Şiirlerle Hayat sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Şiirlerle Hayat sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

11 Ekim 2018 Perşembe

Şiirlerle Hayat #22 - Çocuklarınız... #HalilCibran


Bugün 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günüymüş. Bu her şeye bir gün bulmaya nasıl karar veriyorlar bilmiyorum ama bazen de bazıları uygun düşüyor... :)

Madem konu kız çocukları, yanına erkek çocuklarını da katıp evlat gözüyle de bakabilirsek eğer; her çocuğun kendi kararlarını alma, hayatlarını yönetme ve yollarına bakma gibi bir yaşam özgürlükleri olduğunu ortak bir öğreti kabul edebiliriz. Bunu ortak bir düşünce olarak kabul etmeliyiz! Bence öyle, ya sizce? Bu konularda da benim aklıma bir tek şiir geliyor, en sevdiğim... 

"Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil." Halil Cibran. Şiirlerle Hayat adlı yazı dizimin, 22. şiiri. İyi okumalar olsun... :) Diğer "Şiirlerle Hayat" yazılarıma da, buradan ulaşabilirsiniz...


Çocuklarınız... 

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.

Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever

Halil Cibran (Khalil Gibran)


Halil Cibran, 6 Ocak 1883 doğumlu, Lübnan asıllı ABD'li ressam, şair ve filozof. 
Kendisini Türk yazarlarımızdan sanıyordum ama değil imiş. Vikipedi'ye göre; 3 adet filmi bulunmakta, eserleri 30'dan fazla dile çevrilmiş ve oldukça başarılı da bir ressam imiş...
10 Nisan 1931'de ABD'nde hayata gözlerini yummuş..


Bu benim en sevdiğim Halil Cibran şiiri, daha ne kitabını okudum ne de başka şiirini. Ama bu öğretiyi benimsemiş kişilerin çocukları olsun isterim hep, okuduğumdan beri...

Sanırım ilk okuduğumda bu şiiri lisede idim ve birçok arkadaşım vardı çevremde; ailesi tarafından, nasıl düşünsün ve ne okusun diye kendisi adına karar verilmiş. Üzülürdü her biri, üzülürdüm ben de. Benim ailem öyle birileri olmadı, bizi şekillendirdi ve de doğruyu öğretmeye çalıştılar ve elbette fikirlerini de sundular; ama tamamiyle bunu yapmalısın demediler hiçbir zaman. "Okumalısın!" dediler ablama da bana da, onların tek koşulu ikiniz de okuyacaksınız oldu bize...

Sonra büyüdük, ben bu şiirin üniversitede de değerini gördüm; mesleğini de, yaşayacağı hayat tarzını da seçmiş arkadaşlarım oldu yine. Ok'u da yay'ı da kendi bilen ailelerde yetişmişler ve hayatı yaşayamıyordu arkadaşlarımın çoğu... Boşverdi hepsi birer birer, yapmak istediklerini de unutup zaman doldurdu ve hayata atılmayı geciktirdi! Kimisi de, kendisine biçileni gerçekleştirmeye uğraştı. Ama zorlandı, ama kolay yaptı ve sonucunda bir kısmı sadece kendi istediği yola dönüp yeniden yol alabildi...

Yok muydu, kendine biçilen yolun esas doğru olduğunu görenler de oldu; ama kendileri değil, ailelerinin yönlendirmesiyle buldu. Kendileri gibi yapmaya çalışan ailelerin yetiştirdiği bir kısım arkadaşlarımı da, lise ve üniversite bittikten sonra bulamadım mesela. Belki çok yoğunlardır, kendilerine biçilenlerden yana dedim; belki de kendilerine biçilene razı gelmek zorunda kalmışlardır... Ama hep bildiğim, Halil Cibran'a hak verdiğim oldu... Hiçbirimiz başkasının çocuğu değiliz hayata yönlendirilmek manasında, yolu bizim bulmamız gerekiyor; gösterilmesinin ötesinde bizim karar vermemiz gerekiyor...


Malum, bugün Dünya Kız Çocukları günüymüş, tüm kız çocuklarımızın günü kutlu olsun; Kuzenim İncimin ve de tüm kız çocuğu olmuş nice yakınlarımın... :) Bu yazıyla bağdaştıracak noktaya gelene dek bir şeyler daha söylemek istiyorum...

Yıl 2018 ama hala eğitimden arda koyulan ve evlendirmeye erken değilmiş gözüyle bakılıp, 18'inden önceki yaşlarında yetişkin ilan edilmeye kalkılan kızlarımız mevcut. Ne yazık ki, böyle görülen erkeklerimiz de mevcut... Anadolunun dört bir yanında hem de, doğu-batı ayırmaksızın... "Bir gün batarsa bu ülke ekonomiden değil, ahlaksızlıktan batacak bu gidişle!" diyen bir kesim var bu sıra, abartıyorlar diyemiyoruz!

Kız çocukları okumalı, kendini savunabilmeli, kendini her türlü hayat üzerinde idare edebilmeli; diye bilmeli, bildirmeliyiz bu sebeple. Kız çocukları, evlendiğinde erkek eline bakmadan yaşamalı ve anlaşamadıklarında ayrılmaya kalktıklarında da bana ve evladıma kim bakacak dememeli!

Erkek çocukları da okumalı, ama okurken de çalışırken de kendi işini görebilmeli. Evlense de evlenmese de, kadınlardan medet ummamalı her işte. Ne yemek, ne çamaşır ne de hayatının kararlarını, bir başkasına devretmemeli de...

Velhasıl bir gün hayatın çocuklarından birini yetiştirecek olursam (bir anne olarak da!), hem benim hem de benim olmayan bir çocuğu; bu annelik babalık öğretisi olan şiiri, hiç unutmamak istiyorum. Kendi fikirleri, kendi kararları ve iyi yönde olmasına uğraşacağım kendine ve hayata dair idealleri olan bir çocuk ve çocuklar yetiştirip, onu hayatta tutmak istiyorum. Yanlışlardan korurken, benim yapmak istediklerim veya benim olmasını uygun gördüklerimden ibaret bir hayatı olmasın.

Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değil. Onlar kendi yolunu çizen hayatın oğulları ve kızları... En sevdiğim ve en anlamlı bulduğum, hayatın içinden şiir dizeleri; benim size bugün Şiirlerle Hayat köşemden hediyem olsun istedim. Halil Cibran'ın kalemine sağlık, ruhu şad olsun...


12 Şubat 2017 Pazar

Şiirlerle Hayat #17 - Kar Kesti Yolu...


Ne zamandır Şiirlerle Hayat yazı dizime yazmamamın eksikliğini hissediyor ama bir süredir içinde bulunduğum durumlarımı anlayabilecek bir şiire rastlayamıyordum. Dün şiir arşivimi gezinirken, bir şiire denk gelip durakladım. "Meğer ne zamandır Nazım Hikmet Ran şiirlerimin dosyasını açmıyormuşum..." dedim. Bir yokluğu şiirle, azıcık sözle anlatabilen bir şair Nazım Hikmet Ran. Sayılı eski zaman şairlerimizden sevdiklerim arasında, Nazım Hikmet Ran...


O zaman bir kez daha Nazım Hikmet paylaşmalıyım dedim dün rastladığım gibi. Dünden bugüne, gönüllerde saygınlığını dillerde şiirleri unutulmamış bir şair o. İnsan zaten en son ne zaman anılırsa, o zaman ölürmüş... Hala ölmeyenlerden Nazım Hikmet Ran; Cemal Süreya, Barış Manço, Cem Karaca, ve şimdi aklıma gelmeyen birçok sanat büyüğümüz gibi... Şiirlerle Hayat'ta bu yazıda; Nazım Hikmet'in Kar Kesti Yolu şiiri var...

Kar Kesti Yolu

Kar kesti yolu
Maxicep.com - Nazım Hikmet - Kar Kesti Yolu Sen yoktun
Oturdum karşına dizüstü
Seyrettim yüzünü
Gözlerim kapalı...
...
Gemiler geçmiyor
Uçaklar uçmuyor
Sen yoktun
Karşında duvara dayanmıştım
Konuştum, konuştum, konuştum

Ağzımı açmadım
Sen yoktun
Ellerimle dokundum sana
Ellerim yüzümdeydi...


Nazım Hikmet RAN


Bir insanın sevince, nasıl sevdiği kişi olduğunu ve esasında sevdiği kişinin varlığına ihtiyaç da duymayacağını anlatan bir şiir bu bence. Ben her okuduğumda bunu anlıyorum, bunu hissediyorum başlangıçta. Özdemir Asaf'ın da bir şiirinde belirttiği gibi, insan sevdiği oluyor aslında;


Kim o deme boşuna, benim ben.Öyle bir ben ki kapına gelen,Baştan başa sen... 


Kar Kesti Yolu şiirini zamanında anlamamışım meğer, sadece almış saklamışım belki de diyorum bir de şimdi. Çünkü bir zamanlar beklediğim kişinin geleceğine olan umudumu da hatırlatıyor şimdi. Kiminin varlığı çok az sebebe bağlı da olsa, yokluğunu kaldırmıyor galiba bazen insan. Yokluğunda da hem var, hem yok hissediyor kişiyi. Varoluyor yine, hayallerde de olsa... Aynı Nazım Hikmet'in şiirindeki gibi hissediyor ama anlamlandıramıyormuşum bu olguyu meğer. Yoksun olgusunu nasıl anlatabilirdim ki bu şiir kadar iyi diyorum ama şimdi...

İçimde bir sevgilinin değilse de, şu sıralar yine herhangi bir yokluğun hissini yaşadığımdan yana da anlayabildiğim bir şiir bu. Olmayan birinin ve şimdi yaşamadığım bir hissin varlığını içimde hissediyorum, bu yokluğu da anlatabiliyor şiir. Ağzımı açmıyorum, dokunmuyorum, ama hayallerime dokunabilseniz eğer biri var konuştuğum ve anlaştığım... Bazen eskilerden biri bu, bazen geleceğim dediğim kişi. Ama birileri var, bir hisler var; varlıkları bir hayal bir gerçek olup anımsatıp duruyor kendini bazen... Nazım Hikmet'in dediği gibi, "Konuştum, konuştum, konuştum. Ağzımı açmadım, Sen yoktun..."

Yokluk mu? Yok mu gerçekte biri? Kime göre ve niye göre? Kişiler demiştim, hatırlanana dek yaşarlar aslında. Anılar ve hayaller de hatırlandıkça ve gerçeğe dönüşmesini bekledikçe yaşar aslında... Şiirlerde esasında yansıttığından fazlasını da anlayabilirmişim, bunu zamanla öğrenmiştim ben. Bu şiir de bu durumumu bana çok iyi anımsatıyor işte...

Size ne anımsatıyor bilmem, bana bunları anımsatıyor "Kar Kesti Yolu" şiiri. Hayatın içinden bir şiiri daha sizlere sundum. Nazım Hikmet Ran yine tercüme oluyor içimdeki garip hallerin anlatımına işte. Geçmişten bugüne uzanabilen nadir üstadlardan biri... Size ne anımsatıyor bu şiir merak ediyorum, yorumlarınızı bekliyorum. Bir de büyük laf edeyim de, orada olduğunuzu belirtirsiniz belki; iddia ediyorum, yine yorum gelmeyecek bu yazıya da! :))


İşte böyle, bir Şiirlerle Hayat yazısının daha sonuna geldik. Bir zamanlar bu şiiri okuduğumda aklıma şu dizeler de geliyordu, hala da aklıma geliyor diye eklemek istiyorum;

Yıkıldı Yolunu bekleyen şehir,
Artık gelsen de bir gelmesen de bir...  (Özdemir Asaf)

Sevgilerimle... :)

Not; Nazım Hikmet Ran bana Özdemir Asaf'ı anımsattı durdu bu yazımda yine. İkisinin yeri çok ayrı elbet, bir tutamam-tutulamaz. Ama uzun zamandır Şiirlerle Hayat yazısı yazmıyormuşum, paslanmış hissederken birden ard arda düştü dizeler aklımdan klavyeye. Sizin de geldi ise benimle paylaşın lütfen. Umudum var yine, yorum gelecek bu sefer. Sessiz takipçilerime de sevgilerimi sunuyorum... :)

22 Şubat 2014 Cumartesi

Şiirlerle Hayat #7 - Olmuyorsa Zorlamayacaksın


Şiirlerle Hayat yazı dizimin 7. yazısının konusu Can Yücel ve Olmuyorsa Zorlamayacaksın adlı şiiri... 

Önceki Şiirlerle Hayat yazılarımı burada bulabilirsiniz... :)

Sonradan Ekleme Not; Bu şiir esasında Can Yücel'in bir şiiri değildir, rivayet odur ki Can Yücel'in şiiri diye zamanında çok söz konusu edildi! Herkesin bildiği bir yanlışı, sonradan da olsa düzeltmek her birimizin boynunun borcu şimdi. Fakat elden de gelmiyor Can Yücel'le anmamak, öyle öğrendik ve rehberlik öğretmenlerimiz bile Can Yücel diye söylemişlerdi o süreçlerde. O yüzden bu notu ekledim ve bilhassa "Can Yücel" yazılı alt başlığı değiştirmedim. Bilinmeli diyorum! (:



Olmuyorsa Zorlamayacaksın

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.

Aşktır ; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.

İştir ; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…

Dosttur ; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…

Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

Can Yücel


Şiirler hayata uygun görülmüş dersleri anlatır ya bazen, bu şiirde onlardan biri işte benim için. Can Yücel'in yüreğine ve kalemine sağlık, eğer tabii bu şiir Can Yücel'in ise. Ama ben kesin bir bilgi olarak bilmediğim için affınıza sığınarak, Can Yücel yazdım şiirin sonuna. Son zamanda bu şiirin de Can Yücel'in olmadığı iddia ediliyormuş. Birileri Can Yücel imzalı şiirler dolandırıyormuş sosyal medyada. Kendi adları ile atsalar ya böyle şiirleri madem. Neden böyle birşey yapıldığını anlayabilmiş değilim. Şahsen sahibinin adını kullanmayı isterdim. Ama demek ki o büyük bir ustanın ismini kullanmayı uygun görmüş...

Severim bu şiiri de doğrusu... Çünkü bazen insanı çok güzel uyandırır boşuna kurduğu hayalden veya rüyadan... Ben ilk okuduğum tarihi hatırlamıyorum yine, ama pek de büyük değildim ilk okuduğumda bu şiiri. Ama güzel bir şiir, anlamlı bence. Demek istediği de bence şu; "Ay'ın kavağa çıkmasını bekleme artık." :) Bana bunu çağrıştırdı bu sefer de okuyunca. :)

Bazen olmadık hayallere, olmadık isteklere tutuluruz ya; Bu aşk uğruna da olur, inat uğruna da, dost uğruna veya olmayacağını bildiğimiz ama kabullenemediğimiz şeyler de... Ama zamanı geldiğinde bırakmak gerekir bazı şeylerin peşini. Aşk'ın da inadın da sonuna kadar zorladığın çabanın da, dozunca yaşanması makbuldur o noktalarda bence...

Olmadıkça yıkılır yıpranırsın zamanla çünkü. Bu yıpranış herhangi bir işinin gerçekleşmediğince de gerçekleşir, sevdikçe sevilmediğini görünce de, inadının sonucunda hiçbir sonuç alamadığını görünce de... Hayat bazen istediklerini vermiyorsa sana, başkasının istediklerini veriyordur belki de... Ben böyle mutlu olamayacağım belki de diyip, vakit kaybetmeden yol almalı başka diyarlara bu sebeple... Bunlar tamamen benim yorum ve düşüncelerim elbette...



Bana gelince; olmayanı çok zorladığım oldu zamanında, çok yıprandım, çok üzüldüm. Olmadıkça istediğim, birilerine nefret de duydum. Olmadığı için onları suçladım. Öyle ya sevmiyorlardı beni, nedendi, niçindi... Öyle ya; ben çabalıyordum her defasında bir iş için, ama hep birilerinin engellemesi ile gerçekleşmiyordu istediğim başarı... Öyle ya ben inat ediyordum, neden olmasındı? Olmalıydı!

Öyleydim işte; inadım, her sevgime karşılık alma hevesim, her işi başarmak için uğraşmam, sürüyordu da sürüyordu bir ara. Oysa gittikçe yıprandığımı göremiyordum, gittikçe yıpranıyordum ve kendime olan saygımı da özgüvenimi de kaybediyordum zaman zaman.


İnsanın genç yaşlarında düşünmeye pek fırsatı olmuyor bazen. Takıldığımız noktalar çok oluyor çünkü gençliğimizde. Can acıtıcı kararlar verebiliyoruz veyahut gittikçe devam eden kalp sancılarına vesile olduğumuzu bilmeden yaşıyoruz kimi zaman.

Ama bu noktalarda büyüdükçe anladım ki; vazgeçmek, yaşamaya devam etmek için aydınlık bir yol... Hayat kısa, ölüm ani, dünya fani; ne dersek diyelim işte. Her şeyin bir sonu olduğunu da bilerek yaşamalı bu hayatta. Aşkın, işin, başarının, inadın ve belki de çok uğraşsan da seni yıkabilecek kapasitede olan dostluğun... Her şeyin bir sonu olduğunu bilerek yaşamak; olmuyorsa zorlamamayı kabul ettirebilir. Böylece üzülmez, ve birilerinin üzmelerine devamlı göz yummayı göze almayız çünkü bence...

Kısacası; Olmuyorsa olmuyordur bazen. Yaşamı zorlayarak veya her defasında olması gerekeni oldurmaya çalışarak yaşanmıyormuş her zaman, anladım... Sınırlarımızı ve isteklerimizi gerçekleştirme kapasitemizi çok fazla zorlamamalı... 


*Resimdeki ilk resim eskiden internetten beğenerek aldığım bir resim, son resim ise 2013 Aralık ayında evimizin balkonundan çekmiş olduğum günbatımı görüntüsü... :)

*Sürç-ü lisan ettiysem affola. Birilerine laf sokma çabasında değildi düşüncelerim. "Bir şiir okudum ve bu şiir çerçevesinde düşüncelere kapıldım. Ve "büyüdükçe de geliştim, geliştirdim kendimi." tarzında idi bu yazı. :) Büyürken aldığım dersler ve hayatı doyasıya yaşayabilmek adına bir Şiirlerle Hayat yazısı olsun istedim yine... Umarım beğenmişsinizdir. Sevgilerimle... :)

25 Haziran 2014 Çarşamba

Yazı Dizilerim...


Geçen aklıma geldi, kenara not etmeliyim yazı dizilerimi dedim. Yazacaklarımı not ettiğim bir defterim veya not ettiğim bir kenar oluyor mutlaka. Ama yazı dizilerime birkaç haftadır pek yoğunluk veremedim. Evet yazıyorum ama bir türlü yazmayı hep istediğim yazı dizilerimin düzenini tam olarak tutturamadım. Ama yazdığım yazı dizileri yazmaktan zevk aldığım yazılar oldu hep. Yazmak için yaşamıyor, yaşadığımı yazıyorum çünkü...

Yazı dizilerimi düşündüm bugün yeniden; alışkanlık olmuş haftalık yazı dizilerim de var, aylık olan yazı dizilerim de... Bunları bir yazıda toplamam gerek dedim. Neler yazdığımı ve hayatımda yer edinmiş olan konuları bloğumla nasıl pekiştirdiğimi; hem not etmek hem de gözlemlemek istedim bugün...



"Ben hangi yazı dizilerini yazıyorum?" yazısı olacak bu yazı, hem benim için hem de okuyanlarım için... :)

Fotoğraflarla 1 Haftam;

Bu yazı dizisini, Sergül Kato'dan okumayı çok seviyorum. Ama onun yazı dizisinin adı, İnstagram İle Pazartesi... O, instagram'da paylaştığı resimleri biten haftanın ardından başlayan pazartesi günü, bloğunda değerlendirme yazısı halinde yazıyor. Benim de hem İnstagram'da paylaştığım fotoğraflarımı, hem de İnstagram'da paylaşmadığım fotoğraflarımı da paylaştığım oluyor. Hayatımı değerlendirmeyi sevdiğim için, kendisi bana örnek oldu. Umarım böyle bir yazı yazıyor oluşum onu rahatsız etmiyordur. İyi ki yazıyor dediğim bloggerlardan, okumayı çok sevdiğim bir blogger kendisi... :)

Sergül Kato, bir Japon ile evli ve Japonya'da yaşıyor. Bloğunda kendi hayatını içtenlikle yazan bir blogger... Okumaya başladığım ilk bloggerlardan kendisi... :) Bloğu, yolunneresindeyim.blogspot.com

Sergül Kato'nun, ben bu yazıyı yazarken, son İnstagram İle Pazartesi yazısını da paylaşmak isterim, burada...

Not Aldım Veya Not Ettim

Hayatım çoğunlukla not almakla geçiyor, bu hayatımın sevdiğim parçalarından biri oldu. Beğendiğim bir müziğin sözleri, beğendiğim bir güzel sözün notu, bir öğüdün, bir neşeli anın, bir fikrin veya bir yeni düşüncenin notunu kaydetmeyi ve daha sonradan tekrar tekrar okumayı ve hatırlamayı seviyorum.

Not Aldım Veya Not Ettim diyorum haftalık olarak; sadece bu sıralar dersler sebebiyle yazamadığım bir yazı dizisi oldu. Ama not aldıklarımı paylaşmaya devam edeceğim yeniden... :)

Not Aldım Veya Not Ettim dediğim her şeyi okuyabilmek için, buraya lütfen...

Pazar Yazısı

Kimi Pazarlar vardır sakin geçirdiğimiz, kimi Pazarlar da vardır sevdiğimiz insanlar ile çalışmadığı zamanları dolu dolu geçirme imkanını bulup değerlendirdiğimiz... Değerlendirdiğim veya değerlendiremediğim, ancak kayda değer bulduğum ve unutmak istemediğim Pazar'larımı kaydettiğim bir yazı dizim; Pazar Yazısı. Yeni sayılır esasında...

Her hafta yazabildiğimi söyleyemem. Bazen yazasım geliyor, o Pazar'ı not etmek istiyorum. Ya da o Cumartesi-Pazar'ı... Bu yazı dizisi de böylece ortaya çıkmış oluyor işte... :)

Pazar Yazısı adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, burada bulabilirsiniz...

İnternet Günlüğüm

Zaman zaman sağlık sebeplerim dolayısıyla veya yoğunluklarımız ve insan hali olarak değişken zamanlarımız sebebiyle, yazamadığım zamanlar oluyor buraya. Bazen geri dönmek için kullanıyorum bu yazı dizimi, bazen de iç dökmek için. Her şekilde geri dönüşlerim için çok faydalı oluyor, İnternet Günlüğüm yazısı... :)

İnternet Günlüğüm adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, burada bulabilirsiniz...

Şiirlerle Hayat

Hayatımda şiirler hep var oldu, iyiki de yer edindirdim diye düşünürüm hep. Hayat benim için, edebiyattan gelen güzelliklerle de dolu dolu geçiyor. Sevdiğim, hayatımda yer edinmesini istediğim şiirler ve o şiirler ile ilgili fikirlerimi belirttiğim bir yazı dizisi Şiirlerle Hayat...

Şiirlerle Hayat adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz...

Filmi Olan Kitaplar

Kitaplar mı Filmler mi sorusu vardır, kitaplardan uyarlama yapılan filmler dolayısıyla. Buna her zaman aynı cevabı verdiğimi söyleyemiyorum ne yazık ki. Bazen kitap bazen de kitaptan uyarlanan film güzel geldiği gibi, bazen her ikisini de sevdiğim veya her ikisini de sevmediğim durumlar olabiliyor. Filmi Olan Kitaplar yazı dizimde, okuyup filmini izlediğim kitaplardan bahsediyorum ve de filmlerden...

Eğlenerek yazdığım bir yazı dizisi oluyor bu da. Filmi Olan Kitaplarım'da en son Muhteşem Gatsby'i okumuş ve filmini izleyip bu yazı dizimde konu almıştım. Burada... :)

Filmi Olan Kitaplar yazı dizimde okuduğum kitapları ve izlediğim filmlerini benim yorumumla, buradan okuyabilirsiniz...

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine

Hastalığımda geçirdiğim atak sonrası aldığım kiloları verme çabam ile, daha da Sağlıklı Beslenmeyi benimsemeye çalışırken Kilo Verme Maratonum adı altında 3 tane yazı yazmıştım. Sonra devam ettiremedim. Ama kendime koyduğum kuralları çok iyi sürdürmeye devam ettiğimi biliyorum.

Ama yine de; duyduğumu bildiğimi ve benimsediğimi Sağlıklı beslenme Ve Yaşamak Üzerine yazı dizisine yazma gereği duymaya başladım, birkaç hafta önce egzersizlerime sıkı sıkı tutunmuşken. Ancak bu yazı dizimi de 2 haftadır yazamadım. Yeniden döneceğim diyorum, döneceğim de inşallah... :) 2 haftada bir veya haftada 1 yazmayı düşündüğüm bir yazı dizisi...

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine adı altında yazdığım yazılarımı, buradan okuyabilirsiniz...


Tüm bu haftalık ve aylık olarak yazdığım yazı dizilerim haricinde, bir de yazmaya başladığım ama sürdüremediğim yazı dizilerim var... 

Hayat Hikayem...

İlk yazısını yazıp, bir türlü devam ettiremediğim bir yazı oldu kendisi. Bir türlü nasıl devam ettirebilirim bilemedim işin doğrusu. Hayatımın her anından bahsediyorum bloğumda zaten, ancak hayat hikayemin nereden başlayıp bu zamana kadar neler olduğundan bahsedecek olduğumda bitmesi biraz zor olduğunu düşünüyorum. Ama birgün yine yazmaya devam edeceğimi düşünüyorum...

Hayat Hikayem adına yazdığım yazı burada... :)

Arkadaşlık Ve Dostluk Üzerine....

Arkadaşlık Ve Dostluk çok değer verdiğim bir konu. Ama bir süredir yazamaz oldum. Aklıma bu konularda yazmalıyım dediğim bir şeyler oldukça yazmayı es geçmiyorum. Arkadaşlık ve dostluk önemli. Hep söylenecek en önemli şey bence şu; iyi günde de kötü günde de olmalı bir arkadaş yanında... :)

Arkadaşlık Ve Dostluk Üzerine yazılarımı burada bulabilirsiniz...

Bir de Deneyimlerimiz yazımız var...

Ailemle ve sevdiklerimle denediğimiz yeni tatlar veya yeni uğraşları yazmayı düşündüğüm bir yazı dizisi bu da. Nisan ayında Hindistan Cevizi'ni denemiş ve yorumlamıştık, ki yazısı burada, ondan sonra hiç yazmamışım. Yeni deneyimlerimiz oldukça yazmaya devam edeceğim... :)


Bir de İzledim ve Okudum yazılarım oluyor bazen. Hayatımın içinden ne varsa yani... Bunların içinde bahsettiğim gibi; her hafta yazdığım Fotoğraflarla 1 Haftam, Not Aldım veya Not Ettim, Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine yazılarım var. Diğerleri hep aylık veya iki haftalık...

İşte böyle. Bunları yazmam gerek diye düşündüm; bu hem benim için yardımcı olur hem de okuyanlarım için, dedim. Çok yazı dizisi yazıyor muyum diye tahlil etmek istedim kendimce. Ama bana göre, gereksiz bir yazı yazmıyormuşum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sevgilerimle... :)

21 Ağustos 2014 Perşembe

Şiirlerle Hayat - #10 - Göğe Bakma Durağı


Temmuz bitti, Ağustos bitecek neredeyse ama ben ancak yazabiliyorum bu ayın Şiirlerle Hayat yazısını... Bu ayki Şiirlerle Hayat Yazım için seçtiğim Şairimiz Turgut Uyar, Şiiri ise Göğe Bakma Durağı... Bu ay ki şiirle, sık sık yaşadığım bir duygumdan bahsetmek istiyorum.

Diğer Şiirlerle Hayat yazılarımı burada bulabilirsiniz... :)


Öncelikle Turgut Uyar Göğe Bakalım demiş, Göğe Bakma Durağı şiiri ile beraber... Ben bu şiiri okuduğumda hayata dair neyi hissettiğime geleceğim ama önce şiiri okuyun isterseniz. Turgut Uyar'ın yüreğine sağlık... Turgut Uyar, 1950'li yıllarda oluşturulan İkinci Yeni Akımının şairlerinden biridir. 1985 yılında hayata gözlerini yummuştur. Mekanı cennet, kabri nur ile dolu olsun. Turgut Uyar ile ilgili daha fazla bilgi almak için buraya bakabilirsiniz...


Göğe Bakma Durağı / Turgut Uyar

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanan otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Turgut Uyar...


Bu şiir bana beklenen biri varmış gibi hissettiriyor. Ama aynı zamanda beklenen kişi hem gerçek biri, hem de hayal edilen biriymiş gibi. Belki de ben öyle hayal ediyorumdur, bilemiyorum. Göğe bakmak her zaman yapmayı sevdiğim bir iş. Biriyle veya birileriyle göğe bakmak mı önemlidir sizce, yoka göğe bakarken aynı şeyi görmek mi? Bence aynı şeye bakmak ve aynı şeyi görmüş olmak değil de, beraber göğe bakmak ve beraber bir şeyler yapıyor olmak önemlidir. Bana bunları hissettiriyor bu şiir nedense...

Geçmiş zamanda bir arkadaşımla konuşurken bir soru sorulmuştu bana; "Sevdiğinle aynı yıldıza bakmak mı yoksa yıldızlara bakmak mı?" diye. "Bende aynı gökyüzüne bakmak bile yeter." diye cevap vermiştim... Benimki belki gerçeklik üzerine bir cevaptı, ancak onun cevabı şöyleydi; "Düşünsene aynı yıldıza bakıyorsun ya, ne büyük mucize ve ne büyük aşk." Bu gerçeklikten öte bir aşk'ı aramak diye düşünmüştüm. Göğe bakmak güzel şey de, fazlasını aramanın gereği yok diye düşünüyorum hala da... Seviyor olduktan sonra...

Turgut Uyar güzel anlatmış, bana laf düşmez. Ama kim kurmaz ki hayalini, beraber eğlenceli ve sevgi dolu vakit geçirebileceği birinin geleceğinin. Benimki de öyle bir his işte... Herkes bekler diye hissediyorum çoğu zaman, herkes bir ruh ikizi olduğuna inanır bence. Bu şiir de, beraberlik hayali kurduklarımıza dair ve biri olacak hayatımızda diye düşlemelerimize dair...

Şiirde zaten anlatmak istediği herşeyi anlatmış Turgut Uyar ama yine de söylemeden geçemeyeceğim. Bence şunu demek istemiş şiirde; seven iki kişinin birarada uyum sağlayabilmesi, gerçek sevgi ise aralarındaki hiçbir şekilde güç değil. İnsan ancak gerçekten sever ise, her koşulda birbirine uyum sağlayabilir. Vakit ayırmak gerek sadece, sevdiğinle beraber kendine...

Göğe Bakma Durağı... Durma Göğe Bakalım...

Sevgilerimle... :)

12 Ocak 2019 Cumartesi

Şiirlerle Hayat #24 - Cemal Süreya - Sevgilim Ben Şimdi


2019'un ilk Şiirlerle Hayat yazısı ile karşınızdayım bugün de. :) Tamam şu senenin ilkleri mevzuusunu bu yazımla bitiriyorum bu son ekleme ile! =) 24. Şiirlerle Hayat yazımla karşınızdayım bu sefer de. Diğer Şiirlerle Hayat yazılarıma da buradan ulaşabilirsiniz...

Bu hafta Cemal Süreya haftası olarak anabildiğimiz bir hafta idi, hafta bitmeden önce bir şiirini paylaşmak istedim ben de. 9 Ocak 1990 günü vefat eden Cemal Süreya'nın, bu yazı ile bir kez daha toprağı bol olsun diyorum.

Sanırım bu şiiri Sevda Sözleri adlı kitabında okumuştum ilk, sonra internette karşıma çıktı yeniden. Ve birkaç süredir, taslaklarda paylaşmam üzerine bekliyor. Önce şiiri sizlere de okutmak istiyorum; yazar, şair, sanatçı ve sanata gönül veren tüm dostlar, bizler gibi hatırlandıkça ölmezler. Cemal Süreya da, bu ve yüzlerce güzel şiiri gibi unutulmayacak ve ölmeyecek şairlerimizden bence. Öyle seviyorum, liseden beri işte... :)





Sevgilim Ben Şimdi

Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim

Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara

Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden

Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz

“Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz”.

Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere

O gülün yüzü gülmüyor sensiz

O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı

Hepten hüzünlü bu günlerde

Gür ve coşkun bir günışığı dadanmış pencereye

Masada tabaklar neşesiz

Koridor ıssız

Banyoda havlular yalnız

Mutfak dersen – derbeder ve pis

Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş

Vantilatör soluksuz

Halılar tozlu

Giysilerim gardropda ve şurda burda

Memo’nun oyuncak sepeti uykularda

Mavi gece lambası hevessiz

Kapı diyor ki açın beni kapayın beni

Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi

Radyo desen sessiz

Tabure sandalyalardan çekiniyor

Küçük oda karanlık ve ıssız

Her şey seni bekliyor her şey gelmeni

İçeri girmeni

Senin elinin değmesini

Gözünün dokunmasını

Ve her şey tekrarlıyor

Seni nice sevdiğimi

Cemal Süreya




Bu şiiri okuduğumda, amatörce aklıma gelen şu oluyor; sevgilinin ve sevdiğin kişinin yokluğunda duyulan yokluğun, en güzel dile getirilişi... Bir seven düşünün ki, bunu kelimelere dökebiliyor. Şairler kavuştular mı, yoksa kavuşmadıkları için mi şair oldular bilmem; hangi derin şiir yazabilen şaire baksam, bir kavuşamamışlık, bir yarım kalmışlık görüyor üzülüyorum. Acaba "biz, biz yarım kalacak mıyız bu hayatta?" diye düşünüyorum...


Cemal Süreya'nın bu şiirinde en sevdiğim bölümü şurası;

Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi

Öyle bir an geliyor ki, sevdiğinizden ayrı ve yalnız hissettiğinizde, yaşam damarlarınız sökülüyor sanki birbirinden hani... Bir şiir o zamanları o kadar iyi anlatabilir işte! Bana çok net sevdiğim kişilere alıştığım zamanların sonrasında yaşadığım sıkıntılara dair hatırladıklarımı yaşatıyor sanki. Çok sevdim, çok yenildim, yanıldım diyebilirim. Talihsiz bir kızım aşk konusunda! :) Şıpsevdi değildim, ama gönlüm de sevmeye aşıktı. En derin sevdiğim 3 kişi oldu hayatımda, e sevdikçe de alışıyor insan hayatında bir sevdiğinin oluşuna!

Sonrasında da aynı böyle oluyor işte, sevdiğinle arandaki bağ yıkılınca; o yıkılan bağ sizin eşyalarla da bağınızı koparıyor zira. Yediğiniz yemek, içtiğiniz sudan sonra; mekana yıkılıyor sanki bütün suç. Yaşadığınız ortak alanı beğenmez, orayı eskisinden apayrı algılar gibi oluyorsunuz. Bu hissi özlemiyorum aslında hiçbir zaman, ama bazen o hissin varlığı da nimetmiş anlıyor insan! :) Sevmek sevilmek güzel şey, ayrılık, uzaklık ve kavuşamamak da olsa içinde...

Sevgilim Ben Şimdi Büyük Bir Şehirde Seni Düşünmekteyim" diye başlayan böyle güzel bir şiir, size de yarım kalmış bir aşkı anlatmıyor mu? Hiçbir aşk yarım kalmasın, her gerçek seven sevdiğine kavuşsun diyesim geliyor...

Cemal Süreya'nın ruhu şad olsun, benim hüzünlenesim varmış yine. Böyle şairler kırk yılda bir gelir belki de, nazikçe incitmeden sevmeye çalışan. Toprağı bol olsun. Bu şiiri, ölüm yıldönümü haftasında tüm gerçek seven ve yarım kalanların gönlüne biraz olsun su serpsin inşallah.

Sevgilerimle...

24 Haziran 2017 Cumartesi

Şiirlerle Hayat #20 - Seni Saklayacağım #ÖzdemirAsaf


Geldik Şiirlerle Hayat yazı dizimde 20. yazıma, maşallah... :) Diğer Şiirlerle Hayat yazılarımı da burada bulabilirsiniz...

Bu ay en çok şiirlerinden dizeleri aklıma gelen ve de bu sebeple bol bol okuduğum şair Özdemir Asaf... Daha önce de bahsetmişimdir, bahsetmediysem de anlatayım; uzun zamandır tuttuğum bir şiir dosyam var bilgisayarımda ve de ilk şiir okuma tutkum ortaya çıktığında sevdiğim şiirleri daha sonra yine okumak için yazdığım birkaç defterim de var...

"Edebiyat Dünyam" isimli bilgisayar dosyamın içerisinde "Şairlerle Şiirler" klasörünün içinde en sevdiğim şiirlere sahip olan bir diğer şair olan Özdemir Asaf'ın da dosyası var... Ama bu yazı dizisini yazmaya başlayalı, hiç baştan sonu bir şiirini paylaşmamışım; sadece dizelerinden notlar eklemişim. Büyük eksiklik olarak görüyordum, ki bu eksikliği kapatma vakti bu ay en çok Özdemir Asaf dinlemem ile gerçekleşecekmiş meğer... :)


Özdemir Asaf, Cumhuriyet Dönemi Türk Şairlerindendir (1923-1981). Birçok şairimiz gibi şahsına münhasır bir şair olarak görüyorum Özdemir Asaf'ı ben. Çok kısa cümleleriyle, ne demek istediğini karşıya geçirebilen yegane şair kişiliklerinden biri... Anlatımında büyük bir gizem var bir yandan da bana göre. Nazım Hikmet ve Cemal Süreya haricinde, aşk hayatını bilmediğim şairlerinden biri. Ama öyle ki, Özdemir Asaf'ın şiirlerini okurken sevgisini bilmeden de tahmin edebiliyorum sanki. Acılı değil, sevmeyi sevmiş biri. Sevmenin değerini bilmiş, cümlelerini seçerken o kadar kibar ve dikkatli kullanmış ki; "sanki sevmiş, sevilmemiş ama isyan etmemiş" diyor insan. Gerçek sevgiyi biliyormuş, bilmiş tatmış ve bunun tadını çıkarmış diyorum istemsiz. Acı değil, gerçek sevgi görüyorum onun şiirlerinde. Yorumlamak veya tanımlamak haddim değil, benim onun şiirlerini okurken hissettiklerim bunlar...

Şiirlerini kime yazdı bilmiyorum, açıkçası öğrenirsem büyü bozulacakmış gibi araştırmadım da. Hep şöyle düşündürüyor bana; "Özdemir Asaf ilk olarak birini sevmiş ama hiç karşılık göremediği biriymiş. Bu karşılık göremediği kadın, kendisini sevdiğini bildiği için ve umut vermemeyi ona karşı hoş davranmayarak gerçekleştirebileceğini sanmış biriymiş gibi geliyor. Özdemir Asaf kızmaz, kırılmazmış yine de ona. Sadece sevildiğini de bilse yanında kalmasını ve hor görülmemeyi dilermiş ama o da olmamış. Özdemir Asaf tekrar aşık olmuş ama şiirlerini hep o'na yazmış, bir karşılık istemediğini şiirleriyle anlatmış sanki. Hep anlaşılmayı dilemiş ama anlaşılmasa da olurmuş. Öyle bir yazmış ki, her okuduğumda bana ve benim gibilere ilk aşklarının hoş davranmayışlarını hatırlatmak olmuş onun şair kişiliğinin bir özelliği bence...

Özdemir Asaf'ın şiirlerinden kendimce çıkardığım hikaye bu. Ben onun şiirlerini, ilk aşkıma duyduğum kırgınlık adına okudum başlangıçta belki de... :) Bu yazıda, "Seni Saklayacağım" adlı şiiri, kendim adına hissettiğim kırgınlığımı her defasında doğrulayan bir şiir benim için.

En azından ben her okuduğumda şöyle hissediyorum; ilk defa seviyorum ama hoş karşılanmıyorum ve ilk defa sevdiğim kişi tarafından sevgime kötü tavırlarla karşılık alıyorum. Sanki bu şiiri okuduğum her defasında o eski anlara dönüp, o kişiye karşı dizeleri dile getiriyorum ve onun tarafından anlaşılıyorum. (İlk okuduğum andan beri böyle hissediyorum, hayat işte.) (:


Özdemir Asaf'a saygılarımla, kalemine sağlık. Toprağı bol olsun, ruhu huzurlu olsun...


Seni Saklayacağım – Özdemir Asaf

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.


Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.


Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.


Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.


Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.


Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.


Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.



Son olarak demek istediğim bir şey var ki şairimizin bu şiiri üzerine; en güzel sevmek budur bence, aşkı kazanç sağlamak olarak görerek acı çektirerek değil, kabullenerek her şeyiyle sevmekten ibaret olduğunu bilerek... 

Yine Özdemir Asaf şöyle demiş ki mesela; 

"Herkes fazlasıyla sevmiş, 
ben eksiklikleriyle de sevdim oysa..."

Hayat şiirlerle güzel, hepimize bol şiirli günler ve şiir tadında bir bayram dileyerek bitiriyorum bu yazımı da. Bugün arife, yarın Şeker Bayramı. Mübarek olsun hepimize bayramımız. Sevgilerimle... :)

6 Nisan 2020 Pazartesi

Şiirlerle Hayat #26 - Yaşamaya Dair


Bundan önceki Temmuz 2019 tarihli Şiirlerle Hayat yazımdan bu yana, görüşememiştik bu yazı dizimde. Aylar sonra da olsa yeniden merhaba demek güzel bu açıdan, bir Şiirlerle Hayat yazımdan daha... :) Diğer "Şiirlerle Hayat" yazılarımı da burada bulabilirsiniz...

Yıl 2020, aylardan Nisan ve bir virüsün (Corona) etkisinde tüm dünya olabildiğince evlerinde iken benim aklımda tek bir şiir var şu sıra. Günler boyu yine zihnimde ve git gide kendimce ezberleme telaşım sürmekte. Bu şiirin sahibi Nazım Hikmet Ran ve şiirin adı "Yaşamak"...

İlk defa dinlediğimde ortaokulda idim, yıllar geçtikçe daha büyük ciddiyetle içeriğinin anlamını benimseyeceğimi bilmeden önce çok ama çok sevdim. Yine bir şiir gecesi etkinliği için okunan şiirleri dinliyorduk edebiyat öğretmenimiz gözetiminde. Öğretmenimizin seçmeleri bizim de fikirlerimizle yaptığını hatırlıyorum, birçok şiiri o fikirleşme esnasında elediğimizi de hatırlıyorum. Netlikle bu şiiri o gecelerden birinde okuduk mu şimdi hatırlayamıyorum ama Öğretmenimizin nasıl ciddiyetle okunması gerektiğini bizlere örnekleyerek anlattığını çok net hatırlıyorum. Selamlar olsun buradan Şükriye öğretmenimize de... :)




"Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın..." diyerek başlıyor hani şiir... 

Her birimize düşen o ciddiyetle yaşamayı büyük ölçüde kavramaya başladığımızı düşündüğüm şu günlerde (ki birbirimiz için şu günleri ciddiye almamız da gerekli), hiç tanımadığı insanlar için görev aşkıyla çalışan tüm sağlık görevlilerine, kamu görevlileri ve kargo görevlilerine saygı ve sevgilerimle bu şiiri ithaf etmek istiyorum. 

Çok yorumum yok bu sefer, en can alıcı noktayı her okuduğumda tüylerim ürperir ve "ben sağlık görevlisi olamazdım, kaldırmazdı bunu benim bünyem" derdim hep. Şimdi ise okudukça daha ciddiye alıyorum bu şiiri ve dualarımda gönlünü mesleğine adayan, yaşamı ciddiye alan ve omuzlarındaki yüklerle yine de dik durabilen herkese daha çok yer veriyorum. Sakin durmak ve bugünlere sarılmak gerek, yaşamaya dair bunlar geçiyor aklımdan. Dahası da var ama bugün bu şiire ağırlık vermek istiyorum...


"MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA

YAHUT KOCAMAN GÖZLÜKLERİN,
BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDA
İNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN,
HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN,
HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN,
HEM DE EN GÜZEL,
EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE."

...


"Yaşadım" diyebilmen için..."


(1)

Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.

Bir sincap gibi mesela, 
Yani, yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden.
Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Yani, O derecede, öylesine ki,
Mesela, Kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda
Yahut kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuarda
İnsanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için.
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken.
Hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

Yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin.
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak, yani ağır bastığından.

1947

(2)


Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız.

Yani, beyaz masadan
Bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
Biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına.
Hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden.
Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz,
En son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
Diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orada ilk hücumda, daha o gün
Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu.
Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
Belki Yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz,

Yaşımız da elliye yakın,
Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
İnsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım

Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948

(3)

Bu dünya soğuyacak, 

Yıldızların arasında bir yıldız,
Hem de en ufacıklarından,
Mavi kadifede bir yıldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

Hatta bir buz yığını
Yahut ölü bir bulut gibi de değil,
Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

Duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

ŞUBAT 1948




Nazım Hikmet'in 1947 ve 1948 senelerinde yazdığı bu şiir hepimize gelsin istedim. Tam da hayatın içinde, bu günlerde benim aklımda bu şiir dolanıyor. Ezberleyebilir isem ne ala... :) 

Nazım Hikmet Ran'ın anısına da saygıyla; toprağı bol olsun, ışıklar içinde uyusun...

Bir başka yazımda görüşmek üzere...


21 Haziran 2014 Cumartesi

Şiirlerle Hayat - #9 - Paul Eluard - Aydınlık


Bu yazı dizisini biraz ihmal etmiştim, ama döndüm yine buradayım. Bu yazı dizisini aylık olmasını istemiştim. Umarım bir daha bu kadar uzun süre ara vermem. Önceki Şiirlerle Hayat yazılarımı burada bulabilirsiniz... 

Şiirlerle Hayat yazı dizimin 9. yazısının şiiri; Paul Eluard ve Aydınlık adlı şiiri... Paul Eluard şöyle diyor; Hiçbir vakit tam karanlık değil gece... 


Aydınlık

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda
Açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır.
Bir yaşam vardır yaşam

Bölüşülmeye hazır…

Paul Eluard

Paul Eluard, hem aşk hem de devrim şairi olarak 20. yy'ın en büyük Fransız edebiyatçılarından biridir. Paul Eluard hakkında daha fazla bilgi için, Buraya bakabilirsiniz...



Paul Eluard'ın bu şiirini her okuduğumda aklıma annemin öğütleri gelir. Canım annem, öğütleri ve kendisi hayatımdan hiç eksik olmasın inşallah... :)

Annemin çok sevdiğim bir öğüdüdür. Bir şeye üzüldüğümde annem bana yinelemese de, hep hatırladığım bir sözüdür şu öğüdü; Her kış yazına, her gece de sabahına kavuşur. Sen karartma içini...

Ve bir de şunu söyler canım annem; Her acının sonunda mutluluk, her sabrın sonu selamet olur Allahın izniyle... Sabretmeliyiz... :)


Ve şiirde ne güzel demiş Paul Eluard;

Uzanmış açık bir el, canlı canlı bakan gözler vardır. Bir yaşam vardır yaşam, bölüşülmeye hazır... 

Bir sürü hayat var hayatın içinde. Ve hayatlar içinde bölüşülen nice yaşam. Ailemle bölüşüyorum ben hayatımı. Ve hayatımda elini uzatacak biri daha olacak mı diye de merak etmeden edemiyorum yine bu sıralar, düğün mevsimi yine açılmışken...

Her sabrımızın sonu selamet, her acımızın sonu mutluluk; her karanlığın sonu aydınlık, her kışımızın sonu da bahar olsun inşallah... Paul Eluard'ın hayat kokan şiirini paylaşmadan edemezdim. Haziran bitmek üzere, Temmuzda görüşürüz ve mutluluklar bizleri bulur inşallah... :)

Sevgilerimle... 

24 Aralık 2013 Salı

Şiirlerle Hayat #6 - Bir Süre Sonra (After A While)


Şiirlerle Hayat yazı dizimin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz... Bu yazımızın şiiri Veronica A. Shoffstall'ın Bir Süre Sonra şiiri. İngilizcesi olarak da, After A While... :)

İlk ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum bu şiiri, ancak hala okuduğumda kendimden bir parça buluyorum. :) Önce şiiri paylaşayım, sonra da yine fikirlerimi paylaşırım. :) Bu arada aylık mı olmaya başladı bu yazı dizisi ne... :) Hadi bakalım...


BİR SÜRE SONRA (After A While)


Bir süre sonra,
Bir eli tutmakla
Bir ruhu zincirlemek arasındaki ince farkı öğrenirsin.

Ve aşkın yaşlanmak,
Birlikte olmanın da güvende olmak anlamına gelmediğini öğrenirsin,

Ve öpücüklerin sözleşme
ve hediyelerin de vaat olmadığını öğrenmeye başlarsın.

Ve yenilgileri
Başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın.

Bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zarafeti ile
Ve her şeyi, bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin
Çünkü yarın ile ilgili her şey belirsizdir.

Bir süre sonra
Güneş ışığının yakıcı olduğunu ögrenirsin.

Eğer fazla maruz kalırsan,
Bu yüzden, başka birisinin
Sana çicek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yarat
Ve kendi ruhunu kendin süsle.

Ve göreceksin ki dayanıklısın...
Ve kuvvetlisin,
Ve değerlisin.

Veronica A. Shoffstall


Şairin (Veronica A. Shoffstall) Hakkında;


Genelde sevdiğim şiirleri paylaşırken ve kendi hissettiklerimi yazarken, sahipleri ile ilgili bilgi de paylaşıyordum. Ancak Veronica A. Shoffstall'ın hayatına dair bir yazı bulamadım. Ama eğer bir bilgi bileniniz varsa ve Veronica A. Shoffstall'ın hayatı budur veya burada vardır diyecek olursanız, yazıya seve seve eklerim.


Bu şiir ile hissettiklerime gelince;

Veronica A. Shoffstall'ın kalemine sağlık öncelikle... Üzerine söyleyecek pek lafım yok, ama hissettiklerim var. En sevdiğim şiirlerden biridir bu. Bir süre sonra cidden anlar insan, inandığı bazı şeyler yalanmış. Hayat doğrularımızı değiştirmeye çalışır yeri gelir. Ama önemli olan doğrusuna ve inancına sahip çıkmasıdır insanın. İstisnalar olabileceğine hala inancı varsa... Bahsettiğim elbette ikili ilişkiler...

Aşkı üst mertebede tutarken, çevrenizde yaşanılan alçaklıklar ve ilişkileri basite indirgemeler aşka inancınızı kaybettirebiliyor yeri gelince... Yine de zamanla tüm bu kötü bitirilmesi tercih edilen ilişkilere rağmen, aşka olan inancınızı korumak tercihi size kalıyor. Eğer olumlu yolu seçerseniz, hayatı "olursalarla" değil, "inşallah böyle olur olmazsa da Allahım işini bilir veya ben bunu da atlatabilirim allahın izniyle" demeyi öğreniyorsunuz... Demek istediğim; büyüdükçe olması gerekenin bu olduğunu anlıyorsunuz...

Bir süre sonra bir eli tutmak istiyor mesela insan, kendi dünyasını kurarken yaşıtları ve birçok sevdiğinin mutluluğuna şahit olurken... Küçüklüğü üzerinden atmışken ve büyümeye doğru adım atarken, kendi dünyasını kursa nasıl olur merak dolu hayaller kuruyor. Mecburiyet değil de bir ihtiyaç gibi duyuyor bunu kendinde bazen. İhtiyaç demişken, yalnızlığını gidermeyi ihtiyaç edinmekten bahsediyorum.. 

Bir süre sonra insan; Yalnız değil de biriyle devam etmek istiyor yoluna ya işte, yaşamışsınızdır birçoğunuz da. Elini tutacak, babasının annesini sevdiği gibi sevecek, kendi doğrusunu ve inancını hayata geçirebilecek... İşte bu yollarda yürümeye çalışırken insan, tökezleyebilmenin de mümkün mertebe gerçekleşebileceğini anlatıyor bence Shoffstall...  Önemli olan tökezlesen de ayağa kalkabilmek, öncesinde nasıl yaşayabildiysen yine aynı şekilde yaşayabileceğine inanmaya devam ederek... Bana şiirin hissettirdikleri bunlar işte... :) Tabii anlatabildiğim kadarıyla anlatmaya çalıştım...

Ve Bizler;

Kendi bahçesini yaratabildiğince, kendini mutlu edebildiğince, mutsuzluklara kucak açacağına mutlulukları bulup sarılabildikçe kaliteli yaşarız bu hayatı. İşte bu da bir cümle ile şiirden anladığım ve katıldığım nokta. Uğraştığım bu, gerçekleştirmeye çalıştığım bu. :)

Birçoğu gibi bu hayatı yalnız geçirmek istemesem de, kendi kendime yetebileceğime de inandırıyorum kendimi... Arkadaşlarla konuşmalarımızda da bu böyle değil mi en azından... Allahım hakkımızda hayırlısını nasip etsin. Allahım bir süre sonra, hayatı yanlışlarla yaşadığımızı ispatlamasın bize. Doğrularımıza ve kendimize olan inancımıza zarar verdirmesin hayat, doğrularımız kimsenin canını acıtmadığı sürece... 


İşte bir Şiirlerle Hayat yazımın daha sonuna geldik. İçime sinen bir yazı oldu yine aslında. Ama belirtmek istediğim nokta; yazdıklarımdan yola çıkarak "budur şiirin asıl anlattığı" demiyorum, "anladığım ve anlamlar çıkarttığım noktalardı yazımda asıl anlatmak istediğim" diyorum. Umarım anlatabilmişimdir kendimi. Aslında bu şiir anlattıklarımdan yola çıkarak, bir süreçi de anlatmama vesile oldu... Ve inanıyorum birçoğu anlatmak istediğim noktayı da anlayacaktır... :)

Bu şiiri yazan Veronica A. Shoffstall'a saygılarımı sunarım... Beni okuduğunuz için ise teşekkür ederim... :)


Sevgilerimle... :)

*Bu yazıdaki resim Educa'nın 1000 parça ve Art Puzzle'ın 1500 parçalık Aşk Macerası ismini taşıyan puzzle'a aittir...

21 Mart 2014 Cuma

Şiirlerle Hayat #8 - Olsan da bir Olmasan da


Şiirlerle Hayat yazı dizimin 8. yazısının şiiri; Nurullah Genç'in Olsan da bir Olmasan da adlı şiiri... 

Önceki Şiirlerle Hayat yazılarımı burada bulabilirsiniz... Bu yazı dizisi sanırım aylık oldu. Umarım beğeniyorsunuzdur, İyi okumalar... :)





 OLSAN DA BİR OLMASAN DA

Artık görünmüyor mevsimde hüzün
Bulutlar bir garip rüyaya dalmış
Ufukta güneşi ağlatan yüzün
Bir mülteci gibi tenhada kalmış
Toprak yandı gülüm; çeşmeler zehir
Şimdi bilsen de bir, bilmesen de bir.

                                           Kaç kere çağırdım seni öteden
                                           turnalar uçurdum gittiğin yere
                                           Bin parça eyledin kalbimi neden
                                           ruhum bir başına düştü göklere
                                           bana tebessümle bakıyor kabir
                                           şimdi gülsen de bir, gülmesen de bir.

Derdimin yangını sardı gölgeni
bir mahkûm kanıyla aktı izlerin
deniz ölesiye severken seni
neden gemileri yaktı gözlerin
yıkıldı yolunu bekleyen şehir
şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir.

                                           Yağmurun inceden yağdığı yerde
                                           açan gül acıyı damıtır solar
                                           ağustos böceği düşünce derde
                                           içine kuşların sevdası dolar
                                           ölü bir mahzene gömüldü kibir
                                           artık sevsen de bir, sevmesen de bir.

Çatladı en kavi yerinden tohum 
kıvılcım düşürdü sulara gonca
her akşam ölümü koklayan ruhum
seni de kuşanır hakan olunca
bu yerde bilinir destan-ı kebir
şimdi kalsan da bir, kalmasan da bir.

                                           Zaman ki, ardımda pervane şimdi
                                           mekân defineler döktü yoluma
                                           fırtınadan umut bekleyen kimdi
                                           söyle, deniz neden gömüldü kuma
                                           zindan çöktü gülüm; kırıldı zincir
                                           benim olsan da bir, olmasan da bir

NURULLAH GENÇ

Bazıları gelmez, bilmez, sevmez veyahut sevmesini bilmez. Diyor ya Nurullah Genç; Yıkıldı yolunu bekleyen şehir, şimdi gelsen de bir gelmesen de bir... İşte aynen öyle yapar bazıları. Yokluğuna alıştırır önce ve sonra da gelme tutturur canı sıkılınca. Nurullah Genç'in okumayı çok sevdiğim bir şiiridir bu. Bir yokluğun eseridir bence bu şiir, ne de güzeldir. Yüreğine ve kalemine sağlık Nurullah Genç'in...

Hepimizin yeri geldiğinde hayatına hükmeder böyleleri. İstediği zaman gelir, bazen gider, ama sıkılınca yine gelir... Nurullah Genç'in bu şiiri bence bu türden kişileri anlatıyor. Varla yok arası insanları...

Kimi, kalbi katılaştırır böyle. Varlıkla yokluğu birleştirmek alışmaya eş değerdir çünkü. Hayatta herkesin gideceği ihtimaline alışırsınız böyle birşeyle karşılaşınca mesela. İyidir de hazırlıklı olmak aslında, ama bir bakıma da hayatı hesaplı yaşamaya başladınız mı sıkıntı doğar o noktada.

"Hiç gitmeyeceğim." cümlesini en çok söyleyen sanırım bunun büyüsüne yani atraksiyon içeren yanına kapılıyor zamanla. Ben böyle düşündüm en azından gördüğüm kadarıyla. Evet birilerinin okurken, "neler söylüyor bu?" dediğini duyar gibiyim. Ben şiiri okuyunca bunları anladım işte. Ve bu sözler yer yer gözlemlediğim, yer yer de gidişlere tanık olduğumdan dolaylı döküldü yazıya. Zor güven kazanan ve bir çırpıda sildiği gibi daha sonra yeniden o güveni kazanacağına inananlar; çok ama çok yanılırlar ve çok kaybederlermiş...

Ne güzel söylemiş şiirin son kısımda;
Zaman ki, ardımda pervane şimdi.
Mekân defineler döktü yoluma.
Fırtınadan umut bekleyen kimdi?
Söyle, deniz neden gömüldü kuma?
Zindan çöktü gülüm; kırıldı zincir.
Benim olsan da bir, olmasan da bir

Vazgeçiyor Nurullah Genç bence bu şiirde; beklemekten umut etmekten vazgeçiyor birine karşı. Böyle hissettim son okuduğumda. Çünkü çok beklemek insanı bazen, hayallerle mutlu olmaya itiyor iyiden iyiye. Ve insan şöyle hissediyor; 

"Bir daha gelirse hayallerimdeki kadar mutlu olamam... Ki hayaller benim. Ve ben istemeden gitmez onlar. Yalan söylemez, kaçmaz, hayal de olsa doğruları söyler. Gidecekse doğruları konuşur, öyle gider. Gerçek olmasa da hayallerimizin içinde konuşulan herşey dosdoğrudur."

Ve bitirmeden söyleyeceğim tek şey, çok sevdiğim bir cümle olacak; "Hiçbir gerçek, bir yalan kadar incitemez." (Yalan hakkında bilmem kaçıncı değinişim oldu bu. Ayrı bir el de atsam mı bir ara?)

Beni okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle. :)

*Bu yazıdaki resim geçmiş zamanda internetten almış olduğum bir resim. Bu resmin sahibinin ellerine sağlık...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...