filmi olan kitaplar sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
filmi olan kitaplar sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

6 Mayıs 2014 Salı

Filmi Olan Kitaplar #5 - Muhteşem Gatsby


Bu yazıdan önceki ilk 4 yazımı okumak isterseniz;

Filmi Olan Kitaplar #1 - Alacakaranlık Efsanesi İçin buraya tık tık

Filmi Olan Kitaplar #2 - Zaman Yolcusunun Karısı İçin buraya tık tık

Filmi Olan Kitaplar #3 - Bir Düş İçin Ağıt İçin buraya tık tık

Filmi Olan Kitaplar #4 - Göçebe İçin buraya tık tık...


Bu yazımın konusu ise Muhteşem Gatsby kitabı ve filmi... :)



Kitap benim için biraz zorlu bir kitap olmuştu. Odaklanana kadar pek zorlanmıştım, ancak ortalarında kitaba sarılabilmiştim. Kitap eğlence dünyası halinde olan New York ve New York'un saygın ve gözde zenginlerinden bahsediyor. Bu saygın zenginlerin içinde biri var ki, bu gözdelerin en çok konuşulanı ve en büyük partilere ev sahipliği yapanı; Bay Gatsby... Bay Gatsby'nin hikayesine dahil olmuş Nick Carraway'in ağzından anlatılıyor, Kitap ve Film... 

Nick Carraway anlatıyor, New York'un gözde eğlence mekanı hallerini. Ta ki; yan komşusu olan Bay Gatsby ile tanışıp, onun hayaline kavuşmasına yardım edene kadar... Herkes Muhteşem Gatsby diye ansa da, gerçek hayatını ölene kadar kimse öğrenemese de, ömrü boyunca tüm New Yorklular geliyor partilerine... Ve aslında herkes yanlış biliyor hayatını, Nick hariç...

İşte bu anlattığım çerçevede bir aşk hikayesi çıkabilir mi hiç bilemedim. Ancak bir aşk hikayesi çıktı kitabın içinden. Ama bir türlü sorularımı tamamlayamadım, eksik kaldı biraz kafamdaki hikaye kitabın anlatımıyla. Gözümde canlandıramadığım birkaç nokta vardı çünkü. Ama filmle kitap gözüme daha güzel göründü, ve bazı noktalarda da anlatılmak istenen buymuş ve iyiymiş dedim. :) 

Başta zorlanmış olsam da, okunmasını tavsiye edebileceğim bir kitap. Değişik ve güzel yine de... :) 


Filmine Gelecek Olursak;

Filmini nihayet bu Pazar (04.05.2014) izleyebildim, kitabı 1 ay kadar önce okumuş olmama rağmen...


Filmde karakterler için seçilen oyuncular benim çok hoşuma gitti. Kitapda anlatılanlar ile bu kadar güzel büyütülebilirdi dedim. Ben böyle hissettim en azından. :) 


Gatsby rolünü üstlenen Leonardo Di Caprio idi, ki bu seçimi hiç beklemiyordum. Ben filmi afişine dahi bakmadan açtım. Bu daha süpriz ve daha heyecanlı oldu benim için. :) Bu sahne Gatsby'nin ilk göründüğü sahne filmde, Nick ile ilk karşılaştıkları sahne yani...


Şu hareket, duruş ve oyunculuk beni benden almıştı resmen. Leonarda Di Caprio'nun Bay Gatsby karakteri için biçilmiş kaftan olduğunu gördüm resmen... :)


Nick Carraway rolünü üstlenen kişi ise, SpiderMan karakteri ile hatırlayacağınız Tobey Maguire. Valla ne yalan söyleyeyim, Hikayeyi anlatabilecek başka güzel kişi olabilir miydi bilmiyorum. Karakter seçimleri beni benden aldı. :) 

Hikayenin asıl kızı da Carey Mulligan'dı. Altın Saçlı Kız dediklerine uygun olabilecek, karakterin saflığını ve güzelliğini anlatabilecek bir karakter seçimi olmuş... :) Sanırım tek beğenmediğim karakter seçimi, esas kızın yakın arkadaşını oynayan kişiydi. Ancak ona da izleye izleye alıştım diyebiliriz. O kız da; Elizabeth Debicki idi...

Fazla bilgi bile verdim bence. Fikrimi söyleyeceğim son nokta; filmde beni etkileyen sahneyi söylemek olacak...

Beni en etkileyen sahne; sapasağlam ve güçlü konumda iken her partisine koştura koştura gelen onca kalabalıktan, ölümüne tek bir kişinin dahi gelmediği o sahneydi. Kitapta da burası tüylerimi ürpertmişti... O kadar zengin olupta tek bir dostunun olmaması, hiçbir şekilde yaşamamak demek bir bakıma. İşte bunun olmasını istemezdim... 


İşte böyle, bir Filmi Olan Kitaplar yazımın daha sonuna geldik. Bu yazımın konusu Muhteşem Gatsby kitabı ve filmiydi. Ve benim için kitaptan sonra filmi izlemek, hikayenin bana göre boş kalan yerlerini zihnimde doldurmama sebep oldu. Film mi Kitap mı diye sorulacak olunursa, kesin bir cevap veremem doğrusu. İkisi de tamamlayıcıydı çünkü benim için. :) 

 Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle... :)

15 Aralık 2016 Perşembe

Filmi Olan Kitaplar #8 - Gökyüzünden 3 Metre Yukarı


"Kitabı güzel ama filminde o kadar emin değilim." dedim başlangıçta Gökyüzünden 3 Metre Yukarı kitabının ilk filmini izlerken. Ama sonra düşündüm de zaten kısa süreye ancak bu kadar yetiştirilebilir; o olayları ve duyguları ve de karakterleri tam anlamıyla nasıl geçirsinler filme?


Olay kurgusu ve karakterleriyle okuyup çok beğendiğim bir kitap olmuştu Gökyüzünden 3 Metre Yukarı kitabı. Yazarı Federico Moccia... 2013 yılında Bursa Kitap Fuarı'ndan almıştım, 3 kitap 15 Tl indiriminden. Aldığım 3 kitaptan en sevdiğim kitap olmuştu kendisi. Bir gençlik aşkını ve ayrı şartlarda yetişmiş iki gencin aşkını çok güzel anlatıyor... Kitabı yetişkin gençliğe erişmiş kişilerin okumasını tavsiye ederim. Ciklet kitaplar mı diyorlar bu tarz kitaplara, tam değilse de biraz öyle bence...

Kitap İtalya'da geçiyor. Bu durum İtalya tutkusu olan benim için, artı bir durumdu. Kitabı okurken; bu fakir-zengin edebiyatı tutmaz gibi geliyordu başta, klasik her kesimde var bu durum demek ki demiştim. Ama sonra okudukça, olay örgüsü sarıp sarmaladı beni. Hugo'nun haylaz ama iyi niyetli kalbi, Babi'nin zengin kısmına tamamen ait olamayışını düşündürtüyor. Ama sonra olaylar değişiyor ve garip gelişiyor. Kitapta yer yer kavuşsunlar dedim, yer yer de birbirlerini hakediyorlar mı? Kitapta en hoşuma giden noktalar, Step'in Babi'ye yaptığı sürprizlerdi... :) Kitap çok hoştu, daha ne diyeyim ki...

Bence konular kitapta daha ayrıntılı ve tatmin edici şekilde yer alıyor, filmde kitaptaki kadar ayrıntı bulamamak üzdü zaman zaman beni...


Filmine gelince; Gökyüzünden 3 Metre Yukarı - Aşka Yükseliş olarak geçiyor ismi... 

Yıllar önce okuduğum bu kitabın bir filmi olduğunu yeni öğrendim bu sene. Öğrendiğim gibi de izlemek için ilk fırsata baktım. Ama dediğim gibi, filminden iyi mi diye emin olamadım başta. Ama sebebi olay kurgularını aktarması değildi, karakterler için oyuncu seçimleri idi önceliğim. Benim kafamda oluşturduğum Babi karakteri başkaydı ama erkeğe gelince, gerçekten tamamen kafamda düşündüğüm karaktere uygun buldum. Yani kitaptaki karakter Hugo'yu, en güzel Mario Casas oynayabilirmiş ve oynamış bence... :)

Filmlerin kitaplarının yapılmasına birçok kişi gibi karşı değilim -bunu hep belirtiyorum galiba- ama bazı eksiklikleri görünce -özellikle de bazı hızlı geçişleri- bu sefer filmi olmasa da olurmuş diyorum. Bu filmde de bu hızlı geçişler beni rahatsız etti. Bu kadar kötü konuşmak istemezdim ama çok eksiklik bulduğum Filmlerden biriydi, kitabı olanlar arasında bence. Ama konu bütünlüğü yine de diğer kitabı olan filmlere göre çok iyiydi... Göçebe kitabının filminden sonra ama... :) ( Filmi Olan Kitaplar #4 - Göçebe )

İtalyan gençlerin yaşadıkları yer açısından da baktım, kitapta yeri geçen her yer filmde bana göre eksiksizce kurgulanmış ama olayların kurgusu eksik tutulunca bu güzel etmen geçersizliğe doğru gidiyor. Kitabı okumuş olmama rağmen, filmde bunların eksikliği rahatsız etti işte beni. İtalya kavramının içinde geçen bir kitabın filmi olması yine benim için bir artı idi, dediğim gibi; malum İtalya ve İtalyanca'ya merakım var biraz. Filmine derece verecek olursam, 100 puan üzerinden 85 puan verirdim... :)

Bundan sonrası, filmler ve diğer noktalar ile ilgili Spoiler içerecek; benden söylemesi... 


Gelelim ikinci filme; Aşka Yükseliş-Sensiz Olmaz diye geçiyor ismi...



Kitabı var mı, yoksa kitabın sonunun yarım kaldığından sebeple mi ikinci bir film çekildi bilmiyorum. Benim ikinci filmi olduğunu da gördükten sonra araştırdığım üzere, ikinci bir kitap yok. Ama ikinci bir film var. Şimdi gelelim üstteki resimlere; soldaki resim Babi ile Hugo, sağdaki resim de Hugo ile Gin...

Öncelikle ikinci film, benim için ilk filmden daha tatmin edici idi. En azından kurgularıyla bütünlüğü koruyan bir filmdi, ilk filme göre. Çünkü kitapta en güzel yerlerin anlatıldığı sürprizler ve fedakarlıklar yoktu ya ilk filmde, ikinci filmde de bu dert yoktu. Hugo ve Gin benim için daha samimi bir çift oldu ikinci filmden sonra...

Filmi Olan Kitaplar yazısı yazmak bu anlamda zor, anlatabilmek istiyorum iyice mesela şu fikrimi; kitaptaki Hugo ve Babi çok iyi bir çiftti, ama ilk filmde yeterli düzeyde ilişkilerine değer verilmemiş gibi görülüyor. Sonra ikinci filme de gelince, Gin Step'i toplayan etken olmuş ve durumları da bu sayede toparlamış görünüyor. Sonra bir bakıyorsun, Step de Gin'i toparlıyor. Derken öylesi bir uyum görünüyor ki... Gin bana daha yaşam dolu geldi; ikinci film de bu sebeplerden, Hugo ile aralarındaki etkileşimi bana daha iyi geçirebildi işte... :)

Kısacası tüm bunların sonucunda; filmlerde Step (Hugo) ve Gin, kitapta ise Step ve Babi çifti favorim oldu. Evet garip bir kızım galiba. Ama anlatabildiğime mutluyum. Kitabı okuyun derim, demek istediklerimi anlayacağınıza eminim... :) (Ama beklentiyi de çok yüksek tutmayın, benim beğendiğimi beğenecek değilsiniz elbette. Beklenti büyük olunca, sonu hüsran da olabiliyor genelde. Umarım sizin için hüsran olmayacaktır.)

O zaman, bir Filmi Olan Kitaplar yazımın daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Sevgilerim ve saygılarım bu kitabı yazana ve filmleri çekenlere öncelikle, sonra da benim gibi Filmi olan kitapları sevenlere veyahut sevmeyenlere... :))


15 Mayıs 2013 Çarşamba

Filmi Olan Kitaplar #3 - Bir Düş İçin Ağıt


Filmi Olan Kitaplar Serimin ilk yazılarını okumak isterseniz;

Filmi Olan Kitaplar #1 - Alacakaranlık Efsanesi İçin buraya tık tık

Filmi Olan Kitaplar #2 - Zaman Yolcusunun Karısı İçin buraya tık tık




Bu yazımın konusu, eski bir kitap olan Bir Düş İçin Ağıt kitabı. Hubert Selby JR.'nin Bir Düş İçin Ağıt kitabı, "Uzun Zaman Sonra Aldığım İlk Kargom" adlı yazımda belirttiğim Arkadaşım Burcu'nun bana hediye yolladığı kitaplarımdan biriydi.


Bir Düş İçin Ağıt, 2 ay önce okumaya başladığım ve en nihayetinde de yarım bıraktığım kitaplarım listesine girmişti. 2010 basımlı bir kitap. Ancak anlatım dilinden ötürü yarım bıraktım ben. Beni cezbetmedi demek doğru olabillir. 

Aslında konusunun iyi olduğuna ve beni saracağına emindim kitabın arka kapağını okuduğumda. Kitabı internette arattırıp baktığımda, filminin olduğunu gördüğümden beri de okumak için canla başla uğraştım. Ama filmini izlemenin nasip olduğu bir kitap oldu, Bir Düş İçin Ağıt...

Kitap dilimize Bir Düş İçin Ağıt, Film ise Bir Rüya İçin Ağıt olarak çevirilmiş...

Filmi izleyip tamamlayalı birkaç saat oldu henüz. Bu yazıyı taze taze yazayım dedim bende...

Kitap ve Filmin konusu; Bağımlılıkları nedeniyle insanların yaşadıkları zorluklar... Ancak filmin içerisinde bir aşk hikayesi de var. İki madde bağımlısı gencin aşklarının hikayesi... Ve Başrolde Jared Leto'nun Harry'i, Jennifer Connelly'nin Harry'nin sevgilisi Marion'ı, Ve Ellen Burstyn'nin Harry'nin zayıflamak uğruna hap kullanarak bağımlı hale gelen annesi Sara Goldfarb'ı ve Marlon Wayans'ın Harry'nin aradaşı Tyrone'u oynadığını görüyoruz...


Değerlendirme Yapacak Olursak;

Film, bir ailenin ve insanların, yaş sınırı gözetmeksizin başvurduğu bağımlılık batağındaki mücadelelerini anlatıyor esasında. Ve bu mücadele filmde çok gerçekçi bir anlatımla sergilenmiş. Film fazla sürükleyici değil aslında. Ama sonunun ne olacağı merakı devam etmemi sağladı. Gerek müziği ile gerek de filmin anlatım tarzı ile sonlara doğru dehşete sürükledi beni. Dramatik tarzda izlediğim filmler arasında, orta puan aldı benden.

Ben sonlara doğru izlemekte zorlandım biraz da aslında. Film, bağımlılığın sandığımız ve bildiğimizden de daha kötü olduğunu anlatıyor. Ancak tabii eksikleri var. 

Ama o eksikliği de filmin müziği fazlasıyla gideriyor. Birçoğumuzun Ana Haber Bültenlerinden bilebileceği bir müzik bu.

Clint Mansel - Lux Aeterna




Ve Filmin Etkileyen tarafına gelecek olursak;

"
Marion: Seni Seviyorum Henry, kendimi insan gibi hissettiriyorsun. Sanki ben benim ve güzelim…

Harry: Sen güzelsin. Sen dünyadaki en güzel kızsın, sen hayalimsin.

"

Bu diyolog bana biraz üzücü geldi. Diyolog böyle okunduğunda normal gelebilir. Ama, esasında kendini bu dünyadan uzak hissetmek, hafif bir yük değil bence...



Bir Filmi Olan Kitaplar dizi yazısı da böylece bitiyor. Okuduğunuz için teşekkür ederim...

Sevgilerimle... :)

23 Kasım 2016 Çarşamba

Filmi Olan Kitaplar #7 - Bir Gün


Kitabı bitireli bir hafta oluyor ama gel gör ki üzerimden etkisini atamadım. Üzerimden atamadığım etkisi, hayal kırıklığının etkisiydi. Yani bestseller'lara önyargıyla yaklaşıyordum, artık yaklaşmayı geçtim daha da önyargılıyım. Gelin sebeplerini de söyleyeyim size; öncelikle kitabı okumamış kişileri hayal kırıklığına uğratmamak için bu yazıyı okumamalarını önererek başlayacağım, zira siz belki de benim gibi düşünmeyecek ve beğeneceksiniz kitabı bilemem sonuçta... :)

Bu ve bunun gibi diğer Filmi Olan Kitaplar yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz...



O kadar gözlerde büyütülmüş bir kitap gibi geldi ki, aşk kitabı olduğu yönünde. Bence bu kitap aşk kitabı değil, hayat gerçeklikleri bakımından bir kitaptı. Aşk hikayesi açısından, ne bir konu bütünlüğü ne de bir anlatım şahaneliği bulamadım. Başarılar, başarısızlıklar, bağımlılıklar ve hayata tutunmalar ile tutunamamaları içeren bir kitaptı bence daha çok... Bu yönden yazarın emeğine sağlık, güzel bir anlatım var bu konularda. Öyle ki; bir ara kitapta Dexter'ın kendi çocuğuna karşı alkolle beraber savaş verdiğini okuduğum sahnelerde çok sinirlendim...

Bu benim görüşüm tabii, yine yineliyorum. Ama ben kitap bitene dek şunu sorguladım; bu iki kişinin mi aşkını anlatıyor? Yoksa kavuşamamayı mı? Çok aşırı bir eleştiri yapıyorum belki de ilk defa bloğumda bir kitaba ama bu bir aşk kitabı değil bir hayat kitabı olarak anlatılmalıydı bence. Ben kitabı elime aldığımda gerçekten okuduğum aşk kitapları gibi bir aşk kitabı beklemiştim. Beklentim çok büyüktü galiba, beklediğimi bulamadım...

Kitap "beklentimin de büyüklüğünden ötürü"uzun zamandan beri en zor okuduğum kitaplardan biri oldu. Çok uzun kitaplarda gerçekten bu hayal kırıklıklarını bazen yaşayabiliyorum, bazen de öyle oluyor ki elime aldığım kitap 700 sayfa bile olsa bitsin istemiyorum. Benim için Filmi Olan Kitaplar'dan okuduğum kitaplar içerisinde, filmi güzel olan kitaplardan biriydi...


Bir Gün kitabından uyarlama filmine gelince;


Filmde sevdiğim birkaç sahne vardı ama öncelikle oyunculara geleceğim. Başrol oyuncuların, kitabı okurken canlandırdığım kişilere uyan oyuncular olduğunu gördüğümde şaşırdım. Emma sanki gerçekten Anne Hathaway'miş, Dexter ise Jim Sturgess'miş gibiydi. Filmin sonuna dek tamamen gerçek karakterlerdi onlar benim için, bu hikayenin gerçek karakterleri...

Filmdeki aşk daha gerçekti. Ama filmde de kitaptaki umutlar, başarılar ve başarısızlıkları içeren hayat hikayesi daha iyi ele alınamamıştı mesela. Filmi Olan Kitaplar'dan en zorlandığım yazı bu resmen. Filmi ile kitabı bir olan ama bir o kadar da bir hissettirmeyen, anlatım açısından değil benim açımdan, bir hikaye idi Bir Gün benim için... 

Her senenin 15 Temmuz'unda görüşen Emma ve Dexter'ın kaybettiklerine çok üzüldüm. Hep erteleyişlerine, hep kaybedişlerine onlar kadar göz yumamadım. Yıllar Geçiyor demekten vazgeçmeyen ben, üzülmem normal biraz galiba. Zaman akıyor, kaçırmamak için aşkı görmezden gelmemeli aslında. Keşke biz insanoğlu yapabilsek bir de bunu tabii ki...


Üstteki resimde filmde beğendiğim sahneleri fotoğrafladığım kareler var; 

Birinci karede; filmin başlangıcında 15 Temmuz tarihi sabit dururken mavi ekranda, yılların tarihleri akıyor. Hayat cidden böyle, bunu görmek daha da üzdü beni biraz...

İkinci karede; bisikletiyle giden Emma var, kitapta anlatılmayan bir bölüm olduğu için alıntılamıştım. Emma'nın kazası... Neden bilmiyorum ama kitapta hiç hatırlamıyorum bunu anlattığı bir yer. Sadece 15 Temmuz üzerine odaklanıldığından bazı konular atlanmış kitapta. Filmde bunu yorumlamış mı yoksa öyle değil mi emin olamadım...

Üçüncü karede; Emma ve Dexter'ın bir kavuşmaları. Ya sanırım bu en sevdiğim sahneydi, kısa da olsa... :)

Dördüncü karede ise; Dexter ve kızı. Kitapta okurken kızdığım Dexter'a sempati duydum filmde resmen. Yani size ne kitabı okumayın ne de filmi izlemeyin diyemem. Eminim ki, birçoğunuz kitabı okunup beğenecektir de. Ama bana kitap okumama rağmen fazla hitap edebilmiş değil... 


Filmden Alıntıladığım sözler de var elbette

Güzel olan hiçbir şey kolay değildir.
Birini sevmek ama ondan hoşlanmamak… (Ki mümkün)
Yarın ne olursa olsun, bugün yaşanmış olacak…


Gibi... "Yarın ne olursa olsun, bugün yaşanmış olacak." En sevdiğim söz oldu. Yarın ne olursa olsun, bugün yaşandı ve bitti. Bu yazı da yazıldı ve bitti. :) 

Sevgilerimle, okuduğunuz için teşekkür ederim...

21 Eylül 2018 Cuma

Filmi Olan Kitaplar #11 - Senden Önce Ben


30 Nisan 2018 günü, elimde dahi olmayan kitabını okumadan filmini izlemeye bir gece karar verip izlemiş ve hiç beklemediğim kadar etkilenmiştim ki; bana hüngür hüngür ağlayarak bir yazı yazdırdı bu film ve sonraki günlerime de umut oldu. Yazmak istediğimi daha çok hissettirip anlattı. Hikaye beni çok yaraladı...

Bu bahsettiğim yazımı okumak veya tekrar okumak isterseniz burada bulabilirsiniz... :)

Kitabı bugün bitirdim ve bu benim için bir ilk oldu. İlk defa bir filmi olan kitabı okumadan, filmini izledim ve birkaç ay sonrasına da kitabını okudum. Bu pek tercih ettiğim bir şey değil. Eğer bir filmi izlediysem, kitabını okumayı da tercih etmem. Eğer merak ettiğim bir kitap-film var ise, önce kitabını okurum sonra da filmini izlemeyi tercih ederim... Yani demek istediğim, kitabı olan bir filmi izledikten sonra kitabını merak edip alıp okuduğum olmamıştı...


Neyse, çok konuştum; bu hikayenin kitabı da beni filmi kadar yaraladı ve ben de sırası gelmişken Filmi Olan Kitaplar yazısını yazmaya geldim... (: Bu defa filmi olan bir kitabın, filmini kitabından ayrı tutamadım. Yani filmi yapılsa da olurmuş, dedirtmedi. Bir de hikayenin çıkış noktası kitaptan da olsa, filmi daha güzel geldi doğrusu... 

Filminde ağladığım o geceyi hatırlıyorum da; o geceden sonra okumayı ertelediğim o kitabı, bir an önce alıp okumayı istemiştim. Doğum günü hediyem olarak, Saniye kivrama iki kitabını da aldırdıktan sonra; diğer doğum günü hediyem olan kitaplarımı bitirip, 12 Eylül günü "Senden Önce Ben"i elime aldım ve bugün de okumayı bitirdim. Kitapta, filmdeki olaylardan daha fazlasını bekliyordum doğrusu. Hani genelde kitaplardan olayları keserler de filme hepsini sığdıramazlar ya, kitabı okuduğumda daha fazlasını da okuyacağımı, kalan beklentimi doyuracağımı düşünmüştüm. Ama tam tersiymiş meğer, filmde kitaptan "ya şu sahnede olsaymış!" dediğim bir sahneye rastgelmedim. Filmdeki sahnelerin her birinden memnun oldum bir kez daha okudukça...

İnstagram'a bugün kitabı bitirdikten sonra, sondan bir önceki sayfanın fotoğrafını çekip üzerine; "Bitti. Filmi gibi yaraladı da, bitti... #SendenÖnceBen" diye yazdım ve paylaştım. Ben kitapta daha fazla ayrıntı da bulabilirim diye umarak okumuştum, umduğumu bulamadım ama buna rağmen kitabı da filmi kadar sevdim. Ve öyle yaraladı ki, o son mektupta yine ağladım. Sesli okumak istemiştim, önce sesim titredi sonra da ağladım. Bu hikaye beni cidden yaraladı...


Anlatım edebiyat içerikli diyemem, sade bir anlatımı vardı. Yanımda devam kitabını da getirmiştim,  Antalya'ya gelirken; "Senden Sonra Ben". Bugün de onu okumaya başladım. Anlatım dilinin sadeliği güzel bir şey aslında, anlattığı içerik açısından gerekli görülen tüm bilgiler de içeriğinde mevcut zaten...

Size şunu söyleyebilirim ki; ben bu kitabı da filmini de çok büyüttüklerini düşünüyordum, şimdi böyle olmadığını bir kez daha gördüm. Kitabın anlatımına dair her ne kadar daha beklenti dolu idiysem de... Bazı hikayeler, aktarılmak isteneni aktarıyor. Filmin ana karakterlerindeki çaresizlik ve her birine kızsanız bile haklılık paylarının olması, sizi hikayeye bağlıyor. Bir de hikayenin bizi götürdüğü esas nokta; beklenmeyen anlarda, beklenmedik hikayeler karşımıza çıkar ve bizim tek yapmamız gereken içeriğinden kendimize ödevler ve dersler edinmemiz gerektiğidir...

Kısaca konudan bahsedecek de olursam; Will, oldukça sportif ve dolu dolu yaşamını geçirmeyi seven bir iş adamıdır. Hayat dolu ve ideallere sahip, adrenalin tutkunu... Bir gün yaya halde işine giderken, ona çarpan bir motosikletli Will'in ömür boyu omurilik zedelenmesi ile yaşamasına; kolunun bir kısmı ve boynunun üstünün harici, vücudunun kontrolünü kaybetmesine sebep olur. Tek başına hiçbir şeyi yapamamak Will'e yaşamak istemediği hayat halini alır. Bu sebeple, ötenazi yapan bir merkezde hayatını sonlandırmak istediğini anne babasına söyler. Onlar Will'i ikna edebilmek için sadece 6 ay isterler, 6 ay sonra yine ayn düşünür ise istediği gibi olacaktır... O 6 ayda da, Lou ile tanışır. Ve bu, belki geç belki de erken bir tanışmadır...

Engellilik üzerine, üzerine yeteri kadar düşünmeyi bilmeyenlerin ve başına gelmeden anlamayanların; okuyunca bu dünyanın kendilerinden ibaret olmayan, engellilerin yaşam zorluklarını anlamanıza hikaye içeriğinde sizi davet eden güzel bir kitap bence...


Filmden alıntıladığım, beni en sarsan sahne; Will'in kendi haklılığına inandırmaya uğraştığı sahnelerdi öncelikle. Lou'ya "yaşa" derken, kendini baskılamaya ve geçiştirme diyordu. Hem o kadar hak veriyor hem de o kadar hak verilmesini istiyordu kendisine. Siz de ona kızarken hak veriyordunuz bir süre sonra... Filmde bu içeriğe yeterince doydum mesela, o duygu bana filmden daha iyi geçti yani...

Ama kitaptan alıntılarıma da gelince; Lou'nun hayat yolculuğunu da bulmak üzerine idi sanki, her ne kadar filmdeki ile olay sıralaması aynı idi ise de: kitap ayrı film ayrı hissettirdi diyebilirim. Sanki filmde Will'in gözünden baktım ama kitap Lou'nun dilinden olduğu için, bir açıdan Lou'nun yoluna da daha çok tanıdık oldum...

Kitaptan en sevdiğim cümlelerden birkaçını değil, bu sefer iki ana karakterimizin dilinden de birer tane alıntı yapacağım;


Lou'nun dilinden;
Tekerlekli sandalyeye bağlı birine eşlik etmeden fark edemeyeceğiniz şeyler vardır. Bir kere kaldırımların çoğunun ne kadar döküntü olduğunu anlarsınız. Kötü kapatıldığı için delik deşik olmuş ya da düpedüz taşları sökülmüştür.

Will'in dilinden;
“Ve biliyor musun? Kimse bunları duymak istemez. Kimse korkularından, acından veya aptal bir enfeksiyondan ölmekten korktuğunu duymak istemez. Kimse bir daha sevişemeyeceğini bilmenin nasıl bir şey olduğunu bilmek istemez. Kendi ellerinle yaptığın yemeği yiyemeyecek olmanın, kendi çocuğunu tutamayacak olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmek istemez.”


Yani Kitabını okuduğunuzda, filminizi izlediğinizde size hiçbir şey kaybettirmeyeceğini; aksine çok güzel bir bakış açısı kazandıracağını, bir pencere açacağını düşündüğüm bir filmi olan kitaptı... Senden Önce Ben'i okuyun, okutun; olmadı izletin. Çünkü bir kişi dahi gündelik hayatında yaptığı engelleyici hareketlerden sırf bir engelli için değil; yaşlı, çocuk, genç, kadın, erkek demeden insanlık için vazgeçer ise, o zaman dünya daha yaşanılası bir yer olmaya devam eder...

Bir Filmi olan kitaplar yazımın daha sonuna geldim. :) Bu sayede, bir kez daha engellemeyin ve ortak alan kullanımlarına; "biz de varız, yaşıyoruz!" diyerek dikkat çektim ya, gidebilirim. :) Sevgilerimle...

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Filmi Olan Kitaplar #9 - Kötü Çocuk


"Filmi Olan Kitaplar yazı dizimde 9. yazı olmuş vay be!" diyerek giriş yapmak istiyorum. :) Yazarı Büşra Küçük olan Kötü Çocuk kitabının film ve kitabını yorumlayacağım bu yazımda. Şimdiden iyi okumalar dilerim... :) Daha önceki Filmi Olan Kitaplar yazılarıma da buradan ulaşabilirsiniz...



Kötü Çocuk adlı bu kitap ile ilgili okumadan epey zaman öncesinde birçok yorumla karşılaştım ama çoğunluğu "Amatör Wattpad Yazarı işte, berbat!" tarzında yorumlardı. Oysa ben de bir Wattpad platformu okuyucusuyum. Öyle çok kaliteli hikayelerle karşılaştım ki, denilenlere o kadar da inanmadım. Aksine çok da merak ettim, neymiş bu kadar berbat dedikleri diye... Sonuç şu oldu, okuduğumda birçok yetenekli yazarın kitabında bulamadığım betimlemeler ve de anlatımlar hakimdi. Kitap berbat falan değil yani, "sadece yabancı yapımlara benzetenlerin ve de başarıyı kutlayamayanların yorumları onlar" diyebilirim size gönülden...

Evet, beğeni kişiden kişiye ve de zamandan zamana değişen bir olgu ama kitabın anlatımı ile ilgili vardığım sonuçları şöyle söylemek istiyorum; sürekli kendini yenileyen cümle kalıpları yok, basit bir anlatım da hakim değil, aşırı ergen ve alıntı cümle kalıpları da yok. Bana kalırsa, vampir kitabının Türk versiyonu diyenlere de katılmıyorum. Güzel bir gençlik kitabı idi benim okuduğum. Aşırısı elbette var, hangi kitabın dünyasında aşırı yok ki? Bu bir roman, dünyası hayal gücünüzün aldığı ve almak istediği kadar... :)

Benden geçer not aldı kitap. Büşra Küçük'ü kutlarım bu güzel kitaptan ötürü. Serinin ikinci kitabını da okudum ama 3. kitabı okumaya vakit bulamadım. Ona da sıra gelecek inşallah.

Kitapta en sevdiğim karakter, Ömer karakteri idi. Karya'nın aşırılıklarını da sevdim, Meriç'in bazı huylarına gıcık da oldum. Ama karakterleri olduğu gibi kabul edecek olursak eğer; en kabul ettiğim karakterler Semih ve Ömer oldu, elbetteki baş karakterler Meriç ve Kayra da çok iyiydi... Büşra Küçük, Meriç'in dünyasını anlatmak için epey başarılı bir anlatım sunmuş, özellikle serinin ikinci kitabında beni tatmin eden birçok anlatım vardı... :)

Filmine Gelince;


İlk kitabı bu senenin başında okudum ama filmi izlemem ancak Mayıs ayını buldu. İnternette yayınlanmasını epey bekledim. Oysa sinemalarda 20 Ocak'ta yayınlanmıştı. Açıkçası sinemalara benim şehrimde gidebilmem pek mümkün değil, henüz pek bilmiyorum engellilere dair girişlerinin olup olmadığını. Hiç denk de gelmedim üstelik.. Bir gün bu konuyu da araştırma altına alma düşüncem var, ancak henüz fiziki durumum buna bile uygun değil... 

Filmin Oyuncuları;

Kayla (Afra Saraçoğlu)
Meriç (Tolga Sarıtaş)
Kayla'nın Babası (Sarp Akkaya)
Ömer (Aytaç Şaşmaz)
Semih (Can Sipahi)

Geçelim film ile ilgili notlarıma;

Oyuncular arasında başrollerden sonra en oturmuş karakterlerden biri Kalya'nın babası rolündeki Sarp Akkaya idi ve tam bir kitapta ve filmde başta "gereksiz biyolojik" diye de anılsa iyi bir baba portföyü idi. Bir başka filmde yine izleyebilmeyi umuyorum...

Hikayeye dönecek olursak; kitaptaki gibi dolu dolu beklemiştim filmi, ancak beklediğim gibi değildi alınan sahneler açısından. Ama kitaplarından uyarlama filmlerde büyük beklentilere girmemeyi öğrendim artık. Karakter seçimlerine odaklandığımda, gerçekten yerli yerine oturmuş bir kadro vardı; bir tek karakter hariç, Semih karakteri. Semih karakterini bir türlü filmdeki gibi hissetmedim, benim hayal dünyamdaki Semih karakterim daha iyiydi bence. :) 

Konuları fazla yüzeysel almışlar filmde. Meriç karakterinin haklılığını bile anlatamamışlar, bir kitap dolusu yazılan her şeyi filmde anlatabilmeleri elbet kolay değil. Ama gerekirse iki film yapılabilirdi ve hakkıyla işlenebilirdi kitabın konusu filmde de... Filmdeki Karya karakteri de kendini tam bulmuş mu emin olamadım başlangıçta. Ama benim filmde en yakıştırdığım ve en çok görmek istediğim karakter "Ömer" karakteri idi. O da maalesef 3-4 sahneden fazla görülmedi ve bu durum beni çok üzdü. "Ömer kitabın olduğu kadar, filmin de üçüncü karakteri olmalıydı. Ama maalesef olamamış... Eğer filmde Ömer'in sahneleri hakkıyla daha çok anılsa idi, film benim gözümde 10 puandı. Ama maalesef 2-3 puan kırdım sırf bu nokta sebebiyle... :) 

Acımasız olmayayım, Türkiye'ye göre sahne seçimleri epey iyi bir filmdi. Kitaptaki halleriyle olabilir diye düşünmedim değil, mekan seçimleri için. Ama burası Türkiye, öyle yerleri inşa etmek epey maaliyet alırdı sanırım. Ama yurtdışında olsaydı, mekan seçimleri açısından tamamlanmış bir film olurdu elbette. Meriç'in tepe başındaki evi diye nitelendirebileceğim yer, kitap ile benim kurduğum şekilde idi mesela... Onun haricinde diğerleri de fena değildi. Türk yapımı olup da, böyle bulup buluşturulmuş mekan ayarlaması yapılmış bir film olduğunu ve büyük emek verildiğini gördüm. Müzikleri ve sahneleri sağlam olsa da, konu eksiklerini gideren mekan seçimleri idi... 

Diyeceğim o ki; "Ömer" karakterinin eksikliği, birkaç esas konunun eksikliği olmasa imiş, cillop gibi filmmiş. Tüm bunlara rağmen, güzel bir filmdi tabi. Güzel vakit geçirtmeye yarayan filmlerden biri idi. Ama yine de, kitabının yanına yaklaşamayan bir uyarlama filmi daha olmuş diyeceğim. Bu serimde yazdığım ve unutamadığım yazılardan biri olan Göçebe kitabının filmi gibi değildi... Ama Kitabının güzelliğine yaklaşan bir film yapmakta o kadar kolay değil tabii... :)

Kitabını çok beğendiğim, filmini de kitabının yanına yaklaşamasa da kitaptan ayrı tutarsak mekanlarıyla ve oyuncu seçimleriyle güzel bulduğum, Kötü Çocuk kitabının "Filmi Olan ,Kitaplar" yazısının sonuna geldik. Aytaç Şaşmaz, yani Kötü Çocuk filminde "Ömer" karakteri; kafamda birebir oluşan bir karakterdi resmen... Ah be Ömer, diyerek ayrılıyorum aranızdan. :) 

Okuduğunuz için teşekkür ederim, önyargılara kapılmadan Büşra Küçük'ün yazı diline bir göz gezdirin derim. Ben akıcılığını da, konu bütünlüğünü de çok sevdim... 

Sevgilerimle... :)


31 Ocak 2018 Çarşamba

Filmi Olan Kitaplar #10 - 4N1K


Filmi Olan Kitaplar yazı dizime uzun zaman olmuştu yazı yazmayalı; 10'uncu yazı olmuş, vay be... :) Konumuz 4N1K kitabı ve filmi, ve yazarımız Büşra Yılmaz'a sevgilerimle... :)


Uzun zaman olmuştu bu kadar hızlı kitap bitirmeyeli ve de bu kadar gençlik ve dostluk üzerine kurgusu ve yazı dili hoş bir kitap okumayalı... :) 8 günde bitirdim 4N1K'yı; yazımı hoş ve dili tatlı bir kitaptı benim için, çok severek okudum doğrusu. Büşra Yılmaz'ı o kadar çok yerdiler ki bu kitabıyla, övenlerini görmezden gelerek hem de. Ben Büşra Yılmaz'a güvendim, çünkü bu kitabını okumadan epey öncesinden beri Wattpad'de Moira Sarmalı adlı kurgusunu okumuş ve çok beğenmiştim. O zaman beri de, İnstagram'da takipte bulunuyorum ve gençliğe en güzel şekilde destek olan paylaşımlarını görmek beni hep gururlandırıyor... Gençler onu bir destek olarak görüyor, onay almak istediği veya paylaşmak isteyip de dinlenmediği noktalarda, Büşra Yılmaz onları dinliyor ve de hayata sarılmaları için yeniden destek oluyor. Bir kitabın sadece kurgusu için değil, yazarı için de daha çok sevilebileceğini bu açıdan da gördüm yeniden; bu kitap ve yazarı sayesinde... :)


Kitabın karakterleri çok sevimli, karakter analizlerinin hepsini yapmayı isterdim ama çok uzar bu yazı eğer onu yapar isem... :) Ana karakterler; Yaprak, Ali, Oğuz, Sinan ve Gökhan, arkadaşlıkların kız-erkek, güzel-çirkin, popüler-popülmez olmadan bir olmaktan geçtiğini gözler önüne seriyor... Bir de bu 5 arkadaşın yanı sıra karakterlerimiz var; Barış, Tuna ve Bade, Merve, Ece ve İrem. Öğretmenleri ve de anne babaları saymıyorum. Esas karakterlere odaklandım sadece... Kitaptan duruşuyla ve tespitleriyle en sevdiğim karakter, -5'li arkadaş grubumuzdan sonra tabii ki-; Tuna... Ya en sevdiğim kitap karakterleri arasına girdi bile... :)

Tuna; yaşamış olduğu birkaç ailesel olayları sebebiyle, anne ve babasına karşı olup tüm önüne gelene gay olduğunu itiraf eden bir gencimiz. Bu olay sebebiyle babası tarafından, babaannesinin yanına sürülüyor ve burada bile kişilere ne hissettiğini çatır çatır dile getiren dik başlı ve pesimist görünen bir gencimiz... :) Karmaya inanması sebebiyle, kendisini başına gelen talihsiz olaylardan kurtaranlara borcu kalmaması adına yardım ediyor, bu da komik olayları beraberinde getiriyor. Ya çok sevimli diyalogları vardı, belki hiç içten görünmemesi gereken ama bana deli gibi içten gelen bölümlerdendi benim için. :) 

Her karakterin bir özelliğini çok sevdim, ama paylaşmadan edemeyeceğim; en çok Oğuz'un şu öğretisini sevdim:

Oğuz'un kız arkadaşı, ilişkilerinde ne kadar ciddi olduklarına dair soru soruyor ve Oğuz da şöyle cevap veriyor;

"Yani altı üstü sen 16 yaşındasın, ben 17… En fazla ne kadar ciddi olmalıyız ki? Bizim yaşımızda aşk böyle yaşanmalı. Çatlayana kadar pizza yemeliyiz ve kusmana bir tek bu sebep olmalı. Ben saçlarından tutup kusmana yardım ederken, dalga geçmeliyim seninle. Gülmeliyiz. Saçmasapan şarkılar söylemeliyiz birlikte. Mesela böyle pijamalarımızla çocuk parkına gelip eşek kadar boyumuza bakmadan salıncağa binip o salıncağı koparmalıyız. Buradan kalkıp yine pijamalarımızla bir kütüphaneye gitmeliyiz ve oradan kovulana kadar saçmasapan konuşup gülmeliyiz. Ama gülmeliyiz… Suratlarımız kızarana kadar gülmeliyiz… Ağlatmamalıyım seni… Ağlamayı sevmemelisin. Diğerlerinin sana öğrettiği gibi. Gelecekte çok daha tutkulu şeyler yaşayacaksın zaten. Ya da daha acı şeyler… Ama şimdi sırası değil. Biz eğlenmeliyiz." 4N1K sayfa 453...


Ali, aşkını en güzel yaşayanlardan biriydi kitapta ve Ali'nin aşk tanımı çok hoşuma gitti mesela; "Aşık olmak sakız çiğnemeye benziyor aslında. Önünde sınırsız sayıda sakız var ve istediğin kadar alıp çiğneyebilirsin."

Sakızlarımızı ne kadar çiğneyeceğimize biz karar verirmişiz; atarsak aşk biter, yutarsak sevgiye dönüşürmüş. Ali her sakızda sevdiğine daha çok bağlanmış, hiç atmayı düşünmemiş bile... Güzel anlatımlar vardı böyle işte... 


Sonra küfürler vardı ama sansürü en komik şekilde yapmıştı yazar, yaratıcılığıyla. Hiç rahatsız etmedi beni en kötü küfür bile bu sebeple. Hiç edebiyatı düzgün kullanamadığını söyleyemezler bence bu sebeple bile... 

Kitabın en sevdiğim bir diğer yönüne gelirsek; gençlere her öğretisi bol ama güzellik konusunda en önemli öğretiyi veriyor, bilinen güzide şarkı sözümüzle söyleyecek olursam: "Başkası olma, kendin ol. Böyle çok daha güzelsin!" diyor Büşra Yılmaz. Güzelliğin gençlerin büyüttüğü kadar önemli olmadığını, esas olanın bu yaştan itibaren kendi halinle mutlu olman olduğunu anlatan güzel bir kitap ile gençlere güzel bir öğreti sunmuş yazarımız ve de eğlendirmiş hikayesiyle... Yolu açık olsun, tatlı bir yazar Büşra Yılmaz...

Ve şimdilerde Wattpad yazarlarının çoğu "güzellik kaygısının üstünde titizlikle dolaştıkları için", her wattpad yazarını böyle sanıyorlar. Büşra Yılmaz, hepsinden ayrı sıyrılmış bir yazar bence. Beğenerek takip ediyorum doğrusu... Kitaptan yana tek bir şikayetim yok, sadece Tuna ile ilgili daha da çok bölüm izlemek isterdim filmde de! =)

4N1K Kitabının Filmine Gelince...



Romantik Komedi 1 ve 2 filminden bu yana, film kadrosunun bu kadar iyi anlaştığı ve de bu kadar uyumlu şekilde gözler önüne serildiği bir Türk filmi izlememiştim. Hatta daha iyiler bile, Allah bozmasın da... Gerçekten o kadar sevimliler ki; sadece filmin sahneleriyle değil ki, internetteki paylaşımlarıyla takip etmekten hoşlananlardanım ben de... :)

Filmi çekilen kitapların vazgeçilmez şekilde karşılaştığı olgu şudur ki, kitaptaki olaylardan birçoğu filme yansıtılamaz.. Eksik birçok olay vardı resmen, ama bir o kadar da bütünlük sağlanmıştı hikayenin filminde. Sadece kitapta Ali'nin yapmadığı bir hareketi filmde yapması, Oğuz'un da en sevdiğim repliğinin daha değişik şekilde yansıtılması beni biraz rahatsız etti. Ama sonra düşündüm ki, filmin zaman aralığına ancak bu şekilde sığdırılabilirdi. Film kitap kadar ayrıntılarla dolu değildi ama yine de eğlenceliydi... 


Buralar belki okumayan ve izlemeyenlere spoiler olabilir;

5'li arkadaşların ilk sahnelerde bir arada evde bulundukları sohbet halleri, en sevdiklerimdendi. Son sahneleri söylemiyorum bile, onlar en güzelleri idi... :) 5'li arkadaşların okulu birbirine katmaları, Barış ve arkadaşları ile iddialara girmeleri sonucu karışan durumlar; uzun zamandır özlediğimiz gençlik dizilerindeki sahnelerdendi... Ama en komiği, Gökhan'ın o küfür ettiği ama klasik müzikle sansürledikleri yer ile, Oğuz ile Sinan'ın birbiriyle uğraştıkları sahnelerdi. Kitaptaki olayları aratmamıştı ki, buna çok sevindim.

Filmde en sevdiğim sahnede ise kararsız kalıyorum hep; ama sanırım son sahnelerdeki Ali, Yaprak ve Barış'lı sahnelerin her biri ayrı güzel ve özeldi, hareketli sahneleri es geçmek haksızlık gibi gelse de... :)




Şimdi ikinci kitabın filmi için çekimler sürüyormuş, ama bu çekimler sürerken yakında Fox'da dizimiz başlayacak haberi de geldi... Acaba nasıl olacak diye merakla bekliyorum, kitaptaki ayrıntıları daha güzel görürüz diye bu dizi haberine de seviniyorum. "Siz hikayeyi zaten biliyorsunuz, ama biz baştan anlatmaya geliyoruz." demişler, instagram hesaplarında dizi için... Üstteki resimde karakterlerin üzerine isimlerini ben yazdım, bir tek Ali karakteri değişmiş. Diğer bilgileri buradaki hesaptan öğrenebilirsiniz... Ben bilhassa üstteki fotoğrafı seçtim, zira ilk film karakter ve afişlerini paylaşmak daha doğru olurdu, bu yazımın konusu itibariyle. 

Büşra Yılmaz'ı takdir ediyorum demiştim; kitabı ayrı güzel, film de ayrı derece epey güzeldi diyorum işte. Ve son olarak Filmi Olan Kitaplar yorumumu yapacak olursam; kitabıyla filmini bir arada götürmek uğruna, konu bütünlüğünden çıkmamasını takdir ettim film açısından. Ama yine de Tuna karakterine kitaptaki kadar sahne verilmediği için; 10 üzerinden 9 veriyorum, kitap zaten 10 numara gençlik kitapları dalında. :)


Okuyacaksa gençlerimiz, gençlik ve de güzellik hakkında doğru öğretiler olduğunu düşündüğüm 4N1K kitabındaki öğretileriyle Büşra Yılmaz'ı okusunlar. Abartıp genç yaşta gerçek aşkın peşinde koşmasınlar, Büşra Yılmaz'ın anlatmaya çalıştığını anladığım üzere; kendilerini geliştirmeye, kendileri olmaktan vazgeçmemeye devam etsinler... 

Filmi Olan Kitaplar dalında, en sevdiğim bir diğer kitaptı; tıpkı Stephen Meyer'ın Göçebe kitabının filmi gibi... Zira, karakter seçimleri de kitap-film bütünlüğü de Göçebe kitabında aynı bu kitap gibi bir bütündü. Göçebe kitabı için, Filmi Olan Kitaplar yazımı da burada bulabilirsiniz... 


Büşra Yılmaz'a ve 4N1K filminin oyuncularının emeklerine sağlık. İkinci kitabı okumak için de, dizinin nasıl olacağına dair merakımı da sabırsızlığımla içimde saklıyorum... Sevgilerimle. =)



29 Kasım 2024 Cuma

Filmi Olan Kitaplar #13 - Not: Seni Seviyorum

 

Filmi Olan Kitaplar Serimin 13. yazısı "Not: Seni Seviyorum" adlı kitap ve film... İyi okumalar dilerim. :)

Ben bu yazı dizimde Filmi olan kitapları okuyup ondan sonra filmlerini izliyor ve yorumlarımı yazıyorum. Birçok kişi kitaplar daha iyi, filmler hiç iyi olmuyor dese de; kitabı yorucu olup filmi daha eğlenceli olan da çok kitap okudum bu seride. Tam tersi durumları da gördüm ve eleştirdim tabii. Ne yazık ki bu seride de dengeli bir durum yoktu, denge çok çok sarsılmıştı. Detayları yazımın devamında bulabilirsiniz... (:

Bu serimin önceki yazılarını da okumak için buraya tıklayabilirsiniz... 




Not: Seni Seviyorum adlı kitabın yazarı Cecelia Ahern... 2003 senesinde çıkmış bu roman, gerçek hayattan uyarlama mı değil mi onu bilmiyorum ama benim için konusu ve anlatımı gereği çok başarılı bir hikaye idi. Kitaba puanımı soracak olursanız, hem anlatımına hem de hikayenin gidişatına kesinlikle 10 puan veririm. :) Tek puan dahi kırmadan...

Kitabın çıktığı sene değil ama filminin çıktığı sene öğrenmiştim ben bu kitabın varlığını, sene 2007 idi. Film çıktığı zaman çok konuşuluyor ve çok övülüyordu.  Filmde de yayınlandığı çok akşam oldu, o akşamlardan birinde tamamen izleme fırsatını buldum ben de. Övüldüğü kadar o zaman da beğenmemiştim ama sinir olduğum çok karakter vardı filmde. Gerek oyuncular gerekse de hikaye gidişatı, romantik bir aşk hikayesini anlatmaktan çok uzaktı. 

Bunun sebebini meğersem çok zaman sonra, bu sene öğrenecekmişim; kitabını okuduktan ve uyarlandıdığı hikayenin aslıyla yüzleşince. Önce hikayenin aslını anlatmam lazım o zaman. 


Kitaba göre;


Holly Ve Gerry, çocukluktan beri tanışan iki arkadaş ve uzun zamandır da aşk yaşayan iki sevgili. Öyle tutkuyla bağlılar ki birbirlerine, kavga ettiklerinden sonra bile ayrı kalmaya dayanamıyorlar. Çok kavga edip anlaşamadıkları zamanları da olsa, onlar ayrılmak nedir bilmemişler; 9 yıl boyunca. Bu 9 yıl, evli kaldıkları süre. Holly 30 yaşına girmeden 1 sene kadar önce Gerry'nin beyninde tümör olduğunu ve maalesef tedavi için geç kalındığını öğreniyorlar.

1 senelik yaşam mücadelesinin üstüne, Gerry ölüyor. Aslında biz kitabı zaten Gerry ölmüş iken okumaya başlıyoruz. Evet, filmde de böyle... Ama kitapta daha hikayeye odaklanmak mümkün, filmde ölen kişinin değerini herkes adına geçtim; Holly için bile tam olarak anlatamıyor... O duygu maalesef verilememiş.


Kitaba göre diyordum; kitapta Gerry öldükten sonra, anılarla ve aşkla dolu geçmişlerini unutmak istemeyen ve sevdiği adamsız yeni geleceğine isyan edip anlam veremeyen Holly'nin hikayesini okuyoruz. Holly 5 kardeş, Gerry ile erken yaşta evlenmiş. Çok iyi bir kariyer kuramamış, çok kez iş bırakmış ve son işini de Gerry'nin hastalık sürecinde eşine bakım vermesi gerektiğini için bırakmış.

Holly'nin iki, Gerry'nin de bir yakın arkadaşı var ve Gerry'nin arkadaşı Holly'nin arkadaşlarından biriyle evli. Gerry'nin Holly'ye ettiği bir söz varmış, "senden önce ölürsem, ben yokken yapman gerekenlerin listesini çıkarıp atmalıyım sana" diye. Bir tartışma esnasında, Holly'nin sakarlık ve de umursamazlığına karşı edilmiş bir sözmüş bu. Bundan arkadaş grubunda da bahşedilmiş...

İşte Gerry, ölüm döşeğinde iken bu listeyi hazırlamış ve 30. Yaşından önce ulaştırmak üzere Holly'nin annesinin evine tüm mektuplarını göndermiş. Holly, 2 aylık bir yas sürecinin sonunda annesinin geldiğini unuttuğu postasını haber vermesiyle gidip alıyor mektuplarını ve pakette 1 yıl dolana kadar her aya bir mektup var. Tek kural var, mektupta yazanlara uyulacak ve her ay başında bir tane açılacak.

Bu mektuplar sayesinde; Holly'e baş ucu lambası almasını, kareoke korkusunu yenmesi, yeni yaşını kutlaması, arkadaşlarıyla tatile çıkması, yeni bir iş bulup sevdiği işi yapmasını ve en sonunda da artık yeni birine aşık olmaktan da korkmamasını öğütlüyor. Holly bu şekilde, kah bocalıyor kah toparlanıyor ama bu süreci onun sayesinde atlatmaya uğraşıyor...

İşte bu mektupların hepsi, "Not: Seni Seviyorum" ile bitiyor. Gerry ölümünü beklerken her fırsatta eşine yardım olabileceği kadar yazmaya çalışmış ve bunları eşinin anne babasının evine ölünce gönderilmesi üzerine birine ulaştırmış. 

Böyle güzel işlenmiş bir konuya, yeni arkadaş Daniel da ekleniyor; kendisi yeni açılan barın sahibi. Kah gülüyorlar, Kah birbirlerinden acaba hoşlanıyorlar mı hissiyle okuyorsunuz. Ama Holly hep sadık, eşine de onun ardında kalan acısını çekmeye de...

Kitapta en katı disipline ve eleştirel bakış açısına sahip ağabeyi de vardı, en cana yakın görünen ağabeyi de. Bir küçük kız kardeşi, bir de onun da küçüğü yönetmen erkek kardeşi var. Bu yönetmen kardeşi, karaoke gecesinden önceki doğum günü gecesini videoluyor ve kızlar gecesi adında bir belgesel film ortaya çıkarıyor. Kitapta bunu da beraber izlediklerini görüyoruz. 

Son olarak Kitapta anne ve babasının desteğini hep görüyoruz, çocuklarına toparla kendini deseler de dinleme anlama ve maddi manevi destek olma var. Ancak Gerry'nin anne babası, babasının ameliyatı sebebiyle cenazesine bile katılamamış ama iyileşince dahi bir uğramamış görüyoruz ki...

Kitapta disiplinli katı abinin yumuşayıp değişmesi ve gelişmesini, kardeşlerine yakınlaşmasını, ailesi ve öncesinde işinden ayrılma sürecinin kendisine nasıl faydalı olduğunu sonradan farkettiğini ve de Holly'nin kardeşlerine ve kardeşlerinin de Holly'e desteğini de görüyoruz.

Sharon ve Denise adlı iki arkadaşının, Holly yas halinde iken hayatlarının birinin evlenecek adamı bulması birinin de 7 ay sonra çocuğu olacağı haberini vermesi ve Holly'nin hayatı altüst olurken herkesin hayatının yoluna girmesinden yana hissettiği depresif hallerini, bu hallerden kurtulma süreçlerini de okuyoruz...

YANİ KİTAP DERYA DENİZ, FİLM ANLATIMI İSE TIRT!



O zaman biraz da filme geçeyim;


Film bir apartman dairesinde geçiyor, eşini kaybeden Holly'nin eşi yaşarken bu apartman dairesinin küçüklüğü ve eve sığamamaktan şikayet ettiği bir kavgayla başlıyor. (Kitapta ise hiçbir şekilde ev küçüklüğü mevzubahis değil, evleri müstakil bir ev üstelik.)

Filmde de kitapta olduğu gibi, Holly'nin sakarlığıyla ışığı kapatıp yatağa geçeceği esnada ayağını yatağa vurması dile getiriliyor. Gerry, bu eve bir gece lambası almak şart diyor. Gerry çok sağlıklı ve de hayatta iken, bir sonraki kocama söylerim alır o zaman diyor Holly de. Gerry de dalgaya vurup, o zaman ben sana benden sonra yapılacaklar listesi hazırlayıp bırakayım madem diyor. 

İşte Gerry öldükten iki ay sonra bu dalga konusundan yola çıkarak hazırladığı mektuplar posta yoluyla Holly'e ulaşıyor. Her ay bir tane geleceğini de ilk mektupla öğreniyor ve ne zaman biteceğini de bilmiyor. Garip... (Kitapta tüm mektuplar elinde olduğu için, ne zaman biteceğini de biliyordu üstelik)


AMA İNANIN EN BÜYÜK SORUN BURAYA KADAR OLAN KONULAR DEĞİL, FİLMİN DEVAMI DA KİTAPTAN ÇOK AMA ÇOK AYRI!

Kitap boyunca, eşini kaybetmiş Holly'e karşı ailesinin başta belki az ve anlayıştan biraz uzak ama sonrasında olması gerektiği kadar ilgili olduğunu gördük. Hem anne ve babası, hem de bütün kardeşlerinin. 

Ancak filmde, Holly'nin annesi Gerry'i hiç sevmemiş ve ölmüşse ölmüş unut artık modunda takılıyor. Holly'nin babası da, annesini terketmiş! Kitaptan çok ama çok ayrı. Zaten dediğim gibi, kitapta 5 kardeşler ve filmde iki kardeşler! (İnsan şunu diyor izlerken, keşke filmi yapıp da böyle hakaret etmeseydiniz bu emeğe...)


Kitapta Gerry'nin cenazesine öz anne babası gelinlerini sevmedikleri ve de babası ameliyat olduğu ayakta duramadığı için gelmediği, sonra bu gelemeyişi de telafi etmeyip 1 sene sonra dışarıda bir erkekle gördüğü için edepsizce davrandıkları anlatılıyorlar.


Ama Filmde, ameliyat sebepleriyle gelmedikleri kayınvalidesi ve kayınbabasının yanına Gerry mektup bıraktım oraya dedi diye gidiyor ve anne baba oldukça ilgili davranıyor ve de gelemedikleri için üzgünlüğünü dile getiriyor. Bu konu da beni çok rahatsız etti ya! :/

Kitapta olmayan ve filmde yeralan bir karakter var ki; keşke Daniel olmasaydı da filmde, o karakteri daha çok seyretseydik! Karakter adı William, Gerry'nin çocukluk arkadaşı ve İrlanda'da tatile gidince tanışıyorlar aslında. Hem oyunculuğu hem makul ve ilgili tavırları, Gerry kadar sarıp sarmalaması ve anlaması Holly'i; beni çok ama çok mutlu etmişti... :/ 

(William karakterini oynayan oyuncu, Jeffrey Dean Morgan! Adamım çok çok iyiydin, filmdeki en iyi sendin!) Üstteki kolajda, William ve de Daniel var, bakın da siz karar verin karizma hangisidir diye... :)



**

Bunlar da ekstra bilgiler olsun madem;


Kitapta Gerry yaz tatiline gönderiyor ve o tatilde kızlar deniz ortasında deniz yatağında mahsur kalıyorlar. Sahil Güvenlik kurtarıyor... 

Filmde Gerry İrlanda'ya kış tatiline gönderiyor ve o tatilde kızlar gölde balık tutmaya çıkıp, sandallarının küreklerini düşürüp gölde mahsur kalıyorlar. İrlanda'da Gerry ile arkadaşlık etmiş yakışıklı müzisyen gelip kurtarıyor! (William efendi! :))

Kitapta Gerry, karaoke korkusunu yenmesi ve cesaretle hayata atılmasına uğraş veriyor. Holly çok itiraz ediyor, orası kitabın en önemli noktası belki de, önceden düştüğü gibi düşmekten korkuyor sahnede ve rezil bir sahne performansı öncesinde tuvalette saklanıyor. Sonra çok zor olsa da Sharon onu sahneye çıkmaya ikna ediyor. Sahneye çıkıyor, yuhalanıyor. Çok kötüydü diyorlar, herkes hem fikir oluyor. Ama başardığı için yine de tebrik ediyorlar ve ailesi her konuda destekliyor!

Filmde Gerry, karaoke korkusunu yenmesi ve sahneye çıkması gerektiğini söylüyor. Hayır diye itiraz etse de, gergin görünse de; Holly çok zorlanmadan sahneye çıkıyor ve şarkıyı söylediğinde sesini çok duru görüyoruz. Şarkısını güzel götürüyor ve bitirirken de oldukça iyi alkış alıyor ama herkes çok kötü olduğu konusunda onaylayıp duruyor. Ne saçma ne saçma!?

***


Bu arada oyuncu seçimlerine de değinmem gerekir; Gerry seçimi ne kadar doğruysa, Holly seçimi o kadar felaketti film için. :/ Hilary Swank, maalesef bu filme yakışan bir kadın oyuncu olamamış. Arkadaşlar arasında oynayan Lisa Kudrow olabilirdi onun yerine veya Emma Stone olabillirdi. Emilia Clarke da olabilirdi. Jennifer Lawrence olabilirdi. Ama Hilary Swank, çok havada kalan bir oyunculuk sergilemiş...

Bir de kitapta olduğu gibi filmde de olan Daniel isimli bar sahibi arkadaş vardı; maalesef onun da oyuncu seçimi felaketti. Adam çok sarhoş gibi veya saf bakıyor. Kitapta çekici ve yakışıklı diye bahsedilen, hoş sohbet Daniel; filmde asla öyle değildi! Sanki sapıklık için Holly'e yaklaşan, saf kötü bir birey gibiydi. (O karakteri oynayan oyuncu da Harry Connick idi..) Yukarıdaki kolajda onun da resmi yer alıyor, bakın karar verin! :(


***
Diyeceğim o ki;

Filmi olan kitaplar arasında bu kitabın filmi, benim için hayal kırıklığı olan bir eser oldu! 

Biz ki Alacakaranlık ve Harry Potter kitap serilerinin filmlerini izledik. O kitaplarda da eleştiriler yapıldı elbet ama ana karakterlerin etrafında dönen hikayeyi bu kadar derinden değiştiren hiçbir filmi olmadı. Bu film ise filmi ayrı kitabı ayrı bir hikaye halini almış yazık ki, çok üzücü bir durumda şimdi!

Ben hep söylüyorum, istenince bu filmler de çok güzel yapılabiliyor; Alacakaranlık, Göçebe, Senden Önce Ben, Kocan Kadar Konuş, Zaman Yolcusunun Karısı gibi... Bu bahsettiğim eserler, kitaplarını okuduğum ve filmlerini izleyip yazılarını yazdığım "Filmi Olan Kitaplar" yazı dizimin parçaları üstelik... :) O yazılarımı bu linke tıklayarak aşağılara inerek bulabilirsiniz... =)

Kısacası; filme puanım 2,5 iken, kitaba puanım 10. Kitapta istediğim duyguları alabildim. Çünkü konu bütünlüğü, zaman sınırlaması olmadığından, gayet net sağlanmıştı kitapta. Ama film için konuları azaltmak gerekse bile, hikayeyi değiştirmeden yapılabilirdi. Ana hatlar verildikten sonra, çok da güzel bir film çıkardı bu hikayeden...


Sınıfta kalan bir Filmi Olan Kitaplar yazısı oldu, ama neyse ki sadece filminden ötürü. Kitabını da beğenemesem dehşete düşerdim sanırım. :)

Ama şu konuda çok net emin olalım, sadece filmi izleyen güzel izleyiciler; BU FİLM ROMANTİK KOMEDİ DEĞİL! BU FİLM ROMANTİK DE DEĞİL!  Bunda hem fikir olmalısınız, romantik olan Gerry imiş; ona lafım yok. Bir de William'a; ah William, üzümlü kekim... =)


Saygılar, Sevgiler ve de buraya kadar okuduğunuz için çok çok teşekkürler diyorum... :)
Diğer yazılarımda görüşmek üzere...


5 Şubat 2013 Salı

Filmi Olan Kitaplar #1 - Alacakaranlık Efsanesi


Kitaplardan Uyarlanarak Yapılan Filmler Hakkında;


Kitaplardan Uyarlanarak Yapılan Filmler, bazen sıkıntılı olabiliyor bilindiği üzere. Haklı olarak filmden önce kitabı okuyan izleyici kitlesi, görselde daha çok ihtişam bekleyebiliyorlar ya da tam tersi kitabı beğenmeyen filmde görsellik beklenebiliyor veya istenebiliyor. :)

Bu köşede yapabildiğimce; Filmi Olan Kitaplar'dan, okuyup da izlediğim, ya da izleyip de sonrasından okuduğum kitaplardan bahsedeceğim. :)

Yeni bir Köşe açıyorum diyebiliriz bu yazıda. Devamının geleceğini umut ederek tabii. :)

Alacakaranlık Efsanesi'ne Veda





Filmi Olan Kitaplar köşemin ilk konusu, Alacakaranlık Efsanesi. Alacakaranlık Serisinin Kitap ve Filmlerine bakacak olursak, etkisi daha uzun bir zaman sürecek güzel bir seriydi. Öncelikle kitaplarını okuyan bir izleyici kitlesiyim bu konuda. Biliyorum süreye sığmazdı kitaptaki tüm konuları filme uyarlamak. Ama serinin son bölümünün daha da ayrıntılı olabilmesini isterdim.

Yine de tüm kitap ve film uyarlamalarını değerlendirecek olursak Alacakaranlık Serisinin; Öncelikle kitabın yazarı Stepheıne Meyer'i, daha sonra da tüm filmde emeği geçenleri kutlamak gerek. :)


Bilindiği üzere Alacakaranlık Serisinin son filmi olan Alacakaranlık Şafak Vakti 2'nin bu sene 2. parçası da yayınlandı. Alacakaranlık Serisinin filmlerinin çekim ve gösterimlerinin de bitmesiyle, sinemalara da veda etmiş oldu. Bende bu yazıyla Alacakaranlık Efsanesi'ne Veda etmiş olacağım. :)


Alacakaranlık İle İlk Tanışmam

Alacakaranlık Efsanesi ile ilk tanıştığımda Lise 1'de idim. Bundan yaklaşık 6 sene önce yani. Şöyle bir bakarsak serinin ilk kitabının çıktığı tarih 2008 yılıydı. Lise 1'in 2. dönemindeydim yani... İlk kitap Alacakaranlık(Twilight)'ı okuduktan sonra filmini izlemiştim. Ve bu serinin gerek kitabı ile gerek filmi tutabileceğini o zaman anlamıştım. :)

Ben fantastik roman ve filmleri seviyorum. Hayalgücünü beğendiğim ve beni sıkmayan anlatım tarzı varsa hele ki... :) Bu seri de anlatımını ve hayal gücünü sevdiğim kitaplardan biridir hayatımda, 2008'den beri.

Serinin ilk kitabının çıktığı zamanlar arkadaşlarımla sırayla okuduğumuzu, daha sonra serinin devamı çıktıkça seriyi hızla bitirdiğimizi net hatırlıyorum. Öncesinde de kitap okuyordum. Ama dersler dolayısıyla senede 6-7 kitap ile sınırlı kalıyordu okuma durumum. Alacakaranlık Serisinden sonra sürükleyiciliğiyle beni etkileyebilecek yeni kitaplar aramaya başladım yeniden. Senede okuduğum kitapların 10'un üzerine çıkması bu seriden sonra gerçekleşmeye başladı. O zamandan sonra da bir daha bırakmadım okuma alışkanlığımı...

Serinin son kitabı 2009'da çıkmıştı. O zamanlar her kitap bitiminin ardından acaba filmi nasıl olacak diye bekler dururduk arkadaşlarımla. Özellikle de Şafak Vakti bölümünün filmini çok merak ettiğimizi hatırlıyorum. Son 2 senede o merakımızı da gidermiş olduk bu arada... :)



Filmden ya da Tüm Seriden Alıntı Yapacak Olursak;




Tüm seride beni en çok etkileyen sahne, 1. Kitapta ve Filmde; Bella'nın Ormanda herşeyi bildiğini söylediği ve Edward'ın da Bella'ya kendisinden uzak durmasını söylediği sahnelerin ardından Edward'ın Bella'yı köşeye sıkıştırmasıyla aralarında geçen şu diyologlardı;

Edward; Düşüncelerini okuyamıyorum. Ne düşündüğünü bana söylemek zorundasın. (Diyerek, Bella'yı köşeye sıkıştırır.)
Bella; Artık Korkuyorum.
Edward; Geri çekilerek "Güzel." Diye karşılık verir.
Bella; "Ama senden değil. Beni bırakıp gitmenden, seni kaybetmekten korkuyorum."
Edward "Seni ne kadardır beklediğimi bilmiyorsun."

Ve Edward resimde de görüldüğü gibi elini Bella'nın kalbinin üstüne koyarak; "Ve aslan kuzuya aşık oldu." Der.
Bella; Ne aptal bir kuzu.
Edward; Ne hastalıklı ve mazoşist bir aslan.

Tüm seri boyunca en çok etkilendiğim sahnelerden biri oldu. Çünkü, hayatımız boyunca bir aslan'ın kuzuya, Ya da bir kuzu'nun aslan'a aşık olması gibi, ne olmadık kişilere aşık olabiliyoruz bazen; ruh ikizimizi veya diğer yarımız diyebileceğimiz kişiyi bulana dek...



Alacakaranlık devri kapandı kapanmasına ama; kimisini fantastik alanda kendisine hayran bıraktı. Kimisine de böyle aşk mı olur dedirtti kötü veya iyi bir iz bıraktı; daha birkaç nesil daha etkisi sürecek cinsten...

Şimdi merakla Alacakaranlık Serisinin zamanında çıkmış olan Stepheıne Meyer'in bir diğer kitabı Göçebe kitabının filmini bekliyorum. Hazırlıkları sürüyor diye biliyorum, O tek bir kitap. Ama, hayal gücü geniş, hikayesiyle ve sürükleyiciliğiyle kendisine esir eden bir Stepheıne Meyer kitabıdır kendisi de. Ben severek okumuştum. Tavsiye Ederim, okumayanlara... :)

Bir Kitap Serisi ve Uyarlama Filmlerini yorumlama yazısının sonuna geldik. :) Bu ilkti. Ve umarım devamı gelir... :)

Sevgilerimle...  :)

25 Haziran 2014 Çarşamba

Yazı Dizilerim...


Geçen aklıma geldi, kenara not etmeliyim yazı dizilerimi dedim. Yazacaklarımı not ettiğim bir defterim veya not ettiğim bir kenar oluyor mutlaka. Ama yazı dizilerime birkaç haftadır pek yoğunluk veremedim. Evet yazıyorum ama bir türlü yazmayı hep istediğim yazı dizilerimin düzenini tam olarak tutturamadım. Ama yazdığım yazı dizileri yazmaktan zevk aldığım yazılar oldu hep. Yazmak için yaşamıyor, yaşadığımı yazıyorum çünkü...

Yazı dizilerimi düşündüm bugün yeniden; alışkanlık olmuş haftalık yazı dizilerim de var, aylık olan yazı dizilerim de... Bunları bir yazıda toplamam gerek dedim. Neler yazdığımı ve hayatımda yer edinmiş olan konuları bloğumla nasıl pekiştirdiğimi; hem not etmek hem de gözlemlemek istedim bugün...



"Ben hangi yazı dizilerini yazıyorum?" yazısı olacak bu yazı, hem benim için hem de okuyanlarım için... :)

Fotoğraflarla 1 Haftam;

Bu yazı dizisini, Sergül Kato'dan okumayı çok seviyorum. Ama onun yazı dizisinin adı, İnstagram İle Pazartesi... O, instagram'da paylaştığı resimleri biten haftanın ardından başlayan pazartesi günü, bloğunda değerlendirme yazısı halinde yazıyor. Benim de hem İnstagram'da paylaştığım fotoğraflarımı, hem de İnstagram'da paylaşmadığım fotoğraflarımı da paylaştığım oluyor. Hayatımı değerlendirmeyi sevdiğim için, kendisi bana örnek oldu. Umarım böyle bir yazı yazıyor oluşum onu rahatsız etmiyordur. İyi ki yazıyor dediğim bloggerlardan, okumayı çok sevdiğim bir blogger kendisi... :)

Sergül Kato, bir Japon ile evli ve Japonya'da yaşıyor. Bloğunda kendi hayatını içtenlikle yazan bir blogger... Okumaya başladığım ilk bloggerlardan kendisi... :) Bloğu, yolunneresindeyim.blogspot.com

Sergül Kato'nun, ben bu yazıyı yazarken, son İnstagram İle Pazartesi yazısını da paylaşmak isterim, burada...

Not Aldım Veya Not Ettim

Hayatım çoğunlukla not almakla geçiyor, bu hayatımın sevdiğim parçalarından biri oldu. Beğendiğim bir müziğin sözleri, beğendiğim bir güzel sözün notu, bir öğüdün, bir neşeli anın, bir fikrin veya bir yeni düşüncenin notunu kaydetmeyi ve daha sonradan tekrar tekrar okumayı ve hatırlamayı seviyorum.

Not Aldım Veya Not Ettim diyorum haftalık olarak; sadece bu sıralar dersler sebebiyle yazamadığım bir yazı dizisi oldu. Ama not aldıklarımı paylaşmaya devam edeceğim yeniden... :)

Not Aldım Veya Not Ettim dediğim her şeyi okuyabilmek için, buraya lütfen...

Pazar Yazısı

Kimi Pazarlar vardır sakin geçirdiğimiz, kimi Pazarlar da vardır sevdiğimiz insanlar ile çalışmadığı zamanları dolu dolu geçirme imkanını bulup değerlendirdiğimiz... Değerlendirdiğim veya değerlendiremediğim, ancak kayda değer bulduğum ve unutmak istemediğim Pazar'larımı kaydettiğim bir yazı dizim; Pazar Yazısı. Yeni sayılır esasında...

Her hafta yazabildiğimi söyleyemem. Bazen yazasım geliyor, o Pazar'ı not etmek istiyorum. Ya da o Cumartesi-Pazar'ı... Bu yazı dizisi de böylece ortaya çıkmış oluyor işte... :)

Pazar Yazısı adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, burada bulabilirsiniz...

İnternet Günlüğüm

Zaman zaman sağlık sebeplerim dolayısıyla veya yoğunluklarımız ve insan hali olarak değişken zamanlarımız sebebiyle, yazamadığım zamanlar oluyor buraya. Bazen geri dönmek için kullanıyorum bu yazı dizimi, bazen de iç dökmek için. Her şekilde geri dönüşlerim için çok faydalı oluyor, İnternet Günlüğüm yazısı... :)

İnternet Günlüğüm adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, burada bulabilirsiniz...

Şiirlerle Hayat

Hayatımda şiirler hep var oldu, iyiki de yer edindirdim diye düşünürüm hep. Hayat benim için, edebiyattan gelen güzelliklerle de dolu dolu geçiyor. Sevdiğim, hayatımda yer edinmesini istediğim şiirler ve o şiirler ile ilgili fikirlerimi belirttiğim bir yazı dizisi Şiirlerle Hayat...

Şiirlerle Hayat adı altında yazdıklarımı okumak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz...

Filmi Olan Kitaplar

Kitaplar mı Filmler mi sorusu vardır, kitaplardan uyarlama yapılan filmler dolayısıyla. Buna her zaman aynı cevabı verdiğimi söyleyemiyorum ne yazık ki. Bazen kitap bazen de kitaptan uyarlanan film güzel geldiği gibi, bazen her ikisini de sevdiğim veya her ikisini de sevmediğim durumlar olabiliyor. Filmi Olan Kitaplar yazı dizimde, okuyup filmini izlediğim kitaplardan bahsediyorum ve de filmlerden...

Eğlenerek yazdığım bir yazı dizisi oluyor bu da. Filmi Olan Kitaplarım'da en son Muhteşem Gatsby'i okumuş ve filmini izleyip bu yazı dizimde konu almıştım. Burada... :)

Filmi Olan Kitaplar yazı dizimde okuduğum kitapları ve izlediğim filmlerini benim yorumumla, buradan okuyabilirsiniz...

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine

Hastalığımda geçirdiğim atak sonrası aldığım kiloları verme çabam ile, daha da Sağlıklı Beslenmeyi benimsemeye çalışırken Kilo Verme Maratonum adı altında 3 tane yazı yazmıştım. Sonra devam ettiremedim. Ama kendime koyduğum kuralları çok iyi sürdürmeye devam ettiğimi biliyorum.

Ama yine de; duyduğumu bildiğimi ve benimsediğimi Sağlıklı beslenme Ve Yaşamak Üzerine yazı dizisine yazma gereği duymaya başladım, birkaç hafta önce egzersizlerime sıkı sıkı tutunmuşken. Ancak bu yazı dizimi de 2 haftadır yazamadım. Yeniden döneceğim diyorum, döneceğim de inşallah... :) 2 haftada bir veya haftada 1 yazmayı düşündüğüm bir yazı dizisi...

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine adı altında yazdığım yazılarımı, buradan okuyabilirsiniz...


Tüm bu haftalık ve aylık olarak yazdığım yazı dizilerim haricinde, bir de yazmaya başladığım ama sürdüremediğim yazı dizilerim var... 

Hayat Hikayem...

İlk yazısını yazıp, bir türlü devam ettiremediğim bir yazı oldu kendisi. Bir türlü nasıl devam ettirebilirim bilemedim işin doğrusu. Hayatımın her anından bahsediyorum bloğumda zaten, ancak hayat hikayemin nereden başlayıp bu zamana kadar neler olduğundan bahsedecek olduğumda bitmesi biraz zor olduğunu düşünüyorum. Ama birgün yine yazmaya devam edeceğimi düşünüyorum...

Hayat Hikayem adına yazdığım yazı burada... :)

Arkadaşlık Ve Dostluk Üzerine....

Arkadaşlık Ve Dostluk çok değer verdiğim bir konu. Ama bir süredir yazamaz oldum. Aklıma bu konularda yazmalıyım dediğim bir şeyler oldukça yazmayı es geçmiyorum. Arkadaşlık ve dostluk önemli. Hep söylenecek en önemli şey bence şu; iyi günde de kötü günde de olmalı bir arkadaş yanında... :)

Arkadaşlık Ve Dostluk Üzerine yazılarımı burada bulabilirsiniz...

Bir de Deneyimlerimiz yazımız var...

Ailemle ve sevdiklerimle denediğimiz yeni tatlar veya yeni uğraşları yazmayı düşündüğüm bir yazı dizisi bu da. Nisan ayında Hindistan Cevizi'ni denemiş ve yorumlamıştık, ki yazısı burada, ondan sonra hiç yazmamışım. Yeni deneyimlerimiz oldukça yazmaya devam edeceğim... :)


Bir de İzledim ve Okudum yazılarım oluyor bazen. Hayatımın içinden ne varsa yani... Bunların içinde bahsettiğim gibi; her hafta yazdığım Fotoğraflarla 1 Haftam, Not Aldım veya Not Ettim, Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine yazılarım var. Diğerleri hep aylık veya iki haftalık...

İşte böyle. Bunları yazmam gerek diye düşündüm; bu hem benim için yardımcı olur hem de okuyanlarım için, dedim. Çok yazı dizisi yazıyor muyum diye tahlil etmek istedim kendimce. Ama bana göre, gereksiz bir yazı yazmıyormuşum. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...