26 Temmuz 2017 Çarşamba

Not Aldım Veya Not Ettim #34 - Farkındalık Dolu Notlar


Haziran sonu Temmuz başından notlarımla karşınızdayım yeniden. Not Aldım Ve Not Ettim yazılarımı seviyorum, bazen not aldıklarımı yazmak için buraya girdiğimde kendi kendimi anlıyorum resmen. Bu yazımın ismi ise Farkındalık Dolu Notlar oldu. Haziran ve Temmuz Notları diyecektim, notlar üzerine isim kendi halini aldı yine. İyi okumalar olsun o zaman, farkındalık dolu... :)

Diğer Not Aldım Veya Not Ettim yazılarımı okumak isterseniz burada bulabilirsiniz... 




Bir Çocuğun Gözünden: - Denizimiz Kirli;



Yeğenimle yine çizgi film izleme zamanlarımızdan birinde, Haziran ayının bir gününde, Disney Channel'ı izlemek istediğini söyledi yeğenim. Açtığımızda henüz reklam arası idi, ama saat aralığı sebebiyle bu aralar en sevdiği çizgi filmlerden biri olan Pijamaskeliler başlayabilir diye, "reklamları da izleyelim teyze." dedi. Tamam dedim. Belki bilirsiniz, Disney Channel reklam aralarında kendi çizgi filmlerine ait şarkılı video klip yayınlıyor. Bu video kliplerden biri çıktı o anda da, Moana'nın tanıtım şarkısı diyebileceğimiz bir şarkı idi bu...

Sonra girip baktığımda bu şarkının isminin How Far I'll Go olduğunu buldum, Türkçe versiyonu Uzaklara burada, Orjinal Versiyonu ise burada. :)

Eğlenceli bu video klibin Türkçeye çevirilmiş versiyonunu Kağanım ile beğeniyle izlemeye başlamıştık ki reklamlar başladığından beri epeydir suskun olduğumuzu farkedip "beğenip beğenmediğini" sordum yeğenime. Kağanımın çevresine ve de izlediklerine karşı gözlemlerini çok seviyorum. Çocukların da en sevdiğim özelliklerinden biri bu, duygularını açıkça belli etmekten çekinmemeleri ve bunları anlatırken o güzel gözlerinde de anlatımlarına dosdoğru şahit olmanız...

Klibin Türkçe versiyonunun 2. dakikasından sonra denize yöneliyor Moana, deniz capcanlı ve tertemiz. Orayı izlerken Kağana, "Bak denize Kağan, ne kadar güzel değil mi?" deme gafletinde bulundum. Gözlemliyor ve video klibi inceliyorduk kendimizce yine. Kağanımdan aldığım cevap çok manidardı; "Evet teyze. Çöp atmamışlar, tertemiz. Bizim denizimiz kirli." dedi Kağan.

Hiçbir şey diyemedim ve "Haklısın Kağancım, bizim denizimiz kirli." diyebildim sadece. Bir mesaj vermem gerekirdi o anda belki ona, temiz tutmamızı bilmesinin gerekliliği açısından belki. Ama sonra, zaten temizliğine dikkat eden birine bunu söylemenin gereksizliğinden ötürü sustum. İçimden "umarım hep böyle kalır ve çevreni kirletmeyen çocukluğunu saklarsın içinde" dedim çokça. Maalesef çevre temizliğine önem vermeyen insanoğlu, çocukluğundaki duyarlılığını koruyamıyor ve çevremiz büyüdüğünde çocukluğunu yitirmiş insanlar yüzünden kirleniyor.

Çocukların farkında olmayı unutmadığı çevre kirliliğimiz meselesini yeğenim Kağanın notlarından biriyle dinlediniz. Yeğenimden bir not olsun bu size, tüm çocuklar adına; çevremizi kirletmeyin, denizler dahil hiçbir yere çöp atmayın!



Bireysel Silahlanma!

Fazla mesaj içerikli bir not aldım yazısı olmaya devam ediyor belki bu yazı ama bu konu çok ciddi. Durum şudur ki; bireysel silahlanma ve silahların egemenliği ülkemizin başlı başına büyük bir sorunu olmaya devam ediyor. Sizler tek bir çocuğun dahi elinde silah görünce ne hissediyorsunuz bilmiyorum ama ben dehşete kapılıyorum. Biz bireysel silahlanma sebebiyle, yaşadığımız ilçe olan Gemlik'te daha senenin ilk 6 aylık zaman diliminde birçok kişiyi kaybettik. En son olayda da Temmuz başında; ilkokul öğretmenlerimden biri olan öğretmenimiz Gülay Aksoy'un avukat oğlu Özgür Aksoy ve bir polisimiz İdris Büyüksönmez şehit oldu... Üzülerek bununla ilgili bir yazı da yazmıştım, ki o da burada...


Ciddi anlamda ülkemizin en önemli başlıklarından biri olması gerektiğini ve en acilinden kalıcı adımlar atılması gerektiğini düşündüğüm şu konu hakkında bir şeyler yapıldığını duyamamak daha da dehşete düşürüyor beni. Bildiğim ve duyduğum birçok kişide silah olması haberinin daha da kötü yanı; sebeplerinin atadan babadan yadigar olmasının yanı sıra, bir de "gerek olabileceği bir zaman dilimine hazırlık yapıldığı" yönünde olması. Bu daha da korkutucu...


Bu bir duyarlılık meselesinden de daha fazlası, bu hepimizi ilgilendirmesi gereken ve 7'sinden 70'ine ses çıkartılması gereken bir mevzu. Bir de bazı kesimlerin de dediği gibi, Gemlik bireysel silahlanma konusunda öncelikli olarak inceleme başlatılması gereken bir yer! Kurduğum hayalde silahsız insanlar var elbette ve de maganda kurşununa gitmeyen insanların dünyası var! Hiçbir vicdanlı, yaşamı ve yaşamdakileri seven ve de doğru şekilde eğlenmeyi bilen bir kişi silah sıkarak sevincini duyurmaz. Sesini duyuracaksa eğer, korna sesleri ve birkaç taneden fazla davul zurna sesi yeter de artar bile; bunu doğru eğlenmenin ne demek olduğunu bilen kişi bilebilir!


Bireysel Silahlanma! diyorum ben size. Kendinizi korumanız gerekiyorsa doğru şekilde yapın bunu, diyorum. Her şekilde daha doğru bir yol bulunabilmeli, kavga ettiğiniz kişiyi öldürmeden çözüme ulaşabilmeliyiz! İnsanoğluyuz biz ya, tehdit altında isek elbette kendimizi koruyacağız. Ama ya tehdit altında olan biz değilsek, sizin canınıza değil de hayatınızda olmasını istemediğiniz fikirlere sahip kişiler varsa; öldürmek tek çare midir? Öldürmek tek çare değil, belki öldürülmek istenseniz bile! Devlet kendi korumasını en üst seviyeye getirebilirse eğer, silahlanmaya da dur diyebiliriz ve belki dehşet saçan kendini tek güç sanan magandalara da bir şekilde dur diyebiliriz. Ne olur siz de söyleyin, "Bireysel Silahlanma Zorlaştırılsın". İhtiyacı olan olmayan kolayca alamasın, kuralları da, denetimleri de, psikolojik testleri de sıkı sıkıya olsun. Hepimiz için, hepimizin sevdikleri için, devlete sesimizi duyuralım!!


Farkındalıklar Adına;




Aslında bu yazı iki nottan oluşacaktı, son not ettiklerimden birbirine benzer olanları yazmalıyım diye düşününce bu yazıya ikisi konu oldu çünkü. Ama bir de bunlar üzerine yazacak olursam dedim son olarak; farkında olmalı insan yaşadığı hayatın, bu hayatı paylaştığı veya paylaşmadığı insanların mutluluğunun ve huzurunun, aynı dünyada yaşadığımız diğer canlıların da hayatının, evrenimizin... Nazım Hikmet'in Yaşamak adlı şiirinde bir yer var hani;


Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947 - Nazım Hikmet


Ciddiye almalı insan yaşamı yani, farkındalıkları sadece kendisine dair olmamalı. Öyle olmalı ki; çevresine, insanlara ve yaşayan tüm canlılara da, kendi hayatına ve hayatındakilere verdiği sevgiyi, saygıyı ve değeri sunabilmeli. Farkındalık dolu bir yazı oldu demem başta o iki yazı içindi. Ama sadece bunlar değil demek için de not düşüyorum. Kendi adıma da bunu tamamen başarabildim diyemiyorum ama başarabilmek için elimden geleni yaptığımı ve yapmaya devam edeceğimi düşünüyorum. Dünyamızda, farkındalıkların kendi hayatımız doğrultusunda ilerlediğini görmek bunları yazmama sebep oldu. Ülkemiz demek istemiyorum, gidişatın büyük ölçüde böyle olduğunu düşünüyorum... Dilerim bunu birer ikişer üçer derken, farkındalıklarımızı geliştirmek isteyenler daha da çoğalarak bir Dünya oluruz. Aramızdaki farkındalıklarından yoksun insanlar azalır ve dünya yaşanılabilmesi daha da güzel bir yer olur... 

Bu Not Aldım Veya Not Ettim yazısından da ortaya çıkanlar işte bunlar. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Farkındalıklarımızı çevremize yaydığımız, tek değil dünyaca mutluluğu hedeflediğimiz günlere olsun. Sevgilerimle...


21 Temmuz 2017 Cuma

Antalya'ya Geleli - (14-21).07.2017


14 Temmuz Cuma akşamından bu yana bugün 7 gün oldu Antalya'ya geleli. Geldik geleli denize girme girişiminde bulunamadık henüz. Ama keşif yapıp, engelliler için yapılan güzel gelişmeler adına bir yazım olacak ilerleyen günlerde burada. Önce test edip görmemiz lazım gelişmeleri... Önümüzdeki Pazar günü kısmet olursa başlayacak deniz seferlerimiz. Şimdilik, şu 1 haftayı özetlemek istiyorum...



Kafam yine boşta burada; ders çalışırım diye defter getirmiştim ama burada bir kez olsun kapağını açamadım daha. Anneannemi ve de aklıma gelen dolu boş her şeyi düşünürken buldum bu hafta içinde yine çokça kendimi. Ankara kadar değilse de Antalya da sarsabiliyor bazen beni. Ama Ankara tanışmışlık ve bilindiklik dolu anılarla hep oradaymışım gibi sarıp sarmalıyor, Antalya'nın havası ise daha başka. Antalya kendi halinde ama içindeki daha küçüklükten anılarıma götürse de Ankara kadar o eski varlığını barındıramıyor. Her geldiğimde daha başka hissettiriyor artık. Anneannem ve dedemin fotoğraflarıyla çekindiğim fotoğrafa bakıp bu sefer şöyle dedim; "Ben anneannemi görüyordum bu şehirde eskiden değil mi? Şimdi ne kadar uzak ve ne kadar değişik geliyor." Sebebini galiba biliyorum, şehir yapısı son 2-3 senedir öyle çok değişiyor ki, eskileri zihnimde gördüğümün haricinde canlandıramamak bana böyle garip hissettiriyor. Anılar da sanırım bu garipliğe kapılıp hep hatırlayabilmek için var... Şükür ki bu garipliğe rağmen, hala hatırlayabiliyorum küçüklüğümün anılarını...


Yazamadım bu 1 haftadır bloğuma yine, ders çalışamadım, çok yazmaya da girişemedim. Ama bunlar yerine daha güzeli Meromla kavuştuk. Geldiğimizin ertesi günü akşamı, yani 15 Temmuz 2017 günü, Meromla kavuşabildim yeniden. O gün ve ertesi gün azar azar da olsa görüşebildik, bir akşam da gelip bizimle kaldı. Sarılabilmek, yeniden yüz yüze sohbetlere dalabilmek, şarkılar dinleyip dertlenir ya da dalgalardan dalgalara atlarken; uzakların canı cehenneme diyebilmek yine çok güzeldi... -- Unutmadan not etmek istiyorum bu ara; kavuştuğumuzun ertesi günü sabah "Ne zaman geliyorsun?" diye yazmıştım Meroma Whatsapp'tan. Genelde senenin çoğu uzaklardayız ya birbirimizden. Aylar sonra yeniden yakın olup, böyle bir mesajı atabilmek çok güzel hissettirmişti. -- :) Yani geldik geleli 3 kez görüşebildik henüz, azar azar da olsa kıymet bilmek gerek, en azından şimdi uzaklar epey yakın... Kısmet olsun, sağlık olduktan sonra fırsat oldukça görüşeceğiz burada iken daha inşallah...


Kağanımla bol bol okuma saatleri yapıyoruz bir haftadır; yatmadan önce, sabahları kalktığımızda, öğlen vakitleri ve de daha hangi zaman canı isterse beyefendimizin. :) Tabii okuma saatlerimiz dediğim olay; benim okuduğum kitaplarımdan ince olanı bana verip, kalın kitabımı kendisinin aldığı ve ben kitabımı okurken kendisinin kalın kitabımın sayfa sayılarını saydığı zaman dilimi. Bu bizim okuma zamanı yaptığımız zaman dilimi işte. Onun sayması bitene kadar okudum okudum, akşam yatmadan önce daha fazla kitap okuma iznim yok. Yeğenimin sayfa sayılarını sayarak okumaları bitince kitapları kapatıp uykuya geçiyoruz. Ötesi de yok... Bu da bu yaz için yeğenimin garip bir büyüdüğünün göstergesi, kendi başına ikimiz adına kararlar alıp bir rutini sağlamlaştıran kişi bu yaz kendisi... :)


Ve Eniştem ile bol bol film izleyeceğiz iddiamızı henüz tam anlamıyla gerçekleştiremedik; ama bu zamana dek kendisi benden fazla film izledi... Beraber ise bir tek film izleyebildik, Sihirbazlar Çetesi 1 (Now You See Me), tavsiye ederiz. Matraklıklar ve iddialarımızın bol olduğu bir yaz vaktinin ilk haftasını bitirdik bile. Serhat abimle ara sıra anlaşamamazlıklarımız meşhurdur, ama hani şu hem kavga edip hem de hiç kavga etmezmiş gibi birbirini savunanlar olur ya; aynı öyleyiz bir de biz. Ben bu abi-kardeş anlaşmazlıklarımız sebebiyle kavga eder miyiz acaba diye düşünüyordum bu yaz da ama öyle olmadı. Ablamla iki kardeş olarak çatışmalarımızın üstüne, eniştem ve Kağanımla da çatışmalarımız bol artık anlayacağınız. Ömrüm boyunca hep 3-4 kardeş olabilmeyi bile dilemiş ben, yıllar sonra 3-4 kardeşmişçesine bir hayat yaşıyorum şükür ki. Bazen eksi yönleri oluyor, dönemi geliyor ki bu tartışmalardan yoruluyorum. Ama artısı da çok. Doğrusu kalabalık olmamızı seviyorum... :)



Okuması bol, uykuları yeğenimle oldukça tatlı (üst kolajda da görüldüğü gibi), dinlenmelerimin ve egzersizlerimin her fırsatta pilates topu üstüne ayak uzatmalarıyla devam ettiği; annemle sohbetlerin güzel, dedemle de kuşak çatışması muhabbetlerinin bol olduğu bir tatil başlangıcı haftasıydı yani bu hafta Antalya'da... 

Annem yine yorulmadı değil; temizlik yapmayacağım yine diye sadece mutfağa girişmiş de olsa, o mutfağın temizliği hemen bitmedi ve daha dün ancak bitirilebildi. Yarına temizlik olacak dedemin evde, temizlikçi çağırıldı...

Haftaya daha bol ve güzel haberlerle dönebileceğimi umarak noktalıyorum yazımı. Dostum Meromun dedesi hasta, hastanede yatıyor. Allahımdan hayırlı şifalarla güzel haberlerini bekliyoruz birkaç haftadır. Hüseyin dede ile birlikte tüm hastalarımıza şifa olsun inşallah önümüzdeki hafta... Allahım hayırlısını versin hakkımızda. Bekleyiş içinde olmak zor, ama Allahım bekleyişlerimizin sonunu da güzel eylesin. Amin... 

Sevgilerimle, kısa zamanda güzel haberlerle yine görüşmek dileğimle... :)

20 Temmuz 2017 Perşembe

Harun Kolçak...



Dün gece Harun Kolçak hayatını kaybetti şeklinde ilk haberi okuduğumda, herhalde yine bir yanlış haberdir, diye düşünmüştüm. Ama sonra ard arda gördüğüm haberler ve instagram paylaşımları yalan değil doğru haber olduğunu anlamama sebep oldu. Harun Kolçak dün yatırılmış olduğu hastanede hayatını kaybetmiş. Hepimizin başı sağolsun, Gemlik'te sıklıkla görüp mutlu olduğumuz Eşref Kolçak'a da Allahım sabır versin inşallah... 



Elbette herkes gibi ben de onu 90'lardan itibaren tanıyordum ve şarkılarını ablamla beraber çok severek dinliyordum. Sonra seneler geçtikçe kayboldu sandık ama birçok kez şarkılarını seslendirenler sayesinde ve şarkılarının kaliteleriyle unutulmadı da... 2016'nın Eylül-Ekim aylarında Çeyrek Asır Albümü çıkartıldı, birçok sanatçı ile düet yaptı Harun Kolçak. O albümle bir kez daha görülmüştü ki; o çeyrek asır boşa değildi, Türk müzik hayatına çok güzel eserler verilen bir çeyrek asırdı!

Son twitinde demiş, üst resimde de gördüğünüz gibi; "Unutma, sen gelecek planları yaparken hayat da kendi planlarını yapıyor." Bu sözleri hepimizin kulağına küpe olsun e mi!

Hepimiz iyileşti sanırken, hastalığı mı nüksetti bilmiyorum. Allahım yerinde rahat yatırsın, mekanı cennet olsun inşallah... 9 ay önce yazısını yazmıştım Çeyrek Asır albümünü çokça dinlemeye başladıktan sonra, burada. O yazımda annemle dinlemekten sıkılmayacağımız bir albüm olduğunu ve her şarkısının yorumunu çok beğendiğimi ve birkaçını da tabii ki ayrı tutabileceğimi söylemiştim...

9 ay sonra onu kaybettiğimiz haberini almak üzücü geldi dün, daha uzun seneler dinleriz diye düşünüyordum oysa... İyileşir konserlere çıkar diyordum. Dün haberi alınca aklıma, bir Gemlikli olarak aklıma elbette ilk Harun Kolçak'ın babası Eşref Kolçak geldi. Daha Geçen hafta Antalya'ya yola çıkmadan iki gün önce Gemlik meydanında görmüştük ve arabasına doğru giderken izlemiştim. "Oğlu güzel bir bestekar, kendisi güzel bir oyuncu; Allah uzun ömür versin demiştim." içimden. Ben Eşref Kolçak'ı düşünürken demiştim... Ama bugün Harun Kolçak'ın twitter'ına girdiğimde bugün öyle twitlerini gördüm ki, sıraları değil dedim bende. Aşağıdaki resimde göründüğü üzere Harun Kolçak'ın da düşündüğü gibi;



Az önce yine twitter'ına bakmaya devam ederken, "Harun Kolçak Çeyrek Asır 2 için kolları sıvadı" haberini paylaştığını gördüm bir de; daha birkaç gün önce paylaşmış... Dediği gibi; Sıralı değil, kartlar hep karışık. Ve en son twitinde de dediği gibi "Yine hayat planları bozdu." Onu güzel sesini ve şarkı sözlerini bizlerden aldı. Dilerim onun planları devam eder ve Çeyrek Asır 2 onun anısına çıkar. Biz onun şarkıları ve anılarıyla onu anmaya devam eder ve avunuruz... Zira onun vesayeti gibi şu sözleri de, isteğinin bu olduğunu söylemiyor mu zaten;

Saçımı, başımı, yediğimi, içtiğimi, kısacası beni unutun. Müziğimi dinleyin, şarkılarıma eşlik edin yeter. - Harun Kolçak...



Ruhu şad, toprağı bol, mekanı cennet olsun. Bugün internet haberlerinde gördüğüm bir haber de şuydu, Eşref Kolçak ile konuşmuşlar telefonda ve ağlayarak konuşmuş (ki nasıl ağlamasın). İstanbul'a sağlık sebebiyle gelemeyeceğini ama oğlunu kendilerine getireceğini ve onu Gemlik'te annesinin yanına defnedeceklerini söylemiş... Annem eşinin yanında kendine mezar almış ve biz bunu görmüştük demişti dün Harun Kolçak'ın vefat haberini verdiğimde, Eşref Kolçak için. Üzgünüm, Allah sabrını versin cümlesine inşallah... 

Twitter hesabına ve yazdıklarına bakın derim, öyle yaşanmışlıklarla dolu öğütlerle dolu ki yazdıkları... Twitter hesabının adresi, https://twitter.com/HrnKlckMusic...

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Antalya'ya Yolculuk 2017 - 14.07.2017- Cuma


Antalya'dan Merhabalar. Dün (14.07.2017- Cuma günü) Gemlik'ten yola çıktık ve nihayet yeniden Antalya'dayız. Bu sene geçen seneye nazaran biraz daha geç geldik ve biraz daha az kalacağız; sebepleriyle ve de kadromuzla belirtiyorum bu durumu da bu yazımda... :)


2012 senesinden beri yeniden Antalya'ya gelmelerimize ve senenin 1-2 ayı dedemin ve dayımların yanında kalmalarımızı sürdürüyoruz. 

Bu sene Antalya'ya gitme durumumuzun iptali bile söz konusu idi ve babam işe girdiğinde iptal edilebilecek konumda iken, eniştemin yıllık iznini alabileceği konusu açılmıştı oturduğumuz yemek masamızda. Antalya'daki dayım ve yengem de bizde idi İncimiz ile beraber, bu dediğim konuşmalarımız bundan 2-3 hafta kadar öncesindeki Suna ablamın düğünü sırasındaki toplaşmalarımıza denk geliyor... 

Nasıl olur, ne zaman yola çıkarız, yapar mıyız yapamaz mıyız derken; dün yola çıktık ve dün akşamdan itibaren yine Antalya'da dedemdeyiz. Yolculuk gayet güzel geçti, belki biraz uyku problemi çektik ama onun haricinde gayet iyiydik. Babamı çalışıyor olması dolayısıyla uzun zamandır ilk kez ardımızda bırakıp annemle beraber uzun yolculuğa çıktık. Kadromuz; şöforümüz eniştem, onun yanında annem, arka koltukta ise ben ve yeğenim Kağanım şeklinde idi. 

Antalya'ya sohbetlerle ve yine hit parçalardan oluşturduğum arabanın flash belleğinde beğenilmeyen müziklerimle geldik. Beğenilmese de genel itibariyle, gelene dek dinlenildi ama! Neyse... :) 

Yola çıkmadan önce ablama uğrayıp, yeğenimin kimliğini aldık ve yola revan olduk; ki uğradığımız yerler bunlarla da bitmedi tabii. Birkaç yol üstünde durduktan sonra İnegölden sonra yola Afyona dek devam ettik. En son Afyon'da bir yemek molası verip yola yeniden koyulduktan sonra saat 20.30 sularında dedemlerin kapısının önüne vardık. Yorucu bir akşam ve sıcak geceye henüz alışamamışlığımızla uyuduğumuz yorucu uyku ile geçirdik dün geceyi, ta ki sabah esintisi çıkana dek. Sabah çok rahat uyuduğumu hatırlıyorum ve o esinti hala da devam ediyor üstelik. 

Antalyanın sıcağı beni etkiliyor mu derseniz, iyi bile geliyor. Ben sıcağa tutkun biriyim, en fazla az biraz geceleri uyumamaktan şikayet duyduğum oluyor; o kadar... Sıcağı sevmemden ötürü, dün akşam geldiğimizde sıcakla karşılaşan annem ve eniştem gibi "bu ne ki?" dedim. Yeğenim de benim gibi, en fazla terliyoruz biraz o kadar. Soğuklar daha zorlu imtihanlar benim için, sıcaklar cennet gibi; kaslarımdaki rahatsızlıklara iyi geldiğinden de sebep tabii ki... Benim kaslarım da sıcağa tutkun.. :)



Dün arka koltukta bu bıdıkla yolculuk yapmak daha güzeldi geçen senelere göre. En azından artık ben uyuyorsam uyandırmayabiliyormuş, onu öğrenmiş olduk bu sefer. 1,5 saat boyunca uyumuşum Afyon'dan sonra. Afyona dek de 1,5 saat kendisi uyumuştu öncesinde. Velhasıl büyüyoruz; Kağanımla Antalya'ya yaptığımız ilk yolculuktan, dünkü yolculuğa dağlar fark var şükür ki... :)


Dediğim gibi, ilk atağımdan sonra ilk defa babamsız bir yolculuğa çıktık ve haliyle başarabilecek miyiz her anlamda diye o da biz de endişe dolu idik... Korkumuz en çok eniştemin beni taşıyıp taşıyamayacağı konusunda idi; Antalya'ya varıp ilk defa eniştem beni bir merdiveni -dedemlerin evinin bir katını sırtında çıkardığında- anladık ki o da ben de güçlenmişiz. Benim değil onun güçlenmiş olması büyük şekilde görünürdü ki, biz Serhat abi ile ilk atağımı geçirdiğim 5 sene öncesinden bu seneye dek "Annem, ablam ve babamla yürüdüğümüz gibi" yürüyemiyorduk. Bir güçsüzlük söz konusu idi yani. 

Serhat abim bu sene spora gitmeye başladı başlayalı, iş hayatında da epey adapte olabilmiş konumda.  E bana gelince de, ben bu sene geçen senelere göre daha iyi hareket kabiliyetimi artırabilmiş ve kaslarımı güçlendirebilmiş konumdayım şükür ki... (Anlatamadığım birçok konu varken, buralardan başlamam da müthiş de mi... Neyse, Hayat Hikayem serimde bir ara anlatmadıklarıma da girmenin sırası gelecek bir gün inşallah.) :)


Eniştem ile de annem ile de olabildiğince durumları toparlayabiliyoruz yani şimdilik. En korktuğumuz başlangıçta, dedemlerin kata geldiğimizde çıkmamız gereken merdiveni nasıl çıkacağımızdı. Onu da şükür ki hallettik. Birkaç güne kadar da denize girip çıkabilmeyi deneyeceğiz. Denize girmesi neyse de, çıkması acayip zorlayıcı bir olgu. Dilerim kolay olur da, hareketsiz kalmam ve deniz tedavimi bu yaz da alabilirim. Zira birçok kez bahsetmişimdir, denizde olmak benim için en iyi tedavi yöntemi... 


Velhasıl Antalya'dayız yine. Yorgun geçen bir günün gecesinde yattık dinlendik, esaslı olarak sabahında güzel bir uyku çektik ve de yeniden Antalya'ya alışma safhalarını atlatıyoruz bugün. Henüz Meromu ve yengemleri göremedik, yakın zamanda görüşeceğiz Meromla da yine inşallah... Sağlık olsun da inşallah, sağlık haberleri ve mutlulukla görüşelim inşallah.

Sizlerle de yine görüşmek dileğimle ve de sevgilerimle... Antalya sıcak değil, siz sıcağı sevmiyorsunuz! :) 

14 Temmuz 2017 Cuma

2017 Haziran Nasıl Geçti?


Haziran 2017, epey kalabalık ve belki de hızlı geçen bir aydı bizim için. Nihayetinde bitti, zorlu bir Temmuz başladı. Sevdiklerimizden hastalık haberleri almaya başladığımız Haziran'dan sonra, Temmuz ayında da bu durum devam etmeyi sürdürür oldu. Her birine şifa veren bir Temmuz olsun inşallah hepimize. Şifa diliyorum Allahtan, şifa bekleyen herkese... 


2017 Haziran'da Neler Oldu Dersek;


Haziran'ın başında benim sınavlarımın telaşı vardı. 5. senemi de bitirmenin haklı mutluluğunu ve rahatlığını yaşamıştım finallerimden sonra. Sonrasında gelen sınav sonuçlarında 1 tane alttan dersimin kalması biraz beni şaşırtsa da, yine hallederiz dememe engel olamadı şükür ki...

Sınavlarımın bitmesinin 1-2 hafta sonrasında Suna ablamın kınasının ve düğününün telaşı başladı. 27 Haziran'da kınasını Temmuz'un 1'inde de düğününü yaptık. Suna ablam ile Eren abi'yi evlendirdik; güzel telaşlarımız bitti, bize o anlara özel güzel hatıralar kaldı şükür ki...

Düğün sonrasındaki Salı (4 Temmuz 2017) günü babam Haziran sonunda bulmuş oldukları yeni işinde ilk gününü geçirdi. Babamın yeniden işe girmesi, yeni bir haber değerinde; zira 1 senedir emekliliğinin tadını çıkarmak ve de bize yardımcı olabilmek için bizimle evdeydi. 2 haftadır çalışıyor yine şimdi. Hayırlısıyla, kazasız belasız devam da eder inşallah. Yine servis işi yapıyor ama bu sefer bir firmanın içinde işçileri taşımak işi. Herkes kendi kalbinin ekmeğini yermiş, herkese hayırlı işler olur inşallah...

Babamın işe başlayacağının kesinleşmesinin sonrasında ise bir karar alındı bir de, bu sene Antalya'ya eniştem Kağanım ve benim gitmemiz konusunda. Kadromuzda şöfor bu sefer eniştem. Babam çalışacak, ablam izin alamıyor o da burada. Biz Kağanın babası, anneannesi ve teyzesi olarak Antalya'da olacağız. Eniştem senelik iznini aldı ve Allahın izniyle bu yazı yayınlandığı saatte de yoldayız... Bir dahaki yazım büyük ihtimalle Antalya'dan gelecek yani. Herkese iyi yolculuklar ve bir de her türlü ekran karşısında bu yazımı okuyanlara iyi okumalar olsun... :)


Derken ben Haziran 2017'de neler yaptım dersek;

11 film izledim;


2017 Haziran da film izlemem açısından en verimli aylardan oldu. Ama bu sefer 11 filmin 11'ini birden yoruma tabi tutmamaya karar verdim. Üst resimde kolajını gördüğünüz bu iki film diğerlerinden daha güzeldi ve diğerlerinden daha çok sevdim; Nadide Hayat ve Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar...

Nadide Hayat; hayata atılma ve de isteklerimizi gerçekleştirme hevesinde iken, önümüze sınırlar konulması ile kendimizi o sınırlarımıza nasıl hapsettiğimizi anlatıyor Nadide Hayat. Kalıplara öyle çabuk giriyoruz ki aslında; "Sen o'sun, yapamazsın", "Artık senin devrin geçti.", "Yaşının insanı ol." , "Sen erkeksin, sen kadınsın..." gibisinden sınırların ötesine geçemeyişimizin içerisinde büyük bir baskı olduğunu unutup kalıpları çok çabuk kabul ediyoruz. Film bu kalıplara ve sınıflandırmalara çok güzel bir açıklık getirip doğrusunun bunlar olmaması gerektiğini gösteriyor bizlere. Eğlenceli ve bir o kadar da mesaj dolu bir filmdi...

Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar: Sadece kadınların yaptığı bir şeymiş gibi görünse de filmde; olmayan anlamlarla kendimizi kandırma gereksinimi içerisine bile isteye girmemiz, kadın ve erkek ilişkilerinin kaçınılmaz boyutu bence. Platonik ilişkilerden başlıyor bu olgu öncelikle, sonrasında kendimizi olmayan durumların inancı içerisinde buluyoruz. Bu olgu içerisinden çıkmamız gerektiğini ve gerçeklere odaklandığımızda hayatı ele alabileceğimizi anlatıyor film bence. Kadın-Erkek ilişkilerinin, iki tarafın da isteği olduğundan emin olmadan bir tarafın karşısındakinin de kendisi gibi düşünmesi gerekmediğinin süreçlerini anlatıyor biraz. Ya da ben bir tek oraya takıldım bilemiyorum. Eğlenceli karakterleriyle, izlenmesi gereken romantik komedilerden biri idi... :) 

2017 Haziran ayında izlediğim filmlere 10 üzerinden puan verecek de olursam, izlediğim filmler ve bu filmlere puanlarım şöyle;

El Değmemiş Aşk - 8/10
Nadide Hayat - 10/10
Sihirli Şehir Ember  (City Of Ember) - 5/10
Git Başımdan - 7/10
Can Dostum - 7/10
Oğlan Bizim Kız Bizim - 8/10
İkinci Şans - 6/10
Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar (He’s Just Not That Into You) - 10/10
Aptal Şampiyon - 8/10
Çin Falı - 8/10
Tutmayın Beni - 5/10


2 kitap okudum; Yeni Moda Turuncu Ve İyimser...



İkisi de alanlarında okuduğum ilk romanlardı. Yeni Moda Turuncu, kadınlar hapishanesinde geçmişinde işlediği bir suçun cezasını çeken bir mahkumun gerçek hikayesinin kitabı idi; İyimser ise, dünyayı iyimserlik düşüncesinin varlığı ile güzelleştirebileceğimiz fikri için araştırmalara ve röportajlara koyulan bir yazarın kitabı idi. 

İkisini de beğendim ama yorumlarım hayli garip olmuştu galiba. Üzerinden zaman geçmişken konuşayım bir de; iki kitap arasında, Yeni Moda Turuncu'yu daha güzel ve başarılı buldum. Ama yine de ayrı ayrı yazılarını yazmıştım; Yeni Moda Turuncu'nun okudum yazısı burada, İyimser adlı kitabımın okudum yazısı da burada...


En çok dinlediğim müzikler; 

Mayıs sonunda olduğu gibi, Haziran boyunca da Burcu Güneş- Darmaduman diye diye bitirdi beni. Neden bilmiyorum, bu sene "Sana Bilmediğin Bir Şey Söyleyemem (Şebnem Ferah)" şarkısından sonra bu en çok takıldığım şarkıların başında gelir sanırım.

Haziran'da bir diğer dinlediğim şarkı önce Marian Hill'in Down adlı şarkısı idi. Sonra Marian Hill'in birçok şarkısını (One Time, Back To Me, I Want You) bayılarak dinler oldum. Ed Sheeran ve Lorde gibi yabancı şarkıcılardan sonra takıldığım müzisyenlerden oldu. Şarkılarının müzikleri ve solistinin ses tonu ile Marian Hill biraz olsun sakinleştirdi diyebilirim. O kadar çok haber alıyoruz ve değişik hislerle doluyor ki içim, korkuyla değil inançla toparlanmak istiyorum... Haziran ve devamında Temmuz, zorlu geçen zamanlardan kesinlikle bu sene. Sonları güzel gelsin, güzel haberler aldığımız günler diliyorum hepimize.




Haziran 2017 bol hastalık haberlerinin başlangıcı olsa da, yine güzel kalabalıklarımızın toplandığı bir aydı; gerek Suna ablamın düğünü sebebiyle, gerekse de sebeplerle toplaştığımız için... Hastalarımız var, enerjilerim ve dualarım hepimizle; hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva olsun inşallah. Canım çok sıkılıyor aldığımız hastalık haberlerine yine bu ara, ama gel gör ki elden bir şey gelmiyor diyorum sonra. En güzeli dua etmek gibi geliyor; içinden çıkamadığımız ve destek istediğimiz anlarda, dualarımızda ve güzel enerjilerimizde buluşmak dileğimle. Sevgilerimle... :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...