Yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2024 Cuma

Filmi Olan Kitaplar #13 - Not: Seni Seviyorum

 

Filmi Olan Kitaplar Serimin 13. yazısı "Not: Seni Seviyorum" adlı kitap ve film... İyi okumalar dilerim. :)

Ben bu yazı dizimde Filmi olan kitapları okuyup ondan sonra filmlerini izliyor ve yorumlarımı yazıyorum. Birçok kişi kitaplar daha iyi, filmler hiç iyi olmuyor dese de; kitabı yorucu olup filmi daha eğlenceli olan da çok kitap okudum bu seride. Tam tersi durumları da gördüm ve eleştirdim tabii. Ne yazık ki bu seride de dengeli bir durum yoktu, denge çok çok sarsılmıştı. Detayları yazımın devamında bulabilirsiniz... (:

Bu serimin önceki yazılarını da okumak için buraya tıklayabilirsiniz... 




Not: Seni Seviyorum adlı kitabın yazarı Cecelia Ahern... 2003 senesinde çıkmış bu roman, gerçek hayattan uyarlama mı değil mi onu bilmiyorum ama benim için konusu ve anlatımı gereği çok başarılı bir hikaye idi. Kitaba puanımı soracak olursanız, hem anlatımına hem de hikayenin gidişatına kesinlikle 10 puan veririm. :) Tek puan dahi kırmadan...

Kitabın çıktığı sene değil ama filminin çıktığı sene öğrenmiştim ben bu kitabın varlığını, sene 2007 idi. Film çıktığı zaman çok konuşuluyor ve çok övülüyordu.  Filmde de yayınlandığı çok akşam oldu, o akşamlardan birinde tamamen izleme fırsatını buldum ben de. Övüldüğü kadar o zaman da beğenmemiştim ama sinir olduğum çok karakter vardı filmde. Gerek oyuncular gerekse de hikaye gidişatı, romantik bir aşk hikayesini anlatmaktan çok uzaktı. 

Bunun sebebini meğersem çok zaman sonra, bu sene öğrenecekmişim; kitabını okuduktan ve uyarlandıdığı hikayenin aslıyla yüzleşince. Önce hikayenin aslını anlatmam lazım o zaman. 


Kitaba göre;


Holly Ve Gerry, çocukluktan beri tanışan iki arkadaş ve uzun zamandır da aşk yaşayan iki sevgili. Öyle tutkuyla bağlılar ki birbirlerine, kavga ettiklerinden sonra bile ayrı kalmaya dayanamıyorlar. Çok kavga edip anlaşamadıkları zamanları da olsa, onlar ayrılmak nedir bilmemişler; 9 yıl boyunca. Bu 9 yıl, evli kaldıkları süre. Holly 30 yaşına girmeden 1 sene kadar önce Gerry'nin beyninde tümör olduğunu ve maalesef tedavi için geç kalındığını öğreniyorlar.

1 senelik yaşam mücadelesinin üstüne, Gerry ölüyor. Aslında biz kitabı zaten Gerry ölmüş iken okumaya başlıyoruz. Evet, filmde de böyle... Ama kitapta daha hikayeye odaklanmak mümkün, filmde ölen kişinin değerini herkes adına geçtim; Holly için bile tam olarak anlatamıyor... O duygu maalesef verilememiş.


Kitaba göre diyordum; kitapta Gerry öldükten sonra, anılarla ve aşkla dolu geçmişlerini unutmak istemeyen ve sevdiği adamsız yeni geleceğine isyan edip anlam veremeyen Holly'nin hikayesini okuyoruz. Holly 5 kardeş, Gerry ile erken yaşta evlenmiş. Çok iyi bir kariyer kuramamış, çok kez iş bırakmış ve son işini de Gerry'nin hastalık sürecinde eşine bakım vermesi gerektiğini için bırakmış.

Holly'nin iki, Gerry'nin de bir yakın arkadaşı var ve Gerry'nin arkadaşı Holly'nin arkadaşlarından biriyle evli. Gerry'nin Holly'ye ettiği bir söz varmış, "senden önce ölürsem, ben yokken yapman gerekenlerin listesini çıkarıp atmalıyım sana" diye. Bir tartışma esnasında, Holly'nin sakarlık ve de umursamazlığına karşı edilmiş bir sözmüş bu. Bundan arkadaş grubunda da bahşedilmiş...

İşte Gerry, ölüm döşeğinde iken bu listeyi hazırlamış ve 30. Yaşından önce ulaştırmak üzere Holly'nin annesinin evine tüm mektuplarını göndermiş. Holly, 2 aylık bir yas sürecinin sonunda annesinin geldiğini unuttuğu postasını haber vermesiyle gidip alıyor mektuplarını ve pakette 1 yıl dolana kadar her aya bir mektup var. Tek kural var, mektupta yazanlara uyulacak ve her ay başında bir tane açılacak.

Bu mektuplar sayesinde; Holly'e baş ucu lambası almasını, kareoke korkusunu yenmesi, yeni yaşını kutlaması, arkadaşlarıyla tatile çıkması, yeni bir iş bulup sevdiği işi yapmasını ve en sonunda da artık yeni birine aşık olmaktan da korkmamasını öğütlüyor. Holly bu şekilde, kah bocalıyor kah toparlanıyor ama bu süreci onun sayesinde atlatmaya uğraşıyor...

İşte bu mektupların hepsi, "Not: Seni Seviyorum" ile bitiyor. Gerry ölümünü beklerken her fırsatta eşine yardım olabileceği kadar yazmaya çalışmış ve bunları eşinin anne babasının evine ölünce gönderilmesi üzerine birine ulaştırmış. 

Böyle güzel işlenmiş bir konuya, yeni arkadaş Daniel da ekleniyor; kendisi yeni açılan barın sahibi. Kah gülüyorlar, Kah birbirlerinden acaba hoşlanıyorlar mı hissiyle okuyorsunuz. Ama Holly hep sadık, eşine de onun ardında kalan acısını çekmeye de...

Kitapta en katı disipline ve eleştirel bakış açısına sahip ağabeyi de vardı, en cana yakın görünen ağabeyi de. Bir küçük kız kardeşi, bir de onun da küçüğü yönetmen erkek kardeşi var. Bu yönetmen kardeşi, karaoke gecesinden önceki doğum günü gecesini videoluyor ve kızlar gecesi adında bir belgesel film ortaya çıkarıyor. Kitapta bunu da beraber izlediklerini görüyoruz. 

Son olarak Kitapta anne ve babasının desteğini hep görüyoruz, çocuklarına toparla kendini deseler de dinleme anlama ve maddi manevi destek olma var. Ancak Gerry'nin anne babası, babasının ameliyatı sebebiyle cenazesine bile katılamamış ama iyileşince dahi bir uğramamış görüyoruz ki...

Kitapta disiplinli katı abinin yumuşayıp değişmesi ve gelişmesini, kardeşlerine yakınlaşmasını, ailesi ve öncesinde işinden ayrılma sürecinin kendisine nasıl faydalı olduğunu sonradan farkettiğini ve de Holly'nin kardeşlerine ve kardeşlerinin de Holly'e desteğini de görüyoruz.

Sharon ve Denise adlı iki arkadaşının, Holly yas halinde iken hayatlarının birinin evlenecek adamı bulması birinin de 7 ay sonra çocuğu olacağı haberini vermesi ve Holly'nin hayatı altüst olurken herkesin hayatının yoluna girmesinden yana hissettiği depresif hallerini, bu hallerden kurtulma süreçlerini de okuyoruz...

YANİ KİTAP DERYA DENİZ, FİLM ANLATIMI İSE TIRT!



O zaman biraz da filme geçeyim;


Film bir apartman dairesinde geçiyor, eşini kaybeden Holly'nin eşi yaşarken bu apartman dairesinin küçüklüğü ve eve sığamamaktan şikayet ettiği bir kavgayla başlıyor. (Kitapta ise hiçbir şekilde ev küçüklüğü mevzubahis değil, evleri müstakil bir ev üstelik.)

Filmde de kitapta olduğu gibi, Holly'nin sakarlığıyla ışığı kapatıp yatağa geçeceği esnada ayağını yatağa vurması dile getiriliyor. Gerry, bu eve bir gece lambası almak şart diyor. Gerry çok sağlıklı ve de hayatta iken, bir sonraki kocama söylerim alır o zaman diyor Holly de. Gerry de dalgaya vurup, o zaman ben sana benden sonra yapılacaklar listesi hazırlayıp bırakayım madem diyor. 

İşte Gerry öldükten iki ay sonra bu dalga konusundan yola çıkarak hazırladığı mektuplar posta yoluyla Holly'e ulaşıyor. Her ay bir tane geleceğini de ilk mektupla öğreniyor ve ne zaman biteceğini de bilmiyor. Garip... (Kitapta tüm mektuplar elinde olduğu için, ne zaman biteceğini de biliyordu üstelik)


AMA İNANIN EN BÜYÜK SORUN BURAYA KADAR OLAN KONULAR DEĞİL, FİLMİN DEVAMI DA KİTAPTAN ÇOK AMA ÇOK AYRI!

Kitap boyunca, eşini kaybetmiş Holly'e karşı ailesinin başta belki az ve anlayıştan biraz uzak ama sonrasında olması gerektiği kadar ilgili olduğunu gördük. Hem anne ve babası, hem de bütün kardeşlerinin. 

Ancak filmde, Holly'nin annesi Gerry'i hiç sevmemiş ve ölmüşse ölmüş unut artık modunda takılıyor. Holly'nin babası da, annesini terketmiş! Kitaptan çok ama çok ayrı. Zaten dediğim gibi, kitapta 5 kardeşler ve filmde iki kardeşler! (İnsan şunu diyor izlerken, keşke filmi yapıp da böyle hakaret etmeseydiniz bu emeğe...)


Kitapta Gerry'nin cenazesine öz anne babası gelinlerini sevmedikleri ve de babası ameliyat olduğu ayakta duramadığı için gelmediği, sonra bu gelemeyişi de telafi etmeyip 1 sene sonra dışarıda bir erkekle gördüğü için edepsizce davrandıkları anlatılıyorlar.


Ama Filmde, ameliyat sebepleriyle gelmedikleri kayınvalidesi ve kayınbabasının yanına Gerry mektup bıraktım oraya dedi diye gidiyor ve anne baba oldukça ilgili davranıyor ve de gelemedikleri için üzgünlüğünü dile getiriyor. Bu konu da beni çok rahatsız etti ya! :/

Kitapta olmayan ve filmde yeralan bir karakter var ki; keşke Daniel olmasaydı da filmde, o karakteri daha çok seyretseydik! Karakter adı William, Gerry'nin çocukluk arkadaşı ve İrlanda'da tatile gidince tanışıyorlar aslında. Hem oyunculuğu hem makul ve ilgili tavırları, Gerry kadar sarıp sarmalaması ve anlaması Holly'i; beni çok ama çok mutlu etmişti... :/ 

(William karakterini oynayan oyuncu, Jeffrey Dean Morgan! Adamım çok çok iyiydin, filmdeki en iyi sendin!) Üstteki kolajda, William ve de Daniel var, bakın da siz karar verin karizma hangisidir diye... :)



**

Bunlar da ekstra bilgiler olsun madem;


Kitapta Gerry yaz tatiline gönderiyor ve o tatilde kızlar deniz ortasında deniz yatağında mahsur kalıyorlar. Sahil Güvenlik kurtarıyor... 

Filmde Gerry İrlanda'ya kış tatiline gönderiyor ve o tatilde kızlar gölde balık tutmaya çıkıp, sandallarının küreklerini düşürüp gölde mahsur kalıyorlar. İrlanda'da Gerry ile arkadaşlık etmiş yakışıklı müzisyen gelip kurtarıyor! (William efendi! :))

Kitapta Gerry, karaoke korkusunu yenmesi ve cesaretle hayata atılmasına uğraş veriyor. Holly çok itiraz ediyor, orası kitabın en önemli noktası belki de, önceden düştüğü gibi düşmekten korkuyor sahnede ve rezil bir sahne performansı öncesinde tuvalette saklanıyor. Sonra çok zor olsa da Sharon onu sahneye çıkmaya ikna ediyor. Sahneye çıkıyor, yuhalanıyor. Çok kötüydü diyorlar, herkes hem fikir oluyor. Ama başardığı için yine de tebrik ediyorlar ve ailesi her konuda destekliyor!

Filmde Gerry, karaoke korkusunu yenmesi ve sahneye çıkması gerektiğini söylüyor. Hayır diye itiraz etse de, gergin görünse de; Holly çok zorlanmadan sahneye çıkıyor ve şarkıyı söylediğinde sesini çok duru görüyoruz. Şarkısını güzel götürüyor ve bitirirken de oldukça iyi alkış alıyor ama herkes çok kötü olduğu konusunda onaylayıp duruyor. Ne saçma ne saçma!?

***


Bu arada oyuncu seçimlerine de değinmem gerekir; Gerry seçimi ne kadar doğruysa, Holly seçimi o kadar felaketti film için. :/ Hilary Swank, maalesef bu filme yakışan bir kadın oyuncu olamamış. Arkadaşlar arasında oynayan Lisa Kudrow olabilirdi onun yerine veya Emma Stone olabillirdi. Emilia Clarke da olabilirdi. Jennifer Lawrence olabilirdi. Ama Hilary Swank, çok havada kalan bir oyunculuk sergilemiş...

Bir de kitapta olduğu gibi filmde de olan Daniel isimli bar sahibi arkadaş vardı; maalesef onun da oyuncu seçimi felaketti. Adam çok sarhoş gibi veya saf bakıyor. Kitapta çekici ve yakışıklı diye bahsedilen, hoş sohbet Daniel; filmde asla öyle değildi! Sanki sapıklık için Holly'e yaklaşan, saf kötü bir birey gibiydi. (O karakteri oynayan oyuncu da Harry Connick idi..) Yukarıdaki kolajda onun da resmi yer alıyor, bakın karar verin! :(


***
Diyeceğim o ki;

Filmi olan kitaplar arasında bu kitabın filmi, benim için hayal kırıklığı olan bir eser oldu! 

Biz ki Alacakaranlık ve Harry Potter kitap serilerinin filmlerini izledik. O kitaplarda da eleştiriler yapıldı elbet ama ana karakterlerin etrafında dönen hikayeyi bu kadar derinden değiştiren hiçbir filmi olmadı. Bu film ise filmi ayrı kitabı ayrı bir hikaye halini almış yazık ki, çok üzücü bir durumda şimdi!

Ben hep söylüyorum, istenince bu filmler de çok güzel yapılabiliyor; Alacakaranlık, Göçebe, Senden Önce Ben, Kocan Kadar Konuş, Zaman Yolcusunun Karısı gibi... Bu bahsettiğim eserler, kitaplarını okuduğum ve filmlerini izleyip yazılarını yazdığım "Filmi Olan Kitaplar" yazı dizimin parçaları üstelik... :) O yazılarımı bu linke tıklayarak aşağılara inerek bulabilirsiniz... =)

Kısacası; filme puanım 2,5 iken, kitaba puanım 10. Kitapta istediğim duyguları alabildim. Çünkü konu bütünlüğü, zaman sınırlaması olmadığından, gayet net sağlanmıştı kitapta. Ama film için konuları azaltmak gerekse bile, hikayeyi değiştirmeden yapılabilirdi. Ana hatlar verildikten sonra, çok da güzel bir film çıkardı bu hikayeden...


Sınıfta kalan bir Filmi Olan Kitaplar yazısı oldu, ama neyse ki sadece filminden ötürü. Kitabını da beğenemesem dehşete düşerdim sanırım. :)

Ama şu konuda çok net emin olalım, sadece filmi izleyen güzel izleyiciler; BU FİLM ROMANTİK KOMEDİ DEĞİL! BU FİLM ROMANTİK DE DEĞİL!  Bunda hem fikir olmalısınız, romantik olan Gerry imiş; ona lafım yok. Bir de William'a; ah William, üzümlü kekim... =)


Saygılar, Sevgiler ve de buraya kadar okuduğunuz için çok çok teşekkürler diyorum... :)
Diğer yazılarımda görüşmek üzere...


3 Eylül 2019 Salı

Issız Kar Taneleri - Okudum


Ağustos ayında toplamda 3 kitap okuyabilmişim, bunu da sayarsam üç yani... :) Eylül ayında bir başka yeni Kimberley Freeman kitap ile devam ettiriyorum, elimdeki son Kimberley Freeman kitabı "Esir Şarkılar Vadisi" adlı kitap ile... Ama onu da bitirmeden önce dayanamayıp bu yazıyı yazmak istedim. 

Ağustos ayında başlayıp, Eylül başında bitirdiğim kitabım Issız Kar Taneleri Temmuz'da dostumun bana okumam için getirdiği kitaplardan biri idi. Bu ay teslim edeceğim ve umarım benim "Esir Şarkılar Vadisi" kitabımı bitirmem de denk gelebilir o teslim etme dönemine! Hadi inşallah... İyi okumalar olsun hepimize, Eylül bol kitap okumalı geçsin inşallah. :)


Öncelikle 1000kitap'daki hesabımdan yaptığım kitap yorumumu paylaşacak olursam, ki kendisi bence "spoiler olmadan" yaptığım bir yorum;

Kitap; "Herkes affedilmeyi hak eder." düşüncesinden yola çıkarak başlıyorsa da, sürekli "peki, ben affeder miydim?" diye de sorgulatıyor... Ama biliyorum ki, kendin için olsa da affetmek bir yerde gerekli oluyor...

Sofi, Natalya ve Lena üç kuzenler. Natalya ve Lena abla-kardeş, Sofi ise beraber büyüdükleri kuzenleri... Bir sürü hatalar yapıp, hepsinden sağlam dönmeye uğraşan ve bazen de dönüş yapmakta çok zorlanan üç kuzeni okuyoruz kitapta. Sanırım kitabı çok az okumaya başlar başlamaz, kime kızılacağını ve kime kızılamayacağını idrak eder benim gibi herkes. Kızdığıma çok kızdım, sevdiğim karakteri de "ufak bir yanlışa doğru yönelirken bile" çok sevdim... :)

Lena en küçükleri, Sofi en bilgiçleri ve Natalya saf olmasa da en saf takılan en güzelleri. Ayrı bir üçgeni anlatıyor kitap bu üç kuzenle; kıskançlıklar da var, hayaller de var, hatalar da.. Böyle bir üç günde aşkı da bulmak zor, doğru yolu bulmak da... Bu tarz kitapları hikayenin kolay kolay bitmemesi ve de klasik bir tek hayat ve birkaç öğretiden fazlasını okumak açısından hikaye kolayca bitmiyor diye çok seviyorum galiba. Ateşböceği Yolu gibi, Bülbül gibi, Alacakaranlık serisi gibi hikayesi bol bir kitaptı. Ben sevdim. Kimberley Freeman'ın kalemine sağlık. :)

Kimberley Freeman'ın okuduğum bu üçüncü kitabı, fazlasıyla konu fazlalığı olması açısından sevdiğim bir kitaptı. Çabuk bitmeyen ama bezdirmeyen bir dizinin senaryosunu okuyormuşum gibi hissettirdi. Sanırım Freeman'ın en sevdiğim kitabı şimdilik bu; Kor Adası, Zümrüt Şelaleleri ve Issız Kar Taneleri arasından en sevdiğin kitap hangisi oldu denilirse... :)

-Spoiler- (Buradan sonrası, kitaba dair bilgiler içerir. Okumayan ve okumayı düşünen kişiler, okumak istemeyebilir!)

Sofi’yi çok sevdim, Natalya’ya çok gıcık oldum, Lena’ya hem kızdım hem de üzüldüm ama sevmekten de geri duramadım. Natalya hata üstüne hata yaptı, kuzeni ve kardeşini birçok kez hayal kırıklığına uğrattı. Kitap boyu acaba ben affedebilir miydim onu? Diye düşündüm. Sofi, hata yapsa bile onun hatasından dönebilecek bir karakterde kız olduğunu bildiğimden ona inandım. Lena’ya çok çok üzüldüm, yaşadıkları ona göre çok ağırdı ama ne bunu tam olarak anlayacak bir eşi vardı ne de onu sarıp sarmalayacak ablası. Zamanla her biri toparlandı onun hayatında da, ablası tam bir abla eşi tam bir eş olduysa da; en çok o çekti gibi bir durum var. Biraz da “elindeki altın tozlarını görmezden geldiği için” oldu bazı hataları… 


Öte yandan, size hikayeyi anlatmak da istiyorum. Kendim için de, hikayesini sevdiğim bir kitap olduğu için durmalı burada hikayesi diyorum;

Sofi, Natalya ve Lena adlı abla kardeş kuzenlerinin küçüklüğünden bu yana evlerine amcası tarafından bırakıldıklarından beri beraber büyüyen ve hayallerini beraber gerçekleştirme kararını alabilecek kadar birbirlerini öğrenen üç genç kız... En büyük hataları, bir evlilik bürosundan zengin birini avlayıp onun paralarını hayalleri için almaya başlamaları oluyor. Sonra bu yaşlı ve kaba adam, bir gün "güzelliği ile önüne fotoğraflarını önüne sürdükleri Natalya'yı" Amerika'ya davet ediyor. Giderim kolayca da dönerim dese de Natalya, adam daha fazla paranoyak ve tedbirli çıkıyor. İlk günden Natalya'yı eve kilitleyip gitmesiyle, Natalya'nın evden kaçmayı planlaması bir oluyor; lüks arabasını da kaçırarak... Arabayı satıyor, Amerika'dan Rusya'ya dönmeyi de başarıyor. Ama artık orada yaşayabilmeleri mümkün değil, adamın onları bulma ihtimali çok büyük görünüyor... Sofi, Lena ve Natalya Londra'ya taşınıyor...

Derken hayallerin gerçekleşmesi çok zorlu olsa da, her biri istemeden de olsa hayallerine kavuşuyor ama çok büyük eksikliklerle. Natalya ünlü oluyor, ama istediği dozda değil; Lena aşkı buluyor, ama sevgilisi istediği kararlılıkta değil, evlilik hayatlarının ve ikiz çocuklarının yükünü daha çoğunlukla kendisi çekmek zorunda epey bir süre... Sofi geç de olsa kendi tasarımlarını yapıp satabiliyor, aşkı da buluyor Fransa'ya taşınıyor ama hep bir eksiklikle, sevgilisi hep seyahat ediyor, işleri tam istediği gibi yola koyması çok zaman alıyor ve çocuğu hasta oluyor... 

Derken tüm bunları, evlilikle ve iş hayatı ile yolları ayrıldıktan sonra her sene yaptıkları Kış Buluşmalarında hep tek bir nedene bağlıyorlar; "yaptığımız hata yüzünden, kötü şansa sahibiz." Ama geri dönüşü de yok... En büyük hatayı daha sonra iş dünyasından bir süre yine silinen Natalya, kardeşi Lena'nın yanına döndükten sonra Sam ile birlikte olmaya kalkışarak yapıyor. Kalkıp ülkeyi terk etse bile, Sam'ın itirafı ile Lena affedemeyeceğini düşündüğü bir çıkmaza ve bir türlü kurtulamadığı içki batağına iyice düşüyor... 

Lena hep ezilen, babasının hep döneceğine inanıp, ilk döndüğünde tekrar terk edilen ve hayallerini hiç elde edemeyen; Natalya hep güzelliğiyle bir yere gelmeye çalışıp, doğru yerlerde bulunmayı doğru kişilerin sözlerini dinlemeyi başaramadığı için başaramayan ve Sofi aklını kullanmasını fazlasıyla iyi bilen ve iyilik adına sevdiğinin uzaklığını bile bekleyen; hata yapsa da hatasından döneceğine inandığımız en büyük kuzen... Bu üçlüyü okumak güzeldi, Natalya'ya kızmak çok kolay, Sofi'ye inanmak çok doğru ve Lena'yı küçük diye daha fazla kayırmak mümkündü. Diyeceğim o ki; sonunda her biri kötü adamdan da kurtuldu, ama o olay olana kadar Lena'yı o adam az kaldı katil de edecekti! Sofi ve Natalya'yı seç dediğinde, O yine de Natalya'yı seçti ölmemesi için. Sofi'yi öldürmeye razı geldi, çocukları ve ablası için...


Şimdi bu kadar anlattıktan sonra, ben bunu yapardım demek yine de kolay değil, affetmek çok derin bir olgu! Dedim ya; kendi iyiliğin için bile olsa, affetmek yine de en iyisi. Ne Sofi'yi ne de Natalya'yı öldürürdüm ama ben. Saflıktan bir şans daha verirdim Sam ve Natalya'ya belki ben de; bir yapan bir daha yapar deseler bile, ölmelerine de katlanamazdım açıkçası... 

Çok düşündürdü bu kitap beni. Affettim deyip, içten içe kırgınlığımı iki sene öncesine kadar sürdürdüklerimi düşündüm; varsın gitsinler be yollarına dedim. Kitap okumayı bu sebeplerden seviyorum, beyni meşgul ediyor; kalbimi, vicdanımı, merhametimi ve adaletimi savunduruyor bana. Daha küçükken olsa, kesinlikle "kısasa kısas" derdim; şimdi diyemiyorum. Sanırım ben de büyüyor olgunlaşıyorum. 

Ben yine de büyük konuşmayayım istiyorum, görüyorsunuz! Allah kimsenin başına da vermesin bana da; ama ya siz, siz ne yapardınız? :) Yorumlarda görüşelim mi... Sevgilerimle.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...