Pazar Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2021 Pazar

Pazar Yazısı #77 - Eve Dönüşlü Pazar


25.07.2021 Pazar gününün ilk saatlerinde eve dönüşümüzle beraber, bugün eve ve rutine dönüş yaptığımız bir pazar oldu. Nerede ne kadar süre kalırsan kal, belki de en güzeli eve dönmek benim için. Gitmek biraz uzaklaşmak iyi ama dönmek de öyle. Bu güzelliği unutmuştuk ki, tekrar hatırlatan bir haftalık bayram tatili hızır gibi yetişti yardımımıza. Çok şükür... :)


"Balıkesir Güre'ye gitmiştik, anneannemlerin gençliğinden beri aile dostumuz ve kivrelerimiz olan Saniye ve Kamil kivramların yanına... Yılın yarısında Almanya'dalar, diğer yarısında da Balıkesir'deler artık. Yaşadıkları yer hem kasaba gibi hem de deniz kenarı tatil beldesi. Orada en çok özgürce çıkıp gezebilmeyi seviyorum ama bir o kadar da tam şehir hayatı gibi olmadığı için bir garip geliyor bana..."

Dün gece Saniye kivramların oradan saat 22.00 sularında çıktığımız üzere, 02.00 itibariyle evimize döndüğümüz gibi yattık uyuduk. Balıkesir Güre'den 4 saatte gelebildik çok şükür. Trafikten kaçmak için geç saate yolculuğu bıraktığımıza sevindik ama eve varana kadar da annemle ben bol bol uyukladık resmen! :)  Bugünün sabahında da uyandığımızda ablamların bizi kahvaltıya çağırmasıyla bir an önce yeğenlerime kavuşmuş olduk. 3 haftadır Kağanımı göremiyordum; bayram tatilinden bir hafta önce eniştemle Çanakkale'ye gitmişlerdi onlar da. 3 hafta sonunda boyu uzamış, tavırları gelişmiş, yüzü tekrar güzelleşmiş, çocuksuluğu biraz daha gitmiş gibi geldi. Doyamadım, bakmaya da sevmeye de... :)

Sonra küçük yeğenim Defne, onu da 1 haftadır göremiyorum altı üstü; gördüğü gibi abisi sarıldı diye o da koştu geldi ve sarıldı bugün bana! Nasıl büyüyor, gelişiyor, gözlemleyip ona göre hareket ediyor çocuklar. Bu gelişimi uygulama kararını nasıl alıyorlar acaba? :) Resmen bir süredir birçok hareketimizi taklit ediyor. Bu bir anlamda hoşuma gidiyor, bir anlamda da onun erişmemesi gereken eşyaları kullanırken yanında kullanmamaya ekstra gayret etmemiz gerektiğinden ötürü biraz korkutuyor! (:

Bugün kalktık kahvaltı yapmaya gittik ablamlara işte, eniştem işteymiş. Kahvaltımızı ettik, kahvemizi içtik ve döndük geldik evimize. Kapıdan girerken bir telefon geldi, ablamı çamaşır asarken arı sokmuş! Annemler beni bıraktıkları gibi geri çıktılar ablamlara gittiler. Çok şükür ki alerjisi yokmuş, arının iğnesini çıkartıp geri geldiler. Yanağından sokması ablamın hiçbir işlem yapamamasına sebep olmuş resmen... Akşam saatlerinde şükür ki şişliği bile kalmamış, geçti gitti diyelim. Allahım korusun görünür görünmez kazalardan inşallah... 

Üstteki toplu fotoğraflarımızı kapıdan çıkarken çekinmiştik. Ben çekmiştim. Kimbilir ki arı sokacak sonrasında... :/ 


Bugün eve geldikten sonra yerleşme safhalarımız başladı. Çantama baktım baktım, artık bir yere giderken kişisel eşyalarımı tek çantaya sığdırabiliyor olduğuma sevindim tekrar kendi kendime. :) Bir sırt çantası, bir kol çantasıyla şehir dışına çıkabilen bendim. Artık bu boyutu, gereksizlik dozundan düşürüp "çok eşyadan uzak durabilme" durumuna getirebildim. Benim için durum böyle. Gereksizi bile, yanımda olması gerektiğini düşündüğümden ötürü götürürdüm yanımda çünkü...


Güre'de iken iki tane küpem parçalandı, onların da fotoğrafını çektim bugün; parçalarını atmadan ve de kullanabileceğim parçalarını saklamadan hemen önce... Nazar mı çıktı acaba?! Biri kendi kendine kırılmış çantanın içinde, diğerini de minik bir dokunmayla yanlışlıkla ben kırdım! Elimde kaldı yıllardır kırılmayan kaşık küpem resmen, bayramın ilk günü! Merom almıştı onu bana. Ama sağlık olsun dedim işte, ne yapalım bazı şeyler miadını dolduruyor sizin elinizde ve bir sebep bulup kullanılamaz hale geliyor herhalde işte... 

Eşyalarımı yerleştirdim, yanıma alacaklarımı yeniden ayarladım ve salona geçeyim derken; annem ayıklamam için önüme bahçe barbunyası verdi. Seve seve ayıkladım da ama yazım bu saate kaldı, sonrasında telefon dosyalarını da ayarlamayla uğraştım da işte... :)


Bugün eve dönüşlü bir pazardı, başlık yine çok orijinal gördüğünüz üzere. =) Güre'de olmak güzeldi, orada düşünceler ve de anılar biriktirdim yine. Hepsini yazmaya uğraşacağım önümüzdeki hafta. Ama eve dönüp yine yatağıma kavuşmak da çok güzeldi... Bugün bunu çok yazmak istedim aslında. Misal bu sabah gördüğüm rüyada iki tane eltim vardı ama kocam neredeydi belirsizdi. Birkaç dakika boyunca çok sevdim de eltilerimi, sonra bir çocuğu üzmeleriyle soğudum ikisinden de. Bilinçaltım dehşet karmakarışık halde! =) Hepsini yazmaya çalışacağım, gerek bu bloğumda gerekse de diğer bloğum "didemingozunden.blogspot.com"da... 

Okuduğunuz için teşekkürlerimle. Yine bir değişik dönüş yazısı oldu, devamı gelsin inşallah!

Sevgilerimle, mutlu haftalar... :)

28 Mart 2021 Pazar

Pazar Yazısı #76 - Gülümseyerek Başla

 

Bugün motivasyonum yüksek başladım Pazar gününe, gün bitmeden son dakikalarında bu pazar yazısını yazıyor olmamın sebebi de "verimli ve planlarla dolu bir gün geçirmiş olmam işte." :)

Gülerek başlamak istedim, epeydir kendimde özçekim çekebilecek gücü bile göremiyordum ki; bugün birden yeniden kamerama gülüp fotoğrafı yayınlayabildim... Hani kendi kendine strese girersin de, kendine bile gülerken görünmek garip gelir. İşte aynen o haldeydim bir ara, ama şimdi kendimdeyim; emin olabilirsiniz! =)


Daha düne kadar, kafam çok dolu yattım yatağıma. Gözümün önünde bulunması için bir söz var bu ara ekran görüntülerimde. Orada şöyle yazıyor; "Sakin olan zihne, tüm evren teslim olur." (Lao Tzu) Bu söz gözünün önünde olunca, sürekli yüzüme çarpılan bir tokat da oluyordu bir haftadır aslında. Toparlandım, düşüne düşüne, kendi kendime kaşına kaşına derler ya... :) Sonucunda, "bugüne gülümseyerek başlarsam, beynime de bunu net olarak bildirirsem, olacak!" diyebildim...


Öğlen İnstagram'a girdim sonra, nicedir beklediğim Covid Aşılama sırasında zaman bize gelmiş sonunda. İnstagram'dan takip ettiğim Sma hastası birinin hesabında gördüm; covid aşımı oldum diyordu. Çok sevindim ve nihayet bize de sıra geldiği gibi ilerliyor şükür ki, diyebildim ve diğer sevdiklerimle tüm ülkem için de ilerleyebildiğine sevindim. Girip Edevletten kontrol ettim, orada sıramın geldiğinin bildirildiğini gördüm ve randevu için 182'yi aradım... Sonuç olarak, Allahın izniyle yarın akşam annem ve babamla beraber Covid aşılamamızı yaptırmaya gideceğiz hastaneye. Diliyorum hayırlısıyla güzel etkilerle geçiririz ve faydalı antikorlar da üretebiliriz... =) Bunun için uyku düzenimizi toparlamamız gerekiyormuş, hafta içi bir sağlık programında izlemiştim! Benim için ilk iki günler biraz zor ama bence faydalı olacak bana...

Benim gibi engel durumu bulunan ve kronik rahatsızlığı olanlar var ise, onlar da sıralarını alsın; duymadım demeyin, duymadı iseniz de şimdi harekete geçin canlarım. Aşı her birimize çok iyi gelsin inşallah, yeni düzende şifalanıp çıkalım yeniden sosyal ortamlarımıza sağlıcakla inşallah... :)

Aşı ile ilgili hiç korkum yok, acısından yana da elbet olacaktır hazırlıklıyım. Ama ben onu zihnimde çoktan kabullendim, şifa versin; her türlü durumdan beni ailemi ve hepimizi korusun diye, bana düşen ne ise elimden geleni yapacağım. Uykumu da düzenleyeceğim, beslenmemi daha da düzenleyeceğim... (: Hepimize şifa olsun, bekleyen herkesin sırası gelsin tez zamanda inşallah...


Sakin kalmaya çalışıp, planlarımla ilerlemeye çalışıyorum ya; bugün iş defterimi tutmaya başladım yeniden. :) 

Ajandam bitmişti geçen aylarda ve eğitim notlarımı müsvette kağıtlara tutuyordum. İşte kafamın dolu dolu olduğu günlerde, bir türlü bu kağıtları temize geçirememiştim ki; iki üç gündür sakinleşebilmiş halimden faydalanarak, bugün elime defterimi aldım ve önce eğitim notlarımı geçirdim de biraz çalışma fırsatı buldum daha netlikle yine... =) Ben bu işi başarmak için çok uğraşıyorum, Farmasi benim işim olsun istiyorum ve Network MArketing için ekibim ve kendim için emek veriyorum; Allahım utandırmasın, sonucu ne olursa olsun "çabaladım çok şükür, ben elimden geleni fazlasıyla yaptım!" diyebileceğim. Ama sonucu çoook güzel olacak, hissediyorum. Olumlama yapmak için de söylemiyorum sadece, hissiyatım bu yönde ilerliyor günden güne artarak... :)

Sakin olan zihne tüm evren teslim olurmuş ya, sakin ve hayırlı olan her şeyden yana hazır olmaya çalışıyorum işte bu ara... Bugün planlarımı yaptım, Mart sonu için yolunda gidiyor işimle ilgili durumlar; Nisan ayı için de işleme koyacağım planlarım yolunda gidecekler inşallah... Sonuç olarak, sakin olan zihne teslim olduğu kadar; meşgul olan zihne de beden teslim oluyor aslında. İki gündür rahatsızlıklarımı duymuyor ve de hissetmiyorum; bu da bence meşguliyetten. Yoksa ne kasılmalarımın var olmasını engelleyen iyileşmelerim iki günde mevcut, ne de güçsüz olan kas kabiliyetlerim daha güçlendi... Sadece ben duraklamayı kabullendim yine. Bu sefer ne kadar sürecek demeyeceğim, bundan sonra kafama takmamı gerektirecek bir "gelecekte işim olacak" endişem yok! Benim işim bu olacak... 


=) Koşullarım ve durumlarım değişmişken; hele hele duygu durumlarımın eşlik ettiği zihin faaliyetlerim bile değişmişken; geçmiş koşullarla kurduğum hayalleri, bugünün şartlarına enjekte edip her yere sığdırma uğraşlarımı bir kenara bırakabilmem! Meğer ne büyük özgürlükmüş... Ben bunu farkettim şükür ki... Bunu bile gülümseyerek başlamakla yaptım. Ben bu sabah en çok bu farkındalığma güldüm. Bu pazar bana iyi geldi. Tavsiyemdir; içinden çıkamadığınız durumlarda, gülümseyerek başlamayı deneyin. :) 

Mutlu haftalar olsun cümlemize... Sevgilerimle...

17 Ocak 2021 Pazar

Pazar Yazısı #74 - Kar'lı Pazar "2021"


Bugün karlı bir güne uyandık, 17 0cak 2021 gününe... :) Hem yılın ilk karı hem de 1 senedir oturduğumuz yeni evimizde gördüğümüz ilk kardı bu! Karlı bir pazar günüydü ve şimdi o da bitmek üzere. Şifa olsun, can olsun ve güzellikler getirsin inşallah hepimize... =)


Dün akşam Barış Muslu'nun öfke ve değersizlik demosu vardı İnstagram hesabında, gece o yayının sonrasındaki müzik yayını sonrasında geç bitti. Önce geç uyudum, sonra geceye kadar soğuk olan ev sıcaklığı acayip arttı ve durmadan uyandığım zorlu bir gece geçirdim. Ama bir o kadar da rahattım aslında, garip bir rahatlık. Bu neuroformat mevzusundan şu yazımda bahsetmiştim, okumak isterseniz...

Daha önce girdiğim neuroformat demolarında daha çok duyguya girmiştim, kendi yaptıklarımın dışında. Dünkü demo yayınında ise, çok fazla duyguya giremedim ama hissetmek konusunda oradaydım. Hikayeleme tekniğinde çok başarılıydım üstelik! Gece yaşadığım sıkıntıların aşırılığı da bence bu yüzdendi... Neden bahsediyor bu kız derseniz, üstte bahsettiğim yazımı okuyabilirsiniz ve Barış Muslu'yu da hayatınızda sonradan oluştuğunu bildiğiniz sağlık problemlerinizi nasıl çözebileceğinizi öğrenmek için mutlaka en az birkaç akşam dinlemelisiniz diyorum. Her akşam 23.00'a doğru canlı yayınları başlıyor. Gerçekten işe yaradığını bilmesem görmesem, size de tavsiye etmem; gerçekten... :))


Bu sabaha uyandım sonra... Uykusuzlukla geçirdiğim bir haftanın üstüne epey dinlenmiş ve çok azıcık bile olsa şu beyaz görüntünün beni sarıp sarmalamasına öylesine sevindim! Babam beni cam önündeki koltuğa oturttu önce, sonra müthiş bir seyir deneyimi yaşadım. Fotoğraf ve video çekip dayanamayıp paylaştım. Bu ilki de, sevdiklerimle paylaşmak istedim. Paylaşmak demek, yazmak demek benim için; biliyorsunuz. Çok ama çok iyi hissettim kendimi yine, o an tüm hissettiklerimi yazınca...

Sonra üstteki benim fotoğraflarımdan birini gördüğünüz üzere, "babam seni çekeceğim" diyerek beni fotoğrafladı izlerken; bloğumun instagram adresinde bir gönderi paylaşmak üzere hazırlandım, o gönderim de burada işte... :) Orada da dediğim üzere; görmekten sıkılmayacağım nadir paylaşım içeriği, kar görüntüleri... Burada da paylaşmak isterim, pinterestte beğendiğim birkaç manzara fotoğraflarının bulunduğu albümü; Pinterest hesabıma da buradan ulaşabilirsiniz bu arada... Bana en huzur veren manzara görüntüleri, bir kar manzaraları bir de deniz içerikli görseller... Soğuğu sevmesem bile, kar görsellerine bakmaktan vazgeçemiyorum. Bir tek kar havaları bana kasvetli gelmiyor çok şükür ki... =))

Bugün sitemizdeki çocukları oynarken gördüğüm üzere, düşündüğüm şuydu (bunu da eklemek istiyorum); 2007-2008 civarı idi, eski sitemizde oynadığım kar vakitlerini hatırlıyorum ve kara gömüldüğüm zamanları unutamıyorum! Şimdiki halime hiç üzülmüyorum, ben yaşayabildiklerime hala seviniyorum. 2020'den ve öncesinden beri sıkıntı yaptığım tüm "şimdiki halime dair" yapamadıklarımın sıkıntıları, deli debel sorunlarmış. Ben yaşayabildiklerime odaklanmaya devam etmeliyim! Sen de öyle güzel okuyucu! Yapamadıklarımızın hiçbir anlamı yok çünkü. Hayatta yapabildiklerine odaklanmak için varsın, yapamadıklarına odaklanmak ise durduğun yerde durdurmaktan başka hiçbir işe yaramayacak... (:




Bugünün bir diğer konusu yeğenlerimdi... Eniştem işte imiş bugün, sabah kar oynamaya çıktınız mı diye ablamı aradığımızda öğrendik. Babam dayanamayıp öğlen, yürüme mesafesinde olan ablamların evine gitti; Kağanımı kartopu oynamaya dışarı çıkarabilmek için... Babam bugün Kağanımıza kar topu yapmayı ve kar topu atmayı öğretmiş yeniden! Çocuğun sonuç itibariyle hatırladığı bir aktivite ama bizim küçüklüğümüzdeki kadar sık kar yağdığını göremediği için çok çabuk unuttuğu bir olgu oldu maalesef... =)

Kağanımla babam önce küçük çaplı güzel bir kar topu savaşı yapmışlar, sonra da Defneme de bir kar topu götürüp kar topuyla tanıştırmışlar; tıpkı Kağanım da daha bir yaşına yaklaşmışken evde tanıştığı üzere, farklı evlerde ama abi kardeş aynı şekilde kar topuyla tanıştılar... Fakat Defnecim de dokunamamış, soğuk gelmiş ve hiçbir şeye benzetememiş henüz! (= Yakınımızda oldukları için ve bu ilklerini yaşayabildiğimiz için şanslıyız, teknolojinin bu kadar geliştiği açısından da şanslıyız bence... 

Velhasıl, yeğenlerime baana ve aileme maşallah. Bugün ülkemdeki şehirlerin yarısından çoğu karlı bir gün geçirdi ve ben bugün daim olmasını diliyorum bu kar yağışının. Hemen gitmesin, eski zamanlardaki gibi herkese şifa olsun ama hiç kimsenin canını yakmasın... Sadece su ihtiyacımızı karşılasın, ürünlerimize gerekli olan vitaminleri versin ve doğamıza bize can olsun... 

Bugün Kar'lı bir pazar idi, bu yıl güzel bir kışın başlangıcı olsun ve ilk tek karlı pazar olmasın diliyorum... Bitmek üzere olan pazar gününün ardından, şimdiden mutlu haftalar diliyorum. 
Sevgilerimle... Görüşmek üzere. =)

9 Ağustos 2020 Pazar

Pazar Yazısı #72 - Kitap Sever Pazar


Bugün Dünya Kitap Severler Günüymüş; her olgunun ve durumun günü olduğu şu zamanlarda, kitap severlerin günü olmasa ayıp olurdu zaten... :))


Kitap Severler Günü'ne, şimdi okuduğum iki kitap (kolajda göründüğü üzere, alttakiler) ve son okuduğum iki kitapla (O ikisi de kolajın üst tarafında görünen kitaplar) katılayım dedim. Her günün kendi içerisindeki anlamları gereği "bir tek güne sığdırılamayacağını" düşünsek de, aslında bir anlamda değerleri daha net belirtmek için bazen de yerinde diyebilir miyiz? Bilmiyorum emin değilim yine de bu dediğim hakkında... :) 

Kitap Severler için de, bir gün değil hep yapılan bir iş "okumak" ve de "kitapları sevmek". Aldığım kitaplara, elime okumak için geçen kitaplara; değişik dünya görüşleri sığdırdıkları için büyük saygıyla ve sevgiyle bakabiliyor olmak, hayatım adına edindiğim en mutlu eden bakış açılarından biri misal benim için... Covid-19 gerekçesiyle, en son kitaplara dokunarak alışveriş yapabildiğim "Bursa 18. Kitap Fuarı"ndan beri hep internetten alışveriş yapmaya devam ediyoruz. İlla ki dokunarak almak değil elbette kitapları ama bilen biliyor işte, onlarla bağ kurarak ve elinde örnek bir sayfasını okuyarak bir yazarı keşfetmek çok başka bir his... (: 

Tabii ki üstte bahsettiğim her durumu çürütebilecek kadar teknoloji gelişti. Artık bir kitap almadan önce, onun ilk sayfalarını okuyabilme fırsatını size sunan siteler var. Ama demek istediğim o dokunsal his, o geleneksellik duygusu, belki de bazen yeniliklere çok çabuk geçiş yapmak istemeyen yanınızın küçük bir serzenişi. Bu dediklerim işte "kitap sevgisi". Bana sorsalar, teknoloji bitse bu da tükense üzülür müsün; sanıyorum kitaplar bitse tükense, bir şekilde onların devrini sonlandırmaya kalksalar "esasında o zaman üzülürüm! Hayat her şeye alışmayı öğretiyor bize ama ben nedense kitapların sayfalarını çevirerek okumanın hissiyatının yerine bir alışkanlık koyamadım işte... :))


Üstteki kitaplarım, "Sana Söyleyemediğim Her Şey" ve "Doğu Ekspresinde Cinayet" geçen ay okuduğum son iki kitap oldu. Bu ayın kitabını henüz bitiremedim, ördüklerimi ilerletmek ve de ders çalışmalarımı devam ettirmek için uğraşırken "Profesyonel"i bitiremedim. Ama önümüzdeki hafta inşallah bitecek. "Sonsuza Dek Şimdiki Zaman" adlı kitabımı da bugün elime aldım. Garip ama bu yaz daha sıklıkla bir kitap okurken, başka tarz bir kitaba da başlarken buluyorum kendimi. Önce başladığımı daha çabuk bitiriyorum ve diğerine daha çabuk odaklanıyorum gibi! Bu da böyle bir gariplik işte! 

Sana Söyleyemediğim Her Şey, okuduğum en garip dram içerikli kitaplardan biriydi. Kendine garip şekilde bağladı, yer yer "devam edemeyeceğim galiba" diye düşündürse bile. 

Agatha Christie'ye gelince, ben hep söylerim "cinayet romanları bana göre değil!" diye ama bir tavsiye üzerine elime geçen bu kitabı okumamak için uğraşmadım bile. Hadi aradan geçen yılların üzerine, "Ahmet Ümit okumuşken önceki haftalarında bir de; bunu mu okuyamayacağım ki şimdi?" dedim de okudum gitti. Yine de o cinayet romanlarını okurken, "ya katili bulamazlarsa!" diye has korkumla okudum. Ama şükür ki katili bulduk yine sonunda! Epey heyecanlı idi, ama karakterler konusunda hala tahmin edici ve ne olduğunu anlayabilir havada okuyamıyorum herhalde. Kitabın sonuna kadar "yok yahu, hiçbiri olamaz katil" dedim yine. Acaba okuya okuya katilleri bulmaya mı başlıyor severek okuyanlar? Ben cinayet romanlarında hala usta değilim sanırım, o çok sevenlerin okurken "acaba bu mu?" diye ipuçlarını kovalamalarına hayretle bakıyorum... =)

Bu Pazar da nice pazarlar da okumalarla geçsin inşallah. 1000Kitap'ta bugünün şerefine, elindeki kitaplardan seçtiklerini, isteyenlere "karşı kargo ödemeli" gönderme etkinliği başlatan gördüm. Daha önceki senelerde, böyle bir şeye girişmiştim ve tek bir kişi bile dönmemişti bana. Ben bana ismi ve adresi verilen kişiye bir etkinlik gerekçesiyle seçtiğim iki kitabı yollamıştım da, ondan bile "elime ulaştı" yazısı gelmemişti. E hal böyle olunca cesaret edemedim öyle bir etkinliğe ama "Kitap Severlerin Pazarı" olsun ve nice günler elimizde kitaplarla keyif anlarımız daim olsun diyorum bugün... 


Yorumlarda buluşalım, en sevdiğiniz kitabı (veya kitapları) yazın bana olmaz mı? Bugün veya başka bir gün ne zaman okursanız bu yazımı. Ben en sevdiğim kitabı yazarak başlıyorum mesela, "Ateşböceği Yolu - Kristin Hannah". Son senelerde okuduğum ve en sevdiğim kitaptan bahsedecek olursam da, "Kimyager - Stepheine Meyer". Bakın böyle deyince, geçen sene okuyup da en sevdiğim kitabı da yazasım geldi; "Şimdiki Zamanın Kusursuzluğu - Alison G. Bailey... (=)

(Aaa, bir dedik 3 kitap oldu iyi mi! Pişman değilim tabii ki, siz de istediğiniz kadar sevdiğiniz kitapları yazabilirsiniz. Kitap konuşmaktan bıkmıyorum. Sadece kimse bana neyi okuyup neyi okumamam gerektiğini söylemesin istiyorum. Milli, manevi ve de kişisel durumlara zarar verici kitaplara yönelik edilen katı yorumlar ve sapık-hastalıklı düşüncelere yer verilen hikayeler haricinde, tercihlere karışan "klasikler harici kitap okunmaz" gözüyle bakanlar gibi okuma tercihine karışanları saygısız buluyorum! Kimse kimsenin okuma tercihine de karışamaz, zarar veren hastalıklı düşünce ve yazıları olan kitapları bildirmek haricinde...)

Sevgilerimle... =))

19 Temmuz 2020 Pazar

Pazar Yazısı #69 - Kendime Odaklı Pazar


* 69. Pazar Yazısı yazımla merhabalar... =) Daha önceki pazar yazılarımı burada bulabilirsiniz... :) 


Bugün benim konum "Bugün neler yapabildiğine bak, yapamadıklarına odaklanma!" oldu. Twitter'da günlük tweetim olarak yer verdim de bu notuma. Üstteki defter ve okuduğum kitaplara odaklandım bu sayede... Beni takip edenler üstteki mor defterin ne olduğunu biliyorlar mı bilmiyorum. Ama ben mor defterimi görünce, kendimi çok mutlu hissediyorum. O benim ulaşmak istediğim bir durumu kapsıyor. Ben ne olduğunu biliyorum ya sonuçta, içinde yazanlar "ben" demek ya işte; ötesinden bahsetmesem de olur şimdilik...

Diyorlar ki; yapmak istediklerinle ilgili ne kadar az şey anlatırsan, o kadar o istediklerini gerçekleştirebilmen kolaylaşıyor. Bu büyü gibi bir şey..." Çok doğru bir yerden, bir diğer yandan da yapamadıklarınız hakkında kendinizi avutuyor gibi bir hissiyat ile dolu. Ama cidden öyle değil. İnsan hayalleriyle veya planlarıyla ilgili bir şeyler anlattığı zaman bir doyuma ulaşıyormuş. Bu hayallerinizi herkese anlattıktan sonra, "zaten hayal, gerçekleştirsem ne olacak ki şimdi?" gibi bir şeymiş. Doğrusu bu zamana kadar, birilerine söyleyerek yaptıklarımla, habersiz olarak isteğime odaklandıklarımı düşünüyorum; sadece odaklandıklarım beni çok mutlu etmiş, çünkü tek bir görüş dahi duymadan orada bir uğraş var... Mor defter de benim için şimdilik böyle bir şey... :))

Son zamanlarda az kitap okur oldum bu arada, buna da bir dönüş sağlamam lazım. Güya dedim ya, yapamadıklarıma odaklanmayacağım! (= Neyse, az önce söylememişim gibi unutmalarım da oluyor böyle sözümü. Ama cidden odaklanmayacağım da, beni rahatsız ediyorsa daha çok özen göstereceğim yeniden; o kadar... Bu sıra fazlalık gördüğüm bir çok şeyden kurtulma uğraşındayım ya hani; bunlara yazmayıp da bir kenarda bıraktığım defterlerimi de ekledim. Üstte gördüğünüz resimlerden sadece bir defteri çok sık kullanır durumdayım, o da mavi not defterim. Diğerlerine odaklanmayı yeniden düşünebildiğimden yana mutluyum...

Sonra internet üzerinde o kadar çok "kaydedilenler" içeriğim var ki, kendi paylaşımlarımdan bahsetmiyorum üstelik. İnstagram ve Facebook'un kaydedilenler kısmında çok fazla not biriktiren biriyim ben. Yer yer odaklanıyorum da, eksilt eksilt bitmiyor azar azar yapınca... Bugün İnstagram'daki kaydettiklerime odaklandım, yaklaşık 150 kadarı silindi tarafımdan (Abartı değil üstelik). Bunlar ne ki derseniz, çoğu güzel sözler ve dil çalışmaları üzerine. Her birini ayıklamaya giriştiğimde bir "oh" çektim. Bunlar beni bu kadar geriyormuş da, ben neden bu kadar ciddiye alamadım bu anlamda acaba. Dil çalışmalarıma bu sıra şükür ki daha odaklıyım işte. Daha fazla kelime bilgimi geliştirdikçe, bir daha o kaydedilenler kısmını doldurmam da gerekmeyecek bence... Bir de güzel sözlere zaafım var, bana öğüt versin veya vermesin. Bu alışkanlığı da "her birini kaydedemeyeceğimi farkederek ve beğendiklerimi pinterest hesabımdan paylaşmaya devam ederek" iyiye döndürebilirim bence... Bu pazar bunlara odaklandım işte. :) "Kendime Odaklı" oldu pazar yazımın adı bu yüzden... 

Öte tarafa bakacak olursak; ders çalışmalarım da, blog yazılarım da şu sıra çok iyi gidiyor. Tam istediğim gibi dersem abartı olmaz! Size bahsetmiştim bir yazımda, Neuroformat'tan hani, kendime uyguladığım konuşmalar sayesinde kendi düzenimi oluşturabildim ve neler yapmam gerektiğinin farkındayım... Bir de yeniden şu ara ona daha çok ihtiyaç duyduğumu farkettim geçtiğimiz günlerden birinde. Çünkü kendi kendime sapma şeyleri takıntı etmeye başladım yine. Çok çabuk kırıldığım ve yorulduğum bir dönemden geçiyorum, son iki haftalık sürecin sonunda netlikle kavrayabildim bunu. Hani böyle içinde bulunduğum durumu da, netlikle kırıldığım ve garipsediğim kişilere anlatsam, kesinlikle anlaşılmayacağımı bilerek yaşıyorum desem yeridir. Kişisel algılayıp bu sorunu çözmek için tekrar bir sürece girdim dün gece, baş ağrısından zor uyudum sonucunda da. Ama bu iyileşme göstergesi, "Barış Muslu"yu bilen bilir. Kendi kendimize yetmemiz ve beynimizin büyüttüğü durumları çözmemiz gerek. Sırf bu yüzden anlatmak ve muhattap olması gerekene bildirmenin gerekliliği bulunmamakta... 

Bahsettiğim "Neuroformat" bilgileri içerikli yazımı burada bulabilirsiniz yeniden.


Annem ikinci yeğenim Defne'mize bakmaya gidiyor haftanın 6 günü iki haftadır. O başladı başlayalı, benim için de daha iyi olabileceğine inandığımız "kendi kendine yetme" süreci için çabalamalarım söz konusu şu an. Babam yanımda, annem yokken; akşamları da gün boyu aklı bende olarak gününü ablamlarda geçiren annem geliyor yine eve. Ama bu hafta nihayet onu ikna edebildim. Aklının bende kalmaması gerektiğini, zira ben kendim biraz daha birçok şeyi başarabilir olduğumu bu sayede görebildiğimi her gün anlatmaya devam ettim... (Bir yazımda bundan daha detaylıca bahsedeceğim). Ben de onunla gitsem, Kağanımıza bakarken olduğu gibi; haftaiçleri orada kalacak ve haftasonu buraya döneceğiz. Oysa gerekli oldukça gidersem ben, şu sıra "Ekpss çalışmalarım" güzel sürer gider, istediğim gibi bloğuma da yazmaya devam edebilirim, hem de çocuklarla daha iyi ilgilenir annem. Zira şu da bir gerçek ki, bir arada oldukça yapabileceklerime odaklanıp çabalayamıyorum. Kendi üstümü değiştirebilmelerim olsun, kendi kendime tuvalet problemimi halledebilmelerim olsun, hepsi daha fazla "biz halinde gerçekleşiyor". Oysa onları daha az yorarak, kas kabiliyetlerimi daha iyi toparlamam lazım yeniden...

Diyeceğim o ki, varlıklarına şükürler ettiğim ailemle; bir başka süreçte daha, bizim için en iyisi dediğimiz şekilde bebek bakıyoruz yine. :) Evlerinde bakıp akşam evine dönmesi annem için daha dinlenebilmeye odaklı bir mevzu. Şimdi yine bir rutinin içerisine girdik, devam ediyoruz işte. İki hafta geçti bitti bile. Sağlıcakla nice haftalar geçsin, içerisine çabalar uğraşlar ve de başarılar ekleyebilelim... =)

Yeni haftada görüşmek üzere, sevgilerimle... Mutlu bir pazar akşamı olsun, daha mutlu günlerle dolu bir haftaya kavuştursun... Amin. (= 

19 Ağustos 2018 Pazar

Pazar Yazısı #51 - Kavuşmalı Pazar



Bugün kavuşmalı bir pazardı, Merom ve benim için... :) Dün akşam 21.30'da Antalya'dan yola çıktığı ve bu sabah geldiği üzere, Merom ile geçireceğimiz bayram tatilimizi başlattık şükür. Haftaya Cumartesi'ye kadar beraberiz...

Yolcu beklemesi zor ama sonucunda kavuşması en güzeli hep benim için. Ama o beklemesi var ya, sabah Merom gelene kadar kaç kez uyandığımı bilmiyorum. Alarm kursam herhangi bir şeye, bu kadar çok kalkmam. Ama alarm olmamasına rağmen, saat 6'da kalkıp her 15 dakikada bir uyandığım bir sabah oldu bu sabah benim için. Ne zaman Merom geldi, sarıldık, yattı ve uyudu, ben de uyumak üzere gözlerimi yumdum ve 11'de kahvaltıya gelen ablamların sesiyle de gözlerimi açtım... :) Hiç geleceğini tahmin edemezken, dostum Merom gelebildi Bursa'ya işte yine. Hem de bu sefer ilk defa tek başına geldi... :)

Bu sabah Merom geldi ama annemle dayımlar da ondan birkaç saat önce Trabzona yola çıktı... Annem ve onun dayısı Mustafa dayımlar, Ayşe teyzemlerin dünürleri ile bir bayram geçirecekler Karadeniz turu yaparcasına gezerek. Annem adına bu duruma çok seviniyorum, doyasıya gezsin ve de ona oraların havası her anlamda iyi gelsin istiyorum. Ama önce vardıklarının haberini almayı bekliyorum hala, 2-3 saat yolları kalmış ama her halükarda onlardan da vardık haberi gelince bugün iyi bir uyku çekeceğim yine inşallah... :)

Biz Meromla ve ablamlarla beraber, tatil keyfimizi de başlattık bu arada. Bir bayram tatiline doğru, bir süredir görüşemediğimiz sevdiklerimizle; her fırsatta elde edemeyeceğimiz zamanlardan birini daha, doyasıya anılarla doldurup geçirelim inşallah.

Sevgilerimle, mutlu güzel bayram haftası olsun cümlemize... :) Hoşgeldin Merom ve hoşgelsin tüm uzaktaki sevdiklerimiz... (:

29 Mayıs 2018 Salı

Bir Son, Birkaç İlk Dolu Gün- 27.05.2018-Pazar


Son dönem içi sınav haftasonumdan sonra, yeniden merhaba... :) Açıköğretim İkinci Üniversite Sosyoloji Lisans bölümünde okumaya başlayalı, bu sene 6.senem idi ve geçtiğimiz Pazar günü son dönem sınavıma girdim. İki günden beri "vay be" diyorum şimdi kendi kendime, 6 seneyi geride bırakmış olduğuma ve bitiyor olduğuna inanamıyorum biraz da. :) Vay be...


Öyle duygusal, öyle gerçek ve de aynı zamanda öyle gerçek dışı geliyor ki bu yazımın başlayışı bana şimdi. Aöf'yle eğitim hayatıma devam ettiğim bu 6 senede; ne talihsizlikler, ne zorlanmalar ama bir de ne kadar çok yürekten emekler verdim-verdik... 

Sonuncu dönem sonu sınavıma ise Antalya'da girmek kısmet oldu, Hatice yengem-dostum Merom ve de annem ile beraber üstelik... Sene başında hiç hesapta olmayan neler neler yaşadık, bu da onlardan biri oldu işte. Dostumun beni sınava götürmediği kalmıştı bir belki de; geçireceğimiz daha çok ilkimiz var olsa da, bu beklenen değildi işte... :) İyi ki, dediğim bir gün yaşadık sonrasında; dönem sonu sınavıma beni yetiştirmeleri, sınav süresince beklemeleri, sonrasında beraber dışarıda takılmalarımız, gezmelerimiz ile bir günü ve deneyimler dizisini anılara ekledik...


Sınavım sonrasında önce Akdeniz Üniversitesi yerleşkesinde bulunan Yeşilçam Cafe'de biraz oturduk... Ben sınavda iken, madem öyle bir yer bulup oturalım ve çocuklar orada eğlensin demişler. Merom ısrarla bahsetmemi istedi, o güne hatıra kaldı çünkü; ben sınavda iken aldığı karamelli milkshake'ni yeğenim denemiş ve de çok sevmiş. O sebepten içememiş... Beni sınavdan alıp oturdukları cafeye götürürken anlattı ve ben sınavdan çıktıktan sonra oturduğumuz sıralarda da ben devam ettim yarım kalan milkshake'ne. :) O sonrasında çilekli milshake içti, çocuklar biraz daha oynadı ve Avm'ye gitmek üzere kalktık oradan da... 

Avm'de, yeğenim ile kuzenim İnci'yi oyun parkına bıraktık önce, sonra da sıra sıra mağazaları gezmeye giriştik. Üstteki fotoğrafta, onları yemek yemeleri için yemek katına çıkmadan öncesi idi. Çocuklardan çok dostumla ben şendik o gün, çocuklar gibi şen... :) Ben sık sık "bunları da yaşayacağımız varmış." diye düşünürken, halimden fazlasıyla memnundum. Merom ise, benim fotoğraf denememi başarısız kılmaya çalıştı ama gördüğünüz üzere başaramadı. O fotoğraflar yine de buraya eklendi mi, eklendi; "çok tatlıyız de mii?" Maşallah bize... =)


Saat 17.30 sularına doğru, yeğenim ve kuzenim acıktı. Yemek katında yemeklerini yediler, biz de o sırada kahvelerimizi içtik ve sonra annemler kıyafetlerini değiştirip yengemlerin köyüne akrabalarının mevlüt ve iftarına gitti çocuklar ile... Onları asansörle yolculadığımız anları da görüntüledim, evet. Hem içimden geldi, hem onların gidişi bizim yalnız kalışımız ve hissettiğim üzere birkaç deneyime daha gebeydi. Ölümsüzleştirdim o anı da...

Günün sonunda ise; huzura eren biz, pertleri çıkmış olanlar annemler oldu bu arada. Çünkü Kağanım ile İncim, o gün tam modlarında idiler ve gün içinde olandan daha çokta köyde didişmişler. Annemler onları durdurmak uğruna daha fazla efor harcamak durumunda kalmışlar... Annelik ve de anneannelik, bir çocuğa bakma büyütme sorumluluğu; yedirmek içirmek ve de giydirmekten çok, hep sabretmekte saklı işte... Olan bitene rağmen sadece yorgundular ve de olağan da karşılayabiliyor idiler. Hatice Hanım ve Bağdat Hanım'ı örnek alın, çocuklara sabırla yaklaşın! :)



Yengemlerle annemlerin 6'da gidişi, akşam 10'a kadar yaşanmamışlarımızı yaşama ve de beraberliğimize doyma fırsatımız oldu tabi Meromla bana.. Önce beraber kahve içtik; alt kata inip, sonra da yemek yedik. İlklerimiz bunlar değildi, o gün ilk olan diğer şey Avm'nin teras katında sadece birbirimize ve gökyüzü manzaramıza odaklanarak hem hava alıp hem de yalnız kalabilmemizdi yine... Yer değişikti sadece ama benim için yine özeldi. 

Teras sohbetimiz, o günden kalan benim için en özel hatıralardan oldu sonra... Zira, sadelik anlayışım fazla boyuta ulaştı galiba; sıklıkla oturur halde takılmaya başladığım zamanlardan beri, desteksiz yürüyemez olduğum zamanlarla beraber... Size-ona-buna normal gelebilecek çok doğal bu terasta dostumla takılmam bile; benim beslenme unsurum, alanım, kalbimin ışıkla ve ihtiyaç duyduğu hissi deşarj olma durumuyla karşı karşıya olması ve de o anda aldığım nefesler ile ciğerlerimi de hayal dünyamı da sağlıklı nefesler ile doldurabilme fırsatı demekti...


Evet, çok fazla gerçekleştiremediklerimden sebep duyduğum ihtiyaçlardan ötürü biraz, bir o kadar da bu durumların varlığı sebebiyle kıymet bilmeyi kendime amaç bildiğimden bir de... Her zamanı gelenin tadını çıkarmakta ustayım bence artık. Başlarda çok bocalıyor ve hiçbir şeye tam odaklanamıyordum esasında, ama artık öyle değil... Yani, sadece dışarıda tekerlekli sandalyede oturuyor bile olsam, dostumla yalnız takılıyor olmamız benim için garip gelmekten öteye geçti. İyi hissettiriyor, normale indirgeyebiliyorum. Şu 5 aylık süreçte de öğrenmişim; ekleyerek yaşamayı, fırsatları göz önüne alıp harekete geçmeyi ve dahasını...


Üstteki fotoğrafa baktığımda şunları hatırlayacağımı biliyorum; 

çok ama çok sade mavi gökyüzümüz, 
yüzüme uzun süredir vurmasını özlediğim rüzgar, 
o rüzgar eşliğinde dostumla bu şekil ve şartlar içinde bir arada olabilmekten duyduğum memnuniyet, 
siyaha boyanana dek orada oturmamız esnasında zamanı unutmak istemem ve de hiç sıkılmamam, 
o anın sakinlik ve de normalliğini hissederek içime çekmem... 
Bir de; aman fotoğraf çekinirken gözlüklerim parlamasın, aman yandakiler ayrılmasın! :D (O olay biraz benim ayıbımdı belki ama o bile o anların güzelliği idi.) 

Çok şükür birlikteliğimize Merom, mutluluğumuza, fırsatlarımıza, değerlendirebilme becerimize ve daha nice ilklerimiz ve ritüel bellediklerimizle dolu dolu anlarımıza... =)



Gelelim günü diğer hatırlatacak olan ilkime, ilk kez donut yedim o gün Merom ile... Terastan içeri geçip biraz daha gezelim derken; dostum donut yemediğimi bildiği üzere, bir ilkimi daha beraber gerçekleştirip anı etti ikimize... :) 2018, ilkler senesi oldu benim için resmen...


Daha öncesinde kaç kez yeltendi isem de gerçekleştirememiştim, donut lezzetini denemeyi... Merak ediyordum epeydir ve birkaç ay önce tatlılardan bahsederken de konuşmuştuk yine "Donut meselesini"... Biz o gün Mall Of Antalya'da gezdik ve Cafe Donut'ta yedik donutlarımızı. Merom antep fıstıklı seviyormuş, ben antep fıstığını baklava harici birşeyler içinde sevemiyorum... Cafeye girdiğimizde donutlarla dolu vitrini incelediğimde, beni çeken her birinin renkleri olmuştu ve mavi kurabiye canavarı ise tek yüzü gözü olan Donut idi. Benim için gibi geldi görünce sadece... Cafede çalışan adamın söylediğine göre beyaz çikolata dolgulu olduğunu da öğrenince; "Tamam budur, vazgeçmek yok." dedim. 

Masaya oturup çaylarımızı içmeye başladıktan biraz sonra donutlarımız geldi, dolgulu ve de yağlı bir tatlı olduğunu Meromdan öğrenerek kalorileri o günlük göze aldım yine; akşam yemeği olarak bir orta boy pizzayı yediğimi de unuttum!, bazen unutmak gerekir çünkü... :)

Donuta gelince; seçtiğim mavi gıda boyalı kurabiye canavarı figürlü donutumun, dudağımın ağzımın içinin maviye boyanacağını bilememiştim ama sonra bu durumu da göze alarak yedim hunharca. Hunharca dediysem, 2 küçük bardak çay ile yedim bitirdim. Mavi kurabiye canavarını seçmiş olabilirim ama layıkıyla bir kurabiye canavarı değilim ne yazık ki...! Meromun dediğine göre, mavi dudaklarım ve de dilimle küçük küçük şirinleri yemiş gibi görünüyormuşum. Bu duruma çok güldük cafede. :) Ertesi sabah dişlerimi fırçalamış olmama rağmen tam geçmemişti mavi lekeler, o derece. Şirin baba affetsin artık beni, ne diyeyim. =( =)

Donut, benim damak tadıma uydu; sevdiğim tatlarla dolu dolguları seçererek yersem, bizimledir. Tabii ki her gün yiyebileceğim bir lezzet değil, yağlı içeriği sebebiyle ama Meromla ritüel haline getirebiliriz bence. Senede 1 veya 2 donut'tan zarar gelmez hani, hele ki böyle kurabiye canavarı lezzetinde bulursam, her Antalya'ya geldiğimde yiyebilirim. :D 



Velhasıl; günümde, ilklerime ve de Aöf Sosyoloji son dönem sınavıma girmemde, bana eşlik eden ve sürecimde destek olan canlarıma teşekkürlerimle. Dolu dolu bir gün geçirdim yine ve mutlulukla hatırlayacağım anılarımı doldurdum heybeme... Yıllar Geçerken, bu sayfamda durmazsa olmayacaklarımdandı 27.05.2018-Pazar günü de... 2018 ilkler senesi olmaya devam ediyor işte böyle ve anlaşılan o ki, yaşanacak daha çok ilk ve ritüel edilecek deneyimlerimiz olacak. Allahım sağlık versin, sevdiklerimizle canlarımız sağolsun da; çok şükür der yaşar gideriz işte, anları hatıra bilerek ve hep hatırlamayı dileyerek... :) 

26 Nisan 2015 Pazar

Pazar Yazısı #15 - Benimki - Yalın

Bu sıralar yazı dizilerime epey ara verdim sanırım, yazmaya bile az fırsat bulabilmemden ötürü normal aslında. Ama aklımda iken, bir Pazar yazısı gelsin bugüne dedim... Diğer Pazar yazılarımıda, burada bulabilirsiniz...

Keyif dolu bir pazar geçiriyoruz. Oldum olası sevmişimdir çoğu zaman kalabalık olmayı ailecek. Haftaya annemin dayısının oğlunun düğünü var, yavaş yavaş gelmeye başladı uzaklardan da akrabalarımız. Belki yorucu olacak aile büyükleri için ama eğlenceli sohbetler ve anlarla dolu günler bizleri bekliyor bu sıralar... :)

Benim keyfim ise pek yerinde çok şükür, sadece 2 gündür erken kalkmalarıma biraz bozulmuş gibiyim. Ama erken kalkmaya alışmak istiyorum zaten diye, sesimi çıkarmıyorum işte... Belli mi olur bu arada erken kalkmalara alışırım, çok uyuyorum iyi değil valla... :)



Bu yazın şarkısı olacağına inandığım bir şarkıyı paylaşmalıyım dedim bugün sizlerle; Yalın'ın Cornetto için söylediği Benimki şarkısı... Yine süper bir yaz şarkısı olmuş. Geçen sene de olduğu gibi, en çok dinleyeceğimiz şarkıcılardan biri Yalın olacak ve en çok dinlediğimiz şarkılardan biri de Benimki şarkısı olacak. Düğün sezonuna da yakışır valla...

Şöyle eğlenceli ve içimizi kıpır kıpır şarkılar yazabilenleri, hem kıskanıyorum hem takdir ediyorum. En azından bir şarkı besteleyebiliyor olsaydım, hiç fena olmazdı bence. Değil mi ama? :)



Uzun zamandır kitap okuyamaz oldum doğru dürüst. Okumadığımdan değil, okuyamadığımdan. Dersler yine fena sıkıştırdı. Önce Vizeler yapıyor önce yapacağını, 1-2 haftaya da Finaller yetişiyor zaten. En iyisi, arada derede okuyup sabrederek şu 2 seneyi de atlatmak. Ne yapalım artık...

Kahve ile beraber kitap keyfi yaptım, ara ara da elime alıp okumaya çalışıyorum. Geceleri yatakta okuyamıyorum, gündüzleri Kağanım var. Haftasonu benim için fırsat. Akşam vakitlerini de kolladım mı, tamamdır işte. Kitap okumayı öyle özledim ki...

Ben 1 haftaya bitireceğime inanıyorum yukarıdaki kitabı, okurum ama değil mi? İçimdeki azim, her anlamda daha da büyüdü; havaların da açmasıyla. Sevgilerimle, bol okumalı Pazarlar ve haftalar olsun hepimize. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...