12 Ağustos 2026 Çarşamba

Antalya'ya Geldik Geleli - Ağustos 2026

 

Antalya'ya geldik geleli bugün 10 gün oldu... 


Buraya hem sevdiklerimizle vakit geçirmeye hem de yaz aylarının sıcağından faydalanıp denizde benim kaslarımı güçlendirebilmeye diye geldik. Ama ne kadar rahat olursak olalım, tatili çok istemiş olursam olayım kendi rutinimi özlemeye başladım bu hafta... :) Ki keyfim yerinde, buradaki sevdiklerimle yan yana olmaktan yana çok mutluyum! Ona rağmen yani... :) 


Geldik geleli neler oldu, neler yaptık anlatmaya geldim biraz. Her ne kadar özledim rutinimi desem de, uzaklaşınca da bir şeyler kafama dank etmedi değil. Kendi telaşımdan kendi endişelerimden uzaklaşabildim. Hani insanla gelirdi böyle şeyler, demeyin. Bu sefer buraya getirmedim Gemlik'te endişe duyduğum şeyleri. Bence 5 sabah girebildiğimiz denizde de bir daha orada da kullanmamak üzere içimdekileri atabildim... =)


Denize 5 sabah girebildik diyorum, iki gün önce regl oldum. Mecburi bir mola vermek durumunda kaldık. Bu hafta ben denize giremedikçe gitmek uğramak istediğimiz kişilere uğrayacak ve o şekilde haftayı değerlendireceğiz. Mesela benim bir Kaleiçine gitme hayalim var yine, bir akşam orada biraz dolaşmak istiyorum eskisi gibi... 


Denize girebildiğimiz 5 sabaha gelince; 

İlk denize girdiğimiz sabah, 04.08.2026 sabahı idi. Geldiğimiz günün iki gün sonrası. İlk gün dinlenelim ve ertesi sabah erkenden başlayalım demiştik. Saat 06.15 gibi kalkıp, 7de çıktık ve 8e doğru denizdeydik. İlk gün deneyimi çok garipti, çünkü 6 sene öncesinde en son Engelsiz plajında denize girebilmiştik ve o zaman girebildiğimiz alan bu kadar derin değildi. Ama şimdi değişmiş...

Durum şu ki, biz en son 6 sene önce engelsiz plajında deniz seferlerine gidip gelirken; ne bu kadar gelişmiş bir alan, ne güvenlik önlemleri vardı. Şimdi alanı özel ekipmanlarla deniz içine kadar rahat inebilir bir platformla ayarlamışlar. Hiçbir engelli kuma gömülmeden plaj içerisinde denize kadar inebiliyor ve denizden de aynı ekipmanlarla alabiliyorlar. Ancak bu ekipmanlarla inilen alan oldukça derin bir alan. Yüzme bilmeyen bir engellinin kendini tek başına tutabilmesi bu alanda çok zor. Demirlere ve de bu platforma tutunmak da bir süre sonra hem yoruyor hem de yaralıyor. 


O gün denize girilen engelli rampasının en uç noktasından denize indirildiğimde ayağımı yere değdirememek beni çok ürküttü. Demirlere tutunarak yan tarafa geçtiysem de, ilerleyip ayağımın bastığı yere gidemedim. O sırada annem denize girmek için hazırdı, babam da. Ama Defnenin kolluğu şiişirilmemişti ve annem de babama şişirmesi için vermiş. Babamın da ilk ben gibi eskide olduğu için aklı, o kadar sığ olmadığını söylesem de inanmadı hemen bana. Birkaç kez daha söyledim, yoruluyorum ve su çok derin ilerleyemiyorum diye. Ne olduysa her şey 5-10 dakika içinde oldu işte... Nefesim yoruldu ve su yüzeyine yüz üstü halde düştüm. 

Babam suya girip beni sığa sürüklemeye çalıştı, o sırada da daha çok su yuttum. Ve sonucunda beni cankurtaran babamdan devralarak ayağımın yere bastığı yere götürdü... Sonrasında o gün nefesimi toparlayana kadar benim için fazla korkunçtu... Babam da çok üzüldü, ben de çok yoruldum ama hepimize büyük bir ders oldu... Bir daha denemeden, bizzat deneyimlemeden temkinsiz davranmayacağız her şey için...


İlk gün eve gelip banyo yaptıktan sonra, yattığım gibi akşam 5e kadar uyudum. Ertesi gün ise daha sakindi... 3 sene öncesinde en son Mersin Kızkalesinde denize girerken ne kadar zorlandıysam ve 1 hafta boyunca deniz içinde ayakta durmak zorduysa, bu sefer de alışmak ve ayakta durmak o kadar kolay oldu... :) İkinci gün bir küçük dengesizlik daha yaşadım ama onu da çabuk kurtardık. İkinci günden itibaren de kumsaldan giriş yaptım ve çıkışımı aynı yerden yaptım. Tek bir gün hariç! Dördüncü gün demirlere tutunarak engelli rampasının deniz içinde bittiği alana gittik ve oradan beni arabayla aldılar. Derinden çıkmak çok zordu, çünkü demirlerin dokunduğu yerlerim fazlasıyla yandı o gün de. Demirlerin orası ister istemez yosunlu ve de paslı. Yaralanmamak için babam en güzeli normal girip çıkmak dedi...

Devamına regl dönemim bitince bakacağız artık... =) (Bunu burada yazabilmek o kadar güzel ki bu arada... Bunu her yerde anlatamamak ve regl döneminde "neden denize gitmiyorsunuz?" diye soranlara bahane bulmak zorunda kaldığım dönemleri hiç sevemedim. Şimdi utanmadan yazabiliyorum. Sadece her türden arkadaş ve akrabanın bulunduğu ana hesabımda paylaşmadım açıkçası. "Denize mola vermek zorunda kaldık bugünden itibaren" dedim sadece. Normal bir şeyden utanmaktan öte, hiç kimseye bunun ayıp olmadığını düşündüğümü bile anlatmak istemediğim için bu şekilde davrandım bu arada... )


Bunlar haricinde yaptıklarımıza gelirsek; Meromla kavuştuk... En son abisinin düğününe gelmiştik, Eylül 2024'te... :) Ve o zamandan beri görüşemedik dostumla. Uzaktan arkadaşlık zor ama böyle anlarında da çok daha kıymetli... Birbirimizi özlemişiz de, bu hafta üç kez görüşebildik. Yakınımda olduğu halde 3 senedir görüşemediğim çocukluk arkadaşlarımı, lise arkadaşlarımı düşününce; zerre dokunmuyor aslında. Meromu özlemesi bile güzel... 


Görüşebildiğimiz akşamlarda oyunlar oynadık, edebildiğimiz kadar sohbetler ettik. Burada olduğumuz süre boyunca her fırsatı değerlendiriyoruz... Ona yaptığım Mantar çiftini teslim ettim gelince, tahmin ettiğim gibi de çok sevdi.. :) Kısmetse bu hafta içinde biz bize bir akşam da geçireceğiz dışarıda. Ben Antalya'ya geldikçe, o Gemlik'e geldikçe yaptığımız "yalnız akşam yemeğimizi" yemeye gideceğiz bir gün...


Bir de buraya geldim geleli okuyamadığım kitaplarımın yanı sıra, yapabildiğim amigurumilerim var... 2 sid bitirdim, 1 bebek kartal bitirdim ve şimdi sıradaki Sidimi bitirmeye çalışıyorum... Burada iken de bir sonraki festivale kadar atabildiğim kadar stok ürün atmaya uğraşıyorum ki, eve döndüğümüzde kısmetse satışa hazır olarak elimde yepyeni ürünlerimi de sergileyebileyim... :)


Buraya gelene kadar yapabildiğim kadar ürünü biriktirip Gemlik girişimci kadınlar derneğimize emanet ettim. Onlar ben gidene kadar olan festivallerde sergileyip satabilsinler diye... Dönünce de o ürünlerin üzerine eklemeler yapabilmiş olmak istiyorum. Yeni ürünlerimin öncesinde de, elimde stoğunu bitirdikleri "sid ve kartal anahtarlık" gibi ürünlerin eksikliklerini tamamlıyorum işte... :)


Velhasıl; geldik geleli, beslenmeme de örgü ve spor düzenime de devam ediyorum. Tek devam ettiremediğim mevzu okuma rutinim oldu. Onu da bu yazımdan sonra devam ettirebilmek adına kendime söz vereyim. Bu yazım bile gecikti ki, kabul edebiliriz her birini... =D


Denize girdiğimiz günler, ekstra adımlama hareketlerimi yapamadım sadece. Ama beslenmeden yana bir kez simit, bir kez de bir dilim börek harici hamurişi ve kızartma yememeye hala devam ediyorum şükür ki... Antalya da benim rutinlerimi bozamayacak, ben devam ettirmek  istedikçe yani... 


Son olarak deniz sabahlarının bana iyi gelip gelmediğine değinmek istiyorum; henüz tam olarak bunu anlayamadım. Dönünce anlayabileceğimi düşünüyorum. Çünkü gidip geldiğimde öyle yorulmuş oluyorum ki, ertesi sabah kalkıp yine gidip geldiğimde aynı yorgunluğu devam ettirmiş oluyorum gibi... Bir döngü halini alıyordu ne yazık ki... Şimdi üstüne bir de regl dönemi eklendi ki, zerre anlamıyorum ne olup bittiğini. 


AMA BİLMELİSİNİZ Kİ; denizde yürüyebiliyor, oturup kalkabiliyor ve her hareketimi en ince titizlikle bana güçlü kaslar olarak dönmesi için yapmaya devam ediyorum...  Bu bile şu an için benim adıma çok ama çok yeterli...


Söz verdim kendime; önce ben beni yetersiz ve de eksik görmeyi bırakmak adına. Bunun için kendimle savaş veriyorum ama başarıyorum bana göre... :)


Orada olduğunuz ve okuduğunuz için teşekkürlerimle. Sevgiler, kısa zamanda yeniden görüşebilmemizi diliyorum... <3 :)



31 Temmuz 2026 Cuma

Olduramamıştım - Temmuz 2026 #dönüş


Konuşamadığım konular adına kendimden vazgeçmiş gibi hissediyorum... 

Bir süredir yazamadıklarım kadar kaybolmuş gibiydim.

İşte sırf bu farkındalıklarla dönüyorum bloğuma... :)



Geçen yazdan bu yaza, tam 1 senedir düzenli yazı yazmıyorum. Bu süreçte çok sefer yeltensem de başaramadım. İçimde; "sus, içine at, sindirmesen de olur boşver" diyen yanı dinledim. Buna ihtiyacım varmış gibi geldi. Ondan öncesinde de çok sık ara veriyor gibiydim zaten. 

Derken olanlar oldu, içimde birikti de birikti. Beni tüketmesinden korkuyordum ki, önüme bir kapı açıldı. O kapıdan girdim ve şimdi buradayım. :)

*


Bu diliyorum son dönüş yazım olsun, dağınık yazdığım son yazım... En son bloğuma yazmalarımı "mükemmel olmalarını" arzuladığım için bırakmıştım. Bir de kendi içimi dökerken, kim ne der diye düşünmeye başladığım için...


Biliyor musunuz, buraya yazmadığım süre içerisinde yazdığım zaman diliminden daha fazla yorum aldı yazılarım. =) Birilerinin onaylarına o zamanlar o kadar çok ihtiyaç duyuyordum ki, kimseden yeterince görülmüyormuş gibi hissettiğim için bırakmıştım yazmaları. 

Oysa hiç iyi gelmedi... Son zamanlarda içimi dökebildiğim ve kendimi daha çok anlatabildiğim kişiler olduğu ve de içimdeki hisleri konuşup anlayabildiğim için konuşuyorum. Esas ihtiyaç duyduğum, devam etmekmiş. Kendimi fazla kısıtlamış, içime kapatmış ve belki de "en mükemmel olamadığım için" cezalandırmışım. Bunlara da ihtiyacım vardı belki de diyerek, şu anda dönüyorum. =) Yeniden hoşgeldim...

**


Gelelim ben buralarda yokken neler oldu hayatımda anlatmaya;


8 aylık bir ingilizce kursuna gittim, Eylül ayında başlayıp Nisan sonuna doğru bitirdim.A1-A2 ve B1 olmak üzere üç kur. Her kur 10 hafta olmak üzere, 30 hafta sürdü. Bu yazımda bu konuya değinmiş, yepyeni bir arkadaş çevresi kurmaktan yana heyecanlı olduğumdan bahsetmiştim. Heyecan duyduğum her şey gerçekleşti. Hem arkadaş edindim hem de yepyeni bir rutinle, yeniden işe veya okula gider gibi bir düzeni yaşadım o süre içinde...

Benim aslında gündüzleri olmasını temenni ettiğim bu kurs, Haftanın 5 günü ve akşamları 3-4 saat olmak üzere devam etti. Hem arkadaş çevresi, hem özgüven hem de bambaşka deneyimler kazandırdı. Ben bu durumu "yillargecerkendidem" adlı instagram hesabımda hikayelerimde anlatmaya devam ettim. Ama o süreçleri yaşarken, buraya vakit ayırıp da dilediğimce yazamadım.

Süreç başta çok kolay geçiyor gibiydi, kış şartları zorlayınca epey zorlandım ama kendime dair inancımı hiç kaybetmediğim üzere korku geliştirmeden devam ettim. Aynı amaca sahip olduğum bir çevrede kendimi yeniden buldum. Şu an ingilizce seviyen daha mı iyi deseniz, size hayır diyeceğim. Ama baştan başa, yeniden hayatın içinde olmaya dair bir özgüvenin sahibiyim. İş, aile ve yaşam şekilleri değişen eski arkadaş çevrem benden uzaklaştıktan sonra, ilk defa bambaşka bir arkadaş ortamım oldu. Öyle ki, kendimi artık apayrı bir gruba ait hissediyorum. 

Şimdilerde kurs arkadaşlarımla her fırsatta görüşmeye ve etkileşime girmeye uğraşıyoruz. Kendimi 2025-2026 senesinde cidden şanslı hissetmeme sebep olan bir oluşumdu. İyi ki o kursa zamanında kayıt oldum diyorum, demeye de devam edeceğim... =)


Yeniden bir çevre edinmek için her daim fırsat bulunabilir, ki ben bunu Gemlik Kadın Girişimciler Derneğine üye olarak başlatmıştım, İki üç sene öncesinde. Aynı dönem olması gerek, Kent Konseyinin Engelsiz Meclisine de üye olmuştum. İşte buraya yazamadığım zaman diliminde o alanda da faaliyetlerimiz oldukça yoğundu. Gerek dernek etkinlikleri, gerek konsey, gerek kursum ve de kendi siparişlerim derken; oldukça yoğun bir sene geçirdiğimi kabul etmeliyim. Geçen yazdan bu yana buraya uğrayamamamın sebepleri de bunlardır... =)


***


Oralarda beni takip eden ve severek okumuş ve şu an bu yazımı "yeniden dönmüş" sevinciyle okuyan birileri var mı acaba, şu an mesela bunu merak ediyorum. İşte tam onlara söylemek istediğim birkaç şey de var...


Buraya yazamadığım zaman diliminde, bana ait olmayan her şeyi bırakabileceğimi öğrendim. Bu bana ait olmayan zamanında ne kadar benimdiyse ve de onu bıraktığımda herkes "bana ait hissettirmese bile" laf edecekse bile...

Sonra birçok kişinin söylediği kelimeleri hayatım yapmışım, bunu farkettim.  Apayrı hayatları yaşadığımızı bildiğim halde; sırf zamanında çok iyi anlaşıyoruz diye, bana dedikleri her şeyi hayatım yapıp onlar yoluna bakarken ben onların bana verdikleri eski ilgilerde kalmışım. Bunlardan da vazgeçebilmeliymişim, vazgeçtim.

Bunu yeni söylemiyorum ama gerçek manada son 6 aydır uyguluyorum; beni aramayan, tek taraflı çabamla sürdürülen ilişkilerimin çabalayan tarafı olmayı bıraktım. Bir yerde ortak sevgi bağı varsa, vaktini ayırdığın kadar vakit ayırılabilen kişi de olmalıymışsın. Bu konuda farkedip maalesef ki çevremde hala arkadaşım dediğim insanların varlığına üzüldüm.

Mükemmel olmayı düşlemeyi bırakmaya uğraş veriyorum.

Daha fazla planlıyım, ama her şeyi yetiştiremeyeceğimi ve yapamadığım zaman "yapamayacağım" demeyi de öğrendim. (Eskiden her şeyi ben yapabilirim diye atlar, boş yere kendimi üzermişim meğer. Burada kendime ve benim gibi davrananlara Christina Perri'den Human şarkısını ithaf ediyorum. Tık tık yapın, gidip dinleyin lütfen! =D )

Ve son zamanlarda, zorlansam da uzaklaşmaya uğraştığım üç bataklık var; onaylanma ihtiyacı, takdir görme ihtiyacı ve yanlış anlaşılma korkusu... Üçünden de tamamiyla uzak durmak için, umursamazlık diyetine girdim. "Ben de insanım ya! Ben de yanlış yapabilirim, yanlış yaparsam toparlayabilirim!" cümlelerini günler içerisinde tekrarlıyorum ve hafızamda yer edinsinler istiyorum.



Ve son olarak;


Yaklaşık 4 aydır yeniden kendi beslenme, zararlı şeylerden uzak durma ve egzersiz rutinime döndüm.

Yiyemediğim "Marul, kuru soğan ve de yeşil soğan gibi besinleri" yiyebilmeye, Türk kahvesi içebilmeye başladım. 

Bu durumu en çok şu kararlarıma borçluyum, "hamur işi ve kızartmadan uzak duracağım."

Sadece iki maddeye uyumlanmam bana kazançlar sağladı. Egzersizlerimi de düzenli şekilde her gün ihmal etmeden yapıyorum.

Daha fazlasını, bir sonraki yazılarımda sizlerle konuşmaya devam ettikçe ileteceğim...


Olduramamıştım demiştim başlığımda. Artık "oldurabileceğime inanıyorum" diyerek bu yazımı sonlandırıyorum...

Niyet ettim, bir sonraki yazımı da bir hafta içinde yazıp yayınlamaya... =)

Orada olup bu yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim... <3 

Sevgilerimle, Didem KÖSE...






16 Mayıs 2026 Cumartesi

Neden en temel şeyler bile bu kadar mücadele gerektiriyor? - Mayıs 2026


Geldik yine o malum haftaya... Hani şu yılın her bir haftası yeterince değer görmediği halde, senede bir kez engelliler haftası, bir kez de engelliler günü vesilesiyle "hepimiz engelli adayıyız" denilen yerdeyiz yine. 

Engelliler Haftası, 10 Mayıs ile 16 Mayıs arasında, Birleşmiş Milletler'e üye 156 ülkede aynı tarihlerde kutlanan özel haftadır. 

Gemlik olarak bu sene ikincisini düzenlediğimiz Engelsiz Festivalinde idim 12.05.2026 Salı günü. Üstteki fotoğraf da o günden fotoğraflarımızdan oluşan bir kolaj. Açıkçası sadece eğlenceyle kutlanan ve gerçekten farkındalık içermeyen festivallerdense, bizim festivalimiz gibi farkındalık desteği verilmesi çok daha kıymetlidir. Bu festivalimiz içinde bir iş koluna başvuru yapılabilmesi ve iş arayan engellilerimizi dinleyen kurumun ve yetkilisinin, o şehirde o sene görev alan belediye yetkililerinin ve de Rehabilitasyon merkezlerine eğitim hakkını veren RAM yetkililerin yer aldığı stantların varlığı yine göze çarpıyordu. 

Bunun desteğini ve gerekliliğini biz engelliler bizzat Gemlik Belediyesi Kent Konseyi içerisinde "Engelliler meclisinde" yer alarak dile getirip yerine getirerek gerçekleştirilmesine vesile olduk. Destek olan ve emek veren başkanlarımıza ve de tüm yetkililere tekrar teşekkür ederim... <3 


Bu sene değişen bir şey var mı bunun haricinde derseniz, ülke genelinde maalesef ki engelliler üzerine gelişen ve de değişen hiçbir durum göremiyorum. İki sene önce bahsettiğim konulara buradaki yazımdan bakabilirsiniz. Bu sene daha fazlasıyla "kendimizi ispatlama ve engelli olduğumuza birilerini ikna etmek" zorundayız. Buna zorunlu tutulmak o kadar zor ki zaten, ben bu sene birinde pes ettim bizzat. Buyurun anlatıyorum...

2018 senesinde sizinle beraber burada "evde tedavi" durumunda nasıl desteklenmediğimizi ve rehabilitasyonlar aracılığıyla bizzat rehabilitasyonlara çağırıldığımızı anlatmıştım. Devletimizin evde destek eğitimlerine artık izin vermeyeceğini öğrendiğimiz ve ben gibi bedensel engeli olanların ne kadar zorlandığını anlatmış ve sonucunda da sesimi 1 hafta boyunca 3 Aralık 2018'e kadar duyurup, tam da o hafta kaymakamdan destek twiti almış ve bu durumu yasallaştırmak üzere örnek seçilmiştim. 

Sonrasında durum 1 sene içerisinde cidden yasal hale gelmişti, 1 sene boyunca da bizlerden "şu şu tarihler içerisinde evde destek eğitimimi aldım, bilgilerinize arz ederim" dilekçeleri yazmıştık. O süreç sonrasında hastanelerden senelik "evde tedavi alabilir" raporlarına dönüşmüştü. Araya pandemi girdi, o sebeple bu raporların süresi bizler açısından sıkıntı olmaması adına uzatıldı, süreçlerimiz kolaylaştırıldı ve böyle sürdü geldi. Taa ki bu seneye kadar...


Bu sene Mart ayına gelince, benim fizik tedavi eğitim raporumun senesi geldi yine. Ram'a gittiğimizde "hala devam ediyor sandığım evde destek eğitimimin" bittiğini raporum "bireysel destek" olarak çıkınca öğrendim. Evde değil, rehabilitasyonda destek eğitim olarak çıkmıştı. Tekrar hastaneye gidip, evde destek eğitimimi yenilemek istedim ama hastanedeki heyete çıkabilmek için poliklinikleri gezdikten sonra heyete çıktım ve sonucumun e-devlete düşeceği söylenildi annemle evimize döndük.


Bu rapor da yaklaşık 3 gün sonra çıktı ve ne yazıyordu biliyor musunuz o raporda; "Buraya tekerlekli sandalyesiyle gelebildi ise, rehabilitasyona da kendi gidebilir." Bizi gördükleri sadece yüzeysel ile değerlendiriyorlar yani. Oysa tüm polikliniklere girdiğimde onlara durumumu şöyle anlattım; 

- "Ben tekerlekli sandalyeye kendim oturmuyorum, anne babam beni oturtuyor oraya. Destekle bile olsun yürüyemiyorum, sırtlarına alarak tüm yükümü alarak yürütüyorlar. Rehabilitasyon araçları küçük olduğu ve oraya indir bindir, akülü sandalyemi de aynı şekilde evden oraya oradan eve geldiğimde indir bindir, aldığım fizik tedavim ailem için de benim için de yorgunlukla sonuçlanıyor. Ve benim hastalığımda -Kas Erimesi- yorulmak yasak. Evde tedavime bu sebeple devam etmek istiyorum."



Bu raporu bu şekilde bu sene alamadım ve Ram müdürüyle de bu durumu konuştuğumda öğrendiğimiz yepyeni bir durum ortaya çıktı; "Evde eğitim desteği, artık sadece "trakeostomisi bulunan hastalara, evden çıkması tehlikeli olan hastalara ve evden çıkamayan hastalara verilecek." Yeni karar buymuş...



Şimdi tüm bu anlattıklarımdan sonra size şunları sorayım madem; 


Tüm bu anlattıklarımdan sonra benimle empati kurabildiniz mi? 

Sizce hala "hepimiz bir engelli adayı mıyız?" Ve sizler de bu şekilde hareket ediyor musunuz? 

Peki doktorlarımız ve devletimizde bizler için çalışan yetkililer, bizi yeterince anlıyorlar mı dersiniz?



Üstte anlattığım gibi, ben tekerlekli sandalyeye kendim binmiyorum. Annem ve babam bindiriyor. Kendilerinin yükü, hayatlarında olan ben olduğum için biliyorum 7/24 daha ağır. Neticede bedensel veya zihinsel engelli biriyle yaşamak hiç de kolay değil. Allah razı olsun annem ve babamdan, beni her koşulda destekliyor ve her işimde yardımcı oluyorlar. Yük gibi gelmiyorum onlara, biliyorum ama onlar da belli yaştan sonra daha çok yorulmaya başladılar. Engelli bireyler kadar engelli bireylerin aileleri de anlaşılmaya ve desteklenmeye çalışılmalı ama maalesef ki onlar görünmüyorlar!


İşte tüm bu anlattıklarım sonrasında bu senenin o sorusu çıkıyor ortaya, benim son iki üç aydır çok sıklıkla yeniden sorduğum o soru:

“Neden en temel şeyler bile bu kadar mücadele gerektiriyor?”


Neden biz engelliler, yılın her anı desteklenemiyor ve mücadele gerektirmeden ihtiyaçlarımıza ulaşamıyoruz?

Neden biz engelliler, devletimizin her organına gerçekten ihtiyaç duyduğumuz tedaviler için bile kendimizi her sene ispatlamak zorundayız?

Benim hastalığıma 1998-1999 senelerinde tanı konuldu. O zamandan beri de hastalığımın kesin tedavisi yok ve hala aranıyor. Ben değişim gösteremediğim ve hele ki 2013 senesinde son atağımı geçirdiğimden beri eskisinden daha güç durumda ayakta durabiliyor halimdeyken ve de tedavim hala bulunamamışken, devlet organlarıma "fizyoterapistimin eve gelmesi benim tedavim için imkanlar dahilinde sağlığımı daha çok destekleyici durumda" diye anlatmak durumunda kalıyorum?


Gerçekten tüm bunlara anlam veremiyorum... 

2026 senesinde ülkemin daha ileride olması gereken dönemde, ben hala bu konuları konuştuğum anlattığım ve anlaşılmaya uğraştığım için gerçekten çok üzgünüm. 

Ne geçen seneki durumlar çözüldü; 


- Engellilere uygun iş fırsatları verilemedi! Bir akülü sandalyeli engelli birey olarak, ne part time ne de iki üniversite bitirmişliğimin dahilinde evde iş anlamında destek bulamadım hala.

- Ne şehrimde ne de gittiğim birçok şehirde, engellilere dair sokaklar yollar gerçek anlamda düzelmiş ve eşitlikçi bir yaşam koşulu sosyal alanlarda da mevcut değil.

- Okulum biteli seneler oldu, sosyalleşmeye alan aradığım her koşulda; ne girişi düzgün bir eğitim kurumu ne de devlet imkanı bulmak hala kolay...

Ne de üstte anlattığım gibi bu seneki durumlar çözüldü...


İşin en üzücü yanı da maalesef şu, benim sesimi duyurmaya dair hala cesaret ve dermanım olsa da; bu durumların değişeceğine dair umudum kalmadı. Sebebi de şu;


Senelerdir engel durumumdan sebeple beni yolda bile durdurup, "sen engelli maaşı alıyor musun? sen destek alıyor musun?" diye soruyorlar. Almadığımı da söyleyince "Şöyle şöyle biri maaş alıyor, onun anne babası da maaş alıyor ama kendi de engelli maaşı alıyor. Kimse de onu sorgulamıyor, devlet ona şöyle el veriyor böyle destekliyor." diyenler mevcut. 


Ne maaşındayım ne de desteğinde. Ama bunları duyup duyup, iş tedavi desteği almayı gelince ihtiyaç duyduğum tedavi alanında desteğimi almak için birçok ispat, birçok teferruat ve birçok engel koyan insanları görmek artık benim umudumu çok kırıyor. Unutmayın ki, bizlerin hala tedavisi bulunan ama imkanlar dahilinde yurtdışındaki tedavilerine ulaşamayan hastalarımız engellilerimiz var. Misal SMA hastalarımız gibi...

Yarın öbür gün tedavimiz çıkar da, bizler de bu şekilde ulaşmakta zorlanır ve kendimizi anlatmakta zorlanırsak diye çok korkuyorum.


Ama şu da var ki; benim içimde öyle bir yaşama sevgisi, öyle bir hayata sevdiklerime bağlılığım var ki... İnat ettim; benim umudum kırılsa da, onlara dair olan sevgimden yana umudumu yitirmeden yazmaya söylenmeye ve çözüm yolları aramaya devam edeceğim...


HAKKIMIZ OLAN ŞEYLERİ BİRİLERİNİ İKNA ETMEK SURETİYLE ALABİLDİĞİMİZ GÜNLERİN GERİDE KALMASINI UMARAK;

FARKINDALIK HAFTAMIZ KUTLU OLSUN (!) DİLİYORUM. 


SİZLERİ DE DÜŞÜNMEYE DAVET EDİYORUM;

BİZİM YAŞAMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ HAYATIN ZORLUĞUNDAN YANA FARKINDA MISINIZ CİDDEN?


11 Ocak 2026 Pazar

"Arkadaş Olak Mı?" - Yayınlamayı Es Geçmişim - 24.08.2025

 

Bu sözü birkaç dakika önce duydum, kapımızın önünde bisikletinin üzerinde duran sarı tişörtlü bir erkek çocuğundan. Yaz sebepli günümün yarısından çoğu balkonda geçiyor ve kapı önündeki şahısları direkt göremesem de, çevreyi tamamıyla görebiliyorum. Kapıdaki hangi çocuğa söyledi bu sözü, o güler yüzlü ve çocuk saflığındaki gülüşüyle o çocuk bilemiyorum ama bu sözü duyunca aklıma "çok uzun zamandır duymadığım" geldi. (13.42- 23.08.2025 Cumartesi)...



Yazmalıyım, bu söz yüreğime dokundu ise vardır bir sebebi dedim. Çünkü üstüne şunu düşündüm, artık arkadaş olmalar sevgili olmalar veya herhangi bir bağ kurmalar konuşulmadan oluyor her şey sanki. İnsanlar bir gün görüştüğü kişiye arkadaş diyor, tek yamuk yaptığında o kişi düşman oluyor ve buna rağmen her şeyi çok derin yaşıyor ve de derin anlamlarla anlatmaya devam edebiliyor. Farkettiniz mi?


Son zamanlarda birine "arkadaş olalım mı?" diye sordunuz mu? Çocuklar kadar doğru şekilde anlamı veremez olduk, sınırları çizemez ve de hayatın ortak kaygısını doğru şekilde paylaşamaz olduk. Oysa tek bir "arkadaş olalım mı?" sorusu yeterdi küçükken. Eskiden bilmezdik ama şimdi anlıyorum, o soru aslında bir sözleşme niteliğindeydi ve ciddiye alınıyorduk bu soru çerçevesinde. Şimdi her şey pamuk ipliğine bağlı gibi, olsun yeter düşüncesi üzerine kurulmuş bir düzenin içindeymişiz gibime geliyor. Düzenli görüşebildiğim arkadaşım kalmadı, herkes kendi yaşam savaşında zaten meşgul. 

Çok değil, sadece iki gün önce çarşıda annemle işlerimizi hallettik ve annem bir akrabamızın taşınmasına yardım etmeye gitti ve ben de onsuz da yapabileceğim diğer işlerimi halletmeye geçtim. Annemden daha kısa sürdü işim ve onu çarşıda beklerken epey boş vaktim kaldı. Arayabileceğim, anında görüşebileceğim arkadaşım olmadığını bir kez daha kavradım. Buna bozulduğum içerlediğim için yazmıyorum da, farkettiğim an bunun normalliğini de kabul ettiğim için belirtiyorum. Neticede, çocukluğumu ve okul yıllarımı geçirdiğim arkadaşlarımla "onlar çalıştığı ortamda ve de evlendiği için beraber bulunduğu eş dost tayfasıyla daha rahat görüşüyor" ve benimle görüşebilme durumunda olamıyorlar sıklıkla. Yani her şeyin farkındayım da, yine de bu düzenin böyle gidiyor olmasına garip gözle baktım tabii...



Neyse, sonrasında ben de aynı ortamda çalıştığım ve sahilde stant açtığım bir ablamın iş yerine ziyarette bulundum (Yani ben de kendi çalışma düzenimden edindiğim kişiler ile görüşebiliyorum demek ki). Öncesinde de yukarıda gördüğünüz şekilde denizin tam karşısına park ettim ve seyrettim anlardan oluşan zaman dilimindeki sahilden akan insanları... Çok eğlenceliydi ve çok küçükken hiç tahmin etmezdim bundan keyif alabileceğimi...


Ama nasıl inkar edebilirim ki? Artık 33 yaşındayım, sessiz dinlenme anları da keyif veriyor yalnız kaldığım anlarım da... Kendi sessizliğimin gürültüsü de artık bana normal geliyor ve onun yanında daha çok kişiye de  "arkadaş olalım mı?" Kıvamında el uzatabilirim gibime geliyor.

Bugün duyduğum bir tek soru cümlesi, bana bugünümün arkadaşlıklarını düşündürdü. Şu sıra yeni bir ortama girmeye hazırlanıyorken, bu cümle çok daha fazla anlamlı geldi işte. 


Kısmetse Eylül ayında dil kursuna başlıyorum ve orada "gerçek zamanlı arkadaşlar" edinebilme ihtimalim beni çok heyecanlandırıyor iki gündür yeniden... :) Ne demek peki gerçek zamanlı arkadaş? - - 》Aynı amaçla aynı ortamda vakit geçirerek edinebileceğim arkadaşlar demek. Uzaktaki veya çalışma ve evlilik hayatında yoğun olan arkadaşlarımla yılda sadece bir kez, hele hele bazı arkadaşlarımla birkaç senede bir kez görüşebiliyorum. 2 sene önce gittiğim örgü kursundaki gibi olacak şimdi oysa.

Aynı amaç, aynı kurum, aynı zaman dilimi içerisinde yer almak başka olacak... Umarım kolaylıkla hayırlısı olur inşallah..  :))


Bir soru cümlesi der geçeriz bazen ama birkaç gündür "arkadaşlık ve de arkadaş ortamı meselelerini düşünüyorken daha derin düşündüren o soru cümlesi bana çok iyi geldi bugün... Ah be çocuk dedim, çok sağlam ve çok sağlıklı arkadaşlıkların olsun inşallah... :)

Az biraz şikayet, az biraz sitem. Hissettirdiği eksikliklerle duygularımı yazmak istedim. Size de dokundu ise sözlerim, bana bir yorumla yazabilir misiniz? Umarım bir noktada buluşuyoruzdur, böyle olduğunu düşünüyorum. Bu yeni dünya düzeninde kendi içinde kaybolmayı pek sevmedim diye düşünüyorum. Ya siz? 


Sevgilerimle, Didem... :)




24 Temmuz 2025 Perşembe

Musa Abim İçin - 23.07.2025


Kim dese inanmazdım; aylar sonra yazmaya döneceksin, ama bu Musa abin için olacak. Ben bugün Musa abim için yazıyorum, sadece onun için... <3

Abim, bir yerlerden görüyor musun bilmiyorum artık. Ama ben yazmayı bırakmadan önce beni okuduğunu biliyordum ve bu beni her duyduğumda çok mutlu ediyordu. Öncesinde amcam da okuyordu beni, sonra sen okumaya devam ettin. Öylesine mutlu oluyordum ki, günün birinde senin ardindan böyle yazacağımı hiç düşünmemiştim ama sana da dediğim gibi "yazınca içim çok ferahlıyor ve kendimi kendimde hissediyorum."

Bana demiştin ki; hep yaz Didemim, biz okuyoruz ve seni bir biz değil çok kişi okuyup beğeniyor. Yaz sen, kim ne diyor bakma... Ve aksini düşünürsen bu dediklerimi hatırla...

Ben sözünü ocak ayından beri dinleyemediğimi sen gidince farkettim. Bloğa yazmaya ara vermiştim ki, diğer yerlere de çok seyrek yazdım. Bu yazı sırf senin için Abim... Sonra senin de istediğin gibi yazmaya devam edeceğim inşallah...

**

3 sene önce 22 Temmuz 2022 gününde amcamın haberini almışız. 3 sene sonra 23 Temmuz 2025, amcamın oğlu Musa abimin haberini aldık. Şimdi ikisi de gerçek dünyada, bizler burada yalan dünyada...

Musa abim, 1,5-2 senedir tedavi gördüğü üzere amansız bir hastalığın ardından göçtü bu dünyadan. Çabası, azmi ve de inancı öyle büyüktü ki, hastalığının dişi kökenli çabuk üreyen olduğunu söylüyorlardı. Yaşadığı süreçler öyle ağır olsa da, Musa abim hep azimle savaşmaya devam etti. Kaybetti demem, diyemem. O sonuna kadar çok çetin bir savaş verdi. Ancak Rabbim daha çok sevmiş derim, bizden erken aldı onu. Dilerim ki sevgisi kadar sabrını versin bizlere şimdi.... 🤲

**

Kendi tarih ajandasını tutan bir amcam vardı benim; buradaki yazımda anlatmıştım hepsini, gelmiş geçmiş soy ağacını ve kendince günlüğünü tutan amcama dair. Genlerimde var demek ki, dedirmişti. Ben de amcam gibi yazmaya hevesliydim hep, kendimi bildim bileli.

Hayat günlüğümü yazdığım yere şimdi Musa abimi de ekleme zamanı geldi diye hayretler içinde olsam da, beynimde dönen şeyleri dökmeye ve Musa abime kendimce uğurlama töreni yapmaya geldim. Zira amcama da gidemediğim gibi, Musa abimi de uğurlamaya gidemedim. Sağlık durumum ve de mevcut durumum el vermedi zira..

** 

Musa abimle bundan 5-6 sene önce bir düğünde görüştüğümüzde, bana Didemim diye öyle sarılmış öyle öpmüştü ki; işte o düğünde beni bana anlatmış "öyle güzel yazıyorsun ki, hiç bırakma e mi!" Diye devam etmişti. Son uzun konuşmamız bu değildi sanırım, ondan bir sene sonra başka bir düğünde daha sarılıp oturmuş "birbirimizi ne kadar sevdiğimizi" anlatmıştık. Babamın yeğenine verdiği öğütleri görüp, demek ki büyüse de benim de yeğenlerime söyleyeceğim bitmeyecek demiştim.. Musa Abim bana, 2 saatlik mesafede bir telefon uzaktan "abim hiç neşeni ve gücünü kaybetme" diyenimdi... 

Güzel Didemim demişti, hasta yatağında son konuşmamızda bile (ki görüntülü konuşmuştuk, bundan 1,5 hafta önce); "iyiyim ben, üzülme daha iyi olacağım." Ben buna inanıyorum abi, sen öyle çok çabaladın ki hasta yatağında bile "umudunu kaybetme abim, hep dua ediyorum sana şifa bulacaksın inşallah." Dediğimde "Umudumu kaybetmiyorum. Merak etme beni Didemim." Demiştin.

Sözünü tuttun Musa abim, şimdi daha iyisin; çektiğin acılar bitti ve inşallah Rabbimin cennetinde en güzel yerdesin...

Canım Musa abim, sana gönderdiğim tüm selamları aldın biliyorum. Hastane sürecinde daha da toparlanınca geleceğim diyordum ama maalesef kısmet olmadı bize bir daha yüz yüze kavuşmak... Sana gönülden söylüyorum, zamanı gelince yüz yüze kavuşmaların en güzelini yaşayacağız. 

Seninle beraber her konuşmamızda birbirimizi sevdiğimizi söylemelerimizi, her koşulda birbirimize moral ve destek oluşlarımızı ve de senin o güzel gülüşünü ve eşsiz ses tonunu çok özleyeceğimi düşünüyorum iki gündür...

Yattığın yer incitmesin; eğer mümkünse rüyama gel abim, sarılıp öpelim birbirimizi. Bana yine hiç kaybetme azmini, hep devam et yolunda de; amcam gibi... Yine Didemim seni çok seviyorum de. 

Ben de seni çok seviyorum Musa abicim. Devrin daim olsun, mekanın cennet olsun. Rabbim yattığın yerde dinlendirsin. Biliyorum çok yoruldun hastalığının son süreçlerinde, Allahım merhameti ve rahmetiyle muamele etsin. 



Şimdi gittin abi, sevgin kadar sabrını versin Rabbim bizlere de inşallah... 

Güzel Didemin, öğütlediğin gibi yazmaya çabalamaya ve pes etmemeye devam edecek... ❣️ 

Musa oğlu İbrahim'in oğlu Musa abim... Toprağına haber gitsin, seni çok seviyoruz ve dualarımız hep sizinle... 🤲
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...