19 Haziran 2018 Salı

İnternet Günlüğüm 2018 #5 - Antalya'da Zaman Doluyor


"Zaman Doluyor" dedim başlığa ama aslında o "Suyumuz Isındı" olacaktı başta, sonradan vazgeçtim Sevgili İnternet Günlüğüm... :) Gün geçtikçe daha zor olmaya başladı burada olmak, son 1,5 haftadır; özellikle de Kağanım için ama az kaldı. Dönüşe az kaldı...

Kağanımı da yanımıza katıp 15 Mayıs 2018'de Antalya'ya geldiğimizden beri, 1 ay 4 gün oldu bugün ve 4 gün sonra da evimize dönüyoruz yine kısmetse... Geçen zamanda yine evimizi özledik, ailemizin diğer üyelerini ve doğduğum, büyüdüğüm ve yaşadığımız yerdeki dostlarımızı ve akrabalarımızı. Ama en çok yeğenim, anne-babasını ve dedesini öyle özledi ki... :)


Antalya'ya geldiğimizden beri, şu son iki buçuk haftaya kadar; önce sebepsiz hüzünlenmeleri başladı kuzumun, sonrasında da tatsızlıkları... Ondan öncesine kadar bir sürü resim çizerdik, resim çizmeyi canının istemediği günler çok azdı. Şimdilerde ise sadece aralıklarla resim çizebiliyoruz; çünkü beyefendinin 'canı sıkılıyormuş'. O can sıkıntısı, eve dönme sancıları bence. Son günlerde haddinden çok kullanır oldu bu kelimeyi ve çoğunlukla oyunlarla geçirmeye ve boş geçirdiğimiz zaman dilimlerini az tutuyor bulunmamıza rağmen... :)

Son bir haftadır da o kadar çok tartışıyoruz ki, olmadık şeyler konusunda; bir türlü anlaşamıyoruz gibi bir şey, anlamak istemiyor ya da anlatmıyor ve anladığım, o da bizim gibi alışılmışına dönmekte sabırsızlanıyor. En derin olarak anladığımsa şu, biz anlatıyor da rahatlıyoruz ama ya o? Biz, geçecek zaman diyoruz ve unutmak için bir şeyler yapabiliyoruz, ama yeğenim anlatmak istemiyor ve o olguya çok takılabiliyor. Çocuk işte, çoğu şeyi unutması ve dayanması kolay olabilir ama bazen de özlemini bastırmakta çok zorlanabiliyor... :/

Dedeme gelince İnternet Günlüğüm; aslında iyi olmasına iyi ama onun için şu an daha iyi diyemiyoruz, daha iyi dediğimiz noktalarda Işın'ın yan etkileri tesir ediyor ve yorgun düşüyor bedeni. Işın bitince, düştüğü halsiz haller de geçecek diye umuyoruz sadece... Yaşının verdiği olabilitesi yüksek bir durum olsa da bu, bırakmakta zorlandığımız noktalardayız biraz da. Ama Allahım beterinden korusun, kesinlikle gitmemeliyiz dediğimiz noktada değil; çok şükür ki... Biz gideceğiz ve kendi başına evinde kalan dayım devralacak nöbeti... Gitmemiz ise sadece Kağan'dan ve seçimden sebep değil, en çok benim ağrılarımın katlandığı ve bunaltır olduğundan sebep seçimi bahane etmemizden...

Daha fazla kalırsak, biraz daha fizik tedavi alamadan geçirirsem haftaları, atak geçireceğimizden korkuyoruz. Adını geçirmiyoruz ama konuşuyoruz annemle de, bu konuşmalarda gözlerim dolu dolu oluyor artık. Çünkü kendimi diz ve dirseklerimin pasif gerdirme görememesinden ötürü olsa gerek, pek iyi hissetmiyorum. Kasılmalarım ve ağrılarım başlar oldu bu aralar. Ağrılarım çok artıyor bazı saatlerde, şu bir haftadır gerdirmeleri artırayım dedim ama onun da biraz dozunu kaçırsam daha çok ağrı olacak biliyorum. Oldukça hafif yapıyorum, Gemlik'te iken yaptığımdan daha az...

4 gün kaldı işte, dönünce geçecek inşallah. Döndükten iki gün sonra da fizik tedavimi almaya başlayacağım hayırlısıyla. Kendi başıma yaptığım her hareket, her gerdirme yararlı; bunu artık daha net biliyorum. Tek bir gün bile ihmal etmedim 2018 başladı başlayalı ve şimdilerde, "aksi olsaydı 5 aydır düzenli alamadığım fizik tedavinin yan etkilerini, daha ağır görebilirdim" diye tahmin ediyoruz... :)


Son birkaç haftadır, dönüş tarihimiz belli oldu olalı; hem buradaki sevdiklerimizle daha da vakit geçirmeye çalışmakta hem de dedemi daha çok toparlayabilme uğraşındayız. Dedem haricindekileri Antalya'da bırakmak her sene bu kadar fazla vakit geçirmediğimizden ötürü bu sene birbirimize daha çok alıştığımız için zor olacak. :) Dedemi bırakmak da daha zor; 5 aydır hep beraberiz ve biz gidince kendisine eskisinden de daha fazla iyi bakması gerektiği için tedirgin haldeyiz... Şu ışın da hayırlısıyla bitsin, göreceğiz ne olacağını en çok...


Son bir buçuk haftadır tüm bu sebeplerden ötürü düşünceli ve özellikle de yeğenimle sebepsiz anlaşamadığımız günlerde olduğumuzdan, bloğuma ve yazı mecraalarıma istediğim özeni gösteremedim işte Sevgili Günlük... Evet bu da canımı sıkmıyor değil biraz bu ara, şu son 1,5 haftayı en çok bu sebeple geçirmekte de zorlanıyor olabilirim. Bugün yeğenim ile annem dışarı çıktılar da yazabildim mesela. Yeğenim yine son 5 gündür ne dışarı çıkmıştı ne de benimle tartışmadan ve giriştiğim yazı işlerimi birçok sebeple bölmeden durabildi. Sağlık olsun diyorum, canı sağolsun elbette; ama öyle canı sıkkın ve tez durumlarda ki, tartışma çıkarıyor ve her dediğimi inat etme konusu yapıyor. En çok da kendi canını sıkıyor.. Bir haftaya bitecek bu da inşallah, sabır biraz daha. Ama dedim ya, uzun süre yazamadım. Sanırım uzun süre yazamadığım ölçüde, kendimi çok dolduruyorum ve sabır sınırım tükeniyor.

Daha açık konuşmam gerekirse; oturduğum yerde kaldım kalalı geçirdiğim zamanlara, bir de böyle günlerde yazamıyor oluşum eklendiği zaman, bedensel enerjimi atamadığım gibi ruhsal enerjim de doluyor içime... Herkes kendini sinirlendiği zaman küfür ederek veyahut bağırıp çağırarak, kırarak dökerek rahatlattığını söyler ya; ben ayakta olduğum zaman en çok kendimi yorarak rahatlıyordum, ama dans ederek ama yürüyerek ama evi toplayarak günlük ihtiyacım kadar yoruluyordum. Şimdilerde ise kendimi yorabilmek; ya egzersizlerimle, ya kitap okuyarak, film-video izleyerek ya da çok fazla ders çalışarak mümkün oluyor...

Yani bedensel olarak yorulamadığım ölçüde zihinsel olarak yorulduktan sonra (özellikle yeğenime ve dedemin sağlık durumuna kafa yorduğumuz şu günlerde), bir de yazamamak kendimi çok zor durumda hissettiriyor... :)

Velhasıl, az kaldı be sevgili günlüğüm; Antalya'da zamanımız da doldu, suyumuz da ısındı. Yaz gelmeden gelmek mümkün olur mu bilmem, umarım dedem daha da iyi olur da sadece ziyarete geliriz; kalacağımız zaman dilimi ne kadar ayarlanabilirse yine... 4 gün kaldı be sevgili internet günlüğüm ve bloğum; diliyorum SAĞLIK OLSUN!

Sevgilerimle... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...