1 Mayıs 2018 Salı

Okudum; Ay Bahçesi - Kristin Hannah


27.04.2018 Tarihinde, en sevdiğim yazarlardan biri olan Kristin Hannah'ın Ay Bahçesi adlı kitabını bitirdim. Doğru dürüst okumak üzere elime 1 hafta öncesinde alabilmiştim ve başladığım gibi bir haftada her fırsatta elime aldığım gibi okudum ve bitirdim.. Bu kitap Kristin Hannah'ın okuduğum 5. kitabı oldu böylece... :) Daha önce de; Ateşböceği Yolu, Gece Yolu, Ateşböceğinin Şarkısı ve Gece Yolu adlı kitaplarını okumuştum...

Uzun zamandır yazamadığım yazı dizilerimin arasında bir de "Okudum" yazısı vardı... Bu sene kitap okumak adına da çok kararlı bir sene benim için. Bahane ettiğim kadar varmış, dersler azaldı ve kitap okumalarım arttı. :) Demek ki ben evde tüm dönem derslerini kendi kendime çalışmadığım zaman daha rahat okuyormuşum. Malum Aöf okuyor olmak, daha sıkı çalışmayı gerektiriyor; örgün öğretim gibi değil sonuçta... Ama yine de, daha henüz 2018 ayında 8. kitabımı bitirmiş oluyorum. Bu da demek oluyor ki, hemen hemen ayda iki kitap okumuş gibiyim. Daha fazla okumalıyım... :)


Gelelim Ay Bahçesi'ne;


Kristin Hannah'ı, her kitabını okuduğumda başka bir hikaye bulabildiğim ve her defasında okumaktan ayrı ayrı zevk aldığımı hissedebildiğim için çok seviyorum. Ay Bahçesi kitabı da benim için böyleydi, önceki kitaplarından ayrıydı yine. Ian ve Selena'nın birbirini bulması ve hayatı, aşkı birbirlerine öğretmelerini içeriyordu kitap...

İçeriğinden bahsetmeden nasıl anlatabilirim bilmiyorum aslında ama deneyeceğim. İntihar etmesinden sonra, doktor Ian'a iyileştirmesi üzerine getirilen Selena; ruhu yaralı insanlarla dolu bir eve, Lethe Evi'ne getirilir. Herkes orayı deliler evi bilir, içindekiler bile kendilerini deli diye adlandırırlar çünkü ama hepsinin aslında ruhu yaralıdır. Yaşadıkları şeyler ruhlarına ağır gelmiş ve her biri yaşamayı unutmayı -birbirleriyle gizli bir anlaşma yapmış gibi unutmayı- kabullenmişlerdir. Böyle insanların arasına, beyin hasarlı ve geçmişinde hayatını yaşayamamış olduğunu bilmedikleri yaralı biri gelir ise, ne olur dersiniz? O da deli sanılır...

Selena her şeyi yeniden öğrenirken, Lethe Evi sakinleri de onunla beraber yaşamayı yeniden öğrenir.  Aslında bu kitapta bir kez daha okudum anladım ki; aslında psikologlara ruh hastaları gitmez, çoğunlukla ruh hastalarının delirttiği kişiler gider. Beyin hasarlı kızımız Selena, bu eve umut oluyor ve kitap boyu aslında bunu okuyoruz daha çok...

Gidişat daha sonra tahmin edilmeyecek bir yere varıyor, en azından ben tahmin edemedim; ama kitapta Selena'nın hayatı saflıkla görmesine ve güzellikleri kavrayışının anlatılışına bayıldım... Selena'yı bekleyen sınavların hiçbiri kolay değildir ama en zor sınav kimbilir daha gelmemiştir. Bilinmeyenlerden korkmak ise, en zorudur unutmamak gerekir. Kitap bunu da anlatıyor hep...

Ian ise; daha öncesinde bir kaza geçirip, kendisinin lanet olarak gördüğü bir yeteneğe sahip olmuş bir doktordur ve hayatı yaşamayı, hayata bakmayı unutmuş biridir. Kaza sonrası insanların anılarını sadece onlara temas ederek bile hissedebiliyordur, bu yetenek gibi görülen laneti doktorluğu bıraktırmıştır Ian'a ama; o derece... :)


Kitap sana neyi öğretti ve kavrattı derseniz; Karşılaştığımız acılar da, yokluklar ve boşluklar da, bir işaret aslında. Bulmamız gerekenlerin mesajını evren veriyor bizlere. İyileşmek dediğimiz sağlık temelli görünen kelime ise, sadece bilimle değil sevgi ile de karşılık bulan bir kavram...

Aşk, her anlamda dünyanın dönmesinin gereğini oluşturan kavramlardan biri. Yapabileceğini yap, yaşamayı unutma ve bırakma. İyileşmek istiyorsan, iyileştirmeye de bak; kendinle beraber çevrendekileri de iyileştir...

Daha fazla anlatamayacağım içerik ile ilgili, çünkü okumak isteyen de okusun istiyorum. :) Ama birkaç alıntım var, kitaptan; 

Kitaptan öğrendim mesela; Tebaa, uyruk demekmiş...



Birçok alıntım oldu kitaptan ama en çok sevdiklerim iki alıntı ile de bitirilecek cinsten. Biri üstteki resimde de görüldüğü üzere şu oldu;

Aşk… Ancak aşk insana böylesine yakıcı bir acı verebilirdi. Sonunda şairlerin neden hep aşkı yazdığını, neden şarkıların bulunan ve kaybedilen aşkların hikayesini anlattığını anlamıştı. Çünkü hayat ancak aşk varken yaşanıyordu, onsuz bu korkunç boşluktan başka bir şey yoktu.

Bir diğeri ise, İyileşmek üzerine ruhsal bağın gerekliliğini de söyleyen bir cümle dizisi idi;

“İyileşmenin bilimle olacağını düşünüyorsun. Ama öyle değil, hiçbir zaman da öyle olmadı. Bundan sonra da olmayacak. İyileşme, spiritüel bir sanattır. Bedeni kurtarmak için yürek ve ruh gerekir.” 

Not; İyileşmenin sadece bilimle değil, insanın kendi bedenini kurtarmak için ruhunu ve yüreğini de ortaya koyması gerektiğine inananlardanım ben de... :)


Velhasıl; bir kitap daha bitti. Aslında kitabın içeriğinden az daha bahsedip konuyu tam anlatmadan da yazabilirdim ama okunsun isterim. O yüzden, "Ben okudum ve beğendim; okumak isterseniz eğer, tavsiye de ederim." diyorum... Benim gibi hayat ve aşk üzerine kitaplar okumayı seviyorsanız ama hikaye olarak da, her kitabında aynı şeyi anlatmasın bir yazar diyorsanız; Kristin Hannah böyle yazarlardan biri, diyorum ben de size. :) Bu kitabı gerektiği kadar anlatamadım belki de, bir başka okudum yazısına olsun eğer öyleyse de... 


Kitaptan bir şiir ile veda edeyim istiyorum, İngiliz şair Elizabeth Barret Browning'in aşkın doğasını anlattığı bir şiiri imiş bu. Çok ama çok beğendim ve siz de okuyun istedim;

Eğer beni sevmen gerekiyorsa, sebepsizce sev.
Aşk uğruna sev. Ben onun gülüşünü, bakışını,
O hoş sesini seviyorum ya da onu benim gibi düşündüğü,
İçimde hoş duygular uyandırdığı için seviyorum deme.
Bu özellikler zamanla değişebilir, sevgilim
Ya da sen değiştiğini sanırsın.
Ve bu özelliklere duyulan aşk çabuk biter.


Sevgilerimle, okuduğunuz için teşekkür ederim... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...