30 Haziran 2015 Salı

1 Yıl Sonra Aynı Poz (2014 Haziran ve 2015 Haziranı)

*Bloğumun ismini Yıllar Geçerken yapmamın sebebi, zamanın değerini bilmeye çalıştığımdan ve çoğu zaman çok çabuk geçiyor zaman diye söylenip durmamdan ötürüydü. Yıllar Geçerken hayatıma hakim olmayı sürdürmeye çalışıyorum, değerini bilmeye çalışıyorum her günümün. Blog ismimden ve geçmiş ile şimdiyi bağdaştırabiliyor olmaktan da mutluyum... :)


Yıllar geçmeden duramıyor malum; geçmiş zaman ve şimdiki zaman kavramı bir araya gelince de, içine geleceği de almış gibi hoş hissettiriyor insanı. Bu karşılaştırma, 4 gün gecikmiş bir karşılaştırma esasında. Geçmiş sene Haziran'ından şimdiki zamana 1 yıl 4 gün geçmiş tam. Aynı pozu vermeye çalıştım bugün, başarılı olabilmiş miyim sizce? Bence oldu ama... 


Bugünün öğlen eğlencesi sağdaki fotoğraf oldu, ikinci denememde ortaya çıkan fotoğraf bu... Birincisinde tam alamadım suratımı ama ikincide oldu. Aynısı gibi yapabilmem kolay değil, uğraşmak istemedim de fazla. Sadece ifadeyi biraz aynı yapabilmeye çalıştım, bir de pozu tabii ki. "Yıllar Geçerken" kavramı ile bir çalışma olsun istedim yine, bloğumun ismini yaşatmaya analiz yaparak devam yani... Aslında resimlere bakarak, 1 senede geçen birçok şeyi de düşünmedim değil tabii. Neyse...

Haziran 2014'ten Haziran 2015'e 1 Yıl 4 gün Geçtiğini gösteren resimlere baktığımda, benim hissettiğim şu ki;
1. Saçlarımı kestirmiştim kışın ama yine uzadı. Çok farkedilmiyor belki. Ama kısa saç yine çok yakışıyormuş gibi gözüktü gözüme.
2. Sanki yüzüm de süzülmüş değil mi biraz? :D

Tamam ikinci maddede abartmış olabilirim durumu. Ama bence çok hoş oldu bu iki resim. Böyle fotoğraflar oldum olası hoşuma gidiyor. Ama değişen bir şey yok gibi benim iki görüntüm arasında Allahım bozmasın, genel olarak, şükür ki daha iyiyim geçen seneye göre...

Yıllar Geçiyor demeden geçemedim yine işte. Sevgiler... :)

Öğrenmenin Yaşı Yok, Ama Hepsi Zamanında Olmalı...

*Öğrenmenin yaşı olmaz diye düşünenlerdenim, ama tabii ki yaşa göre de hesaplayarak gitmenin de gerektiği düşüncesindeyim. Gereğinden fazla yüklerseniz bilgiyi de eşyayı da, taşıyamadığı şey insanı sersem eder değil mi? Yavaş yavaş öğreniyoruz bizde Kağanımla, bu anılar da saklanmalı dedim yine... :)



Dün sabah Kağanım ile boyama aktivitesi yaparken, (ki buna ara vermiştik, yırtma huyuna yoğunlaştığı için bir süredir), rakamlarla oynadık önce biraz. Eline kalem ve kağıt geçtikçe, çizmeyi ve çizdirmeyi seven bir çocuk oldu maşallah; resimler çizdirmeyi ya da isimler yazdırmayı... Dün de rakamlar falan çizerken, isminin baş harfini yazayım dedim yeniden; içimden geldi işte birden. Hiç yazmadığımız bir isim değil aslında. Ama dün kendi baş harfi ile başlayan ufak çaplı harf öğrenme aktivitemiz; kendisinin isteğiyle ve kafasına estiği sırayla anneannesi, annesi, babası, teyzesi ve dedesinin, yani bizim isimlerimizin baş harflerini de yazmamı söylemesiyle devam etti. Sonunda da üstteki resim ortaya çıktı... :)

Harfleri seviyor da zaten ama bu sefer öğrenmeye daha istekliydi harflere karşı. Bir tek harfle başladı, ama az kaldı ileri gidecektim. Kısa kestim sonra. Biliyorum ki bu yaşlarda çok çok erken. "Okul öncesinde okuma ve yazmayı öğrenen çocuklar, okuldan çok çabuk sıkılıyorlarmış" diye duymuştum. Çok da mantıklı aslında, okulla beraber öğrenilmeye başlanılması daha uygun olmalı.. Her şeyin, zamanı gibi yaşı da olmalı. Bizim Kağanımız, bir tek A'yı iyi biliyor şimdilik. :)

Ama ben beynin en atmaca zamanları diye düşünüyorum bu zamanlar için. Üstelik bunu çok iyi de görüyorum. Öğrenmenin yaşı olmaz, görsel hafızası da işitsel hafızası da çok güçlü maşallah çocukların bu yaşlarda. Bunu da Kağanımla öğrenmiş bulundum. Hele ki konuştu konuşalı, her gün ağzından çıkanlarla iyice hayrete düşer olduk. Kağanım doğduğundan beri, onunla beraber bende öğrenmemi sürdürmeye devam ediyorum çok şükür...

Diyeceğim o ki; Nasıl büyüyecek derken, küçük hallerini görüp; çok şükür Allahın izniyle büyüdüğünü görmek çok güzel ve garipmiş, diyorum hala her defasında. Kalemler ve kağıtlara ilgisi olması da çok hoşuma gidiyor doğrusu, ama kağıt yırtıp uçak yapmak aklına esene kadar tabii ki... İstiyorum ki; yazmayı da okumayı da sevsin. Ve biliyorum; İçinde varsa o sevgi, ileride elbet olacaktır hayırlısıyla. Bir de; öyle çabuk büyüyor ki, bunun da zamanı çok çabuk gelip geçecekmiş gibi... Anılar çarçabuk bitmesin, ya da hiç unutmayayım istiyorum. İşte bu sebeple, bu da burada dursun istedim. 

Sevgiler.. :)

28 Haziran 2015 Pazar

Pazar Yazısı #18 - Karagözlüm Kerim Tekin'e



Bugün Karagözlümün ölüm yıldönümüymüş. Ezberimde yoktu ama, her sene duyduğumda da mutlaka kendi tarzımla anar, normalinden fazla müziğini dinler hüzünlenirdim...

Bu sene bambaşka. Yazıya dökmek isterim ki, Kerim Tekin benim ilk aşık olduğum şarkıcıydı. Öldüğünde nasıl üzüldüğümü çok net hatırlıyorum. O üzüntüler geride kalmış bile olsa, aynı hüznü hissettim yine bugün. 6 yaşındaydım ama net hatırlıyorum çok üzüldüğümü. Babamla konuşurken, bugün Kerim Tekin'in ölüm yıldönümüymüş, nasıl üzülmüştüm küçükken öldüğünde." dediğimde annem; "Ne üzülmesi hasta bile olmuştun." dedi. Hatırlamıyorum ama doğrudur.

Kerim Tekin, benim küçüklüğümün efsanelerinden biriydi. Varlığı kısa sürdü belki, yeterince kalamadı bu dünyada. Ama şimdi onun öldüğü yaşta olmak bu sene, bugün garip hissettirdi yine beni. Gözlerim aynı şekilde dolduysa da, ağlamadım. Çok net hatırlıyorum, nasıl da ağlamıştım 1998 senesinde öldüğünün haberini aldığımda... Belki de ilk ölüm kaybımdı, tam hatırlamıyorum. Babaannem ölmüştü ondan 1-2 sene öncesinde ama, çok küçüktüm ben o zaman. Ama Kerim Tekin'in ölümüne hissettiğim duygular kadar yoğun değildi... Babaannemin ölümünü Kerim Tekin'den sonra anladım gibi benim için...

Kerim Tekin, Kerim ismini bana sevdiren ve karagözlüm diye adlandırdığım şarkıcı; mekanı cennet olsun... Karagözlüm; Kar Beyaz Mıydı acaba ölüm? Oralarda da şarkı söylüyor musun? Küçüklüğümde seninle büyüdü gönlüm benim. Bir şarkıcıya anlam yüklenebilirse eğer, ben en çok sana anlam yükledim belki de... Pazar Yazıma konuk olabiliyor olman, o güzel sesini hala dinleyebiliyor olmak kadar teknolojinin en güzel harikalarından biri...

Haykırsam Dünyaya diye uğraşıyorum bende 23 yaşımda şimdi, bu sene yaşlarıma anlam katmaya devam ediyorum yine. 6. yaşımda aşık oldum sana ve senden sonra bir yaşıtıma, 23'üme kadar da her sene için güzel şeyler yapmaya çalıştım. Yapabildim mi tam bilmiyorum, ben yapabildiğimi düşünüyorum. Ama anlamlı yaşadım hayatı, onu biliyorum... Her insan kendi hayatından bir parçalar Haykırmalı Dünyaya. Benim de hayallerimi haykırmam gerek ve hala uğraşmaya devam ediyorum Karagözlüm. Bu sene ne haykıracağımı bilmiyorum ama... Ruhun şad olsun. :)

27 Haziran 2015 Cumartesi

Cumartesi Sohbeti - Kek Hamuru Tadında...

Yine bir neşeli cumartesi geçirdik bugün, bin şükür. Bugünün teması, kek hamuru tadında idi bizim için. Bugün ablam bitirmesi gereken işleri olduğu için işteydi yine. Kağanımda sabahtan itibaren yine bizdeydi. Anneannesinden dün kek istemiş küçük bey, annem de kek sözü vermiş, "bugün kek hazırlamamak olmaz." deyip sıvadı kolları. Annem kek hamurunu hazırladıktan sonra, çırpma esnasında Kağanımın minik ellerine de bıraktı karışımı. 

Bu kaçırılamayacak bir görüntüydü benim için, ne yaptığını bilen bir çocuğun karıştırması idi çünkü bu. Oyuncak kovaları ve kürekleri ile bizlere kendince karıştıra karıştıra oyunla pastalar yapan Kağanım, bugün ciddi ciddi bir kek hamuruna biraz da olsa çırpma hünerini katmış oldu. Ve hiç fena değildi maşallah kuzumun beceri düzeyi. İnce işlere el atma zamanı gelmişti, başladık böylece işte. Maşallah kuzuma... :)

Kek Hamuru Tadında dememin sebeplerinden biri de, çırpılmış kek hamurunun tadını yeniden alıp eskilere gitmiş olmamdan ötürü. Sizde benim gibi; çırpılmış kek karışımının çırpıldığı kabın sonunu sıyırmayı sevenlerdensinizdir belki de? İyiden iyiye öğrenmiş kuzum bizden kek kalıplarını sıyırmayı; kuzucum gitti çatal aldı annem kalıba karışımı döktükten sonra "Yiyeceğim ben" diye durdurdu anında, anneannesi karıştıma kabını yıkamasın diye... 

Ablam ile yaptığımız gibi, kaşıkla ve ellerimizle karışımdan arda kalanlara gömüldük Kağanımla. Tabii çatalı elinden bıraktırdık önce... :) Tek fark, ablam yerine Kağanım vardı yanımda. Ne kadar büyürsek büyüyelim, bu vazgeçmek istemediğimiz güzel tatlardan biri bence. Benim için de ablam için de öyle olduğunu düşündüğüm bir durum bu... Hala kek karışımlarının veya çikolata soslarının sonlarını yemeyi çok seviyorum... Sizce de bu durum; tadı başka olup, hala yitip gitmeyen tatlardan değil mi?? :)


Kağanım yeni düzene alıştı mı konusuna gelirsek eğer; çok şükür biraz biraz yeni düzene alışmaya başladı kuzum. İlk haftamızı geride bıraktık bile. Artık sabah annesi işe giderken bize bırakıyor, akşamında da babası alıyor kuzumu. Akşamdan akşama evinde yani artık. Alınacağına dair güveni kazandığından beri, bize ve çevresine karşı uyumlu olmaya başladı kuzum yeniden. Anneannesi ve benimle oyunlara devam ediyor. Annemi ya da beni dizlerine yatırıyor bazen epeydir. Birazcık fırlamayız ama, maşallahımız da var hani... :) 

Haylazlığı durmadı, Kağanımın mizacı böyle diyoruz artık biraz da. Hem; en azından biraz daha iyi şimdi şükür, sünnetten sonraki ilk zamanlarına nazaran. Çok şükür işte... 


Bu resmi paylaşmamın amacı var elbette, kimin ibadeti kabul olur kimi olmaz, bunlar beni elbet ilgilendirmiyor. Ben kendi inancıma ve Allah ile aramda olan bağlantıma bakanlardanım daha çok. Ama şu var ki, bu zamana kadar hep; "Kırılayım ama ne olur kırmayayım Allahım" düşüncesinde oldum. Kırıldıysam da, kırdığım kadar canım acımadı bu zamana kadar yani... 

Facebookta gördüğümde bu resmi, direk kaydetme gereği duydum. Çünkü tam da bu zamanlar, bu cümle üzerine söyleyecek çok sözüm var. Ama çok söze de gerek yok aslında; kırdım da elbet zamanında ama isteyerek yaptığım sınırlı sayıda idi. Kırıldığım için hoş göremediğim zamanlardan... Kırmanın acısı daha fazla geliyor bana nedense. Kıran kişiyi affedemesek bile Allaha havale edebildiğimizden ama kırdığımızda kendimizi affettirmekte epey zorlanıyor olsa gerek sanırım...

Ama benim ve benim gibi düşünenlerin aksine, kendine birilerini kırmayı alışkanlık edinmiş ve üstesinden gelmek için de hiçbir çaba göstermemiş olanlara kırgınım bu sıra yine. Geçen haftalarda kırıldığım yerleri çok düşündüğüm bir haftaydı bu hafta. Dil yarasının unutulması zor oluyor, yine anladım bu hafta. Sık sık rüya görür oldum, çoğunu kalktığımda hatırladığım ama ayılınca unuttuğum... Sonrası ne mi oldu? ; 2 gün önce bir rüya gördüm, kırıldığım tüm noktalardan rüyamda yine kırılıyordum. Çok hırslanıyor, çok sinirleniyordum. Hırsımı çıkarmaya uğraşıyordum. Sonrası şöyle oldu; sabah uykumdan uyandım ve o günden beri unutmadığım rüyalarım arasına girdi. En azından bir süre unutamayacağımı biliyorum, epey etkili ve gerçekçiydi... 

Bu Cumartesi'ye değin de şunu diledim hep; Allahım sen bilerek veya bilmeyerek kırdıklarımız tarafından affedilmeyi ve kırıldığımız noktaları affetmeyi de nasip et bizlere. Bu durum o kadar önemli ki çünkü; 2 haftadır bunu düşünüyorum ve nihayet affedebiliyorum yeniden sanırım. Etkisinden çıkamadığım bir rüyaydı, rüyamdan ötürü hala korkuyorum esasında. Allahım cümlemizin yardımcısı olsun; kırılsak da kırmamayı diliyorum bizler için... 

Kek hamuru tadında, mutluluk ve huzur veren günler dilerim hepimize... :)

24 Haziran 2015 Çarşamba

Günler Yine Düşüncelerle Geçmeye Devam Ediyor - (22.23).06.2015

Bu sıralar yazamayışım yeni süreçler ve yeni olaylar içine girdiğimizden ötürü. Ve biraz da havaların değişkenliği beni fazlasıyla yıpratıyor gibi. Sizde de bu durum böyle mi? Sıcak mı soğuk mu kestiremediğim bu havalar, bana hiç iyi gelmiyor. Ne yapalım, havaların da hayırlısı olsun... :)


Bu Pazartesi günü eniştem yeni işine başladı. Kağanımı sabah erkenden işe giderken bize bırakıyor ablam artık, akşamları da eniştem ya da ablam alıyor ve evlerine götürüyorlar. Gündüz bizimle, gece anne ve babasıyla dönemi başladı nihayet. Hayırlısıyla sağlıklı bir birey olarak yetiştirmeye devam ederiz yine inşallah...

Pazartesi ve Çarşamba günlerimiz, hala Yalova günlerimiz. Bu hafta başında yolda uyudu kuzucuğumuz, bende tabii ki bu fırsatı kaçırmadım. Uyku hallerini çekmeyeli baya oldu belki de... Ben her türlü çok seviyorum uyku hallerini. Allahım ellerimizi ayırmasın ailemizin ellerinden inşallah... :)


Uzay Terapi'de örümcek dedikleri bir bağlama teknikleri var. Çocukları genellikle bu şekilde basma işlevine ve zıplayarak hareket kabiliyetlerini geliştirmeye çalışıyorlar... Bana da örümcek yöntemiyle bel kaslarımı çalıştırma hareketleri yaptırmıştı Ali abi, birkaç hafta önce. Bu yazımda anlatmıştım... 

Benden önce bir ablanın oğlunu aldıklarında çekeyim fotoğraf dedim. Ne olur ne olmaz bulunsun burada da... :)


Ağırlık çalıştık bu Pazartesi, bence gayet de iyiydim. Ali abi de iyi olduğumu söyledi. Güçsüz olduğumu da, korktuğumu da düşünmüyorum. Uzay Terapi almaya başladığım sırada, bunların üstesinden gelebileceğimi farkettim. Ve her defasında acıya da kendi sınırlarımı zorlayarak epey direnç gösterdim ve göstermeye de devam ediyorum... 

Fizik Tedavimin yanında, Uzay Terapinin de iyi geldiğini söylüyorum fırsat buldukça. Bu hafta ağırlık çalışırken bastığımız ağırlıkları yavaş yavaş yükseltmeye devam eder olduk. Eksikliklerim çok, henüz tamamen de güçlüyüm diyemem elbet. Ama yükseldiğimi görmek, gurur ile beraber daha çok azim veriyor hepimize. Bu güzel bir şey sanırım... :)


Dönerken Pazartesi günü serviste Kağanımı uyutmamak için bol bol fotoğraf çektim bir ara. Bu fotoğraf karesine bakmamaya başladığı son resimlerden. Benimle beraber poz verdiği anlardan biri de, İnstagram adresimde. İnstagram adresim; instagram.com/didolatte_

Ben telefonumun kamerasına bakmadığı doğal hallerini de sevdiğimi farkettim baktıkça, maşallah kuzuma. Doğal halleri de nefis... Bu fotoğraflardan sonra, konuşmaya başladık zaten. Eve kadar da bıdı bıdı konuştu durdu benimle. İnsan küçük hallerini görünce, hiç büyümeyecek sanıyormuş. Ama büyüyormuş da, büyüyecekmiş de sağlıkla inşallah... :)



Pazartesi akşamına, Damlamlarda arkadaşlarımızla beraber akşam oturmasıyla bitirdik günü. Ertesi sabaha doğruya kadar taştı bu oturma... Uzun zamandır bu kadar uzun süre arkadaşlarımla birarada bulunmamıştım, garip şekilde sosyal hissettim kendimi. Telefonun arama özelliği ve müzik dinleme özelliği aktif, diğer her şey pasif durumdaydı. Bu sıra herşeyi düşünür oldum yine, garip bir dönemden geçiyorum kendimce. Zorlu değil ama belki sarsıcı. Ne istiyorum, ne hissediyorum ve ne yapacağım; bu soruların cevaplarını daha yoğun -daha da yoğun- hissediyorum içimde... Ve nasıl olacağını daha da sorgular oldum yine... :/


Manzara fotoğrafları çekmeyi seviyorum ne yapayım, 2 gündür de çektim yine. Gözümün önündekinin kıymetini biliyorum yani... :) Elime çiçekler geçince de fotoğraflarını çekmeyi seviyorum mesela. Bunlar hayatın şekil aldıkça değişen güzel hallerini gösteriyor bence bizlere...

Baktığım manzaralar beni hem düşündürüyor hem de rahatlatıyor bir de. Düşüncelerle konuşarak rahatlamak çok iyi olsa da, sorgulamak bazen çok fazlaca yoruyor da insanı. Ramazan benim için sorgulamalarımın üzerine başladı ve böyle de devam edecek gibi görünüyor. Sonuca ulaştıramadığım fikirlerim ilerlemeden düşüncelerim dahilinde sürüyor hala ve bunlar biraz canımı sıkıyor tabii.

Günler düşüncelerle ve ufak tefek sorunlarla devam ediyor. Ufak tefek diyorsam da, etkisi elbet içimde büyük. Ama 2 gündür düşünüyorum da; hiçbir sorun sağlık, mutluluk ve huzurdan önemli değil. Benim canım da bunlardan ötürü sıkılıyor olsa da, yine de içimde büyütmemekten başka iyi olmak adına yapabilecek daha güzel şeyler yapmaya çalışmaya devam etmeliyim, BİLİYORUM.

Gel de bunu içinde bulunduğun durumdan ötürü, biraz uçarı olan gönlünle aklının çatışmasının arasında gerçekleştir işte... Hayat bazen garip ve güldürücü derecede içinden çıkılamaz gibi değil mi?  Öyle de değil işte, yine de güzel işte garip halde...

Hayaller kurdukça güzel, hayat da hala yaşamaya devam ettikçe... Sevgiler. :)

21 Haziran 2015 Pazar

Babalarımız...


Adları en az anılan ebeveynlerimiz, Babalarımızın günü bugün... Babalığı hakkıyla yapan tüm babalarımızın günü kutlu olsun... :)


Babam, babalar; evimizin direği, koruyanı-kollayanı, yokluğunu hissetmekten rahatsız olduğumuz adam, evlatlarının kahramanı, eşinin yer yer ufak tartışmalarda bulunsalar da başından eksik olmasını istemediği ve torununun dedesi... Canım babamın, babalar günü de kutlu olsun...

Babam; anlamaya çalışan, sevgisiyle kucaklayan ve daimi yanımızda varolacağını hissettiren oldu bu zamana kadar çok şükür. Bir tek gün teşekkür için az aslında, anne ve babalarımıza, hep söylüyorum. Allahım başımızdan eksik etmesin inşallah cümlesini...

Babamı da annemi de ayıramayan oldum hep. Bana göre bugün yine ikisinin de günü. Babam işte iken, hem anne hem baba olan annem var olur yanımızda; annem bir yere gitmesi gerektiğinde hem anne hem baba olan babam olur yanımda. Çok şükür bu böyle geldi, böyle de gider dilerim bundan sonra...

Ailecek geçirecek nice vakitlerimiz, birbirimize ayıracağımız güzel anlarımız ve kutlamalarımız, daha yaşayacağımız çok sıkıntı ve ferahlık olsun dilerim. Ama yeter ki, her defasında birarada ve omuz omuza olalım. Tek dileğim bu... Tüm vefakar ve cefakar, baba gibi babalarımızın ve annelerimizin ve baba bildiklerimizin babalar günü kutlu olsun...

Baba demek benim için; akşam eve gelmesi hevesle ve heyecanla beklenen tek adam demektir. Beraber vakit geçirmek, öğüt dinlemek ve verdiği öğütleri büyüdükçe anladığın biridir baba. Yer yer en çok tartıştığım haline gelse de, "anlatamıyorum, anlamiyor beni" diye kızsam da babama, kendini anlatabilme şansını bol bol bulabilmek demektir benim için. Böyle biri varsa başınızda sizin de, Allahim eksik etmesin dilerim. Yoksa şu an başınızda, Allahım vefat etmiş babalarımızın da mekanını cennet eylesin... 

Bir de; 1938 senesinde vefat etmiş Mustafa Kemal ATATÜRK'ün de babalar günü kutlamak istiyorum. O biz Türk gençliğini ve tüm dünyadaki çocuk ve gençleri evladı bilmiş. Bugün onun da günü bence... :)


Babacım ve annecim, kahramanlarım benim; Allahım sizleri başımızdan eksik etmesin dilerim. :)

19 Haziran 2015 Cuma

Anlayış Nereye Gitti? Neden Herkes Bu Kadar Asabi?


Bugün sadece ve sadece, -sakince- uygunsuz bir durumu belirtmekti birine tek yaptığımız. Konuşmak değil, hakarete uğradık ama okuyucu. Kibarlık ve sakinlik, kiminin taşıyamadığı bir özellik; bunu iyi biliyorum artık. Yapıcı değil yıkıcı olmayı seçiyor ama hala insanımız... Anlayış nereye gitti, neden herkes bu kadar asabi? Sordum durdum kendime, sarsıldığımız bugünkü olayla...

Uzun zamandan sonra taşikardim ilk defa bu kadar arttı. Sakinleşemedim, kendime gelemedim. Sarsıldım ve vücudum biraz perte çıkmış gibi adeta. Ağrılarım geçti, şimdi daha iyiyim. Ama içim boşalmış gibi hala biraz, yatıp dinlenmeden kendime gelemeyeceğim tam anlamda. Çok anlatmak istemiyorum ama; sakince anlatılan bir durumu büyütüp hakaret durumuna getiren bir bey ile karşılaştık bugün. Soramadan edemiyorum hala; Anlayış nereye gitti? Neden herkes bu kadar asabi?

Damlamı çağırdım o sırada; annem evde yoktu, markete gitmişti. O da benim duyduklarımdan önce, hakaretlere ve üstüne yürümelere maruz kalmış meğer. Dedim ya; tek çabamız yapıcı olmak üzerine bir yol bulmak içindi, konuşarak anlaşmaktı... Biz yapıcıydık, onlar yıkıcı yani...

Neyse anlatmak istemiyorum fazla, hakaretlere ve tehditlere maruz kaldık okuyucu bolca. Oysa; Toplu yerde yaşamak bu değildir, üstünlük kurmak değildir erkeklik dediğimiz ve güçlülük dediğimiz. Ben üstünlük kurma gerekliliği ile, onca hakarete ve tehdite maruz kaldığım ve kaldığımız için çok korktum ve üzüldüm bugün; ailem ve kendim adına. Kötü bir gündü okuyucu işte; yarından itibaren yapıcı yol bulunmak adına devreye birileri girecek...


Korktum okuyucu bugün, Çok Korktum! Ben bugün, onca kadınların ezildiği Türkiye'min kadınlarının halini daha da çok anladım. Bizim Türk erkeklerimiz, bağırmayı da, üste yürümeyi de doğru bir şey sayıyor.

Bir erkekten nasıl korkulur, yine anladım. Bir kadını korkutmayı ve sindirmeyi büyüklük sanıyor milletimiz sanırım. Korkuyorsak, sinirin geçmesini beklemeliymişiz! Öyle empoze edilmeye çalışıldı, hakarete uğradığımız kişiler tarafından bana. Anlayış da, yapıcılık da, empati de, olumluluk da kalmadı mı yani kiminde? Bu kadar mı kötü haldeyiz okuyucu?

Ben isterdim ki olmasın bugünkü bu olay. Ama oldu. Ve ben korktum taşikardim başladı, annem geldi daha çok korktu. Yıprandık bugün okuyucu yani. Susmak istemedim yine de, susmak olmaz gibime geldi. Sende susma okuyucu, üstünlük sağlanmasına izin verme kendine. Sindirilmeye ve bastırılmaya yüz tutmuş tüm kadınlar adına, bunlara müsaade etme!

18 Haziran 2015 Perşembe

Günlük Niyetine - (15-17.06.2014)


Pazar'dan beri yazmadım, yazamadım. "Ne yaptın da yazamadın ki," dedim sonra kendime bugün. "E Günlük Niyetine yaz bakalım, neler yapmışsın... :)"


Yazmayalı bir örgü bitirdim, bir de kitap. Ördüğüm, Kağanım için bir yelek olacaktı ama henüz olamadı. Başarılı olabilecekken, biten ipimle yarım kalan bir yelek oldu kendisi. Salı günü ipim bitti, ablamdan aynı ipten bulabilmeyi deneyeceğim bir gittiğimizde onlara. Olmadı biraz yarım kalır, sonra da gideririz eksik kalan yanını ip alarak... Dikimi biraz gecikecek gibi görünüyor yani, ama sağlık olsun ne olsa yaza girdik değil mi... :)


Haftaya Kağanım ile başladık, Kağanım ile de geçip gidiyor günlerimiz. Pazartesi günü, Yalova'ya beraber gittik mesela; Eniştem, Kağanım, Annem ve ben. Eniştemle beraber gezdiler bu hafta Yalova'nın Sosyete Pazarını. Pazartesileri yolunuz düşerse Çiftlikköy'e, bir gidin gezin derim Sosyete Pazarını. Hem uygun hem de gezmesi eğlenceli bir pazar; ben bir kere gezme fırsatı bulabildim ama annemle Kağanım çok güzel şeyler buluyorlar gittikçe. Bu hafta ben tedavide iken, annemler yine pazarda idiler. Zaten pazar ile rehabilitasyon yan yana. Kağanım ile epey uğraşmışlar, düşünün 2 kişi yanında olmasına rağmen yormuş kuzum yine; bu sefer ikisini birden. Enerjisine sağlık kuzumun, maşallah. Ama biraz adapte olabilir yeniden bize inşalllah..

Yaza girdik birkaç gündür bu arada, sıcaklar epey bunaltmaya başladı. 2 gündür yorganla yatamamaya başladığımdan belli en azından bu durum. (Evet hala yorganla yatıyorum. Daha 2 gün öncesine kadar epey rahat yatarken, 2 gündür sık sık sıcaklar oldum. Ama hala yorganı atamadım sırtımdan, sabahları hala biraz soğuk olabiliyor çünkü. :) Siz pikeye geçebildiniz mi?)


Dün yine rehabilitasyonda idik, Kağanım sabahtan geldi babasıyla. Kahvaltı etmişler de gelmişler, beraber çay içtik eniştem ile. Sonrası eniştem gitti; biz Annem, Kağanım ve ben hazırlandık ve servisi beklemeye başladık. Dün yine Uzay Terapi günüydü. Durumlar iyiye gidiyor diye belirtmek istiyorum, çünkü şükür daha da kuvvetleniyorum. Yavaş yavaş yol alıyoruz işte. Aslına bakılırsa, yavaş ilerlemeler olsun ama sağlam olsun istiyorum bende. Yeter ki durumum gerilemesin diyorum yeniden. Bu açıdan da ara ara korku duymam normal diye düşünüyorum. Ama eskisi gibi cesaretsiz olmadığımı düşünüyorum ve görüyorum da...  

Derdi veren rabbim, dermanı da veriyor. Bu gücü nereden buluyoruz diye düşünüyorum bu ara yine bazen, eskiyi düşününce. Geride bıraktığımız epey acılı ve yorucu günler var. Allahım bir daha öylesini veya daha kötüsünü göstermez dilerim. Şükür çok iyiyiz şimdi...


Kağanım haylaz bu ara, gün içinde yoruyor bizleri yine epey. Ama akşamları anne ve babasıyla olacağının bilincinde olması durumu, onu daha bilinçli kılabilecek gibi görünüyor zamanla. Bazen hala laf anlatamadığımız oluyor, sabrımız zorlanmıyor değil o anlarda. Anne-baba ile kaldıkça, şimdi de iyice kopamaz oldu onlardan. Bize gelince aklı da gönlü de karışıyor, anne baba gittiğinde. Umarım alıştırabiliriz zamanla. Dediğim gibi olacak diye düşünmek istiyorum, ama anne ve baba daha baskın onun için şimdi. Dilerim onu iyi şekilde sağlıcakla büyütebiliriz, en çok istediklerimizden biri bu. 

Eniştem haftaya hafta başında işe başlayacak hayırlısıyla; şükür dün bir iş görüşmesi yaptı ve yeni işinde Pazartesi günü eğitime başlayacak. Bu da bu yazımın iyi haberlerinden bir diğeri yani. Biz bu sıralar annem ile, nasıl yapacağız da Kağanımı yeniden düzene sokacağız diye düşünüp duruyoruz yine. Yer yer asabi, yer yer haylaz, yer yer de sakin bu sıra. Çoklu seçmeli hallerden hallere geçiş yapıyor adeta... Babasıyla vakit geçirmek ona çok iyi geldi, mutlu da elbet. Bize gelince de babayla beraber; bizi hem kucaklıyor hem de babadan da ayrılmak istemiyor.  Yeniden bir alışma süreci yaşayacağız önümüzdeki hafta anlaşılan; bu sefer gündüzleri bizimle geceleri onlarla olmak adına, kuzum ile yeni bir düzene daha başlayacağız. Hayırlısı demek gerek yine, Allahım kolaylık verir inşallah...


Bu sıralar bol bol okumaya ve bir şeyler oluşturmaya çalışıyorum kendimce yine. İngilizce çalışmalarıma başlayacaktım bu yaz için ama bir türlü başlayamadım hala. Ama kendimle uğraşırken düşüncelerimle boğuşuyorum resmen iyiden iyiye. Yeni şarkılar keşfetmeye ve yeni kararlar almaya çok müsait olduğum günler yaşıyorum yine. Bir gelişme daha bekliyorum kendim adına, sonra bu kararlarımdan bahsedeceğim. İnşallah çok uzun sürmez diliyorum... 

Ramazan ayı da geldi bu arada; layığıyla ve asıl mantığının gerekliliğiyle oruç tutanların ve nefisini koruyabilenlerin, yani gereğiyle yerine getirilen tüm ibadetlerimizin kabul edilmesini diliyorum. Hayırlı Ramazanlar olsun hepimize. Sevgiler... :)

14 Haziran 2015 Pazar

Pazar Yazısı #17 - Yaz Vakti Örgü


Yaz vakti örgüye tutuldu yine gönlüm, yine örgü örmeye dönmüş bulunmaktayım. Hem de yazın geldiği bu günlerde, evet. Ama hala ellerim tam olarak terlemiyor olduğuna göre, vaktidir hala örgü örmenin... :) 

Akıl birkaç noktaya odaklanmış ve işin içinden istediği gibi çıkamıyorken, kafayı el işine odaklanarak boşaltmak mümkün. Bana çok iyi geliyor, boncuk işi ile ilgilenmek, örgü örmek, boya yapmak, oje sürmek ve aklınıza gelebilecek herşey. Yeter ki elimin altında uğraştığım bir iş olsun. İki işi bir arada yapmak, elini meşgul ederken düşünmekle de mümkün yani... 

Saniye teyzem burada iken, iki yumak elimde kalan ince tüylü gri yumağı birleştirip değerlendirmek için çocuk yeleği başlatmıştı bana. Ama 1 ters 1 düz olarak başlattığı kenarlar hoşuma gitmemişti nedense. Dün başlattığı yeleğin ön tarafının ilk kısmını kendi kafamca kol kesimi yaparak epey saçmalamamın ardından kenara bıraktım. Bu sabah ise pazar kahvaltımız sonrası çay keyfimizde, dün bulduğum başka bir örnekle kendim başladım; üstteki fotoğrafta görüldüğü gibi... 

Başladığım ve yapmayı amaçladığım yeleğin örneği burada. İnterneti kullanmasını bilince, feci yararlı bence. Kullanabildiğimi düşünüyorum bu açıdan, ama bazen çoğumuz bağımlı gibi fazlaca da oturabiliyoruz bilgisayar başında tabii... Bu örneği yaparım gibime geliyor kısaca. Şimdiye kadar, bunun kadar kolay görünen kesim görmedim. Bu Pazar buna odaklanarak devam ediyorum güne işte. :) Sizler el işi olarak neler ile ilgileniyorsunuz acaba? Yorumlarınızı beklerim...

Bunlar haricinde, bu sıra çok sık dinlediğim bir şarkıyla veda edeyim. 2 sezondur ekrana sıkı sıkı tutunduran Medcezir bu Cuma final verdi. Son zamanların en güzel dizilerinden biriydi bence, çoğunlukla internetten takip etsem de. Toygar Işıklı'nın Sen Yanımdayken şarkısı da, benim şarkı listemde yerini aldı geçen hafta itibariyle. Yaz boyu dinlenebilir, yaz akşamlarına feci yakışır bence. 

Toygar Işıklı - Sen Yanımdayken İle Mutlu Pazarlar Dilerim hepimize... :)

11 Haziran 2015 Perşembe

Kendimce...


Kendimce fotoğraf çekmelerime devam ediyorum bu sıra. Daha dün çektiğim bir fotoğraf mesela üst resimdeki, balkon camına yansıyan batmak üzere olan güneşin hali... Bir yanda deniz, bir yanda güneş; ve bu yansıma benim görüşümden işte...

Birkaç zamandır şöyle diyorum; biz hayata yansıyanlarız. Kendimizce hayata ve hayatımıza kendimizi yansıtıyoruz. Yaşamak istediğimiz gibi, olmasını istediğimiz gibi hayaller kuruyoruz. Hangisi gerçek olur olmaz bilmiyoruz belki ama, bizim elimizde olduğunu biliyoruz değil mi hepimiz? Bu hayatın kendisi böyle. Kurduğum hayallere inancım olduğu kadar, gerçekleştirebileceğimi de biliyorum bende. Peki ya, neden kendime bu kadar acımasızım? Olsun olmasın, sonuna kadar gideceğim hayallerimin peşinden diyorum yine bu sıra. Ama neden gidemiyorum??? (Bahsettiğim konu, yazmak hususunda)


Ve bugün tüm düşüncelerimin arasında bir kuş kondu aynı pencerenin önüne. Ama balkon penceremiz kapalı idi bu sefer. Gider sandım esasında, kuşlar çoğunlukla biraz durur giderler. Bu kuş çabucak gitmedi penceremizden, 2-3 dakika kadar kaldı. Bende kuşları göklerde gördüğüm kadar, durduğu yerlerde de düşündüm durdum bu sefer. Onlar da bizim gibi soluklanıyorlar aslında, bizim gözümüze hep kısası denk geliyor belki de. Ama duruyor, düşünüyorlar onlarda. İçgüdüsel ama işlevsel sonuçta. 

Bulunduğum durumu, duraklama gibi adlandırdım şu küçük kuşu görünce yine. Hayallerim için yol almışken, durakladım bu sıra. Hayalim hep sağlığım ve ailem için çabalamak ve hep yazmak. Ben yazma hayalim için biraz duraklamıştım yine. Geri dönüş yaptığım bu sıra, kendimi eleştirmekten yazamaz oldum yine. İnsanın kendi hayatını yazması aslında bir açıdan zormuş. Kendi hayatı için uçarken insan bir kuş misali, kendi hayatı için kuş bakışı bakamaz oluyormuş. Bu haldeyim bende işte... 

Başladığım yer doğru mu, devam edeceğim konular sırasıyla hangisi, aksa gitse ya hepsi kalemimden... Bunlar açısından kararsızım ama, hiç durmamam gerektiği konusunda kararlıyım aslında. Kendim adına yeniden kararlar alıp duruyorum son zamanlarda... Var olduğumca değişmeden devam edeceğini bildiğim bir özelliğim bu; durmadan yeni şeyler denemek... Yazıyorum yazmasına ya yine de, beğenmiyorum kendi yazdığımı bu ara yine. 

Olur mu dersiniz? Bu sefer başarabilir miyim? Şu kuş gibi durup düşündüğüm şu zamanlarda, kendim için doğru bir karar verebilir miyim? Çok istiyorum doğrusu, yapacağıma da inancım tam. Ama garip hissettiren kararsızlık durumlarımlayım biraz işte. Şu kuş gibi, az durup uçsun gitsin bu kararsızlıklarımız. Çok düşünceli olmak da iyi değil, hayallerimiz için doğru yolu bulalım hepimiz... Kendimce düşüncelerim bunlar işte; aklım da kalbim de, yazınca biraz ferahladı şükür. :)

Sevgiler...

10 Haziran 2015 Çarşamba

Okudum - Kocan Kadar Konuş

*Bu bir Okudum yazısıdır. (Bu cümleyi yazabilmek yeniden, ne güzel) :)


Merhabalar, geçen haftadan önce başladığım Kocan Kadar Konuş kitabı geçen hafta bitti. Ama yazısı ancak bugüne denk geldi. Fırsat kollayamadım bu zamana kadar, neyse ki şimdi yazabiliyorum. Bu hafta Uzay Terapi'ye gitmedik, hastane işlerimizi ve ev işlerimizi toparlayabilmek için. Önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz yine inşallah. 

Kocan Kadar Konuş kitabı, finallerden sonra okuduğum 2. kitabım. Okumayı öylesi özlemişim ki; hep okumak istiyordum duraklamadan ama, gözümdeki bulanık tipte yorgunluk ancak bu zamanlara okumamı kısmet etti. Şükür şu sıralar iyiyim de, okumalarıma devam edebiliyorum...

2 hafta önce bir haftasonu, İstanbul'da annemin kuzeninin düğünü vardı ve akşamına da Pelinimlerde idik ertesi sabaha kadar. Dönüşten sonra yazmıştım, küçük İstanbul maceramızı, ki o yazım burada... Dönerken kütüphanesinden 2 kitap almıştım. Birincisi bu kitap. Okumayan bir benmişim gibi hissetmemden çok, deli gibi de merak ediyordum bu kitabı. Kitap Şebnem Burcuoğlu'nun senenin çok konuşulan kitabı, Kocan Kadar Konuş. Ne kadar almayı düşünsem de, kısmet olmamıştı. Yakın çevremde okuyana da denk gelmediğimden, okumak Haziran ayına kısmet oldu. 

Güzel mi konusuna gelirsek; ben beğendim valla. Akıcı ve yormayan bir anlatımı vardı. Atasözleri ile dolu olmasından içtenliğine kadar, birçok unsur güldürüyor ve düşündürüyor doğrusu... İstanbul'dan dönerken, vapurda bir 10 sayfa kadar okumuştum. Sonra geçen hafta Çarşamba günü tekrar elime aldım ve 1 günde bitti. Siz düşünün artık, nasıl akıcı ve hoş bir anlatımı olduğunu... :)



Atasözlerine değinmek istiyorum bunlar haricinde. Mesela not aldığım ve aklımda kalan ilk cümle bir deyim şeklinde, "attırma benim asfalyalarımı." Kitaptaki karakterin anneannesinin söylediği bir deyim. Böyle bir cümle duymayalı uzun zaman oldu sanırım, eski deyimleri duymak hoşuma gitmiştir ama hep...

Bir de kitabın başlığını da ana fikrini de anlatan bir alıntı yaptım kendime; ""Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş." atasözü, anneannem Peyker'in lafıdır, yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem. Yani kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Kocan kadar konuş kızıııaaam. " Ne içten ve doğru bir konuşma ama, eskilere göre tabii ki... 


Birinden kitap alınca, ister istemez okurken ve elimde bulundurdukça ara ara düşünürüm o kişiyi. Bir kitabı ödünç alınca, aldığım kişiyle bağdaştırırım yani ister istemez. Bu kitabı okurken de sık sık Pelin'imi düşünmedim değil. Okuduğum o gün, bir ara verip yine açtıktan sonra okurken, karşıma çıkan cümlelerle epey güldüm;

"Bir kız genç ve güzelse Kanyon'dadır, orasını anladık. Bu cins kızların adı da Selin ya da Pelin'dir. Benim şansıma Selin çıktı." 

Benim şansıma da, güzel dostum Pelin çıktı. :) Kitapta anlattığı başka bir olay olsa da, okuduktan sonra yorumum bu oldu... 


Ve okumayı bitirdikten sonra, çok sık kullandığım ve neredeyse vazgeçemediğim bilekliğimi şekiller yaparak kitabın üzerine koymaya çalışırken bu figür çıktı ortaya; sevimli ayıcık silueti. Resim kabiliyetim yoksa da, bu tür kabiliyetim var demek ki... :) Yapmak istediğim şey, kitabın ismini bilekliğim ile çerçeveleyerek fotoğraflamaktı. Amacıma ziyadesiyle ulaştım. Ama bu güzel ayıcık silueti ile...

Kitapta en beğendiğim paragrafın alıntısını yaparak bitirmek istiyorum bu yazımı. Ondan öncesinde de Pelin'ime bu güzel kitap için teşekkür ediyorum. Emanetini almak için gelmen gerekecek biliyorsun Pelin'cim. En kısa zamanda, kitabını almaya yani görüşmeye bekliyorum Bursa'ya... :)

Kocan Kadar Konuş kitabından en beğendiğim paragraf;

"Hayata tutunmak, anlatılması zor bir şey. İnsan ne yıkımlar yaşıyor ama öyle ya da böyle devam ediyorsun yola. Yürürken sağ kolun düşüyor, sonra sol gözün. Düşenleri yerden toplayıp idareten yerine takarak ilerliyorsun bir şekilde. Artık o gözü ters mi taktın, sadece iç organlarını mı görüyorsun fark etmiyor. Dıştan bir bütün haldesin ya... En zarar gören şey umut edebilme yetin oluyor. Her seferinde bir parça daha kapıyorsun kendini. Keşke vücutlarımız olmasaydı ve ortada ruhlar şeklinde gezebilseydik. Vücutlarımız ruhumuzu saklayabilmemiz için ideal bir kılıf sadece. Ruhun belki onun boynuna sarılmak, kucağına oturup, küçücük kalmak istiyor ama yüzünde bir mimik bile kıpırdamıyor. Oyunculuğun bir meslek olması ne kadar manidar."


Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiler... :)

7 Haziran 2015 Pazar

Pazar Yazısı #16 - Bir Seçim Günü


Bir Pazar yazısından yine merhaba demek ne güzel. Olmuş baya, Pazar Yazısı yazmayalı. Bugün Seçim Günü ve henüz oy kullanmaya gitmeden önce yazıyorum. Ülkemiz adına en hayırlısını isteyerek oy kullanmaktan başka yapabileceğimiz birşey yok diyorum. Tabi bir de, benim gibi güçsüz ve sandık başında bekleyemeyecek durumda olmayanların sandık başlarında oylarımıza sahip çıkmaları gerek. Hepimiz için hayırlısı olsun, ben oyumdan ötürü pişman olmayacağım da, dilerim herkes de kullandığı oydan ötürü pişman olmasın. Bilinçli oy kullanalım, bu seçim ülkemiz adına daha da önemli konumda şimdi. Allahım çıkarları için vatandaşı harcayan devlet adamlarına bırakmasın inşallah bizleri; AMİN...

Üstteki resime gelince, o resim de dünden. Balkonda otururken, uzun bir seçim konvoyu geldi yokuştan yola indi. Bir baktım yunus polisleri durdurmuş tüm arabaları, seçim konvoyu için. Her seçim konvoyuna yapılıyor mu bu olay, diye düşünmeden edemedim. Kötü bir şey de değil aslında ama, ben ister istemez bu durumdan rahatsız oldum. Sonra babama da söyledim akşam, "olmalı kızım, ama tüm partilere yapılmalı ayrımcılık olmadan." dedi. Bende ancak böyle hak verebildim. Ama nedense rahatsız oldum işte, seçim arabaları, bangır bangır "bizi seçin" bağırmaları. Seçim zamanında en sevmediklerim; her yerin sadece ve sadece seçime odaklanması ve aöf sınav sonuçlarının da ertelenmesi birçok şey gibi... (Bu sefer, final sınavlarımızın sonuçları açıklamaları ertelendi de.)


Neyse, sabah ablamlar erkenden gidip eski semtlerinde oylarını kullandılar. Malum seçim sebebiyle ikametgahları hala o semtte sanırım. Erkenden oylarını kullanıp geldiler, sonra da kahvaltı öncesi Kağanımın konu mankenliği yapmasını izledik tek bir ceket ile. Baba oğula kocaman bir maşallah, nasıl da doğal çıktılar...

Böyle başladık ve akşama da stresli bir sonuç telaşı başlayacak yine. Kendimi şimdiden hazırlıyorum akşama, televizyon karşısında oturup elime kitabımı alıp 1 kitap bitirmeyi planlıyorum. Malum bugün televizyonlarda sadece seçim odaklı programlar var. İnternet seçim odaklı, herşey ama herşey seçim odaklı... İnsanın böyle zamanlarda ülkeden kaçası geliyor, bir insan siyasetten bu kadar mı hoşlanmaz derseniz; tercihim ve düşüncem olsa da, seçim zamanlarında aynen bu kadar bunalıyorum işte siyasetten. Bu birkaç zamandır var ama, eskiden bu kadar değildi sanırım. Oy kullanmaya başladım başlayalı oldu işte. 1 Referandum ile beraber 4. oyum bu. Hepimiz için hayırlısı. Dualarım bende saklı, Allahım yüzümüzü güldürsün diliyorum. Sevgiler, mutlu pazarlar... :)

6 Haziran 2015 Cumartesi

Cumartesi Sohbeti - Saçımda İlk Beyazım


Saçımda ilk beyazıma dün rastlamış olarak merhaba demek istiyorum bugün. Ve insan, ilkle karşılaşana kadar hiç beyazı olmayacak sanıyormuş, belirtmek istiyorum. En azından benim için bu durum böyleydi... Yağmurlu bir Cuma'nın ardından, daha aydınlık bir havanın hakim olduğu bir günden yazıyorum şimdi...

Üstte, bilgisayarımın üzerine koyup çektiğim fotoğraf, beyaz saç telimin fotoğrafı. Ben ilk diye nitelendiriyorum, dün Damlamın saçımdan almasıyla karşılaştık kendisi ile. Saçımda bir tane beyazımın olduğunu biliyordum, bu kadar beyaz olmasa da. Ama yine de yaşlandım gibi tavırlara girdiğimi söyleyemeyeceğim. Garip geldi sadece. Ve saç rengimi seviyorum, kendimi rahatsız hissetmedikçe boyamayı düşünmüyorum. Elbet herşeyin bir zamanı var diye biliyorum. Bu yaşımda, saçıma beyazlar mı düşecekti? Allahım, strese mi girdim ben yoksaaa??? :) (Elbette ki şaka, eninde sonunda beyazlayacaklar ne de olsa)


Dün saçımdaki ilk beyazımı resmi tören ile bulup, Damlam ile epey üzerinde dalga geçtikten sonra; kuzum banyosundan çıktı. Üzerini giydirdik, saçlarını kuruttuk ve kuzucum çizgi film karşısına oturdu bir süre. Kağanımın durumundan bahsetmeyeli oldu biraz sanırım. Ama şükür iyiyiz bu sıralar, maşallah. Sünnet durumundan sonrasının, değişik hislerine de alışmaya başladı kuzum. Acıyor derdimiz biraz geçti. Ablamların taşınması hakim Çarşamba'dan beri şimdi de. Bu haftaki telaşemiz de bu durumdu işte...

Ablamların Gemlik'e taşınma zamanları geldi, sünnetimizin sıkıntısı geçtikten sonra çok şükür. Bu Çarşamba eşyaları geldi, şimdi de yavaş yavaş yerleşiyorlar. İyice yerleştikten sonra ablamlar evine; Kağanım ve ailemiz için yeni dönem başlayacak, kuzum haftaiçindeki günlerin akşamları da hayırlısıyla anne-babasıyla olacak. Haftasonları kavuşmalarının haricinde, haftaiçi de görüşebilecekler bundan sonra yani. Hepimiz için hayırlısı... :)


Dün Damlam okuduğu şehirden seçim sebebiyle evine geldi. Bahsettiğim yakın dostlarımdan biri Damlam. Aynı Sitede oturuyoruz Damlam ile. Çocukluk arkadaşıyız da aynı zamanda. Seçim sebebiyle kavuşmamız erken oldu şükür, insan daha çok özlüyor uzak olunca... Bir ara evine uğrayacağı sırada, "gelirken tatlı getiririm, yer miyiz?" dedi. E bende tatlı yemiyorum malum, ama "mısır patlatırsan yerim" dedim. Canım benim kırmadı sağolsun beni, mısır patlattı geldi. Sohbet muhabbet derken, zaman geçirdik yine çok şükür. Kısıtlı zamanımız da olsa, değerli zaman geçirebildiğim dostlarımdan o... İyi ki var... :)

Ve bu arada; Damlam çok güzel bir sosyal sorumluluk projesinin videosunda oynadı. Üniversitedeki arkadaşlarıyla beraber hazırlamışlar. Böylece ilk deneyimini de gerçekleştirmiş oldu. Sizinle onu paylaşmak istiyorum bugün. Özgecan davasını hepimiz biliyoruz, yüreklerimizi acıtmaya devam edecek bir konu. Damlam Radyo Televizyon okuyor. Aynı bölümde okuyan arkadaşlarıyla, Özgecan davası bir ders olsun, Özgecan Yasası çıksın kampanyasına çok güzel bir destek vermişler. Çektikleri reklam videosu ile, sesimizi daha çok duyurabiliriz diye düşünüyorum. Ve ben hala o reklamı, tüylerim diken diken izliyorum. Siz de videoyu buradan izleyebilirsiniz...

Dilerim Özgecan Yasası Çıksın, bu acı son olsun. Hiçbirimizin ve hiçbir kadının korktuğu başına gelmesin. Korkularımız uçucu ve can acıtmayacak şeylerden yana olsun bundan sonra...


Ve dün; puslanmış bir görüntü karşısında yazmaya ve ilham kapmaya uğraşan ben vardım, annemleri beklerken. Annemler ise, yine ablamlarda ev yerleştirme uğraşındaydılar. Hemen hemen işi kolaylamış durumdalar. Ben henüz gitmedim evlerine, yerleşsinler ondan sonra bakalım...

Üst fotoğraf, yazmaya uğraşan ama bir türlü istediğini yazıya aktaramayan bir Didem'in uğraşma çabalarının hakim olduğu anın fotoğrafı. Bazen öyle odaklanamıyorum ki, hem de yanıp tutuştuğum halde yazmaya... Böyle zamanlarda en güzeli, aklına gelen ne saçmalık varsa sonuna kadar yazmak diyorum. İşe de yarıyor ama, esas amacıma ulaştırmaya geciktiriyor. Vardır bunda da bir hayır değil mi? "Vardır, vardır." Diyorum bende ama, bakacağız artık... :)

Biten bu haftaiçinden bahsedecek olursam; sakin görünen ama içimdeki fırtınalarla geçen bir haftaydı. Biraz sabırsızlığım üzerimde bu ara, kurduğum hayalleri bir an önce yolunu bulup gerçekleştirmek istiyorum. Bu alanda da epey uğraşıyorum ama farkettim ki düşüncelerim epey sabırsızlandırmaya başladı beni. Bunlar haricinde, Uzay Terapi'de güzel başlayan bir tedavi sürecine daha adım attık bu hafta, o yazım ise burada...

Ve aklım bugün yine biraz İstanbul'da. İnsan dediğin kuş misali, geçen hafta 1,5 günlük İstanbul maceramız başlamıştı bugün. Ve şimdi 1 hafta bitti bile yine. Ne diyeyim, günler de çabuk geçiyor işte... Sevgilerimle mutlu haftasonları dilerim hepimize. :)

3 Haziran 2015 Çarşamba

İkinci 30'luk Uzay Terapi'me Başladık - 01.06.2015

Bir Uzay Terapi gününün yazısıyla daha karşınızdayım çok şükür. Bu Pazartesi yine kolları sıvadık başladık, iyi dilek ve dualarımızla. Geciktirmeden yazayım dedim, inşallah bu sefer daha da iyi olacak. Evet, İkinci 30'luk Uzay Terapi seanslarımıza da başladık. 2. 30 seansımı aldığımdan bahsetmiştim, burada. Şimdi ise kaldığımız yerden devam. Hadi hayırlısı inşallah, iyi okumalar. :)



Üst fotoğrafta beni ve Uzay Terapi'de beraber çalıştığımız fizyoterapistim Ali abi'yi görüyorsunuz, Burhan abinin kadrajından... :) 2 haftalık aradan sonra bu Pazartesi; önce doktor kontrolümü yaptırdım rehabilitasyonun poliknikler katında, 30 seansın 30'unu da Uzay Terapi istediğimi ve ders programımın bu yönde yazılmasını talep ettiğimi söyledim bu sefer kontrol olduğum doktoruma. İstediğim gibi de oldu, kontrole göründükten sonra hemen yukarı çıktık ve başladık derse... Gördüğünüz gibi feci iddialı görüyoruz fotoğrafımızda. Allahım yüzümüzü kara çıkartmasın, başladık böylece bu Pazartesi işte.. :)

Ali abi ile, "Ayağa kalkacağız" pozu olsun bu pozun adı, diyorum. Bu 30 seans hep Uzay Terapi olsun dedik. Çünkü; Gemlik'te kendi rehabilitasyonumda zaten haftada iki gün fizik tedavi dersi yapıyoruz Tamara ablamla. Ve çok da memnunum aldığım fizik tedaviden. Son 30'luk seans dilimimi de iki uzay terapi olarak kullanırsam, eşit dağılımla daha düzenli olacağını düşünüyoruz tedavilerimden aldığım fayda açısından. İlk 30 seansımda Yalova'da, haftada 1 fizik tedavi 1 uzay terapi alıyordum. Bu sefer bu seanslarımın hepsi Uzay Terapi olsun dedik. Doktor yazmaz ise haftada 2 Uzay Terapi diye korktuk başta ama; çok şükür yazdı doktor kartıma, "faydasını daha çok görüyorum şu an ve ayağa kalkmak için daha çok Uzay Terapi almak istiyorum." deyince... 


Ve bu selfie çekilmeliydi, bu Pazartesi'nin selfie'si bu... Pazartesi günü enerjim çok şükür yine boldu. Bunda; İstanbul'da canım arkadaşım Pelinimgillerle görüşmüş olmamızdan tutun, İstanbul'da Neslihan ablamın düğününde birçok akrabamızı birarada görmek ve sağ salim dönüp rehabilitasyonda da istediğimiz gibi seans kartımızı Uzay Terapi'ye yönelik yazdırabilmiş olabilmek de vardı... Ve çok şükür sağlıkla iyi ve mutlu olmamızın da etkisi vardı. :)


2 hafta aradan sonra gidince, Ali abi de Orhan abi de "Ne işin var senin burada?" diye alay ettiler tabii. Bu hoşuma da gidiyor, suratı asık kişilerle de karşılaştım böyle hastane ortamlarında. İşi insanlarla ve de hastalıklarla başa çıkmaya çalışan insanlarla uğraşmak olan insanların, yüzünden gülümsemeyi eksik etmemeleri gerektiğini düşünüyorum ben... Ali abinin de Orhan abinin de, yüzünlerindeki gülümsemeyi ve ilgilenmelerini eksik etmediği için buradan da teşekkür edeyim fırsattan istifade... :)

Bu hafta Uzay Terapi'de yaptıklarımıza gelince; ağırlık çalıştık diyebilirim kısaca. Ali abi, nasıl başlayalım diye sorunca, bende "Ağırlık çalışalım sadece bugün, ara verdik 2 hafta ne de olsa" dedim. O da öyle düşünmüş, ağırlıkta artırma yapmadan yani çok zorlamadan ağırlık çalıştık bu hafta.

Son hareketlerimizi yaparken çektim üstteki fotoğrafı. Hareketimiz, yataktan halat yardımıyla yukarıda tutulan ayağımı yukarı kaldırmak ve indirmek, 20 kere. Sonraki hareket ise, aşağı indirmek için çalışmak... Hem üst bacak kaslarımı, hem de bel kaslarımı çalıştırmak için bu hareketler...


Ve bu haftanın son hareketi ise, yine Ali abinin yardımı ile halat ve kafes yardımı ile biraz havada asılı duran ayaklarımı yanlara doğru sallamak... Bu hareket yorulana kadardı. Bu da, bacaklarımın yan kaslarını yakarak çalıştırdı... Ve tabii her terapi sonrası olduğu gibi Andülasyon yatağına giderek, 15 dakika masaj yatağında yatarak hem dinlenmiş hem de günü bitirmiş oldum... :)


Ve yorgun halde, günü bitirmiş olan anne-kız olarak biz; önce asansöre sonra da servise binerek evimizin yolunu tuttuk. Kağanım Pazartesi günü annem hastane kontrollerini yapacağı için, babasıyla beraber evinde idi. Babası da evde iken, işlerimizi halletmeye uğraştık ama olmadı. Kısmetse annem kontrollerini bugün yaptıracak Kağanımla bakalım, ben yine terapide iken... Gidecekleri hastane hemen karşımızda zaten... Allah yardımcısı olsun inşallah, Kağanımla beraber... :)


İşte böyle; düğün telaşlarımız bitti bitmesine de, bugün ablamların taşınması ve hastane telaşımız var işte. Bugün güne erken başladık epey, erkenden gidiyoruz bugün Yalova'ya. Telaşlar bitmiyor, sadece şekil değiştiriyor mekan değiştiriyor. Neyse, sağlık ve mutluluk olsun da... Başladık devam ediyoruz işte Uzay Terapi'me. İnşallah bu 30 seansın daha çok faydasını görürüm de ayağa kalkarım yeniden daha sağlam. Sağlam, ayaklarım üstümde durup, rehabilitasyondan yürüyerek çıkarım inşallah. Ve sevdiklerime yürüyerek giderim, yanlarında sağ salim durabilirim inşalah yeniden... :) 

Allahım hayırlısını nasip etsin hepimize. Sevgilerimle, mutlu günler dilerim... :)



2 Haziran 2015 Salı

3 Yıl Olmuş...

Yazmaya başladığımdan beri bloğumu 3 yıl olduğunu farketmem, ancak Mayıs sonunda gerçekleşti. Kalabalıklar arasında yoğunluk ile mutlu ama yorgun iken ve Kağanııımın sünneti ile uğraşırken unutkan olmaya başladım bu Mayıs sonunda. 3.yaşını kutlama vakti geldi bloğumun, daha nice yıllar boyu yazmayı ve hep yazmayı nasip etsin rabbim bana ve tüm yazmayı sevenlere inşallah... :)



3 sene önce Sındırgı MYO'dan mezun olmamıza az kala açmıştım bu bloğu. 3 yıldır acısıyla tatlısıyla 500'e yakın yazı yazmışım. 3 yıl için az bir rakam olsa da, benim için hepsi altın değerinde. Anlarım; mutlu veya hüzün içerikli tüm yazılarım, ara ara karıştırıp okuduğum ve nereden nerelere gelebildiğimi gördüğüm rehberlerim olmaya devam edecekler inşallah... Ben her defasında, iyi ki yazmışım ve yazıyorum demeye devam ediyorum şükür...

3 yılda insanın hayatı değişiyor veya gelişiyor. Hayatım zamanla değişmese de gelişti benim de. Önce gerilemeler başladı sağlığımda ama, sonra gözle görülür gelişmelere imza da attım bu 3 senelik zaman zarfında. Başarılarımı da, yenilgilerimi de yazmaya devam ettim ve devam edeceğim. Yazma ile çok şükür hiçbir sorunum yok. Bazen anlarımı uygun bulamaz olup, ara verdiğim oluyor tabii benim de. İlk yazdığım seneler de bolca oldu bu... Şimdi hayatımda gelişmeler de oldukça, kendimi yazmaya daha yakın ve daha yatkın görüyorum. Ve yazamadığım zamanlarda da daha çok günlük tutuyordum, diyordum bir ara. Bir süredir sadece bu dengeyi tutturamıyordum işte. Şimdiye bakınca, hem sağlığımda hem de yazma durumumda bir gelişme görüyorum her türlü. 

Her an olmasa da, yazmaya endeksli yaşamak benim için şöyle bir şey; geleceğe aldığım derslerimle ilerlemek, düşüşlerimden ve kalkışlarımdan dersler çıkarmak, öğrendiklerimi unutmamak ve hep hatırlamak için yazmak, hep ama hep yazarak ferahlamak istemek... Yazdıkça görmek her şeyi; hayal kırıklıklarını da mutlulukları da, yazdıkça daha mutlu olmak, yazdıkça ferahlamak, hayallerime ve dünyaya ailemin varlığıyla bağlanmak kadar bağlanmak...

Okumak ve yazmak kocaman bir dünya bence, yazmayı sevenler için. Benim için böyle... Bu resimle ruhunu besleyenler için de resim çizmek gibi... Ben bu dünyada bazen kaybolmak istiyorum, yani çok yazmak daha da çok yazmak. Her zaman yazarken hep aynı odaklanma alanımı koruyabilmek istiyorum. Amacım daha çok yazarak, hayallerime kavuşmak çünkü... Bir gün olacak biliyorum. O gün ne kadar yakındır? - İşte onu bilmiyorum... :)

3 yıl önce bugün, 2.yazımı yayınlamıştım, Bir Macera Biter, Diğeri Başlar. İlk yazımı ise 29 Mayıs'ta yazıp yayınlamıştım; Velhasıl Yıllar Çabuk Geçiyor... Yazmak ve sizlerin yorumlarıyla beslenmek, hayatıma daha da lezzet katıyor. 3 senedir beni okuyan, yazmam ile ilgili iyi veya kötü yorumlar yapan herkese çok teşekkür ederim. Bir blog yazarı olarak, yazmayı ve paylaşmayı seven biri olarak okuyan kişilerin düşünceleri çok önemli oluyor. İyiki varsınız, ben iyiki bu bloğu açmışım... :) Sevgilerimle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...