11 Ocak 2026 Pazar

"Arkadaş Olak Mı?" - Yayınlamayı Es Geçmişim - 24.08.2025

 

Bu sözü birkaç dakika önce duydum, kapımızın önünde bisikletinin üzerinde duran sarı tişörtlü bir erkek çocuğundan. Yaz sebepli günümün yarısından çoğu balkonda geçiyor ve kapı önündeki şahısları direkt göremesem de, çevreyi tamamıyla görebiliyorum. Kapıdaki hangi çocuğa söyledi bu sözü, o güler yüzlü ve çocuk saflığındaki gülüşüyle o çocuk bilemiyorum ama bu sözü duyunca aklıma "çok uzun zamandır duymadığım" geldi. (13.42- 23.08.2025 Cumartesi)...



Yazmalıyım, bu söz yüreğime dokundu ise vardır bir sebebi dedim. Çünkü üstüne şunu düşündüm, artık arkadaş olmalar sevgili olmalar veya herhangi bir bağ kurmalar konuşulmadan oluyor her şey sanki. İnsanlar bir gün görüştüğü kişiye arkadaş diyor, tek yamuk yaptığında o kişi düşman oluyor ve buna rağmen her şeyi çok derin yaşıyor ve de derin anlamlarla anlatmaya devam edebiliyor. Farkettiniz mi?


Son zamanlarda birine "arkadaş olalım mı?" diye sordunuz mu? Çocuklar kadar doğru şekilde anlamı veremez olduk, sınırları çizemez ve de hayatın ortak kaygısını doğru şekilde paylaşamaz olduk. Oysa tek bir "arkadaş olalım mı?" sorusu yeterdi küçükken. Eskiden bilmezdik ama şimdi anlıyorum, o soru aslında bir sözleşme niteliğindeydi ve ciddiye alınıyorduk bu soru çerçevesinde. Şimdi her şey pamuk ipliğine bağlı gibi, olsun yeter düşüncesi üzerine kurulmuş bir düzenin içindeymişiz gibime geliyor. Düzenli görüşebildiğim arkadaşım kalmadı, herkes kendi yaşam savaşında zaten meşgul. 

Çok değil, sadece iki gün önce çarşıda annemle işlerimizi hallettik ve annem bir akrabamızın taşınmasına yardım etmeye gitti ve ben de onsuz da yapabileceğim diğer işlerimi halletmeye geçtim. Annemden daha kısa sürdü işim ve onu çarşıda beklerken epey boş vaktim kaldı. Arayabileceğim, anında görüşebileceğim arkadaşım olmadığını bir kez daha kavradım. Buna bozulduğum içerlediğim için yazmıyorum da, farkettiğim an bunun normalliğini de kabul ettiğim için belirtiyorum. Neticede, çocukluğumu ve okul yıllarımı geçirdiğim arkadaşlarımla "onlar çalıştığı ortamda ve de evlendiği için beraber bulunduğu eş dost tayfasıyla daha rahat görüşüyor" ve benimle görüşebilme durumunda olamıyorlar sıklıkla. Yani her şeyin farkındayım da, yine de bu düzenin böyle gidiyor olmasına garip gözle baktım tabii...



Neyse, sonrasında ben de aynı ortamda çalıştığım ve sahilde stant açtığım bir ablamın iş yerine ziyarette bulundum (Yani ben de kendi çalışma düzenimden edindiğim kişiler ile görüşebiliyorum demek ki). Öncesinde de yukarıda gördüğünüz şekilde denizin tam karşısına park ettim ve seyrettim anlardan oluşan zaman dilimindeki sahilden akan insanları... Çok eğlenceliydi ve çok küçükken hiç tahmin etmezdim bundan keyif alabileceğimi...


Ama nasıl inkar edebilirim ki? Artık 33 yaşındayım, sessiz dinlenme anları da keyif veriyor yalnız kaldığım anlarım da... Kendi sessizliğimin gürültüsü de artık bana normal geliyor ve onun yanında daha çok kişiye de  "arkadaş olalım mı?" Kıvamında el uzatabilirim gibime geliyor.

Bugün duyduğum bir tek soru cümlesi, bana bugünümün arkadaşlıklarını düşündürdü. Şu sıra yeni bir ortama girmeye hazırlanıyorken, bu cümle çok daha fazla anlamlı geldi işte. 


Kısmetse Eylül ayında dil kursuna başlıyorum ve orada "gerçek zamanlı arkadaşlar" edinebilme ihtimalim beni çok heyecanlandırıyor iki gündür yeniden... :) Ne demek peki gerçek zamanlı arkadaş? - - 》Aynı amaçla aynı ortamda vakit geçirerek edinebileceğim arkadaşlar demek. Uzaktaki veya çalışma ve evlilik hayatında yoğun olan arkadaşlarımla yılda sadece bir kez, hele hele bazı arkadaşlarımla birkaç senede bir kez görüşebiliyorum. 2 sene önce gittiğim örgü kursundaki gibi olacak şimdi oysa.

Aynı amaç, aynı kurum, aynı zaman dilimi içerisinde yer almak başka olacak... Umarım kolaylıkla hayırlısı olur inşallah..  :))


Bir soru cümlesi der geçeriz bazen ama birkaç gündür "arkadaşlık ve de arkadaş ortamı meselelerini düşünüyorken daha derin düşündüren o soru cümlesi bana çok iyi geldi bugün... Ah be çocuk dedim, çok sağlam ve çok sağlıklı arkadaşlıkların olsun inşallah... :)

Az biraz şikayet, az biraz sitem. Hissettirdiği eksikliklerle duygularımı yazmak istedim. Size de dokundu ise sözlerim, bana bir yorumla yazabilir misiniz? Umarım bir noktada buluşuyoruzdur, böyle olduğunu düşünüyorum. Bu yeni dünya düzeninde kendi içinde kaybolmayı pek sevmedim diye düşünüyorum. Ya siz? 


Sevgilerimle, Didem... :)




24 Temmuz 2025 Perşembe

Musa Abim İçin - 23.07.2025


Kim dese inanmazdım; aylar sonra yazmaya döneceksin, ama bu Musa abin için olacak. Ben bugün Musa abim için yazıyorum, sadece onun için... <3

Abim, bir yerlerden görüyor musun bilmiyorum artık. Ama ben yazmayı bırakmadan önce beni okuduğunu biliyordum ve bu beni her duyduğumda çok mutlu ediyordu. Öncesinde amcam da okuyordu beni, sonra sen okumaya devam ettin. Öylesine mutlu oluyordum ki, günün birinde senin ardindan böyle yazacağımı hiç düşünmemiştim ama sana da dediğim gibi "yazınca içim çok ferahlıyor ve kendimi kendimde hissediyorum."

Bana demiştin ki; hep yaz Didemim, biz okuyoruz ve seni bir biz değil çok kişi okuyup beğeniyor. Yaz sen, kim ne diyor bakma... Ve aksini düşünürsen bu dediklerimi hatırla...

Ben sözünü ocak ayından beri dinleyemediğimi sen gidince farkettim. Bloğa yazmaya ara vermiştim ki, diğer yerlere de çok seyrek yazdım. Bu yazı sırf senin için Abim... Sonra senin de istediğin gibi yazmaya devam edeceğim inşallah...

**

3 sene önce 22 Temmuz 2022 gününde amcamın haberini almışız. 3 sene sonra 23 Temmuz 2025, amcamın oğlu Musa abimin haberini aldık. Şimdi ikisi de gerçek dünyada, bizler burada yalan dünyada...

Musa abim, 1,5-2 senedir tedavi gördüğü üzere amansız bir hastalığın ardından göçtü bu dünyadan. Çabası, azmi ve de inancı öyle büyüktü ki, hastalığının dişi kökenli çabuk üreyen olduğunu söylüyorlardı. Yaşadığı süreçler öyle ağır olsa da, Musa abim hep azimle savaşmaya devam etti. Kaybetti demem, diyemem. O sonuna kadar çok çetin bir savaş verdi. Ancak Rabbim daha çok sevmiş derim, bizden erken aldı onu. Dilerim ki sevgisi kadar sabrını versin bizlere şimdi.... 🤲

**

Kendi tarih ajandasını tutan bir amcam vardı benim; buradaki yazımda anlatmıştım hepsini, gelmiş geçmiş soy ağacını ve kendince günlüğünü tutan amcama dair. Genlerimde var demek ki, dedirmişti. Ben de amcam gibi yazmaya hevesliydim hep, kendimi bildim bileli.

Hayat günlüğümü yazdığım yere şimdi Musa abimi de ekleme zamanı geldi diye hayretler içinde olsam da, beynimde dönen şeyleri dökmeye ve Musa abime kendimce uğurlama töreni yapmaya geldim. Zira amcama da gidemediğim gibi, Musa abimi de uğurlamaya gidemedim. Sağlık durumum ve de mevcut durumum el vermedi zira..

** 

Musa abimle bundan 5-6 sene önce bir düğünde görüştüğümüzde, bana Didemim diye öyle sarılmış öyle öpmüştü ki; işte o düğünde beni bana anlatmış "öyle güzel yazıyorsun ki, hiç bırakma e mi!" Diye devam etmişti. Son uzun konuşmamız bu değildi sanırım, ondan bir sene sonra başka bir düğünde daha sarılıp oturmuş "birbirimizi ne kadar sevdiğimizi" anlatmıştık. Babamın yeğenine verdiği öğütleri görüp, demek ki büyüse de benim de yeğenlerime söyleyeceğim bitmeyecek demiştim.. Musa Abim bana, 2 saatlik mesafede bir telefon uzaktan "abim hiç neşeni ve gücünü kaybetme" diyenimdi... 

Güzel Didemim demişti, hasta yatağında son konuşmamızda bile (ki görüntülü konuşmuştuk, bundan 1,5 hafta önce); "iyiyim ben, üzülme daha iyi olacağım." Ben buna inanıyorum abi, sen öyle çok çabaladın ki hasta yatağında bile "umudunu kaybetme abim, hep dua ediyorum sana şifa bulacaksın inşallah." Dediğimde "Umudumu kaybetmiyorum. Merak etme beni Didemim." Demiştin.

Sözünü tuttun Musa abim, şimdi daha iyisin; çektiğin acılar bitti ve inşallah Rabbimin cennetinde en güzel yerdesin...

Canım Musa abim, sana gönderdiğim tüm selamları aldın biliyorum. Hastane sürecinde daha da toparlanınca geleceğim diyordum ama maalesef kısmet olmadı bize bir daha yüz yüze kavuşmak... Sana gönülden söylüyorum, zamanı gelince yüz yüze kavuşmaların en güzelini yaşayacağız. 

Seninle beraber her konuşmamızda birbirimizi sevdiğimizi söylemelerimizi, her koşulda birbirimize moral ve destek oluşlarımızı ve de senin o güzel gülüşünü ve eşsiz ses tonunu çok özleyeceğimi düşünüyorum iki gündür...

Yattığın yer incitmesin; eğer mümkünse rüyama gel abim, sarılıp öpelim birbirimizi. Bana yine hiç kaybetme azmini, hep devam et yolunda de; amcam gibi... Yine Didemim seni çok seviyorum de. 

Ben de seni çok seviyorum Musa abicim. Devrin daim olsun, mekanın cennet olsun. Rabbim yattığın yerde dinlendirsin. Biliyorum çok yoruldun hastalığının son süreçlerinde, Allahım merhameti ve rahmetiyle muamele etsin. 



Şimdi gittin abi, sevgin kadar sabrını versin Rabbim bizlere de inşallah... 

Güzel Didemin, öğütlediğin gibi yazmaya çabalamaya ve pes etmemeye devam edecek... ❣️ 

Musa oğlu İbrahim'in oğlu Musa abim... Toprağına haber gitsin, seni çok seviyoruz ve dualarımız hep sizinle... 🤲

8 Ocak 2025 Çarşamba

Bir Çocuktu - Yıllar Geçerken Didem #3 - #yillargecerkendidem

 

* Bugün diğer günlere nazaran tam uyanamadım, 1 saat sevgili Onur Yar'ı dinleyebildim sadece (Metro FM'de) ve sonra geri yattım uyudum. İçinde bulunduğum hisleri bazen anlamlandıramıyorum, dün öyle bir gündü benim için ve neyse ki o da bitti. 

** Bugün "Bir Çocuktu" demeye geldim, kendi küçüklüğüm ve benim gibi çocukluğunda çok net anlamsızlıklar yaşayan kronik hastalıkla boğuşan arkadaşlarım adına da... Bir Çocuktum, bir çocuktuk; anlaşılmak ve bu dünyaya sığmaya çalıştık. Kimimiz başardı kimimiz başaramadık. Hayatı ne kadar seversek sevelim, içinde bulunduğumuz toplum bazen bizi etkiliyor, engel olabilir miyiz bilmiyorum; en azından büyüyene kadar buna dur diyemiyoruz, özellikle de kendi içimizde. Onu iyi biliyorum...


= Bir Çocuktum;


Bir çocuktum, hastalığımla ilk tanışmamızı yaptığımda. Öyle ki, engelli adayı olduğumu bile aklıma getiremiyordum. Daha ben de bilmiyordum yani bu tanımı, nedir kimdir ve neden olur... Hastaydım sadece ama hastayım bile diyemiyordum. "Rahatsızdım" çünkü bana göre. Hasta olan herkes, daha büyük yaşardı hastalık etkilerini de mi? Ben öyle yaşamaz durumdaydım.

Arkadaşlarımdan daha çabuk yoruluyor, arkadaşlarımdan daha fazla düşüyor ve daha çok dinlenme ihtiyacı duyuyordum. Bunun haricinde yürüyor, koşuyor, oyunlar oynuyor ama bazen de zorlanıyordum... 

İşte taa bu zamanlar almaya başladım o garip sorulardan en garibini "Doğuştan mı hastasın, kaza mı geçirdin?" Hala bu soruyu düşününce bana çok saçma geliyor, ben hasta olmadan önce de bir başkasının nasıl hasta olduğunu merak etmedim ve şimdi de etmiyorum edemiyorum. Çünkü bu birini "hele ki küçük yaşta bir çocuğu" çok daha kötü hissettirebilecek bir şey. Ama maalesef insanlar bilmeleri bir şeyi değiştirmese de bilmek istiyorlar, "doğuştan mı hastasın, kaza ile mi oldu?" 

Madem öyle buradan devam edeyim; ben 5-6 yaşlarımda iken çıktı hastalığımın belirtileri, 7 yaşımda da ilk tanımı aldım. Muscüler Distrofi Limb Girdle, Türkçe söylemi ile Kavşak Tipi Kas Erimesi; çoğunluk olarak omuz ve kalça bölgelerinde yaşanan kuvvetsizlikler sebebiyle yaşanan bir grup kas hastalığıdır. Merdiven çıkmakta, oturup kalkmakta, kollarını uzatmakta ve bir yerlere uzanmakta zorlanarak ve çok uzun yürüyememekle başlayan bir kas hastalığı. Sonrası yürüyememeye, oturup kalkamamaya ve de daha fazlasına da sürükleyen bir hastalık tipi.

Henüz kesin bir tedavisi olmamakla beraber, şu sıralar birden fazla tedavi seçeneği çıksa da; hiçbiri tamamen iyileştirmiyor diye, devletimizin de ilaçlarımızı karşılamayı reddettiği bir süreçte ilerliyoruz. Hala tek tedavilerimiz olan fizik tedavi seanslarımızı ve ona benzer seçeneklerle devam ediyoruz sağlık maratonumuza...

Daha bir çocukken, bu seçeneklerin s'si bile yoktu ve ben hep "tek tedavimiz fizik tedavi, bir başka tedavimiz yok" diyordum. O zamandan beri bana "ama daha çok çalışsan iyileşirsin değil mi?" diyorlardı. Zaman geçti bu inanış hala değişmedi, üstte size söylediklerimi onlara da söylemiş olsam bile... 


*

İşte ben daha bir çocuktum; oyunlarda sütten olmakla başladı ilk zorbalanışım. Yarıya kadar oynuyor, kandırılıp oyundan çıkarılıyordum. Bu en iyi haliydi ki, bazı zaman hiçbir oyuna alınmadığım zamanlar da oluyordu. Küçük yaşta en büyük zorbalıklarımı yaşadım; yaşıtlarımdan dayak da yedim, yaşıtlarımdan küçük düşürücü laflara da maruz kaldım ve yeri geldi velileri tarafından dahi anlaşılamadım. Sonucunda bir şekil büyüdüm ama ben büyürken kendime büyük bir söz de verdim; büyüdüğümde ne olursa olsun, yapılan bu yanlışları anlatacağım. 

Bir çocuktum ve çocuktuk; ben yapılmaması gerekeni biliyor ve anlatamıyor olduğum için ağlıyordum. Küçüklüğümde "mızmız", "ağlak" ve de "fazla duygusal" diye adlandırdığım dönemleri de yaşadım. Oysa sadece anlaşılmak istiyordum ama anlaşılmıyordum. Çoğu öğretmenimin dahi beni anlamadığı bir yaşamı yaşarken küçüklüğümde; büyüdüğümde yanıma "anlaşılmama korkusu" zararım olarak kaldı.

Önceki yazımda da belirttiğim gibi, şimdi 32 yaşındayım ama ben hala anlaşılmamaktan yana zaman zaman çok takıntılıyım. Dönem dönem anlaşılmadığımı düşündüğüm durumlarda fazla atağa geçiyor içimdeki bir his. Daha çok anlatıyorum, daha çok söyleniyorum, daha çok saçmalıyorum... Farkına vardığım birçoğunda artık kendimi durduruyorum, anlaşılmak zorunda olmadığımı hatırlatıyorum kendime. 


***

İnsanız işte yine de anlaşılmak istiyoruz, ben yaşadım ama bir başkası yaşamasın istiyorum. İlkokul, Ortaokul, Lise Ve Üniversite hepsini okudum. Liseye kadar çocuktum, bir şekilde herkes kadar çocuk olarak görülmek istedim. Bunun da olabilmesi için milli eğitim sistemimizin okullarda daha ilk haftadan veli ve öğrencilerle doğru bir iletişimle tanıştırılmayı isterdim. Böylece ne akran ne de veli zorbalığı yaşardık...

Veli zorbalığını çok yaşamadım, belki birkaç garip bakış ve farklı olduğum için arkadaşlarımın yanında diğer arkadaşlar gibi normal görülmemek ve davranılmamak haricinde (İşte bu da yok denecek kadar azdı ama üstte bahsettiğim olsaydı, bence bu dahi olmazdı)

Arkadaşlarıma öğretilmesini istedim hep, benim anlattığım gibi yaptıkları zorbalıkların yanlış olduğunu ve sevmek zorunda olmasalar da saygı göstermek zorunda olduklarını. Hasta olduğum için ekstra ilgi aramıyordum ama ekstra sövgü de istemiyordum... Topal, sakat, özürlü denmesini istemiyordum. Dalga geçilmesini istemiyordum. Yok sayılmak, öğretmen öğrenci arasında senin yok sayılmanı arzulamak ve yeri gelince de başarılı olunca "engelli olduğu için" diye anılan olmak istemezdim...


****

Bir Çocuktum; ilkokul ve ortaokula dair genelde ağlamalarımı hatırlıyorum. Gülerek hatırladığım anılarsa, artık benim için büyük mutlulukla anılamıyor.

Yalnız bırakıldığım anlarım, yanlış anlaşılmak üzerine kurulan muhabbetlerim var benim ilkokul ve ortaokul anılarımda... Gruplaşıp da dalga geçen arkadaşlarım var hatırımda. Hoşlandığım çocuk adına hor görmeler, beni ona ispiyonlayıp kötülemeler ve dahası...

Senelerce katılmayı istediğim etkinliklerde yer almakta geride bırakıldım mesela. Hiç unutamadım, seneler boyunca istediğim bir etkinlikte yer almaya hak kazandım; ortaokuldan son ayrılacağımız sene... O kadar çok heyecanla o etkinlikte sunum yapmak istemiştim ki, sonucunda heyecandan o konuşmayı yapıp da sonrasında yerime geçememiştim. Heyecandan öyle kitlenmişti dizlerim, bir şekilde bir öğretmenim kollarımdan tuttu da yerime geçirdi sonrasında. Hem utanç, hem hüzün hem de hala heyecanla hatırlıyorum o anımı... 

Çocuktum işte, çok eve dönünce anneme ablama babama ağladım; bana salak dediler, beni oynatmadılar, benimle oynamadılar, sen koşamıyorsun dediler, Didem seni istemiyoruz anlasana dediler, bugün beni kimse dinlemedi, güzel giyindim güzel davrandım ama kimse anlamadı, ağladım diye ağlak dediler, seni seviyoruz ama ağlamadığın zamanlarda dediler... Dediler de dediler diye...

Annem ve ablam hep derdi ki; onlar öyle deyince öyle olmuyorsun ama insanlar hep bir şey söyleyecek, bundan sonra buna alışmalısın. Bazısını susturup bazısını susturamayacaksın, elimizden geleni yaparız ama çoğu zaman yalnız da baş etmek zorunda kalacaksın... 

Evet ilkokuldan sonra hep tek başıma baş etmek zorunda kaldım, çocukluğunu tekrar yaşamak isteyenlerin yanı sıra da bir daha çocukluğumu yaşamak istemedim. Hayallerimde hep, okullarda engellilerin varlığını anlatmak var oldu. Şehir şehir gezip neler yapabildiğimizi göstermek ve anlatabilmek istedim. Sağlığım bu hayallere el vermedi, ben de yazmaya hep devam ettim...

Diyeceğim o ki, küçüklüğüme vermiş olduğum bir sözüm var. Onu tutmak için de yazıyorum daha çok. Anlatamadığım hiçbir şey bırakmayana kadar yazmaya devam edeceğim. Misal şimdiki hissettiğim halime de bir yazımda değinebilirim gibime geliyor; tam hissedememek ve hala küçüklüğüne dair üzüntülerine dalıp gitmek hiçbir çocuğun veya yetişkinin gerçeği olsun istemiyorum. Her birimiz de bu gerçeklik adına uğraş vermeliyiz...

Sevgilerimle, okuduğunuz için tekrar teşekkür ederim. :)


7 Ocak 2025 Salı

Yaş 32 - Yıllar Geçerken Didem #2 - #yillargecerkendidem


07.01.2025, SAAT 08.11. Gemlik semalarında uçak sesleri duyup uyandım. Bugün için alarmı biraz ötelemiştim. Dün ne kadar dinç geçerse geçsin, birden kendime yüklenmeme kararı almaya uğraştım...

Sonuç olarak buradayım yine. Nereden devam etmeli demiştim dün, başlamam gerektiğini düşündüğüm gibi bu sefer ötesini düşünmemeye uğraşarak devam edeceğim. Bugün size yaş 32 diyeceğim, çünkü şimdiki hayatıma dair dinamiklere değinmem lazım önce...





Yaş 32; 


Yaşıtlarım hayallerini gerçekleştirebilme yolunda oldukça yardımcısı bol bir alanda çalışıyorlar ve bense onlarla rekabet edemeyecek kadar gerideyim.

İki üniversite bitirdim ama işim maalesef hala yok. Çünkü sağlık durumuma rağmen herkes kadar çalışmam isteniyor, oysa 2013ten beri kabul ettiğim bir durum şu ki gündelik hayatta bir iş yerinde herkesten bağımsız halde "herkes gibi" günde 9, haftada 45 saat çalışamam. Buna sağlığım da el vermiyor, koşullarım da.

Bedensel engelli demek, oturarak hayatını idame ettirse de tuvalete kadar yürüyebilen yatağına yatan kalkan ve dışarı sandalyesinde çıksa da eve dönünce yürüyen kişi değil! Ülkemde ne yazık ki engellilik kavramı çok yüzeysel ve destek fırsatı da oldukça yorucu şekilde işliyor.

Misal Ekpss fırsatı var bizlere, sınavı geçersen işin var ama yine sağlıklı bir birey gibi çalışmak üzere. Bu sınavı geçemezsen de özel sektörde 50 kişi çalıştıran iş yerinde bulundurulması gereken en az 1 kişisin ama bu sefer de işyerinin en gereksiz  işi de giderilse yeterlisin. Yani engellileri istihdama katmak değil amaç özel sektörde, yapabilenleri tenzih etmeli ama işveren engelli de olsa işçiyi sömürebildiği süreçte var işçi. Ötesinde yok...

Üstte bahsettiğim konularda akülü sandalyede hayatını sürdüren bir engelli iseniz, sınavı da geçemedi iseniz, özel sektörde görünen konumda zaten yoksunuz. 8-9 saat kendisiyle çalışamayacak kişiyi istemiyorlar, fazla mesai yaptıramayacağı kişiyi de istemiyorlar. Telefon edip, hadi bugün gel diyemediği kişiyi de tabii...

İşte bu üstteki koşullarda normal işçi bile kalamaz iken, ben yapamam dediğiniz sizin daha da eksiğiniz oluyor ne yazık ki... 

32 yaşındayım; üstte bahsettiğim durumlardan ve devletimin ben gibi engellilere özel çalışma yasası olmadığı için iş dünyası içinde düzenli bir yerim yok...

Pandemi dönemi yaşanana kadar, uzaktan çalışmayı sunduğum ve talep ettiğim iş yerleri ve iş bulma kurumları dahil herkes "uzaktan çalışma imkanımız yok" dediler durdular. Pandemi dönemi yaşandı ve herkes uzaktan çalışma anlayışına geçti ama bana ve benim gibilere yine iş yok... 

Tele satış ve bu satış üzerinden para kazanmayı sunan garip anlayış haricinde, uzaktan çalışma size var bize yok işte...

Yaş 32; ben kendi kendime üretip satıyorum çok şükür. Ama satış işi bana göre miydi derseniz, kısmen derim. Çünkü satış başlı başına yaptım olsun diyebilecek bir iş değil, hele ki şu düzende ve şartlarda. Reklamı, malzemesi, alıcısını bulması, sabit kazancı olmaması ve daha fazlası var.

İnsan bir şekilde istedikten sonra olmazı olduruyor da, herkesin iş hayatı ve kısacık bir alanda bile olsa sosyalliği varken sizin olmuyor aslında...

Sosyallik ve anlaşılma meselesine gelince de;


Geçen senelerde kurs yerine giremediğim için, kurs sınıfını başka yerde açtırmak istediğimi halk eğitim müdürüne ilettiğimde "Ben sana özel kurs ayarlayayım" demişti. İşte o kadar anlaşılmıyoruz genelde. 

Herkese deriz, herkes gibi olma kendin ol. Kendim olabilmem için sosyallik içinde kendimizi görmemiz gerekli bir yerde. Ben size aslında bunları anlatarak tamamıyla hayatımı sunmak ve eksikliğin kökenini düşünmeye itmek istiyorum...

Bir bedensel engellinin sözleri bunlar, çok kısa dönemlerde çalıştığım ve maaş aldığım zamanları hatırlıyorum; mutlu ettiği kadar çok az şey o "evet, normali bu" dedirtmiştir bu alanda...

Maaşlı çalışan olabilmek herkes için zorsa, benim gibiler için imkansız haline gelebilmiş durumda. Aynı dönemlerde sınırlı kişileri de görmüş olsam, okul dönemi hariç en çok kendimi sosyal hissettiğim dönemlerdendi o zamanlar...

Hayat, kendi başına değil toplumsal yaşamda yerini alınca başlıyor belki de benim için. Neticede ben de sizler gibi, iş hayatına atılmak ve hayallerimi gerçekleştirmek için okudum ve bu uğurda hayaller kurdum. 

Hayatın beni getirdiği noktada, akülü sandalye katıldı hayatıma; tam da okulum bittikten hemen sonra, hadi bu şekilde de savaş ver bakalım dercesineydi. 

Önce yeni sağlık durumuma uygun çalışma saatlerinin olmadığını gördüğümde büyük hayal kırıklığına uğramış bulundum. Önceki bölümde size bahsettiğim en büyük hayal kırıklıklarımdan biri buydu maalesef...

Sonra hiç umursanmadığımı görünce daha da zoruma giden şey, hayallerimi sandığım kadar kolay gerçekleştiremeyeceğim gerçeği oldu. İki üniversite bitirmeyi es geçtim, tek ama tek üzüntüm kendi kurduğum hayallerin hayallerimde bırakılmasına içerlendim.

Buna rağmen hayatta pes etmedim uğraştım ama ilkokulda yaşadığım zorlukların her biri için yazmayı istediğim yaşlarımı tenzih ederek bu sefer günümüzden anlatmaya başladım. Ben daha çocukken hayatımı yazmaya başladım ama büyüdüğümde o çocuğa verdiğim sözleri yerine getiremeyen herkes adına, bir dönem yazmaktan bile cidden utandım. (Bu da benim bu bölüm için itirafım olsun)

Yaş 32 diyerek toparlayacak olursam bu bölümü;


İş hayatında yer bulamadıkları için ben kendimi iş hayatına zorla eklemiş bulundum, satış alanında yer almaya devam ediyorum.

Sosyalliğim bana kadar, benim insanlara yaklaşımımı bile etkileyecek derecede azaldı bile bu süreçlerde yaşadıklarım esas olarak...

Şimdilerde yine kendi adımıza geliştirebilmeye uğraştığım bir alan var ki, başarırsak o zaman bu eksik alanı çok fazla konuşacağım. İşte o zaman bilin ki yaş 32ye kadar ne yaşayamadı isem yaşamak için daha çok çabalayacağım...

**********************

**Buraya kadar okuduysanız, yazımı paylaşarak da destek olursanız çok mutlu olurum. Bir sonraki yazımda sizi çocukluğuma götürmeyi düşünüyorum. Daha önceden beri beni takip edip okuyanlar biliyorsa da çocukluğumu, bu sefer onlar adına da farklı olmasını sağlayacak bir anlatımım olacak...

Sevgilerimle...


6 Ocak 2025 Pazartesi

Yeniden Başlamaktan Korkmuyorum - Yıllar Geçerken Didem #1 - #yillargecerkendidem

* Bu sabah diğer sabahlardan ayrı olarak saat 07.00da uyandım, çünkü çok sevdiğim Radyo programcısı Onur Yar Metro Fm'de haftaiçi her gün 07.00-10.00 saatleri arası programa başladı. Ben de kendime bir neden buldum, erken kalkıp yazmaya yeniden başlamak için. 

Bloğumu epeydir takip edenler biliyor, benim yıllardır hayatta deneyimlediğim öğretilerimi yazma hayalim var. Bir türlü istediğim raddeye getiremedim ama yeniden başlamaya hiç korkmadım. Şimdiki gibi... 

Nasipse devam etmeyi planlıyorum, bu da ilk günüm. Beni destekler, yorumlarınızdan mahrum bırakmazsanız çok mutlu olurum. (Yazı sonuna dünden bir resim bırakıyorum. Sevgilerimle...)


Bir şekilde hayatımı yerine oturtmam ve oldurmam gerektiğini farkettiğimde sadece 20 yaşındaydım. Her zaman planlarım ve hedeflerim vardı ama ben o yaşımda bambaşka hislerle geri dönüş yolu arıyordum. Geri dönüş değil, yeniden başlamış olduğumu farketmiş bulunmak zorunda kaldım.

Artık yavaş yavaş eski hareketliliğimi yaşayamayacaktım, herkesin benden beklediği neydi bilmiyordum ama ilk bekleneni de yapamayacaktım. Hep hayat dolu bir kız oldum ve asla pes etmedim. Ben başka yöntem bilemedim ki. İyi ki de bilemedim...

2013'ün Haziran başlangıcında, sebepsiz görünen veya şu an (şimdilik) öyle bilinmesini de biraz istediğim üzere, atak geçirdim. İnanın o zaman ben de bilmiyordum böyle bir şeyi yeniden yaşayabileceğimi, oysa ilk değildi ama son olması için çok uğraş verdiğimi şu an gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Üzüntüler silsilesi sebep olmuştu, herkes tek bir sebep vardı sanırken ben "yapamadığım" çok şeye üzüldüğümü artık kabul ediyorum.

Hayatımda öğrendiğim en derin kabullenişimi size itiraf edeceğim şu satırlarda; "Çok hayal kurmak bazen iyi değildir, gerçeklikle bağınızı asla kaybetmeden hayallerinize sarılmayı başarmalısınız. Hayallerinizi hayatınızın merkezinde tutarken gerçeklikle bağı kopunca, hiçbirini olduramadığınızda üzüntüler büyüyor. Sonra bir sebep buluyorsunuz, öyle sandırıyorsunuz ve olduramadıklarınızın yasını tutmak durumunda kalıyorsunuz." 

Ben yirmi yaşımda hayatımı hayal ettiğim gibi yaşayamayacağımın bilincinde uyandığımda, vücudum bana bir sürpriz yaptı ve neredeyse tüm devrelerimi bir anda kapattı. Sadece bir haftalığına geçerli olan bu süreçte, son bir senedir aslında kötü sandığım şeyin kötünün iyisi olduğunu farkettim. Daha fazla geç kalmadan hayal kırıklıklarımla başa çıkmam gerektiğini düşünüp içinde bulunduğum durumu yaşamaya başladım. 

Evet, elimde ağrılı bir beden ve eskisinden de derin hareket kapasitesini kaybetmiş bir beden vardı. Peki ya bunun da geri dönüşü yoksa? Daha bir senedir aktif bir teyzeydim, küçücük yeğenimle kurduğum hayalperest teyze yeğen park maceralarımız hiç mi olamayacaktı? Eskiden beri okulum bitince başlayacağımı hayal ettiğim yetişkin hayat, arkadaş ortamında hayal ettiğim aktivite planlarım, ailemle ve de yalnız başıma yapacağım şehir dışı gezileri? Hepsi cidden hayallerde mi kalacak şimdi?

En başa mı dönmeli yoksa buradan mı devam etmeli diye uğraşıyorum, size bunu daha net nasıl anlatabilirim ki; herkes hayatında bir engellinin tek bir süreçte engelli olduğuna ve hep öyle yaşadığına inanıyor, biliyorum. Ben hayatıma herkes gibi başladım, ayakta ve hayatın tam içinde. Sonra imkanların aslında her anlamda insanların hayatta kalabilmeleri için ayarlanmadığını farkedeceğim şekilde tekerlekli sandalyede de yaşadım. Şimdi ikisinin ortasındayım, hayatın içinde ve tekerlekli sandalyeli. Ve cidden bu yaşadığım daha kolay hali, biliyorum artık. 

Kendim de görebilmek, zorlukları aslında yapanların biz insanlar olduğunu anlatabilmek için yıllardır hayalini kurduğum hayat hikayemi yazmaya yeniden başka şekilde başlamaya karar verdim bugün.

Birçok kez farklı şekillerde yazdım kendi hikayemi, bu seferkinin içime daha çok sinmesini diliyorum. Size demek istiyorum ki, ben de varım; hayattayım ama kendim ve yakın çevrem hariç kimse görmüyor ben gibileri.

İş, aşk, aktif etkinlik hayatı, sosyal hayatın gerektirdiği kolay ulaşım araçlarına ulaşmak, sosyallikte insan topluluklarından beklenen anlayış ve de devlet imkanlarının dezavantajlı görülen sana yeterince aktarılması BÜYÜK HAYALLER DİZİSİ...

Yıllar Geçerken Didem, demiştim seneler önce. Yıllar geçti, 2013'ten 2025e kadar çok kabullenme çok farkındalık ve çok yitip giden hayal-hayat ve de umut üçlüsü gördüm. Çoğu hayat bana ve benim gibilere çok görüldü diye söylenmeye devam ettim, görülmeye de devam ediyor ne yazık ki!

Sahi, son zamanlarda hangi engellinin elinden tutmak üzerine bir farkındalık kazanmak için uğraş verdiniz? Hayat, bir bütündür ve çevreye uyum sağlamak gerekir deriz çoğumuz. Bulunduğunuz ortamda yerinin olmadığını gören engelliler var farkında mısınız?

Onlardan biri de benim ne yazık ki, olmasın istediğim çok şey oldu bu hayatta ama hepsi bir sebep için olmalı dedim ve ben hayatım için uğraşmaya devam ettim buradayım. Peki siz? Kendinizi bugün bir sorgular mısınız? Neredesiniz ve kendinizle yaşadığınız toplum için ne yaptınız?




 
** Not: Bu sefer bu deneyimlerimi yazma uğraşıma "kim ne der veya ne düşünür?" Düşüncemi umursamadan devam etmeyi planlıyorum. Sorum muhatabı üstüne alınmak isteyen herkes. Kimse sorumlu değil ama düşünün neden? Kimse üzerine sorumluluk almak istemediği için olabilir mi? Aksi durumdaki herkesi tenzih ederim. 

Üstteki kolajda dün gece uyumadan önce, bu sabah radyo dinlerken gün aydınlandıktan sonra gördüğüm ve kalktıktan sonra dumble'ım ile çalışmam sonrasında çektiğim fotoğraflarım var. Yazımı okuduğunuz için teşekkürler. Yarın görüşmek üzere diyelim... :)

Sevgiler, Didolatteniz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...