10 Ağustos 2014 Pazar

Pazar Yazısı #6 - Pazar Gezmesi


Ben bu yazı dizimin altında, Pazar günlerimi ve tatil anlarının bıraktığı izleri yazıyorum. Diğer Pazar Yazısı yazılarımı, burada bulabilirsiniz. :)


Oy kullanma bahanemiz ile dışarıya çıkmışken bugün, gezme planı yaptık ve günün devamını kıyı boyu gezme ile sürdürdük; Annem babam, annemin teyzesi ve eniştem... :)

Küçük kumla'ya girdik önce, sonra da küçük kumladan çıkarak Armutlu yolu üzerinden gittik, taa Yalova'dan çıktık. Annemin teyzesi olan Mercan halama ve enişteme o tarafları gezdirmekti amacımız. (Açıklamam gerek; Annemler teyzeye hala derlermiş, alışmak küçükken zor oldu benim için ama durum böyle. Memleket meselesi belki de bu durum ama böyle, değişik)


Öncelikle Küçük Kumla'ya uğradık dediğim gibi, sırf ünlü bir heykeltraşımızın heykellerini göstermek için halamlara... Bilir misiniz bilmiyorum ama, Küçük kumlamızın heykeltraşı vardı Tankut Öktem. Türkiyenin en ünlü heykeltraşlarından biriydi. 7 sene önce bir trafik kazasında hayatını kaybetti kendisi. Mekanı cennet olsun... Bu üst fotoğraftaki heykel onun heykellerinden yalnızca biri. 


Resimlerini çektiğim heykellerinin hepsini paylaşmak haksızlık olur mu olmaz mı bilemedim. O yüzden birkaçını paylaşmayı uygun gördüm bende. Belki bir gün çektiğim tüm fotoğrafları bir yazıda toplarım sonra dedim... Atölyesinin üstünde kendisine ait bilgiler de var bu resimde görüldüğü gibi...


Savaş halindeki askerlerin hallerini anlatan bir heykel, heykellerinden biri...


Bu hangi ozanımız bilmiyorum ama bir halk ozanını heykelleştirmiş sanatçı Tankut Öktem. Sanatı cidden çok hoşuma gidiyor. Belki de pek heykeltraş bilmem kendisinden başka. Ama cidden benim hayatımda yer edinmiş bir sanatçıdır, yakınımızda olduğundan belki de.

 Ben kendimi bildim bileli, Küçük kumlanın çıkış bölümünden girerek veya çıkarak, her gittiğimizde bu heykellere bakmadan edemeyiz. Şimdi bu heykeltraşlığı, Tankut Öktem'in kızı devam ettiriyor diye biliyorum. Atölyesi hala açık yani... Ne güzel bir şey ama sürdürülmesi... Böyle sanatların ve sanatçıların değerlerinin bilinmesini dilerim...



Küçük kumla'yı geçtik, Narlı, Fıstıklı, Kapaklı, Armutlu, Çınarcık, Yalova'ya kadar yol kıyısından ilerledik de ilerledik...


Küçük kumladan sonra devam eden deniz kenarı yerler buralarda da ticarete dökülmeye başlamış bugün gördük ki, develeri buralara kadar getirmişler çünkü. Ben Antalya gibi tatil bölgelerinde gördüğüm için şaşırdım biraz. Yavrusuyla beraber ne de güzel duruyor değil mi Deve... :)


Bugün bol bol yeşillik ve bol bol da deniz kenarında bulunan yazlık bölgeler gördük.... Yeşilliği denizle beraber görebilmek için henüz tamamen konutlanmamış bu bölgeleri kaçırmamak gerek şimdiden. Böyle yerleri görebilmek için baya yol kattetmemiz gerekiyor artık. Zira bizim yanıbaşımızdaki tüm zeytinlikler tükenmek üzere neredeyse. Bu durum hiç iç açıcı değil, Allah sonumuzu hayır eylesin... :)


Yol kenarında, küçük bir evin kapısının üzerinde görüyor olduğum pembemsi bu tür çiçekleri çok seviyorum. Kapı önü, kapı üstü, evin herhangi bir köşesinde bulunan bu güzel tür çiçekler, bence evini renklendirmenin en güzel biçimi. Çok şirin değil mi? :)


Deniz kenarından ilerleyerek yolumuzu taa Çınarcık Yalova ve Orhangazi derken, Yenigürle'ye kadar sürdürdük yolumuzu... Yeni Gürle, Gemlik tarafından Orhangazi'ye giderken gittiğimiz bir köy bizim. Benim küçüklüğümden beri gider su alırdık o köyden, bazen pirinç alırdık bazen de sebze. Doğal olan herşey yani... 


YeniGürle'de Küçük Bir Restaurant Var...


YeniGürle-1 olarak geçiyor adı tabelasında. Dağın dibinde dağ havası alan şirin bir köy. Deseniz ki nesi güzel bu köyün, doğal ve doğa içinde olması derim size. Doğaya düşkünlüğüm bu kadar yoktu belki eskiden, vardı ama bu kadar değildi. Gittikçe artmaya başladı bende bu durum. Dilerim doğanın peşinden gitmeyi sürdürürüz her birimiz...


Bir yol boyu gidip bu yokuşu çıkmaya devam ediyoruz.


Devam ettikçe bir alan çıkana kadar sürdürüyoruz.


En sonunda, köyün ilk merkez alanında, sağ tarafta, bizim küçüklükten keşfettiğimiz bir kasap çıkıyor karşımıza. Halamları oraya götürdük bugün. Hala ara sıra gideriz ve şükür lezzeti ve doğallığı değişmedi oranın. Kasaptan kiloluk yiyeceğinizi alıyorsunuz ve hemen yanındaki küçük lokanta tarzı bu alana geçiyorsunuz. 


Burası kendi halinde mazbut bir yer diyebilirim. Küçük bir su deresi var hemen sol tarafında ve karşısında da bir cami. Sol tarafımızda akan derenin suyu cıvıl cıvıldı eskiden, şimdi epey azalmış suyu. 


Siparişlerinizi pişirdikleri yer burası. Özellikle diyebilirim ki, yoğurduyla salata malzemeleri ile herşeyi doğal. Kendi etlerini kendileri kesiyorlar. Doğallığına güveniyoruz biz...


Burası da o dediğim yerin karşısında bulunan camii. Daha ne diyeyim ki, denemek isterseniz YeniGürle'ye gideceğiz diyip araştırın. Bu güzel köyü ve doğal lezzetlerini deneyin... 


Adı Ünlü Sakallı Kasap olmuş, ne zamandan beri bilmiyorum ama. Biz ilk gittiğimiz zamanlar Kendin Pişir Kendin Ye deniyordu buraya, öyle hatırlıyorum. Ama biz değil onlar pişiriyorlardı, biz de özellikle yoğurdunun ve diğer herşeyin doğallığına doyuyorduk... :) 


Daha bir şey demiyorum tamam... :) Son fotoğrafla, gezi arkadaşlarımı paylaşır yazımı noktalamaya geçerim; Babam, Halamla Eniştem, Annem ve Ben... Bizim bu Pazar'ımız böyle geçti işte; doğayla içiçe ve eğlence dolu... Sağlık açısından da bugün daha iyiydim. Sabah terleyerek uyandığımdan mı bilmiyorum. Sanırım bugün bir rahat uykuya yatacağım. Son olarak; "dilerim nice güzel pazarlarımız olsun daha, doğayla içiçe ailecek ve sağlıkla" diyorum. :) 

Sevgilerimle, yeni hafta için mutluluklar dilerim... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...