21 Temmuz 2017 Cuma

Antalya'ya Geleli - (14-21).07.2017


14 Temmuz Cuma akşamından bu yana bugün 7 gün oldu Antalya'ya geleli. Geldik geleli denize girme girişiminde bulunamadık henüz. Ama keşif yapıp, engelliler için yapılan güzel gelişmeler adına bir yazım olacak ilerleyen günlerde burada. Önce test edip görmemiz lazım gelişmeleri... Önümüzdeki Pazar günü kısmet olursa başlayacak deniz seferlerimiz. Şimdilik, şu 1 haftayı özetlemek istiyorum...



Kafam yine boşta burada; ders çalışırım diye defter getirmiştim ama burada bir kez olsun kapağını açamadım daha. Anneannemi ve de aklıma gelen dolu boş her şeyi düşünürken buldum bu hafta içinde yine çokça kendimi. Ankara kadar değilse de Antalya da sarsabiliyor bazen beni. Ama Ankara tanışmışlık ve bilindiklik dolu anılarla hep oradaymışım gibi sarıp sarmalıyor, Antalya'nın havası ise daha başka. Antalya kendi halinde ama içindeki daha küçüklükten anılarıma götürse de Ankara kadar o eski varlığını barındıramıyor. Her geldiğimde daha başka hissettiriyor artık. Anneannem ve dedemin fotoğraflarıyla çekindiğim fotoğrafa bakıp bu sefer şöyle dedim; "Ben anneannemi görüyordum bu şehirde eskiden değil mi? Şimdi ne kadar uzak ve ne kadar değişik geliyor." Sebebini galiba biliyorum, şehir yapısı son 2-3 senedir öyle çok değişiyor ki, eskileri zihnimde gördüğümün haricinde canlandıramamak bana böyle garip hissettiriyor. Anılar da sanırım bu garipliğe kapılıp hep hatırlayabilmek için var... Şükür ki bu garipliğe rağmen, hala hatırlayabiliyorum küçüklüğümün anılarını...


Yazamadım bu 1 haftadır bloğuma yine, ders çalışamadım, çok yazmaya da girişemedim. Ama bunlar yerine daha güzeli Meromla kavuştuk. Geldiğimizin ertesi günü akşamı, yani 15 Temmuz 2017 günü, Meromla kavuşabildim yeniden. O gün ve ertesi gün azar azar da olsa görüşebildik, bir akşam da gelip bizimle kaldı. Sarılabilmek, yeniden yüz yüze sohbetlere dalabilmek, şarkılar dinleyip dertlenir ya da dalgalardan dalgalara atlarken; uzakların canı cehenneme diyebilmek yine çok güzeldi... -- Unutmadan not etmek istiyorum bu ara; kavuştuğumuzun ertesi günü sabah "Ne zaman geliyorsun?" diye yazmıştım Meroma Whatsapp'tan. Genelde senenin çoğu uzaklardayız ya birbirimizden. Aylar sonra yeniden yakın olup, böyle bir mesajı atabilmek çok güzel hissettirmişti. -- :) Yani geldik geleli 3 kez görüşebildik henüz, azar azar da olsa kıymet bilmek gerek, en azından şimdi uzaklar epey yakın... Kısmet olsun, sağlık olduktan sonra fırsat oldukça görüşeceğiz burada iken daha inşallah...


Kağanımla bol bol okuma saatleri yapıyoruz bir haftadır; yatmadan önce, sabahları kalktığımızda, öğlen vakitleri ve de daha hangi zaman canı isterse beyefendimizin. :) Tabii okuma saatlerimiz dediğim olay; benim okuduğum kitaplarımdan ince olanı bana verip, kalın kitabımı kendisinin aldığı ve ben kitabımı okurken kendisinin kalın kitabımın sayfa sayılarını saydığı zaman dilimi. Bu bizim okuma zamanı yaptığımız zaman dilimi işte. Onun sayması bitene kadar okudum okudum, akşam yatmadan önce daha fazla kitap okuma iznim yok. Yeğenimin sayfa sayılarını sayarak okumaları bitince kitapları kapatıp uykuya geçiyoruz. Ötesi de yok... Bu da bu yaz için yeğenimin garip bir büyüdüğünün göstergesi, kendi başına ikimiz adına kararlar alıp bir rutini sağlamlaştıran kişi bu yaz kendisi... :)


Ve Eniştem ile bol bol film izleyeceğiz iddiamızı henüz tam anlamıyla gerçekleştiremedik; ama bu zamana dek kendisi benden fazla film izledi... Beraber ise bir tek film izleyebildik, Sihirbazlar Çetesi 1 (Now You See Me), tavsiye ederiz. Matraklıklar ve iddialarımızın bol olduğu bir yaz vaktinin ilk haftasını bitirdik bile. Serhat abimle ara sıra anlaşamamazlıklarımız meşhurdur, ama hani şu hem kavga edip hem de hiç kavga etmezmiş gibi birbirini savunanlar olur ya; aynı öyleyiz bir de biz. Ben bu abi-kardeş anlaşmazlıklarımız sebebiyle kavga eder miyiz acaba diye düşünüyordum bu yaz da ama öyle olmadı. Ablamla iki kardeş olarak çatışmalarımızın üstüne, eniştem ve Kağanımla da çatışmalarımız bol artık anlayacağınız. Ömrüm boyunca hep 3-4 kardeş olabilmeyi bile dilemiş ben, yıllar sonra 3-4 kardeşmişçesine bir hayat yaşıyorum şükür ki. Bazen eksi yönleri oluyor, dönemi geliyor ki bu tartışmalardan yoruluyorum. Ama artısı da çok. Doğrusu kalabalık olmamızı seviyorum... :)



Okuması bol, uykuları yeğenimle oldukça tatlı (üst kolajda da görüldüğü gibi), dinlenmelerimin ve egzersizlerimin her fırsatta pilates topu üstüne ayak uzatmalarıyla devam ettiği; annemle sohbetlerin güzel, dedemle de kuşak çatışması muhabbetlerinin bol olduğu bir tatil başlangıcı haftasıydı yani bu hafta Antalya'da... 

Annem yine yorulmadı değil; temizlik yapmayacağım yine diye sadece mutfağa girişmiş de olsa, o mutfağın temizliği hemen bitmedi ve daha dün ancak bitirilebildi. Yarına temizlik olacak dedemin evde, temizlikçi çağırıldı...

Haftaya daha bol ve güzel haberlerle dönebileceğimi umarak noktalıyorum yazımı. Dostum Meromun dedesi hasta, hastanede yatıyor. Allahımdan hayırlı şifalarla güzel haberlerini bekliyoruz birkaç haftadır. Hüseyin dede ile birlikte tüm hastalarımıza şifa olsun inşallah önümüzdeki hafta... Allahım hayırlısını versin hakkımızda. Bekleyiş içinde olmak zor, ama Allahım bekleyişlerimizin sonunu da güzel eylesin. Amin... 

Sevgilerimle, kısa zamanda güzel haberlerle yine görüşmek dileğimle... :)

20 Temmuz 2017 Perşembe

Harun Kolçak...



Dün gece Harun Kolçak hayatını kaybetti şeklinde ilk haberi okuduğumda, herhalde yine bir yanlış haberdir, diye düşünmüştüm. Ama sonra ard arda gördüğüm haberler ve instagram paylaşımları yalan değil doğru haber olduğunu anlamama sebep oldu. Harun Kolçak dün yatırılmış olduğu hastanede hayatını kaybetmiş. Hepimizin başı sağolsun, Gemlik'te sıklıkla görüp mutlu olduğumuz Eşref Kolçak'a da Allahım sabır versin inşallah... 



Elbette herkes gibi ben de onu 90'lardan itibaren tanıyordum ve şarkılarını ablamla beraber çok severek dinliyordum. Sonra seneler geçtikçe kayboldu sandık ama birçok kez şarkılarını seslendirenler sayesinde ve şarkılarının kaliteleriyle unutulmadı da... 2016'nın Eylül-Ekim aylarında Çeyrek Asır Albümü çıkartıldı, birçok sanatçı ile düet yaptı Harun Kolçak. O albümle bir kez daha görülmüştü ki; o çeyrek asır boşa değildi, Türk müzik hayatına çok güzel eserler verilen bir çeyrek asırdı!

Son twitinde demiş, üst resimde de gördüğünüz gibi; "Unutma, sen gelecek planları yaparken hayat da kendi planlarını yapıyor." Bu sözleri hepimizin kulağına küpe olsun e mi!

Hepimiz iyileşti sanırken, hastalığı mı nüksetti bilmiyorum. Allahım yerinde rahat yatırsın, mekanı cennet olsun inşallah... 9 ay önce yazısını yazmıştım Çeyrek Asır albümünü çokça dinlemeye başladıktan sonra, burada. O yazımda annemle dinlemekten sıkılmayacağımız bir albüm olduğunu ve her şarkısının yorumunu çok beğendiğimi ve birkaçını da tabii ki ayrı tutabileceğimi söylemiştim...

9 ay sonra onu kaybettiğimiz haberini almak üzücü geldi dün, daha uzun seneler dinleriz diye düşünüyordum oysa... İyileşir konserlere çıkar diyordum. Dün haberi alınca aklıma, bir Gemlikli olarak aklıma elbette ilk Harun Kolçak'ın babası Eşref Kolçak geldi. Daha Geçen hafta Antalya'ya yola çıkmadan iki gün önce Gemlik meydanında görmüştük ve arabasına doğru giderken izlemiştim. "Oğlu güzel bir bestekar, kendisi güzel bir oyuncu; Allah uzun ömür versin demiştim." içimden. Ben Eşref Kolçak'ı düşünürken demiştim... Ama bugün Harun Kolçak'ın twitter'ına girdiğimde bugün öyle twitlerini gördüm ki, sıraları değil dedim bende. Aşağıdaki resimde göründüğü üzere Harun Kolçak'ın da düşündüğü gibi;



Az önce yine twitter'ına bakmaya devam ederken, "Harun Kolçak Çeyrek Asır 2 için kolları sıvadı" haberini paylaştığını gördüm bir de; daha birkaç gün önce paylaşmış... Dediği gibi; Sıralı değil, kartlar hep karışık. Ve en son twitinde de dediği gibi "Yine hayat planları bozdu." Onu güzel sesini ve şarkı sözlerini bizlerden aldı. Dilerim onun planları devam eder ve Çeyrek Asır 2 onun anısına çıkar. Biz onun şarkıları ve anılarıyla onu anmaya devam eder ve avunuruz... Zira onun vesayeti gibi şu sözleri de, isteğinin bu olduğunu söylemiyor mu zaten;

Saçımı, başımı, yediğimi, içtiğimi, kısacası beni unutun. Müziğimi dinleyin, şarkılarıma eşlik edin yeter. - Harun Kolçak...



Ruhu şad, toprağı bol, mekanı cennet olsun. Bugün internet haberlerinde gördüğüm bir haber de şuydu, Eşref Kolçak ile konuşmuşlar telefonda ve ağlayarak konuşmuş (ki nasıl ağlamasın). İstanbul'a sağlık sebebiyle gelemeyeceğini ama oğlunu kendilerine getireceğini ve onu Gemlik'te annesinin yanına defnedeceklerini söylemiş... Annem eşinin yanında kendine mezar almış ve biz bunu görmüştük demişti dün Harun Kolçak'ın vefat haberini verdiğimde, Eşref Kolçak için. Üzgünüm, Allah sabrını versin cümlesine inşallah... 

Twitter hesabına ve yazdıklarına bakın derim, öyle yaşanmışlıklarla dolu öğütlerle dolu ki yazdıkları... Twitter hesabının adresi, https://twitter.com/HrnKlckMusic...

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Antalya'ya Yolculuk 2017 - 14.07.2017- Cuma


Antalya'dan Merhabalar. Dün (14.07.2017- Cuma günü) Gemlik'ten yola çıktık ve nihayet yeniden Antalya'dayız. Bu sene geçen seneye nazaran biraz daha geç geldik ve biraz daha az kalacağız; sebepleriyle ve de kadromuzla belirtiyorum bu durumu da bu yazımda... :)


2012 senesinden beri yeniden Antalya'ya gelmelerimize ve senenin 1-2 ayı dedemin ve dayımların yanında kalmalarımızı sürdürüyoruz. 

Bu sene Antalya'ya gitme durumumuzun iptali bile söz konusu idi ve babam işe girdiğinde iptal edilebilecek konumda iken, eniştemin yıllık iznini alabileceği konusu açılmıştı oturduğumuz yemek masamızda. Antalya'daki dayım ve yengem de bizde idi İncimiz ile beraber, bu dediğim konuşmalarımız bundan 2-3 hafta kadar öncesindeki Suna ablamın düğünü sırasındaki toplaşmalarımıza denk geliyor... 

Nasıl olur, ne zaman yola çıkarız, yapar mıyız yapamaz mıyız derken; dün yola çıktık ve dün akşamdan itibaren yine Antalya'da dedemdeyiz. Yolculuk gayet güzel geçti, belki biraz uyku problemi çektik ama onun haricinde gayet iyiydik. Babamı çalışıyor olması dolayısıyla uzun zamandır ilk kez ardımızda bırakıp annemle beraber uzun yolculuğa çıktık. Kadromuz; şöforümüz eniştem, onun yanında annem, arka koltukta ise ben ve yeğenim Kağanım şeklinde idi. 

Antalya'ya sohbetlerle ve yine hit parçalardan oluşturduğum arabanın flash belleğinde beğenilmeyen müziklerimle geldik. Beğenilmese de genel itibariyle, gelene dek dinlenildi ama! Neyse... :) 

Yola çıkmadan önce ablama uğrayıp, yeğenimin kimliğini aldık ve yola revan olduk; ki uğradığımız yerler bunlarla da bitmedi tabii. Birkaç yol üstünde durduktan sonra İnegölden sonra yola Afyona dek devam ettik. En son Afyon'da bir yemek molası verip yola yeniden koyulduktan sonra saat 20.30 sularında dedemlerin kapısının önüne vardık. Yorucu bir akşam ve sıcak geceye henüz alışamamışlığımızla uyuduğumuz yorucu uyku ile geçirdik dün geceyi, ta ki sabah esintisi çıkana dek. Sabah çok rahat uyuduğumu hatırlıyorum ve o esinti hala da devam ediyor üstelik. 

Antalyanın sıcağı beni etkiliyor mu derseniz, iyi bile geliyor. Ben sıcağa tutkun biriyim, en fazla az biraz geceleri uyumamaktan şikayet duyduğum oluyor; o kadar... Sıcağı sevmemden ötürü, dün akşam geldiğimizde sıcakla karşılaşan annem ve eniştem gibi "bu ne ki?" dedim. Yeğenim de benim gibi, en fazla terliyoruz biraz o kadar. Soğuklar daha zorlu imtihanlar benim için, sıcaklar cennet gibi; kaslarımdaki rahatsızlıklara iyi geldiğinden de sebep tabii ki... Benim kaslarım da sıcağa tutkun.. :)



Dün arka koltukta bu bıdıkla yolculuk yapmak daha güzeldi geçen senelere göre. En azından artık ben uyuyorsam uyandırmayabiliyormuş, onu öğrenmiş olduk bu sefer. 1,5 saat boyunca uyumuşum Afyon'dan sonra. Afyona dek de 1,5 saat kendisi uyumuştu öncesinde. Velhasıl büyüyoruz; Kağanımla Antalya'ya yaptığımız ilk yolculuktan, dünkü yolculuğa dağlar fark var şükür ki... :)


Dediğim gibi, ilk atağımdan sonra ilk defa babamsız bir yolculuğa çıktık ve haliyle başarabilecek miyiz her anlamda diye o da biz de endişe dolu idik... Korkumuz en çok eniştemin beni taşıyıp taşıyamayacağı konusunda idi; Antalya'ya varıp ilk defa eniştem beni bir merdiveni -dedemlerin evinin bir katını sırtında çıkardığında- anladık ki o da ben de güçlenmişiz. Benim değil onun güçlenmiş olması büyük şekilde görünürdü ki, biz Serhat abi ile ilk atağımı geçirdiğim 5 sene öncesinden bu seneye dek "Annem, ablam ve babamla yürüdüğümüz gibi" yürüyemiyorduk. Bir güçsüzlük söz konusu idi yani. 

Serhat abim bu sene spora gitmeye başladı başlayalı, iş hayatında da epey adapte olabilmiş konumda.  E bana gelince de, ben bu sene geçen senelere göre daha iyi hareket kabiliyetimi artırabilmiş ve kaslarımı güçlendirebilmiş konumdayım şükür ki... (Anlatamadığım birçok konu varken, buralardan başlamam da müthiş de mi... Neyse, Hayat Hikayem serimde bir ara anlatmadıklarıma da girmenin sırası gelecek bir gün inşallah.) :)


Eniştem ile de annem ile de olabildiğince durumları toparlayabiliyoruz yani şimdilik. En korktuğumuz başlangıçta, dedemlerin kata geldiğimizde çıkmamız gereken merdiveni nasıl çıkacağımızdı. Onu da şükür ki hallettik. Birkaç güne kadar da denize girip çıkabilmeyi deneyeceğiz. Denize girmesi neyse de, çıkması acayip zorlayıcı bir olgu. Dilerim kolay olur da, hareketsiz kalmam ve deniz tedavimi bu yaz da alabilirim. Zira birçok kez bahsetmişimdir, denizde olmak benim için en iyi tedavi yöntemi... 


Velhasıl Antalya'dayız yine. Yorgun geçen bir günün gecesinde yattık dinlendik, esaslı olarak sabahında güzel bir uyku çektik ve de yeniden Antalya'ya alışma safhalarını atlatıyoruz bugün. Henüz Meromu ve yengemleri göremedik, yakın zamanda görüşeceğiz Meromla da yine inşallah... Sağlık olsun da inşallah, sağlık haberleri ve mutlulukla görüşelim inşallah.

Sizlerle de yine görüşmek dileğimle ve de sevgilerimle... Antalya sıcak değil, siz sıcağı sevmiyorsunuz! :) 

14 Temmuz 2017 Cuma

2017 Haziran Nasıl Geçti?


Haziran 2017, epey kalabalık ve belki de hızlı geçen bir aydı bizim için. Nihayetinde bitti, zorlu bir Temmuz başladı. Sevdiklerimizden hastalık haberleri almaya başladığımız Haziran'dan sonra, Temmuz ayında da bu durum devam etmeyi sürdürür oldu. Her birine şifa veren bir Temmuz olsun inşallah hepimize. Şifa diliyorum Allahtan, şifa bekleyen herkese... 


2017 Haziran'da Neler Oldu Dersek;


Haziran'ın başında benim sınavlarımın telaşı vardı. 5. senemi de bitirmenin haklı mutluluğunu ve rahatlığını yaşamıştım finallerimden sonra. Sonrasında gelen sınav sonuçlarında 1 tane alttan dersimin kalması biraz beni şaşırtsa da, yine hallederiz dememe engel olamadı şükür ki...

Sınavlarımın bitmesinin 1-2 hafta sonrasında Suna ablamın kınasının ve düğününün telaşı başladı. 27 Haziran'da kınasını Temmuz'un 1'inde de düğününü yaptık. Suna ablam ile Eren abi'yi evlendirdik; güzel telaşlarımız bitti, bize o anlara özel güzel hatıralar kaldı şükür ki...

Düğün sonrasındaki Salı (4 Temmuz 2017) günü babam Haziran sonunda bulmuş oldukları yeni işinde ilk gününü geçirdi. Babamın yeniden işe girmesi, yeni bir haber değerinde; zira 1 senedir emekliliğinin tadını çıkarmak ve de bize yardımcı olabilmek için bizimle evdeydi. 2 haftadır çalışıyor yine şimdi. Hayırlısıyla, kazasız belasız devam da eder inşallah. Yine servis işi yapıyor ama bu sefer bir firmanın içinde işçileri taşımak işi. Herkes kendi kalbinin ekmeğini yermiş, herkese hayırlı işler olur inşallah...

Babamın işe başlayacağının kesinleşmesinin sonrasında ise bir karar alındı bir de, bu sene Antalya'ya eniştem Kağanım ve benim gitmemiz konusunda. Kadromuzda şöfor bu sefer eniştem. Babam çalışacak, ablam izin alamıyor o da burada. Biz Kağanın babası, anneannesi ve teyzesi olarak Antalya'da olacağız. Eniştem senelik iznini aldı ve Allahın izniyle bu yazı yayınlandığı saatte de yoldayız... Bir dahaki yazım büyük ihtimalle Antalya'dan gelecek yani. Herkese iyi yolculuklar ve bir de her türlü ekran karşısında bu yazımı okuyanlara iyi okumalar olsun... :)


Derken ben Haziran 2017'de neler yaptım dersek;

11 film izledim;


2017 Haziran da film izlemem açısından en verimli aylardan oldu. Ama bu sefer 11 filmin 11'ini birden yoruma tabi tutmamaya karar verdim. Üst resimde kolajını gördüğünüz bu iki film diğerlerinden daha güzeldi ve diğerlerinden daha çok sevdim; Nadide Hayat ve Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar...

Nadide Hayat; hayata atılma ve de isteklerimizi gerçekleştirme hevesinde iken, önümüze sınırlar konulması ile kendimizi o sınırlarımıza nasıl hapsettiğimizi anlatıyor Nadide Hayat. Kalıplara öyle çabuk giriyoruz ki aslında; "Sen o'sun, yapamazsın", "Artık senin devrin geçti.", "Yaşının insanı ol." , "Sen erkeksin, sen kadınsın..." gibisinden sınırların ötesine geçemeyişimizin içerisinde büyük bir baskı olduğunu unutup kalıpları çok çabuk kabul ediyoruz. Film bu kalıplara ve sınıflandırmalara çok güzel bir açıklık getirip doğrusunun bunlar olmaması gerektiğini gösteriyor bizlere. Eğlenceli ve bir o kadar da mesaj dolu bir filmdi...

Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar: Sadece kadınların yaptığı bir şeymiş gibi görünse de filmde; olmayan anlamlarla kendimizi kandırma gereksinimi içerisine bile isteye girmemiz, kadın ve erkek ilişkilerinin kaçınılmaz boyutu bence. Platonik ilişkilerden başlıyor bu olgu öncelikle, sonrasında kendimizi olmayan durumların inancı içerisinde buluyoruz. Bu olgu içerisinden çıkmamız gerektiğini ve gerçeklere odaklandığımızda hayatı ele alabileceğimizi anlatıyor film bence. Kadın-Erkek ilişkilerinin, iki tarafın da isteği olduğundan emin olmadan bir tarafın karşısındakinin de kendisi gibi düşünmesi gerekmediğinin süreçlerini anlatıyor biraz. Ya da ben bir tek oraya takıldım bilemiyorum. Eğlenceli karakterleriyle, izlenmesi gereken romantik komedilerden biri idi... :) 

2017 Haziran ayında izlediğim filmlere 10 üzerinden sıralama verecek olursam, filmler şöyle;

El Değmemiş Aşk - 8/10
Nadide Hayat - 10/10
Sihirli Şehir Ember  (City Of Ember) - 5/10
Git Başımdan - 7/10
Can Dostum - 7/10
Oğlan Bizim Kız Bizim - 8/10
İkinci Şans - 6/10
Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar (He’s Just Not That Into You) - 10/10
Aptal Şampiyon - 8/10
Çin Falı - 8/10
Tutmayın Beni - 5/10


2 kitap okudum; Yeni Moda Turuncu Ve İyimser...



İkisi de alanlarında okuduğum ilk romanlardı. Yeni Moda Turuncu, kadınlar hapishanesinde geçmişinde işlediği bir suçun cezasını çeken bir mahkumun gerçek hikayesinin kitabı idi; İyimser ise, dünyayı iyimserlik düşüncesinin varlığı ile güzelleştirebileceğimiz fikri için araştırmalara ve röportajlara koyulan bir yazarın kitabı idi. 

İkisini de beğendim ama yorumlarım hayli garip olmuştu galiba. Üzerinden zaman geçmişken konuşayım bir de; iki kitap arasında, Yeni Moda Turuncu'yu daha güzel ve başarılı buldum. Ama yine de ayrı ayrı yazılarını yazmıştım; Yeni Moda Turuncu'nun okudum yazısı burada, İyimser adlı kitabımın okudum yazısı da burada...


En çok dinlediğim müzikler; 

Mayıs sonunda olduğu gibi, Haziran boyunca da Burcu Güneş- Darmaduman diye diye bitirdi beni. Neden bilmiyorum, bu sene "Sana Bilmediğin Bir Şey Söyleyemem (Şebnem Ferah)" şarkısından sonra bu en çok takıldığım şarkıların başında gelir sanırım.

Haziran'da bir diğer dinlediğim şarkı önce Marian Hill'in Down adlı şarkısı idi. Sonra Marian Hill'in birçok şarkısını (One Time, Back To Me, I Want You) bayılarak dinler oldum. Ed Sheeran ve Lorde gibi yabancı şarkıcılardan sonra takıldığım müzisyenlerden oldu. Şarkılarının müzikleri ve solistinin ses tonu ile Marian Hill biraz olsun sakinleştirdi diyebilirim. O kadar çok haber alıyoruz ve değişik hislerle doluyor ki içim, korkuyla değil inançla toparlanmak istiyorum... Haziran ve devamında Temmuz, zorlu geçen zamanlardan kesinlikle bu sene. Sonları güzel gelsin, güzel haberler aldığımız günler diliyorum hepimize.




Haziran 2017 bol hastalık haberlerinin başlangıcı olsa da, yine güzel kalabalıklarımızın toplandığı bir aydı; gerek Suna ablamın düğünü sebebiyle, gerekse de sebeplerle toplaştığımız için... Hastalarımız var, enerjilerim ve dualarım hepimizle; hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva olsun inşallah. Canım çok sıkılıyor aldığımız hastalık haberlerine yine bu ara, ama gel gör ki elden bir şey gelmiyor diyorum sonra. En güzeli dua etmek gibi geliyor; içinden çıkamadığımız ve destek istediğimiz anlarda, dualarımızda ve güzel enerjilerimizde buluşmak dileğimle. Sevgilerimle... :)


10 Temmuz 2017 Pazartesi

Zıplama Sürprizim - 06.07.2017


Uzay Terapide alt resimde gördüğünüz sistemle ayakta durmanın adı "Örümcek". Adına yakışır bir şekilde, sizi 8 koldan tutup sağlam şekilde ayakta durabilmenizi sağlayan bir sistem... 06.07.2017- Perşembe günü yine bir uzay terapi günümdü ve ne zamandır gelişimimi görmek istediğimiz üzere örümcek'i yeniden deneyimlediğimiz bir gündü. Bir önceki örümcek seansımızın üzerinden 1-1.5 sene geçmişti ve bu seferki deneyim kesinlikle daha umut veren ve mutlu eden bir deneyimdi... :)

Perşembe gününün Uzay Terapisindeki sürpriz gelişmemizin, yazmak için can atıp da gecikmiş yazılarım sebebiyle bugüne kalan yazısıdır. Bir Uzay Perşembesi yazısı... :)




Benim için klasik uzay terapi günleri halini almış ve yine ağırlıklarla güçlendirmelere devam edeceğimizi düşündüğüm bir gündü geçen hafta o gün. O düşünceyle gittik yine Yalova'ya... Babam 1 haftadır yeni bir işe başlamıştı ve geçen hafta ilk haftasında gündüz vardiyasında olmasından sebep Kağanım da bizimle idi o gün. Beraber çalıştığımız Mümin abinin işten ayrılma gibi bir mevzuusu olduğu için ve de yarım gün olarak geldiği zaman dilimlerini geçirdiğinden; artık Galip isimli bir fizyoterapist ile çalışıyoruz geçen hafta başından itibaren. 


Gelgelelim ders öncesi kas gerdirme egzersizlerim yapılırken ne zamandır bir türlü örümcek'e alınma mevzuumu gerçekleştirememiş olmamız gündeme gelmişti ki, Mümin abi Galip ve ben arasında; "ne zamandır örümcek'e alınmadın?" diye sordu Galip bana. "1-1,5 sene oluyor deyince de," , "Ooo, bugün alıyoruz o zaman seni örümceğe!" dedi birdenbire. Ben birşeylere hazırlıklı olmayı daha çok severim. Beklemediğimden ötürü, dehşet korkuya kapıldım başlangıçta doğrusu. :)


Endişe dolu iken hazırlıklar başladı ve ufak ufak şakalaşmalar da tabi... Hazırlıklar esnasında, en son örümcek deneyimimden sebep korkuyor olduğumu anlattım; önceki deneyimimiz beklenen kadar iyi geçmemiş, fazla ağır kalmıştım hareket kabiliyetim açısından. Velhasıl, hazırlıkların bir 10-15 dakika sürdüğünü anımsıyorum ama belki de bana o merak ve endişe anlarım içerisinde daha uzun gelmiştir... 


Örümcek'e bağlandım ve bağlı da olsam kendi halime bırakıldım, ama korkulduğu gibi olmadı?! 

Bir sürpriz oldu ve üstümden alınan yükün sonrasında kalmış olduğum hafiflik içerisinde kendimi hissettim. Mümin abi "Evet Didem, nasıl hissediyorsun. Bir bak bakalım neler yapabiliyorsun?" diyordu bıraktıkları anların başlarında. Ben ne yapıyordum? Ben zıplayabildiğimi keşfediyordum! 

Mümin abinin gözlerinin kızardığını görmeye başladım, "Didem zıplıyorsun, vay hiç bu kadarını beklemiyordum. Gözlerim doldu!" dedi. Ardından da "Burayı bırakıyorum ama gözüm arkada kalmayacak, Didem zıpladı diyeceğim her sorana!" dedi. :) 


Yukarıda zıplayan benin gülümseyen yüzümü görüyor musunuz, o başarımızın mutluluğu. 5 senede alınabilen güzel gelişmelerden birinin sınırsız mutluluğu... Uzun zamandan sonra, -ki benim bundan önce en son zıpladığım yaş kaçtı onu hatırlamıyorum bile- zıplayabiliyor olmamın da mutluluğu... Çok şükür!


Bu resim ise o mutluluğun içerisinde aralıklarla varlıklarını unuttuğum halatlara bakışım esnasında çekilmiş, Galip tarafından. Ben neler yaptığımı keşfetmeye uğraşırken dalıp duruyorum; "Ama zıplıyorum, ayaklarımı öne arkaya getiriyorum, öne yürüyüp geriye çekiliyorum, oturup kalkıyorum..." O sırada Mümin abim; biz kafese geçmeden  öncesinde hazırlanırken, etraftaki kancalarla oynamaya başlayan Kağanımı dışarıda oyalamak için yakındaki Avm'ye götürmeye karar vermiş annemi arıyor. Annem de benim gibi ne olacağının merakı içinde idi ama bir önceki örümcek deneyimimizden sonra hazırlanırken bizimle beraber bu kadarını beklemeyen taraftandı.

Annemi aradık, o sırada Mümin abi ve Galip ne dediyse o hareketleri yapmaya devam ettim. Hepimiz gülüyoruz ve bir yandan Galip'e teşekkür ediyorum; "Beni bu şeylere bulaştırdığın için teşekkür ederim." diyerek. Kötü bir cümle gibi görünse de, başlangıçta endişe dolu olduğum anlarda Galip'le "Hepsi senin yüzünden." gibisinden çok şakalaşmamızın üzerine "iyi ki" dediğimiz anları yaşıyoruz. :)

İyi ki o gün örümcek'e alınmışım da, bu hafta ortasında Antalya'ya 1 ay kalmak üzere yola çıkacağız diye erteleme düşüncemizi gerçekleştirmemişiz. Yoksa Antalya'ya gidip gelecek ve de örümcek mevzuusuna o zaman atılacaktık... Şimdi siz bu yazıyı, yazdığım gün okuyorsanız eğer, ben yine Uzay Terapi'ye gidiyorum. Bugün ise, Perşembe gününden planlandığı üzere örümcek sistemi ile bağlı iken yürüteci veya yürüme bandında yürümeyi deneyeceğiz. Bana bir maşallah der ve devamındaki güzel gelişmelere doğru yol olmamız için güzel enerjilerinizi yollar mısınız? Zira ben güzel enerjilerin ve duaların işe yaradığına inanıyorum...

Şifa bekleyen ve başarmak isteyip de güzel enerjisine sığınan herkesle, dualarım ve de kalbim...



Ve bu resime gelince, bu resim yeğenimle benim ben ayakta iken çektirdiğimiz ilk fotoğrafımız; öyle değerli ve öyle mutlu edici ki... =)


Annemi aradı Mümin abi ve telefonunu bana verdi, "Sürprizimiz var anne gelir misiniz?" dedim, "Tamam geliyoruz." dedi annem. Sesinde anlam veremez bir ses tonu vardı, merak dolu... Ve 5 dakika sonra geldiler, anneme gösterdiğim güzel sürprizlerim üzerine yüzünde gurur ve kocaman gülümsemeler peydah oldu. Her şeye değerdi o gülümsemeler... Beni zıplayarak gördü yeğenim, ayakta dimdik ve tek başıma gördü (denizde olduğumun haricinde)... Yeğenimle o gün ilk kez ayakta yan yana fotoğrafımızı çektirdik! =) 


Başımıza gelen her şeyi sorguluyoruz ya, "neden, nasıl" diye. Ben geçirdiğim atakları çok fazla sorgulamadım, olmasının gerekliliğini kabulleniyor ve sebeplerini biliyor olmamdandı bu bence. Ama bu kadar uzun sürmesini sorguladım çokça. "Neden bu kadar uzun sürdü gelişmeleri katetmek? Neden onca çabalarken, hep başa dönüyor gibi hissediyoruz?" diye sorgularken buldum kendimi çoklukla... Kendime ilk atağımdan sonra, 3 seneye kalmaz toparlarım demiştim oysa; 12 yaşımdaki kas uzatma ameliyatımdan sonra toparlanma süremin 3 sene olmasına dayanarak... 

Şimdi anlıyorum ki gelişmelerin bu kadar yavaş olmasının sebebi, bu güzel mutlulukların tadına tam anlamıyla varabilmemizmiş. O gün o mutluluğun ne kadar değerli olduğunu daha çok anladım. O kadar uzun zamandır sıfır desteksiz halde kendi başıma ayakta duramadım da, hala kalkıp kaldığım yerden yürümeye devam edebileceğim sanıyorum ki... Bazı mutluluklar beklenmedik anda gelirmiş, bazen de geciktikçe güzelleşirmiş. 

6 Temmuz 2017 günü; annemin ve fizyoterapistimin yüzünde gördüğüm gurur, yeğenimin beni öyle gördüğünde yanımda fotoğraf çektirmek istemesi, onunla kameralara gülümsememiz ve de eve döndüğümde babama, ablama ve enişteme gösterdiğim resimlerle bu güzelliklere hissettiğimiz mutluluklar... Beraber başardık hepimiz bunları. Değiyormuş, hiç beklemediğiniz anlar için değiyormuş onca zamana... :)

Mutluluklarımız ve çabalarımızın karşılığı daim olsun. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle... :)


8 Temmuz 2017 Cumartesi

Suna İle Eren'in Düğünü - 01.07.2017


Düğün bittikten ya da başlamadan önce, konuşulan şey hep böyle oluyor; Suna ve Eren'in Düğünü. Oysa biri Suna ablam ve diğeri de artık Eren abim. Demek istediğim, evlenmeden ve Eren abiyi tanımadan ailemize bu süreçlerle dahil etmeden önce Suna ablamın düğünü idi. Bana büyüklerime isimleriyle hitap etmek, "küçüklükten kalma bir alışkanlık ile yanlış da gelse" durum bu; Suna ve Eren'in düğününü yaptık. :) Onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine.

Bu arada kerevet ne demekmiş biliyor musunuz; üzerine şilte serilerek oturmaya ya da yatmaya yarayan, tahtadan yapılmış yüksekçe bir sedirmiş. Daha önceden öğrendiğimde epey şaşırdığım bir bilgi bu. Ben o sedirleri çok severim aslında, küçüklüğümden hatırlarım anneannemgilin vardı öyle iki sediri. Bir yaz vaktinde onu balkona da çıkarmış balkonda da oturmuştuk, hiç unutmam nedense. Malum cümlede, mutluluğu paylaşmak gibi bir anlamı olan kerevetine çıkmak ise doğru bir durum gerçekten; o sedirlerde oturmanın mutluluğu çok ama çok başkaydı bence de... :)


Gelelim düğün faslına. (Nedense giriş fasıllarımda uzattıkça uzatasım tutuyor bu ara. Suna ablam ile Eren abimin düğününü 4 bölüme ayırdım, günün tamamını kapsayan 4 bölümün sonunda bitti düğünümüz...;


1- Kuaför Faslı



Üzerinden 1 hafta geçmiş düğünümüzün sabahı epey telaşlı geçti... Olmasını tahmin ettiğim şeyin bu olduğundan sebep, hazırlığımı gecesinden yapmış; ojelerimizin, takılarımızın, gül suyum ve pamuğumun ve de fotoğraf makinesi ile telefonlarımızı akşamdan hazırladığım çantamın içerisine koymuştum. Biraz düzeni sevdiğimden, biraz da telaşe içinde iken bir şeyleri unutmamın ihtimallerinin tecrübeyle sabit olarak yüksek olduğundan, önceden hazırlanmak edindiğim güzel bir alışkanlığım... 


Öncesi akşamı da epey kalabalık ve neşe içinde geçen günün ardından, düğün sabahında 9.30-10 civarı uyanıp, 11-12 gibi randevumuz olan kuaföre gitmek üzere hazırlandık. Kahvaltı etmek, ev toparlamak ve de düğün öncesinde ufak tefek hazırlanmak gibi işlemleri halledip evden çıktığımızda saat öğlen 1'e geliyordu. Diyebilirim ki, önceki günlerin yorgunluğu da kuaförde atıldı. Uzun zamandır saç yaptırmamıştım kuaförde, -saç kesimlerini saymazsak- en son üst resimde koyu pembe elbiseli yengem ile dayımın düğününde kuaförde yaptırmıştım saçımı. Düz saçlı olmanın ayrıcalığı diyorum ben buna; saçımı örgü modeli de yapsam, hafif bir maşa da yapsam düğünlük oluyor aslında. Gelgelelim bu sefer yanımda saçımı maşa yapabilecek biri yoktu ve benim de yolum kuaföre çıktı.. :)


Saçlar önce bir maşa yapıldı, sonrasında her bir maşa yapılırken saçlar tokalarla tutturuldu ve diğer saç ve makyajlar bitene dek öylece bekletildim. Diğerlerinin işlemlerini beklerken, ojeleri sürdük, sohbet ettik ve iyi vakit geçirdik. Kuaförümüz ilk kez gittiğimiz ama eniştemin arkadaşının eşinin olan bir yer olmasına rağmen, kuaförden çıkarken her birimiz memnun ayrıldık... Annem, Hatice yengem ve Ayşe teyzem ile ben gitmiştik başta. Sonra ablam geldi nihayetinde ve sıra sıra saçlarımızın yapımı başladı ve bitti. Saçlar yapıldıktan sonra üst baş giyildi, en son annem kıyafetini giymek için hazırlanmaya gitmişken de üstteki resimler çekindi. 

Sırasıyla resimler; tekli selfiem, küçük kuzenim İncim ile selfiemiz ve ablam, Hatice yengem ve İncim şeklinde... Tabii ki favorim İncim ile benim selfiemiz. İnci büyümeye başladığından beri bilinçli şekilde çekindiğimiz ilk özçekmimiz çünkü. :)

Kuaför sırası beklerken, yengem marketten aldığı ikramlıklarıyla eksikleri tamamladı. O gün yengemin bize yaptığı kuaför ayrıcalığı en baş sıradaki güzellikte idi. Kahvelerimizi içerken, sadece hazırlık derdinde kadınlar olarak çok güzeldik orada. Günün kuaförde geçen saatlerinden yanımıza, müthiş fotoğraflar ve hafif dedikodulu sohbetler yanımıza kaldı ve ben bu ayrıntıyla çok eğlendim. :)

Kuaför faslında hatırladığım en korkunç şey, rahat da olsa bir türlü çabuk alışamadığım yeni aldığımız sandalet idi. Sanırım içten tabanlı bir ayakkabı giymeyeli uzun zaman olmuştu. Ve aktif şekilde ayakta olmayan biri için, sırtta yürümek acayip alışılmadık bir durumdu o ayakkabı ayağımda iken. Ama dilerim yakın zamanda ona da alışırım, geçen hafta bugün bu saatlerde daha yeni yeni alışmış gibiydim diyebilirim. Ama yine de alışamamıştım...

2- Düğüne Doğru



Kuaför sonrası gidilecek yer kız evi, yani Suna ablamların evinin önü idi. Orada kız çıkarma yapıldı, davul zurna eşliğinde oynandı ve düğün arabası ile erkek tarafı erkek evine yollandı... 

Derken bu fasıl da epey hareketli idi. Suna ablamların evinin önünde yaklaşık 45 dakika kadar kaldık galiba tüm bu dediklerim yapılırken. Bu sırada, düğünleri bir türlü sevemeyen halleriyle Kağan benimle beraber arabada idi. Anlatmaya geçiyorum üstteki fotoğraf kareleriyle beraber size...

Üstteki dörtlü resim kolajında, üst sol tarafta gördüğünüz resim; Suna ablamların evine gittiğimiz sırada girişi kapatan konvoyun başındaki gelin arabasının önüne park ettiğimiz arabamızı anlatmaya çalıştım. Gelin arabasının önünü kız tarafından biz kestik. Annem kuzeni olur, eniştem de bu eğlencenin bizzat muhattabı idi. Davul zurna çalınırken ve de kız evinin önünde oturulurken, arabanın anahtarı bende ve içeriden kilitli idi. Bu sebeple zorla da çekmeye gelseler, arabayı çekemezlerdi; ki neden zorla çeksinler de mi? :)

Neyse, Suna ablam evden çıkarılınca görüntüye vakıf olabildi damat Eren abi ve eniştemin de yetişmesi ile aralarında anlaştıklarından sonra eniştem arabayı çekmek için kapıyı açmamı söyledi... :)

Onun hemen altındaki resim, hala-yeğen; annem ve İncim. Düğünün en şıklarında ilk sırada idiler bence. :)

Suna ablamlar erkek tarafına gidince, bir yarım saat kadar sonrasında da kız tarafı arabalarına doluşup düğün salonunun yolunu tuttuk... Tabii kolajda gördüğünüz resimlerde, Kağanımla benim ve de annemle babamın fotoğrafları da bekleme sırasında çekilen diğer fotoğraflardı... 


3- Düğünümüz



Düğünümüz deniz kenarında açık hava bir düğün salonunda oldu. Öncesinde 100 metre gerisinde bir plajda buluşuldu ve orada nikah için önce gelin ve damat beklendi, daha sonrasında da nikah memuru... Derken, nikah beklenenlerin gelmesi ile kıyıldı ve ilk fotoğrafların çekilmesi ile nihayetinde düğün akşamı başladı. Ben nikah sırasında dışarı çıkamadım, alan benim çıkabilmem için uygun olmadığından. Zaten nikah sonrasında da tekrar arabalara tekrar binilip, düğünün olacağı alana gidildi... :)

Girişte, annemlerle ve yengemlerle masalarımız ayrıldı. Annemler ile dayımlar bir masada, biz evli olmayan bekar takım bir masada, genç evli olanlar takımı bir masada idi. Geri kalanlar da buna benzer gruplandırılmış ve masaları girişte numaralandırılmıştı. Bizim masamızın numarası 29 idi. :) 

Gençler masası epey hareketli olmasını beklediğim ama bir tek annemin dayısının kızı -üst kolajdaki kırmızılı elbiseli olan- Gizemim haricinde, durağan ve muhabbeti bol bir masa idi. Gizem ara sıra sahneye gitti-geldi, ama yemek fasıllarında ve muhabbetin çoğunda da bizimle idi. Aslında bu düğün daha çok Gizoşumun yanında yer almaya can attığımı hissettim. Günü gelince ona da yeniden sıra geleceğine inanıyorum, ama eğer ayakta olsa idim sahnede kuzenim Gizemimle düğün boyunca yer almaktan zevk alacak kadar içim oynama aşkı ile doldu taştı... :) Kısmet bu düğüne de değil, yine bir başka düğüne herhalde...


Düğünün başlarında, kadınlara bir bileklik dağıtıldı; hasır üzerine çiçek silikonlanmış, el yapımı ve orijinal bir bileklikti. Düğünün sevdiğim detaylarından biri idi. 

Oynama fasıllarına hiç gelmiyorum, her birini izlemek yine çok eğlenceli idi. Ama benim Suna ablam ile Eren abinin düğününde en sevdiğim bölüm, Suna ablanın iki teyzesi ile beraber sahnede Ajda Pekkan'dan "Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile" şarkısını beraber söylemeleri idi. Çok sıcak, çok samimi ve eğlenceli bir bölümdü. Öncesinde Suna ablamın müzik öğretmeni teyzesinin sesinden dinlediğimiz müzikler de güzel dakikalardan biri idi... :) 

4- Kapanış



Oynayamadığımdan ve de ayakta olup daha fazla an'a tanık olamadığımdan olsa gerek -Ki bu kadarına tanık olmaktan dolayı hiçbir sıkıntım yok, aksine bence tamamiyle güzel bir düğündü- , yemekli düğünümüzden aklımda kalanlar kadarıyla aktarabildiklerim bu kadar. Ki son olarak, yemek kısmında en sevdiğim ayrıntı düğün pastası idi ve bana kalırsa o pasta dondurmalı pasta idi. :) 

Tabii, düğün sırasında veya sonrasında gidip "Ya bu düğün pastası dondurmalı mıydı?" diye sormak mümkün olmadı. Ama elbet netleştirilir o durum da daha sonrasında... :) 

Suna abla ve Eren abinin düğününün kapanışını, müziğin durması ile dilek fenerlerinin isteyen kişilerce uçurulabileceğinin söylenmesinden sonra yapıldı. Annemin bizim için aldığı iki dilek fenerini yakmak için, öncesinde dilek fenerinin nasıl yakılacağını öğrendikten sonra, deniz kenarına gidenlere eşlik ettim yeğenimle beraber. Deniz kenarına gittiğimde dilek fenerlerimizden biri annemin kuzenlerinden Emre abim tarafından rica edildi, benim adıma yakabileceklerini söylediler eşi ile... Eniştemin yanına gidip dilek fenerini vermemden sonra da, Suna ablamın düğününde ilk defa dilek feneri de uçurmuş oldum. 

Kolları yukarı kaldırma kabiliyeti gerektiğinden ve benim kollarımda da rahatsızlığım olmasının sebebiyle uzun süre havada tutamayacağımdan ötürü, dilek fenerim eniştem tarafından yakıldı ve kuzenim Gizem ve annemin Ankara'da oturan diğer bir kuzeninin kızı olan Gizem eşliğinde gökyüzüne bırakıldı. Üstte gökyüzünde gördüklerinizden daha fazla uçtu benim dilek fenerim ve denizde yanmakta olan nilüfer çiçeğinin içindeki fener ise Gizemimin idi. Onun dilek feneri de, biz deniz kenarından ayrılırken dahi yanmaya devam ediyordu... :)

Güzel bir deneyimdi; dileğimi dilemek ve dilek fenerinin nerede söneceğini görmek için gökyüzünde süzülüşünü izlemek. Bakmaktan boynumuzun ağrıyacağı kadar uzağa gitti dilek fenerim ve havada söndü, düştüğünü bile görmedik. Söylenilenlere göre bu dileğimin gerçekleşeceğine işaretmiş. İnşallah!! :)


Düğün kapanışını "çekirdeğimsi geniş ailemizin" (Hani ablam, eniştem ve Kağan da bir çekirdek aile ya, o sebeple bu tabirim) :) bir arada fotoğraflarımızı çekinmemiz ile yaptık. Düğün sonunda tebrikleşip arabalara bindiğimizde düğünün ayrıntılarını konuşuyor, eve geldiğimizde de "vay be diyordum, günü 12 saatten fazla dışarıda geçirmişiz düğün telaşımızla beraber!" Bu benim uzun zamandır yapmadığım ve haliyle sonucunda çok yorulduğum bir gün olmuştu...



1 Temmuz 2017- Cumartesi günündeki Suna ve Eren'in düğününün günü ve gecesi birçok mutluluk ile dolu idi; düğün öncesi, düğün faslı ve düğün sonrası ile. Ufak tefek tatsızlıklar ve de telaş sırasında veya o düğün stresi ile yanlış anlaşılmalar veya gerilmeler olmuştur tahminimce, her düğünde olduğu gibi belki de. Ama mutlu olduklarını gözlerinden okuduğumuz sevdiklerimiz Suna abla ve Eren abiyi yeni dünyalarına teslim etmemizi kutladıktan sonra, herkesin dilinde "hep bugünkü gibi mutlu olmalarını dilemek vardı". Dilerim hep o günkü gibi mutlu ve sevgi dolu olur ve mutluluklarını katlamaya devam ederler... :)


Kısacası, değerlendirmemi bitirmişken kendi usulümce son sözümü söylemek isterim ki sizlere; 

Onlar erdi muradına, e darısı da tüm isteyenlere olsun inşallah...

Sevgilerimle... :)

7 Temmuz 2017 Cuma

6 Yaşına Girdin Kuzum



Bugün 7 Temmuz 2017. Benim 25 yıllık yaşamımın son 5 senesinde, bir bebeğin doğumundan çocukluğa adım atmasını yani büyüme sürecini izlememe sebep olan Kağan bebeğin doğum yıldönümü... :) 5 sene geçti ve Kağanım, - sevgili yeğenim - 6. yaşına girdi bugün... Bu 5 senelik zaman diliminde bir teyze olarak da, insanın duygulanmak için birçok bahaneye sığınabileceğini ve bazen o duygu dolu anları saklamaya gerek görmeden sadece yaşadığına ağlayabileceğini öğrendim. Çok korkmayı ve zor da olsa bir şey olacak korkusuyla başa çıkabilmeyi de öğrendim. İçgüdülerime kulak vermeyi de ve bazen vermemeyi de...


Derken Kağanım bugün 6. yaşına ayak bastı. 6 yaşında kuzu olur mu ya diyorum şimdi? Bugün Kağan her aklına geldikçe; "Ben şimdi kaç yaşındayım teyze?" dedi. Bende her defasında, "6 yaşına girdin kuzum, 5 yaşını bitirdin artık." dedim. Ona karşı kullanmayı sevdiğim hitaplardan en güzeli ve en değişmeyecek olanı sanırım bu hitap; kuzum... O benim yeğenim, kuzum ve de teyze olma vasfına ulaştıran meleğim... Veren Allaha şükür, Allahım tüm kuzularımızı başımızdan eksik etmesin dilerim...


Bu sabah uyandığımda Kağanı gördüm baş ucumda yine ve şu an hatırlayamadığım bir şey sordu bana. Cevabını verdim de üstelik hatırlıyorum ama uyanma aşamasında idim, herhalde ondan unuttum şimdi. Sonrasında odamdan çıkmadan önce "Yanıma gel Kağancım, bugün senin doğum günün. İyi ki doğdun kuzum." dediğimde yanağını uzatıp öpmeme izin verdi yeğenim ve "Çilekli pasta olsa idi bugün? Hani üflediklerimizden." dedi. :) "Evet güzel olabilirdi." deyip balkona gönderdim, o şimdi bilmese de mesaj annesine gitti...

Ömrün çilekli pastalar kadar güzel ve tatlı olsun yeğenim. Sen ileride bu bloğu okur isen eğer, seni mutlu edebildiğimizi ve de güzel bir ömür geçirdiğini hisset dilerim. Evimizin neşesi ve değişik bir ferdi isin, çok seviliyorsun her birimiz tarafından... :)


Annemle kahvaltıya geçmeden önce aklımıza sabah kahvaltısı sürprizi planı yapmak geldi yine ve gülen suratlı omlet yapmaya karar verdik annemle. Kağan balkonda resim çizmesine devam ederken, annem sürprizi hazırladı ve Kağanıma doğum günü şarkısını söyleyerek tabağını getirdi. Kağanın ağzını şapırdatarak "gülen omleeet" deyişi yine çok güzeldi. Her çocuk gibi sürprizlere bayılan bir çocuk Kağan da. Annem sürprizimizin baş gerçekleştireni idi, fikri de benden. Sonucunda Kağan mutlu oldu ve kahvaltısını neşe içinde yaptı ki, esas amaçlar da bunlardı... :)


Kahvaltıdan sonrasından bu saate dek o resim çizdi, ben kitap okudum ve beraber aralıklarla müzik kanallarında müzik dinledik. Bir ara yine sürpriz istedi, annem bir tane sürpriz yumurta çıkardı; sonucunda yine Kağanım mutlu idi. Şimdi o uyuyor ve bu yazıyı bitirmeden henüz o anlamasa da ileride okumayı söktüğünde anlamasını dilediğim bir şeyler yazmak istiyorum kuzuma;

Kağancım, doğum gününü ailecek kutlarken yorgun olmanı istemediğimden bugün senin etkinlik isteklerini olduğunca geciktirdim. Ama pişman değilim. Şimdi sen uyuyorken ben bu yazıyı yazıyorum. Gözlerinden uyku akarken, -senin tabirinle "uyku kaçarken!" =)- mümkün değildi seninle etkinlik yapmam diye kendi kendime hak veriyorum. Zira bu aralar sen etkinlik saatlerinin sonu hiç gelsin istemiyorsun...

Bugün sürprizler annen ve babandan. Yaklaşık 1-2 hafta sonra anneannen, baban, ben ve sen bir arada gideceğimiz Antalya tatili öncesi senin sevdiğin şeylerden oluşan bir kutlama hazırlıyorlar, tahminimce çok mutlu olacaksın. Akşam ailecek bir arada kutlayacağız... Bunların hepsi senin her istediğini yapmaya çalıştığımızdan değil, bilmelisin ki senin mutlu olmana ve sana önem verdiğimizi görmene verdiğimiz önemden kuzum. Her istediğin olmayacak bu hayatta -hep söylediğim gibi-, ama bazen istediklerimiz de olabiliyor kuzum. Dilerim bir ömür, istediklerini kendi çabanla, isteğinle, adaletin ve vicdanınla elde ettiğini görürüz.

Şu 1 haftadır bize yeniden uyum sağlamaya ve sözlerimize isteklerimize önem vererek dikkat ettiğine çok mutluyuz. Zira ilk yaşından beri yaş geçişlerin ve de haftalık gelişim tabloların epey karmaşık ve bize hiç alışık olmadığımız tablolar sunuyordu. Ama böyle de olsa; yaramazlıklarının sınırlarını bazen zorluyor ve hiç yapmanı istemediğimiz şeyleri yapmaya devam edeceğini inatla söyleyerek yapıyor da olsan; bizi sevdiğini ama yine de bu yaramazlıkları da yapmak istediğini de söylesen; seni bu 5 senede olduğu gibi, yetiştirmeye ve aynı zamanda da sevmeye devam etmekten vazgeçmeyeceğiz. Yeter ki sen; sağlıklı ve mutlu ol. Annene babana ve büyüklerine, vatana ve millete, çevrendekilere ve kendine hayırlı bir birey olman için çabalamak bizim asli görevimiz. 

Seni seviyoruz! Biz büyüklerini bazen sana çok ama çok kızdığımızda, "böyle yaparsan seni sevmeyiz." sözünü söyleme gafletinde bulunduğumuzda yakalasan da, bunu asla unutma... İyi ki doğdun kuzum. Ve bugün bolca sorduğun üzere yine cevap veriyorum; 6 yaşına girdin kuzum, sağlıklı ve mutlu bir ömrün olsun inşallah... :) 

Sevgilerimle ve öpücüklerimle. Teyzen Didem...

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Üzgün, Çok Üzgünüm - 04.07.2017


Zor bir günün ardından yazıyorum, gecesi zor gündüzü zor; düşüncesi ve geçmişi zor bir günün ardından... Geçmişi dün, 04.07.2017; benim iyiler iyisi çok sevdiğim öğretmenlerimden birinin oğlu öldürüldü... Çok ama çok üzgünüm.


Bursa'nın Gemlik ilçesinde oturuyorum, bilen biliyor.. Dün akşam üzeri Adliye Sarayı önünde silahlı saldırı sonrası, biri Avukat biri polis 2 şehit verdik dün gece. Maalesef bu durumu akşam üzeri öğrendiğimizde, ciddiyetinin farkına varamamış ve başta tedaviye alındı dedikleri üzere iyi haberleri beklemek üzere interneti didik didik etmiştim.

Akşam duşa girdik, çıktık ve o elim haber geldi işte; babam en son bir telefonla konuşuyordu ve ona kiminle konuştuğunu sordum çıkar çıkmaz, ablamın aradığını ve Özgür'ün vurulduğunu söyledi anneme odaklanarak... Aklıma gelmedi başta, hangi Özgür dedim? Sonra babam söyledi ki, babamın arkadaşı olan Özgür'müş; benim Gülay hocamın oğlu Özgür...

Özgür abi, dün babamın bize haberi söylediği saatlerde tedavi altında idi. Kısmen tanımasam da babam çok sevdiğini söylerdi ve çok iyi olduğunu söylerdi. İnanırım da, Gülay hocam da eşi de dünyalar iyisi idi. Dün o olaylar dizini sonrasında, Özgür abiyi kaybettiğimiz gecede aklımda öncelikli olarak tek kişi vardı; annesi olan ve bizim 3. sınıfı okurken sınıf öğretmenimiz olan Gülay hoca...


Haberin en acı hali gece netleşti. Resmi açıklamada ağır yaralı denildiği söylenen polisimiz de, avukat Özgür Aksoy da hakkın rahmetine kavuşup şehit olmuşlar... 


Gemlik'in hali dumandı bugün. O anonsları her duyduğumuzda içimiz daha çok yandı, "ne olacak şimdi?" dedim sık sık. Keşke her şey bir anlık doğruları karartma üzerine yalan haber olsa diye dünden beri çok dua ettim. Avukat Özgür Aksoy gitti, polisimiz İdris Büyükdönmez gitti; ikisi de şehit oldu. Bu ülke için güzel işler başarmaya çalışan insanlardan yalnız ikisi idiler ve tüm Gemlik halkı yolculadı onları...

Yorgun hissediyorum kendimi ve içimiz sıkkın. Her olayın ardından çoğu zaman olduğu gibi; bu sabaha uyanmadan önce de benzer rüyalarımdan birini görüyordum oysa, uyanmak istemedim. Her şeyin kontrol amaçlı olarak söylendiğini ve bu ölüm haberlerinin yalan olduğunu gördüm rüyamda. Rüya olduğunu bilip hiçbirinden uyanamamak da acı idi. Gece boyunca, yastığımın altındaki telefonun çalıp, ablamın haberlerin yalan olduğunu söylemesini bekledim...

Ama olmadı, sabah bir kalktım ki her şey dünkü sıkıntıda. Anneme sabah kalktığımda şöyle sordum; "Anne telefon geldi mi? Özgür abiden haber var mı?" Annem içi yanarak, "Ne Özgür abisi kızım, bitti herşey maalesef." dediğinde daha da yorgun hissettim. Benim aklım öğretmenimde, anneminse yan yana çalıştığı öğretmen arkadaşı olan Gülay hocada idi...


Maalesef demek çok acı, elini kolunu sallayarak herkesin her hakkı kendinde görmesi de çok acı. Bir gün uyanıyorsun, işine gidiyor evinde çocuğunu ve karını bırakıyorsun ama dönemiyorsun. Bunu hissedip empati kurmak insancıl ve çok acı...

Öfkeliyim, bu düzenin düzensizliğine. İşini yapana saygısızlığa, kendini haklı görüp gerisi umursamayana ve yaşamayı bilemedikleri gibi yaşatmayı ve yaşayana saygı duymayı bilmeyenlere... Bu dünyanın adaletsizliğine yanıyorum, korku ile bakıyorum gözümün gördüğü düzensizliğe. Ve sonuna dek inandığım tek adalet varsa, o da öteki dünyanın adaleti diye düşünüyorum yine gün boyu. O dünyada adalet sarayı kurulduğunda, Özgür Aksoy ve İdris Büyükdönmez gibi işinde gücünde ve elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış kişileri öldürenleri bende hesap verirlerken görmek istiyorum...


Üzgünüm, size bu hisleri anlatmam gerekiyordu. Üzgün olan içimin düşüncelerini bilmeniz gerekiyordu. Dünya adaletsiz demekten yıldım inanın ki... Bir düzenin düzensizliğine baş kaldırıp onarmaya çalışanlar var, bir de düzeni düzensiz kılmaya çalışanlar. İkinci kesime öfke doluyum. Özgür Aksoy'u ve İdris Büyükdönmez'i öldürenler onlar çünkü... 

Başımız sağolsun, şehitlerimizin mekanı cennet olsun ve başta Gülay hocam olmak üzere tüm yakınlarına sabır olsun inşallah... 

Amin...

 #ÖzgürAksoy #İdrisBüyükdönmez Anısına... Sizleri de unutmayacağım, unutamam... Yattığınız yerde huzur bulun inşallah...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...