3 Mart 2019 Pazar

Pazar Yazısı #57 - Kedi Gibi



Bu pazara kedi gibi devam eder oldum, Teve2'de Milano'yu gezen Çok Gezenti programını izlerken... Henüz ulaşamadığım İtalya'ya gitme fırsatına rağmen; yine öncesini kendimce planlar ve hayal ederken, kedinin ciğere baktığı gibi bakmadan duramadım işte. Bu üstteki fotoğrafları da bugün instagram hikayemde paylaştım, taa geçen haftadan bugün Çok Gezenti'nin Milano yayının olacağını biliyordum ve bugün izlemeye doyamadım!! İnstagram adresim; didolatte_

İtalya'ya hayranlığımı hala bir yazıda toparlayarak yazamadım, belki bu hafta yazarım diyeyim; olur mu dersiniz? :)
Güne program bittikten sonra defterlerim ve de örgülerim ile balkonda deva etmeye karar verdim. Yaklaşık 3 ay sonra yeniden balkondayız bu sabahtan itibaren, demek ki hava güzelleşmiş; aksi olsa, cam pencereli de olsa balkonumuz oturamazdım yine burada. Yavaş yavaş ısınan havalara şükürler olsun! Çok özlemişim valla, bu kadarını bile. :)



Örgülerimde bu hafta iki adet örgü var, biri şal tipi siyah boyunluk olacak, diğeri de beyaz saç örgülü boyunluk olacak bitince inşallah... Bugün çok yazmak, çok örmek istiyorum; yine, yeniden. Zorlu geçti Şubat 2019 hani benim için, bahsettim ya "istediğim gibi olmadı tam da" diye. Mart 2019'un bloğumdaki bu ilk yazısıyla, çok yazmaya yeniden geri dönüş yaptım diyelim.

Kedi gibi sokulup bir köşeye, örgü örmek yazmak ve bu sırada İtalya'yı sağlıkla gezebileceğim günleri de düşlemek istiyorum bugün. Kedi gibi geçireceğim ben bu Pazarımı, sonra da yarın ya da sonraki gün bloğuma İtalya'ya dair hayallerimi yazmış ve yayınlamış olacağım inşallah.

Hepimize olsun mutlu pazarlar. 
Sevgilerimle... (:

27 Şubat 2019 Çarşamba

Bu Güzel Bir Başlangıç - 27 Şubat 2019


:) Gülerek başlıyorum, ama hem umut doluyum hem de tedirginim... Bir gelişme var Kas Erimesi hastalığının tedavisinin geliştirilmesinde ve inşallah bu çok güzel bir başlangıç olacak! :) Ben bir önceki gelişmelerin haberlerini aldığımızda, bir daha ki seferde böyle heyecanlanmam; sonuna dek daha az beklenti ile bekleyebilirim artık, demiştim daha önceki kök hücre denemelerinin sonuçlarını da aldığımızda... Ama gel gelelim ne oldu dersiniz? Çok heyecanlıyım, çok umutluyum ve sanki yarın çıkacakmış beklediğimiz tedavi gibi hissediyorum. Tabii beklentilerim de sağlam yerinde, zamanla olacak ama inşallah bu sefer olur diyorum... :)

Duygularımı ve içgüdülerimi geçip, esas konuya gelirsek; bir süredir Gen Terapisi araştırmaları hakim tıp dünyasında ve bizzat bu sefer Kas Erimesi üzerinde bizim hastalık tipimiz üzerinde araştırmalar yapılıyor. Limb Girdle, benim de taşıdığım kas erimesi tipi... Bugün için bir araştırma sürecinin sonuçları açıklandı yine, bu sonuçlar umut oldu ve yüreklendirdi beni ve benim gibileri fazlaca! :)


Üstteki tablonun bulunduğu siteye, siz de buradan ulaşabilirsiniz. Ben sayfayı Türkçe'ye çevirdiğimde bir şeyler anlarım sanmıştım ama sadece açıklaması bulunmayan bir tablo gibi aslında. 


Büyük oranda gelişmeler alınmış biliyor musunuz? Bu araştırmalar Amerika'da yapılıyor ve umut öyle büyük dozdaymış ki, açıklamalarını çalışmalara devam etmek için sabırsızlanıyoruz gibi bir cümle ile bitirmişler. Ben en azından böyle anladım, Türkçe'ye çevrilmiş açıklamaların facebook grubumuzda paylaşılmasıyla. :) Ciddi iki olumsuz sonuç ile karşılaşmış iki hastada, ama hemen önlemi alınmış ve sorunlar ortadan kalkmış. Kısa bir zaman dilimi arasında olmuş sanırım. Sonuçlara dair tüm açıklamaların orjinal dilinde yazdığı siteye buradan ulaşabilirsiniz... Bir de eğer LMGD hastası iseniz; son gelişmelerin ve aynı hastalıkları paylaşan arkadaşlarımızın birbiriyle fikirleşmelerini sağlayan facebook sayfamıza da, buradan ulaşabilirsiniz.

Çok bir şey demeye gelmedim aslında, az veya çok; biliyorum ki bu güzel bir başlangıç yine, sonuca ulaşsın ulaşmasın, yine bir yerlerde çabalayanlar var bizler için. SMA'lılara bulunduğu gibi bizim de tedavi yöntemimiz bulunacak inşallah. Fazlasıyla inanıyorum buna. Bir tek eğer bu konuda hiç kimsenin araştırma yapmadığını duysam biraz umutsuzluğa kapılırdım belki! Ama olmuyor, yine de yapamam bence. Umut olmalı, bence hayatta kalmanın tek yolu bu olabilir... :)

Son olarak, bugünkü gelişmelerde beni en umutlandıran sonuç şu oldu aslında; bizim hastalığımızı belli eden bir kan değerimiz var, adı CK (Kreatin Kinaz). Bu değer yüksek çıktığı zaman, Kas Erimesi hastası teşhisi konmaya doğru gidiliyor esasında... Bugün açıklanan sonuçlarda şu yazıyormuş; Deneklerde uygulanan Gen Terapilerinde, her bir hastanın CK değerinde %90'dan fazla düşüş görülmüş! Bana umut veren bu oldu, olacak başarılacak dedim. :) Bu sefer daha bir umutluyum, yine işte... Bu gelişmeleri içime sindirmeye çalıştığım sebebiyle de bu yazıyı geç yazıyor bulunuyorum işte. (:


Biliyorum anlıyorsunuz, ben de sizleri anlıyorum. Bir o kadar önümüzde daha çok yol olduğunu biliyorum; misal en az 5 senelik bir zaman dilimi demek bu yine. Bir o kadar da, 5 sene ama yine bizim için başka bir umut işte. Umut denen şey olmasa, ben yaşayamam bu hayatta. Allahım sana binlerce şükür diyorum! =)

Okuyan hepinize sevgilerimle. Bu haberi benimle beraber alan ve aynı hastalığı taşıyan arkadaşlarım; aynı hissi, ama geç ama erken o mutlu sonucu alabileceğimiz hissini umudunu paylaşıyorum. İnanmaktan vazgeçmeyelim! Sevgilerimle... :)

26 Şubat 2019 Salı

Bu Aralar - 26 Şubat 2019


Dün 1,5 yıllık aradan sonra, Yalova'daki fizik tedavilerimizin rutinine de başladık annemle. Şükür ki, güç oldu ama daha fazla güç olmadı... :) Geçen hafta Salı günü Yalova'ya annem ve babamla beraber gidip ders düzenimi ayarlamıştık. Buna göre babamın buradan bindirmesine ve oradan da taşıyıcı yardımıyla karşılanmama karar verilebilmişti. Biz hep Pazartesi ve Perşembe gidiyorduk eskiden de, uzun zaman sonra ilk Pazartesi gidişimiz ile Yalova'da idik dün de; şükür ki döndük eski tedavi rutinime de böylece... :)


Kar yurdun çoğu kısmı etkisine aldı malum haftasonu, dün Orhangazi ve Yalova arasındaki yolda biz de kar manzaraları ile karşılaştık işte. Kar yurdu etkisi altına alırken, dün benim kaslarımı da etkiledi tabi ama ben eski kar-kış anılarımızı düşünerek takılmadım spontane halde; o soğuktan etkilenmiş ve sertleşmiş kaslarıma takılı kalsam, kötü etki giderek artabilirdi de...

Bu aralar bir dizi özlemle baş etmeye uğraşıyorum ya hani, bir diğer özlem daha peydah oldu dün kar manzaraları ile işte; eski kar anlarımızı ve eski kışlarımızı özlemişim meğer... Ben ki sıcak havaya deli gibi tutkunum; dün Yalova köylerinin yanından geçerken, kar sisleri etkisinde kalmış o köylerde olmayı istedim. Parmaklarım uyuşana kadar dışarıda kar topu oynamayı ve eve girip soba ya da kalorifer başında ısınmayı, böyle bir lüksü yaşamayı istedim... 

Bir nevi küçük yoksunluklar, özlemler yaşıyorum bu ara ama baş edemeyeceğim tarzda da değil; biliyorum. 

Fark ettim ki, geçtiğimiz yaz okulun bitmesi beni garip bir eksikliğe de sürükledi sanki. Ciddi ciddi okul dönemimin hiç bitmeyeceğini düşünürken, bitmemesini istediğimi de farkettim. Bir karar aldım şu son iki ayda yeniden, biraz toparlanır ve hayatın daha içinde olur olmaz ilk işim eğitimime etkin halde daha fazla ağırlık vereceğim. Gitmek istediğim nice kurslar var daha, nice insan tanıma hayalim...

Sonra çalışmak, hala ulaşamadığım hayalim... Seneler senesi dileğimdir, gerekirse part time ama aktif halde çalışabiliyor olmak istiyorum. Rutin bir işim olsun, belki bir başka eğitimini aldığım mesleğim de olabilir. Şartlar oluşsun diye beklerken, "acaba ben mi şartları uydurmayı bahane ediyorum bu konuda?" bile diyorum bu aralar... 

Sonra kendime çok yüklendiğimi ve bunu aslında kendime yönelirken istemsiz yaptığımı keşfediyorum. Bu kış aylarında bu içsel hesaplaşmalarımı pek de sevmiyorum ama bir şekilde varlıklarını kabullenir de olmuşum. Şükürümü de, bu düşüncelerimin varlıklarını da esirgemiyorum kendimden; biliyorum ki, birinden birinin eksikliği daha büyük yoksunluk olur sonra...

Bunlara rağmen fizik tedavilerim de iyi gidiyor neyse ki, ciddi anlamda eski hallerimi özlüyorum ve bu kış vaktinde kendimi soğuk havaların etkisiyle toparlayamadığım günler de yaşıyor iken istemsiz düşünüyorum. Ama fizik tedavilerimde iyi düzende ilerliyor ve güzel gelişmeler alabiliyor olmak, bu ara en içimin rahat olduğu konularda biri... :)


Dün dolu dolu geçti aslında; geçen haftabaşında başladığım Sırça Fanus'u, dün fizik tedavim sonrası bitirdim hastanede. Bu kitap benim Sylvia Plath ile tanışma kitabım oldu ve yazı dilini hem değişik hem de yer yer etkileyici buldum diyebilirim. Üçüncü yanımda götürüşümde bitirebiliyor olmak da mutlu etti beni, "geçtiğimiz senelerde de hastaneye gide gele en çok okuyabildiğim yer hastane oluyordu..." Sanırım bu sene de öyle olacak işte... :)

Sylvia Plath, Amerikan edebiyatının melankolik prensesi demişler ya; bu kitabı hayatının son denemeçlerinde yazmış ve öyle ki kendi hayatındaki fikirlerine dayanarak yazmış bu kitabı diyorlar. Öyle ki onun başyapıtı olmuş, Sırça Fanus... Bana kendimi bir açıdan kötü hissettirdi, melankolik hissettirdi. Ama bir o kadar da gerçekti değindiği konular, 1000kitap hesabımda da en beğendiğim cümleleri alıntı olarak paylaşırken Sylvia Plath ile aynı fikirlere takıldığımı düşündüm hep... 

Erkeklerin kadın üzerindeki hakimiyetine karşı duyduğu rahatsızlığa, kendine davranışlarıyla kötü hissettiren erkeklerin üzerinde yarattığı yaşayamamakta olduğu hissine dair sıklıkla yazıyor ve de gençliğinde istediği alan olan yazarlık konusunda gönüllendirilmemek bir genci nasıl hezeyanlara sokabiliyor onu da anlatıyor. 

Hikaye melankoli derecesinde bir ruhsal dengesizlik halini anlatıyor kızımızın, bazen yerinde bazen de yersiz geldi ise de tepkileri ve büyük ihtimal belki de çeviri kaynaklı eksik noktalar var hissetti isem de SEVDİM... :) 


Ben iyiyim ama dalgındım epeydir dez kitap okuyunca toparlıyorum ama kendimi. Bazen ard arda ne kadar çok kitap bitirir isem, film izleyebilir isem o kadar mutlu oluyorum. Ama daha çok örgü örüyor ve kendime iyi gelsin diye uğraşıyorum. Üretmeyi devam ettirmek değil mi meselemizde, iyi his edemediğimiz anlarda da üretmek ve fayda sağlamaya devam etmek gerek... (:


Sırça Fanus kitabından en sevdiğim iki alıntım ile sona erdireyim isterim bu yazımı da;  sevgilerimle. :)

Bir defasında Buddy'ye uğradığımda Bayan Willard'ı kocasının eski giysilerinden kestiği yün şeritlerden bir kilim hazırlarken bulmuştum. Kilime haftalarını harcamıştı ve ben ortaya çıkan kumlu kahveli, yeşilli, mavili desenlere hayran olmuştum, ne var ki Bayan Williard kilimini bitirdiğinde onu benim düşündüğüm gibi duvara asacağına, mutfak paspası olarak yere sermiş ve o canım kilim birkaç gün içinde ucuza alınabilecek herhangi bir paspastan farksız bir hale gelmişti. 
Ve biliyordum ki bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına yedirdiği akşam yemeklerine, verdiği güllerle öpücüklere karşılık olarak gizliden gizliye istediği tek şey, evlilik işlemleri biter bitmez kadının Bayan Willard'ın mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesiydi. (Sayfa 89. Sırça Fanus -Sylvia Plath)


"Eğer iki karşıt şeyi aynı anda istemek nevrotiklikse ben tepeden tırnağa nevrotiğim. Hayatımın geri kalan kısmını karşıt şeylerin birinden öbürüne uçmakla geçireceğim." (Sayfa 98. Sırça Fanus -Sylvia Plath) 


24 Şubat 2019 Pazar

Pazar Yazısı #56 - Uğurlu Pazarlar


Mutlu, huzurlu ve uğurlu pazarlar dileyerek başlamak istiyorum bu pazar yazıma, bizim sabahımız bugün gönülden dostlar tanıyarak başladı zira... :) 


Bugün Chp'den Gemlik Belediye Başkan Adayımız Mehmet Uğur Sertaslan ve Chp ilçe çalışma grubundan Zeynep Akış Serintürk Reyhan abla ile beraber ailemle beni evimizde ziyarete geldiler. Evlerimizi şenlerdirdiler ve ılımlı birçok yaklaşımları ile değer görebileceğimizi hissettirdiler... :)

Reyhan ablam'a Cuma günü müsait olduğumuzu iletmiştim ve o da ilettiği üzere, başkan adayımızın pazar programına dahil ettiler beni de... Önümüzdeki seçimler için; Gemlik'imize Uğurlu Gelecek, Uğur'la Gelecek diyor onlar. Gönülden inandıran dostluklara baki, dinlenmek ve anlaşılmak için bunca güzel çabalarını göz ardı edemez zira insan! 


Hatırlıyor musunuz 3 Aralık 2018'de, sesimi duyurmak için yazmıştım; Ben Bir Engelliyim başlığında... Amacım engellendiğim durumu; ağır bedensel engelim sebebiyle fizik tedavimi almakta zorlandığım noktaları anlatmak ve yetkililerce artık gereğinin yapılmasını sağlamaktı. 
Sonra ertesi gün amacımı daha net şu yazımda belirtmiştim, Amacım Var, Sesimizi Duyuralım... diye. Bu sayede sesimi imza kampanyasına bile taşıdık, bir ertesi gününe de. 3 gün içinde, Gemlik Kaymakamımız duydu sesimizi. Bunu da Bu Süreç, Bu Haber Hepimizin dedim, anlattım sizlerle de paylaştım...
Bu sırada, çok değerli insanlarla tanıştım; sesimi duyurmak ve sorunumu çözüme ulaştırabilmek için, öyle güzel yürekler destek verdi ki bana. Tanıdık tanımadık bir sürü gönüldaşım varmış meğer dedim... Gemlik'imizin baş sosyal medya grupları varmış meğer, bilmiyormuşum ben. O gruplara eklendim, dinlendim ve birçok öğretmenimin böyle işlere gönül verdiğini öğrendim.
Bu gruplardan birinin sayfası Reyhan abla ile de aynı hafta tanıştık. Sadece evde terapi alabilmek de değildi amacım, engelli bireylerin birçok farkındalığa ihtiyacı var'ı anlattım ona; grubunda yer veriyormuş zaten, bizzat benim sorunum üzerinden binlercesine farkındalık kazandırdık... 

İşte taa o zamanlarda; önce Kaymakamımız ve İlçe Milli Eğitim Başkanımız, sonra belediye başkanımız da, Chp parti üyeleri de ulaşmıştı bana... Belediye başkan adayımız bu sorunumu çözmeye gönüllü olduğunu ilettiğinde, kaymakamımız sorunumu kendi yetkilerine dayanarak geçici çözüme ulaştırmış ve resmiyetteki işlemlerimizi başlatmıştı. Ardından çok zaman geçmedi, Chp ilçe grubu da beni bizzat dinlemek istediklerini ve diğer sorunlarımıza da destek olmak istediklerini iletmişlerdi. Ancak annemin tedavileri, bizim müsait olmayan durumlarımızla ertelemeye gitti buluşmamız... İşte o buluşma bugün gerçekleşebildi! :) 



Bugün Uğur bey ve Zeynep hanımla tanıştık işte böylece, dinledik birbirimizi. Ben ki bir seçmen olarak, partiye değil kişiye bakıyorum. Belediyeleri partiler değil, partinin çalışma stratejileri yönetir zira. Birileri size değer veriyor ve bunu hissettirmekten çekinmiyorsa, bizzat sorunu olan kişileri görmezden gelmiyorsa, o doğru bir harekettir diye görüyorum. Uğur bey benim bugün hayallerimi dinledi ve değer verdiğini tüm konuşmalarıyla hissettirdi ya, benden mutlusu yoktu. Gemlik'in Engelli Dostu bir ilçe olmasını hayal ettiğimi söyledim ve bu son bir senedir yaşananları daha fazla görüyor olmaktan da ötürü, bunu kendisinin de daha çok istediğini belirtti ve projelerini bizzat anlattı bize. 


Gemlik bir engellinin yaşamasının öyle zor olduğu bir ilçe ki, biz çoğumuz evlere tıkılı haldeyiz ve bu zamana kadar biz engelliler için çok bir şey yapılamadı ne yazık ki belediyelerimizce... Chp bu sözü her defasında veriyor ve umarım bu sefer Nisan hepimize uğurlu başlayacak ve bu hayallerimiz gerçek olacak. İnanmak istiyorum doğrusu. İyi şartların oluşturulduğu bir kentte yaşamak istiyorum, daha iyi bir şartlara sahip olan şehirlere göçmek değil; her kentin engelli kenti olabilmesi hayalinin gerçekleşmesi ve de vatandaşın hayalleri üzerine çalışan belediyeler olsun istiyorum. Umarım nasip olur bizlere diyorum... :) 

Uğur bey bana bugün en güzel sözlerinden birini daha şöyle verdi, Dedi ki; "Didemciğim, sen sesini şayet yeterince duyuramazsan eğer bil ki ben senin için bunu yaparım. Hepimiz adına başarırım bunu. Bir "Alo Uğur abi!" demen yeter!" Bu öyle güzel bir söz ve de destek ki, gücüm gücünüzdür demek. :) Parti tutan değil, insanlara güvenenlerden olalım; çalışmalara ve verilen sözlere desteklere bakalım. İçimize kim siniyorsa ve bize güven veriyorsa ona oyumuzu verelim. 


Velhasıl, bu pazar bizim için uğurlu başladı. :)

Gerek Gemlik'e gerekse de nice il ve ilçelerimize değer vereceğini ve insanına sahip çıkacağına inandığımız belediye başkanlarımız olsun istiyorum. 

Gemlik'e Uğurlu Gelecek Uğur'la Gelecek olsun inşallah. Gemlik'imizle beraber değer görelim bizler yeniden, yolları hep açık olsun inşallah... 1 Nisan'dan sonra güzeliklere ve daha iyi şartlara kavuşalım inşallah. (:

Mutlu ve Uğurlu nice pazarlar olsun hepimize. Sevgilerimle... :)

23 Şubat 2019 Cumartesi

Seviyorum.. #7 - Buika


Yarım kalmış bu yazıyı da tamamlamanın zamanıdır şimdi. 2017'nin sonunda Buika'yı keşfettiğimi hatırlıyorum ama dönem dönem hala izlemeye ve dinlemeye bayıldığım nadir şarkıcılardan kendisi ve oldukça da az şarkısını biliyorum üstelik. Ama sesinin tınısı, şarkılarının anlamlarını bilerek ya da bilmeyerek hissettirdikleri güzel... Müzik işte, ustaca içinize işle; diliniz bir olsa da olmasa da, uzaklara bağlayan bizleri. Sanat hep var olsun...

İlk Ağustos 2018'de yazmış ve öylece bırakmışım. Taslaklarda yarım bekleyen veya sadece başlığını atıp yazmamı bekleyen onca yazım var, epey azalttım ama hala var işte. Biri daha eksildi, diğerlerine de nasip olsun inşallah... :) İyi okumalar.

Ağustos 2018

Bu ara günler pek fazla Buika, Edith Piaf, Pink Martini tadında geçiyor. Bu durum kötü anlamda değil elbette, iyi anlamda. Sakin, güzel ama birazcık ağrılarla kuşatılmış halde...



Annem geçtiğimiz Pazar günü belini incitti. Daha doğrusu fıtığı varlığını belli etti ve annem epey ağrılı günler geçirdi. Şimdi daha iyi, özellikle de dünden beri daha iyi. Ama o zamana dek ne benim yazasım geldi, ne de yazabilecek bir konum olduğunu düşünebiliyordum. Oysa açılmayı sürdürsem anlatacak çok şeyim var, ama sanki bir yanım kapanmış gibi hissediyorum. İçimde bir şeylere kapalıyım, bunu şarkılar açığa çıkartıyor. Aşka kendimi kapatmadım ama korkuyorum. Çok istediğim halde, yeniden aşık olsam benim için hayat durur ve kendimi daha fazlasıyla içime kapatırım diye düşünüyorum. Sebebi fiziki durumum mu değil mi elbet biliyorum; sebebi benim aşık olduktan sonra hastalığım ve bedenimin aramızda yaratacağı farktan ötürü oluşacak olanlar hakkındaki düşüncelerim değil, karşımdaki kişinin düşünceleriyle karşılaştığımdan sonrası. Bunları neden anlatıyorum bilmiyorum, Buika kesinlikle bu sıralar olmayan şeyleri bile düşünürken beni sarıp sarmalayan şarkıcılardan biri..



Buika'yı No Habra Nadie En El Mundo (Dünyada Kimse Yok ki Derdimi Anlatacak) adlı şarkısı ile tanıdım. Daha sözlerinin Türkçesini okumadan bana şarkının sözlerinin anlamlarının geçtiği bir şarkı idi bu. Dünyada derdimi anlatacak çok kişim var ama bazen insan hissediyor böyle şeyleri, öyle bir anda dinlemiş ve sevmiştim bende bu şarkıyı...

Sonra bazen dertli, bazen de sadece heyecanlı olduğum zamanlarda ard arda dinlediğim şarkılardan biri halini aldı bu şarkı. En can alıcı cümleleri hangisi bilemedim, aşkın getirdiği acıları naif şekilde anlatan bir şarkı aslında sadece ve en çok müziğinin içinize işlemesi de tesadüf değil bence...


Şubat 2019

Yasmin Levy & Buika - Olvídate de mi



İspanyol müziklerinin bir kısmında az cümlelerle daha çok şey anlatıyormuş hissini siz de hissediyor musunuz? Bu yazıya devam ederken, içimde bir İspanyol sanatçısının derinden acısını aktarma çabası var gibi hissediyorum. Yasmin Levy ve Buika'nın bu düetini ilk dinlediğim zamanlar, hissettim hep derin bir acı idi. Düşüncem "Bir acı aktarmaya çalışıyorlar, çok şey anlatmak istiyor olmalılar"dı başlarda. Sonra sözlerin azlığı beni bir garip hissettirdi. Ayrılmış olan sevdalılardan biri diyor ki oysa; 

"Bana söz ver; kaybetmeyeceksin, yeniden sevmeye umudunu. Beni sevdiğin gibi, seni sevdiğim gibi..."

Birini sevdikten sonra, onu sevmekten vazgeçmen gerektiğini bilmenin derin acısını anlatıyor evet. Ama sözlerden çok, sesler ve tonlamalar ile... Bunu bir müzikte hissedebilmek güzel... 


*Bu serimi ne çok sevdiğimi unutmuşum galiba, yazmaya yazmaya... Daha önceki 6 Seviyorum... adlı yazımda konuları geçen sanatçılar; Damien Rice, Can Atilla, Kayahan, Cengiz Kurtoğlu'nun Saklı Düşler şarkısı, Düş Sokağı Sakinleri, Yiruma idi... Bu seferki diğerlerine göre anılardan çok hislerle ilgili...

Jodida pero contenta, La Falsa Moneda ve yorumladığı Nostalgia coverı var bildiğim...


Bugün ara sıra yaptığım gibi, çoğunlukla tek bir sanatçıya ağırlık verdiğim Cumartesi'lerden biri olsun istedim ve Buika'yı sizler de dinleyin istedim. Tabii ki, Yasmin Levi'yi de, ikisinin ses rengini birbirine çok yakıştırıyorum ben! :)

Buika, Yasmin Levi, biraz da acılı bir ses ile söylenen Hint şarkıları beni rahatlatıyor bir haftadır yine. İçimde mevsimin ve şu aralar yaşadığım bir başka karmaşıklıkların getirdiği garip halleri toparlıyor her biri diyebilirim. Acı çekerken başka bir başkasının acınıza eşlik ettiğini hissediyorsunuz. Sanatını icraa ederek uzak diyarlardan size dokunması güzel değil mi? Kendimi böyle hissediyorum ve bu aralar yine daha fazla uzaklara dokunma ihtiyacı duyuyorum...

Beni uzaklardan okuyan, yani hiç yan yana dahi gelemediğimiz insanlar; bazen birbirimizden uzakta, ayrı konulara dertleniyoruz ve başka hiç kimse dertli değildir bizim kadar diye düşünüyoruz. Böyle anlarda daha iyi hissetmek için dertleri bölüşmek ve de başka dünyevi şeylerin farkına varmak sizlere de iyi geliyordur eminim. Başka hislerin, acıların, anların ve anıların böyle anlarda farkına varır olduk; siz de farkettiniz mi? Daha az konuşur, daha az hisseder olduk o anlar haricinde... 

Müziklere daha çok bel bağlar, sanata daha çok ağırlık verme ihtiyacı duyar ama ağırlık veremez hale geldik... Kısıtlılıklar ve imkansızlıklara bel bağlar ve daha az çabalar olduk gibi hissediyorum. Bir kez daha, birçok yazımda olduğu gibi yorumlara davet ediyorum sizleri. Ne hissediyorsunuz, uzaktan beni okurken ne düşünüyorsunuz ve nasıl görüyorsunuz? 

Bir de tabii ki, Buika'yı ve bu yazımda bahsettiğim diğer şarkıcıları daha önceden dinlemiş miydiniz? Veya bu yazıdan sonra bir şans verdi iseniz ne hissettirdi şarkı sizlere... Merak ediyorum ve irtibat halinde kalmak istiyorum sizlerle. Buna ihtiyaç duyuyorum bu sıra, umarım ulaşırız birbirimize. (:

Müzikle ve Sevgilerimle Kalın... :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...