31 Temmuz 2015 Cuma

Bir Günlük Köy Hayatı - 26.07.2015


Ve geldik, 2015 Temmuz ayının da son yazısına... Temmuz'u da yedik yani, afiyet olsun bize. :) Ağustos da güzel gelir inşallah... Temmuz ayında atlamış olduğum bir gün var 1 haftadır aklımda idi, geçtiğimiz Pazar gününde, bir günlük köy hayatı yaşadığımız günü yazmak istedim bu ayın son yazısı olarak. İyi okumalar... :)


26 Temmuz, yani geçen hafta Pazar günü, doğum günümden 1 gün öncesiydi. Ablamlar sabahtan sürpriz bir çıkış yapıp kahvaltıya geldiler; "yarın bir şey yapamayabiliriz malum haftaiçi, bugün bir şeyler yaparız belki." dediler. İyi ki de geldiler... :) 

Ne yapsak nereye gitsek derken, kahvaltı ve çay faslı geçti gitti o arada o gün... Tam hiçbir yere gitmeme kararı almışken, babam ile annem kalkın akrabamızın arsasına hayırlı olsun'a gidelim, dediler. Bir gün öncesinden muhabbeti açılmış, annemleri ve bizleri davet etmişler ama annemler "sonra inşallah" demişler yine... Saat 15 sularında hazırlanıp, arabaya bindikten sonra arkada Kağanım haricinde fotoğraf çekindik ablam ve eniştemle. Kuzucum bizimle fotoğraf çekinmek istemedi o an nedense... :)


Birkaç saate hazırlanıp çıktıktan ve yola koyulduktan sonra saat 4-5 sularında köyde idik. Şimdi şöyle ki; bir akrabamız aylar öncesinde civar köylerimizden birinde bir yer almıştı. Ne zamandır gidip geliyorlarsa da, biz bir türlü gidememiştik hayırlı olsun'a. Bu Pazar'a kısmet oldu. Zaten gördük ki, kimimiz için çok uzun zaman olmuş bahçede bulunmayalı, kimimiz için de ilk. Mesela, Kağanımın bir ilkti... :)

Arsanın bulunduğu adresi bulmamız hiç de zor olmadı, bulur bulmaz ve selamlaşır selamlaşmaz da, annem ve eniştem işe koyuldular. Babam ise "ben anlamam" deyip sadece istenilenleri verme konusunda yardımcı oldu. Ablamla ben de sohbete eşlik ettik, arka planda kalan bayanlarla... :) Sonra bir farkettik ki, açık havada zaman daha fazla su gibi akıyormuş resmen...


Biz gittiğimiz sırada, Sakine teyzeler domatesleri sırık şeklindeki odunlara bağlıyorlardı; domateslerin dalları sağlam dursun diye. Eniştemin elinde gördüğünüz gibi sopalardı bunlar. Mesela bu resim; annemin bahçe hevesinden ötürü becerikli elleriyle ve eniştemin de bu işlere yatkınlığı ile bahçe hayatına anında adapte olmuş damat ve kayınvalide fotoğrafı. =) Öyle çabuk adapte oldular ki, ne kadar da seviyorlarmış bahçeyi... Tabi ben fobilerim sebebiyle, uzaktan seviyorum biraz...

Akrabamız arsa aldı ve bu arsanın üzerine de, bir konteyner koydu. Gidip geldikçe bahçelerine bir şeyler ekiyorlar ve böylece gönüllerini doyuruyorlar doğayla birlikte.. Düşündüm de, böyle bir yer cidden çok iyi bir fikir gibi geldi, benim gibi fobisi olmayanlara tabii ki. :)


Kağanım biraz uykuluydu oraya vardığımızda, oturdu kaldı bir süre. Ben tedirgin halde "acaba buralardan bir yerden böcekler falan çıkar mı?" diye etrafa göz atarken, o da benim gibi etrafı kolaçan ediyordu ama bir farkla; o nereyle oynasam derdinde idi... :)


Bahçe işi bitene kadar yemek hazırlıkları başlamıştı bile. Saat 4'ü veya 5'i geçiyordu biz gittiğimizde. Ne zamandır eniştemin söylediği ama bir türlü yapmaya fırsat bulamadığı, Teneke'de Tavuk'u yaptı Ekber amca... Teneke içine bir kapta oturtulan tavuk ve tenekenin çevresinde ateş ile pişmesi, bence güzel bir teknik. Beğendim bu fikri, ilk denememizde... :)


Ablamı ikna edip poz verdirebilmiş olmam ve bir kerede de bu güzel pozunun çıkmış olması, ortak başarımız olsa gerek... :) Açık havada, yemek gibisi var mı sizce? Tehlikeli olsa da çok yeme konusunda, güzel bence... 


Kağanım uykusu açılır açılmaz, kendini doğayla birleşmiş halde oyun oynarken buldu. Kağanımın 0 numara kafasını ilk defa görüyor olabilirsiniz. 2 hafta oldu kestireli, ama bu sıcaklarda epey faydası olduğunu söylemeliyim. Tam zamanında kestirmişiz valla... :)

Bir çocuğun oyun oynama alanı, sokaklar olmalı bence. Şu andaki zamanın gerektirdiği, eve tıkalı kalma durumlarına takılıp kalıyorum doğrusu. Biz hep sokaklarda arkadaşlarımızla oynayarak büyüdük mesela. Şimdi her ne kadar şikayet ediyor da olsak çocuklar için, hep bilgisayar veya televizyon başındalar diye; içinde bulunduğumuz ortamı bu hale gelmesinde hepimizin suçu var işte. Artık eskiden güvendiğimiz ortam yok Türkiye'de. Öyle ki, televizyondan her gün duyduğumuz binlerce kötü haber resmen paranoyak yapar oldu. Nereye gidiyoruz ülkece bilinmez. Hayır olsun inşallah... :/


Doğum günüm öncesinde, beraber bir şeyler yapmak için gittiğimiz akrabalarımızın arsası; bana olduğu kadar Kağanıma da yaradı. Eline aldı küreği, doldurdu toprağı boşalttı toprağı... Açık havada oynamanın tadını çıkardı kuzum yani. Teyzesi de durmadı fotoğrafladı tabi.. Burada da hatıra olarak bulunsun istedim... :)

Bahçenin köşesinde yerde duran kumları, başta domateslerin dibine dökerek annem ile Sakine teyzeyi kızdırmış da olsa; sonradan üst fotoğraftaki köşede gördüğünüz ince ıhlamur ağacının dibine doldurmaya başladı Kağan. (Yanlış olmasın, ıhlamur olmayabilir. Ama öyle hatırlıyorum.) Ama bu işi öyle bir ciddiyetle yapıyordu ki; Kağancım, olmaz ama oraya doldurma kumu dedikçe, "Büyüyecek büyüyecek, bak böyle dolduruyorum. Büyüsün diye teyzecim." diyordu. Gelde bir şey de hadi, çok mantıklı ona göre... (Maşallah)


Neyse ki, dedesi (Babam), Kağanımın attığı kumların hepsini geri aldı ve epey bir çukur kazdı Kağanıma. Acaba neden diye bekledim durdum bende fotoğraflayarak... 


Sonra ellerine aldıkları sulama kabıyla geldiklerinde, anladım ki amacı su döktürmekmiş ağaca... İlk ağaç sulama macerasını da böylece yaşamış oldu Kağanım :) Dedim ya, o gün Kağanıma yarar bir gündü. Dolu dolu toprakla oynadı ve sanırım enerjisini dilediğince harcadı toprakla oynayarak kuzumuz... 


Tabii bırakır mı Kağanım, suladı durdu sonrasında da o ağacın dibini. Tereddüt etsem de, ağaca çok gelmez mi o su diye? Gelmezmiş, onu da öğrendim babamdan.. Yeterince suladı diyeyim ben, sürekli değil tabi ki... 


Ve nihayetinde gün bitimine kadar o kumla oynadı durdu kuzum. Keşke dilediğince oynayabilse hep böyle dedim onu mutlu gördükçe; güvende, korkmadan ve toprakla iç içe... Topraktan zarar gelmez çünkü, bizlerde öyle büyüdük. Ama sadece parkların toprağıyla olmaz, tüm çocuklarımıza araziler ve açık alanlar lazım; gönüllerince üretebilmeleri ve oynayabilmeleri için... 

Böyle bir gün oldu işte 26 Temmuz 2015; sohbet-muhabbet, Kağanımın bol bol toprakla haşır neşir olduğu (annemlerin de öyle tabii ki) ve hayatın koşuşturmasından ve telefonun çekmediği bir bölgede internetten ve teknolojinin esirliğinden uzak, dolu dolu bir gün oldu... 

Aslında bu yazının adını, Kağanımızın Bir Günlük Köy Hayatı demeliydim. Resimlerin çoğu onun halleriyle dolu gibi biraz. Bizim aileden en çok çalışan oydu valla, gönlünce tabii ki... :) Dilerim nice güzel anlarımız olur o günkü gibi, toprakla ve doğayla iç içe kendimizden ve çevremizden uzaklaşmadığımız... Sevgiler... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...