20 Mayıs 2022 Cuma

Kabul Ediyorum - 20.05.2022


Çook seneler öncesinde "Korkularım Var" içerikli bir yazı yazdığımda, "dişçi korkumu, böcek korkumu, evde kimse yokken karanlıktan korktuğumu ve sevdiklerimi kaybetme korkumu" burada yazmıştım yine. O zamandan bu zamana çok zaman geçti ve ben büyük ölçüde bu korkularımla yüzleştim... 

Şimdilerde ise ben kendi düşüncelerimde rüyalarımda hep geriye attığım çok başka korkularımla yüzleşiyorum. Bu korkulardan biri "Düşme korkusu", bir diğeri de her ne olursa olsun "Yapamama korkusu"... Bu korkularım öyle derecede imiş ki meğer, geçen haftadan beri bir rüyamda çok etkilendiğimden beri aklımdan çıkmıyorlar. O rüyamdan bahsettiğim yazım da burada... 


Kendi kendime terapi niteliğimde bir yazımı daha yazmaya geldim yani. Üstelik bu korkularıma dün çok net bir korkumun daha farkına vararak kombo haline getirdim korkularımı... Anlaması benim açımdan çok kolay ama anlatması biraz zor. O yüzden karşılıklı düşünce hali içerisindeymişiz gibi anlatacağım olur mu? Başlıyoruz, iyi okumalar... :)



Korkularım benim için kendimi koruma içgüdüsü halini almış ama bir diğer yandan da bu koruma beni yoruyormuş. Bu yazıyı yazmadan önce ben kendi kendime yazıp kabullenecektim tüm farkına vardıklarımı, ama başaramadım. Erteledi zihnim, zaman geçtikçe yüzleşmekten korkan halim beni sardı yine. (Bu bahsettiğim de bir haftada oldu işte) Bir hafta boyunca, zaman zaman benzer rüyalari görmeye ve nefesimin sıkışmasını farkederek uyanmaya başladım...


Bütün hafta bundan önceki yazımda bahsettiğim ve kendime not aldığım gibi nefesime odaklanmaya çalıştım. Nefesi çok dikkate aldım, sonucunda iki üç gündür boğazım rahatsızlandı. Acaba buna bağlı mıdır diye bugün düşünmeye başladım ve sonucunda da bu yazıyı yazabilmeyi başardım. Neticede içimde sakladığım her korkuların esiri konumunda olduğumun bilincindeyim. 

Ben düşmekten korktuğumu, sırf o korkumdan dolayı gücümü belki de yeterince geliştiremediğimi de düşünüyorum. Ben başaramamaktan da korkuyorum, bazı şeyleri kaslarımın da elvermediği şekilde bu sebepten deneyemediğimi de düşünüyorum...

Misal korkum beni şöyle dengeliyor; şayet korkmazsam belimi gerdirmek uğruna bir hareketi yapmam gerekenin üstüne çıkmaya kalkarım. Ki bunu zamanında yaptım. Üzerine 2 hafta ağrı ve de hareketlerden yana kendimi geri çekmek durumunda kaldım. Düşmekten korkmamı, başaramamaktan korkmamı da anlıyorum; ama beni bu kadar yıprattığını düşünmüyordum. Geçen haftaki rüyamdan sonra düşüncelerim aldı başını gitti, korkmam olağan ama korkmamalıyım! Peki ya ben bu ikilemden çıkıp yüzleşmeyi bu sefer nasıl başaracağım?

İşte bunları düşünürken ne yapabilirimi düşündüm ve nefes almaya odaklanmanın dışında sadece günde 5-10 dakika olsun sessiz kalmayı da alışkanlık edinmeyi düşündüm. Sadece uyku öncesinde bunu başarabildim. Sessiz kalmaktan kastım konuşmamak değil, her anlamda dış etkene ve de iç etkene takılmadan odaklı halde kalmak. Neye odaklı peki? Sessizliğime ve konuşan iç sesime... 


Bir gece çok daha açık konuştu durdu iç sesim, müdahale etmeden izledim onu. 

Diyordu ki; 

"Sorumluluk almak istemiyorum." 

Kendi kendine de devam ediyordu; 

"Düşme eyleminden ve başarısız olma eyleminden bile ben sorumlu olmak istemiyorum. Çünkü yorgunum, deneyip başaramamaktan yana çok korkmuş ve bunu içselleştirmiş haldeyim. Bana yüzleşmekten bahsediyorsun, kabul etmek istiyorsan böyle kabul et. Sonra da iptal et bu korkuları edebilirsen. Ama bu kışın daha zorlu geçti bunu da unutma..." 


Bu konuşan benim iç sesim, sansürsüz iç sesim... İnanın bana bile saçma geliyor bazı noktalar ama gerçek bu. Ben nefesime odaklanmalıyım diyorum, ben planlayıp çalışmalıyım diyorum, ben çabalamalıyım diyorum. O ise, Korkuyorum beni mesul tutma hiçbir şeyden diyor. Oysa ben onu çok fazla mesul tutuyorum doğrusu. Birçok şeyi içimde biriktirdim ve de çok haklıydım. Kış çok çetin geçti, 1 kış boyunca üstte gördüğünüz yataktan bacaklarımı sarkıtmayı bile sadece bir kez denedim 17 Mayıs 2022 gününün sabahına kadar...

Sıcaklar biraz rahatlattı da, o sabah da erken uyanmamı fırsat bilip üstümü açtım biraz emekle. Sonra eskisinden daha uzun sürede kendimi kaydırdım yatak içerisinde. Sonra da üst pozisyondaki gibi, yatağımın kenarından ayaklarımı sarkıtabildim. Bir sonraki aşama kalkmak için kendimi ayaklarımı yukarı aşağı indirip kaldırarak doğrulmaya çalışmaktı. Denedim ama başaramadım...

İçimde hiçbir şeyden mesul olmak istemeyen sese meydan okumuş oldum yani ertesi sabah! Bu da büyük bir şeydir bence... :) Ki bilirim, herkesin yolu yolculuğu ve de hayat planı birbirinden ayrı ve yer yer anlamsızdır işte. Benimki de böyle... 


İçimdeki iç ses bana diyordu ki tüm hafta boyunca yani; Birden gelip yüzleşeceksin benimle, bu sefer o kadar kolay olmayacak yüzleşmen. Başkalarının hatalarıyla değil, kendi gerçeklerinle yüzleşeceksin bu sefer; bunu hep hatırla! Tüm hafta boyunca bir gerçekle yüzleşirken aklımdan geçen anıları da anlatayım sizlere; henüz çalışamadım ama hepsini kabul etmek istiyorum. Tek başıma yüzleşmeye ise cesaretim yok sanırım. 

=) Başlık neden kabul ediyorum anladınız değil mi şu an? Aklımdan geçirdiğim kadarıyla değil, buraya yazıp kabul ediyorum diyeceğim. Sonra da yatağıma geçtiğimde umuyorum ki bol bol okuyup "zorlu da olsa" kabul edeceğim!


Düşmekten korkmama sebep olduğuma inandığım ilk düşme anım şu;

Ortaokuldaydım ve de daha hala çok iyi yürüyebiliyor durumdaydım. Kas Erimesi hastalığı tanım çoktan konulmuştu ama yıllar boyunca kendi kendime de ailemle de birçok durumla başa çıkmayı öğrenmiştik..  

Misal düştüğümde evde isem işim daha kolaydı, kendi kendime kalkacağım yerler geliştirmiştim kendime. Misal odamdaki kanepe, salondaki ikili ve üçlü koltuklar gibi. Üzerlerine önce ayaklarımdan birini sonra gövdemi ve sonra diğer ayağımı atıyordum. Yüz üstü yatmış olduğum kanepe ve koltuklarda sırtüstü dönüyordum sonra. Oturma pozisyonuma geçiyordum ve ayağa kalkmaya hazırlanıyordum... Tüm bunlar o zamanki kas gücümün gerektirdiği yavaşlıkta ama olabilmekteydi..

Ama düştüğümde evde değilsem işim zordu; çevremden mutlaka birinin yardım etmesi gerekiyordu, çünkü yakında tırabzanı bulunan birkaç basamaklı merdiven yok ise eğer kalkamıyordum tek başıma... 

İşte bu şartlar altında en utanç duyup kendimi çaresiz hissettiğim düşme anlarımdan biri sitemizde arkadaşlarımla oynarken oldu. Annem taneleri bitmiş turşu bidonumuzu kapıcı dairesinin balkonu konumunda olan apartman önüne bırakmıştı. Öyle istemişlerdi, içerisine turşu kuracaklardı galiba yeniden. Ama neden bilmiyorum o turşu bidonu kenarda da olsa ayak altında duruyor ve kimse onu birkaç gündür içeriye bir yere almıyordu. Olacağı vardı belki de, biz o gün oyun oynarken orada birbirimizi kovalarken köşeye kovalanan ve turşu bidonunu çarpıp düşüren ben oldum. Üstüne ıslak zeminde o suyun üzerine düşüp ıslanan da tabi bendim...

Sonrasında beni kaldıran kişinin de kim olduğu önemli idi bir an için, benden birkaç yaş büyük ve benim ondan çocukça hoşlandığım çocuktu kaldıran. Her şeyi gülerek hallettik o gün. Ciddiyim her şeyi, üzerine hiç ağlamadım. Ağlanacak bir durum yoktu, canım bile acımadı ama düştüğüm için kendimi çok kötü hissettim. Utançtan öte, o kişi beni kaldırdı diye de değil; düştüğüm ve kendim kalkamadığım için içerlendim işte. Abartısız bu olayı ne zaman hatırlasak gülerek hatırladık ve gülerek de hatırlarız hala! 

Ama içimdeki kıza sorun; o düşmekten korkmayı kendine bir misyon edindi bu olaydan sonra, bir daha düşmeyi hiç istemedi. Oysa öncesinde okulda da kaç kez düşmüş ve kaldırılmıştı. Ama bu hafızasında çok başka yer etti. Gülerek hatırlanması onu üzmüyor da, üstüne bu kadar üzülmüş de olsa kendi içinde bile ağlamamış olması gerçeği de ortada... Şimdi şimdi kabul ediyorum, bu bir dönüm noktasıydı ve de o kızın elinde değildi. Hala elinde değil; düşmeyi hiç istemiyor ve de sevmiyor. Ama kabul etmeli ki insanlar düşebiliyor. Üstelik böyle bir hastalığa sahip biri, düşebilir de düştüğü yerden kalkamayabilir de. Çok olağan bir durum. Aksini düşündüğüm sürece kendimi kötü hissediyorum. Bu bana zarar veriyor ve ben bunu görebiliyorum. Bu korku kalbimi çarptırıyor, nefesimi kesiyor ve rüyalarıma kadar giriyor. Ben bu hissi serbest bırakmak istiyorum ve serbest bırakıyorum, korktuğumu kabul ediyorum ve artık korkmamayı seçiyorum...


Düşmekten korkmama sebep olduğuna inandığım ikinci düşme hikayem yine ortaokulda iken idi; Bu sefer kar yağmıştı ve kar topu savaşı oynarken düştüm!

Kar yağmıştı, yine sitemizin önünde komşu arkadaşlarımla oynamaya indik. O gün annem bana "İnme sen Didem!" demişti, bense anneme ısrar edip "Lütfen anne, çok istiyorum." demiştim. Bugün olsa yine o çocuk aklım inmek isterdi yani. Ama geçmiş zamanların dize kadar yağan karlarından bahsediyorum! Sitemizin önünde yol açmışlardı ama o yol sürekli yağan karla da kapanıyordu, o derece işte... Apartman girişlerini temizliyordu her çıkan ama orası yine de mermer zemindi ve rüzgarla beraber yağan kar orada da mutlaka tutuyordu! 

Biz de temizledik o gün kaç kez. Karın içinde de oynadık ve bir süre sonra kar topu savaşı oynamaya başladık o kaygan zeminde.. Biz orada iken çok bir şey tutamadı, kayganlık hep hakimdi. Ben çok katılamasam da korkumdan, bir süre sonra cazip geldi o oyun mutluluğu. Sonra kar topları bulunduğum sığındığım kapı girişine yığıldı! Benim ve arkadaşlarımın üzerine atılan karlar, mermer zeminde bana tuzak oldu. Ayakta durmaya çok çabaladım ama oyunun heyecanı ile arkadaşlarımın da beni bombardımana tutması sonucunda ben mermer zeminde köşeme çekilmeye çalışırken sırtüstü düştüm. En büyük düşmekten korkma sebebim bu olabilir! Çünkü o düşüşün ardından 10 seneden fazla kafa ağrısı ve sırt ağrısı çektim ben! Doktora göründüm, hafif zedeleme dedi. Ama ben o düşmenin acısını korkusunu okulda her saç topladığımda hissettim.

Saçlarımı toplamadığımda öğretmenlerimden azar işittim, "öğretmenim cidden kafam çok acıyor!" dediysem de toplamak durumunda kaldım. Saçlarımı kestirdim kimi zaman ve de bir zaman sonra hiç toplamam gerekecek kadar uzatmamaya da başladım. Rahatlığına alışmıştım ama bunun etkisi de vardı esasında!

Oradan beni kaldırmaya tüm arkadaşlarım yardım etmişti, eve gittiğimde de anneme babama anlatmıştım. İkisi de çok kızmış ve üzülmüştü. Canımın yandığından sebepti tabi. Ama sonuç olarak bu acıyı atlattım, artık kafamın o bölgesi acımıyor ama o acı sanki kalbime işlemiş gibi hatırımda hala... 

Kabul ediyorum, karda oynamak benim de hakkım olmasına rağmen biraz daha kendimi koruyabilirdim. Ama olan oldu düştüm, bugün olmuş hala düşebilirim. Düşme korkumu bu zihnimdeki acı sebebiyle bile bir yana bırakmam gerekiyor, onun da farkındayım. Kendimi artık sonucunu olanını bitenini değiştiremeyeceğim konuları anılarımda tutarak yormamın bir anlamı yok! Korktuğumu kabul ediyorum, bu yazıyı her okuduğumda unutup silebilene kadar kabullenmişliklerime; "kabul ediyorum ve bu korkumu da serbest bırakıyorum" diyeceğim. Benimle kalmasının hiçbir manası olmadığını ve de bana çok zarar verdiğini görebiliyorum... :)


Üçüncü ve Son düşme korkumu bu seviyeye getiren anıma gelince; bu düşmeyi yaşadığım sırada da Lisede idim. Bel ağrımın sebebinin de hala bu düşme hikayesi olduğuna inanıyorum...

Okul gezisi olarak huzur evi ziyareti yapmaya gitmiştik, oranın çıkışında da avm gezisi yaptırdı öğretmenlerimiz. Okul gezimiz böyle planlanmıştı... Mağazaları gezdik, oyun alanında oyunlar oynadık, birkaç küçük takı toka aldık ve iki kolumda iki arkadaşımla yorulmuş halde yürüyen merdivenlerden inmeye geçtim. 

Arkadaşlarım tedirginliğimi biliyordu ama beraber hallederiz diye düşündük. Ben bir adımı atıp diğerini de onun yanına atma refleksini annemlerle bile iken gerçekleştirmekte zorlanıyordum o sıra. Annem her yürüyen merdivene binişimizde kolumda iken beni desteklerdi, bir nevi vücuduma destek olurdu o merdivene ikinci adımımı atmamda... 

Arkadaşlarımla iken bu olamadı ne yazık ki... Birinci adımı attım, ikinci adımımda zamanlı atamadım. Aslında her ikisini de atabilmiştim ama içim uçmuş bir şekilde korkumla beraber dengemi yitirdim ve popo üstü düştüm. Yetmedi oturma dengesini de sağlayamadım, sırtım tüm merdivenlere sürttü; çalışanlardan biri farkedip gelene kadar ve beni kaldırana kadar alt kata 3-4 basamak kalmıştı ve ben belimi fazlasıyla incitmiş, pantolonumu yırtmış ve de sırtımı çizmiştim orada...

O gün okul hırkamı çıkartıp kalçama sarıp önden bağladık ve servisle evlerimize döndük. Ama bu sırt ve bel ağrısını da uzun yıllar boyunca çektim. Belki bir nevi hala içimde sızısı ile yaşamayı sürdürüyorum. :) Ben kendi durumuma rağmen çok vukuatlı bir insanım; bunu da kabul ediyorum...

Farkındayım bunu da kabul etmeliyim; düştüm ve canım çok yandı, refleks becerim yoktu ve korkmakta da haklıydım. Ama korksam da korkmasam da düşmem gerekiyorsa düşeceğim, eninde sonunda da kaldırılacaktım ve kaldırılacağım! Gerek hastaneye gerekse de dimdik ayağa. Bunu da kabul etmeliyim, bu anının da kötü hatırası beni hala sarsıyor. Ama ben bunu da kabul ediyorum, etmek zorundayım!




Tüm bunlar çok saçma ve de anlamsız öyle değil mi? Yıllar önce çok düşmüşüm ama üçünün hatırasıyla hala rüyalarımda gördüklerimle nefesim kesilecek derecede düşmekten korkuyorum ve belki de bu sebeple bile kaslarım bir nebze bazı şeylerde bana izin vermiyor diyebiliyorum... 

Aslında bana bir noktada çok mantıklı geliyor. O korkuya sımsıkı sarılma gereği duyuyorum, bir daha canımı acıtacak düşmeler olmasın diye. Ama bana bağımlı veya benden bağımsız hala düşebiliyorum, güç kesilmelerim hala anne ve babamın sırtında iken olabiliyor. Olmaya da devam edecek. Nefes egzersizlerimi yaparken aklımdan geçen düşme odaklı her hikayeye odaklanıp, varlıklarını yaşandıklarını ve geçip gittiklerini kabul etmeliyim...

Düştüm, düşmeye devam edebilirim. Başaramadığım çok şey var hayatımda ama başardıklarıma da odaklanmaya devam ederek bu korkumun da üstesinden gelebilirim... Bundan sonraki hayatım boyunca "düşmek ve korkmak üzerine" hatırlamam gereken tüm bilgiler bu yazdığım yazıdaymış gibi bana referans olsun... Daha fazlasını da yazmaya çalışacağım.

Karda düştüm, turşu suyuna düştüm, yürüyen merdivende düştüm ve beni bunlardan daha az etkileyen ama bazen aklıma gelen her şekilde düştüm! Düşmek değil, devam etmekle olsun derdim; şimdiki aklım olsaydı böyle düşünmem gerekirdi... Ben tüm bu yazıda yazdıklarımı kabul ediyorum. Beni rahatsız eden bütün düşme hikayelerimin etkilerini serbest bırakıyorum. :) Zira buna derinden ihtiyacım olduğunu biliyor ve farkediyorum... 

Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin demeyi tercih ediyorum...



Bu yazı başka şekilde devam edecekti ama hiç beklemediğim şekilde devam etti. Vardır bir hayır deyip bırakacağım şimdilik. Ama devam yazısı gelir gibi hissediyorum...

Okuduğunuz için sevgilerimle, benimle fikirlerinizi paylaşırsanız memnun olurum. 
Yorumlarda görüşmek üzere... =)

9 Mayıs 2022 Pazartesi

Anlamlandırdığım Gerçeklerim - 09.05.2022

 

Haftaya tam motive haliyle başladım ve bu yazıyı aslında öğleden sonra yazmayı çok istiyordum ama yetiştiremedim. Günüme video çekimleri ayarladım, hala çok kolay çekebildiğim söylenemez. Acemi oyuncu gibiyim, dilim dilime dolanıyor kamera karşısında! :) Oysa sadece kendi kendime konuşuyorum değil mi? Tam alıştım derken, ara vermeler de beni acemi ediyor doğrusu. Dilerim bu sefer yeniden alışmam çok uzun sürmez... :))


Öncelikle iyi haftalar olsun, bu motivasyonumu bağladığım günün konusuna bağlıyorum sizleri; planla iş yapmak ve de kendini anlamak dedim ben buna... Kendimi anlamaya ve anlaşılmaya çok bağlıyım, bunu bloğumda çok sık dile de getiriyorum. Bugün bu konuları açmama yeniden bir rüya ve sonrasındaki sabah farkındalık dolu motive halim sebep oldu. Sonra bloğumda, hayat günlüğüm dediğim yerde bu da bulunmalı dedim...

Sabah nefesim daralmış şekilde uyandım, aklımda sıkıntılı olduğum bir rüyam vardı; sabah hayrına anlatıyor olayım, siz de öyle okuyun olur mu? =) (Anneciğim hep "sabah hayrına" dedirtir de, alışkanlık işte :) ) ;


               Rüyamda bir sosyal medya fenomeni benim fizik tedavi aldığım bir rehabilitasyonda çalışıyor idi; fizyoterapist imiş sözde. Ben fizik tedavimi almış kasıla kasıla merdivenlerden iniyorum önce, onun bulunduğu kata. Ama merdivenler o kadar dar ki, ayağım aslında birçok basamağın sadece çok küçük kısmına basıyor. Nefesim yok derecesinde "düşeceğim ve bu sefer hiç kalkamayacağım" korkusuyla merdivenleri iniyorum. O korku içimi tüketiyor. Bir yerden sonra da epey zaman geçmiş halde "Ne olacaksa olsun, hızlıca ineyim ve birçok basamağı atlayayım. En fazla bir kez düşer, ondan sonra da biri beni kaldırır ve buradan götürür." diyorum. Ama o kasılma, o nefes sıkışması ve o darda kalma hali gerçek hayatımda yaşanmışcasına gerçek. Geçmiş zamanlarda yaşadım da, ben çok küçükken ayakta iken benzerlerini ve çeşitli nicesini yaşadım... (Düşmekten ve kalkamamaktan korkmak, unutmayalım)

Rüyamın bu kısmında merdiveni inerken birçok kez uyandım. Öyle hissediyorum, bilinçli uyuyor ve uyanık halde gibi hissettim. Ya da uyanmaya çalıştım uyanamadım da diyebiliriz. O rüya sanki uyandım uyudum ama odamda olduğumu bildiğim halde bitmedi bir süre boyunca. Başladı durdu hep yeniden, var mı böyle bir his? 

Sonra bir şekilde indim. Nefesim genişe çıktı, hiç daralmamışcasına güçlü. Ama merdivenlere yönelmeden hemen önce "yüksekten düşeceğim" korkusunu da bir balkonun tepesinden yangın merdiveninden inmeye çalışırken yaşadığımı hatırladım. Merdivene yönelirken annemle beraber, ayağımız bir an boşluğa düştü. Annem tuttu beni, "Tamam, buradayım." dedi, ama o da çok korkmuştu. İçim boşaldı bir an, nefesim tükendi sanki tamamıyla... 

Tüm bu korkuların ardından indiğim katta, bahsettiğim sosyal medya fenomeni adam bir danışma masasının önünde duruyordu. Ben hala ayakta idim, bir trabzana tutunup belimden yukarısını havaya kaldırdım tamamıyla; uzun zaman sonra dehşet şekilde rahatlamış gibi olup yeniden nefes doldum resmen.. (Nefes, unutmayın!)

Ayaklarımı yere indirdiğim anda hemen dibimde o bahsettiğim adam bitti, "Seni ben dersime almak istiyorum Didem." dedi. "Ama siz benim fizyoterapistim değilsiniz hocam," dedim. "İzin ver bana, bir ders yapalım. Bunu sonra konuşuruz." dedi. Derse girdik, beni inceledi. Onun dersine girmek için akülü sandalyeme bindim. Bir yandan telefonum çalıyor, ablam beni almaya geliyor olduğunu söylüyordu. Ona durumu anlatıp adamın odasına geçtik, birkaç muayene yaptı ve durumumda çok büyük bir sıkıntı görmüyor göründü... 

Babam odasında belirdi sonra, "Peki ne yapmalı," dedi; "Çalışacağız, düzenli ve planlı olarak." cevabını aldık. Gözlerinden ben ne demek istediğini anlamıştım. Merdivenler geldi gözümün önüne, onun bana gösterdiği merdivenleri gözledim sonra. - Basamakları çıkmak aşırı zor geliyor, inmesi daha kolay. diyordum kendi kendime... Sonra ablam aradı bizi, babamla arabaya kadar yarı yolu akülü sandalye ile gerisini de yürüyerek gittik. Uyandığımda içimde hem sıkıntı hem de aydınlanma vardı. Sabah yaptığım ilk iş, Allahıma şükretmek oldu... (Düzenli çalışmak, hem planlı hem de her anlamda.)


Bu rüyayı siz nasıl yorumluyorsunuz? Fikri olan yorumlayabilir mi kendince? Ben kendi yorumuma geçeceğim ama fikrini söylemek isteyenlere, hayırlara vesile olmasını temenni ederek yorum yapmasını rica ediyorum... :) 


Benim yorumum çok net olarak, içimdeki korkuları derinden yaşamam oldu. Şu an kafamda o merdiveni inme ve boşluğa düşme hissini getirdikçe, sanki hemen o rüyanın içerisine giriyormuşum gibi korku düşüyor. Sabahtan beri bu farkındalığı yaşıyorum. İçimde ciddiyetini farketmediğim korkularım varmış, bence bana bu rüyayla Rabbim istediğim cevabı verdi. Ben cevabımı aldım, şükürler olsun Rabbim! 

Bu bloğumda yazmak benim için çok doğru diye düşünüyorum, siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama bu rüya bence haberci rüya idi... Allahıma "Daha neleri çözmem gerekiyor Rabbim, çalıştığım halde neden güçten düşüyorum? Korkularımla da gücümle de yüzleşmeye çaba gösteriyorum!" demiştim. :) (Bunu yazdım ya, içim gülüyor hala düşündükçe, "Neuroformat" bilincini öğrendikten sonra içimdeki nice duyguyla yüzleştiğimi bu bloğumu okuyan ve beni dinleyenler bilir. Bu yazımın altına o yazılarımın linklerini bırakırım yeniden...) 

Şimdi ciddi anlamda yeniden korkularımla yüzleşip, planlı ve rutin bir çalışmaya daha başlamam lazım geldiğinin bilincindeyim. Ne yazık ki bugün başlayamadım, ama yarın bu mevzuuda net bir başlangıç daha yapacağım. "Ciddi bir hastalığım var, vücudumdaki kaslarım için yeterince protein ve mineraller üretilemiyor. Bunları da biliyorum. Ama içimde biriktirdiğim korkularla yüzleştikçe, onları uzun çalışmalar sonucunda da olsa serbest bıraktığımda; ciddi anlamda hayat kalitemin düzeldiğine tanık olduğumu bildiğim için, bilinçaltımla ortaya çıkan bu korkulara bugün uyandığımdan beri minnet borçluyum!"

Son zamanlarda bel kasılmalarım ve de sırt ağrılarımın sebebi bile olabileceğini düşünüyorum bahsettiklerimin. Anlamlandırdığım yeni gerçeklerim bunlar! Bunca zamandır bu korkularını bilmiyor muydun derseniz, bu kadar ciddi olduğunu hiç düşünmemiştim... Daha ayakta iken hatırladığım bir anım var; merdivenlerden çıkmak eziyet, merdivenlerden inmek de kasılmak demekti benim için... 

İki hafta önce bir rüyamda da kendimi uzun bir merdivenin başında merdiven çıkmaya uğraşırken görmüştüm. O zaman da terle uyandığımı hatırlıyorum, ama bu sefer kasılmış ve nefesim kesilmiş uyandım; tıpkı iki rüyada da gerçek hayatta merdiven başında veya tepesinde hissettiğim gerçek düşüncelerim gibi... :) Bu ne kadar net görüyor musunuz? Bir de merak ediyorum, anlıyor musunuz... 


Diyeceğim o ki; bu yazıyı yazarken bile çok kasıldım, ama daha bu yazının sonunda bile rahatladım. Ben artık ayağa kalkamamama rağmen, tek başıma desteksiz ayakta duramıyor olmama rağmen; hala düşmekten ve de benzer kötü deneyimlerimi yaşayacağımdan korkuyormuşum. 

Bunun ciddiyetine ne kadar inanırsınız bilmiyorum ama; belki de gücümü bu sebepten bile kaybediyor olabilirim. Neden bunca zamandır netlikle bunun hissiyatına eremedin de şimdi oluyor bunlar derseniz, "ben konfor alanımdan geçen aydan bu yana çıkıyor haldeyim." Bunu buna hiç tereddütsüz bağlayabiliyorum. Ben bunun bana etkisinin böyle olduğuna çok şaşırmıyorum bile ama hissiyat hala benimle. Düşündükçe nefesim sıkışıyor, düşündükçe korku zihnime ve kalbime doluyor...

Böylesi ilk oldu, sahada yer aldım ve herkesin içerisinde boy gösterdim. Oralarda beklemediğim gelişmeler yaşanacak diye korktu isem de kendim için hayatın üstüne üstüne gittim. Bunların hepsi korkuları tetikledi, hatırlattı. Belki içimde biriktirdim, ama cesaret de gösterdim devam ettim. Düzenli çalışarak anlayacağım. Dualar, düşüncelere odaklanıp geçtiğini ve olsa da en fazla yaşanması gerekenin yaşanacağını kendime kabullendirerek. Yazarak, çizerek ve kendimle konuşarak... 

Serbest bıraktığım arındığım korkularıma bir çalışma daha eklenecek. Görüyorum ki gelişmeler burada yazılacak. Anlamlandırdığım Gerçeklerimle, sizinle beraber yüzleştik kabul ediyorum. Eğer sizi benim şu nefesimin sıkıştığı kadar korkutan bir anınız var ise, sizi de davet ediyorum. Sadece düşünün, onun varlığını kabul edin ve içinizden nasıl geliyorsa konuşun. O olmayınca nasıl olacağını düşünün. Gerisi için neuroformat ile ilgili yazılarımı da okuyabilirsiniz şimdilik. Bu farkındalığımın da devam yazısı gelecek.. :)

Sevgilerimle, görüşmek üzere...


5 Mayıs 2022 Perşembe

Bu Da Yeni Bayram - Mayıs 2022


Ramazan ayını ve bayramını uğurlayalı da bir günü geçirdik bile. "Bu da yeni bayram idi herhalde!" dedirtti. Çok kendi halinde, sessiz ama 'olsun varsın, sağlık olsun da!'lık bir bayramdı. Gelen gideni yok denecek kadar az, eski bayramları aramayı geç "bayram demeye şahit gereken cinsten" bir bayramdı. Bu da yeni bayram arkadaşlarım, ciddi anlamda kalabalık ve birliktelik dolu bayramları yaşamış bir nesil olarak bunu görüp içlenmemek de elde değil doğrusu... 


Eski bayramları sorgulamamamıza gerek kalmayacak derecede güzel bayramlara yeniden kavuşabilmemiz dileğimle, geçmiş bayramımız mübarek olsun dilerim... :) 

Üst fotoğraftaki görsellerle başlayalım, size bu bayramımız evde nasıl geçti anlatayım isterim! İki gün öncesinde annemin sitemizde yediğimiz iftar yemeğine hazırladığı poğaçanın artan içi ile kalem böreği yapalım istemiştim. Bayramın arife akşamında üstteki börekleri ben sardım. Sonuç nasıl oldu derseniz, hazırlığı ayrı sonrası ayrı güzeldi bence.. (: Bayram sabahımızda kahvaltımızda kalem böreklerimiz vardı, birçoğumuzun sigara böreği diye bildiği o börek işte... 

Sevdiklerim için ve kendim için bir şey yapması güzel. Seneler seneler önce yaptığım ilk salatanın resmi durur anılarımda, bloğumda da daha sonrasında anlatmıştım sanırım.. Yine böyle güzel bir anı kalsın istedim. O akşam ben sararken karşı komşumuz kızı ile bize geldi, onunla sardık yarısından sonrasını da. Hiç beklenmedik anda gelişti her şey. İlk kalem böreğimi karşı komşumuz Sezin ile sardım yani... Kahvaltıda afiyetle yedik sonrasında da.

Yanındaki fotoğraf ne ki derseniz, güzel geçmiş bir ramazanın ardından emek dolu bir bayrama geçtiğimi hissettim o gece. Ekibimizle bayramlaşma sohbetimizin hemen sonrasında idi o özçekimim de. Yani kalem böreğimi sarmışım, komşularımızla sohbetimizi etmişiz. Üstüne ekibimizle bayram sohbetimizi yapmışız Teams uygulamasından, gece geç saat ama mutlu bir Didem suratı var. Annem sarmasını sarmış, bulaşıklarını yıkarken; açıp The Vampire Diaries'in 5. Sezon 13 ve 14. bölümlerini bile izledim... =) 

Mutluluk anlarda saklı, güzel geçmiş bir ayın ardındaki akşamın ardında yaşadığın o kendine has mutlulukta saklı. Çok şükür ki... :) Ablamlarla kahvaltı, gündüzüne onların iki üç akrabayı ziyareti ve akşamına bir komşumuzu bayramlaşmak üzere misafir etmemizle geçti ilk günümüz. Kendi halinde ama güzeldi, benim kalem böreklerimin mutluluğa katkısı da çok büyüktü! (= Defnoşum 5 taneden fazla yedi, babam ne kadar yemeye çalıştı ise de onun yarılarını da bir ara hep Defnem elinden aldı yedi. O kalem börekleri keyifle yendi, çok az kaldı ertesi güne; daha ne olsun ki? :)


"İçini bile sen hazırlamamışsın, bu neyin mutluluğu bu kadar Didem?" diyebilirsiniz. Mutluluk için çok fazla da mükemmele tutunmamak lazım. Eldekiler de yeterli inanın ki... Bayramın ikinci gecesine epeydir kitap okumuyorum kafasında yatağımda elimde kitabımla giriş yaptım. Elimdeki kitabı bu hafta bitirme hayalim var bu arada; bu instagram hesabımdan takipte kalabilirsiniz, bildirmeye çalışacağım... :)


Ramazan ayında ihmal ettiğim bir mevzuu, yillargecerkendidem adlı instagram hesabım idi. Oraya da dönmeye çalışıyorum bu ara. Orada daha hesapsız olmaya çalışıyorum. Daha da kişisel ve de bunu da herkes görmesin dediğim şeyleri paylaşıyorum belki de. Bloğum niteliğinde iki hesabımı da kullansam da, biri daha rahat olması gerekli değil mi? Misal blog instagram adresime çok sık paylaşım yapamaz oldum, bu şekilde olmasını istemiyorum aslında. Ama elimde ördüğüm örgülerin tamamlanmamış halleri var, onları da eskisi gibi atamıyorum mesela. Halbuki hesapsız kitapsız olacağım de mi, dengesizlik diyebilirsiniz bu fikrime işte! (=

Bayramın ikinci akşamı çok kendi halimde geçti. Evimizde bayram ve akşam oturmasına gelmiş bir akrabamız vardı, hava soğuktu ve bir süre sonra onları balkonda bırakıp ben içeri kendi başıma takılmaya geçtim. Gün boyu döne döne dinlediğim şarkı "Raf" idi; "tenime yazılmışsın, elimden ne gelir..." diye başlayan o güzel şarkı.. 

Lisede ve üniversitede ara sıra yaptığım şeyi yaptım. Çok fazla talep görmedi instagram hesaplarımda ama ben hala yapmaktan büyük mutluluk duyuyormuşum. Boş bir kağıda o şarkının en sevdiğim şarkı sözlerini yazdım; "Bulursun ararsan hata, hep ölçer biçersen cefa. Unutulur gidersin, kaldırırlar raf'a!"

Sonra hesabımdan eklemek istediğiniz şarkı sözleri var mı diye yazdım. Bir tek ekleme önerisi geldi, Deniz Tekin'in şarkısı idi o da. Buraya öneri olarak o şarkıyı bırakıyorum. :) Bahsettiğim bu akşamı, dizimde diz battaniyem önümde bilgisayar ekranım; müzik dinleyerek ve de olabildiğince çok düşünerek geçirdim. İçimden bu geliyordu. Dedim ya, değişik bir bayramdı. Hayalimde ertesi günün daha dolu dolu olması vardı, bir de yapılacaklar listem. Her biri bugüne kaldı ama varsın olsun. Güzel bir akşamdı yine de... :)


Ertesi gün, yani bayramın üçüncü günü olan düne gelince; kahvaltıda yine ablamlarla beraber idik. Sonrasında babam işe gitti, biz de toplaşıp Bursa'ya Avm gezmeye gittik. Anatolium Avm'ye... Ne yazık ki eskisi kadar Avm gezmek de güzel gelmiyor. Ama dışarıda olmanın hazzı artık daha fazla. O özgürlük mü dersiniz, rahatlık mı; belki de daha ötesi, yapabiliyor olmak gibi bir şey. Pandeminin bizlere kötü etkisi dışarıda olmaktan rahatsız olmaktı ya hani, yavaş yavaş geçiyor bu hissiyatım gibi hissediyorum...

Anatolium Avm'de ihtiyaçlarımızı almaya uğraştık. Ama her şey ne yazık ki çok pahalı olmuş. Misal ben kitap almak istiyordum kendime, okumak istediğim kitaplar listemden. Ama okumak istediğim tüm kitaplar gereksiz pahalı idi. Tabii bu şimdiki kağıt üretimimizin azalmış halinde gereken bir durum, ben kabulleniyorum da; herkes nasıl bunu görmezden gelebiliyor bilemiyorum. Son zamanlarda hobi anlamında alamadığımız ürünler arasına kitapların girdiğine aşırı üzülüyorum doğrusu. Önce ipler idi, sınırladık. Şimdi de kitaplar ve de eğlence platformlarımız sınırlandırılmak zorunda kalınan kategori oldu... 

Ablamlar Kağanıma ve enişteme ayakkabı alabildiler neyse ki. Ben de Çocuklar için Nutuk kitabını aldım Kağanıma, eve kitapsız da dönmedik şükür ki... :) Ablamla eniştem çocuklar için geri kalan ihtiyaç duydukları kıyafetleri, gerek fiyatları gerekse de bedenleri olmadığı gerekçesiyle internetten almaya karar verdiler. Umuyorum ki bulacaklar... :) Defnoşum dün epey huysuzdu, uykusunu Avm'de de uyuyamayınca gezeceğimiz yeri gezip sonrasında eve dönüşe geçtik. Ablam eniştemle bana Bluetooth kulaklık almış! Artık benim de bir bluetooth kulaklığım var ama ben bu konuyu çok güzel erteliyordum aslında. Çok mahcup olsam da, ablama iade ettirmeye çalışsam da; "Anneler günü hediyen o senin! Sus artık lütfen!" dedi. Sonrasında ettiğim laflara bile ikna olmadı. İtiraf geliyor; "Ablamın bana anneler günü hediyesi alıyor olması, içimde kelebekler uçuruyor." :) Kağanımı da Defnemi de kendi çocuğummuş gibi seviyorum. Bunun ötesinde ablamın da anne yarısı görüyor kabul ediyor görmesi, bu sevgimi de hal ve tavırlarımdan yıllardır hissediyor olması beni daha da mutlu ediyor. Teşekkür ederim, Rabbime ablama ve de aileme... <3

Dünün akşamında da bizim evde idik... Avm sonrasında eve geldik, eniştemle beraber ablamın bize hediye ettiği Bluetooth kulaklıklarımızı açtık. Kurulumlarını yaptık. Akşam yemeğimizi yedik ve çaylarımızı karşı komşularımızla içtik. Bir gün öncesi eniştemin doğum günü idi ama eniştem çalışıyor idi. O sebeple küçük bir pasta kesimini dün akşama ertelemiştik. Nice yaşları yeğenlerimle ve ablamla, bir de bizlerle sağlıcakla mutlulukla olsun inşallah... :)  

İşte dün akşamın sonunda da bayram bizler için de bitmiş oldu... Üstteki tüm fotoğraflar da bu anlattıklarımın hatırası olarak kaldı. Yeğenlerim tam anlamıyla bayramı yaşayabildiler mi, sanmıyorum. Onların bizler kadar umursamadığını farkedebiliyorum. Diyorum ya, bizler gibi o kalabalık sokakları ve de evleri görmediler. Ben çok net hatırlıyorum, küçüklüğümdeki o arabalarına binerken insanların yaşadığı bayram coşkusunu. Evdeki durumları izlemek kadar, bu halleri izlemesi de çok hoşuma giderdi. Sanırım bir ömür hatırımda bu anılarla yaşamasını da çok iyi öğreneceğim. Zira her şey değişirken kendi evrimini yaşayarak senesine göre gelişiyor. 

Her ne kadar kabul etmesek de, bu da 2022'de gelişmiş versiyon bir bayram işte. Bu da yeni bayram hallerimiz. Çoğu kendi kabuğuna (çekirdek ailelerine) çekilmiş herkesin kendine has bayramı. Sağlık olsun da, helali hoş olsun hepimize... =)

Sevgilerimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...