13 Ağustos 2016 Cumartesi

Ağustos Da Bitecek...


28 Haziran'dan bugüne, gün itibariyle 1 ay 16 gün geçmiş bulunmakta. Uzun zamandır bu kadar uzun bir tatile çıkıp da böyle günleri sayacağımı tahmin dahi etmezdim. Ama insan özlüyor sonuçta, benim özlemem neyse de Kağanımın özlemi doruklarda...

Yolculuğa çıkmadan önceki gece, "Yazarım yazamam, o zamana dek kendinize iyi bakın." demiştim. Geldiğimizden bu güne dek 3 yazı yazabildim...

1 Aydır 575 Km. Uzakta Antalya'dayız...
Antalya'da Deniz Seferlerimiz - 2016 (Temmuz-Ağustos)
Kekova Tekne Turumuz; Bir Hayal Gerçekleşti, Beklenmedik Anda

2016 Yazına dair çok güzel anılar çok güzel anlar biriktirdim burada, yazabildiklerimi dolu dolu yazmaya uğraştım mobilden de olsa. Nihayetinde dayımların evde bilgisayarda yazabilmenin konforuna kavuştum bugünün şu saatlerinde. Yaz tatilimizden anladığım ve anlamlandıramadıklarımı yazayım dedim bugün de...

İnsanın evinden uzakta kendini dinlemeye daha fazla fırsatı oluyor bence; evdeki düzende düşünmesi ayrı, uzakta ayrı gelir hep bana... Bu şöyle bir şey, insan uzaktan daha iyi bakıyor kendi hayatına bile, kendi düşüncelerine ve de bazen de kendi yanlışlarına. Her yolculuk geçmişi geleceği geniş bir tarama yapmak için ayrı bir imkan demek bence. Ben, Antalya'ya geldik geleli bu imkanı uzun zamandır kullanmadığım kadar derin kullandım bence...


Hayatın içindeki güzellikleri gördüğüm kadar, anlaşmazlıkları da gördüm yine Antalya'da. Birine kendini anlatmak bu kadar mı zor olabilirmiş onu öğrendim. Ve birine fikirlerini kabul ettirmeye çalışmadığın halde fikirlerin değersiz ve kabul görmez algılanabilirmiş...

Daha neler neler var aslında, düşündüğüm ve çözümleyebildiğim hayatıma dair. Üst paragraftaki biraz dış dünya, yakınımızdaki bazı kişilerin anlamlandırdığım ve gördüğüm dünyası...

Dedemde kalıyoruz geldiğimizden bu yana, birkaç günlük zamanlar halinde de bir kez Mehmet dayımlarda, bir kez de Mustafa dayımlarda kaldık. Şimdi dünden beri yine Mehmet dayımlardayız. Kuşak farkından ötürü dedemle aramızda büyük anlaşmazlıklar oluyor çoğunlukla, bazen onu anlıyorsam çoğu zaman anlayamıyorum. Bu 6 senedir de böyle zaten. Allah başımızdan eksik etmesin elbet büyüklerimizi, ama eskilerin bazılarının hayatında büyük yer edindirdiği şu kalıp var ki epey bulunduğunuz ortamda nefesinizi kesebiliyor; "Büyüğüm, küçüklere söz ve yaşam hakkı yok." Neredeyse durum böyle işte...

Aldırmamam, aldırış etmemem ve saygıda kusur etmemem gerektiğinin bilincinde hareket etmeye çabalıyorum bende. Her gün daha çok. Bugün bunları neden yazıyorum bilmiyorum ama eskiden daha çok yazardım çekinmeden diye düşünüp yazmak istedim. Bazen büyüklerin anlamaz oluşlarına bozulmuyor değilim işte. Dedem çok fazla birarada olmadığımız 2 sene içinde daha da tahammülsüz olmuş bence, yaklaşık 2 Ay'a yaklaşan bu Antalya günlerimizde bunu anladım.




Ağustos da bitecek, diyorum bugün. Evimize dönmüş olacağız ve "Evet bu sene de kendimi gerçekleştirdim, kırmadan, kırılsam da söz etmeden geçirdim Antalya maceramızı." diyeceğim kendime yeniden, diyorum. Birini kırarsam diye ödüm kopuyor bazen, zira yeri geliyor çok kırılıyorum. Bir gün birini kırıldığım için kıracağım diye ödüm kopuyor işte. Mükemmel biri değilim ki bende, sabrım taşacak ve içinde bulunduğum duruma dayanamaz hale geleceğim diye korkuyorum işte.

Ama çok geçmeden şöyle diyorum; sen bu olmasın diye sabrını geliştirmeye çalışıyorsun, biliyorsun ki zamanında büyük demeden sonuna dek kendine savunmaya ve sonunda da kendi köşene çekilip ağlamaya pek alışıktın. Bunu sana anlatan ve bu durumun kendini yıpratmaktan başka bir işe yaramadığından bahseden dostun sayesinde bitti gitti bu da. Şimdi daha kendinde daha dikkatlisin...

Düşünüyorum, kalbimi de aklımı da zorluyorum. Gerekirse zararlı çıkayım da ben kırmadan ve kimsenin kırılmasına müsaade etmeden toparlayabileyim hayatımı böyle zamanlarda. Elbette her şeyi başaramam, hayatımın yolunda gittiği zamanlar da gitmediği zamanlarda ortada... Ama pes etmek ve de olumsuzluğa boğulmak istemiyorum. Öyle olduğu zaman tek ama tek zararlı ben çıkıyorum zira...

Bir dönem daha savaş ile geçiyor böylece. Diyorum ki Ağustos'da Bitecek; 8 gün kaldı Ankara'ya hayırlısıyla gitmek için öncelikle, 8 gün de bitecek. Bana verilen her şey sınav, ben bunu bildim bunu kabullendim hep. Bu sınavdan da sağ salim çıkabilmek için uğraşıyorum. Bu ara bu olsun tek derdim madem. Antalya'dan giderken geride bırakacağımız, "mesafeleri yol bazında önümüze dizeceğimiz" Dayım, Yengem, kuzenim İncimi ve de Meromu bırakacağım ve geride kalan diğerlerini. Dedemi de... Biraz uzaklıktan sonra unutacağız bile belki burada edilen tartışmaları ve amacımızın haklı-haksızı bulmak olmadığını bilerek, doğruyu yaşamak olduğunu bildiğimiz gayemizi sürdürmeye yine devam edeceğiz...


Geride mesafeler olarak yol kalsa da, görüşmeye her teknolojik imkan altında ve yeri geldiğince de her fırsatta devam edeceğiz biz; her biriyle... Ama Antalya'da sadece mutlu anıları saklıyor olmayacağım 2016 adına, anlam veremediğim durumların yoğunluğuna da üzüldüğüm ve kendimi çaresiz hissettiğim anları da hatırlayacağım... Yazmak istedim kısaca, dedemle çoğunlukla anlaşamamalarıızın bana hissettirdiklerini ve yine kendimle verdiğim savaşların hengamesini.

İyiyim ve iyiyiz bunlar haricinde demek istedim yani. Çok sevdiğim bir blogger'ın bir yazısında okumuştum zamanında, kuşak sebebiyle ninesiyle anlaşamadığı birkaç konuyu. Hak vermiştim üstelik. Yazımın sonuna gelmişken, yine o yazıyı hatırladım. Hayat bana anlamı olmayan anlam veremediğimiz anları da yaşatacağını ve bundan ders çıkarmanın yine bize kaldığını fısıldıyor bu noktada bu aralar, "fazlasıyla.". Dedemin en tahammülsüz, sinirli ve fikrini değiştirmeyeceğini belli eden bu hallerinden de bir ders çıkarmamı sağladığını görüyorum; "Yaşlansam da tahammülümü, asabımı ve fikirlerimi sabit veya sürekli değişken kılmamalıyım. Kendime ve çevreme, şimdiki mutluluğum ve huzurumla bakabilmeli ve bunu yansıtabilen bir yaşlı olmalıyım." Bu hep dileklerim arasında, bir ömür mutlu ve hayatı seven bir birey olabilmek...

Dedemi değiştiremem, getir-götür kampanyası da olmaz bu saatten sonra :), şaka bir yana bunu da yapmam zaten sanırım. O atamız, annemin babası, zor biri olduğuna göre zor şeyler de yaşamış elbet; bunu da anlıyorum. Ama ben yine de şöyle düşünüyorum, insanı değiştirmek mümkün değil ama insanın kendini değiştirip geliştirmesi şart. Böyle olabilen biri olmaya hep devam edebiliriz dilerim... Zorlaştıran değil, kolaylaştıran olalım dilerim...

Allahım atalarımızı başımızdan eksik etmesin diye eklemeliyim yine de. Ama bizleri de kuşaklar arası böyle anlaşmazlıkların gazabından ve de bu durumların anlaşmazlığının hengamesinden sağ salim çıkmayı hep nasip etsin inşallah... Amin.

Antalya'dan Sevgilerimle... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...