2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2020 Pazar

Pazar Yazısı #74 - Yılın Son Pazarı #2020

 

Yılın son Pazar gününü daha yolculamadan önce, ne zamandır planladığım bir düzenlemeyi gerçekleştirdiğimden sebep rahatlıkla giriyorum yeni haftaya... Son yazımda, yani burada bahsettiğim bir yaşadığımız alanı düzenleme mevzuunu nihayet gerçekleştirdim. Buna yıl sonu indirimleri imkan sağladı... Öncelikle, yeni yılın pazar günleri de verimli ve bizleri besleyen rahatlatan cinsten olması dileğimle. Mutlu nice pazarlar olsun hepimize... :)


Ben biten bir pazar gününe dair yazıyorum şu an ama çok verimli geçen bir günümün ardından... :)
Güne en son bir buçuk ay öncesinde kestirdiğim saçlarımın kendine gelmeye başladığını farkederek uyandım ve bunun sakinliğine kısa bir süre kendimi bıraktım. Sonra senenin son yazıları, kalan örgü siparişlerimin son ayrıntılarını tamamlamalarım ve yazı hazırlıklarıma odaklandım. Yapılacaklarım olmasına şükürle geçti bir pazarım daha... Yılın son pazarının akşam vaktini de şu üstteki kutularla ilgilenerek geçirdim. Sonucunda bir pazar daha bitti gidiyor işte... :)


Masamın altında bulunan ve bir türlü tam anlamıyla boşaltamadığım, azaltamadığım depolamak durumunda kaldığım eşyalarımı düzenledim ben bu akşam; yıl sonu indirimleri ile aldığım, 3 adet plastik kutu ile...

Üstte gördüğünüz antrasit renkteki iki kutuya, o eski kutularımdakiler sığdı; tabii ki gereksiz ve kullanmayacağım dediğim şeyleri de ayıkladıktan sonra... "Düşle İnan Yaşa" kitabını okumadan öncesinde de "düzenlemenin" fayda sağlayacağını düşünüyor ama bu kadar etki edeceğine inanmıyordum. İçimden şimdiden bile bir yük kalktı desem, inanın bana yalan olmaz! Belki de inandım, tamamıyla o şeylerin düzensizliği ve kalabalığıyla enerji alanlarımın tıkandığına. Çünkü annem tozlarını alırken yoruluyordu, bir eşya dahi eklesem bir kutu beş kutu oluyordu; bazen onları sığdırması da, aradığımı bulması da zor oluyordu!

Şimdi sadece iki kutu 4 kutuyu ortadan kaldırdı ya! Oh ne iyi oldu... Diğer bir kutu da bir büyük boy sırt çantasının içinde sıkışmış halde bekleyen defterlerimi alacak. Bu zamana kadar tuttuğum günlük, anı defteri, hikayelerim. Derken daha da rahatlayacağım bence... Hem defterlerime ulaşabileceğim, hem yazmaya daha çok odaklanabileceğim, hem de düzeni daha çok kavrayacağım bundan sonra... Sene biterken bunu yapmam çok daha iyi oldu, son bir buçuk aydır gerçekleşmesini istediğim şeydi; hazzı beni sardı sarmaladı şimdiden de... =)


Ben bu üç kutuyu indirimden aldım dedim hani, fiyatından bahsedeyim madem söz etmişken... 3 kutuyu toplam 54 TL'ye aldım, tanesi 18 Tl'ye geldi. Trendyol'da indirime girmeden önce 25 TL idi... Bunlardan önce örme sepet almayı düşünüyordum ama onların kapaklıları daha pahalı idi. Benimse pahalısına değil en işime yarayacak olana ihtiyacım vardı... Çok düzenli biri olduğumu iddia etmiyorum ama ben yıllardır biliyor ve gözlemliyorum bunu; ders çalıştığım masam dahi toplu olduğunda, daha çok odaklanıyorum anıma ve çalışmalarıma... Bu toparlama da güzel etkiledi şimdiden beni, daha şimdiden... Benim daha da iyi geleceklerine dair inancım var. Düzenleme aşkına! :) 

Sizlere de tavsiye ederim; yapabiliyorsanız, yaşadığınız yeri kullanmadığınız eşyalardan arındırın ve düzensizlikten kurtulun. Ben senelerdir birçok alanda yapıyorum bunu, çünkü biriktirmeyi ve kendime her alanda birçok şekilde not edinmeyi çok seviyorum. İçten içe biriktirme huyum var işte! Ama bu büyük kalabalıklara ve işlerin hep daha çok birikmesine de neden oluyor aslında. Bu sadece ihtiyacın kadarını elinde ve göz önünde bulundurma işine giriştiğimden beri, rahatlıktan öte gerçekten işler daha yolunda gidiyor farkettim de... Bir tek bu alanda yapamıyordum düzenlemelerimi ama birçok alanda bunun faydasını gördüğüm için de yine iyi geleceğini biliyordum işte. 

Diyorlar ki, "Az çoktur." Evet, bu felsefe bize daha rahat olmayı da daha sakin kalmayı da öğretecek bence... :)


Bu yazımı bitirmeden önce Düşle İnan Yaşa kitabında Can Aydoğmuş'un yaşadığın ortamı düzenlemek konusundaki cümlelerinden bir kıssa paylaşayım o zaman. 


Derli toplu olma durumu e-postamıza ve telefonumuza gelen mesajlar için de geçerli. Geri döneceğimizi düşündüğümüz e-postalar, telefonumuzda ve bilgisayarımızda açtığımız karmaşık dosyalar kendi içimizde de karmaşaya yol açar. Her şeyi düzenlediğinizde inanılmaz bir rahatlamaya kavuşabilirsiniz. Hayatınızda şu ana kadar yapacağınızı söylediğiniz her şeyi tek tek yazın ve daha sonra notlarınıza bakarak sırayla hepsini yapın. 
(Sayfa 32)


Yaşadığımız ortamları, enerjilerimizi, hayallerimizi ve planlarımızı yeni yılda da düzene koyduğumuz nice verimli pazar günlerinde pazar yazılarımda 2021'de de görüşmek üzere. Nice güzel pazarlara... :) Sevgilerimle...


26 Aralık 2020 Cumartesi

Upuzun Bir Yazı, Sene Değerlendirmeli - Aralık 2020

 

Upuzun bir yazı yazmayalı o kadar çok oldu ki, gündelik zamandan bahsediyorum evet ama içeriğinde seneyi değerlendirdiğim bir yazıyı yazmaya geç bile kaldım aslında. Bu yazı da öyle kalitede, hem gündelik hayattan hem de bu esnada seneyi değerlendirmelerimle dolu bir yazı olsun işte dedim. Upuzun bir yazı, çünkü geçen haftayı ve bu haftayı barındırıyor içerisinde. E bir de, tüm seneye dair gözlemlerimi elbette... :) İyi okumalar...


Geçen hafta başında, kendi evimizde uyandık ama sonrasında kahvaltımızı edip ablamlara gittik biz de babamla ve bu hafta başına kadar da orada idik yine... Annem erkenden haftaiçleri uyanıp gidiyor zaten ama biz hem uykumuzdan feragat etmemek için, hem de evi bir toparlayıp gidebilmek için böyle karar verdik. 

Haftanın ilk günü idi ve şu üstümdeki kedili kazağımı ilk defa giymiştim. Üzerinde yazan mesajı olsun, bunu alan kuzenimizin hediyesini çok sevmem ve kendime yakıştırmam olsun; çok beğenip fotoğraflar çekindim o gün... Daha instagrama koymaya girişmeden hemen önce de can arkadaşım Damla'mın camına gelen kediyi fotoğraflayıp üzerine "Aç camı bir, konuşacağım!" diye yazdığını gördüm... :) Sonra arkadaşıma sataştım, "aç camı bir ne diyecek görelim" diye. Video açtı güldük derken, o sırada kedi içeri girdi; komik bir gün oldu. Sonra kedi çıkmış, biz görüntülü arama yaptık. Günümüz güzelleşti, güzel başladı ve öyle de devam etti... (:

O kazağın üzerinde şöyle yazıyordu; "All you need is a cat.", "Tek ihtiyacın olan bir kedi." =) Siz buna ne dersiniz bilmiyorum da; "Cümlelerin gücü var, düşünceleri taşıyorlar veyahut düşünceleri oluşturuyorlar!" diyorum ben. Bir kedi güzelleştirdi günümüzü, birbirimizi arattı bize yeniden. Uzak arkadaşlar değiliz, yakınız ama bir iki haftadır konuşmaya bahanemiz olmamıştı nihayetinde yine. "Tek ihtiyacımız gerçekten bir kedi imiş meğerse!" 


2020, bu tarz mesajlarla aktı aslında işte. Her ne kadar kötü bir yıl, her şey ama her şey üst üste geldi desek de; iyi olan şeyleri de es geçmeyenlerden olmaya devam etmemiz gerekiyor. Ben bu sene mesaj içerikli olaylara da, ağzımdan çıkan cümlelere de, düşüncelerime de daha çok dikkat ettim. Ben olumlu düşünmeyi savunuyorum, pozitif olmamın faydasını hep yaşıyorum derim hep. Buna rağmen benim de eksiklerim varmış meğer, bunu çok net farkettim. Basit eksikliklerden öte, baya dişe dokunur cinsten eksiklermiş bunlar hem de...

Barış Muslu'yu tanıdım öncelikle, öyle güzel ki anlattığı ve öğretmek için emek verdiği "Neuroformat Sistemi"... Önce onun her akşam yaptığı canlı yayın öğretilerine kulak verdim, sonra Storytel üzerinden "Beynine Format At" adlı kitabına ve sonrasında birkaç canlı yayın demolarına kulak verdim. Kendime uyguladığım nice çalışmanın sonucunda birçok sorunumu çözdüm ve bedenimi daha dinç hisseder konuma geldim. Bununla ilgili bir yazı bile yazmıştım, burada bulabilirsiniz onu tekrar... =) 

Sonra bir de Can Aydoğmuş'u tanıdım bu sene, o da "pozitif düşünmenin üstadı olmuş resmen!" Çok sevdim ve çok samimi buldum... Bu ay onun bir kitabını da bitirdim, bu yazımın sonunda ondan da bahsedeceğim. Ama bu konuda şunu demek istiyorum ki; duaların, ahlaklı olmanın ve dinimize bağlı olmak için neler yapmamız gerekiyorsa, pozitif düşünmenin ve düşüncemizle kendimizi sakinleştirip hayata adapte olmaya uğraşmanın da o kadar faydası olduğunu düşünüyorum... İşte bu konuda meditasyon, zihnini sakinleştirmek ve kendini dinleyip anda kalabilmek için çok önemli. Velhasıl, sesiyle ve yönlendirmeleriyle çok iyi gelen biri Can Aydoğmuş bu konuda da. Enerjisi çok güzel biri bence, birçoğu gibi benim için de böyle. İyi ki tanıdım bildim işte onu da bu sene, İnstagram sayesinde... :))

Kediler deyince; Can Aydoğmuş'un da dediği gibi, hayvan beslemek hayvan büyütmek ve onlara sahip çıkmak gibi konular çok mühim evet. Ama bu pandemi döneminde, elime kedi tüyü değmedi. Bu bana üzücü geldi. Damlam evlenene kadar, her sene yılda birkaç kez onlara gider kedileri "Bekir"i severdim ben. Bu sene hem biz o siteden taşındığımız için, hem birkaç ay öncesinde Damlam evlenip o siteden kendi evine gittiği için olmadı işte... Geçtiğimiz Pazar günü de, Damlamın kedisi Bekir'in melek olduğu haberi geldi. Çok üzüldüm Damlam kadar. İki gün yemeden içmeden kesilmiş, üçüncü güne veterinere götürdüklerinde vefat etmiş. Kan dahi alamamışlar canımız Bekir'e... O da hayatımızın bir parçası olmuştu senelerdir, vefat etti gitti işte... Senelerdir kedi sevme hasretimi giderirdim onunla. Yerinde rahat uyusun inşallah Bekircim de...



Geçen hafta ablamlarda kalınca, yeğenlerimle de ablamlarla da bolca vakit geçirme fırsatı bulduk yine... Defnemin elini tuttukça, beni daha çok "teyze" bilmeye başlar hale geldiğini gördükçe; bu seneyi daha çok sorguladım durdum... 

Defnem bu sıra avcı oynamaya başladı, en çok sevdiği avucunu gösterdiğinde avcı oyununu parmaklarıyla göstermemiz şimdi. Kakır kakır gülüşlerini gördükçe, "oh be" dedirtiyor her birimize... 2020 gibi her yanı korku ve kötü senaryolarla dolu bir sene içerisinde doğdu, her birimiz nasıl büyüyecek endişesinde geçirdik pandeminin ilk aylarında resmen... Ama bu kuzum da büyüdü, büyüyor çok şükür... :) 

Minik minik konuşmalara başladı; "abi, baba, dede" demelere başladı, emekliyor ve emeklerken "bi bi" diye laflar çıkartıyor ağzından. Hem çok savunmasız hem de bir o kadar ne yaptığını bilirmiş gibi halleri var sanki... Bir bebeğin yanınızda büyümesi ve çocuk hale gelmesinden sonra insan unutuyormuş yeniden "bebeklerin her aşamasını". Çünkü meğer bebekler her biri ayrı alemmiş cidden... :)

2020 bize Defnemizi verdi işte. Mart 2020'de doğdu Defnecim, ablamla eniştemin ikinci çocuğu, annemle babamın ikinci torunu ve benim ikinci yeğenim. Kağanım abi oldu ya! Her değişiminin ve büyümesinin sancılarını yaşadık beraber... Canımın içi öyle sevdi ki o da Defneyi; kıskanmadı değil ama kıskandığından bile utandı yer yer. Her halini bildiğiniz çocuğun bile değişik hallerini görebileceğimizi farkettik her birimiz. Hayat bu kadar garip geldi sardı sarmaladı bizleri bu sene... Çok şükür ki!

Defnem doğdu, bizim pandemimiz de şenlendi. :) En zoru herkesin onu tanıyamaması, bu süreci dolu doluya sevdiklerimizle yaşayamamamızdı. Babaannesi ve dedesi bile gelemedi birçok ilkine, sonradan yetiştiler neyse ki; sağlık olsun dedik hepimiz... Kağanım her ne kadar her birimizden en zorlu şekilde atlattı ise de şu virüs dönemini, kardeşi olduğu bir zaman diliminde yaşadığı için bu eve hapsolmaları; onun için bile kolaylaştırdı bir nebze bu süreçleri... Sıkıldı uğraştı, yer yer yardım etti, yer yer küçük isyanlar etti. Her birimizin meşguliyeti vardı, her zamankinden çok büyük bir meşguliyet. 

Pandemi içinde bir bebeği büyütmek, anlatılmaz yaşanır derecesinde güzel bir deneyimdi. Hani bir şey sizi çok korkutur ama bir o kadar da sımsıkı tutar o anın içinde, tam hayatın içinde; aynı öyle bir şeydi... Şükürle dolu, bizi birbirimize bağlayan birçok sebepten biri daha oldu işte. 2021'de de sağlıcakla dolu günlerimiz olsun hep beraber sevdiklerimizle inşallah... =))



14 - 20 Aralık 2020 arası, örgü örmekle geçti tüm haftam... İplerimi saran Kağanım, iplerimi yere attığımda kedi gibi onlarla oynayan Defnem; yapamadığım birçok şey olsa da bu sene yine hayatımda, tutunduğum ve "olsun" diyebildiğim yanlarım oldular. Bu o kadar kıymetli idi ki tüm sene boyunca... 

Geçen hafta 3 tane siyah bere boyunluk ördüm, bir tanesini hafta başlamadan önce bitirdim... Üçü de siparişti ve bizler haftasonuna yetiştirdik ailecek onları da. Örgüsü bende bere boyunlukların, ponpon yapımları babamda, dikim görevleri de annemde. Yine çok güzel oldu örgülerimiz, bu hazzı bir şeyler üretmenin hazzını bilenler anlayacaktır. 2021 her birimiz için çok üretmeli, çok okumalı geçsin inşallah... 2021 için hepimize çok sevdiğimiz bir üretim alanında hep üretebilmeyi öneriyorum... =)

Bu sene evimizi değiştirmemiz benim şansım idi, özellikle de yıllardır hayalini kurduğum gibi hem tümden gerçek hayata, hem de iş hayatına atılabilmem için. Ama o iş hayatına atılabilmemi önce pandemi koşulları, sonra da her ne kadar uğraşsam bile şartlarını bir türlü içime sindiremediğim "ekpss sınavı hazırlıkları sürecinin istediğim gibi gitmemesi" hep engelledi durdu beni... Evet, kendim yaptım her birini. Tüm koşullar elimden geleni yaptırabilecek pozisyona getirene kadar çok zorladı beni. Strese girmemem gerekiyordu, yeniden sınavlara çalışıyor olmak bile zorluydu benim için. Yapamıyor olmayı da düşledim, yapabilirsem olabilecekleri de. Ama elimden gelenler çok az noktada oldu... Sağlık olsun, diyebilmeyi bildim nihayetinde şükür ki.


Bol bol örgü ördüm bu sene de. Kağanımla yumaklar yaptık, ördüm. Kitaplar okuduk, ara verdim ördüm. Filmler ve diziler eşliğinde ördüm. Arkadaşlarımla telefon konuşmaları sırasında ördüm... Ürettikçe içim huzurla doldu, ürettikçe rahatladım aslında. Üretimi tüm ülkeme diledim de ördüm. Bunlar bana çok ama çok iyi geldi. İnanır mısınız, ki bana bile garip geldi; 2020'de örgü örmek bana daha büyük bir haz verdi. Sanki tutunmam gereken bir uğraş aradım ve en çok örgüye sığındım. 2020 sığınılacak birçok alan arattı bana, ben döndüm dolaştım en çok örgüde soluklandım... :)

Gözümün önünde filmler veya diziler aktı, yanımda Kağanım kitap okudu, bana sorular sordu ve sohbet etti. Küçük yeğenim Defnem uyudu... Sohbetler edildi, sakince oturuldu veya uyunuldu; durduğum anlar da oldu ama çoğu müsait anımda elimde örgülerim vardı. İyi ki dedirten bir güzel meşguliyetim idi... 

2021'de hem sınırımı bilmeyi hem de bu meşguliyetimden kendime bulduğum hazzın yaratıcılığını da katabilmeyi, korkmadan üretmeye devam edebilmeyi diliyorum yine. Ve cümlemize de...



Aralık ayında Farmasi benim için verimli bir uğraş oldu. Siparişlerimden kazandığım da oldu, ihtiyaçlarımı alıp kazançlı konumda olduğum da... Aslında en çok Kasım ve Aralık ayında, "Bu benim ciddi ciddi işim olsun artık" istedim. Bu isteğe ulaşmak için bir şeyler yapmayı daha çok ciddiye aldım Kasım ayından bu yana... Ekip kurması çok zorlu ama onu da bir şekilde başarabilmeyi istiyorum daha da fazla.

Tüm sene boyunca kabullenmemek için uğraştım da, şu son iki ayda "normal iş hayatında bir yerim olamayabileceğini" de kabullendim aslında... Bu olumsuz düşünme değil, ben hep olabileceğini takmıştım kafaya ya; ötesini düşünmek istememiştim sonra. Ama artık diğer ihtimalden de devam edebilmem lazım. Şartlar neyse ona yönelip, oradan çabalamayı bırakmamak... 

Olumlu düşüncenin tabiatında da bu var; bir tek yoldan olmuyor hayallerim diye, tamamen olmasını istediğim gidişatta ısrar etmem meğerse gereksizmiş. Vazgeçmemek gerek ama yön değiştirmekten de korkmamak gerekirmiş... Ben bunu senelerdir yapmaktan uzak durdum. İstediğim hayata atılmaktı.. O adımı atmak için o kadar bekledim ve bu sene olacağına o kadar sevindim ki. Birçoğu gibi pandemi benim için de bir hayal kırıklığı idi ama tam yolunda gidiyor hayat benim için derken, büyük bir hayal kırıklığı çöreklendi üstüme... 

Velhasıl, 2020 hep bir çözüm süreci gibiydi diğer yandan. Çalışma hayatına istediğim şekilde bir kapı olamadı ama kendi kapılarımı da kapatmama kararımı almam zor oldu. Örgü örerek kazanç elde etmek, iş hayatının başka bir kapısı benim için. O küçük bir gelir gibi, zira her zaman alıcısı olmuyor. Değer verenleri de kıymet bilenleri de az doğrusu... Ama bir işim olsun; çalışma hayatına atılabilsem de atılamasam da elimde bir gelirim olsun dediğim ölçüde ve de yine hayallerimin izinde yürüyebileceğim demektir. 2020 yılında verdiğim en doğru karar, durmaktan vazgeçip; beklemeyi bir kenara bırakıp, devam edebilmeyi de bilmekti...

Son Farmasi siparişlerim bu hafta başında geldi. Dolu dolu bir paketti, siparişlerimle ve ihtiyaçlarımla dolu... Devam edebilmeme yardımcı olacak nice aylar da var önümde. 2021'de iş hayatıma devam edebilmem adına eğitimler de almayı düşünüyorum şimdi. Udemy sitesinde "network marketing" üzerine güzel eğitimler buldum bugün. Ama önümüzdeki aylarda almayı düşünüyorum. Öncelikle Udemy sitesindeki ücretsiz eğitimlerle sistemi anlamaya ve bana faydası olabilecek mi bakacağım... 

Hedeflerim var bu alanda, Farmasi dünyasına ilk adım attığım zaman diliminden de daha fazla. Umarım cümlemizin hayalleri hedefleri gelişir ve güzelleşir bu yeni yılda... :))



Bu hafta 23.12.2020 çarşamba günü, sağlık ocağından çağırıldığımız üzere "zatürre aşımızı" vurulmaya gittik annemle. Bu bizim ilk zatürre aşımızdı annemle beraber... Bu zamana kadar hiç zatürre aşısı vurulma gereği duymamıştık ama bu sene durum başka... Doktorlarımız, kronik rahatsızlıklarımız dolayısıyla gerek gördü bize de...

Çarşamba günü babamla uyanıp kahvaltımızı yaptık, sonra da ablamlara gidip annemle Defnemi alıp sağlık ocağına gittik. Kağancım son birkaç aydır kısa süreli evde yalnız kalabilmelere başladı. Bu bile çok büyüdüğünün göstergesi bizim için... :) 

Sağlık ocağına gittik ama üst üste iki maske ile gittim ne olur ne olmaz diye. Saat 13.00'da sağlık ocağı açıldı ve ilk bizim işlemimizi gördü hemşire. Ben sağlık ocağına alırlar sandıysam da, annem sağlık ocağına girip çıktıktan sonra, engel durumum ve kronik rahatsızlıklarım sebebiyle riske atmamak için arabada vurdular aşımı sağolsunlar. Ne acıdı ne de çok sızısını hissettim o an ama zormuş meğer zatürre aşısının sonraki yan etkileri... :/ İki gün gece uyutmadı kol ağrısı ve şişliği. İlk gece çok keskindi, ikinci gece hafifledi ve üçüncü gece de geçti neyse ki...

Önce ben, sonra annem aşısını vuruldu ve annemleri bırakmaya döndük ki o gün ablamlara; annem "hadi gel sen de bizimle yukarıya, beraber döneriz akşama da" dedi. Tamam madem, dedim... Akşama kadar beraberdik annem ve yeğenlerimle, çay içtik Defnemle oynadık; derken akşam da babam almaya geldi ve işlerimizi de halledip eve döndük beraber. Yeğenlerimle üç günde bile yine özleşmiştik, beraber takıldık annem ve yeğenlerimle...


Ama o gün çok net ve biraz rahatsız edici bir şeyi farkettim... Son dakika kararı olarak ablamlara gittiğim için annemle; elim boştu, uğraşım yoktu. Telefonumun şarjı bile azdı işte! Bu bana büyük bir eksiklik gibi geldi... "Ben ne çok alıştırmışım kendimi, meşguliyetin bağımlısı mı etmişim kendimi?" diye sorguladım. 2020'yi bir kaçış gibi mi kullandım bilmem, son zamanlarda kaçışlarım hep meşguliyetlerime doğru oldu. Sakinleşmeye çalışıyorum son zamanlarda ama "işim gücüm var neticede, acaba kafaya biraz da ben mi takıyorum?" diyorum bir yandan da. 

Neticede siparişlerim olduğu için örgüye boğuldum şu sıra, evet yetiştireceğim diye son zamanlarda daha çok ördüm ve elimden kimi zaman yatana dek düşüremediğim tek uğraşım oldu... Çalışıyor olsam işyerinde işimin başından kalkamadığıma içerlenecek miydim ki? İçimde ne depremler ne savaşlar var, ben son 6 ayda bunlara dair özel anlatımlar yapamadım bloğumda. Bunun eksikliği ve garipliği de sonradan düşüncelerimi boğdu tabii ki... 

2021'de daha çok yazabilmeye dönmeyi umuyorum kendime öncelikli konumda bir de... :)




2020'de çok kitap okumayı istedim yine, 50 kitaptı okuma hedefim ama yine kavuşamadım ne yazık ki... Evet, önemli olan çok okumak değil ama okumayı devam ettirmek sonuçta. Böyle avutuyorum kendimi... 32. kitabımı 24.12.2020 günü bitirdim. Bitirdiğim "Düşle İnan Yaşa" kitabı, benim 2021'de başucumda olmasını istediğim kitap oldu ve beni o kadar iyi hissettirdi ki...

Ben pozitif düşünce içerisinde olmayı uygun görüyorum derken, çok eksik olduğum noktaları buldum kendi içimde. Bu seneki sorunlarıma eksik kaldığım noktaları son 2,5 aydır karşılıyor kitap içeriği ama öncesindeki birkaç öğretiyi de "Can Aydoğmuş"un video içeriklerinden öğrendim zaten...

Size kısaca özetleyecek olursam, "Cümlelerine dikkat et, düşüncelerine dikkat et ve hayal bile edemediklerine dikkat et!" Son maddenin o kadar önemli olduğunu düşünmezdim, öbürlerini çok umursarken. Meğer o da tamamlıyormuş işte. 2020'yi değerlendiriyorum ama hazır biterken öğrendiklerimi de uygulamaya çoktan başladım kendim adına esasında... Bunu söyleyebiliyor olduğum için çok da gurur duyuyorum kendimle...

Kitaptan çok bahsetmeyeceğim ama Can Aydoğmuş hep şunu söylüyor, yaşadığın ortamdaki eşyalar dahi enerjilerini etkiliyor. O alan seni ya iyi ya da kötü etkileyebiliyor... Dağınıklık toparlanamamayı, düzensizlik işleri yoluna koyamamayı ve düşüncelerine sahip çıkmama "ne yaptığını bilememeyi" sağlıyor... Bundan ötesini okumak isterseniz kitabı alın derin. :))

2021'de ben Can Aydoğmuş'un diğer kitaplarını da okumayı istiyorum kendi adıma. Ama o zamana dek, youtube kanalındaki tüm videolarını da izleyip daha da bilgilenebilmiş olmak istiyorum tabi...


Ancak kişiler kendilerini isterlerse onlara yardımcı olabilirsin, kişilerin özgür seçimlerine saygı göstermek durumundayız. Demem o ki evinizdeki dengeyi önemseyin. (Sayfa 32)

Olumsuz Kodlamalarınızdan Arının, Ruhunuza Yeni Kodlamalar Giydirin… (Sayfa 89)


2021'de daha fazla geliştireceğim, olumlu olan herşeyi hayatıma çekeceğim, kendimi daha güzele ve daha da hayırlısına hazırlamayı ihmal etmeyeceğim... Hayatımı seviyorum, kendimi seviyorum, zorlu geçen bu senenin içindeki tüm olumlu öğretileri kabul ediyorum ve olumsuzları serbest bırakıyorum.. Ben, ailem ve de çevrem; tüm evrenle beraber olumlu olan her şeye açığız. Her şey 2021'de daha da güzel olacak... =)


Önümüzdeki haftaya planladığım diğer yazılarımda; 2020'de okuduğum kitaplarımı, en çok kullandığım uygulamayı ve irili ufaklı planlarımı konuşacağız. 

Okuduğunuz ve orada olduğunuz için teşekkürlerimle. Görüşmek üzere, Sevgilerimle... :)


12 Aralık 2020 Cumartesi

Motive Edici Bir Hafta - Aralık 2020

 

Beni çok iyi hissettiren ve meşgul olduğum her güne çok şükrettiğim bir hafta oldu bu hafta... Her günüyle dolu dolu ve "Aralık boyunca bitirmem gerekenleri planladığım üzere devam ettirebildiğim" bir hafta oldu ve olmaya devam ediyor şükür ki... :)


Haftaya bir atkıyı bitirmiş olarak başladım öncelikle; Antalya'dan Meromun iş arkadaşı bir erkek atkısı yapmamı istemişti benden, geçen hafta bitirmiştim ve bu haftanın ilk günü püskül yapımıyla başlamış oldu... Üstteki örgü, atkımın örgü işlemi bittikten sonra katlanmış halde görüntüsü ve alttaki ipim de diğer bir siparişim olan "bere boyunluklarıma başlamadan önceki yumağımın fotoğrafı"... =) Önceki haftayı örgüyle bitirdik, örgüyle devam ettik yani... Bu benim için şükür sebebi oldu bu sıra... 

Kasım 2020'deki Ekpss sınavımdan sonra iyice kabullendim, epey bir süre daha iş hayatında tamamiyle aktif yer alamayacağım. Özellikle de şu koronavirüs ortamında, bir süre daha göremeyeceğim aktif iş hayatında yani bir işyerinde çalışamayacağım belli ki! Bunu son iki üç haftadır iyice kabullenmek, azıcık canımı acıtsa bile ferahlattı da...

İnsan kendi uğraşını, işini ve emek verebileceği noktayı bulmak için belki de illa genel geçer yöntemler olsun diye diretmemeli... Yeniden kabullendim ve bunun için uğraş vereceğim. El emeğimle, network marketing işimle, yazılarımla ve kendi uğraşlarımla; kendi yolumu öyle böyle bulacağım ve vazgeçmeyeceğim bekleyerek olası ihtimallerimi... İşte böyle başlattık bu haftayı, bu düşüncelerimle... Siz çalışıyor musunuz? İş hayatında yer bulabiliyor musunuz? Bir engelli olarak; çalışma saatleri düzenlemesi ne bizim bedenlerimize uygun, ne de iş hayatında o kadar yer bulabilmemiz kolay... Keşke kolay olabilseydi...



Salı günü, bir kargo mesajıyla uyandım ama mesajın geldiği kargo şirketinden beklediğim bir paketim yoktu! Öğlen kapıma gelene kadar, nedir acaba ve yanlış mesaj mı ki? diye sorguladım. Sonra evde yalnız kaldığım sırada öğlen kapı çalındı, sonra telefonum çalındı ve kapıya bıraktı kargo görevlisi paketimi...

O günü hem merak içinde, hem de örgü uğraşım ve film izlemelerimle devam ettirdim. Akşam annem ve babam geldi, kargo paketini merakla açtık, içinden üstteki kar kürem notum ve arkadaşımla fotoğrafımız çıktı... Liseden üniversiteye 6 sene sınıf arkadaşlığını paylaştığımız ve hala görüşmeyi sürdürdüğüm arkadaşım Haticem, bana yeni yıl hediyesi göndermiş. :) O kadar beklenmedik, o kadar güzel bir sürpriz idi ki; kutuyu açana ve fotoğrafı görene kadar kimden olduğunu anlayamamak, içinden o kartı çıkarıp okuduktan sonra hediyeyi içime sindirmek ve "ne kadar şanslıyım, ne güzel bir arkadaşlığımız var!" dediğim bir an idi. Çok şükür ki...

O gün Haticemin bana hissettirdiği şu oldu, "Arkadaş, hiç beklemediğin anda kendini daha ne kadar özel hissedebilirsin bilemeyeceğini bildirendir." Böyle arkadaşlarımız olabildiği için ne mutlu ve böyle arkadaşlar olabildiklerimizle ne mutlu bizlere... =) Tekrar teşekkür ederim Haticeme, bu blog günlüğüme çok güzel bir hatıra daha bıraktık beraber. Benim de bir kar kürem oldu böylece, yeni yıla ışıl ışıl yeniliklerle ve hayal kurduracak görselliği olan bu kar küremdeki peri kızımla beraber! :)


Sonra Aralık ayı siparişlerim geldi Perşembe günü, onları seve seve paketledim sahiplerine özen içerisinde ulaştırmak üzere... Bu sefer, bir tek ürün harici hepsinin sipariş olması beni çok mutlu etmişti. Bir kişi hariç son iki gündür teslim ettim sahiplerine, ama birini daha önümüzdeki günlerde iletebileceğim sahibine. Aralık fırsatları daha da güzel bu arada. Yıl sonu indirimleri çok, fırsatlar çok; başarabilir miyim bilmiyorum ama ilerlemek istediğim ve iş bilmek istediğim şekliyle, yerini bulmak istediğim iş fırsatım da çok...

Ocak kataloğunu inceledim, planlarımı tazeledim o gün ve bundan sonra ekibimi büyüterek ilerlemek için uğraş verme kararımı sürdürmeye devam ediyorum... Beni ne kadardır olursa olsun takip ediyorsanız, benim ekibime sizler de davetlisiniz. Gelin beraber satalım, ekip kuralım ve beraber büyüyelim? Ne dersiniz? :) Bana e-posta hesaplarımdan veya yorumlardan ulaşabilirsiniz...



Ekim sonundan beri okuduğum kitaplarımı bir türlü noktalayamıyordum... Bu hafta elimdeki yarım kitaplarım ve okuduğum kitaplarımla beraber, okuma listemdekileri de okuyup bitirmek üzere geri döndüm okumalarıma. Son üç gündür elimde "klasiklerden" bir kitap, Kolera Günlerinde Aşk vardı. İlk gün 50, ikinci gün 50, üçüncü gün tüm gün olmak üzere 142 sayfa olmak üzere; 150. sayfadan devraldım kitabımı ve nihayet bugünün ilk saatlerinde bitirdim... Yani kolay olmadı, elimde çok süründü ama bitti şükür ki.

Hani birçok klasik kitaptan sonra deriz ya, "bu kitap nasıl klasik olmuş?" diye; aynen öyle dedim, nasıl bir klasik bu ve bu kitabın içeriğindeki aşk mı "yüzyılın aşkı ve sabır dolu aşk?" Okuduğuma şaşkınım, okuduğuma kızgınım, okuduğum hikayeyi beğenenlere bile kızgınım bu sefer! 

Florentino Ariza, ilk aşkı Fermina Daza tarafından terkedilince; 53 sene boyunca aşkına tekrar kavuşacağını düşleyen ve bunu beklerken bir sürü kadınla da yatmayı ihmal etmeyen, ama dönüp dolaşıp "bir tek Fermina'yı sevdiğini düşünerek ve söyleyerek, ona sadık olduğunu düşünen" bir erkek karakter! Bu erkek karakter öyle bir karakter ki, 60'ından sonra kendisine emanet edilen genç bir öğrenci kızla bile cinsel ilişki yaşıyor birçok kez ama aşkına çok sadık! Ne zaman sevdiği kadının eşi ölürse, işte o zaman yeniden benim olacak diye hayal kuruyor... Hayaline de nasıl oluyorsa bir şekilde kavuşuyor...

Yorucu, sinir bozucu da olsa; söylenen ve övülen o ki, güya bir hastalığın pençesinde geçirilen senelerde "soylu bir aşkın" hikayesi imiş. Bu kitabın klasik olmasından çok, 1982'de Nobel Edebiyat ödülünü almış olması beni çok üzdü. Kitabın tek sevdiğim noktası, yanlış hikayeler ve güzellemelerle dolu bir kitap da olsa, bazı sözlerinin çok doğru olduğuydu. Birkaç cümle için, 3 puan verdim "1000kitap hesabımda" ama gel gelelim sonunu sadece mutlu sona bağlayacaklar mı bunca rezillikte sonra diye okudum! :/

Diyeceğim o ki; her kitap klasik diye güzel değildir, her klasik de her kitap da güzel değildir işte... Bazı saçma şekilde övülmüş yanlışlarla dolu kitapları övmemeli ve okutmamalıyız. Klasiklerden boş yere kaçmıyorum, yanlışların en çok anlatılıp övüldüğü kitaplar bunlar. Marquez, şiirlerini severek okuduğum bir yazardı ama ilk okuduğum romanıyla bitti gitti okur yazar ilişkimiz maalesef. Çünkü birçok kitabında "pedofili" ve sapkın davranışlar doğruymuşcasına yazılıymış. Bir kitapta aradığım hikaye bu değil, hayatın içerisinde "Türkiye" gibi bir ülkede duymaktan en üzüntü duyduğumuz konuları savunmamalı ve savunulmasına da fırsat vermemeliyiz bence... 

Beni bu hafta motive edemeyen tek olay bu kitabı okuyup bitirmem oldu aslında. Ama iyi ki okudum, okudum ki okumak istediğini söyleyen küçüklerime ve büyüklerime bunun yanlışlığını anlatabilirim artık! Öyle avutuyorum kendimi... :)

Beni okuduğunuz için teşekkürlerimle, mutlu haftasonları ve yakın zamanda yine görüşmek dileğimle... Sevgilerimle... (=


26 Kasım 2020 Perşembe

İlkler, Yenilikler Ve Yeniden Devam Etmeler - İnternet Günlüğüm 2020 #2 - #Kasım


Geçen hafta bir sınavı daha (Ekpss 2020) atlatmamın ardından, bir rahatlıkla başladım yeni haftaya. Pandemi dönemine rağmen yoğun bir hafta geçirdik sonrasında da, çok az kendimi normal hissettim ama sonra çabuk toparlanıp "yeni normalleri" es geçmeden günlerimize devam ettik... :)

Bu haftanın ilk yazısı günlük tarzında, geçen hafta ve bugünden notlarımla olsun istedim. Bu hafta bir güzel uğraşlara gömüldüm yeniden, yazmak isteyip çabuk yazı yazamadım yine bu sefer.. =) Umarım haftanın kalanında da buralarda olacağım ama...


Geçen haftaya Salı günü Bursa'da bir işimizle başladık; annem, ablam, ben ve küçük yeğenim Defnem ile... Bursa'ya gitmeyi anormal sayacağımı hiç düşünmezdim ama artık anormal bir durum görünür oldu ya bu ara. Son zamanlarda "hastane randevularıma ve sınava gidip gelmemizin" ardından; iki gün sonra da randevulu bu işimiz için Bursa'da bulununca, "ne çok gittik bu sıra Bursa'ya, maşallah" dedim kendimize. Sağlıklı günlerde, daha sakince ve "iş odaklı olmasa da" yine rahatça gidebileceğimiz günlere kavuşalım inşallah. Doğdum doğalı Bursa'da yaşıyor olmama rağmen, çok gezilecek ve görülecek yer biriktirdim yine! :)

17.11.2020 Salı günü idi işte, o gün farkettik çok yolu unutmuşuz. Öyle basit yollarda kaybolduk bir iki kez, öyle basit yolları kaçırdık! Aile geleneği olarak, çoğu gittiğimiz yerde yol kaçırma veya kaybolma gibi durumları hobi edindiğimiz için; artık gülüp geçiyor ve eğleniyor haldeyiz. =))



18.11.2020 Çarşamba günü bir ilki daha gerçekleştirdik hayatımda, ilk defa evli bir arkadaşımın evine gittim; çocukluk arkadaşım Damlamın... :) Öyle garipti ki, evleneli bir seneden fazla oldu ve o zamana denk gelen bir başka akraba düğünü sebepli düğününde de bulunamamıştım zaten. Evlendikten sonra dışarıda ve bizim evde birkaç kez görüştük ama evine gitmemiz "koronadan sebep" hep ertelendi durdu sonra. Korona çıktı çıkalı da hiç görüşmüyorduk zaten... 

İnsanın "korona, sen sevdiğini 1 sene sonra görünce ona sarılamaması nedir, bilir misin?" diye sorası geliyor! bu ara. Ama hala isyanlarda değilim... Artık alışmış olmak da değil bu, olması gerekiyordu ki yaşıyoruz diyebiliyorum.. Her şerde bir hayır vardır. "Korona zamanında, sağlıcakla 3 kız görüşüp buluşmak ve kız kıza bir akşam geçirmek nasip etti" diye hatırlayacağız bir ömür çok şükür... :)

Damlam bizi çok iyi ağırladı o akşam da; akşam yemeğimiz, çay keyfimiz, tatlı ve kahve keyfimiz evlere şenlikti! (= Pandemi döneminde en iyi ağırlandığımız misafirliğimdi resmen! Öyle güzel bir evi vardı ki, öyle de mutluydu. Hep daha mutlu olsun inşallah... :) Bu hafta çarşamba da, diğer arkadaşımızın evine gidecektik; bu sefer de Damlamla misafir olacaktık ama şimdilik iptal ettik. Bir dahaki zaman dilimlerinde inşallah... :)

Velhasıl, arkadaşınızın evinde olmak öyle güzel ve gururlu bir şeymiş ki. Arkadaşım evleneli bir yıl olsa da, korona bu kadar geciktirmiş de olsa; o gün o kadar memnun ve şükür doluydum ki yine... Bu kolaylığı bana-bize yeni evimizin girişten olmasının sağlamış olmasına, çocukluğumuzu geçirdiğimiz canım kardeşlerimi yuvalarını kurmuş görebildiğime ve böyle bir dönemde bunu gerçekleştirebildiğimize... 

Nice alışkanlıkların başlangıcı olmuş olsun sağlıcakla nice ilklerle de yaşayalım inşallah... :))


Geçen hafta çarşamba günü kendim için Çiçek Sepeti'nden sipariş ettiğim yüz temizleme cihazım da geldi bu arada... Kendim için ilk defa böyle bir yeniliğe gittim! Çok makyaj yapmam, bu tarz cihazları da pek denemezdim ama bu sefer bu cihazın etkisini denemek istedim. Çarşamba günü geldi, Cuma günü kullanmaya başladım ve bugüne kadar 4 kez kullandım. Şimdiye kadar kullanım sonrası rahatlık hissinden de çok memnunum sanırım... :)

Benim jelim internet üzerindeki ürün tanıtım videolarındaki kadar köpüren bir temizleme jeli değil. Ama kendim sürdüğüm zaman temizlemesi zor olan jelimi, cihazımı kullanarak cildimi yedirdikten sonra cildimden arındırması çok kolay oluyor! Öncelikle bu özelliğini sevdim ürünümün.

Sonra, akımı başta yoruyor beni sandım ama masaj özelliğini orta şiddette çalıştırıp başladıktan sonra, tüy gibi geldi çalışma hızı bana. Sadece şimdi daha fazla bile olabilirmiş diyorum doğrusu. Ama bu ilk deneyimim için yetiyor bana...

Başlangıçta önce jeli cihazın üzerine döküp suyla ıslatmış ve denemiştim ama olay başka imiş... Cildimi ıslatıp jeli üzerine sürmem gerekiyormuş ve sonrasında cihazı kuru halde çalıştırıp cildimde gezdirmem gerekiyormuş. Kendi programı bitene kadar yüzümün her yerine jeli yedirmesini sağlıyorum. Cihaz kapanınca da; önce cihazı suyun altında yıkayıp jelden arındırıyorum, sonra da cildimi yıkıyıp kuruluyorum. Kesinlikle cihazsız kullanımımdan daha iyi arınıyor cildim ve daha pürüzsüz oluyor bir haftadır... :)

Tavsiye eder miyim? Elbette tavsiye ederim... Ama öncelikle ürünün kullanımını ve memnuniyetinizi anlamanız açısından, benim gibi cuzzi fiyatlı muadillerini alıp deneyebilirsiniz. Ben araştırıp buldum, bu ürünün yorumları da hep iyi olunca; beni birkaç ay olsun idare edebileceğini düşündüğüm bu ürünü buldum. 25 TL'ye ücretsiz kargoyla satın aldım. Arkadaşım da benim gibi zamanında muadillerinden biriyle denediğinde 5 ay idare etmiş. Onun da deneyimine dayanarak, beni de bu ürünün epey bir süre idare edeceğini düşünüyorum doğrusu... =))


Sonra bu haftaya geçmeden haftasonunu da dolu dolu geçirdim işte kendimce... Önce Cumartesi günü üstte gördüğünüz kahverengi örgü parçalarımı bitirdim, kimono tipi hırkamın parçaları idi bunlar. Dikim için sıra bekliyorlar şimdi ama sonucu ben de çok merak ediyorum... :) 

Pazar günleri sanırım yarım bırakılan kitaplara dönmek için en güzel gün... Geçtiğimiz pazar (22.11.2020), birkaç ay önce yarım bıraktığım Sofie'nin Dünyası kitabımı okumaya geri döndüm. Geçen aylarda okuduğum sırada bu kadar ilgimi çekememişti, demek ki zamanım şimdi gelmiş bu kitabı okumak için... 

Üst kolajdaki fotoğrafta paylaştığım kitap sayfasından fotoğrafta bir alıntı kısmı var, orada salgın hastalıklarla ilgili diyor ki;

"Daha önceleri Yunanlılar hastalıklardan da tanrıları sorumlu tutmuşlardı. Bulaşıcı hastalıklar çoğu kez tanrıların verdiği bir ceza olarak kabul edilirdi. Ama eğer tanrılara gereğince kurban sunulursa, insanları iyileştirebilirlerdi.

Bu anlayış kesinlikle sadece Yunanlılarda görülen bir şey değildir. Yakın dönemde modern tıp bilimi gelişinceye kadar, her hastalığın doğaüstü bir nedeni olduğu inancı çok yaygındı."
Sayfa 65 (Sofie'nin Dünyası - Jostein Gaarder)


Kitabı okurken bugünle bağdaştırdığım o kadar çok nokta vardı ki! Hala bugün olmuş, koronayı da nice hastalığı da ceza olarak gören insanlarımız var; ne yazık ki... Evet, bir nevi uyarı görülebilir ama ceza olduğunu asla düşünemiyorum ben. Bu inanış insanları zora sokan ve acayip noktalara götüren bir durum değil mi sizce de? Bana kalırsa, herkesin etkilenmeye başladığı şu dönemde, herkese ceza mıdır sizce? Kurunun yanında yaş da yanıyor durumundayız! Hangi hemşire veya doktor hasta olmadan atlattı şu anları mesela? Onların her birinin sağlık amaçlı çalışmaktan başka ne gibi suçları oldu da her biri bu kadar büyükle sınanıyor o vakit? 

Düşünüyor ve düşündürmek istiyorum sizlere de... 28 yaşıma geldim, sadece korona değil nice hastalığı "Allahın bir cezası" olarak görmelerinden sebep insanları hor görmelerinin altında çok büyük bir destursuzluk var bana kalırsa. Sofie'nin Dünyası'nı okuyorum şu ara, birkaç ay öncesine kadar düşünmek istemediğim kadar düşünmeye açıldı gözüm kulağım esasında; o sebeple ilgim bu kitap üzerinde bu sıra... =)


Bu haftaya da gelince; bir önceki haftasonuna doğru aldığım iki siparişim için hafta başında örme hazırlıklarımla başladım, şükür öyle de devam ettiriyorum... :) 

Bu hafta bol dizi izliyorum, bol örgü örüyorum. Hep yeni bir şeyler yapmak hevesimle, dün gecenin karanlığında alt komşu sesinden sabaha kadar uyuyamayıp uzun uzun internette takıldım mesela. O kadar garip geldi ki, sanırsınız bir sene öncesine kadar sabahlara kadar uyuyamayan ben değildim! :) Gerek pandemiyle gerekse de Defnemin doğumundan sonra uyku düzenim oturdu yeniden benim de; artık kabulleniyorum. Yani demeyin, pandemi bizi mahfetti; bir o kadar da hayatımıza olumlu etkileri oldu!
Sonra bu hafta için yazmak istediğim birçok şeye odaklanamadım ama kafamda yazıyor çiziyorum bir şeyleri hala. Olur da içime sindirirsem, yine buraya da yazacağım... Yazamıyor olmam bile dokunmadı bu hafta bana, öyle bir rahatlamış ve yeniden devam etmeye sakince hazır durumdayım ki; "çok çabuk geçer bu durgunluk da, sağlıcakla inşallah..."



Geçtiğimiz hafta gibi bu hafta da; ilkler, yenilikler ve yeniden devam etme uğraşlarımla geçti gidiyor işte. Ben bu yazımda yazdığım bu kadar şeye rağmen, eksik birçok cümlem olduğunu hissediyorum ama takılmayacağıma dair söz verdim. Ne de olsa, burası benim İnternet ortamındaki günlüğüm... =))

Okuduğunuz için teşekkürlerim ve sevgilerimle...
En kısa zamanda yine burada görüşmek üzere! :)


15 Kasım 2020 Pazar

Pazar Yazısı #73 - Ekpss 2020


Bir pazar gününden ve pazar yazısından daha merhaba... :) Bir buçuk haftalık aranın ardından, yeniden burada olmaktan dolayı mutluyum ve içimi ciddi anlamda dökmeyi yine çok ama çok özledim! =) 

Bugün, 2018 senesinde Açıköğretim Sosyoloji Lisans bölümümün son sınavlarını verdiğimden sonra yeniden bir sınav haftasonunu bitirmenin, o tanıdık hissiyatı yaşamanın mutluluğuyla dolu bir gündü... :)


Tanıdık bir pazardı, sınav pazarıydı ama Açıköğretim zamanlarımda bile bu kadar zorlandığımı hatırlamadığım şekilde bir süreç geçirdik. Sınava doğru geçen zaman dilimlerimden bahsediyorum... 

Öyle bir sınava girdik ki biz bugün, Mart'tan bu yana 4. kez ertelenmişti ve maalesef en son koronavirüs vakalarının daha çok artacağının tahmin de edilebildiği Kasım ayına ertelendi. Tahmin edersiniz ki, bunun da endişesiyle dolu idik. Sınava son aylarda hem endişeyle, hem de bir daha ertelenir mi endişesiyle hazırlandım doğrusu. Elimden geleni yaptım yapmasına ama kendimi öylesine sıkmıştım ki -özellikle şu son 3 haftada- sınavın olup bittiğine de çok rahatladım sonunda... :) 

Bugün biten sınavın, sene başında benim için garip anlamlar taşıyacağını da sanmazdım. Ama koronavirüs süreci bizi öyle noktalara getirdi ki, yarıdan fazlasında sınava girmeyi isteyip istemediğimi düşünerek geçirdim çalışmalarımı. Tarih, Coğrafya, Anayasa-vatandaşlık, Türkçe... Çalıştım çabaladım ama o kadar çok uzaklaşmışım ki yeni nesil sorulardan, Matematik çalışmaya gönlüm bir türlü akmadı. Ki zaten ben çok sevmezdim ya Matematiği, "zorlamanın ne anlamı var ki?" diyebildim zamanla. Bu konulardan ilerleyen günlerde netlikle de bahsedeceğim inşallah...

Bugün sınava girdik, benim sınavım idare eder ölçüde geçti ama çok fazla matematik problemi çözemedim. Birkaç tane cevapladım ve gerisini boş bıraktım... Ben bugün elimden geleni yaptım! =) İçim çok rahat ve birkaç ay öncesine göre, bugün ne istediğimi daha net biliyorum!

Sınav salonlarına saat 10'dan sonra almayacaklarını söyledikleri için, olduğunca erken gittik. Saat 9.30'da sınava gireceğim okulun önünde idik. Benim sınava girdiğim okulda tedbirler gayet iyiydi, ateş ölçülmemesi garibime gitmiş de olsa; maske kullanımına dikkat ediliyor ve girişte herkese maske de veriyorlardı. Sonuç olarak sınavdan çıkana kadar maskesiz kimseyi görmedim. Ta ki sınavdan çıkıp asansör beklediğimiz ortak koridora gelene kadar. 

Bizim sınava girdiğimiz sınıfta maskesiz tek bir kimse yoktu, benim çıktığım koridorda dahi öyleydi. Ama asansörün önüne gelen karşı taraftaki sınıflardan çıkanların küçük bir kısmı sadece maskelerini takmayı sürdürüyor haldeydi. Böyle bir dönemde, toplumun insafına bırakılarak sınav yapmak; hele ki bizim gibi engelli kesim açısından çok tehlikeli idi. O sebepten, okula girmeden önce taktığım maskeyi okuldan çıkana kadar bir saniye olsun çıkarmadım... Dikkat edenler ve bir dakika bile olsun gevşemeyenlerden olalım her birimiz lütfen. Virüs bitmedi, hayat normalleşmedi; biz birkaç ayda bir, ihtiyaç dahilinde çıkıyoruz dışarıya. Bizim evde -ablam ve eniştem haricinde- çalışan olmaması şansımız; çalışsak da çalışmasak da tedbirlerimizi alıp devam etmek de hepimizin tek tercihi olmalı...

Bugün sınavdan çıktıktan sonra, bulutlar pamuk pamuk karşıladı ve sınavdan çıktığımdan beri bir rahatlık var yine içimde. Rahatladım, beklediğim bu rahatlama idi ama bu kadar da sakinleşeceğimi düşünmüyordum aslında... Uzun zaman sonra, 15-20 dakikadan daha fazla avm gezebildik; Bursa Metro Avm'den alışveriş yaptık annem ve babamla beraber. Bir yerlere dokunmadan, avm içinde gezmek bile iyi geldi bana! O kadar ihtiyacım varmış resmen bu duraklamaya da; maske çıkmadan, dezenfektanı ihmal etmeden ve de az biraz tedirgin bile olsa, biraz sakinleşip yeni normale kapılmak... İyi ki!



Yani böyle bir pazar geçti, eskileri yaşıyormuşçasına ama yeni durumların varlığıyla... 
Bandanamı taktım bugün, uzayan saçlarımın öne gelmesini böyle engellerim dedim... 
Gün içinde üç maske kullandım, nispeten kulaklarımı acıtmasına bugün daha fazla sabredebildim...
Pamuk gibi görünen bulutların bana umut içerikli görünmelerini çok sevdim...
Bugün neleri isteyip neleri istemediğimin değiştiğini netlikle farkettim ve kabullendim...

Pandemi döneminde Ekpss'ye girdim ve bu sınavın bundan sonra bu tarzdaki son sınavım olmasını diledim. Okul hayatından uzaklaşınca, böyle sınavlara hayatımın düşüncelerimin tepki gösterebileceğine inanmazdım; bunun da doğru olduğunu farkettim... :)

Bir haftayı daha bitirmek üzere pazar gününün son saatlerindeyiz şimdi. Bu hafta yorucu ama güzeldi, tüm sıkıntısı stresine rağmen güzel farkındalıklar kazandırdı bana. Daimi olsun rahatlığı, sakinleştirdiği anları ve "tamam, işte bu!" dedirten anları; her birimiz için dilerim... (:

Mutlu pazarlar, mutlu haftalar. Nice güzel farkındalıklar kazanıp, kendimize dönelim inşallah. Sevgilerimle...




3 Ekim 2020 Cumartesi

Olumlu Ol Ve Çok Sev - Ekim 2020


Eylül'ün son günlerinden ve Ekim'in başlangıcından bahsetmeye geldim bugün. :) Bu sıra gündelik hayatın içinden yazmayı daha çok seviyorum, farkettim sonunda. =) Eskiden ayda bir iki tane bile olsa, gittiğimiz yerleri, görüştüğüm kişilerle konuşmalarımızdan aklımda oluşanları yazardım; şu zamandakinden daha sık... Yine aklımda "Didem'in Gözünden" adlı bloğuma yazmak için fikirlerim var böyle ama gel gelelim henüz yazmaya girişemedim. Yeğenlerime, örgülerime ve okumalarıma ayırdığım vakit daha fazla oldu; bunlarla dolu dolu geçirdim yine son iki haftayı. Şükür ki... 



Çiçeğimle başlamak istiyorum öncelikle. :) 5 Eylül 2020 Cumartesi günü saksılarını babamın değiştirdiği doğum günü çiçeklerim, son üç gündür çiçeklerini açmış ve renkleriyle yeniden canlanmış durumda... =)  Doğum günümde yengem dayım dostum Merom ve can teyzemin gönderdikleri hediye çiçeklerim idi. Taş saksılarında solmaya başladıkları zaman diliminde, dayanamayıp saksı değiştirdik. 

Pek fazla çiçek yetiştirebilen biri değildik son zamanlarda, kaç tane kaktüs diktik ve her biri çürüdü gitti. O yüzden biraz umutsuz idim ama gittim geldim baktım ve sevdim, baktım ki oluyormuş! Bir çiçeği de çok sevince kendisini açıyor ve açılıyormuş meğer... :) Belirgin tarihlerde değişimlerini fotoğrafladım işte. "Sevginin Gücü", sevdim de oldu diyorum şimdi. Diğer çiçeklerimi de çok sevmiştim ama bu kadar gözlememiştim, belki de ondan oldu diyebiliyorum şimdi; çünkü şu sıralar okuduğum birçok konu "hayat içinde kullandığımız enerjilere dair". İçimdeki enerjiyi sevgiyi, kendime yetirdiğim kadar hayatıma da aktarıp faydasını görmenin uğraşındayım şu sıra... :)

Çiçeğim çok güzel açmamış mı ama? (: Bir çiçeğin açması, bir evcil hayvanın sizi sevdiğini hissettirmesi gibiymiş; menekşelerime baktığım eski zamanlardan sonra böyle çiçek büyütmediğimden, yeniden hatırlıyorum bu sıra... :)

* Arkadaki uzun gövdesi ve otlarıyla saksısında duran çiçeğimin adı Tillandsia imiş. İnternette araştırırken gördüm de buldum adını. Ona göre diğer çiçeklerime de baktık, ama onların isimlerini bilmiyoruz... Haftada bir suya ihtiyacı var görünüyorsa suladık topraklarını ve bol bol sevdik bir de... :) 



Yeğenlerimle daha sık görüştük bu hafta, 3 gün bizim evde 2 gün kendi evlerinde idiler annemle... :) Bu haftanın işleri öyle olmasını gerektirdi. Derken, hafta boyu çoğu şeyi yapamadım; çok ders çalışmak, yazı yazmak gibi ama şikayet de edemedim. Güzel bir hafta geçirdim; bugün çiftini bitirdiğim lacivert tek parmak eldivenim ile beraber, hafta boyu 3 eldiven ördüm. Üstelik bir önceki senelerde ördüğüm ve düzeltemediğim hataların üzerine daha çok gidip, benim dahi sıkıntı gördüğüm eksiklerimi toparladım. Bir nevi sadece örmedim, öncesinde geçen hafta sonu daha doğru modelleme yaparak örgü eldivenlerimi bu konuda geliştirdim bu sefer de; daha fazla... :))

Örgülerimin son durumundan memnunum ama en başta yaptığım parmaklar pek geniş olmuştu, iki çift eldivenimin ikisini de sökünce tüm haftamı aldı bu eldivenler işte... Üretmek çok güzel, mutlu olduğum işleri yapmak daha da güzel... Bu sıra birçok şekilde işaretleri gözlüyorum, o sebepten örüyor ve istediğim zamanlarda yazıyor olmak daha kıymetli resmen. 

Olumlu olmaya, yapıcı davranmaya çalışıyorum kendi hayatımda ihmal ettiğim konular adına bu ara da... Ertelediğim işleri düşünmeye uğraşıyorum, Can Aydoğmuş "Düşle, İnan, Yaşa" kitabında şöyle diyor;

Derli toplu olma durumu e-postamıza ve telefonumuza gelen mesajlar için de geçerli. Geri döneceğimizi düşündüğümüz e-postalar, telefonumuzda ve bilgisayarımızda açtığımız karmaşık dosyalar kendi içimizde de karmaşaya yol açar. Her şeyi düzenlediğinizde inanılmaz bir rahatlamaya kavuşabilirsiniz. (Sayfa 32)


Bu cümlelerinin devamında şöyle diyor; 

"Hayatınızda şu ana kadar yapacağınızı söylediğiniz her şeyi tek tek yazın ve daha sonra notlarınıza bakarak sırayla hepsini yapın."


Ben de bu aralar buna daha çok dikkat vermeye başladım. Hafta başından beri ihmal ettiğim çoğu şeyi tamamlama uğraşlarım sonuç da vermeye başladı. Ancak, ben okuduklarım çerçevesinde yapamadığımı ve yaparken mutlu olmadığımı düşündüklerimi de bu listelere dahil etmeyi en baştan bıraktım!

"Yani çevremizi düzenlediğimizde olacaklar kadar, yapacaklarımızı da yoluna sokunca da büyük bir rahatlamaya kavuşacak isek bunun için de daha fazla çabalayabilirim." dedim. Yıllardır o kadar çok yapacağım, okuyacağım, izleyeceğim dediklerim var ki (muhtemelen sizlerin de öyledir). Bunlardan vazgeçmem gerektiğini kabul ettiğimde gerçekten rahatlamış hissedersem, esas düzenleme daha verimli devam eder!

Sonuç olarak, bu bahsettiğim birkaç maddeden vazgeçtim. Yapacağım, dediğim ama yapamamamın beni daha çok üzdüğü bu maddeleri kafamdan ve hayatımdan sildiğimde gerçekten bir rahatlık geldi. Zorlamamakta fayda var, olduramadıklarımız adına... (: 

Can Aydoğmuş, kendini daha çok sev diyor; çok güzel tavsiyeler veriyor kitabında. En net bildiğim kendimi hep çok sevmem gerektiği idi ve uyguluyordum ama bir o kadar da cümleleri nasıl kullanabileceğimi bilmiyormuşum, geçmişten gelen anılardan ve hatıralardan kurtulmak adına. Kitap bana iyi geliyor ve ben notlarımı almaya devam ediyor, uygulamalarımı da yapıyorum. Okumam bitsin yazısını yazacağım da! :)


Düşle İnan Yaşa (Can Aydoğmuş) ve Bin Ömrüm Olsa (Kristin Hannah) adlı kitaplarım yatağımın yanında başucumda ve bazen de gün içinde yanımdalar bu sıra... Kristin Hannah okumayalı epey olmuştu, ki en sevdiğim yazardır bilir misiniz? Öyle özlemişim ki cümlelerini kullanışını... Eğer eski evimizdeki gibi kitaplarım gözümün önünde olsa idi yine (henüz bu evimizde ne raf ne de kitaplığım olmadığı için karton kutularda kitaplarım), daha önce okuduğum romanlarını şimdiye en az üç kez okurdum bence! =)

Ekim başlangıcı ile mandalinayla da kavuştuk, haftanın fotoğraflarından biri oldu benim için; masamda öylece duruyorken çekmiştim işte, üstteki kolaja çok yakıştı... Ama bu haftanın en severek çektiğim fotoğrafları önce yeğenlerimle anlarımızın, sonra da küçük yeğenim Defne'min örgü iplerimle oynadığı anlarının fotoğrafları idi... (:




"Örgülerim, kitaplarım, yeğenlerim, uğraşlarım ve yapacaklarıma dair listelerim dedim; "daha fazla olumlamalarım ve sevgilerilerimize dönmelerim" dedim. Son olarak "Düşle İnan Yaşa"dan alıntıladığım şu cümleleri paylaşmak istiyorum, çünkü ben zaten kitaptan önce de uyguladığım üzere faydasını gördüğümü yeniden dile getirmek istiyorum.


Olumlu olmayı şöyle anlatıyorum kendimce ben; 

Hayat bizlere iki bakış açısı sunuyor bizim bildiğimiz, olumlu bakış açısı ve olumsuz bakış açısı... 

Olumsuz bakış açısını tercih ederseniz, olumsuzluk sizi daha fazla yoruyor ve sanki karanlığa çekiyor...
Olumsuz tarafların büyüsü sanki, ardı arkası çekilmiyor ne kötü düşüncelerin ne de kötü olayların ve gidişatların. Çekiyor içine resmen.

Ama Olumlu taraftan bakıyorsanız, çiçek açıyor etraf. Her şey dört dörtlük olmasa bile, gözlerinizi rengarenk gökyüzü altında açmışsınız gibi yaşayabiliyorsunuz hayatı. Aldığınız havanın sizi mutlu etmesine izin veriyorsunuz ve hayatın basitliğine bakıyorsunuz. Olumsuz tarafın sizi karmaşıklığa sürüklemesi gibi değil, olumlu tarafın sizi daha rahat ettirmesi. 

Yani benim için olumsuz düşünmektense olumlu düşünmek çözüyor işleri, hayatı ve düzenimi-düzensizliğimi... Deneyin, kötü yana bakmak mı sizi hayatta ayakta tutuyor iyi yanlara bakmak mı? Olumlu taraflar sizi daha çok içine çekecektir çoğunlukla, buna kendimce eminim...



Düşle İnan Yaşa; 

"Çevrenizdeki herkese yeni bakış açınızı anlatıp onları da olumluya yönlendirin. Olumlu duygulara "EVET", olumsuz duygulara "HAYIR" deyin ve bilinçaltı çalışmasıyla kendinizi her zaman sonsuz olasıklara açarak devamlı pozitif düşünmeyi içinize sindirin. Bunların hepsinden çok daha iyi, çok daha mucizevi, çok daha olağanüstü, sonsuz güzellikte, hayallerimizin, düşüncelerimizin, arzularımızın ve beklentilerimizin ötesinde neler olabilir? Hepsiyle ilgili sonsuz olasılıkları sorgulamaktan vazgeçmeyin."


Sevgilerimle... :)

19 Eylül 2020 Cumartesi

Eylül 2020 (14-19) - İnternet Günlüğüm 2020 #1


Merhabalar, yine ben geldim ve bu sefer 2020 Eylül'ünden 14-19 tarihleri arasındaki günlerimizden bahsetmeye geldim. Bir önceki Eylül başlangıcını değerlendirdiğim bu yazıdan sonra...

Bu hafta garip bir haftaydı; nasıl geçtiğini anlamadım, bir önceki gün öbürünü aratmadan geçti gitti hızlıca. Dün yazacaktım bu yazıyı da aslında ama Kağanım (yeğenim) öğlenden bizde kalmak üzere gelmişken, geçirdiğimiz vakti önemsedim çoğunlukla... Yeğenimle yan yana olmamızın, oyunlar oynamanın, gece geç vakte kadar oyunlar oynayıp videolar izlemenin keyfine varacağız derken; gece 2'de uyuduk ikimiz de.  Hal böyle olunca, uzun zaman sonra geç kaldım uykuma ve bir gecelik şaştı düzenim aslında; 1,5 aydır toparlamışken. Neyse, bugünden itibaren aynı düzen devam inşallah :))



**
Azıcık bu haftadan bahsetmek istiyorum bu yazımda, acayip ilginç bir hafta oldu; enerjisi garip ve gidişatı başta korkutan ama "çok şükür" e ulaştıran... 

Haftaya saat itibariyle başlamadan önce 13.09.2020 akşamı, Can Aydoğmuş'un meditasyon yayını vardı ve çok güzel enerji ritüellerinden bahsettiği o yayınında onu dinleyerek başladım yeni haftaya.. O yayını burada bulabilirsiniz bu arada... :)

Yayın o kadar güzeldi ki, Pazartesi sabahına mutlulukla sakinlikle ve uykumu almış şekilde uyandım önce; günüm de haftam da mucizelere inanarak geçti sonra... :)) Can Aydoğmuş'u iki aydır ciddi şekilde takip ediyorum, yolu hep açık olsun ve enerjisi bize de yansısın diliyorum..


14.09.2020 Pazartesi günü, bir önceki gece Patasana (Ahmet Ümit) adlı kitabıma başlamış ve geç bile kalmış olduğumu hissettiğim bir gecenin ardından yine enerjik uyanmıştım... Kahvaltımın sonrasında da, Mavişimin mevsim geçişi ve çiftleşme döneminin stresi içindeki halinden kurtarabilmek umuduyla oyunlarımızı oynamak üzere kafesinden dışarı çıkarmıştım yine. Uzun zaman sonra hiç ısırmadığı ve hep neşeli takıldığı gündü yeniden. Sabrımın ve sevgimizin gücü olarak görüyorum ben bunu... ☺

O gün kendini yine öptürdü bana, ama uzun zamandır yaklaşmadığı kadar yakınıma geldi sonra. Önce hiç asabiyet olmadan konuştu yanımda tüylerini kaşıttı yine ve dokundurttu kendine ısırmadan da, sonra da öptürdü ve öptürdü; dayadı kafasını dudağıma... :) Şükür... Evinizde yaşadığınız evcil hayvan ile geçirdiğiniz rutin sakinliklerin bozulduğu dönemler zorluyor ve de üzüyormuş insanı da işte. Ama internet iyi ki var; bu sene daha fazla olan öfkeli hallerine, nihayet gerekli tepkileri verebildim de zorlanmadık daha fazla işte... (:

Bu konuda daha fazlasıyla düşüncelerimi yazdığım, fotoğraflarımızı paylaştığım instagram gönderim de burada...


**

Örgülerimi çıkarma vakti gelmişti, geçen kış sezonunun sonundan beri örüp de biriktirdiğim birkaç el emeklerimi dolabımdan çıkardık da fotoğrafladık bu hafta başında yine... Bugün itibariyle bloğumun instagram adresinde de olacak diğer görselleriyle beraber...

Dolap profilimizde örgülerimizi paylaşmaya başladım aslında; bu kolajdakiler benim ördüklerim, bir de kullanmadığımız örgüleri de satışa çıkardım. Sonbaharlarda beraber umduğum gibi emeğimi kazancım olarak geri döndürebileceğim yine inşallah... =) Ama esasında el emeği, ürettiğin şeyin kıymeti bilinmiyor ülkemde şu sıralar. Bu ekonomik durumumuzdan öte durumda bir konu bence... Daha kısa sürede, fabrikasyon olarak üretilen ve üzerinde marka etiketi bulunan ürünler ederinden fazla ediyor da; el emeği, bir yumağını 11 TL'den aldığınız ve en az 3 yumak harcadığınız el emeği örgünüz o kadar edemiyor nasılsa!

El emeğine ve çabaya verilen kıymeti hiçe atmayanları, emek verilmiş ve doğaya da üretim tüketim dengesini bozan ürünlere ederinden fazla primi vermeyen nice insanımızı tenzih ederim tabii ki... :)

Bu sene geçen seneden de fazlasıyla, örgülerimizi "instagram.com/yillargecerkendidem" adlı instagram hesabımızda paylaşıyor olacağım. Bahsettiğim örgülerimizi (ablam ve benim ördüğümüz örgüler) Dolap uygulaması üzerinden de satmaya çalışıyorum şu sıra, "orgulerimizvar" profil ismiyle. O profilimize de buradan ulaşıp destek verirseniz çok mutlu olurum... (:



**

Patasana demiştim, Ahmet Ümit'in okuduğum ikinci kitabı olacak kendisi... Kitap ile ilgili alıntılarımı 1000kitap.com profilimde paylaşmaya başladım bu hafta, sanıyorum daha çok alıntı da paylaşırım. İçeriği, konuları işleyişi ve toplumsal konulara değiniyor olmaları hoşuma gidiyor bu tarz kitapların. Ve bu üstteki görselde yazan sözü de pek doğru buldum da sevdim;


"Ama asıl bugünü karanlıktan kurtarmak gerek. Bir halk karanlık ve zulüm içinde yaşarken, yalnızca geçmişi aydınlığa çıkarmak için uğraşmak yeterli değil."


** EKPSS Yeniden Ertelendi bu arada ve henüz yeni sınav tarihi de belirlenmemiş durumda...

Üstteki fotograflar Salı günü gecesi fotoğrafları, gündüzü ders çalışma uğraşıyla geçen bir güne uyandım sonrasında. Bana kalan son bir ayda (sınav 11 Ekim'de olacakken), Tarih ve Matematik konularımın genel tekrarını yapmaktı. Pazar gününden Tarih konularımın genel tekrarına başlamıştım, Salı günü Matematik'i çok da fazla sona bırakmamam gerektiğine bir arkadaşım tarafından ikna edilmiştim ki; akşamına "EKPSS sınavı ertelendi" haberini aldım. Üstelik, bir hafta öncesinden bu haberler hakimmiş, bir haftadır da "nedeni ve ne olacağı" tartışılıyormuş... 

Düşündüm, son bir ay diye kendimi sıkıntı strese sokmayacağım ama boşlamayacağım da derken öğrenmem nasıl bir işaret diye... Bu bir yandan şans ve diğer yandan da garip hissiyatlara sevk etti beni. Büyük anlamda şans, Tarih ve diğer dersler neyse de; daha Matematik konusunda birkaç aya ihtiyaç duyabilecek biriyim, Matematik'e karşı büyük bir sevgim ve ilgim yok zira. Ama şimdi bir üçüncü şans daha verilmiş gibi oldu bu da; önce Nisan'dan Ekim'e ertelenmişti sınav (ki önce Eylül de denmişti), şimdi de biraz daha ileriki tarihe. Bu şansı değerlendireceğim, elimden geleni yapmayı ciddiye almaya devam edeceğim; ama olmazsa da yine dert etmeyeceğime dair sözüm var kendime... :)


Çarşamba sabahı, ablamın bir yaşına daha kavuşması olarak uyandık bir sabaha daha... Önce Mavişimle oynadım yine, yaklaşık 40 gündür devam ettiğim üzere günlük Duolingo uygulamasındaki dersime özen gösterdim biraz yine (ki bu sefer İngilizcemi yeniden pekiştirene dek yılmaya niyetim yok. İnstagram hesabımda günlük hikayelerimde bulabilirsiniz detaylarımı). 

Çarşamba gününün öğlen saatlerinde kötü bir haber aldık sonra, dünya birkaç saat durdu sanki sonra. Annemin dayısı Hüseyin dayımın bir iş kazası geçirdiğini ve hastaneye kaldırıldığını öğrendik... İnsan böyle bir haber olunca, duraklıyor ve elinin ayağının boşaldığına, hiçbir şey yapmak istemediğine şahit oluyor. Dünya gerçeğinin en büyük sınavlarından biri o hastanelerden bir haber beklerken yaşandığını düşünüyorum... Dua ederken o korkuyla bazen insan kötüyü düşünüyor, kötüyü düşündüğüne kızıyor, iyiyi umarken iki hayat arasında bir yerde kalıyor; o korkuyu hiç kimseye yaşatmasın Rabbim diliyorum... 

Çok şükür 3-4 saat sonra iyi haber alabildik dayımdan ama ilk süreçte hayati tehlikesi olduğunu bildirmemişler bana, taa akşam öğrenebildim bunu. Annem ve babam akşam geç vakitte geldiler eve, o gün hastaneye gidene ve dayımı görene dek annem de çok korkmuş. Diliyorum bir daha yaşatmasın Rabbim o korkuları... Dayımla annem beraber büyümüşler ve yakın yaşları dolayısıyla kuzenler gibiler. Çocuklukları, evlilikleri, çocukları derken hep bir arada yaşamış gelmişler bu zamana. Kendimi bildim bileli var olan aile akrabalarımızdan yani... 

Vücudunda birçok kırığı, hasarı var ama çok şükür hayati tehlikesi o günün akşamından beri yok dayımızın. Çok şükür Rabbim onu bizlere bağışladı, korkularımızı boşa çıkardı ve bugün de taburcu olup evine çıktı. Esasında hastanede kalmasını gerektirecek durumları mevcut ama pandemi dolayısıyla evde istirahatine devam edecekmiş. İnşallah bundan sonraki doktor kontrollerinde de iyi haberlerini almaya devam edeceğiz, inancımız bu yönde. Herkese acil şifalar diliyorum bu vesileyle, dayımla beraber... :) 


**

Perşembe günü gelen hediye kitaplarımla, iyi haberlerin ardından devam etmeye çalıştık hayata.  Aklımız hastanede, kontrol altında tutulan dayımızda idi yine ama gece alındığı yoğun bakımdan şükür o sabah çıkarılmıştı da... :)

Sabah birkaç gündür burada olduğundan haberimizin bir önceki gün olduğu Hüseyin Eniştemiz getirmiş üstteki kitapları meğer, Perşembe sabahı kavuştum bayramda bana ısrarla yazdırdığı kitap listesinden seçilmiş kitaplarıma. Öyle güzel almış ki, benim de ilerleyen tarihlerde bir önceki alışverişimden sonra alacağım kitaplar bunlar olurdu muhakkak; ona yazdığımı bilmesem yani. Bahsettiğim Hüseyin eniştem, annemin rahmetli büyük teyzesinin eşi. Sağolsun en çok okumak istediğim diğer kitaplarımı almış. :) 

Bir önceki Kidega Alışverişimde (bayramdan sonra yaptığım), "Yabancı" adlı kitabı Hüseyin enişteme yazdırdığımı unutmuşum; şimdi elimde iki adet Yabancı adlı kitabım var ama yeni geleni dostuma hediye edeceğim. Bu sorunu da böyle çözeceğiz... (:

O gün yeni kitaplarıma kavuşmuş halde, uğraşlarıma döndüm ilerleyen saatlerde. Dersime de çalıştım ama çok verimli değildi doğrusu. Tarih konularının genel tekrarına devam ediyorum şu sıra hala. Bir aya bitiririm bence. Madem ertelendi, gerektiği kadar çalışmayı ihmal etmeyeyim diyorum yine... Kitaplarımı okumaya devam edeceğim, yazılarıma da ekleyeceğim sırası geldikçe ilerisinde. Okumak istediğim kitapları ele geçirince, hepsini bir arada okuyasım geliyor; iki ayrı konuda kitabı aynı sıralarda okuyabiliyorum (biri gece, biri gündüz olmak üzere), ama sanıyorum ikiden fazlasını da okumakta zorlanırım artık! Sakin olmalıyım...



Dünü Kağanımla zaman geçirerek bitirdim, gecenin sonunda da üstteki fotoğrafı çektirdik. O bu sıralar fotoğrafların kıymetini küçüklüğündeki gibi bilemiyor, çünkü yavaş yavaş ergenliğe giriyor; kendini beğendiği ve beğenmediği noktaları var. Zamanla öğrenecek diye kabul ettim artık bu durumunu, dış görünüşün herşey olmadığını o da öğrenecek bizler gibi; biraz daha yaş alması ve deneyim edinmesi gerekecek... :)

Dün onunla videolar izlerken örgü ördüm, epey bir zaman el topu ile oynadık oturduğumuz yerden yine (hala favori oyunumuz bence)... Geçen hafta o yenilmişti, bu hafta ben yenildim. Yenilen hakkını vererek cezasını çekti yine, tatlı tatlı masaj yaptı yenene; hem oynarken hem de ceza çekerken çok eğlendik yine! :)) Akşamına film izledik, derken geceye sakladığım yeni keşfettiğim oyunumu gösterdim ona; Travia Cars, bilgi oyunlarına ve soru cevaplara bayılıyor hala... Derken, güzel bir gün geçirdik işte ve bugün öğlen de gitti evine Kağancım; annesi ve kardeşiyle. Bu sefer Defnecim de gelmişti sabah, onu da görebildim bu hafta şükür yine... :) 

Annem ablamlarda yeğenlerime bakmaya devam ediyor bu sıra da, haftaiçi gündüzleri çoğunlukla orada. Şükür ki bu rutinimiz iyi gidiyor ve bana iyi gelmeye de devam ediyor. Defnemizi buraya alıştıramadık, uyuyamıyor gelince buraya hala. O yüzden annem çoğunlukla gündüzleri onların evinde ama ara sıra buraya uğratıyoruz fırsattan istifade de işte. Ya tutarsa gibi bir durum söz konusu, bir günü bir gününe uymuyor; bebek işte demeyi de iyi biliyoruz artık, Kağanımda acemiliğimiz çıkmış sanki! (: Bugünlerimize şükür, dünkü dertlerimize "vay, nasıl atlattık" diye bakabiliyoruz... 

Bugün çok erken uyandım-uyandık, Kağanım ve Defnem burada olacaklar öğlene dek diye. Ama çocuklar için katlanılıyormuş, bir kez daha anladım... Onların enerjisi yetiyormuş meğer, biraz mayışmış haldeyim ama iyiyim uykusuz kalmış olmama rağmen yine. Bugün tüm haftayı da düşününce, şükrediyorum bol bol yine; iyi ki yeğenlerim var, sevdiklerim sağlıklı, ufak tefek sıkıntıları olsa da hayatımızın içindeler diye. İyiyi görmeye, pozitif kalmaya devam işte; hafta ne kadar zorlu geçti gibi gelse de, geçti işte diyebiliyorum... 


Can Aydoğmuş'u düşündüm tüm hafta, geçen hafta Pazar akşamı üçüncü kez katıldığım canlı yayınında yaptırdığı o enerji içerikli önerileri ve paylaşımları daha da güç verdi yine. "Düşle, İnan, Yaşa" adlı kitabını almış ve başladım diye gündüz okumak üzere yanımda bulundurmaya devam ediyordum ki, daha dün esaslı okumaya başladım. Önsözden öteye okumak üzere devam ediyorum şimdi... Sizi Can Aydoğmuş'un hesabına da yönlendirmek istiyorum, buradan... 

Çünkü sadece o söylüyor diye değil, olumluya ve çabaya doğru yönelen girişimlerin iyiliğine ve güzelliğine ben de inanıyorum onun gibi. Bu durumun bir mucizesi var; duanın, inancın, enerjiyi bilmenin ve onun farkında olarak hareket etmenin. Gücün, gerçek ve özdeki gücün farkına vararak yaşamanın büyük bir etkisi var hayatımıza... Allaha inancınızı kuvvetlendirmek ve esas kıymetli olanları algılayabilmek için, farkında olmak gerek bence. Ben buna inanıyorum işte... :))



Son olarak, bugüne şükürlerle, rabbimize şükürlerle bitirmek istiyorum, 2020'deki ilk "İnternet Günlüğüm" başlıklı yazımı... Allahım bizi sarssın, işaretler göndersin ama yolundan hiç şaşırtmasın dilerim. İçimden geldiği gibi, duygusal yazdım bu "internet günlüğüm"de! Yine durdurmadım kendimi tamam da, bu seferki de pek bir duygusal kaçtı sanki! Neyse... =)

Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...