31 Temmuz 2026 Cuma
Olduramamıştım - Temmuz 2026 #dönüş
Niyet ettim, bir sonraki yazımı da bir hafta içinde yazıp yayınlamaya... =)
16 Mayıs 2026 Cumartesi
Neden en temel şeyler bile bu kadar mücadele gerektiriyor? - Mayıs 2026
Geldik yine o malum haftaya... Hani şu yılın her bir haftası yeterince değer görmediği halde, senede bir kez engelliler haftası, bir kez de engelliler günü vesilesiyle "hepimiz engelli adayıyız" denilen yerdeyiz yine.
Engelliler Haftası, 10 Mayıs ile 16 Mayıs arasında, Birleşmiş Milletler'e üye 156 ülkede aynı tarihlerde kutlanan özel haftadır.
Gemlik olarak bu sene ikincisini düzenlediğimiz Engelsiz Festivalinde idim 12.05.2026 Salı günü. Üstteki fotoğraf da o günden fotoğraflarımızdan oluşan bir kolaj. Açıkçası sadece eğlenceyle kutlanan ve gerçekten farkındalık içermeyen festivallerdense, bizim festivalimiz gibi farkındalık desteği verilmesi çok daha kıymetlidir. Bu festivalimiz içinde bir iş koluna başvuru yapılabilmesi ve iş arayan engellilerimizi dinleyen kurumun ve yetkilisinin, o şehirde o sene görev alan belediye yetkililerinin ve de Rehabilitasyon merkezlerine eğitim hakkını veren RAM yetkililerin yer aldığı stantların varlığı yine göze çarpıyordu.
Bunun desteğini ve gerekliliğini biz engelliler bizzat Gemlik Belediyesi Kent Konseyi içerisinde "Engelliler meclisinde" yer alarak dile getirip yerine getirerek gerçekleştirilmesine vesile olduk. Destek olan ve emek veren başkanlarımıza ve de tüm yetkililere tekrar teşekkür ederim... <3
Bu sene Mart ayına gelince, benim fizik tedavi eğitim raporumun senesi geldi yine. Ram'a gittiğimizde "hala devam ediyor sandığım evde destek eğitimimin" bittiğini raporum "bireysel destek" olarak çıkınca öğrendim. Evde değil, rehabilitasyonda destek eğitim olarak çıkmıştı. Tekrar hastaneye gidip, evde destek eğitimimi yenilemek istedim ama hastanedeki heyete çıkabilmek için poliklinikleri gezdikten sonra heyete çıktım ve sonucumun e-devlete düşeceği söylenildi annemle evimize döndük.
Bu rapor da yaklaşık 3 gün sonra çıktı ve ne yazıyordu biliyor musunuz o raporda; "Buraya tekerlekli sandalyesiyle gelebildi ise, rehabilitasyona da kendi gidebilir." Bizi gördükleri sadece yüzeysel ile değerlendiriyorlar yani. Oysa tüm polikliniklere girdiğimde onlara durumumu şöyle anlattım;
- "Ben tekerlekli sandalyeye kendim oturmuyorum, anne babam beni oturtuyor oraya. Destekle bile olsun yürüyemiyorum, sırtlarına alarak tüm yükümü alarak yürütüyorlar. Rehabilitasyon araçları küçük olduğu ve oraya indir bindir, akülü sandalyemi de aynı şekilde evden oraya oradan eve geldiğimde indir bindir, aldığım fizik tedavim ailem için de benim için de yorgunlukla sonuçlanıyor. Ve benim hastalığımda -Kas Erimesi- yorulmak yasak. Evde tedavime bu sebeple devam etmek istiyorum."
Bu raporu bu şekilde bu sene alamadım ve Ram müdürüyle de bu durumu konuştuğumda öğrendiğimiz yepyeni bir durum ortaya çıktı; "Evde eğitim desteği, artık sadece "trakeostomisi bulunan hastalara, evden çıkması tehlikeli olan hastalara ve evden çıkamayan hastalara verilecek." Yeni karar buymuş...
Şimdi tüm bu anlattıklarımdan sonra size şunları sorayım madem;
İşte tüm bu anlattıklarım sonrasında bu senenin o sorusu çıkıyor ortaya, benim son iki üç aydır çok sıklıkla yeniden sorduğum o soru:
“Neden en temel şeyler bile bu kadar mücadele gerektiriyor?”
Neden biz engelliler, yılın her anı desteklenemiyor ve mücadele gerektirmeden ihtiyaçlarımıza ulaşamıyoruz?
Neden biz engelliler, devletimizin her organına gerçekten ihtiyaç duyduğumuz tedaviler için bile kendimizi her sene ispatlamak zorundayız?
Benim hastalığıma 1998-1999 senelerinde tanı konuldu. O zamandan beri de hastalığımın kesin tedavisi yok ve hala aranıyor. Ben değişim gösteremediğim ve hele ki 2013 senesinde son atağımı geçirdiğimden beri eskisinden daha güç durumda ayakta durabiliyor halimdeyken ve de tedavim hala bulunamamışken, devlet organlarıma "fizyoterapistimin eve gelmesi benim tedavim için imkanlar dahilinde sağlığımı daha çok destekleyici durumda" diye anlatmak durumunda kalıyorum?
Gerçekten tüm bunlara anlam veremiyorum...
2026 senesinde ülkemin daha ileride olması gereken dönemde, ben hala bu konuları konuştuğum anlattığım ve anlaşılmaya uğraştığım için gerçekten çok üzgünüm.
Ne geçen seneki durumlar çözüldü;
Ne de üstte anlattığım gibi bu seneki durumlar çözüldü...
İşin en üzücü yanı da maalesef şu, benim sesimi duyurmaya dair hala cesaret ve dermanım olsa da; bu durumların değişeceğine dair umudum kalmadı. Sebebi de şu;
11 Ocak 2026 Pazar
"Arkadaş Olak Mı?" - Yayınlamayı Es Geçmişim - 24.08.2025
Bu sözü birkaç dakika önce duydum, kapımızın önünde bisikletinin üzerinde duran sarı tişörtlü bir erkek çocuğundan. Yaz sebepli günümün yarısından çoğu balkonda geçiyor ve kapı önündeki şahısları direkt göremesem de, çevreyi tamamıyla görebiliyorum. Kapıdaki hangi çocuğa söyledi bu sözü, o güler yüzlü ve çocuk saflığındaki gülüşüyle o çocuk bilemiyorum ama bu sözü duyunca aklıma "çok uzun zamandır duymadığım" geldi. (13.42- 23.08.2025 Cumartesi)...
Yazmalıyım, bu söz yüreğime dokundu ise vardır bir sebebi dedim. Çünkü üstüne şunu düşündüm, artık arkadaş olmalar sevgili olmalar veya herhangi bir bağ kurmalar konuşulmadan oluyor her şey sanki. İnsanlar bir gün görüştüğü kişiye arkadaş diyor, tek yamuk yaptığında o kişi düşman oluyor ve buna rağmen her şeyi çok derin yaşıyor ve de derin anlamlarla anlatmaya devam edebiliyor. Farkettiniz mi?
Son zamanlarda birine "arkadaş olalım mı?" diye sordunuz mu? Çocuklar kadar doğru şekilde anlamı veremez olduk, sınırları çizemez ve de hayatın ortak kaygısını doğru şekilde paylaşamaz olduk. Oysa tek bir "arkadaş olalım mı?" sorusu yeterdi küçükken. Eskiden bilmezdik ama şimdi anlıyorum, o soru aslında bir sözleşme niteliğindeydi ve ciddiye alınıyorduk bu soru çerçevesinde. Şimdi her şey pamuk ipliğine bağlı gibi, olsun yeter düşüncesi üzerine kurulmuş bir düzenin içindeymişiz gibime geliyor. Düzenli görüşebildiğim arkadaşım kalmadı, herkes kendi yaşam savaşında zaten meşgul.
Çok değil, sadece iki gün önce çarşıda annemle işlerimizi hallettik ve annem bir akrabamızın taşınmasına yardım etmeye gitti ve ben de onsuz da yapabileceğim diğer işlerimi halletmeye geçtim. Annemden daha kısa sürdü işim ve onu çarşıda beklerken epey boş vaktim kaldı. Arayabileceğim, anında görüşebileceğim arkadaşım olmadığını bir kez daha kavradım. Buna bozulduğum içerlediğim için yazmıyorum da, farkettiğim an bunun normalliğini de kabul ettiğim için belirtiyorum. Neticede, çocukluğumu ve okul yıllarımı geçirdiğim arkadaşlarımla "onlar çalıştığı ortamda ve de evlendiği için beraber bulunduğu eş dost tayfasıyla daha rahat görüşüyor" ve benimle görüşebilme durumunda olamıyorlar sıklıkla. Yani her şeyin farkındayım da, yine de bu düzenin böyle gidiyor olmasına garip gözle baktım tabii...
Neyse, sonrasında ben de aynı ortamda çalıştığım ve sahilde stant açtığım bir ablamın iş yerine ziyarette bulundum (Yani ben de kendi çalışma düzenimden edindiğim kişiler ile görüşebiliyorum demek ki). Öncesinde de yukarıda gördüğünüz şekilde denizin tam karşısına park ettim ve seyrettim anlardan oluşan zaman dilimindeki sahilden akan insanları... Çok eğlenceliydi ve çok küçükken hiç tahmin etmezdim bundan keyif alabileceğimi...
Ama nasıl inkar edebilirim ki? Artık 33 yaşındayım, sessiz dinlenme anları da keyif veriyor yalnız kaldığım anlarım da... Kendi sessizliğimin gürültüsü de artık bana normal geliyor ve onun yanında daha çok kişiye de "arkadaş olalım mı?" Kıvamında el uzatabilirim gibime geliyor.
Bugün duyduğum bir tek soru cümlesi, bana bugünümün arkadaşlıklarını düşündürdü. Şu sıra yeni bir ortama girmeye hazırlanıyorken, bu cümle çok daha fazla anlamlı geldi işte.
Kısmetse Eylül ayında dil kursuna başlıyorum ve orada "gerçek zamanlı arkadaşlar" edinebilme ihtimalim beni çok heyecanlandırıyor iki gündür yeniden... :) Ne demek peki gerçek zamanlı arkadaş? - - 》Aynı amaçla aynı ortamda vakit geçirerek edinebileceğim arkadaşlar demek. Uzaktaki veya çalışma ve evlilik hayatında yoğun olan arkadaşlarımla yılda sadece bir kez, hele hele bazı arkadaşlarımla birkaç senede bir kez görüşebiliyorum. 2 sene önce gittiğim örgü kursundaki gibi olacak şimdi oysa.
Aynı amaç, aynı kurum, aynı zaman dilimi içerisinde yer almak başka olacak... Umarım kolaylıkla hayırlısı olur inşallah.. :))
Bir soru cümlesi der geçeriz bazen ama birkaç gündür "arkadaşlık ve de arkadaş ortamı meselelerini düşünüyorken daha derin düşündüren o soru cümlesi bana çok iyi geldi bugün... Ah be çocuk dedim, çok sağlam ve çok sağlıklı arkadaşlıkların olsun inşallah... :)
Az biraz şikayet, az biraz sitem. Hissettirdiği eksikliklerle duygularımı yazmak istedim. Size de dokundu ise sözlerim, bana bir yorumla yazabilir misiniz? Umarım bir noktada buluşuyoruzdur, böyle olduğunu düşünüyorum. Bu yeni dünya düzeninde kendi içinde kaybolmayı pek sevmedim diye düşünüyorum. Ya siz?
Sevgilerimle, Didem... :)
24 Temmuz 2025 Perşembe
Musa Abim İçin - 23.07.2025
8 Ocak 2025 Çarşamba
Bir Çocuktu - Yıllar Geçerken Didem #3 - #yillargecerkendidem
* Bugün diğer günlere nazaran tam uyanamadım, 1 saat sevgili Onur Yar'ı dinleyebildim sadece (Metro FM'de) ve sonra geri yattım uyudum. İçinde bulunduğum hisleri bazen anlamlandıramıyorum, dün öyle bir gündü benim için ve neyse ki o da bitti.
** Bugün "Bir Çocuktu" demeye geldim, kendi küçüklüğüm ve benim gibi çocukluğunda çok net anlamsızlıklar yaşayan kronik hastalıkla boğuşan arkadaşlarım adına da... Bir Çocuktum, bir çocuktuk; anlaşılmak ve bu dünyaya sığmaya çalıştık. Kimimiz başardı kimimiz başaramadık. Hayatı ne kadar seversek sevelim, içinde bulunduğumuz toplum bazen bizi etkiliyor, engel olabilir miyiz bilmiyorum; en azından büyüyene kadar buna dur diyemiyoruz, özellikle de kendi içimizde. Onu iyi biliyorum...