2 Mayıs 2017 Salı

Bir Ara Sınav Haftasonundan Kalanlar - (29.30).04.2017


Bir ara sınavı daha atlatmış olmanın gururu ile yazıyorum. 30.04.2017 Pazar günü aynı gün içinde 5 sınava girdim ve zor oldu elbet, ama atlattım şükür. Sınavlar bittikten sonra Avm içinde gezerken, "Bir ara sınavı tebessüm edebilir halde bitirdiğime sevinirken" günü özçekim yapmadan bitirmemek gerek dedim. Sonuç, karşınızdayım yeniden... :)

Birkaç güne dönem sonu sınavlarım için çalışmaya başlayacağım çok geçmeden, ancak birkaç günlük izin verdim şimdilik kendime. 



Her sınav dönemi ayrı yorgunluk. 2 gün diyorum Aöf'de okumaya başladım başlayalı (2012'den beri),  sadece 2 gün sürecek. Ama o iki gün bir haftaya yayılıyor inanın ki. Dönem başladı başlayalı da çalışmaya başlasanız; evde çalışmanın stresi, iki gün içinde bütün sınavlarda çalışmama rağmen verimli olabilecek miyim merakı, yetiyor da artıyor bile... Kaldı ki, çok fazla dışarıya çıkamamamın etkisi de var bunun içinde tabii ki. Kışın olabildiğince kaslarımı ve kendimi soğuktan korumamız gerekiyor. Evden çok sık dışarıya çıkmayan birinin de, ard arda iki gün boyunca evden erken saatte çıkıp eve geç vakitte girmesinin yoruculuğuyla geçiyor ve bitiyor. Haliyle yorulmuş bulunuyorum...

Bu sebeplerden ötürü benim en verimli geçen dönemim bahar dönemleri oluyor. Havaların sıcak olması, en azından aşırı derecede soğuk-sıcak karışımında bulunacağım ortamlarda bulunmamak, fazlasıyla artı olarak yanıma kalıyor... 

Bir de bu haftasonlarından epey anı kalıyor yanıma, bu haftasonu da öyleydi benim için. Hemen günlerin özetine geçiyorum o zaman... :)


29.04.2017 - Cumartesi günü; 



Öğlen vakti evden çıkıp, Bursa'ya gittik. Tek gündü sınav günüm bu sefer ama bir önceki gün yeğenim Kağanın Bursa'da doktor kontrolü olması sebebiyle Cumartesi günü de dışarıda idik. Doktor kontrolü sonrası ailecek gezdik yine. Önceliğimiz yol üstünde gördüğümüz bir Çadır Etkinliği oldu. Ben havanın epey sıcak olmasından dolayı dışarı çıkmamıştım; birkaç senedir öğlen güneşinin bol olduğu zamanlarda dışarı çıkmanın bana alerjik etki yaptığını biliyoruz. Ne yaptı isek Kağanımı da arabadan çıkaramadık. Onun da bahaneleri vardı tabii ki; biri benim arabada kalıyor olmam, diğeri de çadırların önünde duran iki deve bir midillinin olması... :) 

Üstteki resim Pazar günü sınava girdiğim semtteki, sınav yerimin yakınındaki diğer çadır önünden. Orada ise bir deve bir midilli vardı ve ben yine dışarı çıkmamış arabada kalmıştım. Annem ve babam gezindiler bu sefer.. Ama Çadırlarda tanıtım yapan birkaç yerin ürünlerinden elbet yine faydalandım. Yediğim içtiğim bana kalsın, ben size gördüğümü anlatayım diyorum ama demeden geçemeyeceğim; Pazar günü içtiğim Şalgam öylesine marketlerde olmayanlardandı ki, o yumuşak tadı çok sevdim. Cumartesi günü de Erzurum yöresinin Cağ kebabını tattık ailecek, eniştem yoktu bir tek o da Ankara'daki eğitim seminerlerinden dönüyordu o gün... :) 

Esas olarak bunlardan değil; develerin ve midillilerin güzelliğinden, bir de o sıcağın altında durdurulmalarından ötürü hissettiğim rahatsızlıktan bahsedeceğim sizlere ben...

Cumartesi günü Özlüce'deki çadırın orada yarım saatten fazla durduk, bir o kadar da öncesinde ve sonrasında çevrede dolandık; çadırı gezdikten sonrasında Özdilek'in bir şubesini de daha sonra akrabalarla buluşabilmek için aradık durduk. Derken bu süre zarflarında, develer ve midilli hep çadırın önündeydiler. Birkaç kez çocukları gezdirmek haricinde yerlerinden kaldırılmadılar. Ve iki çadırın önünde de üstlerinde, -Pazar gününün resminde gördüğünüz gibi- ne bir çadır vardı ne de bir şey. Altlarında sadece bir sedir vardı... 

Evet, Develer dayanıklı diyoruz, zira çöl hayvanları diye biliyoruz onları. Sıcağa dayanıklılar diyoruz. Ama nereden biliyoruz ki onların burada doğup büyümediğini. O şartlar altında büyüdükleri için o şartlara alışkınlar belki de. Bunları düşündüm, sorguladım ve üzüldüm... Pazar günü sınav olduğum yerin yakınındaki çadır yerinden ayrılırken bir kadın geldi ve "hayvan haklarına aykırı işler yapıyorsunuz!" diye rahatsızlığını dile getirdi. Bir deve ve bir midillinin başında duran sahipleri, kendilerini savundular ama pek de tatmin edici cevaplar veremediler. "Dayanıklı onlar." vs bir şeyler denildi ama "neye göre, kime göre?" cevap veremediler. Kadın "Ekmek parası yiyorsan sen bundan, insaflı ol azıcık onları koru aynı zamanda. Tepelerine bir çadır germek çok zor olamaz ya?" dedi. Sonuna kadar haklıydı ve insanoğlunun insafsızlığını gözler önüne serdi yine. 


İster istemez o gün yine düşündüm; 

Yaz geliyor, çadır şenlikleri benim şehrimde olduğundan fazla yurdun dört bir yanında da olacak. O kadın gibi cesaretle bu dilsiz hayvanları koruyabilen kişiler çıkacak mı?
Dilsiz hayvanlarımızı, korunmaya muhtaç küçük çocuklarımızı ve de doğamızın devam etmesini sağlayamayacaksak, neden bu dünyada düşünen ve konuşabilen konumundayız?
Hayvan sevmek, sadece gördüğünüz yerde fotoğraf çektirmek/sevmek veya onun etinden sütünden faydalanmak mıdır? Hayır bence değildir! Bir hayvanı sevmek, onu korumak ve onu da esas bir can olarak görebilmektir. Böyle görebilmeyi her insana diliyorum...


Özdilek Park / Bursa Nilüfer 


Cumartesi gününün bir diğer olayı, Annemin amcasının eşi ve gelini ile Özdilek'de buluşmaktı. 2 ay kadar önce açıldığını söyledikleri bu Özdilek şubesini bulmakta zorlandık biraz, ilk gidişimizdi o taraflara çünkü. Ama sanırım Bursa'nın en büyük Özdilek'i olabilir bu. Veyahut benim Bursa'da gördüğüm henüz en büyük Özdilek de olabilir... 

Çok fazla kalmayacağız diye park yerinde babam arabayı park ederken annem tekerlekli sandalye almaya gitti Özdilek'in içinden. 2012 senesinden beri akülü sandalye kullanıyorum, arabamız ticari araç tarzında olmadığı için manüel ve otomatik olarak kullanabildiğim "tak-sök kullanımlı" bir sandalyem var. Kısa mesafeler ve zamanlar için, manuel kullanmak üzere ya sadece iskeletini kuruyorlar ya da Avm'lerin manuel arabalarını kullanıyoruz. Akülü sandalyem benden önce bir başkasının kullandığı bir sandalye olduğu için, akü durumundan da biraz eskimiş durumda. Allah ailemden razı olsun, sınav günlerinde bazen iki üç kez avm değiştirdiğimiz oluyor. Benim için çoğu zaman babam kuruyor ve söküyor... 

Neyse Pazar günü diyorduk; Annem Özdilek'in içinden gelirken garip bir durumla karşılaştık, Akülü sandalye ile çıkagelmişti annem. Bu durum bir ilkti, ilk defa bir Avm'nin akülü sandalyesinin bulunması ile karşı karşıyaydık. Epey şaşırmıştım doğrusu. Çıkışta yazmak istediğime karar verip, üstteki fotoğrafı çektirdim anneme. Bir Avm'nin elbette akülü sandalye bulundurması zorunlu değil ama sizce de güzel bir incelik değil mi bu durum? :)

Ben Özdilek'in bu davranışını güzel bir incelik olarak değerlendiriyorum. Bana göre, Müşteri portföyüne ve müşterilerinin memnuniyetine önem verdiğini gösteriyor bu durum. Akülü sandalyemi çıkartamaz mıydık, çıkartırdık. Ama o gün sadece yemek katında buluşacağız bir şeyler atıştırıp eve geçeceğiz diye akülü sandalyemi kurmak istemedik. Ve bizzat bu güzel farkındalık olayına şahit olduk...


Diyeceğim o ki; Türkiye'de engellendiğimiz firmaların, kaldırımların, sokakların, arabaların ve bilimum insanların olduğu kadar; bir o kadar da varlığımızı hiç olarak görmeyen, bize değer verdiğini hissettiren böyle firmaların varlığını da görebilmek çok güzel. Kendimi özel ve güzel hissettim Cumartesi günü. Daha fazla gözle görülür firmaların ve insanların da, her birimizi özel ve güzel hissettirdiği güzel bir Türkiye'de yaşamak dileğimle. Özdilek'e teşekkür ederim... :)


30.04.2017- Pazar;


Pazar sabahı; erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptık ve sabahki ilk sınavıma gittik, Nilüfer'deki İlahiyat Fakültesi'nde sınavlarıma girmeye başladım. İlahiyat Fakültesi'nde birkaç defa daha sınava girmiştim. Okulun içi de, çevresi de öyle güzel ki; kampüs alanı içinde olmamasını hiç garipsemiyor insan. Ama ben Uludağ Üniversite'sinin kampüs alanında da sınavlara girmeyi seviyorum. Konumuz bu değil elbette, konu konuyu açtı birden pardon. :)

Sabah girdiğim tek derslik sınav oturumum çok güzel geçti. Dilerim diğer derslerimin de sınavları güzel geçer diyerek sınav yerinden çıkıp, önce yakındaki çadır alanına sonra da yakındaki bir Avm'ye gittik. Biraz gezer hallerde iken bile, öğlenki sınav oturumumdaki derslerim için tekrarlarımı yapıyor halde idim. Akülü sandalyemi çıkarmamıştık yine zamanımız az diye, annemler nereye bende oraya ama ders çalışır halde idim yani tekerlekli sandalyemde. :)

O anlardaki Avm gezimiz esnasında, çocukları eğlendiren bir stand kuruluydu. O standın önündeki mağazayı gezerken annemler, ara sıra çocuklara gözüm kaymadı değil. Neden bilmiyorum, birçok sefer gözlerim dolu dolu oldu. Değişik bir histi, evde olsam hüngür hüngür ağlayacağım ama üzücü değil mutlu edici bir durumdan sebep. Çocuklar, bebeklerin saflığına ve güzelliklerine işte... 

Neyse, çok fazla değil bir saate yakın da Avm'de takılıp, biraz tatlı bir şeyler yedirdi annemler bana; zihin açıklığı yapsın diye. Sonra yine sınava girdiğim okula gittik. Kapıda bile tekrar yapmak durumunda kaldım bir dersin ama maalesef az çalıştığım iki dersi bence bu ara sınavlar için kurtaramadım. Bir oturumda dört sınava girmek, ilk defa beni bu kadar zorladı. Çünkü o sınav oturumunda sorumlu olduğum iki derse çok, iki derse de az çalışmıştım. 


Velhasıl sınav sonrasında günü sonlandırmak üzere Avm gezintisi yaparken, üstteki fotoğraflarda bile şunu düşünüyordum; "2 dersi kurtaramadım belki ama 3 dersimin sınavları güzel geçti. Güzel başladı ve güzel geçti bir haftasonu. Dönem sonu sınavlarına kaldı kurtarma şansım var. Çok ama çok çalışmalıyım belki yine, ama hayallerimi bana hatırlatan bir düzen var. Buna da şükür..." :)

Pazar gününden beri erken yatıyorum ama hala kafam bulanık bu düşünce yorgunluklarının içinde. Hayallerimi düşünüyorum, Çocukları düşünüyorum, hayvanları düşünüyorum... Birkaç güne derslere de tekrar dönmeyi düşünüyorum. Umarım dönem sonu sınavlarına kendimizi toparlar ve başarırız... Sizde durumlar nasıl? Mayıs ayına böyle bir ara sınav sonrasında girdik ya işte, güzel ve verimli bir ay da bizleri bekliyordur inşallah. Sevgilerimle... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...