26 Temmuz 2017 Çarşamba

Not Aldım Veya Not Ettim #34 - Farkındalık Dolu Notlar


Haziran sonu Temmuz başından notlarımla karşınızdayım yeniden. Not Aldım Ve Not Ettim yazılarımı seviyorum, bazen not aldıklarımı yazmak için buraya girdiğimde kendi kendimi anlıyorum resmen. Bu yazımın ismi ise Farkındalık Dolu Notlar oldu. Haziran ve Temmuz Notları diyecektim, notlar üzerine isim kendi halini aldı yine. İyi okumalar olsun o zaman, farkındalık dolu... :)

Diğer Not Aldım Veya Not Ettim yazılarımı okumak isterseniz burada bulabilirsiniz... 




Bir Çocuğun Gözünden: - Denizimiz Kirli;



Yeğenimle yine çizgi film izleme zamanlarımızdan birinde, Haziran ayının bir gününde, Disney Channel'ı izlemek istediğini söyledi yeğenim. Açtığımızda henüz reklam arası idi, ama saat aralığı sebebiyle bu aralar en sevdiği çizgi filmlerden biri olan Pijamaskeliler başlayabilir diye, "reklamları da izleyelim teyze." dedi. Tamam dedim. Belki bilirsiniz, Disney Channel reklam aralarında kendi çizgi filmlerine ait şarkılı video klip yayınlıyor. Bu video kliplerden biri çıktı o anda da, Moana'nın tanıtım şarkısı diyebileceğimiz bir şarkı idi bu...

Sonra girip baktığımda bu şarkının isminin How Far I'll Go olduğunu buldum, Türkçe versiyonu Uzaklara burada, Orjinal Versiyonu ise burada. :)

Eğlenceli bu video klibin Türkçeye çevirilmiş versiyonunu Kağanım ile beğeniyle izlemeye başlamıştık ki reklamlar başladığından beri epeydir suskun olduğumuzu farkedip "beğenip beğenmediğini" sordum yeğenime. Kağanımın çevresine ve de izlediklerine karşı gözlemlerini çok seviyorum. Çocukların da en sevdiğim özelliklerinden biri bu, duygularını açıkça belli etmekten çekinmemeleri ve bunları anlatırken o güzel gözlerinde de anlatımlarına dosdoğru şahit olmanız...

Klibin Türkçe versiyonunun 2. dakikasından sonra denize yöneliyor Moana, deniz capcanlı ve tertemiz. Orayı izlerken Kağana, "Bak denize Kağan, ne kadar güzel değil mi?" deme gafletinde bulundum. Gözlemliyor ve video klibi inceliyorduk kendimizce yine. Kağanımdan aldığım cevap çok manidardı; "Evet teyze. Çöp atmamışlar, tertemiz. Bizim denizimiz kirli." dedi Kağan.

Hiçbir şey diyemedim ve "Haklısın Kağancım, bizim denizimiz kirli." diyebildim sadece. Bir mesaj vermem gerekirdi o anda belki ona, temiz tutmamızı bilmesinin gerekliliği açısından belki. Ama sonra, zaten temizliğine dikkat eden birine bunu söylemenin gereksizliğinden ötürü sustum. İçimden "umarım hep böyle kalır ve çevreni kirletmeyen çocukluğunu saklarsın içinde" dedim çokça. Maalesef çevre temizliğine önem vermeyen insanoğlu, çocukluğundaki duyarlılığını koruyamıyor ve çevremiz büyüdüğünde çocukluğunu yitirmiş insanlar yüzünden kirleniyor.

Çocukların farkında olmayı unutmadığı çevre kirliliğimiz meselesini yeğenim Kağanın notlarından biriyle dinlediniz. Yeğenimden bir not olsun bu size, tüm çocuklar adına; çevremizi kirletmeyin, denizler dahil hiçbir yere çöp atmayın!



Bireysel Silahlanma!

Fazla mesaj içerikli bir not aldım yazısı olmaya devam ediyor belki bu yazı ama bu konu çok ciddi. Durum şudur ki; bireysel silahlanma ve silahların egemenliği ülkemizin başlı başına büyük bir sorunu olmaya devam ediyor. Sizler tek bir çocuğun dahi elinde silah görünce ne hissediyorsunuz bilmiyorum ama ben dehşete kapılıyorum. Biz bireysel silahlanma sebebiyle, yaşadığımız ilçe olan Gemlik'te daha senenin ilk 6 aylık zaman diliminde birçok kişiyi kaybettik. En son olayda da Temmuz başında; ilkokul öğretmenlerimden biri olan öğretmenimiz Gülay Aksoy'un avukat oğlu Özgür Aksoy ve bir polisimiz İdris Büyüksönmez şehit oldu... Üzülerek bununla ilgili bir yazı da yazmıştım, ki o da burada...


Ciddi anlamda ülkemizin en önemli başlıklarından biri olması gerektiğini ve en acilinden kalıcı adımlar atılması gerektiğini düşündüğüm şu konu hakkında bir şeyler yapıldığını duyamamak daha da dehşete düşürüyor beni. Bildiğim ve duyduğum birçok kişide silah olması haberinin daha da kötü yanı; sebeplerinin atadan babadan yadigar olmasının yanı sıra, bir de "gerek olabileceği bir zaman dilimine hazırlık yapıldığı" yönünde olması. Bu daha da korkutucu...


Bu bir duyarlılık meselesinden de daha fazlası, bu hepimizi ilgilendirmesi gereken ve 7'sinden 70'ine ses çıkartılması gereken bir mevzu. Bir de bazı kesimlerin de dediği gibi, Gemlik bireysel silahlanma konusunda öncelikli olarak inceleme başlatılması gereken bir yer! Kurduğum hayalde silahsız insanlar var elbette ve de maganda kurşununa gitmeyen insanların dünyası var! Hiçbir vicdanlı, yaşamı ve yaşamdakileri seven ve de doğru şekilde eğlenmeyi bilen bir kişi silah sıkarak sevincini duyurmaz. Sesini duyuracaksa eğer, korna sesleri ve birkaç taneden fazla davul zurna sesi yeter de artar bile; bunu doğru eğlenmenin ne demek olduğunu bilen kişi bilebilir!


Bireysel Silahlanma! diyorum ben size. Kendinizi korumanız gerekiyorsa doğru şekilde yapın bunu, diyorum. Her şekilde daha doğru bir yol bulunabilmeli, kavga ettiğiniz kişiyi öldürmeden çözüme ulaşabilmeliyiz! İnsanoğluyuz biz ya, tehdit altında isek elbette kendimizi koruyacağız. Ama ya tehdit altında olan biz değilsek, sizin canınıza değil de hayatınızda olmasını istemediğiniz fikirlere sahip kişiler varsa; öldürmek tek çare midir? Öldürmek tek çare değil, belki öldürülmek istenseniz bile! Devlet kendi korumasını en üst seviyeye getirebilirse eğer, silahlanmaya da dur diyebiliriz ve belki dehşet saçan kendini tek güç sanan magandalara da bir şekilde dur diyebiliriz. Ne olur siz de söyleyin, "Bireysel Silahlanma Zorlaştırılsın". İhtiyacı olan olmayan kolayca alamasın, kuralları da, denetimleri de, psikolojik testleri de sıkı sıkıya olsun. Hepimiz için, hepimizin sevdikleri için, devlete sesimizi duyuralım!!


Farkındalıklar Adına;




Aslında bu yazı iki nottan oluşacaktı, son not ettiklerimden birbirine benzer olanları yazmalıyım diye düşününce bu yazıya ikisi konu oldu çünkü. Ama bir de bunlar üzerine yazacak olursam dedim son olarak; farkında olmalı insan yaşadığı hayatın, bu hayatı paylaştığı veya paylaşmadığı insanların mutluluğunun ve huzurunun, aynı dünyada yaşadığımız diğer canlıların da hayatının, evrenimizin... Nazım Hikmet'in Yaşamak adlı şiirinde bir yer var hani;


Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947 - Nazım Hikmet


Ciddiye almalı insan yaşamı yani, farkındalıkları sadece kendisine dair olmamalı. Öyle olmalı ki; çevresine, insanlara ve yaşayan tüm canlılara da, kendi hayatına ve hayatındakilere verdiği sevgiyi, saygıyı ve değeri sunabilmeli. Farkındalık dolu bir yazı oldu demem başta o iki yazı içindi. Ama sadece bunlar değil demek için de not düşüyorum. Kendi adıma da bunu tamamen başarabildim diyemiyorum ama başarabilmek için elimden geleni yaptığımı ve yapmaya devam edeceğimi düşünüyorum. Dünyamızda, farkındalıkların kendi hayatımız doğrultusunda ilerlediğini görmek bunları yazmama sebep oldu. Ülkemiz demek istemiyorum, gidişatın büyük ölçüde böyle olduğunu düşünüyorum... Dilerim bunu birer ikişer üçer derken, farkındalıklarımızı geliştirmek isteyenler daha da çoğalarak bir Dünya oluruz. Aramızdaki farkındalıklarından yoksun insanlar azalır ve dünya yaşanılabilmesi daha da güzel bir yer olur... 

Bu Not Aldım Veya Not Ettim yazısından da ortaya çıkanlar işte bunlar. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Farkındalıklarımızı çevremize yaydığımız, tek değil dünyaca mutluluğu hedeflediğimiz günlere olsun. Sevgilerimle...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...