31 Mart 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #43


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Dikkat; bu haftaki yazı bol Kağan Efe'nin resimlerini içermektedir... :)) 



Haftaya bu güzel çiçekler ile başladık. Baharın ilk çiçekleri bunlar. :) Kimden dersiniz? Yeğenim Kağan'dan. Dünya tatlısı, bilinçli olarak toplamış olup olmadığını bilmiyoruz tabii. Ama neyin ne olduğunun gayet farkında. Bu yeğenimden aldığım ve yeğenimin topladığı ilk çiçek. :) Nice güzel çiçekler toplasın daha kuzum inşallah. Söylemeden edemem, bu benim babam veya bir kurum harici bir erkekten aldığım ilk çiçek. :) Erkeklerin en güzelinden :))


Dedim ya bu haftaki Fotoğraflarla 1 Hafta yazım Kağan içermekte diye. Yeri gelmişken; bu resim Kağan'ın hafta içinde bir gün durduğunda çekildi tarafımdan. Efendim fazlaca huysuz ve fazlaca yaramazız bu aralar. :) Babaannesigil burada iken 2 ay boyunca huy değiştirmeler ve anne-babaya bu huy değiştirmeler sonucu fazla düşmeler meydana gelmiş. 1-2 yaş sendromu da yaşanması mümkünmüş bu yaşlarda. Ama Kağan'ın huysuzluğu yer değiştirmekten ve anne-babadan ayrılmaktan ötürü gibi...

Neler yapılması gerektiğine baktım netten yine bol bol bu hafta. Bu yaşlarda sert davranmak veya kızar tonlarda disiplin vermeye çalışmalar işe yaramayacağı gibi, kalıcı hasarlar oluşturabilirmiş. Ki zaten böyle bir büyüme şeklini biz kabul etmiyoruz. Ama nasıl yaramaz bir görseniz, anlatamam. Durmak istediği yok, huysuzluğu bol... Umarım bu süreci güzelce atlatabiliriz. Gerekirse Pedagog ile de görüşeceğiz, kararımız o yönde. Kağan ile beraber, çocuk büyütmek hem güzel hem de zormuş diyorum sık sık. Onun her ağlayışı, huysuzluğu, uykularından ağlayarak uyanmaları bizim içinde acı dolu oluyor. Allahım cümlemize kolaylık versin.. :)

Sormak istiyorum, siz çocuk büyütürken böyle şeyler yaşadınız mı, neler yaptınız? Yorumlarda paylaşırsanız memnun olurum... :)


Bu hafta derslere devam ettim Kağan'ı Cuma gününden ablamlar gelip almışken. :) Birçok işimi hallettim. Evde çocuk varken zor oluyor birçok şeyi halletmek; ders çalışmak, hobilerinle ilgilenmek, kitabını okumak vs... :) Cumartesi akşamına kadar çoğu işimi hallettim, Kağan henüz anne-babası ile iken. :) Ve Cumartesi akşamına da ne zamandır yeniden dönüş yapmak istediğim örgüye dönüş yaptım.

 Ben örgü örmeyi çok seviyorum, hobilerimden biri kendisi. Hem rahatlatıyor, hem eğlendiriyor, hem de kollarımı çalıştırıyor... Resim dünden. Boyunluk olacak resimdeki örgü. :) Ben örgüyü annannemden öğrenmiştim. Sanırım ilköğretimde falandım o zaman. Bu yaşıma kadar düzgün örgü örememiş olabilirim, ama bu sefer fena değilim gibi. İlmek atmayı unutmamışım, örgü örmem daha düzgün ve şişme veya sarkma yapmıyor. :) Görülene göre sizce nasıl? Örgümle güzel bir boyunluk çıkartabilir miyim? :)


Ve Kağan'ımı dün anne-babam gitti aldı evinden yine. :) Gelişleri yine zor olmuş efendim. Anne-babadan ayrılmak gittikçe zorlaşıyor, anne-babayı bildiğinden beri. Ağlamaları çok uzun sürüyor... :) Aklı erse anlatmaya çalıştıklarımızı anlasa kuzum daha kolay desem de, anne-babadan ayrılmak küçük yaştaki tüm çocuklar için zor. Olacak artık bunlar, kuzumun ağlamalarına dayanmaya çalışacağız artık... :) Maşallah kuzuma, daha iyi gibi aslında... :)


Böyle bitti bir hafta daha işte. Baya hararetli geçen bir haftaydı. Her gün acaba bugün ne haberler var gündemde diye uyandım... Ve dün beklenen o gün geldi, Türkiye belediyelerini seçti. Hakkımızda ve milletimizin geleceğinde hayırlısı olsun inşallah diyorum. Dün bol stresli bir akşamdı. Umarım milletimiz için hiçbir korktuğumuz gelmez başımıza... Ülkemiz güzel, aydınlık, yasaksız özgür günleri hakediyor. Umarım Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız bundan sonrası için daha kucaklayıcı, daha yasakları kaldırıcı olur. Yasaklar değil istediğimiz, özgürce yaşayabilmek... Dün yaşanan stres dolu ortamlardan, seçimlerin tamamının gecenin bir yarısında hala devam etmesinden sonra, ancak böyle avutabiliyoruz kendimizi... 

Sevgilerimle, mutlu haftalar... 

Pazar Yazısı - #2 - Engellenmek


İlk Pazar yazımı burada bulabilirsiniz... :) Ben bu yazı altında, iz bırakan veya güzel vakit geçirdiğim Pazar'larımdan bahsediyorum...


Beklenilen gün geldi; bugün Pazar günüydü ve beklenilen seçim günüydü. Türkiye belediye başkanlarını seçti. Ve hayli çekişmeli bir akşam devam etmekte hala, şu an hala seçim sonuçları açıklanmakta. :) Kısacası diyeceğim yine şu; hakkımızda hayırlısı, ancak ortalıkta dolanan her yeni iddialar çok büyük bir karmaşanın göstergesi bence.

Bu bir Pazar yazısı, her ne kadar saat itibariyle Pazartesi'ye giriş yapmış olsakta. (Bilgisayar kendi saatini otomatik olarak ayarladı. Ama saat kaç cidden bilmiyorum pek) Bugünden bahsetmek istiyorum size, zira annem babam ve benim için yine değişik bir gün oldu bugün.


*Bu resim, Google Görsellerden alınmıştır.

Bu Pazar, Seçim Pazarıydı...

Bahsedeceğim şeye giriş yapmadan önce, zannedilmesin ki engelli oluşumdan dolayı şikayetçiyim. Ben aksine engelimden dolayı bana gösterilen veya gösterilemeyen hassasiyeti görme veya görememe açısından mutluyum, bu böyle bilinsin öncelikle...

Bugün yine önümüze bir engel çıktı. Ülkemde engelliler olarak bizlerin önüne konulan engeller bitmiyor ne yazık ki. Söylemeye devam edeceğim bunları, çünkü susmak hiçbir çözüme kavuşturamayacak bizleri... Oy vereceğim okula gittik bugün. Saat 3.30-4.00 civarıydı saat. Önünden de arkasından da dolaştık oy vereceğim okulun. Ancak görünen şuydu ki, ne bir engelli rampası ne de düz bir giriş söz konusuydu. Annemler öncelikle nasıl girebileceğime bakmak için, önden bir bakmaya gittiler.

Sonuç değişmedi elbette. Okulun bahçesine girişinde 6-7 merdiven bulunmaktaydı. O merdivenlerin biraz üstüne düz giriş mümkünmüş gibi bir sürgülü otopark kapısı gibi bir kapı konulmuş. (Anlatabilmiş olmayı umuyorum, fotoğraf çekemedim. Zira nasıl yapacağımızı düşünmekten, sonra da oy verme çabamızdan ötürü fırsat bulamadım. Anlatmaya devam... )

Annemler okulun kapısının önüne kadar arabayı çekmeden önce arabaya gelip bana soru sordular; "Oy vermek istiyor musun?" Buna cevabım hayır olamazdı, en demokratik hakkımı kullanmak istiyordum. Bunu benim Referandum ile beraber 3. oy kullanışımdı. "Kullanmak istiyorum. Bir oy, bir oydur." dedim. Peki dediler, plastik yol ayırıcıların üstünden arabanın altına sürttürerek kapının önüne geçtik. Düşünün ki; kapının önü de çevrilmiş halde. Sadece tekerlekli sandalyemle gidecek olsam, giriş yapabilmemin imkanı yoktu...


Neyse kıssadan hisseye gelirsek; 

Ben bugün o okula babamın sırtında girdim. Bir kez daha engellendim yani. Oy vereceğim sandığın bulunduğu oda hemen girişteydi. Ancak okula girmek için; dışarıda bir kaldırım, okula girmeden de 3 merdiven çıkmak zorunda kaldım. (Ekliyorum tekrar: babamın sırtında) Okula girdikten sonra, sandalyeye oturtuldum. Sandalyeyle odaya taşındım, paravanın içindeki masanın önüne oturuldum, oyumu verdikten sonra da babamın sırtında geri çıktım dışarı...

Devletim beni ve bizim gibileri görmüyor efendim. Bunu söylemek için ant içmiş gibiyim, artık susmak istemiyorum. Ve bunu konuştuğum için rahatsızlık duyuyor olmak bile canımı sıkıyor şu an. Ben ülkem adına utandım, devletim adına utandım. Ben oraya kendi tekerlekli sandalyemde oturarak girmeyi ve daha çok oyumu verdiğime gururlanmayı isterdim. Bu bana daha iyi hissettirirdi, ne gerek vardı canımın acımasına demek istemezdim...

İşte böyle okurlarım. Can sıkıcı şeyler yazmak istemezdim buraya. Ama bilmeniz gerektiğini düşünüyorum, bu konuda konuşmak gereğinde görüyorum kendimi. Her zaman dediğim gibi; ben bu konuları konuşmaktan vazgeçmeyeceğim. Bu benim hayatım, hayatımdan bir parça... Ve ne yazık ki bir ilk değil... Devletin ÖMSS (Özürlü Memur Seçme Sınavı) sınavına da 3.katta girdim ben ne yazık ki, ve yine babamın sırtında...

Allah iyiliğimizi versin hepimizin. Bana engelli rampalı bir oy verme yerini çok gören devletime, ülkeme, daha ne diyebilirim ki... Herşey için hakkımızda hayırlısı olsun. Sandıkların çoğu açıldı, durum şimdiden belli gibi. Umarım güzel şeyler olur ülkemde, ne diyebilirim ki daha...

Bir Pazar'ı ve bir haftayı daha bitirdik. Mutlu günler ve mutlu haftalar diliyorum hepimize... :)

29 Mart 2014 Cumartesi

Not Aldım Veya Not Ettim - #10 - Hakkımızda Hayırlısı


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)

Not Aldım Veya Not Ettim yazı dizimde, okuduğum şehrin plakasını simgeleyen sayıya gelmiş olmaktan dolayı mutluluk duyuyorum. :) Ah Balıkesir'in güzelim Sındırgı'sı, Sındırgı'mız... :)

Bu hafta çook garip geçen bir hafta oldu, en iyisi geçelim notlarımıza... :))


İlk Çiçek... :)


İlk çiçeğimi aldım bu hafta Kağan'ımdan... Bu benim bir erkekten aldığım ilk çiçekti, babamdan değildi veya bir kurumdan tebrik için falan değildi. Kağan'ımdan bizeydi. :) Maşallah kuzuma gittikçe büyüyor ve hayatın farkına varıyor. Belki tamamen bilinçli bir şey değildi yaptığı. Ama yaptığının güzel birşey olduğunun farkındaydı, maşallah kuzumuza... Nice güzel çiçekler toplasın kuzum bize, daha nice çiçekler versin elimize inşallah... :)

Youtube da Kapandı



1 hafta önce Twitter'ın Türkiye üzerinden erişime kapatılmasından sonra, Youtube'da kapandı bu hafta içinde. Ülkem olarak garip haller içindeyiz bu aralar. Sözde demokrasi diyorum ben bu duruma, çünkü demokrasi hiçbir şekilde özgürlüğün kısıtlamasına bahane kabul etmemesi gereken bir rejim türüdür. Hakkımızda hayırlısı olsun diyorum hep. Her gün sabah uyandığımda da, bugün ne haberler var acaba diye merakla interneti açıyorum. :) 

Gelelim resimde neden gaz lambası olduğuna; öncelikle resim alıntı, zaten üst kısımda nereden alındığı belli oluyor. Twitter'a veya Youtube'a ulaşmak biz Türk Milleti için zor olmadı elbette. Türk milleti çalışkandır ve sorunlara çözüm bulmakta ustadır efendim. :) Ancak normal yollardan internete girebilme özgürlüğümüzün olması gerekirken, başka yollarla internete girebilmeye çalışmak özgürlüğümüzün kısıtlanması demektir.

Bende şu düşüncedeyim artık; yarın için Facebook da kapanabilir diyorlar. Madem teker teker internet siteleri kapanmaya başladı, toptan elektriği kesip gaz lambasına geçelim. :) Doğrusu ben nostaljiyi pek çok severim. Mum ışığında oturmaya da bayılırım. :) Polyanna olmak lazım böyle durumlarda. Hakkımızı savunmak ama sakin olmak... :) (Seçim mitinglerini izleye izleye, sanki bende seçmenlerime konuşuyormuş gibi hissettim bir an (: )


My Mad Fat Diary

My Mad Fat Diary'den bahsettiğimi hatırlıyorum, geçmiş yazılarda. 2. Sezon'un son bölümü bu hafta yayınlandı, alt yazısı ile beraber... :) Şimdi izleyen var mıdır bu yazıyı okuyanlar arasında bilemiyorum ama, 3. sezon gelecek mi ne zaman gelecek bilen var mı? :)

2. Sezon için yorumuma gelecek olursak; ben çok beğendim yine doğrusu. Bu diziye yorumumu yaparken şunu demek istiyorum; başarıya giden yollardan bahseden kitap ve filmlerden çok hoşlanıyorum. Bu beni motive ediyor, hele ki tutunmak için çabaladığım hayallerim için...

Mesela The Carrie Diaress da böyle bir dizi. Ve One Tree Hill de böyle bir diziydi... :) Hayalleri için uğraşan kişilere gıpta ediyorum. Çünkü bu hayata gelme amacımızı bulmaya çalışarak yaşarken, vademiz dolana kadar da bir veya birçok hayalin peşinde koşanlar olarak şanslıyız. Birkaçı bu hayatta neye tutunabileceğini bulamıyor, birkaçımız da amacımızı belirleyip peşinden koşuyoruz. Amacıma ulaşmak için çaba gösterenlerdenim, kimsenin canını acıtmadan... :)


Haftanın Müziği dersek;

Ellie Boulding'in Burn şarkısı, bu hafta en çok dinlediğim şarkı oldu. :) Ellie Boulding'in Goodness Gracious şarkısını geçen haftalarda dinlemiştim bir müzik kanalında ve çok beğenmiştim. Sonra yine aynı müzik programında 4-5 gün önce Burn şarkısı da çıkınca, "bu şarkıyı duymuştum ama nerede?" diye sordum kendime. :) Sonrası her aklıma geldikçe dinlemek oldu bu haftaki işim. :) 

Sizde benim gibi, ülkemizin karmaşık durumlarında, hoşunuza giden bir parçayı birçok kez dinleyerek kafanızı dinlendiren tiplerden misiniz bu aralar (Birçok sıkıntınızda yaptığınız gibi) ? Merhaba benden sizlere de... :) Burn şarkısı hepimize gelsin... :)

*Youtube videosunu paylaşmıyorum, siz bir başka video sitesinden veya youtube üzerinden dinleyin olur mu? :) 

Ve Yarın İçin Sözlerim; 

Yarın yazabilirsem yine yazma düşüncem var ama, ben yine de yazamazsam diye; yarın ülkem için sorunsuz adaletli bir seçim olsun inşallah. Yarın belediye başkanlarımızı ve muhtarlıklarımızı temsil edeceklerimizi seçeceğiz. Türkiye Belediyelerini seçiyor yani kısacası. Ülkemiz adına hayırlısı neyse o olsun inşallah. Umarım Allahım bizlere iyiliğimiz için hayırlısı neyse onu nasip etsin. :) 

Ülkemizi umursayalım; bir oy, bir oydur. Sandığa gidelim, oyumuzu verelim. Ülkeyi ben mi kurtaracağım demeyin, ülkeyi sizden bizden başka kimse kurtaramaz... :) Allah cümlemizin iyiliğini versin inşallah... Sevgilerimle... :)

28 Mart 2014 Cuma

Dünün Ardından


Dün Bu Ülkede Yaşamak Çok Zor demiştim, ve akşamına yine yazarım demiştim. Ama kısmet olmadı, yazamadım. Bugünlerde Ttnet sağolsun, internet epey yavaş. Diğer günlere nazaran bugün daha iyi olan internet hızıyla yazabiliyorum ama bu bile feci yani. Neyse buradayım işte yine... :)

Gelelim düne; dün sabah rehabilitasyondan aramışlar, günümüzü karmaşıklaştırmışlardı. Rehabilitasyonlara gelen parmak izi uygulaması gittiğim rehabilitasyonda yeni uygulamaya geçiyormuş rehabilitasyonumuzda. Gidip parmak izi vermem gerekiyormuş, oysa ki ben Haziran 2013'den beri evde fizik tedavi alıyorum. Kara kara düşünüp durmuştuk, nasıl gider derslerden önce parmak izi verebilirim diye. Zira, bir tek ben verebiliyormuşum sözde, uygulama böyleymiş efendim... :/

Dünkü yazımda bunları anlatmıştım. Bugünkü yazımda da bu yazıdan sonra neler olduğunu, durumu nasıl hallettiğimizi yazıyorum sizlere...


Yazıyı yazdıktan sonra rehabilitasyonunun servisini beklerken, uygulamanın geçen sene ilk başlanan yerlerinden biri olan Akhisar belediyesinde, bedensel engelli düzeyinde olan kişilerin ayağına kadar gidip parmak izi alındığını okudum. Olması gereken buydu diye düşünüyorduk böyle bir yönetmelik çıktığından beri. Ancak sabahtan gelecekleri saate kadar, benim gitmemin gerekliliğinde ısrarcı oldu rehabilitasyonum. İtiraz ettiysek de, yapılacak birşey yok denildi bize...

Akhisar'daki rehabilitasyonun haberini okuduktan sonra tekrar aradık rehabilitasyonumu, saat 3'ü 15 falan geçiyordu. Annemin bu durumu anlatmasının da üzerine birazdan bizi arayacaklarını, Ram (Rehabilitasyon Araştırma Merkezi)'a benim gibilerin bir yakınının parmak izi uygulamasını gerçekleştirebilip gerçekleştiremeyeceklerini sorguladıklarını söylediler. Dediğim gibi, bunlar olurken saat 3'ü geçiyordu. Sabahtan beri; bundan sonra nasıl rehabilitasyona gidebiliriz, ders öncesinde ve sonrasında sırtta indirilip çıkartmalar nasıl olur? Eski halime getirebilir, yine ataklar geçirtebilir mi bu durumlar? Düşünceleri arasında geçti...

Söyleyince belki basit görünüyordur bunların hepsi. Ama sağlık öyle birşey ki, bu hayattaki birçok şeyin tadı tuzu. Bir gitti mi geri geleceği veya gelmeyeceği muamma. Her ne kadar umudunuza ve çabanıza bağlı diye düşünse de bazısı, inanmayı ve umudu elbetteki kesmemeyi gerektirse de...

Ne diyordum; tüm bunlardan sonra bir telefon geldi nihayetinde, 5 dakikaya oradayız 2-3 kişi kişinin yerine parmak izi uygulaması yapılabiliyormuş denildi. Sadece sizi alacağız denildi anneme... İster istemez düşündüm ki, biz ya da bir başkası söylemese bunlar düşünülmeyecek miydi ki? Bir işin içinde olmak, sevsen de sevmesen de hassasiyet göstermeyi gerektirmez mi, hele ki bu durum sağlıksa?

Bu ülkede yaşamak gerçekten zor bazen. 

Düşünülmeyi beklemek saçma değil bence. Hassasiyet duyulmalı böyle işlerde. Ve yapıcı olmalı korumalar, yapıcı olmalı yeni uygulamalar... Yeni gelen bu uygulamaya göre, annem gidip avuç içinin izini verdi. Beklenen parmak izi uygulaması, avuç içi uygulamasıymış meğer. Ne yazık ki hastanelerde uygulanan bu uygulamanın kişilik haklarına aykırı olduğu gerekçesi ile kaldırılmasından sonra, rehabilitasyonlarda uygulanıyor olması bana çok tezat geldi.

Aklımız sorularla dolu olsa da, yapılabilecek bir şeyimiz yok maalesef. Çünkü yeni uygulamaya göre avuç izini basmayan kişi tedavi alamayacakmış... Annemin söylediğine göre, bu uygulamanın tam gidişatı da önümüzdeki haftayla belirlenecekmiş. Göreceğiz ne olacağını...

Şimdi gelirsek son duruma; annem her ders öncesi avuç içi basmaya gidecek rehabilitasyona. Fizyoterapistimi bizim eve bıraktıktan sonra, annemi alıp rehabilitasyona götürecekler avuç içi basmaya... Biz çok değişik bir ülkeyiz aslında. Okuduğuma göre başka ülkelerde fizik tedavi görmeyen kişileri özellikle evine kadar gelip ikna edilirken, ben bizim birçok yerimizde fizik tedavi almayan veya alamayan kişiler olduğunu biliyorum; yanlış doktor, bilgisizlik, imkanın olmayışı ve birçok neden daha...


Ne diyeceğimi bilemiyorum artık. Ülkemin bu kötü durumlarının bir an önce toparlanabilmesini umuyorum sadece. Allahım izin verirse, bu gibi durumlar hakkında elimden geleni yapmayı istiyorum doğrusu. Ülke olarak daha iyi durumlarda olmayı hakediyoruz bence. Sadece olandan daha fazlasını isteyerek başlayabiliriz. Devlet bizim için var, tek değil birlik oldukça çözümlenebilir sorunlarımız... Daha iyi günlere gidebilmeyi diliyorum Türkiye'm için...

Sevgilerimle... :)

*Bu yazıdaki resim internetten alıntıdır. 

27 Mart 2014 Perşembe

Bu Ülkede Yaşamak Çok Zor...


Bugün için aslında başka yazılar vardı aklımda. Ama sabah bir telefon geldi, fizik tedavi aldığım rehabilitasyondan. Sonrasında evdeki bütün sinir dengeleri ve moraller alt-üst oldu.


Haziran 2013'de kötüleşen durumumla beraber, Haziran'dan beri Rehabilitasyona tedavi için gitmiyorum. Rehabilitasyondan Fizyoterapistim evimize geliyor, tedavim bitince de servis gelip geri götürüyor... Durum böyleyken, artık bu durumun böyle olamayacağını öğrendik bugün. Susmak istemedim, çünkü içimden sorgulayıp duruyorum yine bugün; Bu ülkede yaşamak neden bu kadar zor?


Devletin getirdiği yeni yönetmeliğe göre; tedavi alan kişiler parmak izi basarak giriş yapacak rehabilitasyona. Ve parmak izi basmayanın da ders alma hakkı kesilecek. Bu bana öyle geliyor ki, engellilere işi kolaylaştırmak değil zorlaştırmak.

Sanırım taşınabilir bir alet yok ki, bugün bizi saat 3'te gelip alacaklarını parmak izi okutacaklarını söylediler. Orta yol bulamıyoruz ne yazık ki. Ve kol kaslarımın harap durumda olduğunu düşünürsek, bu demek oluyor ki; haftada 2 gün sırtta merdiven indirilip, aldığım fizik tedavi sonra rahatlamış kaslarıma daha da ağrı çektirerek geri sırtta eve çıkacağım. Ve bu da demek oluyor ki; büyük ihtimalle Haziran'daki halime geri döneceğim...

Kollarım bir süredir kötü yine, nefesim de bir açılıyor bir daralıyor. Şimdi kara kara nasıl yapacağımızı düşünüyorum. 2 seçenek var önümde; ya fizik tedaviyi yani rehabilitasyondan fizik tedavi almayı bırakacağım güç bela bir fizyoterapist tutacağız, ya da bu eziyeti annem ve babam dahilinde tüm aile yaşayacağız... Üzmekten korkuyorum, üzülmekten değil. Hazirandaki durumum gibi, tek bir parmak kasımda bile güç olmadığı zamana geri dönmek istemiyorum. Ama bu ağrıların üzerine gidilirse, kötü olacağımı hissediyorum...

Eğer Ailede bir hasta varsa, ve o ailenin bağları kuvvetli ise; ailenin tümü hastadır, hasta olan kişi ile beraber. Haziran 2013'de de gördüm ben bunu yeniden. Hastaneye her gidişimde, doktorun önüne her çıkışımızda veya bir yerim ağrıdığında; vücudum bir tek bana ait değil hayatım boyunca, ailemle beraber hepimizin...

Üst paragrafta yazdığım şey, bir zorunluluk veya konuşulmuş bir şey değil. Yazdığım, yaşadığım ve gördüğüm bir şey. Aynı şekilde ailemde kimin canı yansa onun kadar benim de canım acır. Aile olmak bunu gerektirir. Ve biliyorum ki, bu durumda olan birçok engelli var ülkemde. Dayatılmışlıklar sebebiyle veya önyargılar ve yadırgamalar sebebiyle, dışarı çıkamayan tedavisini alamayan veya birçok lafa söze maruz kalan. Ve şimdi bir kez daha düşünün, bizlere neden ENGELLİ deniliyor?

Derslere gidememe dahilinde, eğitimi kesecek olmak, telafilerimizi alamayacak olmak üzücü. Eğitim kolaylaştırıcı olmalı, sevdirebilme hayatı ve dünyayı. Umut verebilmeli... Oysa umudumuz böyle engellemelerle kesiliyor işte bizim bazen. Ama umut etmeye devam edeceğim yine de. Savaşmaya devam edeceğim. Ama bir gün engelli olmak kavramını önümüze çıkan engeller dahilinde kullanmamayı diliyorum.

Devletimize tek sözüm, sırt çevirmeyin bize kucak açın. Rehabilitasyonlara gidemeyen bir sürü engelli bulabilirim Türkiye'de size. Çözüm bulun dertlerimize. Parmak iziyse, kolaylaştırıcı olsun. İmza ise imza, yüz tanıma ise yüz tanıma. Ama her engelli bir durumda değil. Her engelli rehabilitasyona veya dışarıya kolaylıkla çıkamıyor. Dilerim ilerleyen vakitlerde bunlar da göz önüne alınır...


İzninizle şimdi gidiyorum ben, birazdan gelir servis. Beni okuduğunuz için teşekkür ederim. Sizlerle paylaşmak istedim bugün bunu da. Anlaşılabilmeyi diliyorum. Burası benim, yaşamımı kayda aldığım bir diğer defterim. Korkularım, üzüldüklerim, sevindiklerim ile dolduruyorum. Hayatımızla dolduruyoruz blogları. Yazmak benim ikinci dünyam, onu kaybetmemeyi diliyorum...

Yazarım yine akşama inşallah. Ve bugün korktuğum gibi geçmez inşallah. Sevgilerimle... :)

25 Mart 2014 Salı

Not Aldım Veya Not Ettim - #9 - Aldırma Bazılarına


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)

Geçtiğimiz haftanın Not Aldım Veya Not Ettim yazısı bu. Yoğun geçen bir haftasonu dolayısıyla ve geçtiğimiz hafta Kağan'ın huysuzluğu ve ateşli halleri dolayısıyla Not Aldım yazısını yetiştiremedim. Bugüne kaldı bu yazı... :) Bugün daha iyiyiz çok şükür, ama huysuzluğumuz var doğrusu hala biraz... Geçelim geçtiğimiz hafta aldığım notlarıma... :)


Kağan'ımın bana ve anneme dün dışarıdan dedesi ile toplayıp getirdiği ilk çiçekle başlayayım dedim. Maşallah kuzuma, nice güzel çiçekler toplar getirir daha bize inşallah. :) Bu çiçek benden hepinize gelsin... :)


-Büyük Konuşmak

Ablam ben kendimi bildim bileli çoğunlukla türkü dinlerdi. Beni türkü dinlemeye de, ders çalışırken müzik dinleme alışkanlığımı kazanmama da ablam vesile oldu. O evlenip gittikten sonra evden, bir süre türkü dinlemedim. Onun dinlediği türden türkü yani... Daha çok özgün müzik tarzı veya karadeniz ve ege gibi yöresel türkü dinlemiştim... Ama bir zaman sonra onun dinlediği müzikleri özlediğimi de farkettim. Çünkü en güzel öğütlerimden bazılarını da türkülerden aldığımı biliyorum bu yaşıma kadar. Ailemden, ve ablamın dinlediği türkülerden... Doğrusu ailem iyi öğüt verir... :)

Kasetçalarımız bozulana kadar, bizim evde kaset dinleme devri geçmedi. Hala uygun bir fiyata kasetçalar bulabilsem ikimize de ayrı ayrı alacağım... Ablamın da benim de kasetlerimiz ayrıydı, hala saklarız. Fırsat buldum mu ben dinlerdim, diğer türlü de ablam dinlerdi kasetçalarda kendi kasetlerini. Ve Orhan Hakalmaz çok sevdiği türkücülerdendi ablamın... Bir şarkısı vardı Orhan Hakalmaz'ın Sevilir şarkısı. Şöyle bir öğüt var şarkının kendisinde; Büyük Lokma Ye, Büyük Söz Söyleme... :)

Ben bu yaşıma kadar büyük laf söylememeye gayret ettiysem de, çoğu zaman asla dediğim şeyler başıma geldi maalesef. Bu hafta yine "olmaz" dediğim birşey için korkarken buldum kendimi. "Asla" diyip de yanılmaktan korkuyorum bu sıralar yani. :) Allahım büyük konuşmaktan geri koysun ağzımızı diliyorum... :) Not almak istedim bunu, bitecek bu büyük konuştuklarıma rastlama işim inşallah. Umarım başka büyük konuştuğuma daha rastlamam hayatımda...


-Benden Bir Öneri; Elinden Geleni Yapma Konusu...

Aklıma şöyle birşey geldi bu hafta yine. Neyi yapmaya kalkıştıysam, birileri tarafından şu laflara maruz kalmaktan kaçamadım. "Elinden geleni yapma, daha fazlasını yap!" Bu öğüt değil, resmen eziyet eder şekilde baskı altına almak. Heves kırmak, motivasyonu sıfıra indirmek bence... Şu sözleri not aldım bu konu hakkında bu hafta, içimden geldiğince;

"Elimden geleni yaparım dersin, "elinden gelenin fazlasını yap" derler. Elimden gelenin en iyisini yapacağım dersin, "elinden gelenin daha da fazlasını yap" derler. Hep fazla söylerler, hep çok isterler. Ama hiç ne kadar yapabilirsin diye sormazlar. Veya hiç elinden geleni beğenmez, "ve yapacağına inanıyorum" demez bazıları... 

Umursama kimsenin dediğini, ne istediğine bak sen. Başkalarının dediği sözler, hayatının hatası olmasın. Boşver; senin emeğin hemen amacına ulaşmasın. Gün gelir başarısızlığından cesaret alıp başarılarının doruğuna kendin çıkarsın, hakkını vererek yanında duranlarla..."

Bu sözüm, sizin başarınızı istemediğinizi hissettikleriniz için geçerli. Anne-baba, dost, can diyebileceğiniz kişiler, sizden her zaman en çoğunu istemez. Sizi hep yapabileceğine inanmaya iter ve yanınızda olduğunuzu belirtmeyi tercih eder. Çünkü asıl istediğiniz böyle cesaretlendirilmektir. Fayda uğruna kendinizi tüketmek başarıya çıkarmaz her zaman, kendine güven ve başarmayı çok istemek önemlidir hayatta... :)

(Benden inciler kısmı olsun bu da dedim. Hissettiklerim bunlar, bana göre doğrular bunlar)


-Fotoğraf Saklama Düzeni

Merak ediyorum; hayatınızı ölümsüzleştirmeyi amaçladığınız ve sevdiğinizle güzel bir anı kareledikten çok sonra bile bir daha elinizi attığınızda çabuk ulaşabilmeyi amaçladığınız fotoğrafları, nasıl ve nerede saklıyorsunuz? Neye önem veriyorsunuz mesela? Ay ay mı? Veya günlük mü? Özel günleri senelik bir albüm içerisinde aylık dosya içinde mi saklıyorsunuz yoksa benim gibi?

Ben fotoğrafları saklama düzenime önem veriyorum, çünkü fotoğraf çekmeyi sevdiğim kadar onlara ara ara bakmayı da seviyorum. Bu sanırım günümüzün fotoğraf çekmeyi sevenlerinin küçük bir sorunu. Fotoğrafı çekmem ile bitmiyor benim için her şey yani, birçoğu gibi. Bir zamanlar Arkadaşlarımla, Ailemle diye ayırdığımı biliyorum fotoğraflarımı. Ama sonradan bu durumdan vazgeçip, senelik saklama düzenimi korumaya başladım.

Şimdi zaman zaman ay ay, zaman zaman da bir gün içinde çekilmiş fotoğrafları klasörleyip saklıyorum. Buraya not ediyorum, çünkü sizin de yorumlarınızı almayı istiyorum bu konuda. Bir fikir edinip, aradığım fotoğrafa daha çabuk ulaşabilmeyi istiyorum. Bildiğim bu konuda bir program yok, ama hiçbir fotoğrafımız kaybolmasın istiyorum.

Not edeceğim şey bu konu hakkında aslında şu; Teknolojinin fotoğraf çıkartma kültürünü bitirmeye yönelik hareketini sevmiyorum. Kağan'ın sayılı çıkartılmış fotoğrafı var mesela, bu durum benim için iyi birşey değil. :) Siz de benim gibi düşünüyorsunuz değil mi? Kim elinde fotoğrafının olmasını ve kitap arasına ailenizle veya bir dostunuzla çekindiğiniz fotoğrafı koyarak kitap okumayı sevmez. (Bana göre böyle tabi) Bir de albüm bakmanın tadı, ayrıdır benim için. Sizin için de böyle değil mi? :)


-Haftanın Şarkısı

Bu haftanın şarkısına gelince, ben bu sıralar feci şekilde yine Gökhan Türkmen'e takılmış durumdayım. Benim için Gökhan Türkmen her müziği güzel olan şarkıcılardan. :) Yeni bir albüm veya şarkı hazırlığında sanırım, takip ettiğim kadarıyla. Ama şimdilik son olarak Çatı Katı parçası çıktı, tam benim fikrimi anlatıyor aslında bu şarkı. :)

"Yarın hatrımı sorsan ne olur, bugün hevesimi kırdın bir kere. Gitme dememle kalsan ne olur, gönlün çoktan yola çıkmış bir kere!" Madem öyle sizi bu şarkıyla baş başa bırakıyorum. :)

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sevgimle ve sağlıcakla kalın... :)


24 Mart 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #42


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Bakalım geçtiğimiz hafta nasıl geçmiş? :)



Haftaya derslerden giriş yapayım dedim. Çalışmalar güzel geçiyor geçmesine ama, Kağan'ım varken eskisi kadar fırsat bulamıyorum. Hep bir oyun oynama zamanına hazırlıklı olmam lazım... :) Ne yapalım, öyle böyle ders çalışmalarımın güzel geçmesi için uğraşıyorum. :) Verimli bir hafta oldu bu hafta dersler açısından ama...


Kağan'ımın saçları kestirdiler annemle babam yine bu hafta. Ablamla eniştem gözünün önüne geliyor diye garip ve yamuk kesimde bulunmuşlar, Kağan durmadığı için. (Sol taraftaki resimde görüldüğü gibi)

Sağ tarafta son kesimin resimleri var. Ben ilk gördüğümde alman çocuklarına benzettim, ablamda "kasket takmış gibi" dedi. :) Ama hepimiz beğendik saçlarının bu halini de kuzumun. Ben sadece arkalarının kıvır kıvır hallerinin gitmesine üzüldüm. Ama yine uzar zaten en kısa zamanda. :) 


İnatla uyumamalarının birinin sonucunda, benim kollarımda uyudu yine bu  hafta Kağan'ım. :) Hayatım Kağan oldu, sırf ondan bahsediyorum gibi görünüyor belki. Ama hayatımın ciddi anlamda monotonluğundan ötürü de diyebilirim bu durum için. Ama doğrusu bu monotonluğu seviyorum, şikayetçi olduğum yok. Hem omzumda böyle bir melek uyurken, ne diye şikayet edeyim... :) Maşallah kuzumla bize...


Cumartesi günü Annemin dayısının oğlunun nişan töreni vardı. Tabii tüm akrabalar ordaydı, bizde resimdeki kuzenim Gizem ile bizdeydik. :) Nişanda değildik ama onun kadar hareketli geçti akşamımız bizim de. :) Epey güldük eğlendik, tabii Gizem ertesi günkü ygs sınavı için bazı konu başlıklarına baktıktan sonra. :) Dün de sınav mağduru olarak girdi sınava cancağızım. Hem iyi hem kötüydü demiş. Ama güzel geçmiş sınavı. Umarım emeğinin karşılığını alır.   


Dedim ya Cumartesi akşamı çok iyiydi diye. Resimdeki diğer şahıs da arkadaşımın kardeşi. Sınav mağduru ile sınav öncesi fotoğraf çekindik beraber. Bu da Sınav Öncesi Selfie'si oldu yani. :) 

Gizem'le her biraraya geldiğimizde ayrı eğleniyoruz zaten, Selin'le de öyle. Ama geçen Cumartesi akşamı da bir alem akşamdı. Nice nice böyle güzel anlara olsun inşallah... :)

Cumartesi akşamının bitiminde de annemlerin eve gelmesi ile muhabbetimiz başka boyuta taşındı tabii. Nişan'da kim ne giyinmiş, nişan nasıl olmuş sordum da sordum. Gizem'i yolladıktan sonrasında, benim nişan hakkında sorularım arttı. Annemlerin ve ablamların anlattığına göre; nişan epey hareketli geçmiş ve neredeyse herkes siyah giyinmiş. Ablamların da gelmesi ile ev iyice şenlendi yani Cumartesi akşamı.  Ve dün sabaha uyanmak zor oldu biraz bizim için. :) 



Dün İnegölde idik öğlenden sonra. Eğer bir yere çıkmayacak olsaydık, yapmak istediğim şey dün sabah çekmiş olduğum üstteki fotoğraftaki Kağan gibi ayaklarımı uzatıp oturmak olacaktı işim. Ama çoğunlukla yaptığım oturmak olduğundan, dışarıya çıkmış olmakta iyi geldi tabi.. :) Haftanın son günü yorucu oldu bir de. Bugünkü bu yazımın gecikmesinin de böyle bir sebebi var işte. :)


Geçtiğimiz hafta epey bir sakinlikle yoğunluk arasında geçti yani. Kağan yer değiştirmesi itibarıyla biraz huysuz. Anne-babaya da 2 ay boyunca her gün görmeye alıştığı için, onları arıyor çoğunlukla. Dün epey ağladı, ablamları evlerine bırakıp bize doğru gelirken arabada. Ama genel olarak baktığımızda, daha iyi olacak zamanla diyebilirim. Sadece diş sıkıntımız var işte. Bu aralar yine gecelerimiz sıkıntılı geçiyor, umarım çabuk atlatırız bunları da... :)

Okuduğunuz için teşekkür ederim, mutlu haftalar... :)

21 Mart 2014 Cuma

Şiirlerle Hayat #8 - Olsan da bir Olmasan da


Şiirlerle Hayat yazı dizimin 8. yazısının şiiri; Nurullah Genç'in Olsan da bir Olmasan da adlı şiiri... 

Önceki Şiirlerle Hayat yazılarımı burada bulabilirsiniz... Bu yazı dizisi sanırım aylık oldu. Umarım beğeniyorsunuzdur, İyi okumalar... :)





 OLSAN DA BİR OLMASAN DA

Artık görünmüyor mevsimde hüzün
Bulutlar bir garip rüyaya dalmış
Ufukta güneşi ağlatan yüzün
Bir mülteci gibi tenhada kalmış
Toprak yandı gülüm; çeşmeler zehir
Şimdi bilsen de bir, bilmesen de bir.

                                           Kaç kere çağırdım seni öteden
                                           turnalar uçurdum gittiğin yere
                                           Bin parça eyledin kalbimi neden
                                           ruhum bir başına düştü göklere
                                           bana tebessümle bakıyor kabir
                                           şimdi gülsen de bir, gülmesen de bir.

Derdimin yangını sardı gölgeni
bir mahkûm kanıyla aktı izlerin
deniz ölesiye severken seni
neden gemileri yaktı gözlerin
yıkıldı yolunu bekleyen şehir
şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir.

                                           Yağmurun inceden yağdığı yerde
                                           açan gül acıyı damıtır solar
                                           ağustos böceği düşünce derde
                                           içine kuşların sevdası dolar
                                           ölü bir mahzene gömüldü kibir
                                           artık sevsen de bir, sevmesen de bir.

Çatladı en kavi yerinden tohum 
kıvılcım düşürdü sulara gonca
her akşam ölümü koklayan ruhum
seni de kuşanır hakan olunca
bu yerde bilinir destan-ı kebir
şimdi kalsan da bir, kalmasan da bir.

                                           Zaman ki, ardımda pervane şimdi
                                           mekân defineler döktü yoluma
                                           fırtınadan umut bekleyen kimdi
                                           söyle, deniz neden gömüldü kuma
                                           zindan çöktü gülüm; kırıldı zincir
                                           benim olsan da bir, olmasan da bir

NURULLAH GENÇ

Bazıları gelmez, bilmez, sevmez veyahut sevmesini bilmez. Diyor ya Nurullah Genç; Yıkıldı yolunu bekleyen şehir, şimdi gelsen de bir gelmesen de bir... İşte aynen öyle yapar bazıları. Yokluğuna alıştırır önce ve sonra da gelme tutturur canı sıkılınca. Nurullah Genç'in okumayı çok sevdiğim bir şiiridir bu. Bir yokluğun eseridir bence bu şiir, ne de güzeldir. Yüreğine ve kalemine sağlık Nurullah Genç'in...

Hepimizin yeri geldiğinde hayatına hükmeder böyleleri. İstediği zaman gelir, bazen gider, ama sıkılınca yine gelir... Nurullah Genç'in bu şiiri bence bu türden kişileri anlatıyor. Varla yok arası insanları...

Kimi, kalbi katılaştırır böyle. Varlıkla yokluğu birleştirmek alışmaya eş değerdir çünkü. Hayatta herkesin gideceği ihtimaline alışırsınız böyle birşeyle karşılaşınca mesela. İyidir de hazırlıklı olmak aslında, ama bir bakıma da hayatı hesaplı yaşamaya başladınız mı sıkıntı doğar o noktada.

"Hiç gitmeyeceğim." cümlesini en çok söyleyen sanırım bunun büyüsüne yani atraksiyon içeren yanına kapılıyor zamanla. Ben böyle düşündüm en azından gördüğüm kadarıyla. Evet birilerinin okurken, "neler söylüyor bu?" dediğini duyar gibiyim. Ben şiiri okuyunca bunları anladım işte. Ve bu sözler yer yer gözlemlediğim, yer yer de gidişlere tanık olduğumdan dolaylı döküldü yazıya. Zor güven kazanan ve bir çırpıda sildiği gibi daha sonra yeniden o güveni kazanacağına inananlar; çok ama çok yanılırlar ve çok kaybederlermiş...

Ne güzel söylemiş şiirin son kısımda;
Zaman ki, ardımda pervane şimdi.
Mekân defineler döktü yoluma.
Fırtınadan umut bekleyen kimdi?
Söyle, deniz neden gömüldü kuma?
Zindan çöktü gülüm; kırıldı zincir.
Benim olsan da bir, olmasan da bir

Vazgeçiyor Nurullah Genç bence bu şiirde; beklemekten umut etmekten vazgeçiyor birine karşı. Böyle hissettim son okuduğumda. Çünkü çok beklemek insanı bazen, hayallerle mutlu olmaya itiyor iyiden iyiye. Ve insan şöyle hissediyor; 

"Bir daha gelirse hayallerimdeki kadar mutlu olamam... Ki hayaller benim. Ve ben istemeden gitmez onlar. Yalan söylemez, kaçmaz, hayal de olsa doğruları söyler. Gidecekse doğruları konuşur, öyle gider. Gerçek olmasa da hayallerimizin içinde konuşulan herşey dosdoğrudur."

Ve bitirmeden söyleyeceğim tek şey, çok sevdiğim bir cümle olacak; "Hiçbir gerçek, bir yalan kadar incitemez." (Yalan hakkında bilmem kaçıncı değinişim oldu bu. Ayrı bir el de atsam mı bir ara?)

Beni okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle. :)

*Bu yazıdaki resim geçmiş zamanda internetten almış olduğum bir resim. Bu resmin sahibinin ellerine sağlık...

18 Mart 2014 Salı

Unutmamak, Unutturmamak...


Bazı şeyler unutulmamalı, mesela bu vatan kolay kazanılmadı. Onca askerin, onca yiğidin, onca annenin, teyzenin, ninenin kanları var bu topraklarda; hem de hiç ayrım yapılmaksızın... Bugün 18 Mart 2014. Ve bundan 99 yıl önce 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferimiz gerçekleşti; Birleşik Donanma Çanakkale Boğazı'nda ağır hasar gördü ve geri çekildi. Ve bugün, tarihin en büyük zaferlerinden biri olarak tarihe geçti. Adına Çanakkale Destanı denildi...


Çanakkale Zaferimizin 99. Yılı kutlu olsun. Unutmamak ve unutturmamak dileğimle, sizlere atalarımızın o zamanlarda yemek programlarını paylaşmak istedim. Çünkü bu hem Allaha şükretmek, hem de onlara teşekkür etmek için bir sürü sebeplerden yalnızca biri...

Başta Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Tüm Çanakkale şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun inşallah.

Amin...

Çanakkale'ye ilk gittiğimde sanırım 12 yaşında falandım. Ve şu dizeleri feribottan Eceabata doğru giderken tepede görünce içim cız etmişti. Hala gördüğümde gururlanır ve hüzünlenirim;

Dur Yolcu;
Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Ve devamı şöyle;

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir...


*Resim, Google Görsellerden alıntıdır.

17 Mart 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #41 - #Maşallah


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Bakalım geçtiğimiz hafta nasıl geçmiş? :)

Geldik Fotoğraflarla 1 Haftam yazı bölümümüzün 41. yazısına. 41 kere maşallah o zaman. =)


Geçtiğimiz haftaya Ders Çalışma Programımı yaparak başladım efendim. Öncelik elbetteki, kaç hafta ve gün kaldığıydı vizelere. Vize sınavlarıma geçen hafta bugün 5 hafta kalmıştı, yani 39 gün. Bu hafta da kaldı 4 hafta, yani 32 gün... :) 

Bu sefer daha da iyi hazırlıklı olacağım inşallah... Çalışmalarım iyi ve düzenli bir şekilde devam ediyor. Umarım bu hafta derslerim ve birçok istediğim nokta açısından verimli geçer diyorum... :)



"Sorgulanmayan hayat, yaşanmaya değmez..." çok sevdiğim bir söz. Bazı noktalarda susulması için uğraşanlara gitsin özellikle bu söz. Bu hafta çok olay oldu ülkemde. Ve bu hafta kaybettiğimiz Berkin Elvan, Burak Karamanoğlu ve şehit polisimiz Ahmet Küçüktağ'a Allahtan rahmet diliyorum, sevenlerine ve tüm ülkem olarak başımız sağolsun...


Sonunda duvar kitaplığım takıldı bu hafta. Odamın şekli de değişti duvar kitaplığıma göre tabii. Ve bu hafta ilk defa dekorasyon yazısı yazdım bloğumda, dekorasyona meraklıyım aslında ama bu bir ilk. Okumak isterseniz buraya bakabilirsiniz. Umarım beğenirsiniz, devamı gelecek muhtemelen... :)


Puzzle'ım ile aramıza mesafe girmişti. Bir süredir uğraşmaz olmuştum. Bu hafta Kağan gelmeden önceki gün elimde idi Cuma akşamı puzzle parçalarım. Renkleri ayırayım dedim en azından. Büyük de yol katettim. Ve farkettim ki, çok söz söyleyebilirim Puzzle parçaları hakkında. Herşeye benzetebilmek mümkün puzzle parçalarını... :) 

Ve Cumartesi günü nihayet geldi kuzum, kavuştuk birbirimize. Selfie fotoğraf bile çekindik. Bu bizim en güzel Selfie'miz oldu. =) Yazısını da yazdım bu haftasonu, okumak isterseniz o da burada... :)


Pazar pozu bu da, Kağan Efe'min... Bu Pazar'a erken başladık, Kağan bey erken kalkınca. Ama böyle uyanıp da karşılıklı masa başında oturmayı özlemişim kuzumla. :) Maşallah kuzuma... Onunla ilgili herşeyi özlemek ile meşgulum azıcık ayrılışlarımızda bile. Sanırım bundan sonra böyle... :) 

2 ay'ı doldu Kağan'ın babaannesigilin, döndü kuzum annanne-dedesinin evine. :) Yeniden beraberiz, bir tek anne-babadan haftaiçi ayrı kalacak olması kötü yine... 


Bu resimde dünden, geçtiğimiz haftanın Pazar gününden yani. Bu resmi ben çizdim diyebilmeyi isterdim ama diyemiyorum. Resim yeteneğim sıfırdır benim.. :) Fotoğraftaki resmi çizen babam, çizdiği yer ise Kağan'ın oyuncak yazı tahtası. Şaka gibi değil mi? Ben daha kağıtlarda veya başka yerlerde, Çöp Adam'dan, klasik ev veya çiçek yapımından öteye geçemedim... :)

Ben resim çizme konusunda, ne anneme, ne babama ne de ablama çekmişim. Bazen şekil çizmekte bile zorlanırken ben (çünkü yamuk oluyor genelde çizimlerim, özenirsem güzelleştirebiliyorum ama), Ailem resim konusunda çok çok iyiler. :) Ben şekil çizmekte dahi zorlanayım, babam portre çizsin... Hem de bu enişten bile dedi bana. Benzemiş de doğrusu... Helal olsun, Ellerine sağlık babamın. :) Ve hırs yaptım bundan sonra kendimi bu alanda geliştirmeyi düşünüyorum iyiden iyiye... Arada kağıtla uğraşırken, boş boş karalamam en azından. :)

Şaşkınım ben bu konuda, insan azıcık mı yetenek kapmaz de mi canım? Kendi resim çizme yeteneğimin de kötü olduğunu kendi başıma dile getirmiş ve yeterince kendimi kötülemişken, bitirebilirim bu yazımı da. Ama güzel çizmiş de mi babam ya? :)

Mutlu haftalar olsun bu hafta cümlemize. Sevgilerimle... :)

16 Mart 2014 Pazar

Not Aldım Veya Not Ettim - #8 - Umut Hep Var


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)


Bir hafta daha bitti, ve haftanın notları ile buradayım. :) Bu hafta hareketli geçen bir haftaydı, özellikle de ülkemiz için... Gezi parkı'nda yaralanan bir gencimiz daha öldü bu hafta. Fazla bir şey demeyeceğim ama çocuklarımız ölmesin istiyorum. Kimse öldürülmesin istiyorum ülkemizde ve tüm dünyada... Bu konuda bu hafta yazdığım yazıları okumak isterseniz burada ve burada bulabilirsiniz...


Bu haftanın notları, geçtiğimiz haftaki kadar çok değil. Hafta biraz olumsuz başladı bu hafta. Ama olumlu bitti, şükür... Şimdiden yeni hafta için güzel bir hafta olsun diliyorum. :)


-Kök Hücre'de umut veren bir gelişme var; :)



İlk notum, bu akşamki haberlerden aldığımız mutlu bir haber hakkında. :) Kök Hücre'de umut veren bir gelişme var. Kök Hücre nedir diye soranlara, kök hücre sağlıklı hücreler oluşturarak henüz tedavisi olmayan hastalıklara tedavi bulma amaçlı çalışılan bir tedavi yöntemi. Henüz Kas Erimesi vb hastalıklar için tam olarak kesin tedavi yöntemi oluşturulamadı. Ancak birçok hastalığa tedavi yöntemi olmuş bir tedavi yöntemi... :)

Bir süredir haberlerini alıyorduk yine. Kontrol olduğum Hacettepe Üniversite'sindeki bu konuda uzman profesör, insanlar üzerinde tedavinin denenmeye başladığını söylemişti bir yazısında. Ancak 1 kişide dahi iyi sonuç vermese, yenilenmesi gerektiğinden yenilenmişti diye biliyorum...

Bugünkü haberde şöyle dedi Prof. Dr. Erdal Karaöz (Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü); "Kök Hücre tedavisi Kas Erimesi hastalarında uygulanmaya başlandı. Çok kişi üzerinde uygulanıyor. Hemen kalkıp yürüme sağlanmadı ise de, çok olumlu sonuçlar alıyoruz. En geç 10 sene sonra tedavi olarak kullanacağımızı düşünüyoruz." :)

Kök Hücre gelişiyor, ve umudumuz böyle haberlerle, hiç azalmadığı halde, daha da çoğalıyor... :) Umarım cümlemiz için allahım güzel ve hayırlı haberlerle tedavimizi verir diyorum. Benimle beraber tüm tedavi bekleyen hastalara acil şifalar diliyorum. Allahım büyüktür, umudumuzu yitirmek yok... :)


-Haftanın Sözü, Cemalnur Sargut'tan;

Bu hafta Gülben Ergen'de Cemalnur Sargut konuktu yine. Bazı bazı sohbete alıyor Gülben Ergen programına, sohbetini, duruşunu ve düşüncelerini sevdiğim bir tasavvuf araştırmacısı ve yazar kendisi. :) Not olsun, kitaplarını okumayı istediğim yazarlardan biri... :)

Bu haftaki programda dedi ki, birinin telefonu üzerine; Ayet-i Kerime der ki; "Sana affetmek yaraşır. Ama anlayışsızsa yüzünü çevir." Aslında hayatımda zorunda kalmadıkça kimseye yüzümü çevirmedim. Ama birkaç kişi var böyle. Kendimi kötü hissediyordum bu konuda. Her ne kadar kırılmış da olsam, acaba doğru mu yaptım diyordum yine de... Ama evet anlayışsızdılar bu zamana kadar yüzümü çevirdiğim kimseler. Cemalnur Sargut'un söylediği bu sözü duyunca, içimdeki "Kırgındım ve bir yol katedemiyorduk böyle." diyen yanım tekrar ağır bastı... 

Bazen doğrusunu yaptığınızı bilseniz de, onay gibi değilse de doğrulanmak doğru olanı duymak istersiniz... İçimi karartmanın bir manası yok. Olması gereken buydu; ben yüz çevirmesem de sadece arama sorma olmadan gidecekti yine bazılarıyla biliyorum. Ve ben anlayışsızlığa gelemiyorum, hele hele anlamazlıktan gelinmesine. Bu çok ama çok incitici, umursanmamak ve önemsenmemek... 


-Kavuşma Dolu Haftasonu...

-Yeğenim geldi bu hafta. Dün kavuştuk birbirimize yine sonunda. :) 2 aylık aranın ardından, babaannesigil gitti ve Kağan'ım bize geri döndü. :) Ara sıra görüşüyorduysak da, bir aradaki gibi olmuyor tabii. 2 gündür hasretimizi müthiş gidermeye başladık. Ve Yeğen öyle böyle özlenmiyor, her aile bağı ayrı ama yeğen de bir başka bunu bilir bunu söylerim... :) Gelişi ile ilgili burada yazı yazmıştım dün...

-Bugün de Kağan ile dolu dolu, oyun oynamalı bir gündü. Kağan'a kadar, hiçbir çocuğun büyümesini ve değişmesini yakından izlememiştim. Kuzum benim, çok sık görüşmeyeli, baya büyüdü canım. :) Şimdi ufak tefek uyum sorunu var, elbette bulunduğu ortam da, yetiştirilme biçimi de değiştiriyor bunu. Ama bir şeye çok seviniyorum; o da Kağan'ın bizi unutmayışına ve bize karşı bakışına ve gülüşüne... :) 

- Ve evet itiraf ediyorum; Kağan eve geldiğinde çok mutlu oluyorum. Daha güçlü, daha dinç hissediyorum. Bir çocuk dahi deseniz, evin havasını neşesini ve dünyanın havasını daha da güzelleştiriyor bence... Evimizin neşesi diye boşuna demiyoruz çocuklarımız için... :)


- Travis...

Haftanın son notu olarak, Travis'ten bir şarkı ekleyeceğim sizlere. Travis, 1990 yılında İskoçya'da kurulmuş bir Rock grubu. Bundan 5-6 sene önce keşfettiğim bir gruptu kendisi. Dinlemekten keyif almıştım o zamanlar. Hala da dinleyince hoşuma gidiyor. Bu hafta yine aklıma gelip, çoğunlukla Travis dinleyince bunu da paylaşmalıyım dedim bugün. Ben "Closer" şarkıları ile tanımıştım bu grubu. Ama Hit Me Baby One More Time ile de bilirsiniz belki bu grubu. En iyisi klip olarak da şarkı olarak da sevdiğim bir diğer şarkı "Sing" i paylaşayım. 

-Çok ters bir köşe oldu bu sanki. Ama siz diğer söylediklerimi de dinlersiniz artık.. :) Sing benden size gelsin, yeni haftanız mutluluk, sağlık ve kavuşma dolu gelsin. Verimli bir hafta hepimizle olsun... :)




Okuduğunuz için teşekkür ederim, mutlu haftalar. Sevgilerimle... :)

15 Mart 2014 Cumartesi

Selfie Denilen...



Selfie denilen modayı duymuşsunuzdur. Oscar ödül töreninde Ellen Degeneress'in çekmek için yeltenip, daha sonradan Bradley Cooper'a çektirdiği Selfie fotoğrafdan sonra, Selfie iyice moda oldu çıktı. :) Oscar ödül töreninden sonra, bizim Kağan ile yeni Selfie'miz de fena olmadı bence. Sizce? (Fotoğraf bugünden)

(Bilmeyenler için Oscar Ödül Töreninin Selfie Fotoğrafına buradan bakabilirsiniz)

Şaka bir yana, çok spontane gelişen bir fotoğraf karesi oldu bizim bugünkü fotoğrafımız. Aslında sadece, kuzum geldi diye çekinmek istediğim anlık bir fotoğraftı. Planlı, ya da sırf modaya uymak için olmadı yani. Ve evet, nihayet Kağan'ımız geldi bugün kavuştuk birbirimize... :)



Üstteki fotoğraf, Kağan ile oyun oynadığımız esnada çıktı bugün. :) Sabah Kağan babaannesigil ile geldi. 2 ayları doldu ve bugün evlerine döndüler babaannesigil. Kağan'ım beni öperek kaldırdı bu sabah yatağımdan. Sonra kahvaltımızı ettik ve çay keyfi yaptık beraber. Babaannesigil'i yola çıkmaları için yolladıktan sonra, beraber oyun oynamaya başlamıştık. 

Daha sonra Kağan bir anlık telefona daldığım esnada, benimle beraber telefonuma bakmaya başladı. Bende o arada açtım işte kamerayı. Zamanlayıcıyı Kağan'ın poz vereceğini tahmin etmeden açtım. Kameranın 5 saniyelik geri sayımını ayarlayıp çevirdikten sonra telefonun arkasını, poz verdim ve sarıldım yeğenime. Sonrasında da çıkan bu fotoğrafa çok güldüm ve çok beğendim... :) 

İşin garibi; beyefendi fotoğraf çekinmeyi unutmuş sanırken, kameraya gülümsemiş olması tabii ki. :) Eh süpriz oldu tabii resmi görünce benim için, Kağan da benimle poz vermişti... Bizi unutmamaması gibi, beraber yaptığımız şeyleri de unutmaması mutluluk verici.. Karanlıktı resim, bende İnstagram'da renklendirdim biraz :)

Resme baktığımda, gülen surat Kağan'ım vardı. :) Maşallah kuzum sana, hep gülsün yüzün inşallah. Tüm bebeklerin ve çocukların gülsün yüzleri inşallah... :)


Hepsi hatıra işte bu resimlerin...

Bazen nasıl saklayacağımı şaşırsam da, umarım hiçbirini ömrüm boyunca kaybetmeyeceğim. Ay ay saklamaya başladım uzun bir süredir ama bazen kafam karışıyor bu düzenle de. Böyle güzel anları, fotoğraflarla saklayabilmek çok güzel, bulamayınca veya kaybedince üzülüyorum biraz. Nice güzel anılarımız olsun sevdiklerimizle inşallah. Bir de umarım hep birlikte sevdiklerimizle böyle gülelim bir ömür boyu...

Sahi, siz nasıl saklıyorsunuz hayata dair anılarınızı içeren fotoğraflarınızı? Yorum yaparsanız mutlu olurum...

Ah ne diyordum; Selfie modasına uyduk bugün, yeğenim Kağan ile oluşturduğumuz müthiş bir fotoğraf çalışmasını sizlere sunmak istedim bugün. Hem Kağan geldi demek için, hem de sizlere bu resmi göstermek için... Kağan'ım geldi, ailecek kavuştuk birbirimize. Bir tek üzüldüğüm nokta, Kağan'ımın haftaiçi anne-babasından ayrı olacak olması yine. Allahım uzun süreli ayrılıklar vermesin ama inşallah... 

Allahım bol kavuşmalı bir haftasonu nasip etsin cümlemize. Sevgilerimle... :)


14 Mart 2014 Cuma

Değişim Bazen İyidir - Odamın Değişim Halleri


Sanırım bu yazı bir ilk. Dekoratife meraklı olmama rağmen, bu zamana kadar böyle bir yazı yazmamıştım. Açıkçası alıntı dekorasyon örnekleriyle yorum yapmak istemedim. Kendi çektiğim fotoğraflarla yorum yapmak isterim bu durumlarda da.

Ama odamda değişiklik hakimken bu sıra, dekorasyon incelemesi yapabilirim diye düşündüm fırsattan istifade. :) Odama yeni kitaplık hazırlığında bulunurken, değişimler meydana geldi bu sıra. Buyrun resimlere geçelim... :)


Odamın eski hali böyleydi. 
Değişim yapılmadan önce odam böyleydi. Yatağımdan görünen bir taraf böyle. Yatağımın hizasında konsolum ve yanında bilgisayar masam bulunmaktaydı. Tam kapının giriş hizasında da dolabım. Bilgisayar masasının karşısında ise ikiz yatak vardı. Ancak onu odam eski halinde iken hiç fotoğraflamadığımı farkettim. Yeni yerinde iken çektim, neyse ki... :) (Bu resim, Eylül ayında çekilmiş bir resim)


Şimdiki hali ise böyle...
Fotoğraf biraz bulanık çıkmış, ama kitaplığım olacak raflar da gelince daha net çekeceğim. :) Bu fotoğrafta bir ucu görünüyor sadece ama, altta tam demirlerin görüntüsü var zaten. Bana kalırsa odam bu haliyle daha güzel ve daha geniş oldu. Girişte görünen masa odayı daha da aydınlık ve ferah gösteriyor bence. :)

 Kapıdan girişte bilgisayar masam, karşısında da kitaplığım duruyor şimdi. Dolabımın yeri değişmedi, aynı yerinde. Bilgisayar masası ile koltuk yer değişmiş oldu sadece. Bir de yatağımın da baş ucu değişti. Yatağımı çekmemişim. Ama önemli olan değişimin gerisi aşağıda zaten... 


Duvar kitaplığıma geçecek olursak;
Bu duvar kitaplığı büyük kolaylık gibi geldi bize. Büyük bir kitaplık almayı bile düşündüm ben bir ara. Ama büyük kitaplık yerine böyle birşeyin olması daha doğru geldi. Kitaplık alınsa idi, alt kısımlarına Kağan'ın erişebilme ihtimali vardı. Ama bu kitaplık hem bir çocuğun ulaşamayacağı yükseklikte, hem de büyük bir kitaplığın kaplayacağı kadar yer kaplamıyor. :) 

Dünden önce böyleydi yani, sadece kitaplığımın demirleri takılmıştı. Dün ise babam geçici bir süreliğine rafların yerini alabilecek kalın tahtalar getirmiş. Yeni raflar gelince de iyice düzenleyeceğim ama, şu demirleri iyi kullanmayı düşünüyorum. Belki bilekliklerimi dahi takabilirim, bence çok güzel bir dekor olur bilekliklerim. :)


Şimdilik ise böyle.
Kitaplarım yerlerine kavuştular nihayet, geçici olarak bu rafların üzerindeler şimdi. :) Bu raflar şimdilik geçici olarak babamın getirdiği raflar. Asılları pazartesi günü gelecekler inşallah. :) Alt kısımları bulundukları demire geçecek şekilde oyulacak... Kağan ise yarın geliyor, Pazartesi'ye kalmadan birkaç şeyi düzenlemek gerekiyordu. Asıl raflar gelince, yine fotoğraflayıp paylaşacağım. :)

Bu raflardan önce, kitaplarım bilgisayar masamın altında bulunan rafta idi, artık göz önündeler. Şimdi hepsi daha bir gözümün önünde olacaklar... :)


Bu da İkea'dan aldığımız Yataklı Koltuk... :) Tam çekememişim aslında fotoğrafını. Dünden önceki sabah uyanıp yatağımın kenarında otururken çekmiştim öylece... :) 

Bu yataklı kanepe de büyük bir kolaylık sağladı bize. Çekmece kısmının bulunduğu yerin üst kısmından dışarı doğru açınca, yatak oluyor. İster çift kişilik kullanılan, istenirse de ayrı ayrı iki yatak olabilen ikiz yataklı bir kanepe. Çekmeceler ise, ikinci yatağın kasnağının altında kalıyor. :) Çok iyi değil mi ama? 

Bu kanepeyi alırken, çok beğenerek aldık. Ancak tek bir sorun var ki, o da ikinci yatağın kasnağının tahta olması. Aslında sağlam gibi görünüyor ama biraz da şüphe uyandırıyor. Bu zamana kadar hiçbir şey olmadı ama tabii ki, belirtmek lazım. Sadece görünüş itibariyle düşüncemiz. Şimdi İkea'dan aldığımız bu koltuğun, yenileri de çıkmış. Sanırım yenilerinin kasnağı demirmiş. Annem söylüyordu ama, tam hatırlamıyorum şimdi. :) 

 (Kasnak diye bahsettiğim; yatak açıldıktan sonra, minder üzerine atılmadan öncesini düşünün. İşte orası tahta...) Alacak olanlara önerebiliriz...


Odamın şekli değişeli 2 gün oldu. Yatağımın eski bulunduğu yerden perdeyi açınca, gökyüzünü ve bu görüntüyü görebiliyordum. Şimdi ise göremiyorum. Bu görüntüye sahipken ki yerin, tam karşısına geçti yatağımın başı. Şimdi perdemi açınca, bir balkonun alt tarafını görüyorum. Odamın değişmesinin sonrasında bir tek bu duruma üzüldüm doğrusu. :) Bakalım belki bir dahaki yazıda, onları da fotoğraflarım. 

Şimdilik bu kadar. Asıl raflar geldikten sonra bilgisayar masamın üstündekileri hafifletip, odamı epey bir ferahlatma düşüncem var. Ama bu hallerini de göstermek istedim önceden. Eğer olursa ileriki zamanlarda, kendime oluşturmaya çalıştığım ders çalışma köşemi de ekleyeceğim...

İşte böyle; ilk yazı olarak nasıl oldu bilmiyorum. Resimlerin birkaçı bulanık olmuş. Ama yeni raflar gelince, yeni fotoğraflar çekerek de yazacağım dediğim gibi yine. :) 

Umarım beğenmişsinizdir. Dekoratife biraz merakım var, kendi zevkim doğrultusunda tabii. Ve değişimi seviyorum, arada yapmak gerekiyor. Ve odam böyle daha bir ferah oldu. :) Yeni yazılarda görüşmek dileğimle... Dilerim ferah aydınlık dolu günler geçirip, yine aydınlık ferah günlere uyanırız hep beraber; odalarımızda ve güzelleştirmeye çalıştığımız mekanlarımızda... :)

Sevgilerimle... :)

13 Mart 2014 Perşembe

Biraz Sitem


2 gündür konuşmak, okumak, görmek, duymak canımı fazlasıyla acıttı. Kişilikle ve kişinin sahip olduğu dünya görüşleri ile, ölümü hak görmeye çalışanları gördükçe canım acıyor. Bu biraz sitem yazısı gibi olacak, ama beni en çok yazmak rahatlatıyor. Ve buraya not ettiğim herşey benim hayatımın notları. Bunları açıp okudukça, ne çok anı toplamışım aslında diyorum acısıyla tatlısıyla...

Bazen ölenin sadece bir çocuk, bir ananın evladı, bir baba, bir anne veyahut bu ülkenin veya değil sadece bir insan olduğunu unutuyor bazıları, görmek istemiyor. Ben böyle görmedim ailemden, bir insanın ölümüne sebep bulamam. Kişiliğine göre hak göremem. Kimse ölümü haketmez bana göre çünkü... Ölüm bir haktır, ama bu Allahın takdiridir. Dünya üzerindeki görüşleri ve yaşama şekilleri, ölümü hakettiğini doğrulamaz...

Ve ben bu konu hakkında son kez yazıyorum bugün. Çok üzüldüm, yıpranmak üzereyim yine. Kendime hakim olmaya çalışacağım yeniden. Çok çabuk etkileniyorum her şeyden çünkü... İnsanlığa zarar geldiğinde, insan olan yerlerim acıyor. Susamıyorum bazen. Ama çok da üzülmemem gerektiğini biliyorum artık...

Diyeceklerim şunlar ki; 

- Diliyorum; kimse benimle fikirlerim, insanlığım, değer yargılarım ve dünya görüşüm için tartışmasın. Ben beni kıranı dahi, kolay kolay silemezken; bir başkası gelip başkalarının acılarının üzerine demagoji yapınca, ben yıpranıyorum. Bu hayatta en çok bilmedikleri acılar üzerine konuşanlara öfkelendim ben. Çünkü bir acıyı çekmeden onun kadar anlayamazsınız, içinde olmadan tamamen anlayamazsınız. 

- Ve ben 2 günde gördüklerim ve duyduklarım kadarıyla insanlığını yerine getiren kişiler sayesinde, insanoğluna inancımı yitirmemek için çaba göstermeye devam ediyorum... Birilerini eleştirmeden önce, 2 kez düşünün lütfen.

- Bir yerlerde arkamdan konuşan varsa eğer, veyahut beni gerek sağlık durumum, gerek fikirlerim, gerek yaşama çabam hakkında da eleştiren; Ben böyle mutluyum.

- Yolda beni garip şekilde görüyorsanız, yürürken, yürüyemezken, ailemle gezinirken (engelimden ötürü, garipsiyorsanız), üzgünüm ben böyleyim. Ben 2 günde olan olaylara üzülüyorsam, ben böyleyim.

- Kişileri sizin gibi yargılayamıyorsam, ben böyleyim... Ve ben böyle olduğum için, o kadar mutluyum ki...


Hiçbir şekilde, bana garip gelen durumları kırıcı nitelikte eleştirmek istemiyorum yine de. Ama özür dilerim, ben sizin insanları dış görünüşlerine, değer yargılarına, inandığı dine, konuştuğu dile ve size yanlış geldiğini düşündüğünüz herşeye göre yargılamanıza karşı duruyorum. Sitemim bu sebeptendir...



Allahım cümlemize bu dünyayı ve bu dünyanın asıl gerçeklerini görmek için gönül gözü nasip etsin diyorum. Ben bir başkasının görüşü benimle aynı değil diye beddua etmem, dilerim sizde bırakırsınız kötü düşünceleri... 

Benim gibi düşünen veya düşünmeyen herkese selam olsun. Her insan hata yapar ama düşüncelerinizi dile getirirken birilerini kırmamaya özen gösterin lütfen. Sevgilerimle...

11 Mart 2014 Salı

Öldü, Bir Melekti...




Bu şarkıyı dinlerken hep aklıma, sebepsiz ölen çocuklar geliyor. Bir savaşın ortasında, en çok ezilenler... Ve Berkin Elvan'da bunlardan biriydi. Bugün aklımda bir şarkı var sadece, o da Bir Melek Ölürken'di...

Ekmek almaya giderken, başına saplanan gaz fişeği ile uyanamadığı uykuya daldı Berkin Elvan. Ve şimdi o, hep 14 yaşında...

Sabah Gülben Show eğlenceyi durdurdu. Cesaretlerinden ve aldıkları bu karardan dolayı helal olsun diyorum. Konuğu Simge Fıstıkoğlu'ydu. Simge Fıstıkoğlu şöyle dedi yayında; "Uyumadan önce 45 kiloydu, 269 gün içinde 30 kilo verdi Berkin. Annesinin gözleri önünde günden güne eridi. Ve biz şimdi o 16 kilonun altında ezildik..." Ağzına, yüreğine sağlık Simge Fıstıkoğlu...

"Berkin'in orada ne işi vardı, o da oradan geçmeseydi, o da eyleme katılmış." gibisinden sözler edenlere bir sözüm var; O sizin de çocuğunuz olabilirdi, o siz de olabilirdiniz. Bu ülkede yaşayan her kişinin, eylem yapma, istediğini bildirme, ekmek almak için sokağa çıkma, istediği yerden geçme gibi hakları var. Aklınızı ve vicdanınızı kullanmayı öneriyorum.

O sadece, bir çocuktu. Şimdi çocukluğunu da, masumluğunu da aldı gitti. Cennete bir melek daha gitti, ve dünya biraz daha kirlendi... Allah Rahmet Eylesin Berkin Elvan'a. Ve ailesine de bol sabır diliyorum... Ateş düştüğü yeri yakar elbet, biz ne kadar üzülsek de ailesi gibi yanamaz içimiz, biliyorum...

Ve son olarak, Cem Adrian'ın da dediği gibi; "Veda etmeden gidilmez çocuk, bu vedadan sayılmaz çocuk. Bir Melek Ölürken, böyle sessiz durulmaz ÇOCUK..." Bir kez daha tüylerimi diken diken edecek bir şarkı benim için bu şarkı...

#BerkinElvanÖlümsüzdür

* Not; Aslında siyaset içerikli yazılar yazmıyorum fazla, ama biliyorsunuz bu gibi durumlarda susamam bir noktada. Buradan yazmasam da Twitter sayfasında aktif olmaya çalışıyorum. Çünkü susunca, kendimi kötü hissediyorum. Bu ülkede yaşıyorum ve kendimde söz hakkı buluyorum. 

Ama siyaset içerikli bir olay değil bu. Ülkemizin bir gerçeği. Ve bu durumlarda kendimi üzmemem, kendimi yıpratmamam istense de benden, ailem ve sevdiklerim tarafından, susamıyorum böyle şeylerde. Bu ülkede yaşayan biri olarak, vicdanım el vermiyor, kalbim acıyor. Ve siyaset aracı ve vakti değil bu, bu durumlar da birlik olma vaktidir. Daha çok can yanmasın. Berkin Elvan'lar ölmesin, yaşasın diye...!

Sevgilerimle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...