstanbul'a gitme amacımız, Annemin teyze kızı Neslihan ablamın düğünüydü. Düğün zamanı ve yeri çok önceden belliydi. Ama benim ve bizim gideceğimiz kesin değildi. Trabzon'daki ikinci düğüne gitmek planlarımızdaydı, ona da sadece annem gidebilecekti. Ama durumlar ve şartlar değişince, Annem ve Babamla İstanbul'daki düğüne gitme planları yaptık... Hal böyle olunca, beklenen fırsat elime geçmişti. Önerimi sundum ve amacımıza kavuştum...  Ve belli olur olmaz, Pelin'lere haber verdim; "Düğün sonrası sizle olmak istiyoruz" demek çok güzeldi. Çok istedik ve oldu çok şükür... :)

Şanslıydık ki düğün Cumartesi 12.00-17.30 saatleri arasındaydı. Saat 18.30 gibi, Gemlik'ten beraber geldiğimiz akrabamız Sakine teyzemi de alıp düğünden çıktık ve Pelin'lere doğru yola koyulduk. Böylece de haftasonunun büyük çoğunluğunu bir arada geçirmemiz için fırsatımıza kavuşmuş olduk düğün sonrası. Ve bu sabah da, Gemlik'ten geldiğimiz kadro ile evimize geri döndük...


Resimler dönüş yolculuğumuzdan...

(1) Dün saat 19.00 sularında kavuştuk Pelin'imle ve ailesiyle. Bugün yan yana uyuyup uyanmışken, Pazar kahvaltımızı yapmış ve güne devam ediyor haldeyken, ayrılmak kolay olmadı tabii; Saat 2'den sonra çıktık yola, Pelinimle Mustafa bizi dün aldıkları yere kadar bıraktılar önce. Orada tekrar vedalaşmak kaçınılmazdı yine.
(2) Saat 14;20 sularında bindik Yalova'ya gitmek üzere vapura.
(3) Vapur'da hüznümü yaşarken, Pelin'imin kitaplığından aldığım kitapla geçtim Yalova'ya. Burukluğumu biraz da olsun dindirdi.
(4) Ama Orhangazi'yi geçene kadar içim bir buruk kaldı nedense. Sonrası gülümseyerek ve sohbetlerimizi yan yana oluşumuzu düşünerek geçen bir yolculuktu. Ve bol sohbetlerle elbetteki...

Değerlendirmesi çabuk bitmeyecek dolu dolu bir düğün, ardından dolu dolu bir kavuşmalı 1,5 gün geçirdik. :) Ve şimdi bu kavuşmanın devamı da gelecek inşallah diyoruz. Bu bir başlangıç olsun, görüşmelerimiz devam etsin, özlemlerimiz uzamasın... Dünden bugüne öyle güzel anılar biriktirdim ki yine, unutamam.

Pelin'imin ve Bahar teyzemin yaptığı yemekleri, ettiğimiz sohbetleri, Pelinim ve kardeşi Mustafayla dayanabildiğimiz kadar uyumayıp gecelediğimiz her türlü sohbet ettiğimiz dün geceyi, sabah ettiğimiz kahvaltı sohbetinden ve Mustafa'mın ellerinden içtiğimiz güzel kahveden bir kez daha şunu anladım; dostluklar aramakla bulunmuyor, sahip olduğumuz gerçek dostluğa sımsıkı sarılmamız gerekiyor. Hayatımda bunu var etmeye çalışıyorum, değerli gördüğüm ve değer gördüğüm insanlarla. Ve uzaktan görüşmek özlemi hafifletir gibi yapıyor ama yanında olduğu kadar hafifletemiyormuş. Buruk ayrıldık ister istemez, ama çok mutlu oldum ben bugün. Unutamam, unutmayacağım. Bu bir başlangıç olacak ve görüşmeye devam edeceğiz diyorum. Uzakların bir gün çok çok yakın olmasını diliyorum yeniden, imkanlarımız dahilinde... :)

Not; İyi ki tanımışım, iyi ki yollarımız kesişmiş ve iyi ki varsın dediğimiz dostlarımız; hayatımızdan eksik olmasın. Onların varlığı bize büyük moral ve destek. İlaç oldu İstanbul bana ilaç, içinde sevilecek ne var ki derdim. Benim kalabalıklarım var bilirdim, ama bir türlü gidemezdim çünkü. İşte bu da oldu sonunda çok şükür. Yine olur inşallah... :)

29 Mayıs 2015 Cuma

İhtiyacımız Varmış Demek Ki...



Sebepsiz yaşanan bir şey olduğunu düşünmüyorum şu dünyada, acının da mutluluğun da bir sebebi var. Acı veya üzüntü belki bir sınav veya güçlülüğünü sınama şansı vermek bizlere, mutluluklar da sabrımızın ve sabrımızın taştığı yerde kendimizle başa çıkabilmemizin ödülü... Bu sıralar, sünnet sonrası Kağanımın değişken ruh halleriyle uğraşırken düşündüm durdum bunları ister istemez... Bugün Kağanım eniştem'i beklerken çektim, üstteki fotoğrafını. Babayı daha son görüşünün üzerinden 2 gün geçmiş bile olsa, öyle büyük bir heyecanla ve sabırla bekliyordu ki bugün; "çok şükür daha sakin kuzum bugün, maşallah" dedim içimden. (Evet iç sesim bile "maşallah'ı" dilinden düşürmüyor ama yine de nazar değiyor işte) :)

Gel gelelim kalabalıklar arasında, Kağanımın sünnet sonrası oluşan korkularıyla yaşadığımız stresli günlere; Kağanımın birkaç alışkanlığını terketmesine, epey asabi olmasına ve hiçbir şekilde ikna olmayan tavırlarını bize sunmasına sebep oldu. Bu durum ise bizi epey sabırsız kılmakta başarılı oldu yer yer. Ama; Annem, ablam, eniştem ve babam, benden çok daha sabırlı davrandılar bu süreçte bence. Evimizde bir sıkıntı hakimdi, Kağanımın korkularıyla beraber. O sıkıntıyı bugün ve dün atlatmaya başlar olduk biraz biraz çok şükür. Kolay değildi bizler için bu bitmek üzere olan Mayıs, üzüntüler de mutluluklar da birarada geldi. (Gerçi hep öyle oluyor biliyorum. Oluyor ama bu sefer ki daha yoğun ve yorucuydu sanırım benim için)

Sünnet Sürecimiz Hakkında bilgilerin bulunduğu yazımı, burada bulabilirsiniz. :)


Anne ve babasından sevgi görüp de, onları özlemeyen bir çocuk düşünemiyorum ben. Kuzum da anne ve babasına tutkun çok şükür. Elbet babayı ve anneyi görünce, bizi çoğu zaman arka planda bırakıyor çoğunlukla. Ama artık bu da normal geliyor. Yerlerimizi ayrı değil aynı tutuyor aslında ama, özlemi çok başka onun şimdi... Anne-babasına gidince bizi arıyor, bize gelince de anne-babasını. Hepimizi bir arada istiyor hep. Az kaldı anne-babayı da görme dengesini kurmamıza ve özlemini daha da dizginleyebilmemize, Allahın izniyle... Ev taşıma telaşımıza geliyor sıra, ablamların yakınımıza gelmesi kısmetse Çarşamba günü gerçekleşecek Allahın izniyle... 

Bugüne kadar, bir süredir yorgunluğumla epey iç sıkıntısı yaşamış olan ben; "İhtiyacım Varmış Demek Ki Yine" dedim. Yoğun ve stresli günler, kalabalık arasında hem güzel hem de epey zor geçti aslında. Ama stresli ve sıkıntılı zamanlara da ihtiyacımız var ki, mutluluklara ve aydınlıklara kavuşunca kıymetini derinden hissedebilelim, diyebiliyorum şimdi... (Hüzünlü ve stresli anlarda, durum bazen hiç böyle gözükmese de!) 

Kalabalıkları hep sevdim, bu gidişle de hep seveceğim. Atraksiyon dolu kalabalık ise; yorduğu kadar, garip derecede de rahatsız edici şekilde hafif oluyormuş. Bu anlatılması nedense garip birşey şimdi benim için. Bu kadar yakından hissetmeyeli uzun olmuştu cidden, böyle bir süreci... Bu sünnet süreci, bana bir süre yeter bence. Kağanımın çektiği sıkıntı -korkusundan ötürü- beni esas yoran şeyin başlangıcı bu oldu aslında. Gerisi sadece ardından gelen olaylar topluluğuydu.


Özetleyecek Olursak, Biraz Zorlu Geçen Bu 2 Haftayı;

Sabrımı kontrol edemedim bu sırada; uykuya öyle alışmışım ki, uykusuzluğa dayanamadım mesela ilk 2 gün. Evde olmaya öyle çok alışmışım ki yine, dışarıda olmak gün boyu garip hissettirdi beni. Ders çalışmaya öyle alışmıştım ki, finaller bitince büyük ferahlığa düştüğüm kadar boşlukta da buldum kendimi... 

Kağanımın değişken ruh halleri -öğrenmeye devam ettikçe- var olmaya devam ediyorsa da, bir süredir böylesi ağırını yaşamamıştık belki de. Buna bile ihtiyacımız varmış diyorum şimdi, tabii ki atlatabilmeye başladıktan sonra. Ama yine de alışamadığımı farkettim, Kağanım üzgün ve tatsız iken sabrımı hemen kontrol etme durumuma ...

Büyük sıkıntılar sonrasında da er geç mutluluğa ve ferahlığa kavuşuyoruz, biliyorum aslında. Ama içime geçmeyeceğini sanabildiğim bir sıkıntı çökebiliyormuş hala; konu Kağan'ımın sıkıntısı olunca. Bu sıkıntı esnasında bu oldu yine... Bu sıkıntı sabrımı da, polyannalığımı da yer yer sarsmaya çabaladı. Sarsılmadığıma şükrediyorum. Kendimi çok çaresiz hissettiğim esnada bile, "ihtiyacım olan zaman" diyebildiğime de şükrettim bu süre zarfında...


Diyeceğim o ki; yazamadığım 6 günlük çerçevede, kendi içimdeki fırtınalarla başa çıkmaya çabaladım durdum çoğunlukla. Çok şükür daha iyiyim, daha iyiyiz... Yine de iç sıkıntısı diye tabir ettiğim bu durumu da, tüm hayatımın bir ihtiyacı olarak görebilmeye gayret ettiğim zaman toparladım kendimi... Kalabalıklarımız ve yatılı misafirlerimiz de olmasa idi, sakinlikte daha zor olurdu benim için. Hiçbir şey sebepsiz değil bence. Hayat bir sürü seçenekten oluşan, bir kurmaca dünya, benim gözümde... 


Güzelliklere doğru yönelen olaylar, dün ve bugün gerçekleşmeye daha da belirgin devam etti. Alışkanlıklarımıza dönüyor gibiyiz yavaş yavaş, Allahım nazar değdirmesin. Üstteki manzarayı yarını düşünerek çektim, yarın yolculuğumuz var birazcık uzağa. Bu iyi gelecek bize, azıcık bile olsa uzaklaşmak her zaman iyidir. Geri dönmeyi de düşleyerek. İçim yine kıpır kıpır iki gündür, düzelmeye başlayan şeyleri düşündükçe...

Allahım bozmasın, tüm bu mutluluğumuzu. "Allahım sen daralt ama bunaltma" der annem böyle zamanlarda. Daraltsın Allahım ama bunaltmasın inşallah, sıkıldığımız yerde daha da sıkmasın yüreğimizi. Mutluluklarımızın da kavuşmalarımızın da, güzel yolculuklarımızın da hakim olduğu bir haftasonu olsun hepimiz için. 

Mutlu haftasonları dilerim, sevgilerimle... :) 


25 Mayıs 2015 Pazartesi

Oldu Da Bitti, Maşallah...


Merhabalar; Finallerimin bitmesinin ardından, karşınızdayım nihayet. Hala biraz yorgunum ve kafam biraz bulanık ama çok rahatladım şükür. Sebebi ise tabii ki başlık; Sünnetimiz de, finallerimiz de oldu da bitti maşallah... :) Çok şükür, bu sünnet sürecini de bu ders dönemini de böylece atlattık. Hepimize geçmiş olsun... :)


Geride bıraktığımız Cuma günü, Kağanımın sünneti oldu da bitti işte çok şükür. Üstelik beklediğimizden de iyi geçirdik ilk süreci. Ama akşamına başladı sıkıntılarımız, iki gecedir de uyuyamıyorduk sıkıntılardan ama dün rahat bir uyku uyuduk çok şükür. Başlangıçta kolay ve küçük bile olsa Kağanım; "Sünnet denilen şey ne de zormuş..." dedirtti bize kuzum. "Ama sağlık olsun da, bu zor süreci de böylece atlatıyor olalım böylece" diye dua ettik durduk...



Sünnet Sürecimize Gelirsek; 

Cuma günü öğlen Kağanım ile; anne-babası, kivrası ve dedesi beraber sünnet kabinine gittiler burada. Sonra evde, bir bekleyiş başladı tabii. Nasıl olur, çok ağlar mı, Kağanımız durur mu, meraklı bekleyişimiz sürdü de sürdü işte... Sonra merak edip aradık ki ablam, "geldi bile, çıktı geliyor yürüyerek" dedi. "Hayret" Ve "Oh çok şükür." nidaları ile karşıladık bu haberi elbette. Çünkü Kağanımdan beklediğimiz daha da fazlası idi. 

( Kivrası demişken, bizim adetlerimizde kirvelik vardır. Zamanla ağızda kirve-kirvaya dönüştü. Kirvelerimiz yeni değiller, daha önceden annannemlerin aile dostları ve hemşehrileri iken; önce dayımların, sonra da kuzenimin kirvesi olmuşlar. Ben bildim bileli görüşürüz kivramlarla yani... Bu zamana kadar akraba bağımız bundan ibaretken, bir bağ daha kuralım denildi Kağanımın sünneti ile. Küçük oğulları Ufuk abim, kuzumuzun kirvesi. Kirvelik, güzel bir bağ. Kirvelerimizi seviyorum-seviyoruz. Allahım muhabbetimizi bozmasın. Sağlık ve sıhhatle, ömür boyu bu güzel bağımızı sürdürmeyi nasip etsin inşallah... )

İşte Cuma günü onlar sünnetçide, biz de evde; bekledik ne zaman gelecekler diye. Ama gelen giden olmayınca biraz sonra yine aradık ablamları. Öğrendik ki sonradan, daha yeni girmişler içeri. O yürüyerek çıktığı, fıs fıs sıkıp dışarı yollamalarıymış meğer. Ablam da, bitti sanıp bize onu söylemiş; geliyoruz, diye...

Son arayışımızdan yarım saat kadar sonra geldiler eve. Kağanım belki kucakta gelir dedik ama, yürüyerek geldi çok şükür maşallah. Hepimiz maşallah ve şükür diye diye hayret edip durduk. Saniye kivram (Kivramızın annesi), "Ummadık taş baş yararmış." demişti, işte aynen öyle oldu. Gün boyu koşturdu da koşturdu kuzum, dur dedik de bizi dinlemedi. Günü bir öğlen uykusu haricinde yatmadan akşam etti, diyebiliriz... Öğlen kuzumun sünneti olduktan sonra, pide ayran ve tatlısını yedik akrabalarımızla. Sünnet düğünü sonra yapılacak ne de olsa diye, kendi aramızda yemek yedik sadece işte...

İlk günümüz o bölgenin uyuşuk olmasından ötürü, beklediğimizden çok iyi geçti yani. Esas durum ilk günün akşamında başladı bizim için. Gün içinde tuvalet yapmak hiç sıkıntı olmadı da, akşam uyuşukluk geçtikten sonra tuvalet yapmaları sıkıntılı olmaya başladı kuzumun. Uyuşukluğun geçmesi ile, tuvalete çıkmaları zorlaştı kuzumun. Tuvaletini yaptıkça acısı çıkmaya başladı yani...

Herkes dağıldı ve sonrasındaki süreç başladı bizler için böylece... 


Bu resimde ise; İlk 3 resim sünnete gitmeden öncesi; Enver Dedesi (Babasının Dedesi), Ahmet Dedesi Ve Kamil Dedesi (kivrasının babası)'nin elini öperken. Son resim ise, sünnetten geldikten sonra, Ahmet dedesi altınını takarken... :) O gün sunnetten sonra  

Sünnet Meselesi Ve Sonrası Var Bir de;

Sünneti birkaç dakikadan fazla sürmemiş. Eli maharetli bir sünnet doktoruydu yapan kişi. Anestezi ile yapılmadı yani, doktorun değil sünnetçi bir doktorun yapmasını istedik ailecek yani. Kağan'ın ağladığı nokta, elleri ve kollarının tutulması olmuş büyük ölçüde sünnet esnasında. Ağlaması elbet işlem bittikten sonra da sürmüş biraz. Beklediğimiz daha sonasında da ağlaması idi. Sünnet sonrası bir klips takılmış pipisine. Düne kadar takılı idi o da. Düne kadar çıkarmaya uğraşıp yer yer çok ağladı. Dünde doktorumuz geldi onu çıkardı. 

Böylece; İlk gün, Sünnet. İkinci gün, acı dolu bir gece. Üçüncü gün, asabiyet. Dördüncü gün ise, yani dün, korku dolu bir akşam. İşte sünnet sürecimiz böyle geçti, geçiyor...

Dün akşam doktoru görünce, Kağanımızın acıyacak korkusu yine başladı. O kadar sıktı ki kendini dün akşam, acıyacak diye çişini yapmayınca; korkulu anlar başladı bizim için. Sonucunda, kendi kendine pipisini kanattı kuzum. Korktuk bizde çağırdık hemen akşamın bir vaktinde doktorunu. Ama doktoru geldi baktı ki, sünneti ile alakasız kendini sıktığı için olmuş sadece. Sakinleştiricisini vermemizi söyledi, kanamasını durduracak bir ampül kırdı o bölgeye ve kanamasını kesti. Ve "9000-10000'den fazla sünnet yaptım, ilk defa böylesiyle karşılaşıyorum." dedi doktorumuz, çay içmek için oturunca. Asabiyeti ve korkusu sonucunda sıkıntılı geçiriyormuş bu süreci. Ağrı yapabilecek bir durumu yok bu süreçten sonra, dedi doktorumuz..


Durumu nasıl şimdi dersek; benim yeğenimin canı biraz fazla tatlı. Bana çekmiş diyeceğim ama, ben bu kadar da değilim. Benim de tatlıdır canım, ama inadım yoktur fazla. Sıkmam zorlamam kendimi mesela, canım acıyor diye inatla tuvalete çıkmaya zorlayamam diye düşünüyorum. Acıya sabrım oluştu yani zamanla, bunu test etmişliğim var başka ağrılarım olduğundaki zamanlarda. Ama kuzum da sabretmeye alışacak belki de. Kısacası olduk bitti ama, sıkıntılarımız biraz sürüyor hala. Bu sıkıntılar da sünnetinden ötürü değil, Kağanımın kendisinden ötürü maalesef... 



Velhasıl; sünnetimiz de bitti, bu okul dönemimiz de... Ve bu süreç nedense beni biraz yordu. dün yazabilirdim ama yazmayı canım da istemedi halim de yoktu... 

Sünnetimiz bitti, rahatladık ailecek bu süreçler sonucunda. Sınavlar bitti, hem kitaplarıma ve hobilerime, hem de bloğuma ve sosyal medyaya dönebilirim. Yaz başladı benim için bu haftabaşında böylece. Oldu da bitti maşallah yani... :) 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiler... :)

21 Mayıs 2015 Perşembe

Tatlı Telaşlar Bunlar, Biliyorum...

Bu sıralar tatlı telaşlar içerisindeydik, yazamaz oldum o sebeple. Yarını da hayırlısıyla sağ salim atlattık mı, benden ve bizden iyisi yok diye düşünüyorum şu an... :)



3 yıldır teyzeliği tattıran yeğenim Kağan'ınımın, canımın içinin, sünneti var yarın. Üstteki resimler onun sünnet sonrası tatlısını dağıtmak için, baklava açan hanımlarımızın geçen hafta Cumartesi günkü halleri. Baklavasını açan elleri görüyorsunuz; annem, Aysel Yengem ve Sakine teyzem... Yazısını yazarım diye dolu fotoğrafını çektim o günün ama, yoğunluk arasına finallere hazırlanma sürecim de karıştığı için fırsatım olmadı. Aslında bu yazıyı yazmak bile biraz arada derede şimdi, çünkü dün kivralarımız da geldi evimiz dolu dolu çok şükür. :)

Kivralık derken; bizim adetlerimizde kivralık vardır, dayımın oğlu'nun kirveliğini yapan annannemgilden beri hem akrabamız hem de köylümüz olan kişiler, bu sefer de bizim Kağanımızın kirvesi oldular. Kirvelik, sadece adı konulduktan ve sünnet yapılırken kucağında tutmakla başlar başta bizde. Ama akrabadan öte can olur bizde... Adı 2 sene önce konuldu kirveliğin, sünnet de ancak bu zamana kısmet oldu işte. Büyük oğulları Ufuk abimin Almanya'dan buraya gelebilmesini bekliyorduk, bu zamana ayarlanabildi zaman... :)

Diyeceğim şu ki; ben bu telaşlar arasında yazamadım. Aslında yazılacak çok şey varken hem de. İçim şu an bir garip mesela, ilk defa böyle bir his yaşadığımdan ötürü sanırım. En son küçükken kuzenimin sünnetinde bulunmuştum. Ve küçük aklımla onun neden kaçtığını bile bilmiyordum. Şimdi elimde olsa, yanında bulunabilecek ve kaçırabilecek olsam, Kağanımı kaçıracak olan kişi ben olurum. Canının acımasına hiç dayanamıyorum. Ama bir yandan da; olacak ve bitecek, sağlığı için bu gerekli biliyorum...

Yani son durum da şu ki; karmaşık durumlarda, yarının nasıl başlayıp biteceğini merakla bekliyorum çok uzun zamandan beri, ailemin ve kirvelerimizin diğer fertleri gibi... Biliyorum bunlar tatlı telaşlar, ama endişe duymadan edemiyorum. Ve o iş bitene kadar da, bir yandan endişe duymaya dualarımla devam edeceğim...

Şimdilik sadece sünnet olacak kuzum, birkaç sene sonrasında da sünnet düğününü yapacağız... Allahım sağlık sıhhat versin, hepimiz kolayca atlatabilelim diyorum. Çarçabuk yazdığım bu yazıda, ancak bu kadar anlatabiliyorum. Aslında bir başlasam yine susturamam kendimi biliyorum. İçim hem telaşlı, hem de bilinçli. Bu sünnet garip bir heyecanmış, canımın içi sayesinde bunu da derinden yaşamaya başladık ve yaşayacağız. Allahım sağlıcakla atlatmayı ve bir ömür sağlıcakla mutlu yaşamayı nasip etsin, tüm kuzularımıza ve Kağanıma...

Bugünlük duygu karmaşıklığımla benden bu kadar. Biliyorum biliyorum, bunlar tatlı telaşlar... :)

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Düğün Öncesi Hazırlığımız - 02.05.2015

Mayıs başındaki düğün bittikten sonra, bizim biraz tatlı biraz da endişe temalı hazırlıklarımız başlamıştı... Ben mayıs başındaki düğün hazırlığımız ile ilgili yazının sözünü verdim ama, gerek yoğunluktan gerekse de final hazırlıklarımdan bu yazımı bir türlü tamamlayıp yayınlayamamıştım. Telaşımızdan ve son olayların kritiğini yapmak yarına artık diyelim. Geç olsun güç olmasın diyerek; bu güzel hazırlık sırasındaki ve sonundaki halimizin anısı da burada bulunsun istedim. :) 
İyi okumalar... 


Düğün Sonrası Kritiği adlı yazımda da söylediğim gibi, uzun zaman olmuştu böyle, bir düğüne hazırlanmayalı. Ve bu hazırlığımızın arkasındaki güzel ve becerikli ellerin sahipleri; dostlarım Damlam ve Sedam'dı. Buradan tekrar teşekkür ediyorum canlarıma, bizleri çok güzel hazırladılar düğüne. Annemin ve benim saç ve makyajımızı, ablamın da makyajını yaptılar...

En son 2012'de dayımın düğününe hazırlanmıştık annemle ve yengemlerle Antalya'da, dedemlerin evinin yakınında bir kuaförde... 2 Mayıs'ta da bir telaşımız vardı ki, içinde eğlencesi büyük ve deneyimli bir hazırlıktı... Bu yazımda düğün öncesi hazırlığımızı fotoğraflarla beraber okuyacaksınız. İyi okumalar dilerim... :))


Böyle düğün hazırlıkları bana şöyle hissettiriyor; telaşıyla yorucu da olsa çok ama çok eğlenceli, üstelik heyecan verici. Bizim hazırlığımız yine böyle başladı. Önce maşa işlemi başladı, Damla'mın hamaratlı elleriyle. Sonra Seda makyajıma ve saçımın geri kalan kısmına el attı... Dostlarım diye söylemiyorum, çok hamaratlar kendileri maşallah.. Buralarda bir düğün veya eğlence için hazırlık yapılacaksa, güvenerek teslim edebiliyorum kendimi onlara çok şükür. İyi ki yanımdalar canlarım...


Damla saçımı yaparken, Seda da ablamın makyajını yaptı. Ablam Sedalar gelmeden önce kuaföre gitmiş şaçını yaptırmıştı. Makyajı da kendim yaparım demişti. Benim saçımdan sonra, "keşke saçımı da yaptırmaya gitmeseymişim" dedi. Ablamın göz makyajını görüyorsunuz üst resimde. Biz çok beğendik, geri yorum size kalmış... :)


Ve Seda, ablamın geri kalan makyajını yapıp rujunu da sürdükten sonra benim saçıma geçti. Helen topuzu diyorlarmış, o şekilde topladı arkada saçlarımı. Düz saç olduğum sebebiyle, düğün sırasında tokalarım açılmıştı. Ama çok ama çok güzel oldu. Bu yapım sırası. Ama saçımın arkasını Seda'nın çektiği fotoğrafı resmi almayı unutmuşum. :)



Ve sonrasında, önce Damlam biraz kaşlarımın ortasında ufak tefek tüyler varmış onları aldı. Sonra da Seda'm makyajımı yapmaya geçti. Bu kolajı; görün işte, makyaj yapılırken fazlasıyla deneyimsiz ve korkağım. Denemesine çok deniyorlardı bir ara üstümde makyajı; ama fazla sık yapmamamdan ötürü olsa, fazla telaşlanıyorum gözüme makyaj yapılırken. Allahım çook zor benim için... =)

Gözüme kalem çekilecekti aslında. Ben hiçbir göz kalemini kullanamıyorum, kendi göz kalemimi Oriflame'dan almıştım. Bir tek Oriflame'ın göz kalemini kullanabiliyorum, bir o kaşındırmıyor gözümü. Ama Seda, göz kalemimi getirmişken son anda vazgeçti ve eyeliner çekti gözüme. Gözüme makyaj yapılırken, kırpıştırmamak bir eziyetken benim için, bu sefer en az gözümü kırpıştırdığım zamandı. Damla da farketti ve hayret etti. Sanırım daha da cesaretleniyorum zamanla... :)


Benden sonra sıra Kağan'ımda idi. Onunki çok basitti, saç fırçası ile saçları tarandı, sonra da saçları havalanmasın diye ona da saç spreyi sıkıldı biraz. İmage-macker'larımız çok ustaca çalışıyordu doğrusu... :) 

Ve Sonuç; Düğüne Hazırız...


Annem ve ablam... Bence düğünün en şık bayanlarıydılar. Benim şık bulduklarım arasında; annem, ablam ve Ayşe teyzem vardı. Ben mi, ben de şıktım elbet. Kırk yılda bir böyle hazırlanıyorum doğrusu. Doğallığın güzelliği kadar, doğallığa bir şeyler ekleyip de güzel olmak da güzel elbet. Ama olduğunca özel ve güzel günlerde. Onun haricinde doğallığın güzelliği başka... :)


Makyaj yapmak, dediğim gibi çok sık yaptığım bir şey değil. Hal böyle olunca da, bir makyaj yapınca bambaşka gibi görünüyorum hem kendime hem de tanıdıklarıma. Sonuca gelirsek, iki açıdan da güzel bence, doğal olmak da, hafif makyaj da. Ama olduğunca doğallık diyenlerdenim ben nedense. Beceremediğimden de olabilir, uğraşmak istemediğimden de... :)


Ve hazırlıklarımız bittikten sonra, toplu fotoğrafımız. Sayacak olursam, soldan sağa; Ablam, Sedacım, Damlacım, ben ve annecim... Damla ve seda cidden becerikliler, ellerine sağlık bizi toplu bakıma soktular o gün... :)


İste böyle; Bir yazının daha sonuna geldik. Ben anlatmaktan bıkmadım yine, ilgi alanım olmasa bile. Daha birçok şey anlatabilirim bilgim olmasa da makyaj alanında; makyajı aslında sevdiğimden, ama tümden boyanmayı değil de, bir göz bir dudak makyajı yapmanın bana yettiğinden (bir rujla hazır olanlardanım aslında, göz makyajı çok çok istisna zamanlarda)... 

Bu konuya bir açıklık getirelim; makyajı sevmiyorum değil aslında, çoğunluk kadar delisi değilim. Doğallık, cidden benim alanım. Bir ruj yetiyor bana, bazen de bir far ekleniyor yanına. Benim makyajla ilgilenme alanım, başkası yapmadıkça bu kadar kısıtlı işte. Aslında şu BB krem oldukça pratik gibi. Bu sıralar da onu düşünüyorum nedense. Ruj, göz kalemi ve göz farı malzemelerimden oluşan küçük makyaj eşyalarıma eklesem mi acaba? Hayırlısı... :)

Okuduğunuz için teşekkür ederim, Sevgilerimle mutlu kalın... 


19 Mayıs 2015 Salı

Uzay Terapiye Devam... :)



Bir haftanın ilk gününü daha atlattım geldim, bugün size güzel haber vermeye geldim. Son yazımda yani burada yazmıştım, Uzay Terapi'me devam edememe gibi bir durum söz konusu olabilir diye. Çok şükür dün hastaneye gittik ve kontrol için girdiğim doktor, "beni dinledikten ve kaslarımın durumuna bakıp iyi durumda olduğunu söyledikten sonra" diğer 30'luk dilimi verdi bize. Çok şükür diyorum, o kadar çok dua ettik ve o kadar çok istedik ki. Allahımıza şükür... :)

Şöyle oldu; Dün hastaneye gittik, benim ek tedavi aldığım rehabilitasyon'un karşısındaki devlet hastanesine. Randevumuzu alıp biraz beklemeye koyulduk. Sonra bizi çağırdı doktor, annem ve ben girdik içeri. Güler yüzlü ve ilgili bir bayandı. 

Önce beni dinledi. Sonra da "Yürüyebiliyor muyum, yürüyemiyor muyum" diye sordu. Ve "Ne zamandan beri bu durumdasın?" diye sordu. Anlattım, "Atak geçirdiğimden sonra bir daha eskisi gibi yürüyemediğimi, ama Uzay Terapi aldığımdan beri direncimin arttığını" anlattım. Sonra kas gücüme baktı, "Aslında kas gücün de iyi görünüyor." dedi. "Biraz zayıflamaya başladığımdan beri iyiyim." dedim bende. 

"Ayağa kalkabiliyorsan, kendin de kalkman şart değil, ayakta görebilir miyim?" diye sordu. Tabi dedik ve annem beni ayağa kaldırdı. Tek bir adım atabildim, zorlandığımı anlayınca oturttu doktor beni. Sonra tekrar konuşmaya başladık; "Uzay Terapi'nin iyi geldiğini söylüyorsunuz, durumunu da iyi gördüm, toparlar inşallah. Ben raporunuzu yazacağım, ama sen bilinçli olduğun için ve azmini gördüğüm için." dedi. Sonrası tekrar gülücükler... :)

Buradan da tekrar teşekkür ediyorum o doktora. Bana cidden umudumu sundu. Hakkım olanı aldım, ama içimde büyük sıkıntı ile gitmiştim biraz da olsa "ya vermezlerse" diye. Çok şükür, aldık da geldik. Uzay Terapiye Devam, umudumuzu büyütmeye devam, daha da güçlenmeye ve toparlanmaya açılan bir diğer kapı bu benim için. Allahım güzellikleri ve umudumuzu hiç eksik ettirmesin inşallah. :)

Umutluyum ve rahatım çok şükür şimdi. Umudumuzu hiç kaybetmeyelim inşallah. Sevgilerimle...


Not; Üstteki resim, dün gittiğimiz hastanenin ışıklarının yere yansıması. Yansımalara bu aralar takılmış gibiyim. İçimdeki umudumu ve azmimi de, dışıma yansıtabilir ve toparlanırım inşallah... :)

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Son Uzay Terapim Değildir İnşallah - 11.05.2015



Yeniden merhabalar, bir haftaiçini daha bitirmiş bulunup geldim buralara... Bu Pazartesi yine Uzay Terapi günümüzdü. Yıllık 60 seans hakkımızla devlet tarafından aldığımız ek tedavi kapsamında terapilerimin ilk 30'unu bitirmiş bulunuyorum. Önümüzdeki hafta diğer 30 seans için doktora görüneceğiz. Ama diğer 30 seansımı alabilecek miyim, ki alamama durumumuz da olabilirmiş, belli değil henüz...

 Zira söylediklerine göre; (bizim gittiğimiz rehabiliyasyon merkezinin karşısında) Yalova'ya devlet hastanesi açıldığından beri, devlet hastanesine veriyorlarmış şimdi herkesin ikinci 30'luk tedavi haklarını. Ve hiç kimse de gidemiyor o sebeple. Bizim gittiğimiz Aktif Fizik Tedavi Hastanesine vermeyebilirlermiş bizi de.

Şöyle ki, eğer bizim raporumuzu da devlet hastanesine verirlerse; hastanelerin Rehabilitasyon merkezleri gibi servisleri olmadığı için ve de devlet hastanesinde Uzay Terapi birimi olmadığı için bende gidemeyeceğim. İşte bu kadar kısası... (İnşallah alırız diğer hakkımızı da tedavi gördüğüm merkezde, Uzay Terapi'nin epey faydasını görmüştüm çünkü)

Daha önceki Uzay Terapi yazılarımı burada bulabilirsiniz...  


Bu hafta, yine değişik bir şey çalıştık Uzay Terapi'de Ali Abiyle. Eğer ikinci yarıyı da alır gidersek Yalova'ya yine, bu haftaki hareketlerimize de diğer çalışmalarımıza da devam edeceğiz. Nasıl yorulduğum belli oluyor mu peki ilk iki resimden? Ben epeyce görüyorum kendimdeki yorgunluğu... Arkamdaki kişi de, Uzay Terapi uzmanım Ali abi... Resimleri çeken ise Burhan abi. İkisine de çok teşekkür ederim... :) Başaracağımıza inanıyoruz hep beraber, yorucu ama bir o kadar güzel bir çalışmaya daha imza attık işte yine bu Pazartesi...

Üzerime giyindiğim giysi, örümcek dedikleri bir giysi. Bez bağlar gibi giyiliyor önce, sonra da kafese bağlanıyor halatlarla. Yani güvenliğimiz tamdı diyebilirim. Ama böyle bir güvenlikte bile olsam; ilkler hep bir tedirgin eder ya, öyle bir tedirginlik vardı bende de işte. Ve biraz baskı yapıyorsa da, güzel bir harekete hazırladığı ortada... Pazartesi günü beni en çok yoran bu durumdu biraz da işte, giysinin yaptığı baskı. Ama bu herkeste mecbur oluyormuş biraz. Karnımdaki ağrı hafta başında ancak yatmaya doğru geçti, yorgunluğum ise sabaha... :)


Harekete gelince; Ali abi'nin arkamda durmasına güvenerek (biraz denemeden sonra ancak tabii, bende biraz korkaklık var da) arkaya doğru göründüğü üzere yatıyoruz. Sonra da ileri doğru kollarımızı kullanarak kendimizi çekiyoruz. Bu hareket, hem bel hem sırt hem de karın kaslarını çalıştırıyor. Bir taşla 3 kuş yani... :) 

Topun üzerinde olmak da tedirgin etti doğrusu beni. Ama epey hacmi büyük bir toptu aslında. Bizim pilates toplarının iki katı kadar bir top üstüne oturduğum. Çektiğim mekik beni epey yormuş, bunu terapi sonrası anladım iyice. Hareketleri yaparken başta zorlandıysam da, ileriki hareketlerde daha da iyi olmaya başlamıştım. Diğer zamanlar gibi çok yorulmam dediysem de kendime, daha da çok yorulmuşum... :) 

Diğer hareketlerimiz; yana doğru yatmalar ve öne doğru yatıp geriye yatıp kalkmalardan ibaretti...


Zaten zorlanışım epey görülüyor resimlerde suratımdan kalkarken. Bu yüzümdeki gülümseyiş ise, zorlama ile dolu bir gülüş biraz da. Aslında; Hem birşeyler başarıyor olmanın mutluluğu vardı yüzümde, hem de zorlanışın oluşturduğu bir mimik bu... İnşallah verirler yine beni Aktif Fizik Tedavi Merkezi'ne, epey yol katettik uzay terapi'de ve daha da çok başarabileceğimize dair güvenim var kendime... :)


Ve son resim de, Andülasyon yatağında iken ben çektim. Andülasyon yatağı ise, Pazartesi uzay terapi Çarşamba günü de fizik tedavim sonrası yattığım masaj yatağı. Epey yoruluyorum Aktif Fizik'te, özellikle de uzay terapilerimden sonra. Andülasyon'un da epey faydasını görüyorum ders sonralarında, bunun annem de ben de farkındayız. Ağrılarımı hafiflettiği kesin... Ve şimdi, Pazartesi'nden beri düşündüğümüz şey; "İnşallah son uzay terapimiz olmaz bu" diye. Olur mu olmaz mı bilmiyoruz şimdi. Ama eğer olmazsa diye düşünmektense şimdi; "ya olursa, inşallah olur." diye düşünüyoruz. :)

Biz ricamızda bulunacağız raporu veren doktora, çünkü uzay terapimi almaya devam etmek ve yeniden ayağa kalkmak istiyorum. En azından ayağa kalkmamı daha çok aktifleştireceğini bilebiliyoruz artık. Ve ailecek ayağa kalkmamı istiyoruz, kim istemez ki... Allahım inşallah bize bunu mümkün kılar önümüzdeki hafta. Çok değil, hakkımızı istiyoruz. Devlet hastanelerinde de olsa Uzay Terapi'ye gitmek isterdim (Tabii servisleri de olmalı bizler için)... 

Allahım hakkımızda hayırlısını ve hakkımızı alabilmemizi nasip etsin, tedavi bekleyen bizler için inşallah... Sevgiler. :)

14 Mayıs 2015 Perşembe

İyi Haberler Eksik Olmasın İnşallah...


Bu sıralar yazamasam da yine, buralardan kopmuş değilim. Haftalara daha da hızlı başlar olduk, sanırım yazın başına kadar da böyle devam edeceğiz. Allahım eksik etmesin, kalabalıklarımız var çok şükür. Bilindiği üzere bu araya final hazırlıklarım da karıştığı için, internete ve kitaplarıma vakit bulamaz oldum. Buna canım sıkılıyor işte biraz zaman zaman sadece...

Bu yoğunlukta çok şükür iyi haberler de almıyor değiliz. Allahım dara sokuyorsa, feraha da çıkartıyor çok şükür. İyi haberler eksik olmasın hayatımızdan... Hafta başında iyi haberlerle hızla başladık haftaya. Bu hızlılıkta, 1 aydır ablamların evin satılma işlemi sonunda gerçekleşti. Allahım hayırlı uğurlu etsin inşallah, Gemlik'e taşınma kararı almışlardı bir süredir. Karar verdikleri andan beri, bir şeyler yapmaya çabalıyorlar bir süredir. Allahım devamlılığını getirirse; Kağanım akşamdan akşama da anne ve babasıyla olacak artık, zira bu sene daha da çok anne-baba yanında olmak istemesi açısından zorluklarımız artmıştı... :) Eee büyüyoruz artık iyice...

Derken bir de eniştemin iş durumu vardı. İş değişikliği yapma durumu. Çok şükür onun da olumlu haberi dün geldi. Allahım devamlılığını getirsin diliyorum cümlemiz için. Hislerimde sıkıntıya düştüğümüz anlarda hep iyi şeyler vardı. "Derdi veren, dermanını da verir" dedim durdum annem de ben de sıkıldıkça. "Her şerrin sonu hayırdır," der çünkü annem. Çok şükür sıkıntılardan çıkıyoruz feraha, diye düşünüyorum. Nazar değmesin inşallah...


İyi Haberler Eksik Olmasın, Ama Hafta Başında Bir de Kötü Haberle Başladım...

 Severek okuduğum ve hobilerinin resimlerini ve hayatının bahçesini bizlerle paylaşan Cihan ablamız vefat etmiş. Severek takip ettiğim bir diğer blogger, Sevgili Melodram'ın sayfasında okudum. Sevgili Melodram'ın da dediği gibi; "Sanki hep yazmaya devam edecekmiş gibi geliyor bloggerlar." Bir süredir görünmüyorsa da, "herhalde işleri var bu sıra" deyip bekliyordum yine yazmasını Cihan abla'nın da. Ama öyle değilmiş meğer... 

Yazamıyorsam da okuyorum işte takip ettiğim blog sayfalarımı. Haftanın ilk günü gecesi, Melodram'ın okuyamadığım yazılarını okumaya giriştim. Ve aldığım haber beni çok üzdü. Bir blogger değiliz hepimiz sadece, ellerimiz dokunmadan hayatlarımıza dokunuyoruz resmen... İlk önce inanamadım, son yazısının altındaki yorumlara bakma gereği duydum... Başımız sağolsun, Allahım rahmet eylesin. Işıklar içinde yat Cihan abla, seni çok özleyeceğim. Ama Cihan'ın Bahçesi ebediyen yaşayacak gönlümde... :/

Cihan abla'nın son yazısının başında söylediği ikinci cümlesi şuydu, haberini aldığımdan beri unutamıyorum; "Sevgi her şeyin başı, diye düşünüyorum." Bu sıralar bazı kişilerin garip hareket ve tavırlarıyla da karşılıyorum. Ama yine de sevgi her şeyin başıysa, sevgiyle düşünerek yaklaşmak gerek diyorum 1 haftadır. Böyle sakinleşiyorum işte bu sıra, içimdeki üzüntüden kurtulup Cihan abla sayesinde... Ben pozitif biri olarak görüyorum kendimi, Cihan ablanın da pozitifliğiyle dolu yazılarını okumaya bayılıyordum. Maalesef artık yeni yazılar alamayacağız onun hayatından... Allahım sabır versin yakınlarına... 

Bitirmeden önce bu hafta okuduğum bir cümleden yola çıkarak şöyle demek istiyorum; sanırım yine de sabretmek gerek, herşey adına. Sabrımızın sonu selamet olur yine inşallah. Sevgilerimle... 

10 Mayıs 2015 Pazar

Annelik...

Bir varlık düşünün diyorum bugün; her an yanınızda, her acınızı acısı bilmiş, hastaysanız hasta, üzgünseniz üzgün, mutluysanız ve keyfiniz yerinde ise dünyalar onun... Budur anneliğin tanımı benim için.... Annelerimiz ve anne bildiklerimizin, bu duyguyu içinde hissedip bin ömrü olsa bin ömrünü de bizlere verecek olan, kendini fedakar edenlerin günü diyorlar bugün. Ama 1 güne sığdıramam ki içimdekileri!



Annem; hastalığımda yanımda, sağlığımda bile arkamda, her an bizleri koruyup kollamak için tetikte, okumamız için canla başla savaşan, sırf ben okuyayım diye 2 sene benimle beraber Sındırgı'da kalan, aile nedir en iyi bilen ve varlığını sadece bize adayan... 

Annelik öyle bir şeymiş ki; yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek dedikleriymiş. Hep doğruluktan yanaymış tek öğretmek istedikleri mesela, bunu annemden öğrendim ben. Haklı da olsan, kin tutmamayı öğütlemekmiş.. Haklı da olsam, Allaha havale etmem benden istediği... Kıranı kırmamam, üzeni üzmemem...

Annem, bir tek kan alınırken yanımda duramıyor artık. Zira benim dayandığımı görse de, o dayanamıyor kızının damarını bulamadıkları zamanda çektiği eziyetlere... 

Ve o benden hep yazmamı istiyor. Bugün değil sadece, her gün onun için yazıyorum ben. Onun ve ailemin tüm fertlerinin desteği, benim için her şey demek. O destek bana yazarken daha çok motive ediyorsa da, bir tek annem için yazarken çok zorlandığımı biliyorum ben. Seçtiğim cümlelere ve kelimelere kadar dikkat etmeye çalışıyorum. Ve bir gün kitabım çıkarsa hayal ettiğim gibi, ilk olarak hayatımla ilgili olsun istiyorum. İlk imzalı kitabımı da anneme vermek istiyorum. Bu hayatı benimle beraber göğüslediği için çok şükrediyorum annemi verdiği için Allahıma...


Hiç unutmuyorum,  "Hasta olduğun için doğmasaydım keşke?" dediğin oldu mu diye sormuştu bir akrabamız. "Hiç ama hiç olmadı. Çünkü ben çok şanslıyım ki, böyle bir anadan böyle güzel bir aileye doğdum." demiştim. Hala söylüyorum. Bin ömrüm olsa, bininde de hasta olsam yine annemin kızı ve bu ailemin bireyi olmak isterim... 

Annelik nedir, Aile olmak nedir, birey olmak nedir bana öğrettiğin için çok teşekkür ederim. Anne olursam bir gün, sen gibi anne olmayı diliyorum. Sen bana ailemle beraber sağlığın kalpte olmasını gerektiğini öğrettin. Düşünceler ve kalpler sağlıklı ise, o hayatta bedenen sağlıksız olmanın dünyanın sonu olmadığını ben senin tavırlarınla öğrendim sadece. Sen hiç bana kızım şükret demedin, şükretmen yetti bana hastalığımı kabullenmeme... Ve bu yüzden, annelik budur diyorum annem... Bir gün anne olursam, inşallah sen gibi çocuklarıma yetebilecek bir anne olurum...

Bugün annem sabah erkenden kalkıp, yengemlerle tur aracılığıyla gezmeye gitti İnegöl civarına. Gönül ister ki, her an gezdirebilelim onu. Ama gerek fırsatlarımız, gerekse de durumlarımız el vermiyor. Ama yanımızda olmaktan mutlu olduğunu bilmek bile mutluluk verici çok şükür. Akşama yanımızda olacak bugün annem. Ama problem değil, dedim ya her gün onun günü benim ve bizim için.

Annem, anneler günün kutlu olsun. Ama bil ki, tüm günlerim senin için benim. Allahıma bin şükür, annem olduğun için. Annelerimizin ve anne bildiklerimizin günü kutlu olsun... Fedakarlıklarınızı ödemeye ömrümüz yetmez... :)

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Ödüllü Cumartesi Ve Bir Başarı Hikayesi


Bugün benim için ödüllü başladı Cumartesi. Aslında pek yemek içerikli yazılar yazmıyorum ama, bugün böyle oldu. Çünkü bu yazımda bahsedeceğim konuların fikri, bu krep üzerine şekillendi...

 Tarif nedir derseniz; anneciğim pamuk elleriyle 3 yumurta'ya göz kararı olarak süt ve un katıp çırptı önce. Sonra da azıcık yağlanmış tavada kepçe kepçe pişirdi... Annecim ellerine sağlık, ellerin dert görmesin inşallah. :)

Biliyorsunuz ki kilo vermeye niyetliyim. Diyet diye başlayıp, yediğime içtiğime dikkat etmeye başladığım ilk zamanlarda midem ve vücudumun rahatlık sinyalleri vermesinden ötürü; "Neden bunu sağlıklı beslenme olarak hayatımın tümüne yaymıyorum ki?" sorusunu sorup Sağlıklı Beslenme kararı almıştım. Ve o zamandan beri, hayatımda zararlı gördüğüm birçok şeyi kaldırmaya devam eder oldum hep. 

Krep Meselesine Gelince;

Yeme düzenimden kaldırdıklarıma maalesef hamur işleri de ekli tabii ki. Evet çok güzel, ama aslında yenmedikçe veya az yedikçe daha güzelmiş. Çok sıklıkla olmamakla birlikte yiyorum bende elbet. Krep de bunların arasında bulunmasına karşı, ayda yılda bir Krep'i yiyorum doğrusu. İtirafım itiraf...

Uzun zaman olmuştu krep yemeyeli ve canım 3-4 gündür krep çekiyordu; "Krep yesek mi bir ara?" dedim canım anneme bu hafta. Annem ilk dediğimde bir düşündü önce, sonra tamam dedi. Ve bugüne planımızı kurguladı. Ama ben bazen hala öyle bir psikoloji içindeyim ki, yemek ile yememek arasında kalabiliyorum. Bu hafta da bunu düşünmedim değil. Ama ucundan da olsa yemem gerektiğini biliyorum artık. Canımın daha çok isteğe boğulmasının sonucu daha çok yemek olacak diye korkuyorum çünkü...


Resimlerdeki krep şekilleri ise, birden bire çıktı bugün kahvaltıda. Dayanamayıp bozulan 2 krep için de, "bir tek gözleri, yani zeytinleri eksik" dedim kendimce. Ve sonuçlar ortada. Annemle bizim için yemesi de, bu görüntülere bakması güzeldi. Bizce güzel oldu yani... 1. fotoğraf gülen surat olmaya çalıştı. 2. krep ise, şaşkınlıktan ağzı yırtılmış bir krep. :) Nimetle oynamak değil bu, sadece işin mizahı ve süslemesi...

Çok şükür bugün canımın çektiği krep'i yiyerek, ödül sistemli başladı annemle benim için. Ödül sistemli dememin sebebi, bir süredir "zayıflamışsın" kelimesini daha çok duyuyor olmam elbette. Bu konuda Zayıflamışsın Dediler yazımı da okuyabilirsiniz... Ama yine de söylemeliyim ki, içine un girmiş bir şeyi yine yiyor olsam da kendimi aştığımı düşünmüyorum. 2,5 krep yedim bugün, ki inceliği bariz ortada değil mi? Krep'in pek de fazla kilo yapacağını da düşünmedim bir de tabii... Şurada yazılanlara göre; sade tüketilen bir krep 300 kalori imiş. Bence fazla değil ya, sizce? 


Bunlar haricinde eklemek istediklerim; 

  • Canım bir şey çektiğinde; hem yemek istiyorum hem de kendi kararlarımı çiğneyip kararınca yiyemeden düzenimi bozarsam diye düşünüyorum bazen hala. Ve elbet yeme düzenimi bozduğum da oluyor bazen. Ama artık daha az gerçekleşen bu durumda, uygulanan tek bir kural var; tek bir öğünde bozsam bile yeme düzenimi, diğer öğünde düzeltmek. Kesinlikle "Aman, bozuldu artık ye gitsin." cümlesine benzer cümleler geçerli olmaktan çıktı hayatımda.
  • İştah durumuna gelince; İnsanın iştahı çok olduğu zaman oluyor ya bazen; benim bu zamanlarım çok aza inmiş olsa bile, yine de oluyor bazen. O zamanlarda kendimi tutmaya, tutamıyorsam da yoğurt ve meyve ile geçiştirmeyi başarıyorum. Artık midem alıyor olsa bile kendime dur diyebilmeyi de ve bir de nadir durumların hemen ardından beslenmemi asıl rutininde devam ettirmeyi de iyi öğrendim...
  • Makarna ve Pilav meselesi; Makarnayı genelde ayda 2 kere yiyoruz ama bazen ayda 1 de yediğimiz oluyor. Pilav konusuna gelince, bulgur pilavı olursa ayda 1 veya 2 yediğim oluyor. Ama pirinç pilavı gördükçe yemekten kaçınıyorum. Ama bazen öyle oluyor ki,; gerek fırsat olmadığından, gerekse misafir sonrası kalan pirinç pilavını bitirmek için yanına sadece salata yapıp yediğimiz oluyor. Bu da nadiren...
  • Soda Meselesi; Soda içmiyoruz epeydir. Acıktıkça yoğurt yiyoruz, çok kaçırmış bile olsak soda içmiyoruz. Soda içmemeye alıştığımdan ötürü olsa gerek, çok yesem de artık sodaya ihtiyaç duymadığımı farkettim. Ama bugün olsa yol tutsa, sanırım soda içebilirim. O da eğer ayranım olmazsa yanımda...
  • Ve Tatlı Meselesi; Tatlıyı ise tamamen bırakamadım. Bazen öyle ihtiyaç duyduğum zaman oluyor ki, meyveden de alamıyorum o ihtiyacımı. Ayda 1 veya 2 olmak üzere devam ediyor bu alışkanlık da. Onun haricinde tatlıya da dur diyebiliyorum artık. Ama eklemeliyim ki, Nisan sonu ve Mayıs başında doğum günleri ve düğünler ard arda olunca birazcık bozduk bu kuralımızı. Annemin doğum günü, Emre abimin düğünü ve düğün ertesi günü eniştemle Ayşe teyzemin doğum günlerini kutlama... Derken bozdum. Bir süre görmek bile istemiyorum aslında, vicdanen. :) Artık kendimi kilolarım konusunda sorumlu hissetmeye başladım ciddi ciddi. Bu bile neyse artık dedirtebiliyor tabi...

Bugün bunlardan bahsetmek istedim işte, çünkü bayadır eklemek istiyordum bu notlarımı. Bu benim için bir başarı hikayesi. Çok şükür "bu durumu başardım" diyebiliyorum artık. Kilolu olduğum zaman da, yemiyorum diyordum. Çünkü cidden öyleydi. Ama yediğim nadir 1 dilim pasta, düzensiz beslenme durumum arasında bana hep kilo olarak dönüyordu. Bence iş düzenli ve sağlıklı beslenmekte yani... 

Sizin başarı öykülerinizi de okumak isterim, kendimizle gurur duymalıyız bence. Kilo vermek veya sağlıklı beslenmek, kilolu durumda iken ve yemeyi severken büyük bir başarı bence. 
Sevgilerimle, beni okuduğunuz için çook teşekkür ederim... :)

8 Mayıs 2015 Cuma

Zayıflamışsın Dediler...


Geçen hafta düğün öncesi kalabalığımız olduğu için, bu telaşımıza Yalova'daki tedavimi de katmayalım diye 1 hafta ara vermiştik. Bu hafta başında kaldığımız yerden devam ettik yine. Hatırladığımız kadarıyla son 3 seansım kaldı, yılda 60 seans hakkımızın ilk 30'unu doldurmamıza. İlk 30 seansı doldurduktan sonra ne mi oluyormuş? Tekrar kontrol ediliyor ve rapor veriyorlarmış. Söylediklerine göre; vermeyebilirlermiş senelik diğer 30 seans hakkımızı, inşallah verirler Uzay Terapi'nin bana epey faydası dokundu malum... Bu durumun karmaşıklığına daha sonra başka bir yazımda değinirim inşallah...


Zayıflamışsın Dediler, Beni Çok Mutlu Ettiler...


Kısa bir bildirimden sonra; "Bana Zayıflamışsın Dediler" diyerekten, esas konuma geçmek istiyorum. Kilolarımla ilgili resimlerimden ne kadar haberdarsınız bilmiyorum ama, cidden zayıfladığımı düşünüyorum bende zayıflamışsın diyenler gibi. Çok uzun zamandır görmemiş olan kişiler, şimdiki halime de kilolu diyebiliyorlar. Ama 1-2 sene öncesinde görüştüğümüz kişiler, şimdi beni gördükçe "Cidden zayıflamışsın, iyi gördüm seni." diyorlar. Çok şükür iyiyim, diyebiliyorum bende. :)

Kilolarım beni epey zorlar konumda iken kendime dikkat edeceğime karar verdiğim için, bir değişiklik olmaya başladığından itibaren hissedebilir hale gelmiştim zaten. Ama uzun zamandır direncim de artmış durumda şimdi, zayıflamanın verdiği rahatlama çok başka biliyorum yeniden... 


Bu haftanın başında, Pazartesi günü yani, havaların da güzelleşmesiyle beraber tişört giymelerime başladım. Boğazlı bol tişörtüm ve eşofman üstü tişörtlerim haricinde, ince tişörtler giymeye başladım. Havalar ısınıyor artık... Ve Yalova'da Aktif Fizik'de, fizyoterapistlerim ve beni tanıyan kişiler "Üstüne giydiğin tişörtle iyice zayıfladığın ortaya çıkmış biliyor musun? Çok güzel zayıflamışsın, zayıflamıyorum diye düşünme." dediler. Tabi bende bir mutluluk hali falan. "Bunu sık sık söyleyin olur mu?" dedim bende. Tabii ilk işim; Uzay Terapi sonrası, andülasyona inmeden önce ayna bulmuşken son durumumu fotoğraflamak oldu. Belli oluyor mu karnımın düzleştiği sizce bilmiyorum ama, ben epey hissediyorum. Şimdilik öncesi-sonrası yapamıyorum resimlerle ama onu da yapmak gerek bir ara...

Öncesi olarak gösterebileceğim bir fotoğrafım var mı diye düşündüm bu yazıyı yazarken, var ama bilgisayarımda yok. Harici belleğimde var. Önüme öncesi yapabileceğim fotoğraf olarak bu yazımdaki halimi önerebilirim. 

Şimdi bende "Bir hayli kilo vermişim cidden" diyebiliyorsam da, aynı zamanda "Daha da kilo vermem gerek," biliyorum. Ve bir de bu kiloları verdikten sonra, koruması var. Ama yapacağıma daha da çok inanıyorum ben. İnsan bir şeyleri başarabildiğini görünce, daha çok sarılıyormuş. Ve öncesinde de mutlaka sabırla istediğini gerçekleştirebilmek için sarılması gerekiyormuş; geleceğine, umuduna ve başarabilme inancına... Başlarda zor diyordum zayıflamak için, ama meyvelerini toplamaya başladım çok şükür. Sizce de değişim var mı? :)


Haftaya mutluluk ile başladık böyle işte. Zayıfladın dediler, beni çok mutlu ettiler... Sonra akşamına döndüğümüzde, kuzum Kağanım hasta oldu. Hafta başından beri hali yoktu ve sık sık ateşlendi. "Hasta oldum ben" diye diye dolandı evde. Artık neresinin ağrıdığını da söylüyor bizlere. Bize dişleri sıktırıyor gün içinde sürekli. Evin içinde bir çocuğun olması, zor olduğu kadar eğlenceli de... :) 

Neyse ki haftanın ortasında toparladı durumunu ama huysuzluğu geçmedi kuzumun. Bugün ve dün biraz daha iyiydi ve şimdi de anne ve babasıyla evinde canımın içi. Öyle büyük tavırlarıyla karşı karşıya kalıyoruz ki bu sıra, görseniz içiniz gider. Maşallah demekten dilimde tüy bitiyor bazen... 

Canım benim, fotoğrafta da bizler gibi telefonla takıldı yatmadan önce o gün. Dedesi eski telefonunu şarj edip verdi eline. O da biraz baktı yatağıma yatıp, ben gibi bakındı biraz ve koydu kenara. "Uyuyacağım" dedi ve uyudu kuzum. Biraz uyumadan önce güldük birbirimize ve konuştuk beraber. Diyeceğim; bu sıra daha çok büyüdüğünü hissettirir hale geldi, daha çok birey olduğunu belirtmeye çalışıyor bize. :) 


Çok şükür ki, iyi geçirdik işte bu haftayı da. Derslere ağırlık vermeye çalışırken, bir de biraz hayallerimden ötürü yapmak istediklerime odaklandım. Derken yazamadım... Aklımda kalan bir günü yazayım dedim bugün nihayetinde. Bir tek bu da değil, nice günler var da fırsat olmayınca yazmak da mümkün olmuyor işte. Haftasonuna giriyoruz yine, yarın görüşmek dileğimle mutlu haftasonları dileyeyim ben hepimize... :)

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Düğün Sonrası Kritiği...

Uzun zaman olmuş bir düğüne böyle hazırlanmayalı, kalabalığın tadına doymayalı; heyecanını ve güzelliklerini bol bol tattım yine. Bir tek şey için, birçok kişinin amacının bir olması çok büyük ve güzel birşey. Hele ki bu hazırlık ve amaç, yakın akrabalar için ve dostlar içinse, ve sevdiklerinle hep beraber ise...

Emre abimin 4 gün 4 gece süren düğünü Cumartesi günü bitti. Geride bıraktığımız 1 haftanın tüm günleri, ailem ile bana epey yaradı. Ruhumuzdaki uzaklardaki akrabalarımıza duyduğumuz özlemimizi biraz olsun dindirdi...




Hep söylerim mutluluk bazen değil, çoğunlukla sevdiklerinden oluşan kalabalıkla birlikte olmaktadır. Bir yerde böyle bir kalabalık varsa, o ana sımsıkı odaklanmaya çalışırım. O güzellik zihinde unutulmaz anılar, kalpte hoşnut duygular barındırır; barındırır ki, hatırladıkça "Uzakların canı cehenneme" diyebilsin ve uzaklıkları gözünde büyütmesin...

Ben geçtiğimiz hafta ve haftasonu bol bol "Uzaklıklar uzakta kaldı. Bak ailen de yanında, sevdiklerin de." dedim. İyi ki de düğün sebebiyle bir araya geldik; epeydir kendime atraksiyon arıyordum, bol sohbet ve sıcak yakınlıklarla dolu...

Herkes bir yana, gelinimiz ile damadımız da dahil, düğün sebebiyetiyle toplanılması en çok bana yaradı. Ruhum da, hareket isteyen yanım da epey doydu. Darısı diğer düğünlerimize de olsun inşallah...

Kısacası, ailecek birarada sevdiklerimizle birarada olmak, hepimize çok iyi geldi. Gerek benim sağlık problemlerimden ötürü, gerek Kağanımın küçük olmasından ötürü, e biraz da maddi sıkıntılarımızdan ötürü; pek sık bir yerlere gidebildiğimizi söyleyemem. Biz gidemedik ama onlar geldi çok şükür. Birarada geçirebildiğimiz vakit sınırlıysa da, çok güzeldi. Anladım ki yine, gönül sık sık biraraya gelmek istiyor. Ama bu maalesef mümkün olmuyor. Çok fazla ayrıntıya dalmadan, size birkaç resimle veda edeyim olur mu?

Yazımın girişindeki resim, annem ve ablamla beraber, Damlam ve Sedamın bizi düğüne hazırlama esnasından. Düğün öncesi hazırlığımızla ilgili sonra değineceğim ayrıca bir yazımla... Şimdilik haftaya hızlı başlamamızın getirdiği garip yorgunlukla bu kadarlık bir kritik yazısı oldu...


Bol bol Selfie çekindik düğünde, bunlar benim epey işime geldi. Bir sürü hatıram oldu sevdiklerimle yine... :) Üst taraftan başlayarak, soldan sağa resimdekiler; (Sinemcim, Gizemcim, Neslihan ablam, Gizemimle babam Ve son resimde de Nilo ablamlayız) :) Maşallah hepimize...


Bir de çok resim çektik Malik abimin kızı Sinemcimle, fotoğraf makinesine. Yine soldan sağa; Ablamla eniştem dans ederken, Malik abimle Aysel yengem dans ederken, Annem ve kuzeni Neslihan ablam, Annem ve Babam, Ablam ve Babam, Annem ve Sinemcim... Derken düğün noktalandı işte. :) Birarada olmak ne güzel şey. Kalabalığı seven yanım neden ağır basıyor bilmem, ben kalabalığı çok seviyorum... Allahım sevdiklerimizi eksik etmesin yanımızdan...


Ve söz konusu düğünümüzün gelini ve damadından bahsetmek olmaz değil mi? Hem birbirlerine yakışıyorlardı, hem de mutlulardı. Allahım bir ömür mutlu mesut etsin, Emre abim ile Nergiz ablamı... :) Bu fotoğraf ise, son danslarını ederken benim çektiğim fotoğraftı. Gecenin son dans müziği neydi peki dersiniz? -Özdemir Asaf-Bana Ellerini Ver... 

E madem öyle, bu şarkı bu yazının sonuna yakışır... Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgilerimle... :) 


2 Mayıs 2015 Cumartesi

Biri Düğün Yemeği Mi Dedi?


Bildiğiniz üzere başladı düğün merasimlerimiz Perşembe gününden itibaren. Perşembe günü kız kınası vardı, dün ise erkek evinde yemek... Ben gitmeyecekken, dün birden kendimi orada buluverdim. Ama gittiğime de değdi, cidden eğlencesi bol güzel bir yemekti...

(Üstteki resimde; sol üstte yanımda kuzenim Gizem var, diğer 3lü çekindiğimiz resimde de Aysel ablamla biz varız. Aysel ablam, annemin kuzeninin eşi oluyor... Yemek eğlencesinden :) )

Biz gittiğimizde halaylar çekiliyordu zaten; yemek zamanı geldi yemekler yenildi, sonrasında halay zamanı geldi yeniden. Herkesin memleketinin oyun havası başka güzeldir. Bize de halaylarımız bir başka güzel geliyor... Dün izlemeye doyamadım resmen bizimkiler halay çekerken.


Benim izlemekten en zevk aldığım halay; klasik sakin halaydan uzaklaşıp, hızlanarak, ayak figürlerini çeşitlendirerek ve alkış figürleri de katılarak çekilen halaylarımız... Dün her biri vardı; sakini, hızlısı, figürlüsü, figürsüzü... Sonrasında oyun havaları eşliğinde coşmalar. Dün uzun zaman sonra, davulun ve zurnanın sesini duymak bu kadar garip şekilde içimde oynama hevesimi yeniden körükledi. Oynamayı seven biriyim ben. Duramadım, bir saatten sonra oturduğum yerde oynamaya başladım bende. :)


Tam bana göre bir eğlenceydi; öğlen 2'de başlayıp akşam 10'30'a kadar devam etti. Oynamalar sürdü de sürdü yani. Akşam vakti gelince, sazını alıp mikrofon başına Elif yengemin yeğeni Barış abi geçti. Saz ve türküler eşliğinde oynamalar başladı. Yer yer eşlik ettik şarkılara, yer yer alkış tuttuk. Allahım eksikliğini göstermesin, böyle güzel günlerimizin ve sevdiklerimizin...


Resimdeki güzel kız, Annemin kuzeni Malik abimin ve eşi Aysel ablamın ortanca kızları. Dün düğünde yanyana oturduk; günün dedikodusunu da yaptık, videoları ve resimleri de beraber çektik. Ben dün o davul ve zurnanın sesinin içinde, bağıra bağıra şarkı da söyledim, yer yer zılgıtta çektim. Dün öğrendim zılgıt çekmeyi böylece. :D Sesli bir ortamda, bağırmak ve zılgıt çekmek acayip rahatlatıyormuş insanı. Sinem ve diğer kuzenim Gizem de, zılgıt çekmeyi öğrenmeme vesile oldular böylece. Gizem sağolsun eğitti beni. Halay anına çok yakışıyor nedense... 

İşte böyle... Düne dair, geciktirmeden yazayım dedim bugün. Dün aklımda yer edindi benim. Benim için, açık havada yapılan eğlencenin yeri bambaşka. Bilmiyorum neden ama; böyle samimi tarz eğlenceler, çok ama çok mesut ediyor beni. Bu arada eklemeden çıkmayayım, Sivaslıyız biz. Annem de babam da Sivaslı... Sivas'a bir kere de gitmiş olsam, Gemlik'te de doğmuş olsam, yine de Sivaslı sayılıyormuşum... Öyle dediler bana hep, e bende bunun farkındayım. İster istemez kanım da kaynıyor yöremizin oyunlarına baksanıza... :)


Velhasıl bugün ise düğünümüz var. Fırsatını bulmuşken, daha da hazırlanmaya başlamamışken yazayım bu yazıyı dedim. Neme lazım, akşama da yarına da yazı yazamayabilirim... İzninizle ben hazırlanmaya da başlayayım artık yavaş yavaş bir yarım saat kadar sonra. Bizim kadınlarımızın hazırlığı uzun sürer, benimkisi çok uzun sürmese de, işimi sağlama alayım ben. Mutlu günler ve mutlu haftasonları dilerim, sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...