29 Ekim 2015 Perşembe

4. Sınıf Görünümlü 3. Sınıf Öğrencisiyim


Geçen hafta annemin kayıtlı olduğum Aöf bürosundan dönem derslerimin kitaplarını alması ile, yeniden bir ders çalışma mevzuusuna başlamış bulunmaktayım dün itibariyle... :) Ve bu senenin ilk döneminde -başlıkta da belirttiğim gibi- 4. sınıf görünümlü 3. sınıf öğrencisiyim. Tıpkı geçen senenin ilk döneminde de 3. sınıf olmama rağmen hiç dönem dersi alamamış olmam gibi...

(Sebebi; alttan kalan son 3 dersim ve alttan kalan diğer dersler sebebiyle alamadığım 3 dersim idi. Geçen sene 6 ders ile toparlamıştım, alttan ders olmadan devam ederim inşallah geri kalan 1,5 senelik Aöf Sosyoloji eğitimime.)

Bu dönem 7 dersim var ve içinde bulunduğumuz hafta ile beraber de 7 haftamız kaldı bu dönemin vizelerine. 7 hafta içinde 7 dersi tamamlarım diyorum yine, yeniden. Dün başladım bile Aile Sosyolojisi dersimle çalışmaya... Dün dedi isem, biten gün için dün... Yazarak çalıştığım için ve yaz boyunca bu kadar uzun eğilip de ders çalışmadığım için; ders çalışmamın ilk saati zorlu idi dün. Ama yine halledeceğime inanıyorum buna rağmen de...



Dün çalışırken yine şunları düşündüm; 1,5 sene sonra bitiyor İkinci Üniversite Sosyoloji bölümüm de, ama yine bitmeyecek 1,5 sene sonunda da eğitim hayatım. Belki artık bir üniversite daha okumayacağım ama devam ettireceğim kendimi yetiştirmeye ve gelişmeye, ömrüm el verdiğince... Şimdiden planlar yapmaya başladım yine; hem hiç ölmeyecekmiş gibi, hem de her an ölebilecekmiş gibi yaşamaya devam işte... 

Ve yaşarken fotoğraflamayı da seviyorum işte, bunu herkes biliyor artık. Evet bu yazıyı bitirmeden önce de itiraf ediyorum; hayat günlüklerimden biri olarak gördüğüm bloğumda paylaşmak için fotoğraf çekeyim derken epey fotoğraf çekmişim yine dün. Sanırsınız bir reklam filmi için tanıtım resmi çekiyorum, o kadar ciddiyetle yine.. 

Ve bu yazı için fotoğraf seçerken de; ders çalışmaya başlamadan önce ilk çektiğim fotoğraf ile, ders çalışmam bittikten sonra çektiğim son fotoğrafı düzenlemeyi ve bu yazıya koymayı tercih ettim... Yani bu demek oluyor ki, bazen ne kadar uğraşırsan uğraş, ilk çektiğin fotoğraf veya ilk seçtiğin şık daha güzel ve doğru oluyor. Bakın derslere nasıl yoğunlaşmışım, hemen yeniden sınavla ilgili bir noktaya değindim... :) Velhasıl efendim, nasıl olursa olsun hayırlısı olsun dilerim; çalışmalarımız için de, sınavlarımız için de... 


Ve gitmeden önce, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 92. yıl dönümünü de kutlamadan gitmeyeyim diyorum. Bayramımız bütünlüğümüzle beraber kutlu olsun, ve el ele oluşumuz bir tek günle değil ömürlerimiz boyunca sürsün... Cumhuriyet Bayramımızı nice senelerce, bize sunulan özgürlüklerin ve imkanların farkındalığıyla kutlayalım. Sevgiyle, farkındalıkla, bayrağımızla, bütünüyle yan yana ve el ele... :)

24 Ekim 2015 Cumartesi

Bu Aralar Hep Böyle, Kapıldık Gidiyoruz İşte - Ekim 2015



Bu aralar hep böyle; örmeye, örgü iplerine fena takılmış haldeyim. Dayanamıyor bir elime alıyorum, hadi bir sıra hadi bir sıra daha derken kendimi kısım kısım ördüklerimin çoğunu ya bitirmiş buluyorum, ya da birçok hata yapıp yeniden söküyor buluyorum. Birkaç gündür rahatsızlığım ile de başka bir şey yapasım gelmiyor, ya televizyon izliyoruz Kağanımla veya ayrı ayrı, ya da kitabımı alıyorum elime Kağanımın yanında vakit geçiriyorum. Her iki koşulda da bir süre sonra, elimde yine örgü ile buluyorum kendimi. Bu durumdan ötürü epey mutlu olurken, bir bakıyorum ki akşam olmakta ve ben örgü örmekten, tv izlemekten veya kitap okumaktan başka bir şey yapamamışım...


Mesela dün işte; gerek Kağanımla gerekse de televizyon izlemeyle uğraşırken elimde sürekli örgü vardı neredeyse tüm gün. Daha sonra ipi yumağın içindeki ucundan almış olmamdan ötürü yaptığım hata ile, ipimin diğer ucunun karışması sonucu ucumun karışmış olması ile karşı karşıya kaldım. Öğleden sonra hava kararmaya yakın, Kağanım uyurken ve bende başında üstünü başını kontrol ederken, akşam yemeğine kadar düğümleri çözmek ile uğraştım durdum. Öyle bir iki yer değil ki, her yeri dolaşmıştı. Yemek sonrası önce babamın desteği daha sonradan da Sakine teyzemin yardımı ile, akşam üstünün çoğunu ip çözmek ile geçirdik. 

Dur durağım yok, bazen taktım mı takabiliyorum işte. :) Ördüklerimi bitirdiğimde sonuçları da burada olacak inşallah. Ama dün kendimi epey yordum farkedemeden, biraz yavaş olursam iyi olacağına karar verdim o sebepten. Bugünden itibaren biraz daha yavaş gitmeye karar verdim o yüzden... :)


Bu aralar hep böyle; iki şarkıcının şarkılarını dinliyorum daha çok, biri Göksel diğeri Haluk Levent. İkisi de sevdiğim şarkıcılardan. Yukarıdaki Göksel Cd'si ise, kaset dönemi bitti biteli ilk ve şu an tek sanatçı cd albümüm oldu kendisi. Pelin'imin bu doğum günümde hediye ettiği 2 kitabımın yanında gönderdiği güzelim albüm. Mayıs ayında 1 gecelik İstanbul maceramızda, albümden "Denize Bıraksam Kendimi" şarkısını ikimizin de beğendiği aklında kalmış arkadaşımın. Ve albümü hediye etmek istemiş bana. Tekrar sağolsun canım arkadaşım, ki bu doğum günümde hediye açısından epey şanslı idim; annem ve babamdan kitaplarım, Antalya'dan pastalar, ablamlardan süprizler falan. Sağolsunlar ve varolsunlar hayatımda sağlıcakla ve mutlulukla inşallah... :)

Göksel cd'me geri dönünce; Temmuz'dan beri yeni yeni hakim olabildim kendisine ve bu sıralar bir şarkıya takmış bulunmaktayım albümden. Nedendir bilinmez, insan taktı mı takar işte. Bu aralar Haluk Levent'in birkaç şarkısına, Göksel'in de bu şarkısına taktım işte; Aşk Kahrolsun...


Bizim evde etkili ve çabuk gelen kışla beraber, soğuk algınlığı etkisi de hala sürmekte. Kağanım hastalığın etkisini üzerinden atamadı. Bende öyle... Birkaç gündür epey rahatsızdım ve canım fazla da bir şey yapmak istemiyor. Kağanım kreşe gidene kadar onunla takılıyorum, sonrasında ya akşama kadar tv karşısında takılıyorum ya da elimi meşgul ederek oturuyorum. 

Dedim ya bu aralar hep böyle diye; hastayız ve tam iyileşemedik, benim de Kağanımdan ayrılasım gelmiyor. Onu uyurken de, çizgi film izlerken de veya kendi kendine oyun oynarken de izlemek mutluluk veriyor bana. Allahım sağlık versin onlara, yani tüm sevdiklerimize... Ama bu arada hala derslere başlayamadım işte, bu durumdan biraz şikayetçiyim de. Ne halim var, ne de canım istiyor. Bir an önce iyileşelim de, ikimiz de şu kırgınlığı atalım üstümüzden diliyorum...


Ve bu aralar hep böyle diyebileceğim son şey; canım ablamın ehliyet belgesini aldı alalı yediğimiz kutlama tatlıları. En son bu hafta başında toplandık bir araya ve pasta ile bu ehliyet kutlamasını nihayete erdirdik. Elbette bizim evde bilindiği gibi pastaları Kağanım üflüyor, yine kuzum üfledi maşallah... :) 

Ablam ehliyetini alalı 3 hafta oluyor çok şükür ve haftada 1 gün bunu kutlamış gibi olduk bizde 3 haftadır işte ufak tefek şükür tatlılarıyla... Şükür sürüyor da 3 haftadır, rahatlıkla sağlıcakla ve de mutlulukla. Allahım kazasız belasız sürüşler nasip etsin cümlesine de inşallah.. Bu aralar yola çıkan bir sürü yeni sürücü unvanına sahip kişiler var, ablam gibi. Allahım ablama da, isteyen herkese de nasip etsin dilerim; kazasız belasız ve mutlulukla araba sürmeyi. Ablamın da ailemin de ve cümlemizin de, yüzünden gülücükler eksik olmasın inşallah; sevgilerimle... :)


19 Ekim 2015 Pazartesi

İngilizce'ye Ve İngilizceme Dair...

Yeni haftanın ilk gününde İngilizce konuşalım istedim. Zira bu aralar çalışmalarıma geri döndüm. Mutllu bir hafta olsun... :)

Bu aralar, İngilizce çalışma çabalarıma geri döndüm. Sebebi bellidir ki, bir süredir ne bu kadar ayrıntılı çalışabilir olmuştum yaz sebebiyle falan ne de eskisi kadar bilgisayarda yabancı dizileri izlemeye fırsat bulabiliyordum. Cnbc-e ve E2 tarzı kanallardan izlediğim dizilerin nabızlarını tutmaktan vazgeçmedim elbet, ama İngilizce'ye de eskisi gibi ağırlık vermem gerektiğini düşünüyordum ne zamandır. Zira eskisi kadar çok kelime bilmediğimi farkeder olmuştum, aklımdan uçmuş gitmiş çoğu klasik kelimelerin haricinde aklıma yazdıklarım...


Derken günü geldi de başladım, birkaç haftadır klasik konulara değinirken kelimeleri de yeniden öğrenmeye çalışıyor duruyorum kendimce. Pek de zor olmuyor tabii, ilkokul çağımdan beri İngilizce'ye basit veya orta derece'ye yakın olacak derecede hakimim biraz neyse ki. Ama uzak durdukça herşey unutulmaya mahkum olabiliyor bu tarz şeylerde...

Üst resimde bulunan üst raftaki defter ve küçük kitaplar, benim ingilizce çalışmamdaki yardımcı küçük araçlarım. Hepsini ortaya döktüm 1 aydır ama bir tek şu hikaye kitaplarıma el atamadım yeniden işte.. Bunların yanı sıra, 3-4 tane de İngilizce dil kitabım bulunmakta... :) Resimde gördüğünüz rafta altta bulunan turuncu defterde ise, en başından kendime İngilizce Defteri tutmaya başladım işte bir süredir; hem belli başlı konuları hem de kelimeleriyle örnekleri içeriyor defterim...

Kelimelerle Aram Açılmış Mesela;

Dillere ve İngilizce'ye karşı takındığım tavır şu benim için daha çok, dil konuşmanın bana verdiği mutlu edici bir his hakim ve bu duruma gelmeyi çok istiyorum ne zamandır... Ama ne yazık ki o mertebeye ulaşmam da bu aralar mümkün değil. Dediğim gibi, kelimelerle aram açılmış mesela. Bir kelime duyduğumda eskiden, İngilizce'de karşılığı şudur diye geliyordu aklıma. Zihnime yerleşmiş her basit sözcükten bahsetmiyorum sadece, incelikli ve marifetli sözlerden de bahsediyorum... Ki bunun karşılığı neydi dediğiniz çoğu kelimelerin o anda gelebilecek türden aklımda bir sürü kelime bilgim hakimdi benim.

Ama en basitinden bildiğim bir sözcüğü unuttum geçen hafta. Fizyoterapistim Tamara abla yabancı, biliyorsunuzdur okuyorsanız yazılarımı eğer. Kendisi Gürcü ve bu benim için büyük bir fırsat; hem dil konusunda hem de değişik bir kültür öğrenmek konusunda. Her türlü fırsatımı değerlendiriyorum, Tamara ablamı da çok seviyorum. Her iki taraflı sohbetlerimiz de fikir alışverişlerimiz de oluyor yanii... Çok şükür, Allahim bozmasin... Ve dil konusu yeni kültürler öğrenme hevesim sebebiyle de delicesine hakim olmak istediğim noktalardan biri. En azından İngilizce'ye de Türkçe kadar hakim olmayı istiyorum şimdilik...



Geçen şöyle bir durum oldu; fizik tedavim bitti ve yerde oturma pozisyonu çalışıyorduk Tamara ablayla yine. Belimdeki ve ayaklarımda ataklarım sonrasında oluşan güçsüzlük sebebiyle, yerde oturmakta zorlanıyorum bir süredir. Yer yatağının ucunda oturma çalışması yapıyoruz her ders sonrasında bu sebepten ötürü. Geçen hafta bu sırada iken, kürek kemiğime yel girdi. Tamara ablam sağolsun masaj ile rahatlatmaya çalıştı beni. Yine masajı o kadar etkili geldi ki, "Ellerin sihirli geldi yine Tamara abla" dedim. Bir an anlamadı ve "Sihirli nedir?" dedi. Ve benim kafamda maalesef hemen ışık yanmadı.

O an düşünürken, "keşke şu an İngilizce karşılığını hatırlasam da söylesem, ne müthiş olur ve ne mutlu olurum valla." dedim sesli halde. Ve aklıma nedense "Wizard" kelimesi geldi. Aslında o olmadığını hissetmeme rağmen, söyleyiverdim. Sonra annemle Tamara abla beni yerden kaldırana kadar bunun dalgasını ve komedisini yaptık beraber. Tamara abla bu mutluluğumu gördü, "Ve seni çok iyi anlıyorum, feci mutlu hissettiriyor değil mi?" dedi. Durum cidden de çok mutlu edici idi...

Sonra kalktığımızda, Tamara abla gitmeden önce bir internete bakayım dedim telefondan. O da sağolsun bekledi. Eğer gerçekten doğru kelimeyi seçmiş olsaydım -yani o düşündüğüm anda bildiğim şeyi hatırlasa idim- internetle kendimi onaylamış olup daha da mutlu olacaktım. Ama ne yazık ki doğru değildi; Wizard'ın karşılığı büyücü idi, Sihirli kelimesinin karşılığı ise Magic... İşte bunu görünce dank etti bana da ve bildiğim bir kelimeyi dahi karıştırdığıma şaşırdım bende. Gün içinde ve sonrasında da, "Tabii Magic ya, Ah Didem!" diye diye dolandım durdum... :)

İşte o günden öncesi bir yana sonrasında daha da gayretli olmak üzere, kelimelerle uğraşmaya devam eder oldum yeniden. Olur mu olmaz mı bilinmez, ülkemde bile olsa bir yabancı ile karşılaştığımda konuşmak istiyorum. Dil bilmek, belki garip gelebilir ama aslında birçok kültürle ve birçok bilgiye de açılan bir kapıdır dünya üzerinde. Bu başarmanın güzelliği de değil ya, garip şekilde güzel bir uğraş işte... :)


Bugün böyle bir yazı oldu, bunu yazmak istiyordum geçen haftadan beri. Siz dil bilmek için uğraş veriyor musunuz? Yabancı bir ülkeye gidecek olsanız da olmasanız da, karşınıza çıkan bir yabancının dilini bilmek ve onunla anlaşabilmek size de güzel geliyor mu benim gibi? Dil konusunda fikirleriniz neler, bilmekten mutluluk duyarım. Benim İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca'ya merakım var en çok. Yazmayı istediğim tarzda bir yazı idi bu da. Aklıma estikçe devamı gelir belki.

Dilerim ne kadar çok dil bilsek de bilmesek de, anlamaya çalışmaya devam ederiz böyle birbirimizi. Daha çok dil; daha değişik kültürler ve daha çok mutluluk demek... Sevgiler... :)

18 Ekim 2015 Pazar

Pazar Yazısı - #22 - Örgüler Elimizde

Daha önceki Pazar Yazısı yazılarımı burada bulabilirsiniz. Mutlu Pazarlar. :)


Bu Pazar'a sabah 11'de uyanarak başladık güne. Annem antibiyotik kullanıyor 12 saatte bir, onun için alarm kurmuştum annemin ve benim telefonuma; biri çalmazsa diğeri çalsın diye. İkisi de çalmasa idi, babamın da benim de uyanacağımız yoktu sanırım. Ama annem tabii ki yine bizden erken uyanmıştı... :)

Havalar soğudu epey ve grip salgınları da ortada dolanmakta. Bugün yine boğaz ağrısı ile uyandım, 2 gündür ilaç kullanıyorum. İlacı kullanmasam daha beter olacaktım, ki şimdilik yerimde sayar gibi bir iyi bir kötüyüm. İlerlemedi çok şükür... Aman diyeyim dikkat edin sizde, biz kendimizi koruyamadık ne yazık ki salgından... Bu hafta Kağanıma hafta boyunca iğne vuruldu sabah akşam, öyle kurtuldu hastalıktan kuzum. Çocukların hasta olması daha da kötü ediyor insanı, kuzularımız da bizlerde hasta olmayalım inşallah...


Kısa bir özet geçtikten sonra bitmek üzere olan haftaya dair söyleyebilirim ki son olarak, bu hafta örgü ve kahve ikilisiyle geçti daha çok keyif anlarımız.... Pazartesi'den Cuma'ya Saniye teyzemle Ufuk abimler bizdeydi. Saniye teyzem deyince, zaten aklıma ilk olarak kahve geliyor. Normal zamanda içtiğimiz kahveden daha çok kahve içiyoruz. En azından sektirmiyoruz öyle diyeyim. Bir kahve sever olarak, sevdiğim bir nokta; kahve gün içinde aksatılmamalı işte böyle... :) Ve kışın gelmesini bekliyordum ne zamandır örgülerimi elime almak için. Saniye kivramlar geldi ve örgülerime de geçiş yapmış bulundum böylece. 

(Saniye teyzen, Saniye kivran kim derseniz eğer; Kağanımızın kivrasının annesi oluyor kendisi. Ki Kağanımdan öncesinde de bağımız vardı ki, akrabadan da öte. Allahım bağlarımızı kopartmasın inşallah... )

Saniye teyzem ve Ufuk abim ile, Pazartesi'den Cuma'ya haftaiçinin el verdiği kadar beraber vakit geçirdik işte. Saniye teyzem geldi ve yine bir örgüye daha başladık onunla.Bu Pazar gününe de kahvaltı esnasında babam ve annem ile beraber İstanbul'da oynanan Dünya Bilardo Şampiyonası'nın yarı final maçını izleyerek başladık. Kahvaltı sonrası da devam eden maçı izlemeye devam ederken, ilk boylu boyunca olan sırasını bitirmiş bulundum battaniyemizin.


6 renkli bir sıra oldu ilk sıra, benim bacak boyumu biraz da geçiyor bile.32 ilmek başladım ve her bir karenin 27 sıra olmasına dikkat ediyorum. Şimdi enine doğru gidecek olan diğer sıraları da renkleri çarprazlamasına geçirerek ve birkaç renk daha da ekleyerek ilerleteceğim zamanla inşallah. Bakalım bitince nasıl olacak, merak ediyorum. Kendime diz battaniyesi ve üşüdüğümüzde örgü battaniye olacak sırtımıza veya dizimize. Bir hanım dilendi battaniyesi yapıyorum yani. :)

(Bir yerde görmüştüm, artık iplerle yapılan şeylere hanım dilendi diyorlardı örgüde. Komik ismi ama güzel de, bu da Didem dilendi battaniyesi :) İplerimin çoğu Saniye teyzemden ve Nurcan teyzemden. Mor ve kırmızı'yı da takviye olarak aldı bu haftaiçi annem ve Saniye teyzem sağolsunlar. Sponsorlarım bu 3 kişi yani örgü konusunda, Allahım güzel ömürler nasip etsin 3üne de.)


İlla ki bahsetmişimdir daha önce, babamın bilardo oynadığından. Lisansı var yine 1-2 senedir ama maçlara hazırlanmaya fırsatı olmadığından gitmedi İstanbul'daki şampiyonaya. Nisan'daki turnuvaya gidecek inşallah... Sabah turnuvanın yarı final maçının galibiyeti bir Türk'ün oldu. Saat 16.00'da da final maçı başlayacaktı ama naklen yayını yokmuş yine maalesef tv'de. Maçtan sonra öğreneceğiz ne olmuş durum... Ne dersiniz, bizden Dünya Şampiyonu çıkar mı yeniden? Bence çıkacak, ben inanıyorum... :)


İşte böyle bir Pazar'dı bu Pazar. Sevgilerimle, sevdiklerimizle mutlu bir pazar ve mutlu bir yeni haftaya olsun inşallah...

16 Ekim 2015 Cuma

Bir Uzay Terapi Günü Daha (12.10.2015) - Geril Didem, İlerlemeye Devam


Kaç zaman oldu benUzay Terapi tedavim hakkında yazılarımı yazmayalı; 1 ay? 2 ay? yoksa 3 ay mı? Yazamadığım zaman içinde, gelenimiz gidenimiz çok şükür eksik olmadı. Ve ufak bir tadilatımız da oldu ondan sonrasında. Uzay terapi seanslarıma yer yer gitmemeyi seçtiğim bu zamanlarda, durumumun gerilemesini yaşamamak için egzersizlerime ağırlık vermeyi de ihmal etmedim tabi... Ve nihayetinde de geldim yeniden buralara. Başlığım Geril Didem, zira bu sıralar gerilmeye epey başladığımı ve açıldığımı hissediyorum kaslarımın. Yani Allahın izniyle böylece ilerlemeye devam... :)

Uzay Terapide de Fizik Tedavide de işler şükür yolunda gidiyor bu aralar da.. Kafes içinde ağırlık basmalarım da, tilt yatağı üzerinde ayakta durabilmekte de ilerlemeler katediyoruz zamanla çok şükür. Direncim hala artıyor, ama hala vücudumu tam taşıyabilir boyutta değilim. Zamanla olabilecek bir şey sonuçta, acele de etmiyorum doğrusu... 



Üstteki resimde bulunduğum pozisyon, bu hafta yeni bir hareketti benim için. Geçen hafta Çarşamba günü yeniden, kalça postürümün yapısının bozukluğu sebebiyle kalçamdaki dışa doğru büyüklüğü ve belimin çukurunun ağrılarıma sebep olduğunu ve ayakta dururken yer yer zorlandığım noktalardan birinin de bu olduğunu söylemiştim Ali abi ve Orhan abi'ye. Bu durum kas hastalarında sık görülen bir durum olmakla beraber, çoğu zaman yapılacak şeyler sınırlı ve zorlu. Yani kolay kolay geçirilebilir bir şey değil, büyük emek gerek biliyorum....

Kalçam ve belimin daha zorlu durumlarda olduğu da olmuştu, şimdilerde daha iyi tabii şükür. Ama bu durumu toparlayabilmenin böyle bir yöntemi olduğunu bilmiyordum. Hala da bilmiyorum tabii ki, uygulamaya başladık ve yavaş yavaş devam edeceğiz... Orhan abi, bir hastasına bu yöntemi uyguladığını ve görülür biçimde kalça postür bozukluğunu düzelttiğini söyledi bu şekilde. Bu hafta başında, ağırlık basma sonrasında denedik bizde. Zorlandığım anda bırakmak koşulu ile elbette...


Evde yapılması mümkün olan bir hareket değil bu öncelikle, bunu belirtmem lazım. Hiçbir şekilde, lütfen evde denemeye kalkmayın. Ben sadece kontrollü şekilde ilerlemeye çalıştığımız tedavime dair sağlığımın gidişatı hakkında, hayat günlüğüme yazıyorum. Ve her harekette olduğu gibi deneyimsiz bir şekilde yapmak, bizim gibi hastalar için ve her insan için epey sakat durumlar oluşturabilir... Benim başımda beraber çalıştığımız terapistim Ali abi vardı, o 10 dakikalık süre zarfı boyunca yine...

Amacımız; belimi olması gerektiği gibi olmayan pozisyona getirip, kalçamdaki geriye doğru olan postür bozukluğunu düzeltebilmekti. Orhan abinin ve Ali abinin söyledikleri buydu... Sadece 10 dakika kadar, kontrollü şekilde bu pozisyonda durdum; kalçamda ağırlıklar hiç zorlar halde değildi. Böyle şeylere başlarken, hiçbir şekilde zorlayıcı şekilde başlamak uygun değil de zaten. Daha çok beni zorlayan tek şey vardı, o da göğsümün yatağa doğru iyice bastırılmasından ötürü var olan nefes darlığımın o anda da ortaya çıkması... Ama bu zorlama durumunun bu durumu da geliştirebileceğini düşünmüyor değilim doğrusu.

10 dakika sonunda kalktığımda yataktan, ilk başta belim ağrımıştı. Ama daha sonrasında andülasyon yatağında 15 dakika yattıktan sonra, bu ağrı çabuk geçti. Sadece her zamanki gibi, biraz yorgunluğum vardı o akşamda. Fizyoterapistim Tamara ablam yaptığımız bu hareketi anlattığımda ve resmi gösterdiğimde ertesi gün; "belin ağrıdı mı ağrıyor mu ve yavaş şekilde ilerlenmesi gereken bir pozisyon bu. Nasıl yaptınız, kontrol altında mıydın?" diye sorular sordu. Ben de ona hafif gittiğimizi ve kontrolü elden bırakmadıklarını söyledim. Ağrımadığına şaşırdı o da, normalda epey ağrı yapması gereken bir hareket olabileceğini Ali abiler de söylemişlerdi. Ama şükür ki bende fazla ağrı yapan bir durum olmadı, dilerim olmaz da... 

İşte böyle geçti bir Uzay Terapi günü daha. Basit gibi görünen, önemli hareketler yapıyoruz. Nasıl gidişat göstereceğim bilmiyorum, umudum daha da iyiye gidecek olmasından yana. Bakalım neler olacak, neler göreceğiz? Böyle ufak ufak gerilmelere ve ufak ilerlemelere devam yani. Çok şükür... :)


Not; Tekrarlamamda yarar var, eve yapılmaması gereken bir hareket bu. Buna eş değer bir hareket var mı, evde yapabilir miyim bu hareketi diye sorduğumda; "faydası hiç olmaz, zararı çok olur." dedi Orhan abi... O yüzden dikkat etmeli ve ters bir şey yapmamalı. Sağlıklı günler ve geceler olsun dilerim hepimize... :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...