20 Eylül 2017 Çarşamba

Kağan Anaokuluna Başladı - 18.09.2017


2017-2018 Eğitim-Öğretim yılının başlaması ile Kağanım da anaokuluna başlamış oldu bu sene. Maşallah, artık resmen okullu olma yolundayız artık çok şükür... :) 2 sene kreşe gitmiş olmasından sebep olsa gerek, endişeleri olsa da adapte olması kreş dönemine göre daha iyi oldu. Şükür ve maşallah ki, Anaokulu dönemine de eriştik. Bu yazı, uyum haftasından itibaren alıştırmaya çalıştığımız bu dönemi hep hatırlanmak için yazılıyor tarafımdan... :)

İlk gün biraz "korkuyorum" lafları ile dolu idi sabah Kağan. Bizi Yalova'ya tedaviye götürmek üzere evden alan servisimiz Kağan'ın okulunun başlamasından 1 saat önce geldiği için, yeğenimi akrabamıza bırakıp gitmek durumunda kaldık. Ama atlamadan telkinlerimizi ve öğütlerimizi belirtmeden gitmedim o sabah. Korkusunun belirsizlikten olduğunu biliyorduk, biz bile bu yaşta yeni ortamlara girerken tereddütlü oluyoruz. 


Bu fotoğraf, uyum haftasını saymaz isek ilk gün yaptıkları boyama etkinliğinden... :) 


Pazartesi günü Yalova'ya gitmeden önce kahvaltı sonrasında, ilk okul günümüz için konuştuk biraz. O gün okula gideceği aklına geldikçe sık söylediği cümle şu oldu; "Öğretmenimi sevdim ama okumaktan korkuyorum. Ben okuyamamam ki şimdi.." Hissettiği korkunun sebebinin, belirsizlikler karşısında ne yapacağını bilememek olduğunu biliyorduk birkaç gündür. Ona tekrar bunu anlatmaya çalıştım, 

"Kreşte ne yaptı iseniz, bir benzerini bu okulunda da yapacaksınız. Henüz okuma yazma öğrenmek yok Kağancım." dedim. 

Az biraz ikna oldu, ama "Şimdi gidip ne yapacağım ben orada?" dedi bu sefer de. 

"Anaokulu okuyacaksın, okumayı da seneye öğreneceksin." dedim. 

"Nasıl yani?" diye sorunca anlatmış bulundum. "Seneye birinci sınıfa geçeceksin, okuma yazmayı o zaman öğrenmeye başlayacaksınız." "Sonra da ikiye mi geçeceğim?" diye sordu. Tabii ki iki rakamını sevdiği için gözleri parlayarak. :)

"Aynen öyle dedikten sonra saymaya başladık beraber, "Sonra 3, sonra 4..." diye 16'ya kadar. "Ta ki 16'ya kadar Kağancım..." dedim en son.


Uyum haftasına da pek katılamadı kuzum belki de bundandı tereddütü daha çok... Ama şükür ki atlattık, bol bol konuşarak... :) Uyum haftasında bir tek Cuma günü gidebildi arkadaşlarıyla ve öğretmeniyle tanışmaya kuzumuz. Cuma günü öğretmen ve arkadaşları ile tanışmış da, nihayet çok da sevmiş öğretmenini. Anneannesine şöyle demiş o gün, "Anneanne korktuğum gibi olmadı, oh öğretmenim kızmış ve çok da güzelmiş." :) Öğretmen önemli mesele, hele ki Kağan gibi az biraz detayları düşünen bir çocuk ise; daha da önemli mesele... 

Babam geçen Perşembe (14.09.2017) okula götürmüş, eline poşetini tutuşturup sınıfına bırakmak üzere ama dediğim gibi uyum saatlerini yanlış bildirmişler yetişememişti ikinci sefer kuzum. Madem geldik okulunu iyice tanısın, diye okulu gezmişler beraber o gün. Atatürk'ün sözü ile oluşturulan şu köşede fotoğraf çekmiş babam yeğenimi, yukarıdaki resimde; "Yalnız tek şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak." yazıyor panoda... 

Hangi öğretmenim söylemişti hatırlamıyorum ama ortaokulda iken bir öğretmenim; "çalışkan olmaya devam edersek, bize hiçbir şey olmaz." demişti bize bu söz üzerine. Küçüktük ama kalmış aklımda, unutmamışım. Hayatının her anında çalışkan olur ve sorumluluklarını bilir yeğenim de umarım... Çalışkan olmak fayda verirmiş çünkü insana ve yormaz "çalış" lafını duymak kadar insanı...


Kağanımın evdeki resmi de 18 Eylül 2017'den, diğerleri ise bir önceki Perşembe gününden... Bu aralar parmaklarıyla iki hareketi yaparak poz vermeye yine epey meraklı. En sevdiği rakamın iki olmasının etkisi elbette ki büyük bu durum içerisinde... :)


Bu aralar biraz Altınova takıntımız var, bu yaz Antalya'daki tatilimizde metro duraklarından en sevdiği durağın ismi. Bir de Yalova yolu üzerinde de görünce Altınova'yı, artık Kocaeli ve Altınova ismini sayıklayıp durur oldu iyiden iyiye... İlk Anaokul günü sabahı bana şunu dedi en son Kağan, beni en şaşırtan ve en güldüren de bu konuşmalarımız oldu; 

"9. yaşımdan sonra Altınova'da okuyacağım ben o zaman. Ya da Kocaeli'de." 

"Tamam üniversiteyi orada okursun olur mu Kağancım?"

"Olur. Üniversiteyi Kocaelide okuyacağım."

Ben kanatlanıyorum bu sözlerden sonra tabii ki, kuzum daha şimdiden plan program yapıyor. Gelecek adına planların hep sağlam olsun, hayatını şekillendirebileceğin kadar çalışkan ve ayaklarının üzerinde kararlı dur Küçüğüm. Seni seven ailen ve bizler yanında olmaya devam edeceğiz, Allah izin verdikçe... Allahım gönlüne göre verir inşallah yeğenim.. =)

Allahım tüm çocuklarımıza zihin açıklığı versin ve de sağlam kararlar alıp yollarını çizebilsinler. Gönüllerince mutlu yaşasınlar inşallah... Allahım isteyen herkese de yeğen sahibi olmayı ve bu güzel günleri yaşamayı nasip etsin. Eğitim öğretim yılı tüm öğrencilerimize hayırlı olur umarım. Sevgilerimle... :)

18 Eylül 2017 Pazartesi

Köprülü Kanyon Gezimiz, Antalya - 02.09.2017


Antalya'da 10 günlük bayram tatilimizin 3. günü ve bayramın ikinci günü idi; Köprülü Kanyon'a gittik, Serik'i geçtikten 5 km sonra Köprülü Kanyon- Beşkonak sapağına dönüp yolumuz uzun da olsa Kanyon'a vardık... Eşsiz bir doğa harikası, ki yıllardır engel durumum sebebiyle gidemeyeceğimizin söylendiği yerdi ailemle bana. 

Bu durumu aştık ve bu sefer gittik. Arabanız var ise, bir de arkasına bir tabure alabiliyor iseniz, engel durumunuzu sorun etmeden gidebilirsiniz; suyun ve yeşilin birbiriyle dans ettiği güzellikte bir yerdi. Rafting yapanların çığlıklarını duymak bile yetti inanın, oranın heyecanını her türlü hissetmeye; sadece oturarak ve izleyerek olsa bile... :)

Buyrun o zaman benim fotoğraflarımla görün birazcık oraları, bende anılarımı tazeleyip ölümsüzleştireyim bir kez daha böylece. İyi okumalar... :)


Köprülü Kanyon; Isparta'nın ilçesi Sütçüler'de başlayıp, Antalya'da denize dökülen ve raftingçilerin en sevdiği mekanlardan olduğu söylenen Köprüçay'ın vadisi... Daha fazla bilgi için; buraya bakabilirsiniz... :)

Yol biraz uzun ama gittiğinize inanın değiyor. Annemle Yurdagül yengem yol boyu; denizden çok su ve doğanın bulunduğu böyle yerleri gezmeyi sevdiklerini, söyledi durdular. Sizin için de durum böyle ise, Köprülü Kanyon bu tanıma gayet uygun. Köprülü Kanyon ve Beşkonak tarafına döndükten sonra da bir saat kadar daha yol gidiyorsunuz ve toplamda merkezden varış noktasına kadar 1,5- 2 saatte varıyorsunuz istikamete... 

Üstteki resimlerde de gördüğünüz gibi; Antalya sıcağında bile olsa, varış noktası için o yol çekilir... :)


Önce bir köşeye çekildik, ağaçlarla ve rafting botlarının çığlıklarını ata ata taşların üzerinden botla indikleri ve suyun epey ses çıkardığı yere oturttular beni. Ama ne yazık ki oraya ne çaydanlığı koyup tüpü yakabilecek ne de sofra bezi serebilecek bir mekandı. Bu sebeple Kanyon'un kıyısına Raftingçilerin başlangıç noktası olan yere kadar gittik, yaklaşık 150 metre ötede idi dediğim yer. Neyse oturduk kurulduk; önce piknik malzemeleri getirildi arabadan, sonra sofra bezi serildi suyun kıyısında bulunan taşlara. Biz taşların çevirdiği köşeye doğru kurulduk, az ötemizde de servis araçlarında arkalarına bağlamış oldukları botlarıyla beraber raftingçiler geldi durdu. Eğitimleri tam önümüzde başladı çoğunun, direktifi veren deneyimli hocalar ve küreklere asılmış heyecanlı raftingçiler... 

Bizimkiler o sırada sofra bezlerini seriyorlar, karpuzu ve içeceklerini suyun içerisine yerleştiriyor ve kaymasın diye de taşlarla torbaları taş üzerine tutturup önlemlerini alıyorlardı. Sanırım o günün yine en keyifçisi bendim, gözlemlerimle fazlasıyla tadını çıkardım yine... :)


Çok az çevreyi kolaçan edip sohbete daldıktan sonra sofra bezine kurdular Hatice yengem, Yurdagül yengem ve annem sofrayı... Karpuzumuz, simitlerimiz, ekmeklerimiz ve peynirlerimiz. Hatice yengem ve dayımın organize olmalarına da bayıldım doğrusu, herşey çok güzeldi. :) Organize olmakta annem ve Yurdagül yengemlerin de üstüne tanımam ama bir de Hatice yengemler var şimdi bu konuda... :)

Önümüzden ilk indiğimiz yere doğru heyecanla giden Raftingçileri izlerken, İnstagram'a o gün attığım ilk story'ye baktım durdum; "Tutmayın beni Rafting yapacağım." diye yazmıştım videoda bottakilerin çığlık çığlığa inen hallerini videoya alıp. Özlediğim birçok şey var ayakta olduğum halime dair ama o gün de kendime yinelediğim şey şuydu; "adrenalin içeren hiçbir aktiviteyi yapmaya dair bir istek yok içimde. Benim özlediklerim çok başka..." 

Yani engelli olmanın böyle yerlerin tadını çıkarmaya dair hiçbir engeli olduğu yok aslında. Aksine yardım eden ve seni bir şeylere dahil etmeye çalışan aileniz ve sevdiklerini var ise, böyle yerlerin tadını otururken daha çok çıkartıyor insan... Şükür ki...


Gelelim rafting yapma meselesine... Biz o gün iki araba gittik; Mustafa dayımların arabası (içinde Mustafa Dayım, Yurdagül yengem, Gizoş, annem ve ben vardık), Mehmet dayımın arabası (içinde Mehmet dayım, Hatice yengem, İncim, Saniye kivram ve Kamil kivram vardı). Oturup pikniğimize başladığımızdan sonra bir şeyler yerken, rafting yapmak düşünülüyordu ama yemekten sonraya bırakıldığı için yengemler sorduğu sırada 1,5 saat sürdüğünü ve saatin geç olduğundan ötürü buna zamanımızın olmadığına karar verildi. Bu sebepten, Kanyon'un akışının tersine gezi yapma kararı alındı; Saniye kivram ve Kamil kivram ile benim haricimde tüm tayfa bota binmeye hazırlandı ve gittiler...

Annem her ne kadar; "seni de götürebilseydim keşke." dese de gitmeden önce sık sık, onu inandırmak biraz zor olsa da, gerçekten bot ile gezmeyi istediğim bir yer değildi benim o an için. Gönül rahatlığı ile gönderdik onları bot gezisine ve sohbete koyulduk biz de kivramlarla; en şarkılısından. :) Suyun sesi ile beraber o hareketli şarkılar nasıl iyi gitti bir bilseniz. Açık hava herhangi bir yerde ve doğanın içinde şarkı söylemeye ayrı bayıldığımı bir kez daha anlamış bulundum, çok zevk aldım o andan da...

Ve unutmadan üstte gördüğünüz 3'lü kolajda bulunan en alttaki resimde; bizim oturduğumuz yerden karşı kıyı çaprazımızda tahta ev gibi çardak var ya, yeşillikler arasında görünen, işte oraya gitmek isterdim. O tahta çardağa dair hayaller kurdum nedense oturduğum yerde o gün, hem de birçok hayal... En üst katına çıkıp kanyonu az daha tepeden seyretmek ve içime biraz da oradan oksijen doldurmak isterdim, o çardaktan... Kısmet olursa seneye babamla gidersek Antalya'ya onu da götüreceğiz Kanyon'a. Belki o zaman o tahta çardağa gidip otururuz bu sefer... :)




Kanyon'un soğuk sularının aktığı yerleri ve köprülerini görmeye giden tayfa hazırlanır ve gider iken bu kolaj da... Ah bir bilseniz annem ile Yurdagül yengem ne komedi idi, bot gezisine gidiyorlarmış ve ne olur ne olmazmış "Ben Saniye kivramlara emanet imişim. Gizoş zaten yanlarında olduğu için, Yurdagül yengem de evlerinin borcunu ödememizi rica edermiş." :D Bu konuyla epey eğlendi ve gittiler. Bana da kolajda gördüğünüz üzere; Hatice yengem, Yurdagül yengem ve annemi onlar giderken arkadan fotoğraflamak düştü. :) Gezi 50 dakika sürecekmiş dediler, dedikleri gibi de gittiklerinden sonra 50 dakikaya yaklaşırken de geldiler...

İncim, kesinlikle o günün en tatlısıydı. Maşallah, o bota binmeden önce giydirdikleri cankurtaran yeleği turuncu turuncu öyle yakıştı ki; nazar değmesin minik kuzenime. :) Onunla o kıyafet içinde iken; bir küçücük raftingçi varmış, diye şarkı söyledik. "Hazırım ben, hadi gezmeyeee" diye bağırıyordu giderken... :) Dilerim ki, çocukların neşe çığlıklarını ve kahkahalarını duyalım hep... 


Ve onlar gittikten sonra kalan boş alan, dediğim gibi bizim şarkı söyleme ve doğayla iç içe sohbet etme fırsatımız oldu. Karşıdaki evi tekrar görün isterim, ağaçların içerisine öyle saklandığını sanmış ama saklanamamış bir güzellikti ki benim için. Bence börtü böcekten hoşlanmayan benim, bu kadar çok doğayı sevmeme annem önayak oldu. Yoksa ben o yeşillikler arasındaki güzelliğe uzaktan bile olsa bakacağım he? Mümkünatı yoktu... :)

Bu arada su kenarında, çay içip çekirdek çitlerken en severek söylediğimiz şarkı ise; Kesik Çayır idi, şahsen en çok Bedia Akartürk yorumunu seviyorum o şarkının da. Onu da buradan dinleyebilirsiniz. :) Doğada söylenmesi enfes bir şarkı bence kendisi...



Ve son kolaj, Kanyon Gezisi yapmaya giden canların çektikleri fotoğraflardan... 

Annem, dayım ve Yurdagül yengemin 3lü halde akan suya bakarken tesadüfi doğal çekilen fotoğrafları ve hepsinin aynı karede oldukları fotoğrafları ayırıp bot gezilerinden böyle bir kolaj yapabildim ancak. Aslında çok fazla fotoğraf var ve çoklu halde bir kolaja sığdırdığımda fotoğraflar, kendi bütünlüklerini küçüldükleri için kaybediyorlar. Ama o anılar da bizde kalsın madem... :)

Son bir fikir verecek olursam; havalar hala çok fazla soğuk değilken, en azından Antalya için, Köprülü Kanyon'a gidebilir ve dayımlar gibi o buz gibi suya girebilirsiniz botla gezi sırasında. Kesinlikle değdiğini, soğuk olsa bile tadını fazlasıyla çıkardıklarını söylediler hep çünkü dayımlar...


 Köprülü Kanyon sanırım bu sene Antalya'da gezdiğimiz en güzel yerlerin başında gelebilir. Özellikle ben oturduğum yerden fazlasıyla ruhumu doyurdum. Dilerim sizler de gider ve bu eşsiz doğa harikasının tadını çıkartabilirsiniz. Allahım çok güzel doğa güzelliği yaratmış biz insanlar için ve diğer tüm canlılar için, sırf eksik kalan ruhumuzu da doyurabilmemiz için. Bence öyle... 

Dilerim o güzellikleri yakıp yıkmaya gücü yetemez, doğanın değerini anlayamayan ve bilemeyenler. Sevgiler... :)

16 Eylül 2017 Cumartesi

Eve Dönmek - Eylül 2017


Antalya'daki 10 günlük bayram tatilimizden döneli bugün 5 gün oldu. Pazar günü döndük evlerimize ve yurdumuza, annemle ve dayımlarla. Ama sanki kendime yeni geliyor gibi hissediyorum... Bu yaz geçen seneden daha az ev dışında olmuş olmamıza rağmen, 10 günlük bayram tatilinde evde olmayı daha çok özledim. İlk zamanlar bir şey değildi de, bayram sonrası 3-4 gün epey yorgun ve özlem dolu idim..

Geride bıraktığımız sevdiklerimizi daha şimdiden çok özledim ama rutinlerin içerisine dalmış olmaktan ötürü de beş gündür rahatım nedense. Kendimce tespitlerim var bir de...


5 gündür şu görüntüye karşı uyanmak yeniden çok güzel, Allahım kimseyi evinden uzak koymasın. Rutine dönmeyi bu sefer çok istedim, kendi içimde halletmem gereken sorunlarım baş göstermişti son günlerde çünkü. Geldik geleli düşündüm, bir orta yol bulmaya çaba gösterdim, belki de buldum; onu da zaman gösterecek... 

Eve dönmek bu Eylül ayında daha çok kendime dönmekti benim için; rutine dönmek,  anlaşmazlıkları ve tatsızlıkları geride bırakabilmek, anıları kucaklayıp yerine yurduna dönmek demekti... Kabul edemediğim gerçekler varmış meğer, kalabalıklar içerisinde anlamam gerekiyormuş. Kabul edemediğim içsel olgularım vardı bir de, fırsat buldukça düşündüm veya erteledim. Derken içsel olgularımı büyütüp durmuş olduğumu da algıladım... 

Çabuk ağlayan biriyim ben, ikili ilişkilerde ve tartışmalı anlardaki sıkıntılarla uzun süreli başa çıkabilmem zordur; savaş açtım bu durumuma da yeniden... Ama hazmedemediklerimi göz ardı edemedim; çok kötü bir durum söz konusu olmasa da, ne yazık ki bunu içselleştirdim. İçimde ufak bir yaram daha var şimdi, iyileştirebilmek için kendimle kalmaya ihtiyacım olduğuna karar verdim yeniden... 

Dün kendi kendime yazmaya döndüm, yaklaşık 10 ay gibi uzun bir sürenin ardından. Ne zamandır devam ettiremediğim ama küçüklüğümden beri en sevdiğim alışkanlığımdır, meğer daha çok şey biriktirmişim. Anılarla beraber onları da yazmanın sırası gelecek elbet... 

Kendi kendime bloğuma da dökülmem gerekiyordu, kırgınlıkları ve birikmiş anılarımı aldım yanıma; yarına gezdiğimiz yerlerin yazılarını yazmaya başlamadan önce, bunları yazmalıyım dedim kendimce... 


Geldiğimiz gün, 10.09.2017, annem ile babamın evlilik yıldönümleri idi... Gizoş ile Ankara'da vakit geçirdik o gün. Yengemlerin annesigilde önce kahvaltı sonra son toparlanma işlerimlerimizi bitirdikten sonra, Gizoş bizi kaldığı yurdun yakınında bir Uygur Lokantası'nda değişik tatlar tattırdı. Uygur makarnası ve pilavı yedik. Vakit geçirdik biraz birlikte, sonra da Gizoşu yurduna bırakıp Bursa yoluna çıktık ve ancak akşam 21.00'da evimize varabildik. Dayım ve yengem ile beraber annemlerin 34. yıldönümlerini kutladık, yemek yiyip çay eşliğinde pasta kestik. Babam organizasyonu iyi ayarlamıştı, geceyi güzel bitirdik... :) Daha nice 34 yıllarımızı, ailecek akraba ve dostlarımızla kutlamak nasip olur umarım bizlere. Yüzümüzden gülücükler, hep beraber eksik olmaz inşallah...


Fizik tedaviler tam hızıyla başladı bu arada, Uzay Terapi de Fizik Tedavi de çok iyi gidiyor. Pazartesi günü Uzay Terapide yürüme bandı üzerine çıkıp 15 dakika yürüdüm, 3 set toplamında...

Salı günü Fizik Tedaviye kaldığımız yerden devam ettik, fizyoterapistim Yasemin'den Fizik Tedavi yaparken birçok takdir aldım; hareketlerimi ihmal etmediğim için kas durumum gayet iyi konumda kalmış. Sanki 10 gündür tedavi almıyormuşçasına gibi değilmiş. Çünkü hiç ihmal etmedim, şükür ki. Durumum her iki fizyoterapistimin de dediğine göre, gayet iyiymiş... 

Açıköğretim Kayıt Yenilemeler başlamadı ama bu arada ben derslere de çoktandır başlamıştım, kaldığım yerden çalışmaya da başladım yine. Bu haftayı bir dersin ara sınav ünitelerine çalışmış bitireceğim inşallah bu haftasonunda... 

Kağanıma, babama, ablama ve enişteme dönmüş olmak da eve dönmemizin en güzel yanı; ki uzun zamandır bir tatile yanımızda götürmediğimiz Kağanımızın yokluğunu çok hissettik annemle. Şükür ki kavuştuk yeniden... Annem ile birbirlerine doymaya, benimle de dolu dolu resim çizmeye ve sarılmaya devam ediyor. Vakitler bizim olsun, sağlıklarımız da yerinde olsun. Allahım sevdiklerimizden ayrı koymasın cümlemizi...


5 günün sonucunda bu yazı çıktı işte; gezdim, geldim ve yazmaya hazır olmayı bekledim. Yarına bir gezi yazısı yazacağım, ama öncesi eve dönmek olmalıydı. Evimize döndük, rutine başladık ve önümüzdeki Pazartesi Kağanım anaokuluna da başlıyor bile. Herşeyin hayırlısı... :)

Anlatamadığım birçok konunun sebebinin, geri plana attığım itiraflarım olduğunu anladım. Bu yazı olmamalıydı geri dönüşüm ama bazen olmuyormuş işte. Zorlamanın faydası yok, akışına bıraktım.

Sevgilerimle. :)


8 Eylül 2017 Cuma

Antalya'dan Yanıma Kar Kalanlar - 08.07.2017


Dün eve dönüş yolculuğunun ilk ayağını atlatıp Ankara'ya geldik. Haftasonunun son gününe dek buradayız gibi görülüyor. İyi veya kötü, günlük veya konulu; yazmamak beni acayip boş hissettiriyor. Ama bilgisayar başında yazmamak da bir o kadar eksik hissettiriyor...


Yengemin annesigildeyiz dün akşamdan beri, zor olacak derken buraya eve çıkmamız da kolay oldu şükür ki... Şimdi Ankara'da olmanın tadını çıkarmaya öalılıyor ve Antalya'dan yanıma kar kalanları düşünürken telefondan yazmaya karar verdim. Dünden önceki yani Antalya'dan dönmeden önceki akşam dostum Mero getirmiş bu kitabı, ne zamandır okumak istiyor ve ondaki kitabı almak istiyordum. Aldım yanıma ve eşlik etti yolculuğumuza. Bugün de okumaya başladım...

Sehpada duruyor iken düşündüğüm; "Yanıma neler kar kalmadı ki bu 8 günde, dolu dolu geçti yine ve çok anı biriktirdim kendime..." idi... O yüzden bu yazıyı yazıp ne yaptığımızı not edeyim bari dedim. Sonra eve dönünce resimleri ile beraber yazacağım yazıları buradaki notları bağlantılarım diye düşündüm... :)




Antalya'da ne yaptık bu 8 günde;

-- Yolculuk sonrası uyandığımız ertesi gün arife günü idi. Arife günü, sabah Hatice yengem kahvaltı sonrası annesinin evine hazırlığa gitti. Yengemlerin evde de, yengemin annesigilin evde de toplu yemek yeme heyecanı ile bir şeyler hazırlandı ve akşam Yengemin annesigilin eve geçti herkes; ben ile Mero hariç. Saniye Kivram ile Kamil kivrama da yoldan geldikten sonra oldu bu. Sanırım en sakin oturup konuşabildiğimiz bir akşam o oldu Merom ile...


-- Bayramın ilk günü, kurban kesme telaşı ile geçti kimileri için. Akşam olup da yengemlerin annesigile yemeğe ve bayramlaşmaya geçene kadar da bizim için evde oturmakla ve sakinlikle devam etti...

-- Bayramın ikinci günü; Köprülü Kanyon'a, Başkonak denilen yere gittik. Topluluk ile gezi epey eğlenceliydi, Gemlik tayfası biz ve Ankara tayfası Kivramları gezdirdi yengem dayım ve İncim... Resimlerinden ve yazısında neler döküleceğimi merak ettiğim yazı doğrusu eve dönünce...

-- Bayramın üçüncü günü, 40'ı dolmuş olan Hüseyin dedenin 40 yemeği vardı. Akşam üzeri hazırlanıp gittik. Allah kabul etsin, herşeyiyle dört dörtlük ve fazlasıyla hüzün dolu bir akşam üzeri oldu. O akşam okuma yapıldıktan sonra toplanma ve biraz o hüzünle oturduktan sonra oradan ayrıldık. Gemlik tayfa biraz hava almaya diye çıktık sahile ama tekerlekli sandalyem olmadığından ötürü yer bulabilmek ne fayda? Saat 22.00 oldu ve avmler de kapanacaktı. Biz Lunapark a gittik, sonra Merom-abisi ve İncim de geldi, akşam rengarenk bitti...

-- Bayramın son günü öğleden sonrası Avm'de geçti. Kuzenim Gizoş ile Mark Antalya'yı gezdik önce, sonra önce Hatice yengem ile buluşup bir şeyler yedik, diğer hanımlar ile buluşup kahve içtik sonra da toparlanıp eve geçtik. O akşamın 4te bitmesine sebep olan okey müsabakaları gerçekleşti... :)

-- Ertesi gün ise dönüş günü öncesi idi; o gün de Topçam Günü Birlik Piknik Alanında öğleden sonramız geçti ve bir günü orada bitirdikten. Eve döndüğümüzde duşlar yapılıp sohbet masasına oturduk ama saat 5te yatmamız gerekti, öyle doyamadık sohbete; Meryem'i uykuya saat 3te yolladıktan sonra; Gizem, Tolga ve ben olmak üzere...

Antalya'dan yanıma kâr kalan birçok anı oldu yine, ama bu sefer gezi odaklı idi... En sevdiklerim; Gizoşla gece sohbetlerimiz, Meromla her fırsatı değerlendirip yan yana oluşlarımızı değerlendirmelerimiz, Meromun abisi ile beraber 4lü olup okey ve tabu oyun anlarımız ve bilimum sohbet ve gezilere şahit olmak..  Her birini sevmişim ben bu tatilin galiba, zira 8 günlük Antalya'da bayram tatilimiz bunlardan ibaretti; dostlar sağolsun ve varolsun. :)

Eşlik eden herkese selamlarım, sevgilerim ve özlem dolu hislerimle... Görüşmek üzere... :)

1 Eylül 2017 Cuma

Antalya'da Kalabalık Bayram - Eylül 2017


30 Ağustos 2017 Çarşamba günü, saat 11.30 sularında; annem ben, Yurdagül Yengem Mustafa dayım ve kuzenim Gizem  olmak üzere dayımların arabayla yola çıktık. Akşamına 21.30da Antalya'ya vardığımız üzere, bu bayramda buradayız. Antalya'dan selamlar yeniden; ailecek kurban bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle güzel ve mutlulukla hayırlara vesile olmasını dileriz... :)

Dün sabaha Mehmet dayım ve yengemin evinde, küçük kuzenim İncinin "Hadi geç oldu, uyanın." talimatıyla uyandık ve bu mutluluk içeren uyandırılış biçimlerindendi. Antalya'da bayram arifesi böyle güzel başladı benim için... :) Bugün ise, kuzenimin sesiyle değil ama bayram sebebiyle erken kalktık, tabi en son kalkan ben olsam da; (09.00 erken bir saatti benim için)... Küçük kuzenim İncime gelince, her gördüğümde daha büyümüş oluyor ve inanır mısınız 1 ayda bile öyle büyümüş geldi ki; maşallah olsun kuzumuza... :)



Üstteki tabak kuzenimin bana dün sabah hazırladığı kahvaltı tabağı idi. Bir önceki günkü Bursa'dan Antalya'ya yolculuğumuzla, küçüklüğümüzden beri hatırladığımız en uzun ilk yolculuğumuzu yapmış bulunduk ve oturmaktan ötürü o günün sonunda ve dün bitkin düşmüşte olsak güzel bir deneyim oldu... Bu deneyime bir de uzun zamandan sonra yeniden baş başa kahvaltı etmeyi de ekledik işte... Beraber bir şeyler yapmayalı öyle uzun zaman olmuştu kuzenim ile, bu yolculuk bana-bize yaradı resmen.  :)

Sabah Gizoşla kahvaltı yaparken biz, yengemin ve Meromun annesi İsmet teyzemin babalarının 40'ı vardı... Herkes yengemlerin baba evinde idi, biz de Gizoş ile yengemlerde. Allah yerinde rahat yatırsın, mekanı cennet olsun Hüseyin dedenin inşallah..

İki hafta öncesinden gelmeyeceğimden bahsedildiği ve başta Annemin de Mustafa dayımların arabada yer olmayacağı ihtimali olduğundan, pek umutlu değildim Antalya'ya yolculuk yapacağıma. Sonra bir baktım yoldayız; bu güzel kalabalığı ve birlikteliği kaçırmadığıma memnun halde, şimdi Antalya'dayım 1 ay sonra annemle yine... :)


Uzay Terapi'deki son gelişmemden de sonra, Antalya'da yine kendimi ihmal etmeden bol bol dinlendirmeye gayret ediyorum; ayaklarımı pilates topum yanımda yoksa da yüksek bir yastık üzerine uzattım, hareketlerimi gerek otururken gerekse de yatarken yaptım, sürdürüyorum düzenimi ve ders döneminde dahi sürdürebilmeyi diliyorum yine de kendime...

Dün üstteki resimin içinde; Gizoşum ve Merom ile sohbet ederek başlattık akşamı, sonra biz Meromla yengemlerde, diğerleri yengemlerin annesigilde yemeklerimizi yedik. Ve aynı günün akşamına üst resimdeki üçlü Sherlock Holmes dizisine başladık... Mero Sherlock Holmes'a kaçıncıya başlıyor bilmiyorum, o epey seviyor ve birkaç kez izleyip bitirmiş durumda zaten. Esas olarak benim için bir garip durumdu ki, polisiye sevmem ve Sherlock'tan olabildiğince kaçardım bu zamana dek. Dün kaçamadım yine, yakalayıp izlettiler sağolsunlar kuzenim ve dostum... Gariplik bundan sonra oldu ki, ilk kez sevdim ve sanırım Sherlock dizisine devam edebileceğime karar verdim... :)

Dün geceyi de bol sohbet ve kahkaha dolu noktaladıktan sonra da bu sabaha uyandık işte erkenden. Bayram sonuna dek buradayız ve sanırım dersler başlamadan önce benim son boş kaldığım zamanlar olacak bunlar, öyle olmalı da çünkü. Şu anları kaçırmadığıma sevinerek ve anları kaçırmamaya gayret ederek günlerimizi bitirdikten sonrasını da şimdilik unutmaya devam etmem gerek... :)



Antalya'ya dün Saniye teyzem ve Kamil amcamın da gelmesi ile beraber, bugün kalabalık ve daha bol sohbet bir ortama uyandık. Bayram tam benim sevdiğim gibi kalabalık ve tam bayram havasında başladı işte... Bilirsiniz bence, ben sevdiklerimden oluşan kalabalığı severim; kalabalıklardan çekinenlerin tam tersine, kalabalıklarla bir arada olmayı seviyorum. Özel gün ve anların tadı kalabalıkla doruğa çıkıyor bence. Hepimiz Hatice Yengem ve Mehmet dayımın evindeyiz ya şimdi de, sabah kalabalıkla uyanmak, kahvaltımızı ettikten sonra annemle bayram hazırlığımızı yapmak daha güzeldi... Biliyorum, kalabalıklardan hoşlanmayan anlamayacak ve yorularak okuyacak bu satırları; anlayabiliyorum... :)

Bu bayram 2008'den beri giyinmeyi çok sevdiğim yeşil beyaz tişörtümü bayramlık ettik, üstte gördüğünüz üzere... Ablamlar İstanbul tarafında, babam Gemlik'te, biz annemle Antalya'da, dayımlar ve yengemlerle ve de Saniye teyzemlerle; ailemiz dört bir yanda, Gemlik'tekiler her bir yanda ama her birimizin yine kalbi bir arada bu bayram da yine. Eskiden bu kadar bayram konuşmaları hatırlamıyorum telefonda, ama bayramlar telefon görüşmeleri ile başlayıp bitiyor resmen; bu sabah da öyle oldu işte... :)


Giydiğim bayramlıktan, yanımda ve kalbimde olduğuna şükrettiğim kalabalığımızla beraber; Antalya'da bayram böyle güzel anlarla başladı ve güzelce devam ediyor şükür.. Bu bayram ve sonrasında da dileğim şudur ki;


Kula adanan kurbanlık hayvanlardan çok, kula adanan iyiliklerin de daha fazlasıyla yer aldığı ve mümkün mertebe insanların içten dışa iyilikle birbirine yönelebildiği günler hepimize nasip olsun.

Bayramımız bu çerçeveler içerisinde hayırlara vesile olup, cümlemizi mutluluğa sağlığa huzura boğsun sevdiklerimizle beraber; nice bayramlara... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...