Kasım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kasım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2021 Cuma

11'inden 26'sına - Kasım 2021

 

Bu yazımdan önce 10 Kasım 2021'de yazmışım en son. O günün üstünden iki gün geçti Antalya'dan yengem ve kuzenim geldi. 1 hafta kalıp, okul tatili bitmeden bir gün önce de geri döndüler. Özlem onlar gelince biraz giderildi, fakat gittiklerinden bir saat dahi geçmeden tekrar başladı. Ama şükür ki görüştük, iki senelik ayrılıktan sonra bu sağlıklı arayı verebilmek hepimize öyle iyi geldi ki! :)


En son 2020'nin başında Antalya'da görüşmüştük yengemlerle, "üzerinden 2 sene geçti!" demeye çok az süre kala tatil fırsatımız baş gösterdi. 13 Kasım Sabahından, 20 Kasım akşamına kadar bizimleydi Hatice yengem ve kuzenim İncim. Dayım işi sebebiyle izin alıp gelemedi, yengem ve kuzenim ilk otobüs yolculuklarını yaptılar beraber; bizim yanımıza gelmek üzere! Tam istediğimiz gibi sakinlikte beraber vakit geçirebildik; oturup olabildiğince sohbet edip, sık sık "iyi ki gelmişsiniz" dedik durduk. 

Sevdiğin birinin senden uzakta büyüyor ve gelişiyor olması ne kadar üzücü ise, kalplerimiz bir şekilde kavuşabilmek de o kadar güzelmiş; bunu yeniden kavradık bu bir haftalık tatilde. İncim ve Kağanım okulların ara tatili olmasından ötürü en mutlumuzdular bir hafta boyunca. Bol bol oynadılar, bir süre sonra yer yer de atıştılar ama giderken yine ayrılacak olmanın üzüntüsünü paylaştılar. 

Tatilin en güzel yanına gelirsek, pandemi başladığından sonra doğan Defnemizle yengemlerin ilk defa birebir tanışmış olmaları her birimizi öyle mutlu etti ki! Yeğenimin en güzel vakitlerini biraz olsun kaçırmadan, daha da fazla büyümeden tanışarak anılar biriktirmeye başladık yeniden. =)

Sahil turu yaptık, kutlayamadığımız her türlü haberi doğum gününü ve de güzel gelişmelerimizi bir pasta kesip kutladık, bol bol yedik (ama bir arada olmanın verdiği rahatlığın etkisiydi bu), bol bol çay keyifleri yaptık yeniden! 1 kez gezmeye diye çıktık evden, o da Yalova'daki Atamın Yürüyen Köşk'ünü ziyaret ettik; yengemler gitmeden bir gün öncesinden. Çok güzeldi, havanın o gün çok soğuk olmasının haricinde! :)



İşte böyle bir durumun içerisinde yazamadım, yazmak da istemedim sanırım. Gün gün yazmaya kalksam, bir tek yatmaya yalnız kaldığım vakitleri yazıya kullanabilirdim. Sohbet anlarımızda da belki duraklayıp yazabilirdim ama sohbet vakitlerimizi elimde örgülerimle geçirmeyi tercih ettim. Anı içime çekip beraber geçirilen vakitlerimizi özlediğimi hissede hissede yaşadım! 

Defnem, İnci ablasını çok sevdi. Kağan ve İnci ile çok oynamaya heves etti, ama yer yer de küçük çocuk olmanın gerekliliği ile odalardan kovuldu! :) Defnemi bir ben anlarım, küçük çocuk olmanın bedelini küçük yaşlarımda çok çektim de odalara ve sohbetlere girmelere doyamadım! =)

İncim büyümüş ya, Kağanım da öyle... Hani şu pandemide nasıl büyüdüklerini sanki anlamamışız gibi hissettik bir hafta boyunca. Güzel güzel oynadılar, oturup ders de yaptılar kitap da okudular. Ama ne zaman yeri geldi minik minik de atıştılar, "Heh, işte bunlar bizim çocuklar!" dedik. İncim geldiğinden gidene kadar "İyi ki gelmişiz!" dedi, Kağanım ise "İyi ki geldiniz İnci!" Biri duruyor biri başlıyor konumunda, mutluluklarını dillerde ve mutlu yüzlerinde yaşadıklarını gördük. Pandemiye rağmen iyi ki artık aşılarımız varken buna cesaret edebilmişiz, dedik sonra da... :)

Aradan bir hafta geçti onlar evlerine döneli. Geçen hafta bugün daha buradalardı işte, geziyorduk beraber Yalova senin İznik benim. Arabayla bile olsa geziyorduk beraber işte! Allahım toparlanamaz hallerle bizleri daha fazla birbirimizden uzak etmesin inşallah... Senenin iki üç seferinde mutlaka görüşen insanlar olduğumuz için, son iki senedir görüşememek bize çok dokunmuş doğrusu. Kuzenim İncim gelip gidip temas ettikçe, çocuklarla oturup sohbet edip atıştıkça kendimden geçmişim işte geçen haftadan bu yana!


Sonra üstüne bu hafta başladı işte! Pazartesi günü akşam üstü İstanbul'dan halamla Savaş abim aradı, müsaitseniz geliyoruz dediler. Sohbetler, kahveler, örgü muhabbetleri uçuştu bir akşamcık da olsa! Salı günü öğlen onlar yola koyuldular geri. Yıllardır görüşmemenin üstüne, bu da bizi bir şoka uğrattı. Pandemi öncesinde gelebilmişlerdi halamlar da, o zamandan bu zamana 5 sene geçti sanırım ki...

Bir bebek yeleği örüyordum, kol altı oyuntusuna halamdan destek alıp başladım. Sonra hayatın onca durgunluk ve biz bizeliğinin ardına sunduğu fırsatlara baktım; şükür ki bir sorun da olmadı, sıkıntısız geçirdik günlerimizi... Aşılanmaların etkisi diyorum. Evet, her birimizin üzerine az biraz rehavet çöktü ama bizler dikkati elden bırakmadık. Biz çok kalabalıkların arasına girmekten hala çekiniyoruz. Maske mesafe ve hijyene dikkat ediyoruz. İlk yatılı misafirimizi bu ay yaptık işte. 11'inden 26'sına çok güzel vakitler geçti gidiyor bile! :)

Şu üstte elimi ağzıma kapattığım fotoğraf var ya; o da mutlu bir akşamın eseri, ilk defa arkadaşlarım geçtiğimiz Çarşamba akşamı evimize oturmaya geldi! Akşamın güzelliğini, bana hissettirdiğini düşünün artık... Biz Pandemi döneminin hemen öncesinde yeni evimize taşındığımız için, yerleşene kadar kimse gelemedi. Yerleştikten sonra da pandemi dolayısıyla risk altında olduğum için kimse gelmeyi tercih etmemişti! 3 çocukluk arkadaşım, ilk defa yeni evimize gelen arkadaşlarım oldular resmen! İkisiyle iki sene içerisinde sadece birer defa dışarıda görüşebilmiştim o kadar... Üçünü birden o akşam görmek, üstteki kolajda gördüğünüz üzere beni çok ama çok mutlu etti. Ama hepimizi öylesine mutlu etmiş olmalı ki, muhabbetten ve birbirimizle ilgilenmekten fotoğraf çekmeyi bile unutmuşuz. 


Size şu son iki haftada pandeminin bize ne öğrettiğini öğrendiğimi söyleyebilirim; 

Artık hepimiz sıklıkla görüşemeyeceğimizin farkında olarak "kısıtlı anların tadını çıkarmayı" öğrendik. 

Her şerde var bir hayır deniyor ya; teknolojiye dalıp yanımızdakini unuttuğumuz zamanların ardına, bize bizi hatırlatmak için gönderildi Pandemi biraz da bence. Kendimizle kalmayı da öğretti, sakin kalıp beklemeyi de... Çoğu telaşımızın gereksiz olduğunu da, asıl mutluluğu sevdiklerimizle yaşamayı es geçmemeyi de hatırlattı. 

Tüm bunlar çabuk unutmazsak ve güzel içselleştirirsek yeniden, ömür boyu çok büyük öğretiler olacak hepimiz için. Bir sınav daha olacak; bu sınavı ciddiye alan hem kazanacak huzuru, hem de pandemiyi daha farkındalıkla geçirecek. 


Son iki hafta, zamanımızı böyle değerlendirmeme sebep oldu işte. Okuduğum kitaplardan, yazdığım yazılardan, takip ettiğim kişilerden bilinçli olarak biraz uzaklaştım. İnstagram paylaşımlarımı yaptım, evde işim dediğim "Dr. Clinic" işim için uğraşmaya devam ettim. Ama beni hayattan ve işimden alıkoyan diğer uğraşlardan uzaklaştım. Tabii odaklanıp sadece buraya yazabilmeyi çok istedim ve yer yer de uğraştım ama başaramadım! 

11'inden 26'sına dolu dolu geçen Kasım ayını da birkaç gün sonra uğurluyoruz böyle işte. İş açısından da, sevdiklerimle geçirdiğimiz vakitler açısından da çok verimli bir ay olduğu gerçeğiyle; Kasım'ı bu sefer uğurlamak güç olacak benim için. Bu uzun zamandır hayatımda bir ilkken üstelik, Kasım ayı hayatıma güzellikler getirmişken; bu sefer daha bir neşeyle uğurlayacağım işte! :) (Kasım ayını neden sevmediğimi anlayamazsınız belki de. Ama bu sefer tüm soğuklarının bana yaşattığı ve eski kötü anılarıma rağmen, bu sene Kasımı bile sevdim.) Hayırla biter, hayırla Aralık'a ulaştırır ve umarım bundan sonra hep kendini böyle sevdirir bana... 

İşler güçler çok şükür devam ediyor bu arada. Biz Dr. Clinic'te kazanmaya devam ediyoruz. İlklerden olup kazanma yolculuğunuza eğitimlerimizle ve bizim ekibimizde başlamak isterseniz; iki üstteki paragrafta Dr. Clinic yazan yere tıklayarak veya buraya tıklayarak açılan linkteki formu doldurup aramıza katılabilirsiniz... :) 

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, sevgilerimle... =)

26 Kasım 2020 Perşembe

İlkler, Yenilikler Ve Yeniden Devam Etmeler - İnternet Günlüğüm 2020 #2 - #Kasım


Geçen hafta bir sınavı daha (Ekpss 2020) atlatmamın ardından, bir rahatlıkla başladım yeni haftaya. Pandemi dönemine rağmen yoğun bir hafta geçirdik sonrasında da, çok az kendimi normal hissettim ama sonra çabuk toparlanıp "yeni normalleri" es geçmeden günlerimize devam ettik... :)

Bu haftanın ilk yazısı günlük tarzında, geçen hafta ve bugünden notlarımla olsun istedim. Bu hafta bir güzel uğraşlara gömüldüm yeniden, yazmak isteyip çabuk yazı yazamadım yine bu sefer.. =) Umarım haftanın kalanında da buralarda olacağım ama...


Geçen haftaya Salı günü Bursa'da bir işimizle başladık; annem, ablam, ben ve küçük yeğenim Defnem ile... Bursa'ya gitmeyi anormal sayacağımı hiç düşünmezdim ama artık anormal bir durum görünür oldu ya bu ara. Son zamanlarda "hastane randevularıma ve sınava gidip gelmemizin" ardından; iki gün sonra da randevulu bu işimiz için Bursa'da bulununca, "ne çok gittik bu sıra Bursa'ya, maşallah" dedim kendimize. Sağlıklı günlerde, daha sakince ve "iş odaklı olmasa da" yine rahatça gidebileceğimiz günlere kavuşalım inşallah. Doğdum doğalı Bursa'da yaşıyor olmama rağmen, çok gezilecek ve görülecek yer biriktirdim yine! :)

17.11.2020 Salı günü idi işte, o gün farkettik çok yolu unutmuşuz. Öyle basit yollarda kaybolduk bir iki kez, öyle basit yolları kaçırdık! Aile geleneği olarak, çoğu gittiğimiz yerde yol kaçırma veya kaybolma gibi durumları hobi edindiğimiz için; artık gülüp geçiyor ve eğleniyor haldeyiz. =))



18.11.2020 Çarşamba günü bir ilki daha gerçekleştirdik hayatımda, ilk defa evli bir arkadaşımın evine gittim; çocukluk arkadaşım Damlamın... :) Öyle garipti ki, evleneli bir seneden fazla oldu ve o zamana denk gelen bir başka akraba düğünü sebepli düğününde de bulunamamıştım zaten. Evlendikten sonra dışarıda ve bizim evde birkaç kez görüştük ama evine gitmemiz "koronadan sebep" hep ertelendi durdu sonra. Korona çıktı çıkalı da hiç görüşmüyorduk zaten... 

İnsanın "korona, sen sevdiğini 1 sene sonra görünce ona sarılamaması nedir, bilir misin?" diye sorası geliyor! bu ara. Ama hala isyanlarda değilim... Artık alışmış olmak da değil bu, olması gerekiyordu ki yaşıyoruz diyebiliyorum.. Her şerde bir hayır vardır. "Korona zamanında, sağlıcakla 3 kız görüşüp buluşmak ve kız kıza bir akşam geçirmek nasip etti" diye hatırlayacağız bir ömür çok şükür... :)

Damlam bizi çok iyi ağırladı o akşam da; akşam yemeğimiz, çay keyfimiz, tatlı ve kahve keyfimiz evlere şenlikti! (= Pandemi döneminde en iyi ağırlandığımız misafirliğimdi resmen! Öyle güzel bir evi vardı ki, öyle de mutluydu. Hep daha mutlu olsun inşallah... :) Bu hafta çarşamba da, diğer arkadaşımızın evine gidecektik; bu sefer de Damlamla misafir olacaktık ama şimdilik iptal ettik. Bir dahaki zaman dilimlerinde inşallah... :)

Velhasıl, arkadaşınızın evinde olmak öyle güzel ve gururlu bir şeymiş ki. Arkadaşım evleneli bir yıl olsa da, korona bu kadar geciktirmiş de olsa; o gün o kadar memnun ve şükür doluydum ki yine... Bu kolaylığı bana-bize yeni evimizin girişten olmasının sağlamış olmasına, çocukluğumuzu geçirdiğimiz canım kardeşlerimi yuvalarını kurmuş görebildiğime ve böyle bir dönemde bunu gerçekleştirebildiğimize... 

Nice alışkanlıkların başlangıcı olmuş olsun sağlıcakla nice ilklerle de yaşayalım inşallah... :))


Geçen hafta çarşamba günü kendim için Çiçek Sepeti'nden sipariş ettiğim yüz temizleme cihazım da geldi bu arada... Kendim için ilk defa böyle bir yeniliğe gittim! Çok makyaj yapmam, bu tarz cihazları da pek denemezdim ama bu sefer bu cihazın etkisini denemek istedim. Çarşamba günü geldi, Cuma günü kullanmaya başladım ve bugüne kadar 4 kez kullandım. Şimdiye kadar kullanım sonrası rahatlık hissinden de çok memnunum sanırım... :)

Benim jelim internet üzerindeki ürün tanıtım videolarındaki kadar köpüren bir temizleme jeli değil. Ama kendim sürdüğüm zaman temizlemesi zor olan jelimi, cihazımı kullanarak cildimi yedirdikten sonra cildimden arındırması çok kolay oluyor! Öncelikle bu özelliğini sevdim ürünümün.

Sonra, akımı başta yoruyor beni sandım ama masaj özelliğini orta şiddette çalıştırıp başladıktan sonra, tüy gibi geldi çalışma hızı bana. Sadece şimdi daha fazla bile olabilirmiş diyorum doğrusu. Ama bu ilk deneyimim için yetiyor bana...

Başlangıçta önce jeli cihazın üzerine döküp suyla ıslatmış ve denemiştim ama olay başka imiş... Cildimi ıslatıp jeli üzerine sürmem gerekiyormuş ve sonrasında cihazı kuru halde çalıştırıp cildimde gezdirmem gerekiyormuş. Kendi programı bitene kadar yüzümün her yerine jeli yedirmesini sağlıyorum. Cihaz kapanınca da; önce cihazı suyun altında yıkayıp jelden arındırıyorum, sonra da cildimi yıkıyıp kuruluyorum. Kesinlikle cihazsız kullanımımdan daha iyi arınıyor cildim ve daha pürüzsüz oluyor bir haftadır... :)

Tavsiye eder miyim? Elbette tavsiye ederim... Ama öncelikle ürünün kullanımını ve memnuniyetinizi anlamanız açısından, benim gibi cuzzi fiyatlı muadillerini alıp deneyebilirsiniz. Ben araştırıp buldum, bu ürünün yorumları da hep iyi olunca; beni birkaç ay olsun idare edebileceğini düşündüğüm bu ürünü buldum. 25 TL'ye ücretsiz kargoyla satın aldım. Arkadaşım da benim gibi zamanında muadillerinden biriyle denediğinde 5 ay idare etmiş. Onun da deneyimine dayanarak, beni de bu ürünün epey bir süre idare edeceğini düşünüyorum doğrusu... =))


Sonra bu haftaya geçmeden haftasonunu da dolu dolu geçirdim işte kendimce... Önce Cumartesi günü üstte gördüğünüz kahverengi örgü parçalarımı bitirdim, kimono tipi hırkamın parçaları idi bunlar. Dikim için sıra bekliyorlar şimdi ama sonucu ben de çok merak ediyorum... :) 

Pazar günleri sanırım yarım bırakılan kitaplara dönmek için en güzel gün... Geçtiğimiz pazar (22.11.2020), birkaç ay önce yarım bıraktığım Sofie'nin Dünyası kitabımı okumaya geri döndüm. Geçen aylarda okuduğum sırada bu kadar ilgimi çekememişti, demek ki zamanım şimdi gelmiş bu kitabı okumak için... 

Üst kolajdaki fotoğrafta paylaştığım kitap sayfasından fotoğrafta bir alıntı kısmı var, orada salgın hastalıklarla ilgili diyor ki;

"Daha önceleri Yunanlılar hastalıklardan da tanrıları sorumlu tutmuşlardı. Bulaşıcı hastalıklar çoğu kez tanrıların verdiği bir ceza olarak kabul edilirdi. Ama eğer tanrılara gereğince kurban sunulursa, insanları iyileştirebilirlerdi.

Bu anlayış kesinlikle sadece Yunanlılarda görülen bir şey değildir. Yakın dönemde modern tıp bilimi gelişinceye kadar, her hastalığın doğaüstü bir nedeni olduğu inancı çok yaygındı."
Sayfa 65 (Sofie'nin Dünyası - Jostein Gaarder)


Kitabı okurken bugünle bağdaştırdığım o kadar çok nokta vardı ki! Hala bugün olmuş, koronayı da nice hastalığı da ceza olarak gören insanlarımız var; ne yazık ki... Evet, bir nevi uyarı görülebilir ama ceza olduğunu asla düşünemiyorum ben. Bu inanış insanları zora sokan ve acayip noktalara götüren bir durum değil mi sizce de? Bana kalırsa, herkesin etkilenmeye başladığı şu dönemde, herkese ceza mıdır sizce? Kurunun yanında yaş da yanıyor durumundayız! Hangi hemşire veya doktor hasta olmadan atlattı şu anları mesela? Onların her birinin sağlık amaçlı çalışmaktan başka ne gibi suçları oldu da her biri bu kadar büyükle sınanıyor o vakit? 

Düşünüyor ve düşündürmek istiyorum sizlere de... 28 yaşıma geldim, sadece korona değil nice hastalığı "Allahın bir cezası" olarak görmelerinden sebep insanları hor görmelerinin altında çok büyük bir destursuzluk var bana kalırsa. Sofie'nin Dünyası'nı okuyorum şu ara, birkaç ay öncesine kadar düşünmek istemediğim kadar düşünmeye açıldı gözüm kulağım esasında; o sebeple ilgim bu kitap üzerinde bu sıra... =)


Bu haftaya da gelince; bir önceki haftasonuna doğru aldığım iki siparişim için hafta başında örme hazırlıklarımla başladım, şükür öyle de devam ettiriyorum... :) 

Bu hafta bol dizi izliyorum, bol örgü örüyorum. Hep yeni bir şeyler yapmak hevesimle, dün gecenin karanlığında alt komşu sesinden sabaha kadar uyuyamayıp uzun uzun internette takıldım mesela. O kadar garip geldi ki, sanırsınız bir sene öncesine kadar sabahlara kadar uyuyamayan ben değildim! :) Gerek pandemiyle gerekse de Defnemin doğumundan sonra uyku düzenim oturdu yeniden benim de; artık kabulleniyorum. Yani demeyin, pandemi bizi mahfetti; bir o kadar da hayatımıza olumlu etkileri oldu!
Sonra bu hafta için yazmak istediğim birçok şeye odaklanamadım ama kafamda yazıyor çiziyorum bir şeyleri hala. Olur da içime sindirirsem, yine buraya da yazacağım... Yazamıyor olmam bile dokunmadı bu hafta bana, öyle bir rahatlamış ve yeniden devam etmeye sakince hazır durumdayım ki; "çok çabuk geçer bu durgunluk da, sağlıcakla inşallah..."



Geçtiğimiz hafta gibi bu hafta da; ilkler, yenilikler ve yeniden devam etme uğraşlarımla geçti gidiyor işte. Ben bu yazımda yazdığım bu kadar şeye rağmen, eksik birçok cümlem olduğunu hissediyorum ama takılmayacağıma dair söz verdim. Ne de olsa, burası benim İnternet ortamındaki günlüğüm... =))

Okuduğunuz için teşekkürlerim ve sevgilerimle...
En kısa zamanda yine burada görüşmek üzere! :)


2 Kasım 2019 Cumartesi

Gece Kuşundan Notlar #2 - Kasım, Anlatmak


2 Kasım 2019 Cumartesi 

Uyku tutmayan bir geceden daha Merhabalar, olabildiğince gelişigüzel düşüncelerimle yazacağım bir "Gece Kuşu'ndan Notlar" yazımla daha karşınızdayım... :) Gece Kuşu iyi geceler diler. 

* Bir Film; Piyanist (2002)

Öncelikle bu geceye geçmeden önce izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum, Piyanist... İzlemeden önce filmler ile ilgili elbet bir bilgimiz olmuyor netlikle ama ben bu filmin nedense hiç gerçek bir hikâyeye dayanıyor olabileceğini düşünmemiştim...

Yine Nazi Almanya'sında geçen bir hikâye, ama bu sefer başrolde bir piyanist ve ailesi ile hayatta kalma uğraşı var. Güzel bir filmdi, ama neler oluyor bitiyor anlatmaya gelmedim tabi ki. Bana hissettirdiklerini anlatacağım... 

Bu tarz filmler izlediğimde çok sık hissetmiyorum bu durumu ama Piyanist filminde; "Allahım insanlar ne acılar çekmişler ve ne zulümler görmüşler, bizim kendi dertlerimiz devrede kulak mı?" Diye düşündüm. Acı ki, oturduğumuz yerde her türlü acıyı birden çekmez iken bile, dünyanın en bedbaht insanı halini alıyoruz ve omuzlarımız düşüyor birden. Tabi ki kimseden değil, öncelikle kendimden bahsediyorum! Fiziksel, ruhsal ve de zihinsel acı çekenlerin yanında biz ne diye hayıflanıyoruz diye düşünüyorum. (Her birini çekmedim ama tüm hayatımı da zorluklar altında geçirdim, Allahım her birimizi öyle ortamlardan korusun dilerim!)... Tabi tamamıyla bu psikolojiye girmiyorum, sadece hikaye anlatıcılarının o dönemin hikayelerini anlatırken hissettirmeleri gereken bu ki, görüldüğü üzere kimi de başarıyor bunu... Piyanist, insanlığın vahşileştiği o dönemi anlatırken, bahsettiğim hissiyatı anlatmak için epey başarılı konumda... (Başrol oyuncusu Adrien Broody de, rolünün halkını çok iyi vermiş...)


**
Anlatamam Ki... 




Geçen günlerde bilgisayarım epey bir sorun yaşattı bana ve sağolsun bir arkadaşım toparlamam konusunda yardımcı oldu. Onun sayesinde bilgisayarımın sorunu şimdilik halloldu, Allah razı olsun. :) Bence epey bir süre sıkıntı da çıkaramaz...

Bu hafta için bu yazım haricinde iki yazı yazdım bu üstte bahsettiğim konuya rağmen ama sanki kendimi anlatamıyormuşum gibi bir his de var yine bende. Anlatsam ağır kaçacak cinsten uzun cümlelerim var, her türlü yöne eğilip bükülebiliyor üstelik bu durum. Ne beni anlatabiliyorlar ne de ben yazabiliyorum gibi. Yani bilgisayarımın beni zorladığı zaman dilimlerine rağmen, sabrım hala var ve sorunlarla baş edebiliyorum ama...

Öte yandan iyiyim de, Ekim çok güzel geçti diyebiliyorum; kendimi çözümleyebildiğim ve bana iyi gelen bir aydı diye, ama kendimi anlatamıyorum sanki şimdi de.. Anlatacak durumlar birikmiş gibi yazmak istiyorum ama bir o kadar da yazamıyorum. Akışına bıraktım, bloğun konuları kendiliğinden çıkmayı sürdürüyor böylece... (:

** -- Üstteki kahve benim biten gündeki kısmetim bu arada... Gündüz canım kahve çekmişti, anneme söylediğimde yarına akraba günümüz olduğu için, "hazırlık yaptığını ve hiçbir şekilde yapamayacağını" söylemişti. Sadece yarım saat kadar sonra, bir arkadaşları aradı ve uğrayacağını söyledi. Hiç hesapta yokken kahve yaptı canım annem üçümüze de... :) Velhasıl böyle güzel şeyler de oluyor! Kısmetinse o gelir seni mutlaka bulur, dedikleri kadar var yani...

***
Kasım Ve Öncesi...

Kasım geldi, ikinci gününe uyanmak üzereyiz ve önceki senelere göre daha iyiyim şimdilerde. Kasım ayı bir süre en sevmediğim ay oldu ama şimdi alıştım gibi. Çünkü öğrendim, ben onu her şekilde kabullenmedikçe o bana tek tip gelmeye devam edecekti. Tedirginliğimi üzerimden atarak başladım, umarım iyi gelir.

Sebebim var elbette, yinelemekte fayda görüyorum; hep Kasım ayında kötü sürprizlerle karşılaştım, onları unutması, Kasıma başlaması ve özgür bırakması da zor oldu ama sonunda oldu sanki. 

Meğer özgür bırakmadıkça sizi rahata erdiremiyormuş, en güzeli unutmak değilse de kabullenmişlik gibi hissediyorum artık. Bu durumun netliğini kazanana dek yıllardır Kasım'la aramda bir set varmış gibiydi ama bugün facebook hesabımda da bahsettim; karşı köyün prensi ile anlaşma sağlanmış da, düşman köy ile dost oluyormuşuz gibi hissediyorum. Prens gönlümü almaya uğraşacak mı bakalım, ben ona dost eli uzattım bu sefer! Bu Kasım böyle başladı işte.. :)


****
Bir De Şarkı Bırakalım Geceye...

Bu gece olabildiğince kısa tutacağım diyordum esasında ama şu üç gündür çok dinlediğim bir şarkı yorumunu da paylaşmadan gitmek istemiyorum. Melek Mosso - Keklik Gibi yorumu, en çok dinlediğim şarkı oldu üç gündür. Gün içinde 10 kez dinliyorum sanırım ve hala hoşnutum. Gece gece onu sizlere de tavsiye ediyorum.. :)

Beni nesi etkiledi bu yorumun, diye düşünürken; "Arzu Şahin- Yaralı Ceylanım" yorumunda hissettiğim memnuniyetle benzeştiğimi anımsadım. :) Ne garip ki bir dönem oldukça takıldığınız şarkıya bugünde de bir eşdeğer şarkı yorumu çıkıyor. O da benim şansım diyelim, bir teyzemiz söyledi bugün; "Bu kız çok şanslı bence!" diye. "Aslında şanssızımdır, dediğimde "Şansını sen engellermişsin, deme öyle!" dedi. Gittim onun üzerine buna yordum ben de gece gece; 

Şanslıyım şarkılarım var, şanslıyım arkadaşlarım var, şanslıyım ailem var, şanslıyım kitaplarım var, şanslıyım sevdiğim bir hayatım var.. Ama biz, bizim şansımızı kaybetmemiz gerekiyormuş; sözle gözle, inkarla.. Hazır "yeni ay retrosu var şu sıra bizleri etkileyen" derlerken, olabildiğince sözlerimize hareketlerimize ve dileklerimize dikkat edelim yani...

Kasım hızlı geldi, sindire sindire geçsin inşallah. Ben kabullendim bahsettiğim gibi, Kasımla da zor oldu anlaşması kavuşması ama daha da güzel geçecek; Kasım hepimize hayatlarımıza karşı anlayışla, huzurla ve mutlulukla gelsin. Bir de sağlıkla ve soğuklara dayanıklılıklarla, benim yine epey ihtiyacım olacak gibi duruyor da... (:


* Gece Kuşu'ndan Notlar'ı sundum, sponsor yok! =) Kendi kendimin sponsoruyum, maşallah bana...
02.11.2019

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...