13 Mart 2015 Cuma

Yoğunluk Dolu Geçti Haftamız. / (9-13 Mart 2015)



Her güne bir olay sığdı yine bu hafta, olaysız geçen günlerimiz az oluverdi artık. Allahım beterinden korusun yine de ama, Kağanım epey huysuzdu bu hafta. Bugün Cuma ve anne-babasının alıp eve götürme günüydü. Babası geldi, götürdü bile. Umarım ferahlar ve biraz olsun durulur da gelir haftaya... :)

Her haliyle seviyoruz sevgi azalmıyor ama, yorulunca sinirlerinizin zorlandığı nokta ona denk gelsin istemiyoruz işte. Ona ne yaptığını, durması gerektiğini anlatsak da, pek işine gelmiyor. Bildiğini yapıyor yine... Anne-babasını da özlüyor, yanında istiyor; ama yapacak birşey yokken de başetmek daha da zor hal alıyor. Çünkü ne sizin bir yapabileceğiniz var, ne de onun elde ettiği. Velhasıl; bu haftayı yorgun, yoğun ve üzgün geçirdik, Kağanımın halleriyle... 


Üstteki resim, Yalova Aktif Fizik Rehabilitasyonun giriş katının koridorundan, Ocak ayında çektiğim bir fotoğraf.. Işıklandırmaların yansıması dikkatimi çekmişti, hemen telefon kamerasını açıp fotoğraf çekmeye koyulmuştum bende. Velhasıl, Pazartesi günü Kağan'ımı zoraki ikna ederek haftaya yine Yalova yollarında başladık... Malum Pazartesi günü Uzay Terapi günümüz... :) Neyse ki, Pazartesi günü pek fazla zorlamadı kuzum...


Salı gününe gelince; kıpır kıpır yerinde durmayan ama bu enerjisini her dakika haylazlığa daha çok odaklayan bir Kağan vardı evimizde... Öyle ki, teyze-yeğen dolu dolu oynayarak geçen zamanımız, birden Kağanımın kalkıp annannesinin yanına giderek telefonunu temizlik kovasına atmak ile durgunlaştı. O andan itibaren, bir an önce telefonu çıkarmakla, kurulamakla ve Kağanımı uyutup icabına bakmak ile uğraşır olduk. :) Olan oldu, yapılacak tek şey kurtarma çabalarına başlamaktı. Kağanımı öğlen uykusuna yatırmakta başarılı oldum da, telefonu direk pirince yatırmaya koyuldum. Yukarıdaki Pirinç dolu kavanoz bu durumun sonucunda oluşan manzara... :) 

Telefonunuz suya mı düştü? Aklınızda olsun, Yapılacak şey şu; telefonu parçalarına ayır, bir havlu ile ıslaklığını kurula ve direk pirince göm... Sonuç kesinlikle başarılı, test edildi onaylandı. :)

Ama biz telefonu kapatıp, açma gibi bir hataya da düştük. Siz siz olun, telefonu hiç çalıştırmaya kalkışmayın. Sesi direk gitti annemin telefonunun çünkü. 1 gün pirinçte bekledikten sonra, sesi de kendisi de geldi ama şükür. Telefonu açmadan direk pirice gömmek olmalıymış yapacağınız işlem. Ama telefonun eski olmasının da etkisi çok büyük diyorlar bu durumda. O kadarını bilemiyorum tabii ki. Allah kimsenin başına vermesin dilerim...


Çarşamba Günü, kendisine ördüğüm bereyi beğenmiş olan Kağanım beresini kafasına takmaya başladı. Bu görüntüler de beni adeta mest etti. Sonunda yeğenime ördüğüm bere'yi, 1 hafta sonra kafasında görebildim çok şükür. :) Yazısını yazmıştım, burada bulabilirsiniz... Kağanım takarsa beresini, fotoğrafını da çeker paylaşırım demiştim. Ben sözümü tuttum... :)


Bu arada Çarşamba akşamı, annemle bana ördüğümüz bereyi de bitirdim. Ancak hala dikmeye fırsatım olmadı. Diker dikmez, yazısı ve fotoğrafları gelecek inşallah bu berenin de... 


Ve Perşembe yani dün akşam, nihayet ders çalışmalarıma başladım yeniden. Bu dönem de biraz zorlu geçecek, ders çalışma yoğunluğu bakımından sanırım. Eee malum dersler çook ve evimizde küçük yeğenim var. :) Dün annemler Kağanımla ev oturmasına gidince, işte beklediğim fırsat bu dedim oturdum ders başına. Sonuç 1,5 ünite bitirebildim. Ama başlangıç için fena değil diyorum ben. 


Ve dün gece yatmadan önce, bir ilk gerçekleşti; Kağanım ilk defa bir gece benim yatağımda uykusuna daldı. Bu zamana kadar çok uyuttum Kağanımı, benim için büyük zevkti onu uyurken izlemek. Ama dediğim gibi dün geceki bir ilkti. Kuzucum teyzesinin yatağında uyumak istemiş. Uykusuna daldıktan sonra annem geri yanına yatırdı... Öncesi oyun oldu tabi "fotoğraf çek" diye tutturunca, dayanamadım azıcık flaş patlattım. Sonrası gördüğünüz üzere, üstteki resim... Kağanım bu durumu da oyunu çevirdi tabii ki, gülüşünden belli değil mi? Maşallahlarınızı ve nazar değmesin dualarınızı bu tarafa alabilir miyiz? Epey ihtiyacımız var bu sıra... 

Bu hafta yeniden hayret ettim işte tüm bu olaylar yaşanırken; "hem bu kadar üzülür ve kızarken, hala yüreğimden taşan duygularla nasıl sevebiliyorum yeğenimi" diye. Böyle karmaşada olan bir ben değilim tabii ki, annem ve babam da bu karmaşadalar. Böyle böyle büyüyecek biliyorum ama, bu zor anların üzüntü dolu yorgunluğu var ya; o epey bitkin düşürüyor insanı. Sonra üstteki gibi bir gülüyor bize; teyzem, annanem, dedem, aşkım diyor, yorgunluk yerle bir oluyor. Yerini tatlı bir düşünme ve mutluluk hali alıyor; "Tüm bu karmaşaya, 5 harfli bir insancık nasıl sokabilir ki insanı; Siz deyin evlat, torun, yeğen. Bende diyeyim "Canan" Can'dan öte işte. Allahıma bin şükür verene...


Çok duygu dolu, bol konuşmalı bir yazı oldu sanırım. Ama kendimi anlatmasaydım tüm haftayı toplu halde değerlendirerek, çatlayabilirdim. Yazamadığım şu 4 günlük zaman diliminde epey yazmaya çabaladıysam da, ancak bugün fırsat oldu. Sevgilerim ve dualarım sizlerle... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...