14 Nisan 2016 Perşembe

İnternet Günlüğüm 2016 - #2 - Günbatımları Dizisi (Nisan 2016)


Bu ara en çok çektiğim fotoğraf günbatımları idi, zira dün de dahil kafamı dersten kaldırdığım sırada başlıyordu günbatımı ve bende seyrine doyamıyordum  elbet. Salı günü gece itibariyle bitirdim vize ünitelerimi ve dün çalışmaya ara vermiştim. Bugün ve yarın olmak üzere de tekrarlarımı yapıyor olacağım. Yeğenim kreşe gidince başlayan ve o eve gelene dek (17:30) süren özet çıkarma mevzuuları şimdilik bitti nihayet. Ve 2 gün sonra da sınavlarım var. Artık hayırlısı...



Bu süreçten bahsedeyim derken, 2 gün önce son çektiğim resimlere bakayım bir dedim. Ve gördüğüm hep günbatımı fotoğrafları oldu. Bu yazının adı bu sebepten Günbatımı dizisi. 5 Nisan, 7 Nisan, 11 Nisan ve 12 Nisan; derken yazımın bitişinde paylaşacağım dünün günbatım fotoğrafları var bir de... Profesyonelim diyemem, ucun kıyısından bile geçmiyorum. Ama profesyonel olmayı da istemiyorum zaten, acemiliğin de getirdiği güzelliklerin değeri başka bence diyorum. Bunlar benim gözümden mesela, ötesi var mı? Benim için hatıraların en güzeli, siz okuyanlar içinse gözlemlerin ve sunuluşun en güzeli olmalı. Öyle olmasını diliyorum yani... :)


Ders çalışmaktan yorgun düşen ellerimin nihayet bu klavyeye yeniden dokunabildiğine memnunum. Yarın yazabilir miyim bilmem, ama haftasonu yine yazamayacağımı biliyorum; sonuçta sınavlarım olacak bu sefer de. Geri dönüyorum dönemiyorum, bıraktım bunu sorgulamayı. Bu sıralar sosyal medyanın diğer mecraalarında bulunuyorum, burada olamasam da. (Twitter; twitter.com/twit_dido, İnstagram; instagram.com/didolatte_)


Gün Batımları İle Meditasyon yapıyorum bu ara, onları izlerken sorguluyor ve kendimi toplamaya çalışıyorum... 

Gün batımını izliyorum ve ders çalışırken de bol bol "neden süreyi bu kadar kısa tutup uzun uzun bir sürü genel bilgilerden sınava tabi tutuyorlar?" diye düşünüyordum bu ders döneminde de. Yok bir cevabı veya çıkış yolu bunun, elbette biliyorum. Öğrenmeyi çok seviyorum ama mecburen 7 ders okuduğumdan sebep minimum düzeyde öğrenir kalıyorum, sınavlara kadar 7 dersten de sorumlu olduğum ünitelerimi bitirmeye çabalarken. O kadar çok ayrıntı, o kadar çok ince nokta var ki; bazen takılıp dikkatimi çeken yerleri "ne olursa olsun" diyerek okuyorum, zaman kaybetmeyi göze alarak elbet. Sonrasında taramalıya bağlayarak, geri kalanını öğrenmek istediğim yerleri geçici hafızama eklemek üzerine erteliyorum. Bildiğiniz gibi, hızlı ezberlemek durumunda olduğumuz hafızamız "geçici hafızamız" oluyor. Sınavdan çıkıyorsunuz, birkaç saate aklınızda kalan şeyler minimum düzeye inmiş yine...

İşte bunlara çok deli oluyorum, bu ders dönemimde de bunları düşündüm. "Neden sorgulanıyoruz bu kadar çok?" diye sordum ister istemez yine. Sorgulanmaktan da öte, gerekli gereksiz bilgileri öğreniyoruz ve hayatı es geçirmeye iteleniyoruz resmen! Örgün öğretimimdeki üniversitemde şanslıymışım çok şükür, dedim bol bol. Evet orada da çok sorgulanıyorduk, ama ben şanslıymışım meğer ya tüm kitaptan sorumlu olacak olduğumda bile son ünitelerin ağırlıklı olduğunu biliyordum. Hem Öğretmenlerimden hayata dair de, okuduğum bölüme dair de öğrenmişliğim çok oldu. Ama şimdi Aöf okurken, bu sene özellikle öğrendiğim şeyler hem çok hem de az görüyorum ki. Pekiştirme fırsatını bulabildikçe, zihin hazinemi dolduruyorum şükür ki. Ama dediğim gibi, neden bu kadar çok ayrıntıya boğuluyoruz ve süreler kısa ki?


Öğrenmek bu kadar kısa sürede gerçekleşemez ki; bu kadar hafife alınmamalı da bence...

6 dersimi yetiştirdim, 1 dersimi yetiştiremedim vizelere doğru. Tam anlamıyla öğrendiğime inanıyorum bu sefer de şükür ki, ama epey sıkıntılı bir süreç oldu yine benim için. Neyse ki, bu senenin ilk dönemindeki gibi olmadı. Ama o 1 dersimi yetiştiremememin sebebi; 4 ağır ders olarak nitelendirdiğim derslerimin tümünden, toplamda 20 üniteden sorumlu olmam idi. 20 üniteden o dersimin 5 ünitesini çıkartıyorum, zira ayrıntılı çalışamadım o dersime. Ve şimdi muhtemelen o dersin sınav sorularında ayrıntılarda boğulacağım ve geçer not almakta da zorlanacağım. Allahım emeklerimizin sonucunu almakta yardım etsin bizlere inşallah, ne diyeyim daha...

Biliyorum çok konuştum ama ihtiyacım vardı, öğrenmeyi çok seven biri oldum ama gerekli olanları öğrenmekten yanayım. Eğitim sistemimizi zayıf buluyorum. Ki ben dikkat eksikliği çeken bir öğrenci oldum öğrenim hayatım boyunca. Böyle olunca, uzun süreli çalışmalar eziyet olabiliyor. Ki bunu atlatmış olmama rağmen, zorunluluktan ötürü yapılan bu uzun süreli çalışmalar çok çabuk stres ve sıkıntıya sokabiliyor beni. Öğrenmek değil, sınav geçmek üzerine çalışmak zorunda kalıyoruz biz öğrenciler. Benim de şikayetim bu yüzden... Diyeceğim o ki; çok hata yapıyoruz. Biz öğrenciler bu süreçle savaşamıyoruz. Ama en önemlisi de bu süreçle savaşamadığımız görülüyor da, çözüm bulan olmuyor.

Korkuyorum biliyor musunuz, yeni gelişecek ve gelişmekte olan nesillerimiz ne olacak bilemiyorum. Ben şanslı imişim, güzel bitirmişim okulu.. Şimdi geç bitirsem de olur, ki bu benim ikinci üniversitem. Ama yine de yapmaya ve bir an önce bitirmeye uğraşıyorum. Öğrenmeye değil, sınavlara girip çıkmaya yorulduğumdan. Bölüm bitse de bu bölümle ve birçok şeyle ilgili öğrenmeye devam ediyor olacağım. Çünkü hayatın içinden benim bölümüm. Bu sene, sınavlara ayrıntılı şekilde çalışmak zorunda kalmam beni fazla yorar oldu. Bu alana ilgim olduğu için, ikinci üniversite olarak "Sosyoloji bölümünü" seçmiştim. Ama artık sona yaklaşmışken, sınavlar daha fazla yorar oldu. Az kaldı, kendimi böyle avutuyorum. Öğrenmeyi seviyorum ama fazlasıyla gözetim altında ve sınavlar adı altında öğreniyor olmak hoş değil. Başka türlü değerlendirilemiyoruz, sürekli başkalarının belirledikleri konular çerçevesinde ve sorular altında değerlendiriliyoruz. Ve her birimiz farklı farklı iken, aynı sınavda sorgulanıyoruz (!) Çok fazlasıyla konuşulacak şey var bu konuda, ömrüm boyunca da değiştirilmedikçe sorgulamaktan vazgeçmeyeceğim konu olacak bu "eğitim mevzuusu".


Dünün Günbatımı ve Sorgulama Seansı...



Dünün sorguladığım günbatımları fotoğraflarını paylaşır ve giderim; bakalım ne zaman döneceğim... :)

Bu arada neden sorguladığıma gelince, hayal gücümü sunmadan geçmeyeceğim elbet. Ortada güneşimiz var, kenarlarında da inatla onu batırmaya çalışan güneşimiz; yarın yeniden doğacağını bildiğimiz... İlk 2 resimde bulutlarla bir meydan okuma var güneşin arasında. Ama 3. resimde iki yandan bulutlar sıkıştırsa da gösteriyor kendini güneş. 4. resimde kendi batıyor elbette, "ne olsa yarın yine doğacağım." Diye. Dünya üzerinde bitmeyecek, durmayacak, dönmeyecek sandığımız her şey, başka surette dönecek. Bunu her gün anlatıyor güneş bizlere. Doğa üzerindeki düzenin, her zerresini hayatımızda bulmaya bayılıyorum. Güneşin doğuşu, vazgeçme bölgesinin bizzat ortasında da olsak pes etmememiz gerektiğini hatırlatıyor adeta. Artık ne kadar zor olsa da!

Böyle yorumlamak ve böyle kurgulamak istedim kendimce, böyle istiyor kalbim ve zihnim işte. Güneş bulutlar onu ittirdiği için veya başka çaresi olmadığı için değil, ertesi gün daha ışıl ışıl doğup parlayabilmek için batıyor. Her yeni günü inadına, dünyamızın sahibi olduğuna inandığımız rabbimizin bize sunduğu yeni bir şans olarak görmeye devam etmemiz gerekiyor. Kendi kendime bile olsa, bu hayalimi ve gördüklerimi yazmak inanılmaz motive ediyor beni. Dilerim sizlere de bir parça olsun ihtiyaç duyduğunuz bir cümleyi sunabilmişimdir. Sevgiler... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...