12 Ocak 2019 Cumartesi

Şiirlerle Hayat #24 - Cemal Süreya - Sevgilim Ben Şimdi


2019'un ilk Şiirlerle Hayat yazısı ile karşınızdayım bugün de. :) Tamam şu senenin ilkleri mevzuusunu bu yazımla bitiriyorum bu son ekleme ile! =) 24. Şiirlerle Hayat yazımla karşınızdayım bu sefer de. Diğer Şiirlerle Hayat yazılarıma da buradan ulaşabilirsiniz...

Bu hafta Cemal Süreya haftası olarak anabildiğimiz bir hafta idi, hafta bitmeden önce bir şiirini paylaşmak istedim ben de. 9 Ocak 1990 günü vefat eden Cemal Süreya'nın, bu yazı ile bir kez daha toprağı bol olsun diyorum.

Sanırım bu şiiri Sevda Sözleri adlı kitabında okumuştum ilk, sonra internette karşıma çıktı yeniden. Ve birkaç süredir, taslaklarda paylaşmam üzerine bekliyor. Önce şiiri sizlere de okutmak istiyorum; yazar, şair, sanatçı ve sanata gönül veren tüm dostlar, bizler gibi hatırlandıkça ölmezler. Cemal Süreya da, bu ve yüzlerce güzel şiiri gibi unutulmayacak ve ölmeyecek şairlerimizden bence. Öyle seviyorum, liseden beri işte... :)





Sevgilim Ben Şimdi

Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim

Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara

Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden

Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz

“Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz”.

Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere

O gülün yüzü gülmüyor sensiz

O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı

Hepten hüzünlü bu günlerde

Gür ve coşkun bir günışığı dadanmış pencereye

Masada tabaklar neşesiz

Koridor ıssız

Banyoda havlular yalnız

Mutfak dersen – derbeder ve pis

Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş

Vantilatör soluksuz

Halılar tozlu

Giysilerim gardropda ve şurda burda

Memo’nun oyuncak sepeti uykularda

Mavi gece lambası hevessiz

Kapı diyor ki açın beni kapayın beni

Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi

Radyo desen sessiz

Tabure sandalyalardan çekiniyor

Küçük oda karanlık ve ıssız

Her şey seni bekliyor her şey gelmeni

İçeri girmeni

Senin elinin değmesini

Gözünün dokunmasını

Ve her şey tekrarlıyor

Seni nice sevdiğimi

Cemal Süreya




Bu şiiri okuduğumda, amatörce aklıma gelen şu oluyor; sevgilinin ve sevdiğin kişinin yokluğunda duyulan yokluğun, en güzel dile getirilişi... Bir seven düşünün ki, bunu kelimelere dökebiliyor. Şairler kavuştular mı, yoksa kavuşmadıkları için mi şair oldular bilmem; hangi derin şiir yazabilen şaire baksam, bir kavuşamamışlık, bir yarım kalmışlık görüyor üzülüyorum. Acaba "biz, biz yarım kalacak mıyız bu hayatta?" diye düşünüyorum...


Cemal Süreya'nın bu şiirinde en sevdiğim bölümü şurası;

Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi

Öyle bir an geliyor ki, sevdiğinizden ayrı ve yalnız hissettiğinizde, yaşam damarlarınız sökülüyor sanki birbirinden hani... Bir şiir o zamanları o kadar iyi anlatabilir işte! Bana çok net sevdiğim kişilere alıştığım zamanların sonrasında yaşadığım sıkıntılara dair hatırladıklarımı yaşatıyor sanki. Çok sevdim, çok yenildim, yanıldım diyebilirim. Talihsiz bir kızım aşk konusunda! :) Şıpsevdi değildim, ama gönlüm de sevmeye aşıktı. En derin sevdiğim 3 kişi oldu hayatımda, e sevdikçe de alışıyor insan hayatında bir sevdiğinin oluşuna!

Sonrasında da aynı böyle oluyor işte, sevdiğinle arandaki bağ yıkılınca; o yıkılan bağ sizin eşyalarla da bağınızı koparıyor zira. Yediğiniz yemek, içtiğiniz sudan sonra; mekana yıkılıyor sanki bütün suç. Yaşadığınız ortak alanı beğenmez, orayı eskisinden apayrı algılar gibi oluyorsunuz. Bu hissi özlemiyorum aslında hiçbir zaman, ama bazen o hissin varlığı da nimetmiş anlıyor insan! :) Sevmek sevilmek güzel şey, ayrılık, uzaklık ve kavuşamamak da olsa içinde...

Sevgilim Ben Şimdi Büyük Bir Şehirde Seni Düşünmekteyim" diye başlayan böyle güzel bir şiir, size de yarım kalmış bir aşkı anlatmıyor mu? Hiçbir aşk yarım kalmasın, her gerçek seven sevdiğine kavuşsun diyesim geliyor...

Cemal Süreya'nın ruhu şad olsun, benim hüzünlenesim varmış yine. Böyle şairler kırk yılda bir gelir belki de, nazikçe incitmeden sevmeye çalışan. Toprağı bol olsun. Bu şiiri, ölüm yıldönümü haftasında tüm gerçek seven ve yarım kalanların gönlüne biraz olsun su serpsin inşallah.

Sevgilerimle...

10 Ocak 2019 Perşembe

Kaslarım Ve Egzersizlerim - Egzersiz Günlüğüm #3


Merhaba, bir önceki Egzersiz Günlüğüm adlı yazımdan sonra, geç de olsa döndüm buraya da... Ben burada, egzersizlerimden, kas durumumdan ve engel teşkil eden durumlarımdan bahsediyorum hani. Bir de kendi egzersiz düzenimi oluşturmak için yazıyorum tabi... 

Sizlere anlatmak benim için önemli, son 6 senede daha çok gördüm ki, engellinin yeri çok küçük ülkemde. Zira bilinmiyor, duyulmuyor ve de dinlenmiyoruz. Sizleri; bizi eleştirmekten, gözlerinizi kaçırmaktan ve ucube bellemekten öte, bizleri dinlemeye davet ediyorum. :) 

Diğer iki egzersiz günlüğümü burada ve burada bulabilirsiniz. İyi okumalar dilerim... :)


Bilindiği üzere, benim hastalığım Kas Erimesi. Sanıldığı gibi, her engellilik hissetmemek veyahut tamamen tüm yetileri kaybetmek değil. Benim durumumda da, his ve de güç kaybı tamamen değil burada belirtmeye gerek duyduğum kadarıyla. 

Ama bizi tekerlekli sandalyede görenlerden çoğu, her birimizi kendini hissedemez ve de bir daha toparlanamaz görüyor. Bir de unutmadan, bu dünyanın işe yaramaz varlıklarıyız onlara göre... Oysa düşünsek de düşünmesek de, hissetsek de hissetmesek de biriz! Engelliyiz ama insanlık dışı varlıklardan değiliz... Bilmeden, sormadan, doğru davranmayı düşlemeden önce ne yapıyor bazıları dersiniz? 
Doğru davrandığını sanması ile beraber, bizim üzerimizden sesli şükürlerle yanımıza yaklaşıp hastalığımızı soruyor ve şifa dileyip gidiyorlar. Ya da en çirkiniyle: bizi görmeye bile tahammül edemediklerini tüm mimik ve hareketleri ile belli ederek, yanındaki çocuğunu eşini dahi çekiştirerek gözümüzün önünden çekiliyorlar. Çoğu kimse düşünemiyor ki; biz ne hastalığımızı herkese bildirmek için dışarı çıkıyoruz ne de kendimizi göstermek ve de sizlerin kabuluna ihtiyaç duyduğumuz için...

Ama gel gelelim, artık böylesine üzülmüyorum da. Zaman bana böyle kişilerin, gözümün önünden direk çekilmesi ile bana iyilik yaptıklarını bile gösterdi!

Neden böyle giriş yaptığıma gelince; ülkemde engelli kimdir, nedir nasıldır bilen yok. Başımıza gelmeden hiç kimseden haberdar olmaya içimiz el vermiyor. Evet, açığa çıkmamız kendimizi anlatmamız gerekiyorsa illa; anlatıyorum işte. Biz sizin sandığınız gibi korkmanız gerekenlerden değiliz, yanımıza yaklaşmak size hastalık bulaştırmaz. Sadece Allah korusun sizlerin de başına gelir ise, size yaklaşacak bu tarz insanların tavır ve davranışlarının da düzgün olması gerektiğine . Öncelikle kendimizden başlamanız gerek işte, her konuda! Siz nasıl toplumsal bir alana girdiğinizde, kibarlık ve iyi tavır ile karşılanmak istiyorsanız, bize de aksini göstermeyin lütfen... 

Not; Bu konular bitmez, yazarım ara ara bence yine böyle! :)


Kas Erimesi deyince, insanın aklına hep erimek ve bitmek geliyor biliyorum. Ama kaslardaki güçsüzlük ve güçlendirmedeki engeller anlatılıyor esasında. Kas yapınız ne kadar sağlam değilse uzuvlarınızı hareket ettirebilmek de o kadar zor oluyor. Erimek diyorlar, vücut bütünlüğünün kasların güçsüzlüğüyle beraber korunamadığından ötürü... :)


Velhasıl, böyle bir açıklamayı yineledikten sonra; söylemek isterim ki, klasik haline getirmeye çalıştığım iki adet egzersizim var 2 senedir; 

İki kas grubu etkin çalışır ve güçlenirken, nefesim de güçlensin diye kombo etkisi yaptığını düşündüğüm mekik egzersizi programım; tedbirli gerdirmeler hakim olsun da kasılmaları engellesin diye alanını günden güne genişletebildiğime sevindiğim gerdirme egzersizlerim...


Mekik Egzersizi Programım; 1,5 senedir yapabildiğim kadarıyla, birkaç ayda bir uyguladığım bir program halini aldı egzersizlerim arasında... Karın kaslarını geliştirmek, nefes kontrolünü sağlamak ve bel çukurumun baskısını giderebilmek gibi etki alanları mevcut. Çok fonksiyonlu hareket, yorgunluk bakımından bakıldığında; kas hastalıklarında büyük önem taşıyormuş, son altı yılda en iyi öğrendiklerimden biri bu... 

"Mekik'i tek düzen yapsan da faydasını görürsün," dedi fizyoterapistlerim ama bu mekik programını gösterdiğimde de; kendini yormamak kaydıyla, bunu yapsan daha iyi tabii dediler. Bir program düzeninde ele aldığımda, bırakmaması daha mümkün oluyor mekik düzenimi bu sayede... Sonuç olarak üstteki tablodaki 31 günlük mekik tablosu, karın kaslarını en etkin olarak geliştiriyor bende. Benim en zorlandığım 100 ve üstü mekik çekme günleri oluyorsa da, bir dahaki program düzeninde onlara da alışmış oluyorum zaten... :)




Gerdirmelere gelince; en hassas olduğum nokta olduğunu tekrar tekrar söyleyebilirim. İlk atağımı, lüzumundan fazla gerdirme yapıldığı için geçirdiğim düşünülürse (Ki 2010'dan sonra geçirdiğim atağımı da anlattığım yazım burada), bu konudaki korkularımı atlatmam üzerine geçen ilk 4 senenin benim için hiç kolay olmadığı da netlikle anlaşılır diye düşünüyorum.

Birçok kişinin şunu anlayamadığını biliyorum, hissediyorsun ama netlikle kaslarını hareket ettiremiyor ve onu kontrol edemiyorsun! Evet, kaslarımı kısıtlı hareket ettirebilmemin bazı boyutu beni de anlayamaz boyuta getiriyor. Ama özellikle, son atağımdan bu yana değişen kas hareket kabiliyetimdeki eksilme bana böyle hissettiriyor. Kaslar çok acayip boyutta, hangi birini anlatayım ki derken; gerdirme mevzusunu unutmayalım...

Üstteki resimlerde görülen gibi, bir bacağımı diğerinin üzerine düz şekilde otururken attığımda, tek başıma oturabilmem mümkün olmuyor epeydir. Bu gerdirmeyi babamla beraber yapıyoruz o yüzden. Babam bu pozisyona getiriyor ve bacağımı öylece tutuyor. Yeteri kadar gerilmesini sağlıyoruz, diz kapağım ve baldırlarımdan gelen kas gruplarımın... Ben o pozisyonda da sabit tutabiliyordum eskiden bacağımı ama şimdi, sadece oturduğum yerde üste atacağım bacağımın aksi yönüne eğildiğim zaman bacak bacak üstüne atabilmem mümkün olabiliyor...

Gerdirmeler ne kadar mühimse de, bir o kadar hassas işte. Gereğinden fazla gerdirme, yorgunluğa ve o yorgunluk da kas kabiliyetini arttıracak iken azaltmaya sebep olabiliyor. En ufak ama sağlam sinyali veren ilk acı, kasılma ve batıyormuş gibi hissettiren sızılar; yeterli olduğunu bildiriyor bana gerdirme egzersizinin. Kasları güçlendirmeye gelince, sağlam ama yavaş adımlar atmak şart oluyor her defasında...

Pilates topuna ayak uzatmak, oturduğum koltukta sağıma ve soluma dönerek bacaklarımı koltuk üzerine koymak, önümde bulunan bir sandalye ve benzerine ayağımı uzatmak; bu hareketlerin her biri benim gerdirme yöntemlerim. Gerdirme yeterli dozda yapıldığı surette biz kas hastalarının kurtarıcısı konumunda. Ama bir fizyoterapistin yaptığı, pasif germenin dozunun ayarlanamadığını söylediğiniz halde yapmayı sürdürmesi; işini bildiğini iddia etmesi gibi durumlarla da karşılaşabiliyorsunuz. Bu sebepten, engelli iseniz dışarıda sizi görenlerle değil; bir de canınızı acıtan, üstelik siz 12 senedir bu hastalığı biliyor ve de hayatınıza yoldaş ediyor iken, 4 sene okul okuduğunu iddia edip daha iyi bileceğine emin olan fizyoterapistler ile de yüzleşmek zorunda kalıyorsunuz... Oysa her hastalık grubundaki hastalara da, birbirinden apayrı hastalıklara sahipmiş gibi davranmak gerekiyor bir bakıma; çünkü her hasta apayrı bir vaka!


Gerdirme egzersizleri ve diğer tüm egzersizlerin dozu çok önemli kas hastalıklarında, fizyoterapist seçimi ve değişimi de hayati bir tercih değerinde yani... Egzersizlere ve de bu gibi konulara daha çok yer vereceğim bloğumda bu sene. Egzersizlerim iyi durumda ve boyutta olsa da, bu sıralar soğuklardan ötürü vücudumda bir kendini kasamama gibi refleks eksikliği mevcut. Bu gereksiz eksikliği üzerimden atabilmemin yolu da, yine egzersizlerim ve yeterli düzeyde yapmam gereken gerdirmelerim olacak inşallah... :)

Bol egzersiz ve de spor dolu günler diyorum hepimize, bir dahaki yazımda görüşene dek. Kendimizi yormayalım ve sağlam gidişatlara doğru yol olalım inşallah... Sevgilerimle. (:

6 Ocak 2019 Pazar

Pazar Yazısı #55 - Yılın İlk Pazar'ı #2019


2019'un ilk pazarı bugün, 06 Ocak 2019'dan bildiriyorum... :)


Yılın ilk pazarından merhaba! Bugün hem verimli olmaya çalışmaya devam ettiğim, hem de kendimi sorguladığım bir pazar oldu yine ama günü de kaçırmadım esasında... :) 

Son zamanlarda hem hayatımda etkin durumdayım, hem de değilim bence. 2019 benim için sakin başladı ama uyku düzenimi hala oturtamadım. 2019 başladı başlayalı hep geç yattım, çoğunlukla da geç kalktım... Yarından sonra başlayan hafta ile öncelikle bunu sağlama almam lazım. Bugün milat olsun diye düşündüm durdum, günlerdir uğraşsam da yine başaramadığımı görmek çok üzücü çünkü...

 Hareketlerimi yapıyorum, az boyutta olsa da etkin durumda kalmaya ve günlerimi en azından etkin geçirmeye uğraşıyorum ama bu da yeterli gelmiyor. Yeni hafta ile beraber, film izlemeyi devam ettirir halde iken daha çok yazı işlerime odaklanmam gerek yeniden! Yine uyku düzenine bağlanıyor ama aslında, bunu çok net biliyorum...



Bugün bir örgümü daha bitirdim, en azından hiçbir şey yapmıyor da değilim diye bunlarla kendimi avutur haldeyim... Üstte gördüğünüz beyaz bere dikilecek sadece, örmesi ve büzmesi bugün bitti.. Üstte göründüğü halinden sonra, ip geçirerek büzdüm ve böyle dikime hazırlamayı da, şu videodan öğrendim. :) Yazısını yazarım dikim işlemleri de bitince ama; alt kısmı lastik, sonrasında da saç örgüsü ve pirinç modellerini yan yana sıraladığımı da ekleyeyim buraya. Uzun zamandan sonra, ilk defa boyutunu tam tutturabildiğim bir bere oldu; şükür ki... :)


İlk olarak örgümü bitirdim, sonra da Black Mirror Bandersnathc'i izledim bugün...

Bu filme nasıl olur da, ama yine de bu böyle olmadı denebilir bilemedim sonrasında! Alanında ilk olan bir filmin, bu kadar acımasızca ve örnekleri çok varmışcasına eleştirilmesi garip geldi bana. Black Mirror dizisinin bir yapımı bu ve senaryonun gidişatını size seçenekler sunarak devam ettiriyor. Tabii geri dönüşler de sağlıyor, en nihayetinde bu bir ilk ve gerilim alanında amacını da yerine getirebilmiş bir film bence...

Şimdilik burada spoiler vermeyeceğim ama önümüzdeki günlerde, diğer bloğumda fikirlerimi yazmak istiyorum bu film hakkında... :) Bana göre çok kötü değil, bir ölçüde başarılı idi. Gerçekçi sahneler vardı ve o hissiyatı size veriyordu. Ama benim Black Mirror dizisini sürekli takip eden biri olmamam da bu yoruma sebep oluyordur belki, diye de düşünüyorum. Ben gerilim filmlerine bile çok tahammül edemediğimi bugün gördüm, daha fazlası olsa benim için ağır olurdu. Bu film bana göre, yeterli gerilim dozundaydı! :)

Velhasıl yılın ilk pazarını böyle geçirdim; verimli, etkin ve de kendime çözümlerle yaklaşabilme potansiyeli içinde... :) Umarım yeni hafta da hepimiz için iyi gelir geçer. Planlarımız amaçlarımıza ulaştırır... Sevgilerimle. (:

Yeni Yılda, Yeni Oyunlar - 04.01.2019


2019'a iyi başladığımızı düşünüyorum, henüz burada full time yazamadıysam da; 2018'in son günlerinde dolu dolu yazılar yazdım şükür ki... Şimdi 2019'da sıra, 2019'un ilklerinde özellikle de... :)


2019'a bol film izleyerek başladım öncelikle, bir de Kağanımla bol oyun oynayarak. Bu hafta içinde Kağanımla Kızma Birader oynamaya çalıştıysak da, oyunu pek sabredeceği kıvamda bulamadı sanırım. O daha çabuk kazanmak ve hep kazanmak istiyor bu sıra. Birkaç kere oynadık ve kaldırdık sonra, zira Kağanım kendini çok üzüyordu o oyun adına. Ona göre kurallar ona yendirmeler de, yaşı için uygun olmazdı tarafımızdan yapılacak olsa... :) 


Cuma günü okulları yoktu, kuzum evde bizimle idi ve öğleden sonra da annem akraba gününe gidince, birkaç saat yalnız kaldık yine. Epeydir yeni oyunlar keşfetmez ve Kağanım da yeni oyun önerilerime yanaşmaz halde idi. Ama bu Cuma farklı oldu; yaşı gelmiş sanırım, her oyun önerimi mutlaka denedi önce. Beğenisine göre de devam ettik sonra... 

Soda kapaklarını biriktiriyorduk iki haftadır. Ablamlar biriktirmeyi unutmuşlar ama bizim evden 13 adet birikmiş. Harfleri yazıp yazı yazma oyunu oynamak için biriktiriyordum ama Kağanıma oyun oynarken çok fazla da beklemeyeyim birikmesini dedim ve Kağanıma odamdan getirttirdim, var olanların üzerine olduğu kadar harflerini yazdı işte. Bunun güzelliği şu ki, Kağanım okuma çağına gelmiş, o harfleri kendisi yazmış ve oyun denetebilir olmuşum yeniden. Bu durum baya iyi geldi, mutlu etti beni...

Bizim ilk oyunumuz, gazoz kapaklarını resimdeki gibilerken elimize bir kapak alıp ters çevirme yarışı oldu. 4-5 kezden fazla oynadığımıza eminim, Kağan bu oyunu çok sevdi. Daha da kapak çoğalınca, daha güzel olacak eminim ki. Güzelliğine kapıldı, evde soda kapaklarının peşine düşer bundan sonra bence! :)

Soda kapaklarından sonra, 2019'un ilk ortak resmini yaptık. Bir gün öncesinde ben başlamıştım ve Kağanımla tamamladık. Onun çizgileri ile benim çizgilerim ayırt ediliyor zaten. Bir gün önce o benimle beraber kendi resmini çizip bitirmişti aynı akşam, ben bir de siyah kalemle belirginleştiriyorum resimlerimi nedense. Daha güzel geliyor gözüme... (: İtalya olduğunu söylemeden anlayanlar olmuş mudur bilmem. Bana resim çizelim dediğinde, yine İtalya'dan bir yer çiziyormuş gibi olayım. En iyi çizebildiğim ev sonuçta, çizdim ve boyadım yine... Gelelim Cuma günü Kağanımın ayrıntı katmasına; 

Venedik'i çiziyoruz, bu dubalar niye havada? 

Restorant yapıyorsak, İtalyancasını yaz teyze!

Bir de şuraya İtalya'nın bayrağını çizelim mi teyze?


Gözünüzün önünde büyüyen bir çocuğun şu hallerini görmek, şükre de mutluluğa da sebep oluyor işte. Şükür, veren Allahıma şükür... :)


Cuma günü bunlar haricinde, üç de yeni oyun öğrendik işte. Ben Kağanı küçükken oyalayabilmemin kıymetini bilirken, şimdi zorluğunu görüyorum. Küçükken az bile gördüğüm dikkat süresi, artık iyiden iyiye kısalabiliyor bazen. Ben kıymetini bildim bilmesine de, o günleri mumla arıyorum bazen! Kağancım çok çabuk sıkılıyor bu ara. Oyun beğendirmek de zor oluyor tabi! Evde oynayabileceğimiz oyunlar araştırırken, Google'dan oyun önerileri aldım. 

Bunlardan biri BOM adlı bir oyundu; Oyunun kuralı kaç kişi var ise, herkes birer birer sayıyor. Kime 5 ve 5 katları sayılar denk gelirse, Bom diyor. Bom değil de, 5 ve 5 katları sayılarını söyler ise oyunu kaybediyor. Biz iki kişiyle oynadık ama oyuncu sayısı çoğaldıkça keyfi daha da artacaktır. Yalnız 5 ve katları değil, diğer sayıların katları ile de değişebilecek oyun! Biz çok sevdik. 3 tur oynadık ve ciddi dikkat isteyen bu oyunda, Kağanım dikkati sayesinde 2-1 beni yendi... :)

Bir diğer oyunumuzun adı, "Sana Ne Lazım" idi; meslekler üzerinden gidiyorsun ve amaç çocuğun hem bilgilenmesini hem de meslekleri öğrenirken cümle kurmasını da sağlamak oluyor. Hem düşündürüyor hem de öğretiyorsun aslında. Karşındaki oyuncu bir meslek söylüyor, misal "Sen doktorsun, sana ne lazım şimdi?" Oyuncu anlatıyor; iğne, steteskop, hasta, bilgisayar, gibi gibi... Hiçbir şey söyleyemez veya senin verdiğin sürede istediğin kadar bilgiyi veremezse, puan kazanamıyor. Aksi durumda bir puan kazanıyor... Bu oyunda ikimiz de iyiydik. 

Üçüncü ve Cuma günü öğrendiğimiz son oyunumuzun adı ise, "Evet/Hayır" idi; Bu bizim Türk televizyon tarihinden ve de okul sıralarından da bildiğimiz bir oyun ki, zamanında çok oynadığımız bir oyundu! :) Oyunun kuralı; bir kişinin rakip oyuncuya "evet/hayır" dedirttirmeye çalışırken, diğerinin de bu yasaklı kelimeleri dememesi. Sorular sorabilir, sohbet konusu açıp konuşturabilirsiniz. Bence en yaratıcı ve eğlenceli oyunlardan biri. Bir çocuğu konuşturmak istiyorsan; okulda ne yaptın diye sorduğunda bile cevap vermeyen, pek fazla konuşmayı sevmeyen çocuğu bile konuşturur bence! =)


Velhasıl, 2019 çok oyun dolu geçsin istiyorum yine. Kutu oyunlarına geçmeye çalıştı isek de yılbaşında, bu sene başarısız olduk Kağanım açısından. :) Ama onun da zamanı gelecektir inşallah...

Ben gerekirse soda kapağı, karton kartlar ile oyun kuracağım ve oyunsuz geçirmeyeceğim yine seneyi... Bizden ilk oyunlar böyle 2019 adına. Yeğenim Kağan, 6,5 yaşında ve oyun konusunda da kimi zaman her şeyi beğenir halde değil bu ara... Oyun oynamayı seviyor ama onu yeniden oyunlara yönelteceğime inanıyorum.

Bir de siz ne oyunlar oynuyorsunuz? Yeğeniniz veya çocuğunuzla evde oynadığınız oyun önerilerine ihtiyacım var. Bedensel engelim sebebiyle de bu tarz oyunlar rica ediyorum sizden. Diğer oyunları, anne babasıyla veya arkadaşlarıyla oynuyor zaten. :) Önerilere yorumlarda açığım. Sevgilerimle, bol oyunlu günler diliyorum bizlere...

2 Ocak 2019 Çarşamba

2019'un İlk Yazısı - #yillargecerken


2018 Nasıl Geçti, 2018 nasıl bitiyor derken; 2019'a da başladık bile. Vatanımıza, milletimize ve tüm dünyamıza hayırlı bir yıl olsun inşallah. (Allah analı babalı büyütsün demediğim kaldı!)

2019 için çok umutlu ve de bol hedefli bir çizelge hazırladım malum, 2018'in son günlerinde. Bir de ikiye böldüm hedef listemi; ilk 9 maddesini Buradaki yazımda ve son 10 maddesini de buradaki yazımda bulabilirsiniz... (:



2019'a doğru, bir yılbaşı yemeği yemek ve o akşam da birarada bulunmak bir adet oldu bizim için artık. Eskimeye yüz tutmuş seneyi yad etmek, yeni senemiz için umutlarımızı bir arada iken ifade etmek; aile bağlarına ekleme yapmak için bir fırsat resmen... 

2018'in son gününde, babam bu sefer 4-12 vardiyasının denk gelmesi sebebiyle akşam çalışıyordu ama saatlerimiz takvimi yenilemeden 1,5 dakika öncesinde eve girdi... :)

2018'in sonlarını, tabağımın dibini sıyırır gibi sıyırdım bense; akşam yemeği hazırlığına girişmeden annem, kendi işlerimi bitirmeye başlamıştım ben de. Ablamlar gelmeden önce, kendi özel işlerimi bitirmiştim.Yazılarımı yazdım 2018'de yaşadıklarımıza ve 2019 için umutlarıma dair; son 4-5 gündür bir sıraya koymuştum zaten. Son iki yazım kalmıştı; Hedeflerim listemin ikincisi ve okuduğum kitaplar... Ablamlar gelmeden önce yeğenimle çizgi film izlerken, nar ayıklamaya bile başlamıştım... 


Akşam 8 gibiydi, bir masanın etrafında birleşebildik; babam hariç, aile üyelerimiz. Annem, ablam ve eniştemin ellerinden, senenin son yemeğini yemiş olduk. Herkes bir ucundan tuttu, son yemeği pişirmek olsun, salata doldurmak olsun, masayı kurmak olsun... Yılbaşı olgusunun da, bayramlarımız gibi değerlere bağlı bir özelliğine inanır oldum son zamanlarda; beraber bir yaş daha alıyormuşuz gibi, büyük küçük demeden bir takvime kavuşuyoruz her birimiz...

O akşam tatlı yiyelim, tatlı konuşalım diye tatlı getiren bir akrabamız da eşlik etti bir ara... Saat 22.00'a kadar ablamlarla beraberdik işte, sonrasında onlar arkadaşlarına gittiler ve bizde annemle beraber babamı beklemeye koyulduk... Babam geldi ve bir fasıl da onunla atıştırdım derken, 2019'a bol kilolu girdiğimi düşünüyorum şu anda da! :) 2019'a bir hedef daha ekleyelim; tüm kilolar verilecek! 

Yeni yıl çayı, yeni yıl filmi ve yeni yıl miskinliği ile başladı işte, 2019'da... Böyle girdik 2019'a, daha sakin ve daha da umutlu. (:



Gelelim düne; yılbaşlarını oldum olası sevmemin bir diğer sebebine sahip idi yine kendisi, tüm ülke genelinde resmi tatili oluşuyla... Oldum olası sevmişimdir bu olguyu, zira bu sayede en yoğun çalıştıkları dönemde bile ailemin tüm üyeleri ile aynı ortamda daha da rahat oturabiliyor olmak güzel geliyor bana. 

Bundan 4-5 sene öncesinde birkaç sene boyunca; yeni yılda beraber başka bir şey düşünmeden üst üste iki film izlediğimizi hatırlıyorum, ertesi gün kaygısı olmadan. Daha Kağanım bebekti o zaman, tek derdimiz o uyusun uyansın; acıktık mı yemek yiyelim, çay mı kahve mi? gibi şeylerdi... Ailecek buna hayat koşuşturmasında çok ihtiyaç duyduğumuz bir gerçek. Kışın da çok sık bir arada bulunuyor ve bir öğün iki öğün bir arada oluyoruz, haftaiçi veya haftasonu demeden ama ister istemez o zaman bir telaşesi içinde hakim; senenin en yoğun zamanlarının.

Dün akşam, bugün iş olmasına rağmen; çay keyfimiz sırasında yılbaşı için Kağanımla oynamak için aldığımız "Kızma Birader"i oynadık, Kağanım uyuduktan sonra. Kağancım yorgundu dün, sabredemedi bile oyunu çözmemize. O uyumuşken; annem, ablam, eniştem ve ben çözdük oyunu. Zar ile değil, kartla oynanan versiyonu idi ve epey keyifli idi öğrendikten sonra.

Normal zaman diliminde oynamaya kalksak, ertesi güne iş stresi daha fazla her günün; bayramlar ve resmi tatiller harici tabi ama yine de yılbaşı tatilinin ayrı bir havası var. Bir sene başlıyor ya, sanki bir diğer takvimin bitmesi bir duraklama fırsatıymış gibi. Öyle hissettiriyor bana... Böyle özel günlerde yaptığımız yemeklerden çok, böyle fırsatları değerlendirebiliyor olmamız mutlu ediyor beni.

Sağlık olsun, bir arada olalım da, mutlulukla fırsatları hep değerlendirebilelim inşallah... Ablamlara dün, birkaç haftada bir durup böyle oyun oynayalım yeniden; kutu oyunlarına Kağanı yöneltiyor iken hem de, dedim de! "Tamam, olur." dediler. Biliyorum bir yere kadar yapabilmeye uğraşacaklar da ama ister istemez tatillerdeki gibi olamayacak.

O yüzden 2019 için bir şey daha diliyorum bu vesileyle... Fırsatlara daha çok ayak uydurabildiğimiz günlerle dolu olsun; bir tek yemek zamanlarında değil, onun dışında maneviyatta daha çok kalpten yakınlıklar yaşayacağımız fırsatlarla dolu... 


2019'a güzel başladık yani. Yüzümüzü kara çıkartmadan, aslan gibi gelip gitsin inşallah... :)

Yorumlarda görüşelim mi? Sizin nasıl geçti yeni yılınız, siz böyle tatillerin en çok hangi anlarını seviyorsunuz? Yılbaşına doğru zamanınızı nasıl değerlendirdiniz? Etkileşim iyidir, hoş sohbet getirir... :) Yorumsuz bırakmayın beni. Sevgilerimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...