30 Kasım 2015 Pazartesi

2015 Sonbaharı Örgü Mahsullerim


Ekim ve Kasım, -2015'in bu iki ay'ı- en çok örgü mahsullerimi aldığım aylar oldu. Bir elin 5 parmağını geçecek kadar parmaksız eldiven, 1 adet "Didem Dilendi Battaniyesi" ve 1 adet saç bandı ördüm. Daha fazlasını da önümüzdeki aylara inşallah diyorum... :)


Ne zamandır bir parmaksız eldiven örme merakım gelmişti yine. Bir de elbette ki örgü örmeye yeniden dönme heyecanımla yazın bitmesini bekliyordum yine ne zamandır.Yaz bitti, örgü faslına giriştim bende işte. Hem de çok şükür hızla ve daha şevkle... Örgü örmek çok büyük bir terapi cidden ve aynı çekirdek gibi; bir el atınca bırakasım gelmiyor daha. Hem bir şeyler üretmenin hem de düşüncelerimi şekillendirmenin mutluluğuna eriştiriyor resmen...

En son parmaksız eldiven ördüğümde kendime örmüştüm ve birkaç sene öncesinde idi bu. Epey bilgisizdim bu konuda, yaptığım tek şey düz örgü örüp kenarlarını dikmekti baş parmak boşluğu bırakarak... Şimdi baş parmağı örmenin de yöntemini öğrendim ve yanıla yanıla nihayetinde dosdoğrusunu da yaptım pürüzlerimi de gidererek... Babama ördüğüm eldiven nihayet babamın elindeydi bu hafta. Örmesi benden, dikişi annemden. Ve fırsatı olamadığından, annem ancak 2 hafta içinde dikebildi. Babamın eldiveni normal olandan biraz büyük oldu, 3 şiş kullanmadan diğer parmaklara da yer yaptık annemle. Sonuç gördüğünüz gibi, kızının ördüğü eldivenden mutlu bir baba ve beğendiği için mutlu kızı ben olarak kayıtlara geçirdik bu güzel işi... :)

Parmaksız Eldiven yapımını öğrendiğim video ise burada...


Babama, kendime ve Meroma ördüm şimdilik parmaksız eldivenlerimi. İlk ördüğüm eldivenler, benim ve Mero'mun eldivenleri. Benim eldivenim yok bu yazıdaki resimlerde ama, üstteki eldiven ve 1 adet bandana Mero'mun eline ulaştı çok şükür geçen haftalarda. Beğenmesi benim için büyük bir mutluluk oldu yine. Üstelik ilk eldivenler olduğu için, hatalara sahip eldivenlerdi. Ama sözüm var ona; hatalarımı da buldum şükür, daha iyisini de yapacağım ve ulaştıracağım dostuma... :) 

Eldiven örmek, diğer örgüleri örmek kadar mutluluk verici. Ama Eldiven örmek daha da motive etti beni. Epey sipariş de aldım üstelik, "bize de yapar mısın" diyenlere, "derslerimi etkilemediği sürece yapmaya çalışacağımı" söyledim. Ufak çaplı bir işim oldu diyebilirim. Bu konuda elde edeceğim en büyük gelir, elime geçen ufak tefek miktarlarla bir şeyler yapabilmenin hazzı olacak benim için. Ve bu hazla başka şeylere de faydalı olabileceğim... El emeği göz nurum, örgü mahsullerim diyorum ben. Zira ördükçe mutlu oluyorum ve hasat toplamış kişiler gibi şen oluyorum. Feci takıldım, dersleri unuttuğum da olmuyor değildi yani bazen, ama bu aralar odaklıyım derslere de şükür...



"Ve Didem Dilendi Battaniyem"

Ekim ayında başlayıp, Kasım ayının ortasında bitirdiğim Didem Dilendi Battaniyem. Kendisi artan iplerden olduğu için, adı "hanım dilendi battaniyesi" olarak geçiyor. İki renk tek yumak ve birçok da artık iplerden oluştu battaniye. Ama ipleri isteyen ben olduğum için, battaniyenin adı da "Didem Dilendi Battaniyesi" oluverdi tabii ki.

Dikiş işlemi gerçekleşmediği için, son resimdeki gibi 5 şerit daha battaniye olmak için bekliyor şimdilik. Annemin müsait olduğu bir zaman, hangi ip ile nasıl birleştirileceğine karar verilince battaniye formunu alacak. Ben bacak boyuma göre yaptım, her sıra 6 renkten oluşuyor o sebeple. Ben çoğu rengin çapraz şekilde denk gelmeleri için uğraştım her sırada. Sonuç bence tam istediğim gibi olacak, birleşince göreceğiz nihayetinde de...

Nasıl yaptığıma gelirsek; 32 ilmek ile başladım her şeride ve düz örgü ördüm hep. 32 ilmek ile başladığım ilk rengi, çapraz uçları birbirine denk getirip üçgen halinde birleşene dek ördüm. Böyle olunca her köşesi eş bir kare elde etmiş oluyormuşuz, Saniye teyzem öğretmişti sağolsun... 32 ilmek ile başladığımda, her renkte 27 sıra ördüğüm zaman kenarları eşit bir kare oluşuyordu. Bu kareler oluştukça renk değiştirdim ve 6 renkli bir şerit olunca kestim.

Kimi zaman ipim bitti, aynı kalınlıkta ipim kalmadı ve bende sevgili Nurcan teyzem'den yeniden ip istedim. Yani epey isminin hakkını verdim battaniyemin. Annecim bu hafta birleştirir ise, fotoğrafını çekip battaniyemin bütün halini de buraya ekleyeceğim. Dilerim Didem Dilendi Battaniyemi bir an önce kullanmaya başlarız ailecek, dizlere şenlik olacak inşallah... :)

Örgü hallerimle geçen 2 ayda; 6 eldiven, 1 battaniye, 1 de saç bandı çıktı el emeğimden. Yapacağım birçok eldiven daha var sırada. Örgü örmek güzel de, zaman da çok çabuk geçmese sınavlarım için hazırlıklarımı da yetiştirebilsem diyorum. Yorumlarınızı bekliyorum ve ellerimizde örgülerle keyifli günler diliyorum. Sevgilerimle... :)


26 Kasım 2015 Perşembe

Gökyüzü Renkleri Eşliğinde Sohbet


Hafta başından itibaren, derse de elimdeki örgü işlerine de ağırlık verme çabalarıyla geçiyorum günlerimi. Bu yazı, Pazartesi'den kalan hava durumu ile bir yazı olsun dedim. Hafta başından beri havaların güzelliği karşısında, balkonda çalışıyorum derslerimi. Ve bu haftanın ilk yazısı da, bir haftayı daha haftasonuna götürürken geldi maalesef. Zira fırsat bulamaz oldum, derslerimden; malum ara sınavlarım yakın... :)

Elimde ya örgü var, ya da kalem bu aralar. Bu yoğunlukta yorulmayı geçtim, soğuk algınlığım ile uğraşıyorum bir de. Hafta başından itibaren öksürme krizlerim artıyor da artıyor. Anlık iyiyim, sonra öksürme krizlerim geliyor yine... Düne uyandığımız gece öksürük sebebiyetiyle uyuyamadım, 3 kötü rüya gördüm ve hepsi bilinçaltımın korkularımı bana karşı kullanmasından ibaretti. İnsan rahatsız uyuyunca, daha çok kötü rüya görüyor ve daha çok etkisinde kalıyor maalesef... Velhasıl düne rüyalarımın etkisiyle başladım, ama akşamına kadar da epey toparladım kendimi. Ve sonucunda da bu gece rahat bir uyku çekebildim, orta şiddette öksürüklerimin izin verdiği kadar tabii ki... Daha iyiyim şimdi ama, orta şiddette öksürüklerim sürüyor da sürüyor ara sıra...

Dersler nasıl gidiyor dersek; tam olarak hazır değilim daha, çalışmalarım sürüyor tüm hararetiyle. Ve kaldı bugünden itibaren 15 gün ara sınavlara.. Bazı günler hiç çalışmaya canımın olmadığı oldu bu hafta, beni en çok zorlayan da o günlerdi zaten. Nedense Sonbahar'da ders çalışmak beni çok zorluyor. İkbaharda çalışmaktan ise artı bir zevk bile duyuyorum. Sonbahar'da is bu zevk orta derecede. Yani 2. dönemde ders çalışmak genelde daha kolay benim için... Kısacası bu dönemi de hayırlısıyla atlatsak diye, kendi kendimden medet umuyorum yine; bir Güz dönemi öğrencisi olarak... :) 



Tüm bunlar olurken ve karmaşıklıklarımda, git gellerimle verimli ders çalışmaya uğraş verirken; şu üstteki güzel gökyüzü görüntüleriyle karşı karşıya kalıyordum, ta ki bugün yağmur damlaları toprakla buluşana dek. Odamda değil, balkonda çalışıyorum bu aralar. Sebebi ise, odamdaki çalışma masama istediğim gibi yayılamıyor ve ders çalışırken çok çabuk yoruluyor olmam. Ben çalışırken önüme tüm kaynaklarımı açmayı seven bir kızım ve -yaptığım çoğu işi olduğu gibi- ders çalışmayı da ciddiye almayı seviyorum. Her ne kadar, Sonbahar'da zorlanıyorum desem de, sanmayın ki berbat bir halde çalışıyorum; yayıla yayıla çalışarak, bu zorluğun da üstesinden gelme çabasındayım bu ara...

Ama beni zorlayan tüm bu Kasım ayının Sonbahar modunda olma durumum değil; tamam Kasım'ın getirdiği durgunlukla buralarda da değişim elbet ama, Aralık'a kavuşunca toparlanacağım yine inşallah... Beni asıl zorlayan; hafta başından bugüne kadar hakim olan renkleriyle bu hava karşısında ders çalışmak oldu.İçimde gökyüzüne kapılıp sadece yazmak vardı, hiç ders çalışmamak ve bol bol gökyüzüyle konuşmak. Konuştum da üstelik kaçırır mıyım, ama dalıp gitme tehlikesi ile karşı karşıyaydım düşünün işte. Balkonda bu tehlike ile karşı karşıya geçti günlerim, bugün yağmur yağana dek. Üstteki fotoğraflar, sadece Pazartesi'nin gökyüzünden halleri yani. Salı ve Çarşamba da buna karşı savaş verdim... :)


 Kasım bana bu ara duygusal şeyler anımsatıyor yine. Bir şeyler yapamamak, hayata yetişememek beni tamamiyle yoruyor bir de. Dünya genelinde var olan kötüye gidişat da beni sıkmıyor değil, kötü rüyalarımın ve korkularımın sebeplerinden bir kısmını bunlar içeriyor resmen... Ama Allah yardım etsin cümlemize de, dünyanın bu değişik yöne giren düzen bozukluğundan bir an önce kurtulalım inşallah...

Bu aralar kendimden halsizlik ile şikayetçi olsam da; örgüler tam hızıyla gidiyordu düne kadar, ufak çaplı işler aldım bile. Ama şimdilik bende... Yarın ya da sonraki gün, belgeleriyle beraber sizlerle olacak Sonbahar örgü mahsullerim. Hasat mevsimi gibi inanın, bol bol örgü ördüm 2-3 aydır. İyi yerlere gidiyor ve gidecek de inşallah... :)

Gel gelelim, yazamıyor oluşum bilhassa bu sebeplerimden ötürü sekteye uğradı işte. Hani bazen olur ya, dönemlik durgunluklar; benimki de derslerimin yoğunluğunun ve soğuk algınlıklarımın eseri idi işte. Olurum inşallah yarın yine burada, yeter ki şu yağmurlarla ölsün mikroplar ve uğramasın cümlemize hastalıklar.  Sevgiler... 

21 Kasım 2015 Cumartesi

Ek Tedavi Seanslarımız Bittikten Sonra Sağlık Durumum


Bu hafta başında, yıllık 60 seans ek tedavimizin sonuncusunu alıp senelik hakkımızı tamamlanmış bulunduk. Haftada 2 gün Yalova'da Uzay Terapi almaya da, -haftalık rehabilitasyonumdan aldığım 2 fizik tedaviye 2 ders daha eklenmiş halde- 4 ders almaya da fazlasıyla alışmıştım. Durgunluk yaşamadığımı söyleyemem bu hafta... Bir sürelik aradan sonra, yeniden başlayacağız inşallah. Zira geçen sene 23 Kasım'da başladığım tedavilerimi haftada 2 gün olmak üzere aldığımdan ötürü, ara ara da gitmediğimiz haftalarım da olduğundan, 1 seneye yaymış bulunduk. 1 senemiz doldu, ikinci senemiz de geldi bile bu sebepten. Bakalım bu ay'ın 23'ünden sonra ne olacak göreceğiz... :)


Bugün hafta başından beri değerlendirmeyi istediğim durumumu değerlendirme fırsatımı ele geçirmişken yazayım ve değerlendireyim istiyorum. Ara sınavlarım yaklaştığı için git gide, yazamaz oldum bu aralar günden güne... Üst fotoğrafta, yapmış olduğumuz çalışmaların görselleri var. Bu zamana kadar biriktirdiklerim... :)

1 sene boyunca gittiğim 60 seanslık tedavime bakıyorum da; ilk 30'luk tedavimde haftada 1 fizik 1 uzay terapi alıyordum. İkinci 30'umda, Uzay Terapi'mden daha çok fayda gördüğüm için haftada Yalova'ya gittiğim 2 günün ikisinde de uzay terapi almayı tercih ettik. Uzay terapi çalışmalarımız hakkında yazılarımı ise, bazen her hafta bazen de aralıklarla yazmayı sürdürüyordum. İlgili yazılarımı burada bulabilirsiniz. Durum buydu yani kısaca...

Başladığımda nasıldım, şimdi nasılım diye düşünüyorum; epey bir süredir. Bitmişken daha da iyi değerlendirebiliyorum kendimi. Aldığım Uzay Terapi'nin, elbette ki kendi hareketlerimi de yapıyor olmam ile beraber, faydasını baştan itibaren fazlasıyla gördüğümü söylemeliyim. Mesela, başladığım ilk zamanlar ayakta duramadığım kadar ayakta duruyorum şimdi ve direncim de gün geçtikçe arttı da durdu çok şükür. Henüz kendimi taşıyacak konumda olmadığından, yürüyemiyorum hala. Kaslarım yeterli dirençte değil yani. Ama direncimin epey arttığını görebiliyoruz ailecek... 

Uzay Terapi'de beraber çalıştığımız başta Ali abi ve Orhan abi'nin, bana faydaları çok dokundu. Sayelerinde yapmak istediklerim için önce korkularımı yenebilmemin gerektiğini deneyimleyebildim iyice. Tekrar başlamak için gün saymamak elimde değil yani, fazlasıyla yapabildiklerimi görmeye ve ilerleme katetmeye can atıyorum daha fazla... 

Yürüyebilirim gözüyle bakıyorduk başladığımda, ama önceki senelerde geçirdiğim ataklar hafif ataklar değildi. Çabaladığım ve çalıştığımız dahilinde, geldiğimiz noktada güzel bir ilerleme katettik çok şükür. Daha öncesindeki halimi görenler, şimdiki halimle değerlendirme yapınca ilerlemenin boyutu görülüyor zaten... Önce direnç, sonra ayağa dikilmek gibi bir algı oluştu beynimde bu süreçte iyice. Şimdilerde direncimi daha da arttırmak için hala çabalıyorum ve yapabildiğimi gördükçe daha da cesaretleniyorum günden güne... Direncimin biraz daha artması gereken bir olgu var ki; 2-3 hafta öncesinde de gücümün ve performansımın epey arttığını görmemize rağmen, yeterli değilmiş diyebiliyorum şimdi... Maşallah bana, demeden geçemeyeceğim bu arada... :)


(Fotoğraflarda tilt yatağı üzerinde ayakta durmak üzerine aldığımız yolu gözler önüne sermeye çalıştım. Gördüğüm tablodan fazlasıyla memnun olduğumu söylemeliyim.) =)


İnsan en güzel kendini yorumlar diye düşünüyorum, aldığımız yollara ve sağlığımın gidişatına bakılırsa; Şu zaman yürürüm gibi bir şey söyleyemiyorum hala. Ama eskisi kadar kaslarımın kasılıp kalmadığını düşünürsek bu bile bir şey bence... Sadece direncimin artması ile ve ayakta durabiliyor olmam ile kısıtlı kalmadı durumum tabi;

  • Yaptığımız denemelerde gücümü dengeleyebilir ve doğru kullanabilir hale geldiğimi gördük mesela.

  • Sonra direncim arttı dedi isem tek yönlü değil; korkularımı biraz aştım ve bence acıya daha dayanıklı hale geldim bazı noktalarda da.

  • Kaslarımı kullanma konusunda daha da bilgilendim. Hayatımın her anında olduğu gibi; değişik kas çalıştırma teknikleri öğrendim, bu sefer Orhan abi ve Ali abi'den... Her bilgi benim için çok değerli, bu konuda da emeklerine ve beni bilgilendirdiklerine teşekkür ederim...

  • Şimdilerde bacaklarımı daha aktif çalıştırıyorum, direncimi sağlamış olmamın faydasını görüyorum. Soğuklar geldikten sonra kaslarım soğuklardan fırsat bulabildikçe, yine yatakta da dönebiliyorum ve az da olsa aktifliğimi koruyabiliyorum... 



60 seans'lık ek tedavi hakkımı bitirdiğimiz zaman dilimi, biraz soğuklara denk geldi. Ben ister istemez birkaç haftadır biraz rahatsızım soğuklardan ötürü. Ama bu durumun geçici bir durum olduğunu biliyorum. Bir gidip bir geliyor şükür ki.. Biraz kol ağrılarım var, yer yer diz ağrılarım bir de. Ama genel itibariyle iyiyim.. Bunda haftalık aldığım Tamara ablam ile 2 ders Fizik Tedavi, Ali abi ve bazen de Orhan abi'nin desteğiyle aldığım 2 ders Uzay Terapi'nin faydası malum. Şimdi bir an önce yeniden başlayabilmeyi diliyorum Uzay Terapi'me. Çünkü ne kadar çok tedavi görürsem, o kadar iyi benim için...

Ve elbette bir dahaki uzay terapime de başlayana dek, hala haftada 4 seans tedavi görüyormuşcasına çalışmaya da devam edeceğim. Tamara ablam ile devam ediyoruz zaten, direncimi korumaya. Ve kendimce de yapabildiklerimin sınırını yavaş yavaş zorlamaya başladım bu arada.  İyiyim daha iyi olacağım. Hayat ne gösterecek, çalışıp çabalayıp elde edince göreceğiz.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle... :)

11 Kasım 2015 Çarşamba

Şiirlerle Hayat #14 - Ayrılık Ve Ataol Behramoğlu - Bu Aşk Burada Biter



Bu Aşk Burada Biter 

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Bir hatıradır şimdi dalgın dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Ataol Behramoğlu
Bir Gün Mutlaka (1965) 


Ataol Behramoğlu'nu lise'de okurken edebiyat öğretmenimiz sayesinde tanıdım ve o zamandan beri çok sevdiğim şairlerden biri oldu. Ve bu şiirini de sanırım ilk lisede iken okumuştum. O zamandan bu zamana 5 yıl geçti işte... Ve bu şiir, Haluk Levent'in bestelemesi ile de özdeşleşti benim için. Ataol Behramoğlu'nun kalemine, Haluk Levent'in de bestekarlığına sağlık...

Şiirin kendisinde de denildiği gibi; yitip giden aşkları anlattılar hep bizlere, küçüktük veya bu yaşlardaydık ne farkeder. Aşk denildiği zaman önce yitip giden aşklar dile getirilir, aşk çoğuna göre kavuşulamayınca aşktır. Ayrılıklar mutlaka var olacak yani hayatımızda... Haluk Levent'in Zor Aşk şarkısında da dediği gibi; en güzel aşk zor olanmış...

Ayrılığı konu etmiş bu şiirde gördüğüm şu ki; "zorla güzellik olmaz" olgusunu destekleyip, "aşk biter ve ben giderim" diyor şair... Ben lisede iken de arkadaşlarımda gördüğüm şu durum vardı, ayrılıklar kolay olmaz kimi zaman. Genç veya duygularını dorukta yaşıyorsan, daha da zordur genelde. Ama olması gereken budur, aşk bittiyse bitirilmelidir birliktelik bence de. Ve yaşanmalıdır ayrılık bile, "hakkıyla"...



Ayrılık demiştim değil mi? Bu konuda bir anım var, anlatmak istediğim; bu şiiri geçen hafta yine okurken ve üstüne de Haluk Levent'ten dinlerken aklıma gelen...

Ben ayrılığı buyur ettiğimde, üstteki resimde yazmış olduğum 4 şarkıyı dinlerdim hüznümü yaşar iken. Ve kapılır giderdim o ana, gerek ağlayarak gerek yazarak... O zamanlar, internet ve bilgisayarla tanıştığımız ilk yıllardı ve duygularımız daha yoğun ve daha da saftı. Daha yoğundu, çünkü sosyal medyaya bu kadar bağımlı değil idik...

İlk msn adreslerimizi aldığımız zamanlardı, severdik ama sevilmezdik genelde. Sevdiğimiz kişiden veya kişilerden her uzaklığımız, "ayrılık" demekti bizler için... O eski zamanlar daha teknolojiye bağlanmadığımız ve kontrolü sosyal medya aracılığıyla ele almadığımız zamanlardı. O zamanlarda Msn kullandı iseniz eğer, şimdi yürütülüyor özelliğini de biliyor olmanız lazım. Durumunuzun altında bulunan, Windows Media Player'da dinlediğiniz şarkıları gösteren bir özelliği vardı Msn programının... Ben o özeliği sık sık kullananlardandım, müziğim bilgisayar başında oldukça susmazdı çoğunlukla. Ne zaman hüzünlü olsam da, yukarıdaki müzikleri ard arda sıralayıp dinlerdim bir de... Dikkat çekmek istediğim kişiler için kullandığım bir özellik de oluyordu böyle anlarda bu özellik, itiraf etmem gerek... :) 

"Ayrılık da sevdaya dahil" derdik o zamanlar, yaşardık onu bile doyasıya. Ben onun hüznüne bile razı gelirdim daima. Sevginin varlığını tespit etmek zordur sonuçta, ama ya acının? Acının tespiti daha kolay daha mümkündür çünkü insana... Kavuştuğum biri olmadı hayatımda, hoşlandığım birinin de benden hoşlandığı olmadı. Ama her sevdiğimin uzaklığını ayrılık bildim. Ve ben bu ayrılık anlarımı dahi doyasıya yaşamayı hayat gayesi edindim. Ama doyasıya yaşayım derken de sapıtmamayı dileyerek kendimi an'a kaptırmamaya çalışanlardan oldum; yazarak, anarak ve o an'a yeterince kapılarak... O anlar bile yaşanılası diye düşünüyorum şimdilerde de, acı çektiğim içten içe üzüldüğüm anlar olarak yer ettilerse de hayatımda. Olmalı, yaşanmalılar onlar da...


Peki ya siz;

Ayrılık dediğiniz olguyu nasıl yaşarsınız? Hüznünüzü buyur edip anı yaşayıp kabullenerek mi?, Dağıtarak ve dağılarak mı? Yoksa yeni bir süreç olarak görmeye çalışarak mı? Ben; önce hüznümü buyur eder ve anı yaşayıp kabullenmeye çalışırım herşeyi. Sonra bakarım ki bu yeni süreçtir ve böyle görüp devam etmeliyim. İki kişi arasında veya bir tek kişinin duygularında olsun ya da olmasın, aşk her şeyiyle kabul edildiğinde güzel bir şey bana göre. 

Ötesinde de yaşadıkça diyebilmeli ki insan; Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim... Cebe revolver almaya gerek yok, yüreğimizdeki çocuğu daima yaşattıkça ve hayattaki varlığımızı kabul ettikçe... Kolay değil, hiçbir şey kolay değil bu hayatta, ama düşünmemiz gereken şey şu bence; "Bu hayatta hangi şey tam anlamıyla bizim ki, Ruhumuz ve yaşadığımız anlar haricinde?" 

Ayrılık da bize sunulan, kimi zaman iyi kimi zaman da kötü duygulardan biri değil mi? Ne olursa olsun buyur edebilmeyi bilmek gerek diye düşünüyorum bu yüzden bu konuda da, geçmişte yaşadığım tüm hüzünlere rağmen. Elbette hiç ciddi bir ilişkiye girip de, alışkanlığını bırakmış biri olarak konuşmuyorum burada. Ama sevdim, sevildim sandım ve bunun sonucunda ayrılık yaşadım bende. Gerçekti veya değildi... O zamandan bu zamana, ayrılığın bu şekilde olması gerektiğini daha da iyi kavradım... Böyle düşünüyorum ve hayatımda da hep böyle olmasını diliyorum. Bu zamana kadar, gerçek veya değil yaşadığım sevgi bağlarında da böyle olması için çabaladığımı söyleyebilirim... Başardım da çok şükür, Allahım bizi hep bunu başarabilenlerden kılsın inşallah...


Ve bu şiiri okuyunca tüm bunlar geliyordu işte aklıma; 

Ayrılık denince hissettiklerim,
Ayrılık konusunda kendim adına olmasını istediklerim,
Ayrılık da sevdaya dahil, dedikleri olguyu desteklediğim...
Ve ayrılık temalı şarkılarımız... :)


Bir Şiirlerle Hayat yazımın daha sonuna geldik. Ataol Behramoğlu'na saygılarımla ve sevgilerimle. Yanlış anlaşılma olmasın diye eklemek isterim yine; ben şiir yorumlamıyorum, sadece hissettiklerimi yazıyorum bu yazı dizimin altında. Sevgilerimle, bir sonraki Şiirlerle Hayat yazımda görüşmek üzere... :)

9 Kasım 2015 Pazartesi

Not Aldım Veya Not Ettim #23 - Ekim'e Dair (2015)


Bu yazı dizime ara vereli oldu epeydir farkındayım, geri dönüşüm ile yeniden hayatımdan not aldıklarıma dair olacak bu yazımda. Eskiden genelde Cuma veya Cumartesi günleri yazmaya çalışırdım bu yazı dizimin altında not aldıklarımı. Umarım bundan sonra eskisi gibi, haftalık yazmaya başlarım yeniden bu yazılarımı da...

Ekim ayına dair yazmak istedim bugün, zira bir süredir yazamıyorum ve giriş yapamamama, rutinleşmiş şekilde ders çalışmaya ve örgü örmeye odaklanmışlığım sebep oldu biraz. Ben de Ekim ayına dair neler not ettim ondan bahsetmek istedim bu sebeple... Başlamadan önce, mutlu haftalar olsun dilerim hepimize. :)


Daha önceki Not Aldım Veya Not Ettim yazılarımı buradan bulabilirsiniz...


Tek bir kitap okudum; Aşkın Gözyaşları... Ve kitaptan en sevdiğim soru-cevap'lardan birini belledim aklımda...



Henüz bitmedi bile Aşkın Gözyaşları, elime alamıyorum pek çünkü. Her fırsatımda kitap okuyorum hala. Ama genelde ya ders çalışıyorum ya da örüp de sahiplerine teslim etmek için heyecan duyduğum örgülerimle uğraşıyorum bu sıra. (Bu örgülerimden biri de bitirmek için uğraştığım Didem dilendi battaniyem ki; elimdeki örgülere dair yazdığım son yazılarımı burada ve burada bulabilirsiniz. :) )


Aşkın Gözyaşları kitabını okumayı çok bekledim, ama böyle nasip oldu demek ki. Dilerim bu hafta bu kitabım da bitecek ve beni bekleyen diğer kitaplarıma da geçeceğim... Bir alıntı yaptım ki kitaptan, kitaptan aldığım alıntılardan en güzeli benim için. Kitap hakkında bir şey demek istemiyorum, zira Mevlana ve Şems'in konuşmaları da olsa, her ikisini de seviyor da olsam; sohbetlerinde katılmadığım ve abartılı bulduğum noktalar da oldu bu kitaptan. Ben böyle olmadığına inanıyorum hala. Ve beğendim beğendim diyemiyorum da kitabı bitirmeden..


" -Sevenler ne için korku duyarlar ve ne için umut ederler Şems?

-Kalplerinin geçmiş günlerde elde ettiğini kaybetmekten korkarlar. Sonra her sevenin kalbinden ayrılmayan bir korku nedeniyle endişe ederler. Sevgilinin, onlara ihsan ettiği nimetlere gereğince şükretmeyip bu nimetlerden mahrum kılınmaktan korkarlar. Böylece korku onların kalbine iyice yerleşince ve nefisleri umutsuzluğa düşmeye başlayınca, Allah'ın rahmetinin genişliğini hatırlayarak ümitleri kuvvetlenir. Sevenlerin ümidi hakikate ulaşmak ve vesilelerle O'na yaklaşmaktır. "


 

Şems'in cevabından sonra, bir de Mevlana'nın güzel bir tanımı var; sevenler için bir tespiti daha doğrusu... Diyor ki;

“Yeryüzünde sevenlerden daha kötü durumda olan biri yoktur.
Arzunun tatlı lezzetini bulduğunda,
O aşığı ağlarken görürsün her an;
Ya iştiyakından yahut da ayrılık korkusundan…
Kavuştu mu, ayrılma korkusuyla ağlar,
Ondan uzak kaldı mı, şevkinden ağlar.
Evet, aşığın gözleri, sevgilisinden ayrıldığında da yaşla dolar,
Ona kavuştuğunda da.”

Yani Hz. Mevlana'ya göre durum budur, yeryüzünde sevenlerden daha kötü durumda olan biri yoktur. Doğrudur ya, öyle değil midir? Allah yardımcımız olsun her kimi seversek sevelim...


İzlediğim Filmlerden 2 Tanesini Not Ettim Kafamda; 
Aşk ve Gurur (Pride&Prudice) - Seninle Bir Ömür (The Longest Ride) 



Güzel güzel filmler izledim yine ama bu iki filme takıldım kaldım ben Ekim ayında. Birinin hikayesi beni hiç cezbetmedi, diğeri ise her karakterinin hikayesi ile beni sardı sarmaladı. Romantik Komedi filmlerini seven biriyim ben, ama hepsini de bilirim diyemeyeceğim...

Misal Aşk Ve Gurur; Kaç senedir karşıma çıkar, bayıldığını söyleyen izleyici yorumları ile karşılaşırdım. Ama izlemek daha yeni kısmet oldu. Bitirmekte o kadar zorlandım o kadar zorlandım ki, oysa oyuncularıyla hikayesiyle beğenebileceğimi düşünüyordum bende. Ama bana göre sınıfta kalan bir film oldu. Kraliyet bölgelerinin hikayelerini severim. Ama Aşk Ve Gurur beklentilerimi karşılayamadı ne yazık ki... İşleyişinde de hikaye açısından da zayıflıkları vardı bana göre. Bir daha izlemekten çekineceğim bir film oldu ne yazık ki...

Seninle Bir Ömür'e gelince; Aşkta yaşanan fedakarlıkları anlatan samimi bir hikayesi vardı. Alışılagelmiş hikayelerden biraz değişikti ve geçmişte yaşanmış ve bitmiş aşk ile geçen bir hayat hikayesini gün yüzüne çıkaran başrol oyuncularının oyunculukları çok güzeldi. Dedim ya, her karakterinin hikayesi sarıp sarmaladı beni. Özellikle de Oona Chaplin'in oyunculuğunu ve oynadığı karakteri çok sevdim ben... Aşkta fedakarlıklar yapılabilmeli diyor film, kendinden ödün vermeden ve karşıdan ödün vermesini de istemeden olmalı bu kimi zaman... Kabullenebilmeli hayatlar ve aşk yaşanabilmeli bir ömürü sığdırabilecek kadar... Ne yapayım seviyorum ben işte Romantik filmleri böyle. Entrika olmasın böyle bir zahmet izleyeceklerimde, yoruldum valla entrikalı Türk dizilerimizden... :) 


Koray Avcı-Sen

Ekim ayında ilk defa dinleyip de sevdiğim şarkılardan biri oldu Koray Avcı'nın Sen şarkısı... Sizin de dinlemenizi isterim...




"Sevdanın özü, düşlerin gözü, yarının sözü, umudun yolu, kavganın seli", bunları "sen" diye tabir ettiği yarine söylüyor bu şarkısında Koray Avcı; bu hoşuma gitti ve yüreğime dokundu. "Ah canım benim" diye tatlı tatlı sevmek güzel, böyle sevmeyi ve sevilmeyi hakediyoruz bizler aslında. Bazı dizilerde şunu görmekten rahatsız oluyorum; bir çift birbirlerini sever, ama bir erkek veya kız gelir çiftteki karşı cinsine vurulur ve o aşıkları ayırmak için elinden geleni yapar. Rahatsız oluyorum şu mesajın izleyiciye verilmesine; seviyorsan git ve al. Kimi seviyor, kime değer veriyor aldırma. Sen seviyorsan o da seni sevmeli... 

Bu durum ters psikoloji ile enjekte ediliyor tabii ki izleyiciye. Kötüler sonunda çoğunlukla mutsuz olsa bile, çoğu dizilerde mutlu son yapılıp esas sevenler de kavuşturuluyor elbet. Ama bunlar olana kadar izleyiciye kan kusturuluyor resmen... Türk dizilerimiz maalesef hep bunun üzerine, izleyici hep bu klasik keşmekeşi izlesin dursun. İşi ne? Bana göre sevgi böyle bir şey değil ve dilerim hayatımın hiçbir anında böyle biri olmam... Allahım böylelerinden etmesin bizleri dilerim... Neyse dinleyin bu söylediklerimden sonra Koray Avcı'yı siz, adam ne güzel anlatıyor sevgiyi; kalpten, derinden...


Not Aldım veya Not Ettim demişken, böyleydi işte Ekim ayında belirgin şekilde not ettiklerim... Artık yeniden Cuma veya Cumartesi günlerinde bu yazı dizim altında olabilmeyi diliyorum kendime. Yorgundum, yazabilmek için yeniden dinlenmeye ihtiyacım vardı kendimce. Anlatacağım, hayatımdan ve gözlemlediklerimden olmak üzere birçok şey birikti. Umarım yazarak anlatabilmek mümkün olur. Sevgilerimle...

1 Kasım 2015 Pazar

Pazar Yazısı - #23 - Bir Seçim Pazarı Daha


7 Haziran 2015 tarihli seçim günümüzden sonra, 1 Kasım 2015'de tarihe geçecek bir seçim günü oldu. Beklenen gün nihayet geldi ve dualar edildi, şimdi seçim sonuçlarını yavaş yavaş alacağımız akşamdayız. Önce halkımız sonra da vatanımız adına, hayırlı bir sonuç çıksın diliyorum. Biten bu Pazar akşamının sonunda mutlulukla bitirelim günü ve güzel günlere götürecek bir yönetim alsın ülkemizi ele inşallah...

Bu Pazar bizim de elbet gündemimiz seçim idi. Demokrasi ile yönetilen bir vatanda yaşamak demek, onun demokratik süreçlerine katılmayı da layığıyla yerine getirmek demektir her zaman. Bu demokratik yaşam hakkımız adına, oy verdik bizlerde bugün; üstteki resimde Türk bayrağımızın asılı olduğu ortaokulda...



Ve bugünün resimleri olan 3 fotoğraf; hem güzel anılar yaşattı bize hem de bugünü ölümsüzleştirdi işte. Arabamızı park ettiğimiz sitenin içinde "İzindeyiz" yazılı bir Atatürk bayrağı vardı. Oyumuzu vermeye gitmeden önce dikkatimi çekti ve fotoğrafladım, oyumuzu verip arabamızın yanına geldikten sonra da annem ve babamı fotoğrafladım... Ben tesadüflere fazla inanmam, hayat birçok işaret ile doludur çoğu zaman bence. Haklıyı haksızı ayırt etmek için büyük çabalar sarf etmiş atam ve onun yanında savaşmış atalarımız ve dedelerimiz; bunlar da tesadüf değildi mesela... 

Vatanımızı atalarımızla beraber kuran, cehaletle, kadına yapılan haksızlıklarla ve zulme uğratılan kişilerin yanında duran ve millet olmak için tüm ömrünü harcamış olan kişilerden biri idi bizim büyük önderimiz. Ve onun önderliğinde Kurtuluş Savaşında ve daha birçok cephede savaşan tüm milletimiz... İlerlememiz için bir işaretin simgeleriydiler, ruhları şad ve mekanları cennet olsun...

Okul ortamında da aile ortamında da Atatürk'ümüzün izinde sevdim bu vatanı ve milletimizi, cefakar ve fedakar olabilmenin yollarını açtıkları için... Ve biz bu Cumhuriyet kurulmadan öncesinden beri, gerilemeyi değil ilerlemeyi hak ediyoruz hala. Ve dilerim ki bu ilerleme için, hakkıyla görevini yerine getirecek bir hükümet kurulur seçim sonuçlarından sonra. İzinde olduğumuz şeyler, hak hukuk ve insanlık adına olsun. Ben ve ailem bunu diliyoruz. Bu akşam mutlu bitsin ve yeniden güzel günlere erişelim; acılarla ve korkularla geçen 5 ayın ardından, yeniden korkusuz ve hür olarak... Bu sefer son olsun.

Annem, babam, yani ailem ve kendim adına sevgilerimizi sunarım. Hepimiz için önce insan, önce hak ve hukukla adil yaşam diyebilecek ve sözünü tutabilecek bir hükümet diliyorum... Hakkımızda hayırlısı olsun inşallah... :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...