13 Kasım 2017 Pazartesi

1 Haftada 11 Film İzledim - (2017 Ekim Sonu Kasım Başı)


Ekim sonu Kasım başına denk gelen hafta sonu ablamlara gitmiş ve 2-3 gün öncesinde yeğenimin ayağını burkmuş olması sebebiyle 1 hafta ablamlarda kalmaya karar vermiştik. Geçen hafta başına dek bir hafta ablamlarda idik... Ablamlarda film izlemek müthiş bir şey, zira onların televizyonda eniştemin filmlerle doldurttuğu harici bellekleri takılı duruyor ve bu da bana rahat rahat film izleme şansını veriyor; hem gün içinde hem de gece vaktinde... :)


Geçtiğimiz yazın yarısına dek bizim balkonda izlediğim kadar filmi, 1 haftada ablamlarda izledim. Resimde de görüldüğü üzere hem film izleyip hem örgü örmek hobim olmuştu ablamlarda... O hafta güzel geçti tüm anları ile, ben bu yazıyı yazıyorum ama geçen hafta bile bitti üzerine. Bu yazıdaki filmleri izlediğim hafta, (29.10.2017-Pazar - 05.11.2017-Pazar) tarih aralığına denk gelmiş idi... :)

11 film izledim ama beğendiğim de oldu, ne zamandır izlemeyi beklediğim birkaç filme bayıldığım da, keşke izlemeseydim! dediğim de... Benim düşüncelerimle bu 11 filmin eleştirilerini okuyacaksınız. Beğendiklerimi geçtim, beğenmediklerime de bir şans verin derim; fikirlerimiz bir olacak değil ya illa ki, belki siz beğenirsiniz. İyi okumalar.. :)




İstanbul Kırmızısı – 30.10.2017 - Pazartesi ; Ablamlarda kaldığımız ilk gece annemle izlemeye başlamıştık esasında, ama film yavaş gidince ve de fazlasıyla uykum gelince kapatmıştım. Kaldığım yerden de ertesi gün devam ettim filme. Öyle bir oyuncu kadrosu var ki, en sevdiklerimden diyebilirim. Ama bir o kadar da yerinde olmadığını, sanki anlaşılmaz sanat filmi gibi olduğunu ve oyunculukları boşlukta gezdirdiklerini düşünüyorum. Sanat filmerinden anlar mısın derseniz, hayır elbette pek anladığım söylenmez! Ama sanatsal filmlerin, içerikte önemli bir fikri anlatmaya çalışması gerektiğini kabul ederek yapıyorum bu yorumu...

Benim için bu film, bir daha izlemek istemeyeceğim filmler arasında yer aldı. Bazı filmlerde muallakta kalmış sonları kabul edebiliyorum, ama bu filmde muallakta devam eden olay örgüsüne hiç yakıştıramadım bu sonu... Filmin esas sonunu değil, anlatılan karakterler arasındaki muallak sonları kabul edemiyorum. Bu benim düşüncem elbet; muhteşem sahnelerinin, oyuncularının olduğunu inkar edemem. Konusu da Türk filmlerimizin aksine çok apayrı bir konu. Ama gelgelelim senaryo ile oyunculuğun bir senkron tutturamadığını düşündüğüm bir film olmuş. Emeklerine sağlık yine de ama benim için olay örgüsü yeterli değildi maalesef...

Patron Bebek – 30.10.2017 ; Bu film Kağanımın en sevdiği filmdi birkaç haftadır, ta ki bu haftaya dek... İzlerken gül gül ölüyordu birçok yerinde. 2-3 haftadır izliyor ve izlediğini söylüyordu ama bir ben izleyememiştim. Sen de izle diyorlardı, ablamla eniştem de. Kağana 1 hafta öncesinden, "Size geldiğimde beraber izleyeceğiz, söz mü?" demiştim. Pazar günü ablamlarda kalmaya karar verince; Pazartesi günü ben annemle Yalova'dan geldim, Kağanım da okulundan oturup izledik beraber... :) Gerçekten öyle güzel bir animasyon ki, uzun zaman olmuş galiba bu kadar güzel animasyon film izlemeyeli. O kadar gerçekçi yapılmış ve o kadar güzel bir senaryo yazılmış ki, "helal olsun" dedirttirdi. Kağanım sürekli "O bebek değil, Patron Bebek." deyip durdu filmin birçok yerinde. Kahkahalarını duymak müthişti, bir daha bir daha izlenecek türden cidden. Kaldığımız 1 hafta boyunca çok izlememesine gayret etti isek de, iki günde bir izledi yine. İzleyin derim sizlere de... :)

Peekay – 30.10.2017 ; Amir Khan filmlerine ayrı bayılıyorum. PK ise, uzun zamandır izlemek istediğim bir Amir Khan filmi idi. İzledim, filme bayıldım bile. Bu zamana kadar çıkmış olan tüm Amir Khan filmlerini izleme gibi bir düşüncem daha da kuvvetlendi. Bu film de sanırım izlediğim 5. Amir Khan filmi idi... Din olgusunun algılanış biçimlerine dair anlatımda çığır açmış. "Uzaylılardan başlayıp bu kadar güzel bir film yapılabilir mi?" derseniz, yapılırmış meğer... Bir şans verin, bu filmi izleyin derim.

Hızlı Ve Öfkeli 8 – 31.10.2017 ; Bu serinin hiçbir filmini izlememiş biri olarak, eniştem babama izletmek için açtığı sırada bende oturup baştan sona izledim. Seride devamlılık hakim olsa bile, hiçbir filmini izlememiş olan ben baya zevk aldım. Oysa hiçbir seri filmine sondan başlamamıştım. Bir şans daha verip, ara ara bu filmin diğer bölümlerini de izleyebilirim diye düşünüyorum. Önyargımı yıktım, ben hız yarışlarının yapıldığı basit bir film serisi olarak düşünüyordum. Ama öyle olmadığını da, macerasının eğlenceli olduğunu da görmüş ve beğenmiş durumdayım...

Aşkın Gözü Kördür – 31.10.2017 ; Konusu aşkta görünüşteki farklılıklara dair bir yaklaşım içeriği olan bir filmdi. Yabancı ülkelerde bu kadar insanın dış görünüşüne değer veriyorlar mı diye düşünürüz ya, filmi izlerken hep; "Aynı filmi bizim ülkede çekseler, dramı bol bir aşk filmi olurdu. Sonu bile bu kadar az duygusal olmazdı!" dedirtti. Film iyiydi, kendince eksikliklerini de bulmuş olsam bile...

Beauty And The Beats – 31.10.2017 ; Filmi izleyenler ve bu çizgi filmin karakterlerini kitabından tanıyanlara göre, başrol oyuncusu "Güzel (Emma Watson)" eksik bir başrol imiş. Ama bana göre, hem çirkin (Dan Stevens) hem de Güzel rollerini oynayan başrol oyuncuları o kadar güzel oturmuş bir kadronun başlangıcı idi ki... Hem o kadar çok şey söylemek hem de bir o kadar eksik bırakmak istiyorum bu konu hakkında burayı, filmi uzun zamandır izlemeyi beklemiştim ve şimdi başucu Fantastik/Animasyon filmlerim arasına girdi... En sevdiğim sahneleri, dans sahneleri oldu. Oldukça eğlenceli, içinde müzikalini de barındıran güzel bir fantastik filmdi...



Collateral Beauty - 02.11.2017; Will Smith filmi olduğu için mi bilmiyorum, başlangıçta saçma gibi göreceğimi düşündüğüm filmin konusu, öyle derin şekilde yerine oturuyordu ki filmin devamında... Konu seçimi de, senaryosu da iyi işlenmiş bir Will Smith filmi daha şaşırtmadı beni yine. Eksik noktasını bulamadım, başlangıçta eksik gördüğüm her şey öyle noktalara oturdu ki; Sevgi, Ölüm ve Zaman'a benim de derin derin mektuplar yazasım, mektupları da geçtim hikayeler yazasım tuttu. Kişisel gelişim film ve kitapları hep bir tedirgin eder çoğu kez, ama bu hiç tedirgin etmeyen bolca düşündüren bir filmdi. Ölüm, hepimizin belki de bu kadar samimiyetle yaklaşması gereken bir olgu ve sanki en doğru yol bu filmde gibi...

A Family Man - 03.11.2017; Bir üstteki filmden sonra, fazlasıyla eksiklerini görebildiğim ama ona rağmen güzel demekten kendimi alıkoyamadığım bir film daha. Sadece gerçekten Will Smith kalitesinde bir film değil, takip etmesi daha kolay bir film izlemek isterseniz tercih edin bence. Çerezlik dediklerinden esasında, hele ki sonunu daha derin bağlar diye düşünürken az biraz şaşırtan cinsten...

12 Yıllık Esaret - 04.11.2017; Siyahi Irka yapılan zulümleri en çarpıcı haliyle izlediğim ilk film, 12 Yıllık Esaret oldu. Aslında bu kadar derin filmlerden, draması ağır olan cinslerden genelde kaçma girişimindeyimdir. Ama bu sefer başladığım gibi kaçamadım, iş işten geçmişti ve ben tahminimde fazlasıyla yanılmıştım. Beni etkilerken, sonucunda mutlu son bekleyişim ile içim içimi yiye yiye izledim... Ne var biliyor musunuz, insanoğlu en tehlikeli ırk. Bir de kendini iyi kötü diye dış görünüşe göre yıllarca ayırmaya devam eden bazen nefret edilesi bir ırk. Neyse, nefreti bırakmalı. Yaradana sığınmaya devam etmeli, aksi halde içinden çıkılamayacak o kadar acı var ki bu dünyada; insan bir isyan etse hiç susamayacakmış gibi hissediyor...

Olanlar Oldu - 05.11.2017; Ata Demirer'i Eyvah Eyvah 1 ve 2 filmlerinden sonra, bir kez daha beğendiğime sevindiğim bir film oldu; o da bu film. Yeniden komedi ile senaryo dengesini tutturabildiğini düşünüyorum. Son Osmanlı Padişahı filmini de Berlin Kaplanı'nı da ve Eyvah Eyvah 3 filmini de sevememiştim. Ama Olanlar Oldu, yeni bir soluk olmuş. Film bizim "Klasik Türk Filmlerimiz" havasında diyebileceğimiz tarzda bir film olmuş olsa da, uzun zamandan sonra Ata Demirer aramıza dönmüş diye hissedebildim...

Karayip Korsanları 5 Salazar'ın İntikamı - 05.11.2017; Yarım yamalak izlediğim diğer filmlerinden sonra, baştan başlayıp sonuna dek izlediğim bir Karayip Korsanları filmini gururla yorumluyorum. :) Ertesi gün Yalova dönüşü evimize geri dönmek üzere gidecektik, hazır babam gece vardiyası sonrası tatilinde iken beraber akşam geçiriyorduk ve madem öyle film izleyelim dedik yine. Yeğenimi uyuttuk, aile bireyleri film açtık. Ailecek izlenebilecek, hem komedi hem de macera filmi arıyorsanız baştan sona sıkmayan kurgusu ile öneririm. En sevdiğim komedi sahneleri filmin başlarında idi, macera dolu sahnelerden en sevdiklerim de filmin sonları idi. Ablamın da o gün dediği gibi; biz Türkler bu kadar hayal gücü geniş filmler yapamıyoruz, belki de çocukluktan itibaren imkanlar bulamadığımızdan... :)


1 haftada izlediğim 11 film bunlardı işte; her biri birbirinden eğlenceli idi esasında, izlemesem de olurdu dediklerim olsa bile. Ne yapalım, onları da izlemeden güzel olup olmadığına emin olamıyoruz işte. Güzel filmler izlediğimiz ve hayatın stresli akışından biraz olsun sıyrılabildiğimiz zamanlarla dolu günler diliyorum. Sevgilerimle...

Not; Benim gibi düşünüp düşünmediğinizi yorumlarda görmek isterim. Eğer fikriniz var ise, tavsiyeniz var ise benden eksik etmeyin lütfen. Saygı ve sevgi çerçevesinde olduktan sonra, her yorumunuz kabulümdür. Yorumlarda ve bir dahaki yazıda görüşmek üzere... =)

11 Kasım 2017 Cumartesi

Dizlere Şenlik, Didem Dilendi Battaniyem


31.10.2015 tarihinde yayınladığım, 2015 Sonbaharı Örgü Mahsullerim adlı yazımda bahsettiğim "Didem Dilendi Battaniyemin" son halini paylaşacağımı söylemiştim ama bir türlü bahsetmemiştim. Sebebi birleşmiş halinden sonra, kenarına oya iğnesi gibi bir şey yapılacak diye beklememdi. Ama zamanla bu durumdan vazgeçip, ördüğüm 6 şeridi birbirine eklediğimiz şekliyle kullanmaya başladım ve devam ettim. İnanır mısınız, 2017 senesinin başında dostum geldiği sırada onun kullanımı altında çekmiştim ama kenar oyası yok diye onu bile paylaşmamıştım. Geçen haftalarda alttaki fotoğrafı çektim de, paylaşayım artık dedim... :)



Nasıl ördüğümü 2015'de yazdığım o yazıda anlatmıştım, o sebeple bu yazımda nasıl yaptığımdan bahsetmeyeceğim. Ama birleştirilmesi sırasında, daha kolay birleştirilmesi için kenarlarının daha düzgün olması için bir yöntem denedim bu sefer, onu eklemek isterim. Elimde ördüğüm yeni battaniyemde; her sıranın sondaki bir ilmeğini örmeden alıyorum, diğer sıranın başında da onu örerek devam ediyorum. Böylece kenarları daha nizami oluyor... Umarım benim battaniyem gibi olmayacak, dikiş sırasında daha kolay ve nizamı dikilecek... :) 

Bu sene değişik renklerle 7x7 şeklinde yaptığım örgü battaniyemi Meroma yapıyorum. Benden 1 senedir istiyordu bunu ve ben nihayet Ekim ayında başlayabildim. Bu yazıyı yazmadan öncesinde de 2015'te yazdığım yazıya baktım da, kendi battaniyemi 2015 Ekim'inde örmeye başlamışım ve Kasım ayında bitirmişim. Meromun battaniyesi de bu ay biter. Bir an önce dikimi de yapılırsa, Aralık'ta falan elinde olur inşallah kuzumun... :) 



Onun izniyle paylaştığım bu resimde de görüldüğü üzere, Meromun battaniyeme sarılmış hali de var. Onun da beğenmesi benim için büyük bir mutluluk... Örgülerimin beğenilmesinden büyük haz alıyorum ciddi anlamda... :) Diliyorum kendisine yaptığım battaniyeyi de sevecektir. Ben kendime 6x6 yani her sırasında 6 renk olan 6 şerit yapmış ve anneme birleştirmiştim. Merom "az biraz daha uzun olsun benimkisi, üzerime alıp yatabileyim de." dediği için, onun battaniyesini 7x7; yani 7 renkli 7 şerit olarak yapıyorum. Onun renklerini planlı bir tabloya göre de yapıyorum ki, üst üste renk gelmesin hiçbir sırada. Benim battaniyem elimdeki renkleri tüketmek adına başladığım bir örgü şeklinde başlayıp, üzerine 3-4 ip alınarak yapıldığı için 1-2 yerde yan yana denk gelen renkler oldu maalesef. Ama Meromunkinde olmayacak, renk tablosunu çizerek yaptık onunkini. 

Elimdeki battaniyeyi örüp bitireyim, sahibine ulaştırayım, o zaman burada onun da yazısını yazarım; "Merom İçin Didem Dilendi Battaniyesi Yaptım." diye... :)

Diyeceğim o ki; bir örgü battaniye yaptım, adını "Didem Dilendi Battaniyesi" koydum, ünü taa Antalya'lara yayıldı. Diyorum ki ben bunun ticaretine geçeyim... :D Bakarsınız olur mu, olur! Şaka bir yana; ören olursa bu şekilde battaniye, ki örenler vardır da tahminimce, atın sizde resimlerini internete. Yayılsın üretim aşkımız herkese. Üretmekten yanayım, çünkü örgü de ürettiğim birçok şey de benim terapi alanlarım... Ürettiklerimiz de faydaları da bol, terapilerimizin varlığı da hep daim olsun... 

Sevgilerimle, bol üretmeli günlere... =)


10 Kasım 2017 Cuma

Kasımpatılar ve Sarı Zeybek Belgeseli - Bugün 10 Kasım


Bana bilmeden Kasımpatıları sevmeme vesile olan birileri var ise, ilkokul öğretmenlerimdir. Her 10 Kasım'da okulumuzdaki Atatürk büstünün önünde anma töreni yapmamız için aldırtırdı öğretmenlerimiz İlkokulda ve ortaokulda.... Nasıl büyük sorumluluk, nasıl değerli bir sorumluluktu bizler için tahmin edemezsiniz. Başlarda benim için büyük görev olan bu olgu, sonraları bir sevgiye dönüştü. Kasımpatıları anma çiçekleri olarak anar oldum kendimce, sonra çok severek okula götürene dek koklar durur oldum... Krizantem'miş diğer adı; hep unuturdum, dün bakınca tekrar anımsadım.

Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıldönümü bugün. 10 Kasım'a dair hatırladığım o kadar çok şey var ki, bu yazıyı yazmak istedim... Ebediyete uğurladığımız gün diye anarız mesela bugünü, zira liderler ölmez bizler için. Ebediyete uğurlandığı 10 Kasım'da, üzerinden 80 sene geçmiş olmasına rağmen hala sevgiyle ve özenle anılıyor olması benim için her sene büyük bir onur ve gururdur...

Örgün öğretimi bitirdiğimden bu yana, her 10 Kasım sabahı siren sesleri ile anma töreni için uyanırım çoğunlukla. Dün gece de bu olgunun varlığını bilerek uyudum, ama dün o kadar rahatsızlandım ki sabaha karşı uyuduğum için siren seslerini dahi duymamışım. Bu burukluk ile uyandım sabah annemler uyandığında. Hala rahatsızım ama geceki kadar değil şükür ki... Atamı Sabah 9'u 4 geçe anmaya katılamadım, ama gün içinde anma videolarındaki siren sesleriyle andım. Bu güzel bir gelenek, ülkemizi düşmanlardan kurtaran ve bizler için Cumhuriyet'i kuran Atama ve silah arkadaşlarına-atalarımıza saygı demek benim için...




Çok fazla bir şey anlatmayacağım Mustafa Kemal Atatürk hakkında. "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir." demiş kendisi. Bize öğretilen ilk öğüdü idi bu...  Biz böyle öğrendik ve benimsedik. Devrimleri kötülük adına değil, bir milleti geliştirmek adına olmuş hep. Çocukluğumuzu, gençliğimizi ve fikirlerimizi sunabilecek iradeyi onun ve onun devrindeki atalarımızın sayesinde elde etmişiz. Bu her ülkeye nasip olmayacak büyük bir onurdur!

Can Yücel'in bir belgeseli var, Sarı Zeybek isimli. Atatürk'ün Son 300 Günü'nün anlatıldığı, benim ilk izlediğim belgesel olarak hatırladığım belgesel... Daha küçük yaşta bu belgeseli her 10 Kasım'da izlerdik biz. Sabah 9.04'te Atatürk büstünün önünde anma törenimizi yapardık, sonraki 3 dersimize girerdik. Öğle arası zili çalar, yemeklerimizi yerdik ve hemen sonrasında okulumuzun büyük salonunda sandalyelerimize kurulur ve bu belgeseli izlerdik tüm okulla... Bıkmadan, usanmadan ve her 10 Kasım'da ve sonrasında etkisinden çıkamayarak! Yıllar sonra Lise'de iken Can Dündar'ın bu belgeselinin kitabını da okudum. Etkisinden yine çok çabuk kurtulamadım... Bugün bu yazıyı yazıp bir geleneği yerine getireceğim. Benim için Lise'den sonra ara verdiğime üzüldüğüm bir gelenek; Sarı Zeybek belgeselini izlemek...

Tüm bu anlattığım ilkokul ve ortaokul anılarım sebebiyle, 10 Kasım gelince; aklıma önce kasımpatılar, sonra da Sarı Zeybek belgeseli gelir işte. Çocukluk, hayatımızı şekillendiren en derin yaşlarımızın dönemi... Atatürk'ümüzün hayatımızda yer edişi güzel çağrışımlarla ve bilgelik dolu öğütleri ve fikirleri ile gelişti, beraber okuduğum ve büyüdüğüm arkadaşlarımla beraber. Dilerim bunu nesilden nesile de aktarabileceğiz.

Atatürk'ü sevmek, ülkemi ve milletimi sevmek demek benim için. Gencinden yaşlısına, en küçük toprağından en büyük işletmesine, öğretmeninden köylüsüne, en yabancısından en yerlisine kadar milletini sarıp sarmalayan bir lider o benim için... Üretmeye ve gelişmeye değer veren bir lider. Toprağı bol, ruhu şad olsun; o bizim kalbimizde, biz de onun izindeyiz... Övünmek gibi olsun, biz Atatürk'çüyüz... :)

Sevgilerimle...

7 Kasım 2017 Salı

Yemişim Dişçi Korkusunu! - 07.11.2017


Yedim doğrusu dişçi korkusunu; hem yedim, hem yendim... Bir de şunu dedim bugün eve döndükten sonra; yemişim dişçi korkusunu, sevdiklerime bir şey olmasın! Dişçi korkusu beni bitiremezmiş, sevdiklerime bir şey olacak korkusu beni yiyip bitirmesin! 

**Bazı tarihler fena yazılıyor takvimlere, bugün de bizim için fena yazıldı. Şükür ki ucuz atlatıldı. Canımıza, canlarımıza sağlık olsun... Amin.

Dün burada korkuyorum korkuyorum diye bir ağlayarak kaçmadığım kalmıştı; o korku hastanede randevu saatimde gidip ilacımı içtikten sonra, doktorumun çağırmasını beklerken de ayrı şekilde hafiflemiş ama devam eder haldeydi... O korku hiç bitmeyecek sanmıştım doğrusu, ama işlem için çağırıldım ve babamla içeri girdim. Dişçi koltuğuna oturdum, hala endişeli olduğumu dile getirdim doktoruma. "Çok değil, gerçekten biraz sızlayacak." dedi doktorum. Annemin-babamın, Yaseminim, Meromun dediklerini düşledim; bıraktım kendimi koltuğa ve doktorum işleme başladığı anda gözlerimi kapattım. İşlemin sonlarına doğru idi, işleme gözlerim açık devam edebilir hale geldiğimde...

Acı eşiğimi çok düşük bilirdim, belki de değildir de diyorum şimdi; bilemiyorum. Ağzıma bir hortum verdi doktor, koltuğu yatırdı. Ağzımı kocaman açmamı söyleyip, minik su hortumu ve tartarlarımı temizleyeceği sivri uçlu metal aletini de eline aldı ve işleme başladı. Korkum ilk başladığımızda, doktorumun da teskin edici sözleriyle azalmaya başladı. İşlem sırasında da konuştu zaten benimle doktorum, elimi havaya kaldırmam bizim "duralım, dinlenelim" deme şeklimiz oldu bugün. Dişlerimi daha sık ve daha iyi bakmam gerektiğini anlattı işlemi yaparken, onun konuşması beni teskin etse bile ağzım açık durmak gerçekten en çok zorlayan oldu. Birkaç kez dinlenme gereği duydum, her biri çene kaslarımın yorulması sebepli oldu...

İşlem 10-15 dakika kadar sürdü, işlem sırasında doktorum "Kısa sürecek demiştim ama tartarların sandığımdan da çokmuş Didem." dedi. "Hı hı" diye güldüm ama işlemin bu kadar zor olmadığına da içten içe ağladım doğrusu. Evet; diş etlerine o sivri uçlu metal değdikçe ufak sızlamalarım oluyordu, ama korktuğum gibi zor ve acılı bir işlem olmadı. Ağzımın açık durmasından sebep doğan gergin çenemin acıyı daha derinden hissediyor gibi bir durumu vardı daha çok. O sebeple; ön dişlerimde üst üste binen dişlerimin araları ve de alt dudağa yakın olan kısımları temizlerken işlemde canımın en çok yandığı anlarım oldu...



İşlem bitti, ağzımı yıkadım doktorun muayenesindeki lavabosunda. Teşekkür edip çıktım ama ağzımın uyuşukluğu ile ne dediğimi ben bile zor anladım... Eve gelene dek arabada baktım dişlerime; arada birkaç boşluk var, meğer tartarlarımın varlığından sebep kendilerini askıya almış diş etlerimin yokluğundan oluşmuşlar resmen. Öğlenden sonra dişlerimi fırçaladım, kanaması durmuş diş etlerim en ufak fırçamı dokundurduğumda kanıyordu. Benim uzun zamandır diş etlerim kanamıyordu ki! Ayna karşısında esas olarak bakabildim de; benim dişlerim uzun zamandır bu kadar pembe olmamıştı! Dişlerime daha iyi bakmaya ve kontrollerimi ihmal etmemeye gayret edeceğime dair bugün kendime bir söz verdim. Meğer benim dişlerim değil, tartarlarım varmış; doktorun lavabosuna bıraktım da geldim... :)


Fizik tedavimden sonra, ancak 1'de kendimde olarak telefonumu elime aldım ve dostumun trafik kazası yaptığını öğrendim... Allahım diş miş bitti bende o saatten sonra! Yemişim diş korkusunu dedim kendime gelebildiğimde, sevdiklerime bir şey olmasın! Çok şükür ki Merom ciddi anlamda ucuz atlatmış. Kafasında 9 dikişi olduğunu öğrendim sabah; kol ağrısı, mide bulantısı ve baş dönmesi varmış biraz da. Ama çok şükür ki sonuçları temiz çıkmış, bugün hastanede kalacak sadece. Yani sabahtan beri hastanede benim dostum... Allahım beterinden de, benzerinden de korusun; Meromu, cümle dostlarımı, sevdiklerimi, sen koru rabbim!

Ben bugün dişçi korkumla başa çıkabileceğimi öğrendim ama bir de esasında dişçi korkumun önemsiz olduğunu daha esaslı şekilde öğrendim. Ailem, dostlarım, sevdiklerim iyi olsunlar da, ben başedebilirmişim... Meromdan bugün hiçbir mesaj almadığım sebebiyle yazma girişiminde bulunuyordum ki, yengem yazdı bana. Ona cevap verdikten sonra Meroma yazacaktım ama yengem tekrar yazdı ve durumu bana bildirdi. O anlar, sıcak bastı birden ve tüm ortam boşalıyordu ya sanki; "çok şükür dostum iyi ya, daha ne isterim ki" demem Merom ile konuştuktan sonra gerçekleşti... İnşallah ağrılarını sızılarını ve yaralarını da çabuk atlatacak canım benim.

Uzak olmak bazen cidden zor! Şu an hastanede yanında olmayı çok isterdim mesela. Ama böyle zamanlarda teknolojinin varlığı da ayrı şükrettiriyor insana... Haberlerimi alıyorum, Merom iyi diye şükrediyorum. İnsan sevdikleri açısından da nereden yara alır ise, aklı o yanda kalıyormuş. Yine aklım dostumda. Çabuk toparlanacak inşallah... Yemişim dişçi korkusunu yani, sevdiklerime bir şey olacak korkusunun yanında halt bile edemezmiş...

Allahım cümle sevdiklerimizi korusun, bizlere bağışlasın dilerim. Sevgilerimle...

Korkular Uzak Olsun


Korkuların uzak olduğu bir hafta dileyerek başladım ben bu haftaya, 1 haftadır ablamlarda kaldığımızdan yazamamıştım da buraya; bugün Yalova'daki Uzay Terapi tedavimizden sonra eve döndük yine. Uzağa veya yakına da gitsek, az veya çok da kalsak; evden uzaklaştıktan sonra eve dönmek her türlü değişik bir his, eve dönmek de güzel bir alışmışlık içeriyor... :)


Bugün Yalova'dan dönünce yorgunluğumu atmaya çalışırken üstteki fotoğrafı çektim, haftaya günbatımı ile başlayalım istedim. Kısaca şu İnstagram paylaşımımda bahsettiğim üzere, yarın dişçi randevum var! Ve ben maalesef diş tedavisinden korkan biriyim! :/


Geçen hafta Salı günü gittiğimiz doktor randevumda, doktorumun söylediğine göre diş eti temizliği yapma zamanımız gelmiş de geçiyormuş bile. Kaçtım kaçtım ama artık resmen yakalandım! Yarın hiç kaçışım yok, diş eti temizliği işlemini yaptıracağım... Doktoruma kalsa, geçenki randevumda hemen  yapacaktı. Ama o kadar hazır değildim ki; gözlerim doldu, boynumdan yukarıya sıcak bastı! Derken, önce annem sonra da ben "o an hazır olmadığımı" söyledik... Benim bir bahanem daha vardı ama, geçerli bir bahane; kalp hastalığım sebebiyle, kalp doktorlarım en küçük diş işleminin bile öncesinde içmem gereken bir antibiyotiğin var olduğunu söyleyip dururlardı. O gün bu durumun beni kurtarması öyle bir rahatlattı ki...

Kalp hastalığım çıktı çıkalı, ilk defa kanamalı bir diş tedavisi yaptıracağım yarın; doktorun muayenesi sonrasında ilacımı alacakmışım ve bir saat bekledikten sonra doktorum diş eti temizliğimi yapacakmış... Geçen haftadan beri tüm bildiklerimin bunlar olmasına rağmen, benim içimdeki korku zaman zaman "çok acıyacak, çok sızlayacak, uyuşacak, zor olacak, o koltuğa oturmak çok zor olacak!" gibisinden konuşuyor... Susturmak mı? Başta mümkün olamasa da  artık mümkün olabiliyor gibi... Korkumla başa çıkmaya çalışıyorum 1 haftadır, korkular uzak olsun diye!


Annem-babam-ablam-eniştem, dostum Merom, fizyoterapistim Yaseminim; hepsinden beni yatıştıracak bir şey söylemelerini istediğimde söyledikleri ortak şeyler şu, "O anı düşünme, sonrasını düşün. Sağlıklı diş etlerini, sonrasında acısının geçeceğini...", "Korkunun faydası yok, acıyacak ama geçecek sonra!" 

Yarın sabah, işlem yapılana dek yapmam gerekenin 1 haftadır "Normal bir şey olacağını düşünerek yatmayı sürdürmek olduğunu" hissediyorum. Tamam kaldı ki normal bir şey olacak, geçecek ve bitecek. Ama korku denen şey öyle densiz bir varlık ki; korktuğunuz şeyi düşündürüyor da, korkuyla başa çıkmaya izin vermiyor. O izni almak, zor oldu ama bu hafta içinde başarılı olabilmiş miyim yarın öğreneceğiz asıl...

Yarın doktorun yanına girdiğimde ağlamak istemiyorum. "Neler başarmadın ki, bunu da başaracaksın!" diyorlar, kendi kendime de tekrar ettiğim üzere başardım demek istiyorum. Korkularımın uzak olmasını, dişçi travmasını da yenmeyi istiyorum. Ben ki iğneden korkmamayı başarmış insanım, dişçiden ve diş işlemlerinden de korkmamayı başarmak istiyorum... 


Velhasıl daha fazla uzatmadan bitirmek istiyorum, zira diyeceğim birçok şeyi de unuttuğumu hissediyorum; yazamayınca anladım.

Benim için dişçiden korkmak; dişçi koltuğundan, dişe yapılan işlemlerden, ağzını açıp yapılacak olan işlemin bitişini beklemekten korkmayı da içeriyor. Ama "yarın doktora gideceğim ve bunu başarabileceğim!" düşüncesi de içimde bir yerlerde hakim! Zamanında açan çicek gibi, dişçi koltuğuna oturduğumuzda da o işleme hazır olmayı diliyorum kendim ve başarmak isteyen korkularımızın ortak olduğu kişilere... Korkular uzak olsun, azmetmekten yana olan gücümüz bizimle olsun!

Yasemin bana yarın için diş işlemi sırasında kulaklığımı yanıma alıp müzik dinlemek için izin almamı önerdi. Doktorum babamın diş doktoru da olduğu için, ara sıra dinlenme önerilerinde bulunduğunu da öğrendim. Yarın kitabımı yanımda götürüp orada beklerken okumaya da devam edeceğim. Ne kadar korku bana sarılmaya çalışacak da olsa, normal bir doktor randevusu olması için elimden geleni yapacağım. Bu yazının anormalleştirme gibi bir durumu yok kesinlikle, sadece az biraz endişeliyim. Ama umuyorum ki başaracağım... 

Korkulardan uzak, azim dolu günlere. İyi geceler bana şimdilik, bu gece umarım yine en aza indirilmiş endişeli halim ile bir uykuya yatacağım. Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...