31 Aralık 2014 Çarşamba

2015'e Bırakıyorum, 2014'ten Kalanları...

2014'ten 2015'e Geçerken, 2015'e yarım kalmış birkaç şey bıraktım. Yetişmedi, ne yapalım... :)

Bir de tüm üzüntüleri ve kötü düşünceleri 2014'e bıraktım... :)


Resimde yazan 14 filmi ve bu yazımdaki izlemek istediğim filmleri izlemeyi, 2015'e Bıraktım... :)



2015'e Bıraktım; kütüphanemdeki okuyamadığım kitaplarımı...

Kitaplar okudum 2014'de, ama sonbaharı verimli geçiremedim maalesef. Okuyacağım kitaplar bıraktım 2015'e kitaplığımda... Üst resimdeki kitaplardan sadece 2 tanesini okuyabildim bu sonbaharda, Sherlock Holmes-Ölümün Sesi ve Rita Hunter-Ruhun Ateşi... Bu iki kitap, 2014'te okuduğum son 2 kitap oldu. :)

Oysa Sonbaharda okuyup, kütüphanemde okumadığım kalmayacak diye düşündüğüm bir çok kitabım vardı. 2014 için, 25 kitap okuyacağım yine demiştim, ama sadece 12 kitap okuyabildim. 

2014'e okumuş olarak bıraktım şu kitaplarımı;

1.) Julia Quinn-Yüreğe Söz Geçmiyor
2.) F. Scott Fitzgerald - Muhteşem Gatsby
3.) William Sheakespeare- Toplu Öyküler (1)
4.) Khaled Hosseini - Uçurtma Avcısı
5.)Sarah Jio - Mart Menekşeleri
6.) Melissa Senate - Aşk Tanrıçasının Yemek Okulu
7.)Jack Canfield - Tavuk Suyuna Çorba - Gençlerin Yüreğini Isıtacak Öyküler
8.) W. Bruce Cameron - Can Dostum
9.) W. Bruce Cameron - Can Dostumun Yolculuğu
10.) John Steinbeck - Fareler Ve İnsanlar
11.) Rita Hunter - Ruhun Ateşi
12.) Sir Arthur Conan Doyle- Sherlock Holmes- Ölümün Sesi

Ve 2015 için kitap okuma hedefimi; 50 olarak bırakıyorum. :)


Ve son olarak sağlığım konusunda 2014; kararlı ve verimli geçen bir yıl oldu benim için. 

Evde egzersizlerimi yapmaya başladım kendim de ve bırakmama kararı alarak sürdürdüm de sürdüm. 2014, sağlığımı koruma alışkanlığını edindiğim bir sene oldu... 

Ve son aylarında, ek tedavi şansını elde ettiğimiz bir sene oldu, 2014. Uzay Terapiye başladım, devletin bize verdiği imkan ile. İyi geleceğine inandığım ilk tedavi deneyimlerimi Aralık'ta gerçekleştirdik. 

2015'e Bıraktım; sağlığına dikkat eden bir Didem ve sağlığı konusunda ilerleme kararlılığında bir Didem KÖSE... :) Daha zayıf bir Didem bıraktım, daha öncesine nispeten... :) 

Ve 2014'e Bıraktım; olmayacağını anladığım şeylere üzülmeyi ve mutsuzluğu hayatımda yer edindirmeye çalışanları. Sadece ailem ve dostlarımla biriktirdiğim anılarım var aklımda ve kalbimde... 


İnanıyorum ve diliyorum ki; 2014 gibi 2015'te, dolu dolu, verimli, sağlık ve huzur dolu bir yıl olsun...

Mutlu Yıllar... :)

2014'ten 2015'e...

2014'ten 2015'e geçmeden, 2014'e dair sözlerim hakim hala... Bir yılı daha geride bırakıyor olmak, hem mutluluk dolu hem de hüzünlü hissettiriyor insanı... :) 


2014; Kağanım ve ailemin diğer fertleriyle elele ve dolu dolu geçti şükür. Anılar biriktirdik gönlümüzce. Bir arada huzur dolu günler de geçirdik, yeri geldi tartışmalar da yaşadık. Ama o ellerimiz ayrılmadı ya, umarım ayrılmaz önümüzdeki senede de ve bir ömür boyunca... :)


Şükür dediğim anlar yaşadım, 2014'te; ailemle ve nice sevdiklerimle. Yeri geldi üzüldüm ve üzüldük. Ama üzmediğimi düşünüyorum, umarım üzmemişimdir kimseyi. İstemeden üzdüğüm veya kırdığım olduysa da, hepsinden teker teker özür dilerim... :) 

Öyle güzel anılar biriktirdik ki 2014'te, sayamayacağım kadar... Resimlerle birleştireyim dedim ama photoshop programım yetersiz kaldı şimdilik. Ablamlar gelmeden 2014 ile vedalaşmam gerektiğini düşünüp, buraya yazmam gerektiğine karar verdim bende bir an önce... :)

2014 Giderken 2015 İçin Diliyorum Ki;

Ellerimizin ayrılmadığı, 
yüzlerimizin gülmekten yorulduğu, 

Sevgi ve saygı dolu ilişkiler edindiğimiz, 
mutluluk içeren anılar biriktirdiğimiz,

Hayallerimizin gerçekleştiği, 
korkularımızın yerini günlük güneşlik günlerin aldığı,

Sevdiklerimizle sağlık ve mutlulukla geçirdiğimiz günler,
Bizi sıkanların hayatımızdan sessizce uzaklaştığı,

Derdin tasanın az olduğu, 
mutluluğun ve gülümsemenin bol olduğu,

Sağlığımızın ve rızkımızın bol olduğu günler,
Ve gönlü kocaman insanlarla dolu dolu, müthiş bir yeniyıl bizlerin olsun... :)


2015, 2014'ü aratmasın. 2014'ün sevdiğim de sevmediğim de yanları oldu elbet. Allahım güzelliklerle buluşturmaya devam etsin gönüllerimizi. 

Yeniyılda da sevdiklerimizle beraber; mutluluk, sağlık ve huzur dolu günler bizlerin olsun. 

Mutlu Yıllar ve bol gülüşler bizlerle olsun... 

Sevgilerimle... :))

30 Aralık 2014 Salı

Tilt De Neymiş?


Gün geçmiyor ki, yeni bir terim daha öğrenmeyeyim. Buyrun size Tilt Yatağı... :) 

Dün bildiğiniz gibi Uzay Terapi günümüzdü. İlk Uzay Terapi günümüzü geçen hafta Çarşamba günü atlattıktan sonra, Çarşamba'dan Pazartesi'ye alınmıştı Uzay Terapi günümüz. Üstelik dün örümcek denilen sistemle ayağa kaldırmayı bile deneyeceklerdi ama; ne onlar ne de ben buna cesaret edemedik. Çünkü henüz erkendi kaslarım için ve benim için. 

Beraber Uzay Terapi'de çalıştığımız Ali Bey, sıramı beklerken dizlerim açısından Örümcek ile ilgili endişelerimi anneme yinelerken duydu. Derse geçmeden önce Örümcek açısından endişelendiğimi bildiğini söyledi; 

"Bugün Tilt'e alalım seni, korktuğunu ve endişeli olduğunu biliyorum ayağa kalkmak için. Zaten çok erken şimdi de." dedi. 

O an düşündüğüm, "Örümcekten kurtulmuşken, Tilt de nerden çıktı oldu" Ve ağzımdan çıkan ise; "Tilt mi? O da nedir?" oldu gülerek ve endişe ile... :) 

Ali bey gülerek "Bir yatak, seni ayağa kaldıracağız yatakla. Ben getireyim Tilt'i." dedi ve gitti. Geçen hafta birinin bu yatakta ayakta durduğunu görmüştüm. Benim için o kadar dikleşmek bile erkendi tabii... 


Tilt geldiğinde, ayaklarımı gerdirmek için hazırdım ama hala biraz endişeliydim. Bu durum şöyle bir şey, "Korkma deyince geçmiyor, insanın deneyip görmesi gerekiyor."

Resimde de görüldüğü gibi; arka tarafta görünen ayağım değil ön tarafta görülen ayağım açısından epey zorlandım. Resimdeki halden, biraz daha yükselttiler yatağı daha sonra, tamamen ayağa kalkmak hemen kolay olmayacak tabii... 

İlk yatağa yattığımda epey gergindi sağ ayağım, kaldırmak için biraz beklememiz gerekti. Resim de o ilk anın geçmesinden sonrası zaten. Ayağım hala biraz kasılmış durumda görüldüğü gibi. Benim ayaklarım zaten tam gerdirilemiyor uzun zamandır. Zamanla bu da açılacakmış tabii... 

Ali bey; biraz da benim kendimi sıktığımı, söyledi"Evet doğru, ister istemez gerildim uzun zaman sonra yeni bir deneyim bunlar benim için ve tekrar kasılıp atak geçirme ihtimalim korkutuyor beni." Dedim. 

Sağolsunlar anlayışlılar, yadırgama falan durumu olmadı onlar tarafından. Ali bey, tahmin ettiğini ve bildiğini söyledi. Anlayış bile o kadar rahatlatıyor ki insanı... :)

İşte Böyle; 

Dün ayağa kalkma provalarıma başlamış bulunduk böylece... Ali Bey'in kontrolünde gerildim de gerildim durdum orada. Sağ bacağımın dizi ve dizaltı epey gerildi esasında, ama takılmamaya gayret ettim. Önümdeki tahtaya ellerimi koyup, parmaklarımı çalıştırmakla meşgul oldum. O günkü el hareketlerimi de yapmış bulundum ayaküstü... Takılsaydım, beyin gücümle daha çok ağrıtacağımı tahmin edebildim. Çok acıtan değil, böyle bir acıydı o anki çünkü...

Ara sıra Ali Bey ile konuştuk, ona da söyledim; "Korkma demekle olmuyor, ister istemez korkuluyor. İnsanın deneyip görmesi gerekiyormuş. Endişelerim bir kez daha silindi bugün." diye. "Tabii öyle, yavaş yavaş iyi gelecek bu yatakta ben öyle hissediyorum ve düşünüyorum." dedi Ali Bey de. Açıkçası bende öyle hissediyorum... :))

Bir nokta daha var; belimin zayıflığı... Ayağımdan çok, belim nefesimi kesti ve beni zorladı. Bunu söyledim Ali bey'e. Bel çukurumu görünce, "beli de çalıştırmamız gerekecek" diye karar alındı... Sonuç; işimiz çok ama kararlarımız kesin. Hayırlısıyla, olacak inşallah. Kaldıracağız beni ayağa. Sevdiklerimin de benim de, dualarımız bu yönde. 


Hayallerimiz gerçek olur inşallah 2015'te, tüm kalbimle diliyorum bunu. Sevgilerimle... :)

28 Aralık 2014 Pazar

Notte Di Luce

Birçoğumuz bu şarkıyı, II Divo'dan biliyoruz. Ama daha öncesinde de sonrasında da birçok kişi seslendirmiş. Elbet benim de en sevdiğim II Divo'nun seslendirmeleri. Ama Mario Frangoulis ve Justin Hayward'ın düeti de es geçilemez güzellikte. 

Bugünün şarkısı ilan ediyorum, Notte Di Luce'yı - II Divo eşliğinde... :)




Gelelim benim bugün böyle bir yazıyı neden yazdığıma; 

Öncelikle bunu II Divo'nun düeti eşliğinde ve etkisiyle yazdığımı söylemeliyim. Sevdiğim ve dinlemekten hoşlandığım bir müzik. İtalyanca'ya olan hayranlığımı biliyor musunuz bilmiyorum ama, bana ara sıra bir ilham gelir otururum İtalyanca öğrenme çabalarımla İtalyanca kelimeleri araştırır ve İtalyanca şarkılarını dinler dururum. Bu ne çok sık ne de çok ara ara oluyor bir süredir. Ama bir gün istediğim plana oturtup, istediğim gibi öğrenmeye devam edeceğim inşallah bu güzel dili. İtalyanca'yı seviyorum, henüz Türkçe kadar değil tabii... :)


E tabii ki İtalyanca sever biri olarak, bu şarkıyı paylaşmayı ne zamandır istiyordum düşüncelerimle beraber. Hem bu açıdan, hem de başka açıdan daha paylaştım bugün bu şarkıyı ve sözlerini. Önce sözlerine geçelim ama değil mi? :)


Şarkı hakkında bilgi verecek olursam; 

Bu şarkı Nights İn White Satin'in İtalyanca Coverı. Genelde müzik olarak duyarız cover'ları çoğunlukla ama, sözlerin çevrilmesi ile gerçekleşen coverlar da varmış... Yunan Tenor Mario Frangoulis ve şarkının bestecisi Justin Hayward 2002'de bir düet gerçekleştirmişler ve ortaya bu şarkı çıkmış. İyi ki de bestelemişler ve düet olarak seslendirmişler, emeklerine sağlık... 

Tabii benim bildiğim kadarıyla, günümüzde bir çoğumuz bu şarkıyı II Divo grubunun seslendirmeleri ile biliyoruz. II Divo kim derseniz, 4 ayrı milletten erkek sanatçının bir araya getirilerek operatik pop denilen dalda şarkılara imza attığı bir grup. Vikipedia'da II Divo için böyle yazıyor en azından... :) 


Notte Di Luce / Nights İn White Satin Cover (İtalyanca-Türkçe Çevirisi)

notte di luce // ışığın gecesi
una notte infinita // sonsuz bir gece
una lettera che// bir mektup ki
non sará mai spedita// asla gönderilmeyecek

cos'è la realtà // gerçek nedir?
lo non lo so più // artık bilmiyorum
ad occhi aperti// açık gözlerle
il mio sogno sei tu// sen benim rüyamsın

io ti amo // seni seviyorum
si, ti amo// evet, seni seviyorum
quanto ti amo! // seni ne kadar çok seviyorum!

guardo la gente// insanlara bakıyorum
mano per mano// el ele
nessuno capisce// kimse anlamaz
quello che provo// ne hissettiğimi

respiro il silenzio // soluyorum sessizliğini
dei tuoi pensieri// senin düşüncelerinin
un giorno sarai// bir gün olacaksın
tutto quello che speri// istediğin her şeyi


Ve bir diğer paylaşma gereği duyma gerekçem; şarkının bende hissettirdikleri... Bir rüyadan ve beklenenden bahsediyor sözler... Tabii çevirisine bakmadan anlayacak kadar iyi değilim şu anda İtalyanca konusunda. Ama sözlere baktığımda, her birimizin beklediğini düşündüğüm ve özellikle benim aşka inancımdan ötürü "evet bir gün gelecek" dediğim aşkı anlatıyor sözler.


Özellikle şu sözler;
Guardo la gente // İnsanlara bakıyorum
Mano per mana // el ele
Nessuno capisce // kimse anlamaz
Quelle che provo // ne hissettiğimi...


Evet, açık açık diyorum ki, içimdeki düşünceleri İtalyanca anlatması beni daha da bu şarkıya bağlar oldu. İngilizce mi, İtalyanca mı aşkın dili deseniz; bende bu sorunun cevabı İtalyanca'dan yana daha ağır basıyor. Bende böyle, sizde durum nedir bilmem. Ama aşkın bir dili de İtalyanca olabilir bence... Aşkın dili de yurdu da olmaz, orası apayrı tabii ki... :) Mutlu Pazarlar... 

Uzay Terapi Dedikleri...

Bu konuda burada ve burada da bahsetmiştim bu hafta... :)


Uzay Terapi dedim durdum bu hafta hep, biliyorsunuz Çarşamba günü tedaviye başlama günümüzdü. Önümüzdeki haftadan itibaren Pazartesi günlerim Uzay Terapi günlerim olacak. 

Gelelim bu Çarşamba (24.12.2014) ne yaptığımıza... :)


Uzay Terapi'ye Başladık Sonunda... :)

Hafife aldığım kadar değilmiş, Aktif Fizik Rehabilitasyon'da Uzay Terapi. Öncelikle bunu söylemeliyim... Nedenine gelince, benim gördüğüm uzay terapi hep küçük boyutlarda idi gittiğim rehabilitasyonlarda. Ama Çarşamba günü gördüğüm tedavi yeri, öyle değildi.


- Halat kalınlığında sağlam lastik ipler, kancalar, kafesler ve güvenlikli çalışma ortamı vardı bir kere. 

- Fizyoterapistlere gelince; işlerinde iyi olduklarını söyleyebilirim. İnşallah hep böyle gider. Tedavimin başlangıcında kaslarımın kontrolüyle başladılar işe, olması gerektiği gibi. 

- Nasıl bir tedavi ile yol alacağımızdan başladık konuşmaya önce. Kaslarımın güçsüz olmadığını söylediler, ancak tabii ki kaslarımın sertliği göz önüne alınınca, ayağa kaldırmadan önce ağırlık çalışmanın bir süre gerekeceği de dile getirildi. 

Bende hemen ayağa kalkabilecek cesarette ve güçte olmadığımı biliyorum tabii. Onlara bunu söylediğimde bize dedikleri, "Hallederiz bu kasları, seni ayağa kaldırırız. Tabi daha çok iş sende olacak tabi. Biliyorsun..." oldu. Böyle cümleler, büyük cesaretle bir tedaviye başlamamıza sebep oluyor tabii ki... :)


Nasıl Çalıştık?

Ağırlık çalışmaya geçtik kontrol edildikten sonra. Kafesin içindeki yatağa yatırdılar beni. Yatarak çalışmalarımız sürecekmiş bir süre. Yukarıdaki gibi kancalarla sağlam şekilde destekleyerek bacaklarımı hareketlere başladık önce. Hareket değiştirdikçe, halatlar ve destekleyiciler değişiyor. Düz şekilde ayağı yukarı kaldırma, karna çekme, yanlara açma ve diz altından ayağı yukarı doğru uzatma gibi hareketler için halatlarla destekledi fizyoterapistim bacaklarımı. Tabii ki, ağırlıklar da hareketleri yapabildiğim dereceye göre artıyor veya azalıyor... 

En üstteki resimde mesela; dizimi dik pozisyona ayağım yatağa basar vaziyete gelip, diz altından bantlarla tutturarak kafesin üst tabanına taktığı halatla destekledi. Hareketimiz ise, dizin alt tarafından  bacağımı dümdüz uzatmaktı.


Mesela bunlar çalıştığımız araç gereçler. Bunlarla sağlam şekilde tutturuyorlar bacaklarımı. Bir kısmı tabi bunlar. Bir uçtan bunlarla destekliyorlar kenarlara veya üste, harekete göre. Vücudumun baş tarafında da makara sistemine dair ağırlıkları asıyorlar aşağıya doğru. Hareketle beraber, ağırlık sistemini çalıştırıyorum bacaklarımla, makara sisteminin yardımıyla. Bu öyle güzel bir şeydi ki o gün benim için, hafife aldığımdan dolayı oluşan tüm endişelerim uçmaya başladı o günden sonra...


Şimdi bu da benim pilatesim diyorum kendimce, bana ciddi bir şekilde böyle hissettirdi. Ve işin güzel yanına geleyim; çalıştığımız süre boyunca kaslarımı çalıştırabildiğimi gördükçe, bildiğimden de daha iyi olduğumu hissettim... :)


Endişeler Gitsin, Umutlar Güçlensin...

Endişelerimiz azaldı, umudumuz da çoğaldı; ayağa kalkacağımıza dair. Hepsi bu kafesin içinde oldu o gün... Kafesin içine girdim çıktım ve sonrasında ruh halimdeki umut artış gösterdi. Biliyorum umutsuzluğa hiç kapılmadım ve kapılmadık şükür, atak geçirdiğim zamanlar bile ucundan döndüm umutsuzluğun. Ama bu durum da umudumu arttırdı yine. Şükürler olsun... 

Ders sonrası kendimi feci yorgun hissederim diye düşünüyordum açıkçası, ama yorgunluğum mutluluk olarak yansıdı bünyeme. İlk gün olmasından ve gerçekten uzun zaman sonra benim çabam odaklı çalıştığımızdan ötürü, ağrılarımın ve yorgunluğumun olması muhtemel bir durumdu. Ama ona rağmen çok ağrım olmadı, sadece bol bir yorgunluk vardı. Maşallah isteyeceğim sizden bugün... :)


Bana odaklı nasıl çalıştığımıza gelince; dediğim gibi, yardım yoktu sadece yönetme vardı fizyoterapistim tarafından... 

Fizyoterapistim sayıyordu ve ne yapacağımı söylüyordu ayağımı tutarak, ara sıra düzelterek ve müdahale ederek. Ama çoğunlukla benim gücümle makara hareket ediyordu. İlk gün için oldukça iyiydim bence...

Makara sayesinde, ayağımı destekleyerek tutan halatların yardımı elbet vardı. Biraz da olsa ayağımın kımıldamamasını sağlayıp, benim sadece yapacağım hareket için kaslarımın hareketlerine odaklanmamı amaçlayan bir sistemmiş Uzay Terapi...


İşte böyle başladık Uzay Terapi'ye...

Önümüzdeki haftadan itibaren Pazartesi'leri Uzay Terapi randevum, Çarşamba'ları ise Fizik Tedavi'm var Yalova'da. Perşembe-Cuma'ları da kendi rehabilitasyonumdan aldığım fizik tedavime devam. Ne diyeyim şükürler olsun ve hayırlısı olsun inşallah. Mutluyuz ve umutluyuz... :)

Önümüzdeki Pazartesi üst resimde gördüğünüz gibi, Örümcek dedikleri sistemle beni ayağa kaldırmayı deneyeceklermiş. Ama buna dair hala şüphelerim var doğrusu. Sanki henüz erken gibi, deneme olacak bile olsa. Bir süre daha ağırlık çalışmalara devam edeceğiz. 


İşte böyle başladık Uzay Terapi'ye. Bu yazı tedaviye başladığımıza dair kısa bir anlatım gibi diyebilirim. Anlatacak daha uzun cümlelerim var bu konuya dair; ilerleyen zamanlarda daha çok resimle inşallah... İyi gelecek bu tedavi Allahın izniyle, hissedebiliyorum şimdiden. 

Sevgilerimle... :)

25 Aralık 2014 Perşembe

Anladım, Beklemek Bazen Daha Da Zormuş...

Zor bir gece geçirdik dün, bana göre epey zor. İlk defa hastalanmıyordu Kağanım ama, ateşi bir düştü bir çıktı çok korkuttu bizleri. "Elbet olacak alışmak gerek, bir çocuk her an sapasağlam büyümüyor," biliyorum. Ama o an geldiğinde kalbe söz geçmiyormuş, bir kez daha anladım dün...

Sabah 6'ydı en son ferahladığında kuzum bu sabah, ancak o zaman yatma kararı aldık bizde annemle. Gözlerimi kapattım, ağrıya ağrıya da olsa uyumaya çalıştım. 10'a doğru uyandık sabah ama uyanana kadar uykumda hep Kağanımla uğraştım durdum. Sabah düştü ancak ateşi kuzumun. Sabaha karşı rahatladı yattı ama ateşinin düşmesi sabahı buldu işte...

Kuzumuzun ateşlenmesini diş diye tahmin ediyoruz, üst veya alt çene dişleri... Sabah kalktık biraz bir şeyler yiyerek uyudu, şimdi şükür ayakta biraz. Ama halsizliği hala biraz hakim. Gece o ateşler içinde yanarken, bizim içimiz parçalandı sanki. Beklemek daha çok zordu dün benim için, geçecekti evet ama aklım endişeye odaklanmış korku ile doldurmuştu kendini. Uyuduğumuz adam akıllı birkaç saatte, bilmediğim sokaklarda ve çocuk tiyatrolarında Kağanımı aradım durdum tüm gece...


Allahım hastalık vermesin, hastalıklardan korusun cümlemizi ve cümlesini. Bizlerin de böyle böyle büyüdüğünü söylediklerinde, büyük sabır ve zor zamanlar yaşadıklarını daha iyi anlıyorum anne ve babalarımızın. Allahım annelere peygamber sabrı veriyor sanırım. Annem ve ablam, böyle durumlarda benden dirençli ve kendilerini iyi telkin ediyorlar. Onlar da benim gibi olsalardı, halimiz ne olurdu bilmem...

Bir gece böyle geçti işte; endişe ile bekleyerek ve bol bol dua ederek. Anladım ki bir kez daha bu gece; beklemek en zor şeymiş bu hayatta ve bazen daha da zor olabiliyormuş. Sevdiğin için, endişe duyduğun kişi için beklemek beklemek; çok zor işte. Böyle anlar oldukça daha çok anlıyor insan; şu anın veya biraz öncesinin kıymetini... Şükürler olsun... :)

24 Aralık 2014 Çarşamba

Rahatlatan Vize Sonuçları...



Dün akşam vize sonuçları açıklandı, daha doğrusu dün gündüz açıklandı ama ben ancak akşam bakabildim. Sistem açılmadı bir süre, ağırlık oluşmuştu sanırım. Ama açılan sayfada gördüklerime çok sevindim. :)

Evet çalışmıştım hakkını vererek, ama 2 derse daha az ağırlık vermek zorunda kalmıştım. Ama o çalışmam bile en azından birinden 50, diğerinden 55 almamı sağlamış şükür... (Bahsettiğim dersler, resimde üstten iki ders; Felsefe ve Siyaset Bilimi)

Vizeler vizeler dedim, burada çok bahane ettim yazamama ve yorgunluğuma. Şimdi ise, beni rahatlatan vize sonuçlarımı paylaşmak istedim sizinle. Sonuçları iyi bekliyordum ama, iki ders hariçti dediğim gibi. Şimdi finallere hazırlık zamanlarım başlayacak, ama söz verdim kendime vizedeki gibi ne burayı ne de kendimi boşlayacağım. Daha planlı ve daha organize çalışmaya başlayacağım...

Bu sınavlar yoruyor ister istemez işte, sonumuz hayrolsun inşallah... :)

Sizin sınav sonuçlarınız da iyi gelmiştir inşallah, şimdi final için endişe durumları hakim sizde de tahminimce. Endişelerimiz sakinliğe ve iyi gelen notlarla rahatlığa dönüşür inşallah. Sevgilerimle... :)


23 Aralık 2014 Salı

Düne Dair...

Dün; nasıl başladığını ve bittiğini anlamlayamadığım biraz zor bir gün oldu; annem, Kağanım ve benim için... Dün bahsetmiştim, Yeni Bir Heyecan İçerisindeyiz... diye. O olaya adım attık nihayet dün... :)


Öncelikle gitmeden öncesinde endişelerim vardı biraz, nasıl bir gün bekliyor bizleri veya nasıl olacak acaba diye oturduğum yerde epey düşündüm. Ama içimde büyük bir "iyi olacak" temennisi taşıyordum yine de... 

Saat 2'ye kadar, hazırlanmamız ve servisi beklememiz sürdü. Servis gelene kadar, Kağanımı giydiremedik. Evden çıkmak bu açıdan epey zor oldu. İnatlaşmalarımız var bizim, özellikle de bu sıra artan. Huy değiştirdi kuzum bu sıra biraz yine. Allahım kolaylık versin inşallah bizlere... Zor bir gün oldu bizim için yine, bu sebeplerden ötürü dün.

Bir de şu var tabi, aşağı inerken ve binerken yardım için birilerini istemiştik ama o da olmadı tam. Zayıf bir genci yolluyorlar, mümkün değil ki onun bize yardımcı olabilmesi. Bir daha olmayacağına dair söz aldık ama dün, bakalım... Eğer gidiş gelişimizde yardımcı biri olmaz ise bu tedaviden vazgeçmek durumunda kalacağım. Babam yokken bizim aksi takdirde aşağı inmemiz büyük risk... Sağlık için giderken, sağlıktan olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmak istemiyoruz... 

Saat 3'ten sonrasında vardık, Yalova Aktif Fizik Rehabilitasyon'a... Vardığımızda, ilk olarak bizi üst katlardan birine çıkarttılar. Fizik Tedavi'ye yönlendirildik elimize verilen kağıdımızla beraber. Ve Pazartesi ve Çarşamba günleri geleceğime dair plan yapıldı. Bu plana göre; Pazartesi günü Fizik Tedavi alacağım, Çarşamba günü de Uzay Terapi alacağım... :)


Bu durumlardan sonra, dün Fizik tedaviye başladık işte... Üstteki resim ise, bugünün günbatımından. Komşumuzun balkon çadırının üstünden yeni ay gözüküyor ama, resimde tam belirgin değil sanırım. Yeni ay, yeni olaylar... :)

 Gittiğim Rehabilitasyon Merkezi, çok kapsamlı bir yer öncelikle onu ekleyebilirim. Her tedavimin sonrasında, 15 dakika masaj yatağına yatıracaklarını söylemişler anneme. Dün bunun etkisini biraz da olsa gördüğümü söyleyebilirim, evet ilk günden... Fizyoterapistleri de, içinde bulundurdukları imkanları da kof değil kesinlikle. Bu açıdan bakıldığında; işe yarayacağına inandığım bir tedaviye daha başlamış bulunuyorum, haftada iki gün aldığım fizik tedavime dahil olarak... :)


Dünkü Fizik Tedavime Gelince;

Dün Tens'e bağladılar beni fizik tedaviye geçmeden önce. Düşündüm ki o an, "Klasik devlet hastanesi şeklinde ilerliyor sanırım süreçleri; Tens tak yolla." Öyle yapan hastaneler var çünkü. Neyse 20 dakika tens'e bağlandım önce. Tens dediğim aleti bilmeyenler ve merak edenler için, kasların elektrotlarla cilt üzerinden uyarılmasına yarayan bir makine diyebilirim...

Tens sonrasında, fizyoterapistimi bekledim. Ama gelen giden olmadı, herkesin fizyoterapisti geldi benim fizyoterapistim gelmedi. Sonra diğer fizyoterapistlerin işleri bitmeye yakın, "bugün gelemeyecekmiş Merve hanım, biz sizinle ilgileneceğiz." dediler, bana ve solumdaki fizik tedavi yatağında yatan birine daha. Sanırım bir durum oluşmuştu, inşallah kötü bir durum yoktur... 

Neyse; bayan fizyoterapist yan yatakta yatan kişiyle ilgilendi, erkek olan fizyoterapist ise benimle. Başta hasta hikayemi dinlemeden direk kaslarıma bakılmasını garipsesem de, sonradan "Şükür işini bilen biriymiş." dedim. Sonrasında durumumdan da bahsettim, Uzay Terapi hakkında bilgi de aldım. Bir tek bana fizik tedavi uygulayan fizyoterapist değil, fizik tedavi odasında gördüğüm toplamda 3 fizyoterapistte işlerinde iyiydiler... Hastanelere ve fizik tedavilere gide gele, tekniklerden bile, kimin iyi kimin değil, anlayabilir konumdayım şükür... :)

Fizik tedavi sırasında ve sonrasında, "ilgilenmeleri de tecrübeleri de boş değildi" diye düşünmüşüz ikimizde annemle beraber. Allahım iyilerle karşılaştırsın hep diye dua ederim bir süredir, şükür iyilerle karşılaştık sanırım yine. Fizik derslerimi yapacağımız fizyoterapistim ile tanışmadık henüz ama o da haftaya inşallah... 


Uzay Terapi'ye Gelince;

Benimle dün ilgilenen fizyoterapistten aldığım bilgiye göre, iple yapılıyormuş uzay terapi. Durumuma göre endişe duyduğumu söyledim, "Atak geçirdim zamanında, çok kasılmalarım oldu, tekrarlasın istemiyorum." dedim... "Yatarken de yapabildiklerini, yaşa ve kiloya göre değişiklik göstermediğini; ancak aksi takdirde bile olsa istemediğiniz ve endişe duyduğunuz anda, uygun ortamı sağladıklarını." söylediler. 

Bir de; Çarşamba günü durumunuzu değerlendirmeye alırlar zaten, dediler. Biliyorum da, sanırım deneyimlemeden böyle düşüncelerde olmam normal. Belki de ben büyütüyorum ama, iple olan düzeneğin bana göre olamayacağını düşünüyorum. Yarın göreceğiz artık, onlar nasıl bir yol izleyecekler... :)


Bende durumlar böyle işte... :)

Sizlere bahsettiğim Yalova'da başlayacağımız devletin biz engellilere verdiği 60 seanslık fizik tedavimize, dün itibariyle başlamış olduk böylece. Bundan sonra artık hayırlısı. Olur-olmaz, hayırlısı neyse o olur inşallah. Olur da bir aksilik devam etmeme engel bile olsa, Fizik Tedavime de kendi hareketlerime de devam edeceğim ben yine. Benim için değişik bir deneyim yine de, ek tedavi almak falan...

Bakalım bundan sonra nelerle karşılaşacağız, göreceğiz zamanla. Sevgilerimle. :)

22 Aralık 2014 Pazartesi

Yeni Bir Heyecan İçindeyiz...

Yenilikler hep heyecanlandırmıştır beni. Yeni bir olaya daha adım atıyoruz bugün öğlen 13:00'dan sonra, içimde bunun heyecanı var birkaç gündür süregelen... Aralık başında verdiğim bir haber vardı sizlere, okuyanlar hatırlar. Okumayanlar için de, o yazım burada...

Sizler bu yazıyı okurken bugün, belki biz bu olaya annem ve Kağan'ım ile adım attık veya adım atmak üzereyiz. Ben gün ağarmadan öncesi uykuya yatmadan önce yazıyorum şimdi, çünkü yarın bunları yazmaya fırsatım olmayacak; Yalova'ya doğru yol almakta olacağız kısmetse... :)



Yalova'da başlayacak yeni tedavimden bahsediyorum elbette, Uzay Terapi. Bana her ne kadar "Robotla Uzay Terapi" dediğini net hatırlıyorsam da kontrol eden doktorumun, aksi bir durum olacak diye korkuyorum. Olmaz değil mi? :/

Aksi bir durum dediğim, beklediğim gibi bir tedavinin çıkmaması olacak. Bu tedavi ile ayağa kaldıracaklarını söylüyorlar beni. Ben buna hazırım, her zaman hazırdım ve hazır olacağım... Ama ya zayıf kaslarım veya kilolarım sebebiyle yapılamayacak bir durum olursa? Veya uygulanacak tedavinin bana uygulanamayağını söylerlerse? Veya tedavi benim beklediğim gibi bir tedavi değilse de, uygulanamazsa? Endişelerim bunlar işte...


Endişelerim bir yana dursun, heyecanıma gelelim. İçimden bir his, bu yenilik güzel olacak ve iyi gelecek diyor. Heyecanıma kulak veriyorum şimdi. Ve bu tedaviye başlamak için adım attığımız günün öncesinde bu düşüncelerimi yazarak, endişelerimi kenara atıp bu güzel yeniliğe odaklanmayı umuyorum. İçimdeki heyecana kulak vererek, uykuya dalacağım inşallah... :)

Herşey güzel olsun, yeni hafta hepimiz için güzel başlasın ve devam etsin inşallah. Beraber inanalım buna olur mu? Dualarım hepimizle, güzel başlayalım inşallah yeni haftaya. Endişeden uzak, yeniliklere umutlarla kucak açarak... :)

Güzel haberlerle gelebilmemizi diliyorum Yalova'dan. Sevgilerimle... :)

Not; Her ne olursa olsun, yeni olaylarla ve yeni kişilerle tanışırken güzelliklerle dolu günler bizlerin olsun Allahım, İnşallah... 

21 Aralık 2014 Pazar

Başaramama Korkuma Dair...

Ah şu başaramama korkusu veya gerçekleştiremeyecek olma korkusu yok mu, uyuz oluyorum. Şükür ki korkumu hafifletebilmiş olmanın rahatlığını yaşıyorum bir süredir. "Korkmaktan çok korkan" biriyim aslında ben. Bu ne demek biliyor musunuz? Korku cesaret gösterdiğiniz herşeyden geri çeker ya bizleri. Yıkar cesaretimizi, savunmasız bırakır. Korku, tüm hayallerinizi yıkabilecek bir dozerdir adeta. Evet anlatmak istediğim gibi anlatabildim nihayet... :)


Bir haftadır yazmak istediğim bir yazıydı bu. Başaramama korkusu beni en çok durduran etkenlerden biri oldu bu sene. Yazmaktan korktum gariptir ki bazı sıra... Aslında garip de görmemek gerek diyorum bazen de, her insan da olan ve olması gereken bir şey; çabuk atlatmaya çabalamak gerekmiş sadece. Hayallere de kavuşmak, umutsuzlukla olmuyor çünkü biliyorum artık...

Evet bu sene, başaramama korkusu duydum ve bu durumdan ötürü yer yer özgüvenimi yitirdim. Ama sonradan düşündüm de, olması gereken buymuş sanırım. Öyle ya; başarmayı istediğim şeyi öyle çok istiyorum ki, her ihtimali göz önünde bulundurarak kararlılığımı arttırmam için gerekliydi bu korku. Bir sene boyunca olan bu oldu; kararlılığımı arttırdım ve neyi istediğimi de daha iyi anlamış oldum.

Şöyle düşündüm korku dolu anlarımda; 

"Başaramasam en fazla ne olur ki, bir daha başlamam gerekir. Bir daha başlasam ve bir daha yenilsem de, bu hayalin güzel büyüsü bende kaybolacak mı ki? -Hayır..." 

Bunları düşünerek, hayallerimden vazgeçmediğimi görerek daha da içimdeki isteğin büyüdüğünü gördüm. Kendi benliğimizden de olsa, engellerle karşılaşmak gerekliymiş demek bazen. Vazgeçmemek ve hayalimize daha da sarılabilmek için...


Yukarıda Türkiye Network Marketing Facebook sayfasından alıntı olan resimdeki gibi, başarıya ulaşmak için planlı çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü plan yaptığınızda, odak noktanız iyice sağlamlaşıyor. Aslında başarının hem birçok hem de bir tek kuralı var bence. Tek kuralı, istediğin şeye odaklanmak. Ve birçok kuralı dediğim ise, bu odaklanma adı altında girişimlerini sürdürmek... :)

Derler ya her şerde bir hayır vardır; başaramama korkum beni amacımı gerçekleştirebilmem için daha çok çabalamaya teşvik eder oldu işte bu sebeple. Yol alabildim mi tam olarak dersek, elle tutulur ama göze görünür değil. Ama artık bir programım var en azından. Korkularımızı fırsata çevirebilmemiz dileğimle dualar ettim her korktuğumda. Ve sanırım korkumla savaşabilmeyi de biraz olsun öğrendim işte...

Korkularımızla savaşabilmemiz ve başarılara kavuşabilmemiz için ne istediğimizi iyi kavrayabilmemiz dileğimle bitirmek istiyorum bu yazımı. Korkularla başa çıkabilmek ile bitmiyor iş, unutmamak ve istediğimizi iyi kavrayarak planlamamız gerek. 2015, başarılarımızla da mutlu olabildiğimiz bir yıl olur inşallah... :)


Aralık demek bitmek üzere olan senenin kritiğini yapmak demek benim için. O misal ay bitene kadar 2014'e dair yazmaya devam edeceğim ara ara. Başaramama Korkusu, bu sene içime çok sık düşen korkulardan biri oldu. Oysa şimdi şöyle düşünüyorum; yer yer gerekliymiş ama dozunu kaçırmamak da gerekmiş... 

Sevgiler.
:)

19 Aralık 2014 Cuma

Eve Dönüş...



Ablamlarda idik bilindiği üzere, yaklaşık 1,5 haftadır. Eh dönüşümüz 2 gün önce gerçekleşti. Üstteki resim eve döndüğümüzün resmidir yeniden... Ablamlarda Kağan'ım anne ve babasıyla vakit geçirsin diye ayırdığımız bir sürenin daha sonuna geldik ve döndük yeniden. Kağan'ıma biz bakıyor olsak da, haftaiçi; ara sıra ablamlarda kalmaya gidiyoruz, anne-babasıyla özlem giderebilsin diye kuzum... :)


Bu 1,5 haftaya dair alıntılar yapacak olursam;


1,5 haftalık yer değiştirmeyi daha geride bıraktık. İnternette olmaya çalıştım yine ama neler yaptığımıza dair yazamadım. Ablanın evi de olsa, kısa da uzun da olsa, alışmışlığı bir süreliğine bırakmak bile zor oluyor. Eninde sonunda evine dönünce, özlediğini anlıyor yine insan. Ablamlarla semtlerimiz ayrı sadece, ama bizim burası resmen oraya göre daha sıcak kalıyor. Soğuk benim için her şekilde soğuktur diye düşünüyordum ama, semtten semte bile derece değişince yine değilmiş dedim kendi kendime... :) 

Sınavlar bittiğinden beri ablamlardaydık. Ben dışarı çıkmadım sınavlardan sonra evimize dönene kadar ama kapı cam açmak veyahut sıcaklığın birazcık düşmesi bile soğukluğu hissettiriyordu anında. Üst resimde Kağanım gibi sıkı sıkı sarınmazsanız eğer, cildiniz anında kuruyabilir bu havalarda. En azından bizim ailede durum böyle. Krem sürünmek lazım bu sıra, bol bol... :)


Kağan'ım ile bol bol oyun oynamaya devam ettik elbet. Merakımız kuleleri dikip üzerine neler yığabiliriz yönünde idi. Görüldüğü gibi, demokraside çareler tükenmiyormuş... :) Halkalar, balıklar daha neler neler...


Ablamlar bir akşam iş yemeğine gittiler çift olarak. Annannesi ve teyzesi ile beraber anne-babasını bekledi kuzum. Oyun oynadık, vakit geçirdik derken; karşı koltuğumda oturan bu ikiliyi yakaladım bir ara. Allahım Annanne-Torun bir örnek ne güzel oturuyorlar diye geçirdim içimden. Allahıma bin şükür bu görüntü için ve maşallah canlarıma... :)


Baba ile telefonlara dalıp gitmeler boldu, oyun oynamalardan ve hareket halinde bulunmalardan vakit kaldıkça. Sadece telefona bakmak bile olsa, ailesi ile beraber olan her çocuk için her an kıymetli. Kuzum hepimizle beraber oldukça daha da mutlu ve rahat oluyor. Yani ara sıra, haftasonları haricinde de gerekiyor bu durumlar... 


Abla-Kardeş selfiemiz, birkaç gün öncesinden... Ablamla sık sık fotoğraf çekinemiyoruz, ama eskiye nazaran daha iyi durumda bu konularda diyebilirim. Onu alıştıran elbet ben oldum zamanla. Sık sık fotoğraf çektirmeyi seven biri değil ablam, bende aksine fotoğraf çektirmeyi pek çok seven biriyim. Kardeşler bazı noktalarda birbirlerini tamamlıyorlar sanırım. Bizimki de o hesap... 

Neyse ablamı ikna edip bir poz aldım bu fotoğraf sırasında. Bir kere çektik ve bu güzel poz ortaya çıktı. Anları dondurmayı seviyorum ve bence lazım da bol bol; ya fotoğraflarla ya da yazılarla. Çünkü baktıkça iyiki diyorum, iyiki o gülüşümüzü saklama girişimimi gerçekleştirmişim. Ablamın yorgun oluşundan, karşımızda Kağanımın babası ve annannesi ile selfie çekinme hallerine kadar hepsini hatırlayabiliyorum bir tek fotoğrafla. Yazı da böyle işte; anları, hatıraları ve nasılını kaydedebilmenin güzel yöntemlerinden biri... :)


Ablamlarda olunca, daha doğrusu ablamlarla beraber birarada olunca; çay keyfi esnalarımız da dahil yemeyi biraz fazla kaçırıyoruz. Ailecek bulunduğumuzda yiyeceklerin keyiflerini dahi beraber tatmayı seven bir aileyiz şükür. Bu sefer de aynısı oldu. 1,5 haftada akşam 7'den sonra yememelerimi aksattım, hiç istememe rağmen. :/

Ne yapayım, sık sık bir araya mı geliyoruz dedim dedim yedim açıkçası. Bu açıdan biraz kendimi suçlu hissetmiş olsam da, olan oldu. Eve dönüş gerçekleştiğine göre, annem ile yeniden eski düzenimize döneceğiz artık. Yemiyor değiliz elbet yine, annem ve babamla da küçük kaçamaklarımız oluyor bazen ama küçük işte. Bilirsiniz bir arada olunca, herşeyin tadı daha güzel. Bizimki de o hesap, kalabalıkla insan ne ölçüsünü biliyor ne de bilmek istiyor... :)) 


Velhasıl, döndük evimize yeniden. Yeme düzenimi de, ders düzenimi de, uyku düzenimi de düzeltmem gerek yeniden biliyorum. Özellikle de düzeltme açısından en gereksinim duyduğum şey, uyku düzenimi yenilemem olacak. Son zamanlarda bu uyku durumum fena şaşmış durumda, öyle ki beni bıraksalar 1 gün boyunca üst resimde gördüğünüz Kağan'ımın yatışı şeklinde yatabilirim. Bu durumu düzeltmek farz oldu iyiden iyiye. Uyumak çok güzel de, resmen bağımlılık olmaya başlıyor bir süre sonra. Ne yapıp edip düzeltmek gerek diyorum yine. E tabii uykudan vazgeçmek de zor, Allah kolaylık versin benim gibilere ne diyeyim. :)

Bende durumlar böyleydi işte, döndüm ve yazılarımı ardı ardına yazmaya devam ediyorum. Yazamadığım zamanların acısını çıkarasım geldi yeniden, şükürler olsun ki bir dönem yazamamazlığımı atlatmış gibiyim. (Yazan kişi dilini ıssırdı, nazar değmesin değil mi?) 

Sevgiler... :)

16 Aralık 2014 Salı

Rüyalarla Etki-Tepki Meselesi

3-4 gündür gördüğüm rüyaların etkisinde garip bir haldeyim. Etki-tepki halindeyim resmen. Havaların soğuk olması da işime geliyor bu sebeple, alıyorum sıcak içeceğimi elime ve bol bol düşüncelere dalıyorum. Rüyalarım bu sıra beni fazla etkiler oldu resmen...



Mesela bir gün deniz yolculuğu yapıyorum garip bir mutluluk yaşıyorum, hemen ertesi gün arkamdan koşturanlardan kaçıyorum, bir ertesi gece rüyamda yangın çıkıyor kaldığımız sözde evimizde... (Resim bugünki kahve keyfimden. Dünkü rüyamdaki kargaşayı düşündüm bugün de ama sonuç; rahatsızım ama beni rahatsiz eden rüyami hatırlamıyorum :/ )

Bir de, vizeler biteli 1 haftayı geçtiği halde sürekli İstatistik dersinin vizesine çalışıp duruyorum rüyalarımda. Hayır anlamadığım, iyi geçtiğini düşündüğüm bir derse bilinçaltımın neden bu kadar takılı kaldığı? Gerçi hak vermiyor değilim de, konu sayısal bir ders olunca takılı kalıyor demek ki garibim. Sayisal'dan yana çekeceğim varmış demek... :)


Etki-Tepki demişken, bu düşünceler içinde iken beynimin içinde sürekli romantik şarkılar çalıyor ve durup dururken kalbimde bir burukluk hissediyorum bazen. Bunların etkileri de benim icin garip, tepkim yine düşünmek ve hissettigimi yazabilmek sadece. Enteresan haller bunlar, hayırdır inşallah. Kahvem bile bu duruma şaşmış durumdaydı bugün... :)

Diyeceğim o ki, ben burasız yapamadım yine. Yazasim yoktu dünden beri, ama bugun bunları es geçmemeliyim dedim. Eklemek isterim ki, icraata geçmeye başladığım düşüncelerim de hakim bu sıra. Inşallah bir dahaki birkaç yazımdan sonra bu konularda da yazabilirim.

Bende durumlar böyle işte, sizlerde de iyidir inşallah? En kısa zamanda görüşmek üzere, havalar soğuk aman dikkat edelim kendimize. :))

14 Aralık 2014 Pazar

Değişme Ve Değiştirme...

Bugün şiir dizesi diyebileceğim birkaç dizeden bahsetmek istedim. 2011'den beri bildiğim ve dün facebook notlarımı kontrol ettiğimde yine karşılaştığıma sevindiğim bir not oldu. Charles Bukowski'ye ait olduğunu biliyorum, ama yanılıyorsam düzeltin lütfen... :)

Charles Bukowski çoğu sözünü sevdiğim bir yazardır, kitaplarını okumak bu zamana kadar nasip olmadıysa da...

Diyor ki Bukowski;

Kimseyi değiştiremezsin hayatta.
Ve kimse için de değişmemelisin.
Kimliğini kaybettiğin an yaşamını çöpe attın demektir.

İstemediğin sürece hiçbir şey için ödün vermeyeceksin hayatta.
Gün gelir verecek bir şeyin kalmaz çünkü.

Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil.
Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.

Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle. Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil. Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki yanında yer ayırmayı bil.

Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için…
Seninle gelmek isteyenleri yanına al. Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.

Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini.
Hayat rahat insanlarla güzel.
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel...

Charles Bukowski


İlk okudugum andan beri kavradığımı düşünürdüm bu dizelerle ilgili tüm anlamları. Oysa asıl bu sene kavramışım bu dizeleri, okuyunca tekrar anladım. Altını çizdiğim yerler, bu dizelerin can alıcı noktaları bence. :)


Zamanla anladıklarım var bu dizelere dair...

Mesela; Kabullenmek zor olsa da bazen, birinin size karşı değişen tavırlarını ve aslında değişmez sandığımız gerçeklerin bile değişebilir olduğunu kabullenmek ve hakedileni gerçekleştirmek gerekmiş meğer. Bu dostluklarda da böyle, hayat akışında da...

Değişmelerini kabul edemediğim kimseler oldu zaman zaman benim de. Üzdüm de üzdüm kendimi. Bu dizeleri ilk okuduğumda değişmemem gerektiğini kabullenmiş ama değiştirebileceğimi düşünürdüm biraz da olsa. Yanlış yaptığımı anlamak için çok üzülmem gerekti elbette. Bazı şeyler biz istesekte değişmiyormuş bazen. Değiştirmemem gerektiğini bu sene anladım.

Değişme, Değiştirme

Ve bazen de değişmeye çalıştım, deymeyeceğini bile bile ve kendimi büyüyor sanırken. Düşünürdüm ve sanırdım ki; insan büyürken değişir zamanla, uyum sağlamak için ortamlara.

Değişmedim kimse için ama degiştirmeye kalktim zamanla bende. Şimdi ise hepsinin boş oldugunu kavramış bulunmaktayım şükürler olsun. Hayat rahat ve hakettiğince yaşayanlarla olunca güzelmiş gerçekten.

Ne değişim yaşayalım kimse için, ne de değiştirelim kimseyi sevgili okuyucu. Hayat cidden bazen çaba verip de gerçekleştiremediğini kabul ettiğinde güzelmiş.
Dün ve Bugün bunları daha iyi anladığıma sevinerek bu yazıyı yazmak istedim. Kabullenemediğim ve yıprandığım günlere de üzülmüyorum, beni bu günlere getirdikleri için teşekkür ediyorum. :)

Mutlu ve kabulleniş dolu güzel bir pazar diliyorum okuyucu. Kabullenmek zayıflık değilmiş bazen de mutlulukmuş, bu mutluluğu ve rahatlığı yaşamak ne güzel... :)

12 Aralık 2014 Cuma

İnternet Günlüğüm - #11 - Kasım'a Dair Fotoğraflarla

Bu sene yazmaktan hoşlandığım yazı dizilerinden biri oldu İnternet Günlüğüm yazı dizisi. Bazen geri dönüşlerimde kullandım yazamadığım zor zamanlardan sonra, bazen içimi olabildiğince yazıyla döktüm. Bazen de bir ay boyunca neler olduğuna dair yazdım, nasıl geçti bir ay nasıl kararlar aldım kendimce vs diye. İşte Kasım ayına da geldik...


Kasım ayının ilk gününden bu fotoğraf,  Kağan'ıma kurban bayramında Çanakkale'den aldığımız o çok sevdiği bandanasını ele geçirdikten sonrası. O günden sonra paylaşabildi kuzum benimle bandanasını. :) 

Paylaşımcıyız şükür maşallah ama bayraklı olan şeylerde belli olmuyor tabii ki. Maşallah bize, daha birçok bandanayı paylaşırız inşallah kuzumla... :)


Kasım yer yer ablamla eniştemin aynı anda izinli olduğu günlerle dolu oldu. Beraber dinlenebildigimiz ve vakit gecirebildiğimiz zamanlarımız oldu, ta ki Kasim'ın ortasına kadar. Şimdi sene sonuna kadar izinler karışık. Biraraya gelmek de biraz zor bir süredir. O sebeple biz bu sıralar yine ablamlardayiz. :)


Bulutları okumaya devam ettim.  Onlar benim inandığım şeylere inanmam gerektiğini söyledi durdular. Bu resim de onlardan biri. "Hayatta vardır herkesin bir ruh ikizi veya hayat arkadaşı bence." Demiştim. Allahım yazmıştır elbet en doğrusunu hepimiz için diye inanıyorum hala.


Kağan'ım ile güzel anlara imza attık, mesela bu resmin hikayesi burada...


Kağan'ımın yaramazlıkları ile uğraştık, bebeğim durmuyor yerinde maşallah. Koltuk tepeleri yeni gözde mekanı haline geldi kuzumun, Allah korusun kuzularımızı. :)


Şu halini yakaladım kuzumun mesela, ben bu oyunu çok oynadım liseye kadar. Annem her koltuk altını silerken, saklanırdım koltuk altına. Bu görünen koltuklar, küçüklüğümde saklandığım koltukların aynısı sadece kaplandı seneler geçtikçe eskidiği için bir kez. Teyzeden yeğenine geçen bir oyun olmuş gibi oldu bu görüntüyü görünce hissettigim. :) Maşallah kuzuma benim...


Kasım ayında düşüncelerimi kontrol edebilen biri varmış gibiydim, dersten başka bir şeye odaklanamadım resmen. Aksi takdirde suçluluk hissetmelerim falan başlıyordu. Garip ama, hayal gücümü ve bazen yazmak istediğim anları kontrol etmek durumunda kaldım mecburen. Bu karikatür tam da beni anlattığından, fotoğrafını çekip arkadaşıma yollamıştım. 

Bu sıkıcı durumdan ötürü, derslere Kasım ayındaki gibi takılı kalmamaya daha da çabalama kararı aldım bundan sonra.  :)


Kitap okumaya çalıştım, film izlemeye çalıştım.  Tüm bunlar için de bir yazı yazdım,  kararlarım bitmedi bir türlü yani. Kendime Ödev Olsun dedim bende...



Kasım ayında son balkonda oturmalarımızın tadını çıkardım.  Bu görüntüleri yakaladım. İzlemesi ayrı keyifli idi, şimdi de resimlere bakmak ayrı keyifli. :)


Annemle birkaç kahve keyfimiz nadir eğlencelerimden biri oldu. Bilindiği gibi, derslere daha da yoğunlaşmam gerekse bile, keyif anlarım vazgeçilmezimdir. Sevdiklerimle her vaktim kıymetli. :)


Bu da ders sıkıntımın belirginliği resmen. "Derslere yeter" dediğim bir gece vakti, tek yapabildiğim portre olan çöp adam yapımımı ilerlettim. Pelerinli bir çöp adam çizerken, çöp adamım baktım ki şeytana benzemiş, boynuzunu da babamın önerisi ile çizdim.  Asalı hali de var bir de, sormayın bilinçaltım vize bunalımı yaşıyordu o günlerde. :)


Kasım ayı sevdiğim bir ay olamadı senelerdir pek, Kasım Kasım'lığını yapar hep çünkü. Bu ay da Kasımlığını yaptı yani, hastalık haberleri ve hastalık halleriyle dolu idi. 

Annemin teyzesi hasta idi, onu ziyarete gitti annem bir haftasonu. Inşallah daha iyi olacak diye umut ediyoruz şimdi. Inşallah daha iyi olur. Allahım sevdiklerimizin yokluğunu göstermesin, annem evden iki gün gitti ama o bile çok derin hissedildi.


Yeni masa lambamı kullanıma açtım nihayet, masa lambası daha az göz yoruyormuş onu anlamış oldum. Hayallerimi gerçekleştirme yolunda da ışık tutar inşallah bana yakın zamanda. :)


Böyle garip bir Kasımdı bizim için işte. Başı güzel gibi korkutucu, sonu da hastalık haberleri ve sonrasında da grip halleri ile geçti. Kasım da geldi geçti işte, umudum Aralık'ta ve Aralık sonrasında gelen yeni yılda. :)


Madem öyle,  Kasım ayının son fotoğrafı ile veda edeyim bu yazıma. Anlatırken de baktım da, zor dediysem de güzel de geçmiş aslında. Vizeler geride kaldı, yıldızımızın barışamadığı ay da geride kaldı. Umudum Aralık'da. Hayallerimi bu ay ve yenilenen yılda gerçekleştirebilme umudum var; ertelemek veya olmaz demek yok artık. Umudum tazeledim ve kuvvetlendirdim iyice. 

Umutlarımızın hiç tükenmediği ve günden güne dirildiği, bu dirilişle de güzelleştiğimiz bir Aralık ayı ololsun inşallah.  Yeni yıl öncesi, mutluluklar ve güzellikler bizlerin olsun. Sağlıkla ve sıhhatle inşallah. :)

11 Aralık 2014 Perşembe

İzledim - Aşka Son Şans

*Bu bir İzledim yazısıdır...


Bu film Aşka Son Şans vermeleri gereken bir kadın ve bir erkeğin hayatlarını anlatıyor. Birbirlerini bulana kadar, monoton ve boş bir hayat yaşayan Harvey Shine (Dustin Hoffman) ve Kate Walker (Emma Thompson)'ın hayatlarını anlatıyor... Harvey Shine reklam müzikleri besteleyen bir besteci, Kate Walker da havaalanında anketör... Tanışmaları kızının düğününe giden Harvey'nin uçaktan inmesiyle başlıyor denilebilir... :)

Geleceğe umutla bakmayı unutmuş, hayatı monotonluğu harici yaşamayan iki insanlar, ta ki birbirlerini tanımadan önce. Tanıdıktan sonra ise, Harvey kızına hakettiği ilgiyi yeniden göstermeye çalışan bir baba, Kate ise aşka yeniden umutla bakan bir bayan oluyor...

Last Chance Harvey filmin orjinal ismi aslında, yani Son Şans Harvey. Ama Türkçeye Aşka Son Şans olarak çevrilmiş. Türkçe'ye çevirimi biraz yorumlanmış gibi yani...

Bu film ile ilgili diyeceklerim bu kadar. Film bittikten sonra yorumum şu oldu kendi kendime, güzel miydi değil miydi karar veremiyorum. Hala böyle aslında. Karar veremiyorum. Birçok açıdan eksikti benim için film. Son Şansları iyi değerlendirmeli, gibi bir önerisi var filmin. Biraz da son şansa kalmadan, insan kendi şansını kendi yaratmalı sonucuna vardırdı beni doğrusu... 

Sakin bir film diyebileceğim tarzda. Sakinlik istediğiniz an izleyebileceğiniz bir film. Ben vizelerden önceki günn izlemiştim bu filmi. İzlemek İstediğim Filmler Listem'de idi. Listem ise, burada... Bitirmeye çabalıyorum, 2014 bitmeden. Bakalım bitirebilecek miyim? :)

9 Aralık 2014 Salı

Yılbaşı Süslemeleri Ve Yılbaşına Doğru

Yılbaşı yaklaşıyorken, yılbaşı adına süsleme hazırlıkları da başladı avmlerin ve birçok evin. Sizleri bilmem ama, ben bu tarz süslemeleri seviyorum. Hayatta boyle güzelliklere de ihtiyacımız var bence. :))


Bu geyikler, Bursa Nilüfer'de bulunan Carrefour'un girişinde yılbaşı hazırlığı için yerlerini almışlar. Çok hoşuma gitti doğrusu. Yeni bir yılı kutlamak, başka anlama çekilmemeli artık ülkemizde. Yıl olmuş 2014, hala Hristiyan adeti diye savunmaya kalkan var. Hoşuma gitmeyen bir durum bu. Olsa dahi, o kadar basit değil herşey. :)


Geride bıraktığımız haftasonu malum vize günlerimdi, sınav araları ve sonrasında fırsat buldukça avm gezmelerimizi yaptık yine bizde. Havalar soğukken gezebildigim tek yer avm'ler çünkü. Yılbaşı öncesinde görmeyi ve paylaşmayı sevdiğim yilbasi süslemelerini paylaşmak istedim sizlerle, az olsa bile...


Mesela bu resim de Carrefour'un market bolumunden; sebze reyonuna yılbaşı temalı kapı yapmışlar kutulardan. Yani illa büyük masrafa gerek kalmadan da oluyor, maksat sevdiklerimizi yılbaşı adı altında sevindirebilmek için. Beklenen yeni yıla doğru, ailenizle veya aileniz için birseyler yapabilmek ve anilariniza anılar katmak için... :)

Hayat bugün, yakın gelecek ise yarın diye düşünmek gerek; Sevdiklerimizle mutlu olabilmek için, her fırsatı yakalamak gerek...


Yılbaşı böyle birşey bence; illa hediye almak gerekmez, sevdiklerimize görsellik dolu bir güzellik sunarak da mutlu edebiliriz birbirimizi. Bu daha da mutlu eder aslında. Kimimiz küçük bir yazı yazar,  kimimız küçük bir şey örer,  kimimiz güzel yemekler hazırlar, kimimiz de küçük bir masa kurar PTT (Pijama Terlik Televizyon) yapabilmek için sevdiklerine. :)

Veya tek bir söz yeter bazen de işte. Kutlamalar olmadan da mumkun elbet...


Ama dedigim gibi, hepsinde umutlarımız var iste; yeni bir yıla başlamanın güzel umutları, bir yılı daha bitirdik acısıyla tatlısıyla anımsaması, en kötü günümüz boyle olsun umudu...

Yeni yılı beklerken böyle hoş tatlar içinde bulunuruz işte bence.  Birşeyleri kutlamak ve yeni yılı beklemek de bu sebeplerden ötürü güzel benim için. Ve evet her kapı sevdiklerimle beraber olmaya çıkıyor elbet. :)

Sevdiklerimizle dolu güzel günlerimiz olsun, küçük süprizlerden büyük mutluluklara sahip olalım inşallah hepimiz. Sevgiler... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...