Pazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2021 Pazar

Pazar Yazısı #77 - Eve Dönüşlü Pazar


25.07.2021 Pazar gününün ilk saatlerinde eve dönüşümüzle beraber, bugün eve ve rutine dönüş yaptığımız bir pazar oldu. Nerede ne kadar süre kalırsan kal, belki de en güzeli eve dönmek benim için. Gitmek biraz uzaklaşmak iyi ama dönmek de öyle. Bu güzelliği unutmuştuk ki, tekrar hatırlatan bir haftalık bayram tatili hızır gibi yetişti yardımımıza. Çok şükür... :)


"Balıkesir Güre'ye gitmiştik, anneannemlerin gençliğinden beri aile dostumuz ve kivrelerimiz olan Saniye ve Kamil kivramların yanına... Yılın yarısında Almanya'dalar, diğer yarısında da Balıkesir'deler artık. Yaşadıkları yer hem kasaba gibi hem de deniz kenarı tatil beldesi. Orada en çok özgürce çıkıp gezebilmeyi seviyorum ama bir o kadar da tam şehir hayatı gibi olmadığı için bir garip geliyor bana..."

Dün gece Saniye kivramların oradan saat 22.00 sularında çıktığımız üzere, 02.00 itibariyle evimize döndüğümüz gibi yattık uyuduk. Balıkesir Güre'den 4 saatte gelebildik çok şükür. Trafikten kaçmak için geç saate yolculuğu bıraktığımıza sevindik ama eve varana kadar da annemle ben bol bol uyukladık resmen! :)  Bugünün sabahında da uyandığımızda ablamların bizi kahvaltıya çağırmasıyla bir an önce yeğenlerime kavuşmuş olduk. 3 haftadır Kağanımı göremiyordum; bayram tatilinden bir hafta önce eniştemle Çanakkale'ye gitmişlerdi onlar da. 3 hafta sonunda boyu uzamış, tavırları gelişmiş, yüzü tekrar güzelleşmiş, çocuksuluğu biraz daha gitmiş gibi geldi. Doyamadım, bakmaya da sevmeye de... :)

Sonra küçük yeğenim Defne, onu da 1 haftadır göremiyorum altı üstü; gördüğü gibi abisi sarıldı diye o da koştu geldi ve sarıldı bugün bana! Nasıl büyüyor, gelişiyor, gözlemleyip ona göre hareket ediyor çocuklar. Bu gelişimi uygulama kararını nasıl alıyorlar acaba? :) Resmen bir süredir birçok hareketimizi taklit ediyor. Bu bir anlamda hoşuma gidiyor, bir anlamda da onun erişmemesi gereken eşyaları kullanırken yanında kullanmamaya ekstra gayret etmemiz gerektiğinden ötürü biraz korkutuyor! (:

Bugün kalktık kahvaltı yapmaya gittik ablamlara işte, eniştem işteymiş. Kahvaltımızı ettik, kahvemizi içtik ve döndük geldik evimize. Kapıdan girerken bir telefon geldi, ablamı çamaşır asarken arı sokmuş! Annemler beni bıraktıkları gibi geri çıktılar ablamlara gittiler. Çok şükür ki alerjisi yokmuş, arının iğnesini çıkartıp geri geldiler. Yanağından sokması ablamın hiçbir işlem yapamamasına sebep olmuş resmen... Akşam saatlerinde şükür ki şişliği bile kalmamış, geçti gitti diyelim. Allahım korusun görünür görünmez kazalardan inşallah... 

Üstteki toplu fotoğraflarımızı kapıdan çıkarken çekinmiştik. Ben çekmiştim. Kimbilir ki arı sokacak sonrasında... :/ 


Bugün eve geldikten sonra yerleşme safhalarımız başladı. Çantama baktım baktım, artık bir yere giderken kişisel eşyalarımı tek çantaya sığdırabiliyor olduğuma sevindim tekrar kendi kendime. :) Bir sırt çantası, bir kol çantasıyla şehir dışına çıkabilen bendim. Artık bu boyutu, gereksizlik dozundan düşürüp "çok eşyadan uzak durabilme" durumuna getirebildim. Benim için durum böyle. Gereksizi bile, yanımda olması gerektiğini düşündüğümden ötürü götürürdüm yanımda çünkü...


Güre'de iken iki tane küpem parçalandı, onların da fotoğrafını çektim bugün; parçalarını atmadan ve de kullanabileceğim parçalarını saklamadan hemen önce... Nazar mı çıktı acaba?! Biri kendi kendine kırılmış çantanın içinde, diğerini de minik bir dokunmayla yanlışlıkla ben kırdım! Elimde kaldı yıllardır kırılmayan kaşık küpem resmen, bayramın ilk günü! Merom almıştı onu bana. Ama sağlık olsun dedim işte, ne yapalım bazı şeyler miadını dolduruyor sizin elinizde ve bir sebep bulup kullanılamaz hale geliyor herhalde işte... 

Eşyalarımı yerleştirdim, yanıma alacaklarımı yeniden ayarladım ve salona geçeyim derken; annem ayıklamam için önüme bahçe barbunyası verdi. Seve seve ayıkladım da ama yazım bu saate kaldı, sonrasında telefon dosyalarını da ayarlamayla uğraştım da işte... :)


Bugün eve dönüşlü bir pazardı, başlık yine çok orijinal gördüğünüz üzere. =) Güre'de olmak güzeldi, orada düşünceler ve de anılar biriktirdim yine. Hepsini yazmaya uğraşacağım önümüzdeki hafta. Ama eve dönüp yine yatağıma kavuşmak da çok güzeldi... Bugün bunu çok yazmak istedim aslında. Misal bu sabah gördüğüm rüyada iki tane eltim vardı ama kocam neredeydi belirsizdi. Birkaç dakika boyunca çok sevdim de eltilerimi, sonra bir çocuğu üzmeleriyle soğudum ikisinden de. Bilinçaltım dehşet karmakarışık halde! =) Hepsini yazmaya çalışacağım, gerek bu bloğumda gerekse de diğer bloğum "didemingozunden.blogspot.com"da... 

Okuduğunuz için teşekkürlerimle. Yine bir değişik dönüş yazısı oldu, devamı gelsin inşallah!

Sevgilerimle, mutlu haftalar... :)

28 Mart 2021 Pazar

Pazar Yazısı #76 - Gülümseyerek Başla

 

Bugün motivasyonum yüksek başladım Pazar gününe, gün bitmeden son dakikalarında bu pazar yazısını yazıyor olmamın sebebi de "verimli ve planlarla dolu bir gün geçirmiş olmam işte." :)

Gülerek başlamak istedim, epeydir kendimde özçekim çekebilecek gücü bile göremiyordum ki; bugün birden yeniden kamerama gülüp fotoğrafı yayınlayabildim... Hani kendi kendine strese girersin de, kendine bile gülerken görünmek garip gelir. İşte aynen o haldeydim bir ara, ama şimdi kendimdeyim; emin olabilirsiniz! =)


Daha düne kadar, kafam çok dolu yattım yatağıma. Gözümün önünde bulunması için bir söz var bu ara ekran görüntülerimde. Orada şöyle yazıyor; "Sakin olan zihne, tüm evren teslim olur." (Lao Tzu) Bu söz gözünün önünde olunca, sürekli yüzüme çarpılan bir tokat da oluyordu bir haftadır aslında. Toparlandım, düşüne düşüne, kendi kendime kaşına kaşına derler ya... :) Sonucunda, "bugüne gülümseyerek başlarsam, beynime de bunu net olarak bildirirsem, olacak!" diyebildim...


Öğlen İnstagram'a girdim sonra, nicedir beklediğim Covid Aşılama sırasında zaman bize gelmiş sonunda. İnstagram'dan takip ettiğim Sma hastası birinin hesabında gördüm; covid aşımı oldum diyordu. Çok sevindim ve nihayet bize de sıra geldiği gibi ilerliyor şükür ki, diyebildim ve diğer sevdiklerimle tüm ülkem için de ilerleyebildiğine sevindim. Girip Edevletten kontrol ettim, orada sıramın geldiğinin bildirildiğini gördüm ve randevu için 182'yi aradım... Sonuç olarak, Allahın izniyle yarın akşam annem ve babamla beraber Covid aşılamamızı yaptırmaya gideceğiz hastaneye. Diliyorum hayırlısıyla güzel etkilerle geçiririz ve faydalı antikorlar da üretebiliriz... =) Bunun için uyku düzenimizi toparlamamız gerekiyormuş, hafta içi bir sağlık programında izlemiştim! Benim için ilk iki günler biraz zor ama bence faydalı olacak bana...

Benim gibi engel durumu bulunan ve kronik rahatsızlığı olanlar var ise, onlar da sıralarını alsın; duymadım demeyin, duymadı iseniz de şimdi harekete geçin canlarım. Aşı her birimize çok iyi gelsin inşallah, yeni düzende şifalanıp çıkalım yeniden sosyal ortamlarımıza sağlıcakla inşallah... :)

Aşı ile ilgili hiç korkum yok, acısından yana da elbet olacaktır hazırlıklıyım. Ama ben onu zihnimde çoktan kabullendim, şifa versin; her türlü durumdan beni ailemi ve hepimizi korusun diye, bana düşen ne ise elimden geleni yapacağım. Uykumu da düzenleyeceğim, beslenmemi daha da düzenleyeceğim... (: Hepimize şifa olsun, bekleyen herkesin sırası gelsin tez zamanda inşallah...


Sakin kalmaya çalışıp, planlarımla ilerlemeye çalışıyorum ya; bugün iş defterimi tutmaya başladım yeniden. :) 

Ajandam bitmişti geçen aylarda ve eğitim notlarımı müsvette kağıtlara tutuyordum. İşte kafamın dolu dolu olduğu günlerde, bir türlü bu kağıtları temize geçirememiştim ki; iki üç gündür sakinleşebilmiş halimden faydalanarak, bugün elime defterimi aldım ve önce eğitim notlarımı geçirdim de biraz çalışma fırsatı buldum daha netlikle yine... =) Ben bu işi başarmak için çok uğraşıyorum, Farmasi benim işim olsun istiyorum ve Network MArketing için ekibim ve kendim için emek veriyorum; Allahım utandırmasın, sonucu ne olursa olsun "çabaladım çok şükür, ben elimden geleni fazlasıyla yaptım!" diyebileceğim. Ama sonucu çoook güzel olacak, hissediyorum. Olumlama yapmak için de söylemiyorum sadece, hissiyatım bu yönde ilerliyor günden güne artarak... :)

Sakin olan zihne tüm evren teslim olurmuş ya, sakin ve hayırlı olan her şeyden yana hazır olmaya çalışıyorum işte bu ara... Bugün planlarımı yaptım, Mart sonu için yolunda gidiyor işimle ilgili durumlar; Nisan ayı için de işleme koyacağım planlarım yolunda gidecekler inşallah... Sonuç olarak, sakin olan zihne teslim olduğu kadar; meşgul olan zihne de beden teslim oluyor aslında. İki gündür rahatsızlıklarımı duymuyor ve de hissetmiyorum; bu da bence meşguliyetten. Yoksa ne kasılmalarımın var olmasını engelleyen iyileşmelerim iki günde mevcut, ne de güçsüz olan kas kabiliyetlerim daha güçlendi... Sadece ben duraklamayı kabullendim yine. Bu sefer ne kadar sürecek demeyeceğim, bundan sonra kafama takmamı gerektirecek bir "gelecekte işim olacak" endişem yok! Benim işim bu olacak... 


=) Koşullarım ve durumlarım değişmişken; hele hele duygu durumlarımın eşlik ettiği zihin faaliyetlerim bile değişmişken; geçmiş koşullarla kurduğum hayalleri, bugünün şartlarına enjekte edip her yere sığdırma uğraşlarımı bir kenara bırakabilmem! Meğer ne büyük özgürlükmüş... Ben bunu farkettim şükür ki... Bunu bile gülümseyerek başlamakla yaptım. Ben bu sabah en çok bu farkındalığma güldüm. Bu pazar bana iyi geldi. Tavsiyemdir; içinden çıkamadığınız durumlarda, gülümseyerek başlamayı deneyin. :) 

Mutlu haftalar olsun cümlemize... Sevgilerimle...

17 Ocak 2021 Pazar

Pazar Yazısı #74 - Kar'lı Pazar "2021"


Bugün karlı bir güne uyandık, 17 0cak 2021 gününe... :) Hem yılın ilk karı hem de 1 senedir oturduğumuz yeni evimizde gördüğümüz ilk kardı bu! Karlı bir pazar günüydü ve şimdi o da bitmek üzere. Şifa olsun, can olsun ve güzellikler getirsin inşallah hepimize... =)


Dün akşam Barış Muslu'nun öfke ve değersizlik demosu vardı İnstagram hesabında, gece o yayının sonrasındaki müzik yayını sonrasında geç bitti. Önce geç uyudum, sonra geceye kadar soğuk olan ev sıcaklığı acayip arttı ve durmadan uyandığım zorlu bir gece geçirdim. Ama bir o kadar da rahattım aslında, garip bir rahatlık. Bu neuroformat mevzusundan şu yazımda bahsetmiştim, okumak isterseniz...

Daha önce girdiğim neuroformat demolarında daha çok duyguya girmiştim, kendi yaptıklarımın dışında. Dünkü demo yayınında ise, çok fazla duyguya giremedim ama hissetmek konusunda oradaydım. Hikayeleme tekniğinde çok başarılıydım üstelik! Gece yaşadığım sıkıntıların aşırılığı da bence bu yüzdendi... Neden bahsediyor bu kız derseniz, üstte bahsettiğim yazımı okuyabilirsiniz ve Barış Muslu'yu da hayatınızda sonradan oluştuğunu bildiğiniz sağlık problemlerinizi nasıl çözebileceğinizi öğrenmek için mutlaka en az birkaç akşam dinlemelisiniz diyorum. Her akşam 23.00'a doğru canlı yayınları başlıyor. Gerçekten işe yaradığını bilmesem görmesem, size de tavsiye etmem; gerçekten... :))


Bu sabaha uyandım sonra... Uykusuzlukla geçirdiğim bir haftanın üstüne epey dinlenmiş ve çok azıcık bile olsa şu beyaz görüntünün beni sarıp sarmalamasına öylesine sevindim! Babam beni cam önündeki koltuğa oturttu önce, sonra müthiş bir seyir deneyimi yaşadım. Fotoğraf ve video çekip dayanamayıp paylaştım. Bu ilki de, sevdiklerimle paylaşmak istedim. Paylaşmak demek, yazmak demek benim için; biliyorsunuz. Çok ama çok iyi hissettim kendimi yine, o an tüm hissettiklerimi yazınca...

Sonra üstteki benim fotoğraflarımdan birini gördüğünüz üzere, "babam seni çekeceğim" diyerek beni fotoğrafladı izlerken; bloğumun instagram adresinde bir gönderi paylaşmak üzere hazırlandım, o gönderim de burada işte... :) Orada da dediğim üzere; görmekten sıkılmayacağım nadir paylaşım içeriği, kar görüntüleri... Burada da paylaşmak isterim, pinterestte beğendiğim birkaç manzara fotoğraflarının bulunduğu albümü; Pinterest hesabıma da buradan ulaşabilirsiniz bu arada... Bana en huzur veren manzara görüntüleri, bir kar manzaraları bir de deniz içerikli görseller... Soğuğu sevmesem bile, kar görsellerine bakmaktan vazgeçemiyorum. Bir tek kar havaları bana kasvetli gelmiyor çok şükür ki... =))

Bugün sitemizdeki çocukları oynarken gördüğüm üzere, düşündüğüm şuydu (bunu da eklemek istiyorum); 2007-2008 civarı idi, eski sitemizde oynadığım kar vakitlerini hatırlıyorum ve kara gömüldüğüm zamanları unutamıyorum! Şimdiki halime hiç üzülmüyorum, ben yaşayabildiklerime hala seviniyorum. 2020'den ve öncesinden beri sıkıntı yaptığım tüm "şimdiki halime dair" yapamadıklarımın sıkıntıları, deli debel sorunlarmış. Ben yaşayabildiklerime odaklanmaya devam etmeliyim! Sen de öyle güzel okuyucu! Yapamadıklarımızın hiçbir anlamı yok çünkü. Hayatta yapabildiklerine odaklanmak için varsın, yapamadıklarına odaklanmak ise durduğun yerde durdurmaktan başka hiçbir işe yaramayacak... (:




Bugünün bir diğer konusu yeğenlerimdi... Eniştem işte imiş bugün, sabah kar oynamaya çıktınız mı diye ablamı aradığımızda öğrendik. Babam dayanamayıp öğlen, yürüme mesafesinde olan ablamların evine gitti; Kağanımı kartopu oynamaya dışarı çıkarabilmek için... Babam bugün Kağanımıza kar topu yapmayı ve kar topu atmayı öğretmiş yeniden! Çocuğun sonuç itibariyle hatırladığı bir aktivite ama bizim küçüklüğümüzdeki kadar sık kar yağdığını göremediği için çok çabuk unuttuğu bir olgu oldu maalesef... =)

Kağanımla babam önce küçük çaplı güzel bir kar topu savaşı yapmışlar, sonra da Defneme de bir kar topu götürüp kar topuyla tanıştırmışlar; tıpkı Kağanım da daha bir yaşına yaklaşmışken evde tanıştığı üzere, farklı evlerde ama abi kardeş aynı şekilde kar topuyla tanıştılar... Fakat Defnecim de dokunamamış, soğuk gelmiş ve hiçbir şeye benzetememiş henüz! (= Yakınımızda oldukları için ve bu ilklerini yaşayabildiğimiz için şanslıyız, teknolojinin bu kadar geliştiği açısından da şanslıyız bence... 

Velhasıl, yeğenlerime baana ve aileme maşallah. Bugün ülkemdeki şehirlerin yarısından çoğu karlı bir gün geçirdi ve ben bugün daim olmasını diliyorum bu kar yağışının. Hemen gitmesin, eski zamanlardaki gibi herkese şifa olsun ama hiç kimsenin canını yakmasın... Sadece su ihtiyacımızı karşılasın, ürünlerimize gerekli olan vitaminleri versin ve doğamıza bize can olsun... 

Bugün Kar'lı bir pazar idi, bu yıl güzel bir kışın başlangıcı olsun ve ilk tek karlı pazar olmasın diliyorum... Bitmek üzere olan pazar gününün ardından, şimdiden mutlu haftalar diliyorum. 
Sevgilerimle... Görüşmek üzere. =)

9 Ağustos 2020 Pazar

Pazar Yazısı #72 - Kitap Sever Pazar


Bugün Dünya Kitap Severler Günüymüş; her olgunun ve durumun günü olduğu şu zamanlarda, kitap severlerin günü olmasa ayıp olurdu zaten... :))


Kitap Severler Günü'ne, şimdi okuduğum iki kitap (kolajda göründüğü üzere, alttakiler) ve son okuduğum iki kitapla (O ikisi de kolajın üst tarafında görünen kitaplar) katılayım dedim. Her günün kendi içerisindeki anlamları gereği "bir tek güne sığdırılamayacağını" düşünsek de, aslında bir anlamda değerleri daha net belirtmek için bazen de yerinde diyebilir miyiz? Bilmiyorum emin değilim yine de bu dediğim hakkında... :) 

Kitap Severler için de, bir gün değil hep yapılan bir iş "okumak" ve de "kitapları sevmek". Aldığım kitaplara, elime okumak için geçen kitaplara; değişik dünya görüşleri sığdırdıkları için büyük saygıyla ve sevgiyle bakabiliyor olmak, hayatım adına edindiğim en mutlu eden bakış açılarından biri misal benim için... Covid-19 gerekçesiyle, en son kitaplara dokunarak alışveriş yapabildiğim "Bursa 18. Kitap Fuarı"ndan beri hep internetten alışveriş yapmaya devam ediyoruz. İlla ki dokunarak almak değil elbette kitapları ama bilen biliyor işte, onlarla bağ kurarak ve elinde örnek bir sayfasını okuyarak bir yazarı keşfetmek çok başka bir his... (: 

Tabii ki üstte bahsettiğim her durumu çürütebilecek kadar teknoloji gelişti. Artık bir kitap almadan önce, onun ilk sayfalarını okuyabilme fırsatını size sunan siteler var. Ama demek istediğim o dokunsal his, o geleneksellik duygusu, belki de bazen yeniliklere çok çabuk geçiş yapmak istemeyen yanınızın küçük bir serzenişi. Bu dediklerim işte "kitap sevgisi". Bana sorsalar, teknoloji bitse bu da tükense üzülür müsün; sanıyorum kitaplar bitse tükense, bir şekilde onların devrini sonlandırmaya kalksalar "esasında o zaman üzülürüm! Hayat her şeye alışmayı öğretiyor bize ama ben nedense kitapların sayfalarını çevirerek okumanın hissiyatının yerine bir alışkanlık koyamadım işte... :))


Üstteki kitaplarım, "Sana Söyleyemediğim Her Şey" ve "Doğu Ekspresinde Cinayet" geçen ay okuduğum son iki kitap oldu. Bu ayın kitabını henüz bitiremedim, ördüklerimi ilerletmek ve de ders çalışmalarımı devam ettirmek için uğraşırken "Profesyonel"i bitiremedim. Ama önümüzdeki hafta inşallah bitecek. "Sonsuza Dek Şimdiki Zaman" adlı kitabımı da bugün elime aldım. Garip ama bu yaz daha sıklıkla bir kitap okurken, başka tarz bir kitaba da başlarken buluyorum kendimi. Önce başladığımı daha çabuk bitiriyorum ve diğerine daha çabuk odaklanıyorum gibi! Bu da böyle bir gariplik işte! 

Sana Söyleyemediğim Her Şey, okuduğum en garip dram içerikli kitaplardan biriydi. Kendine garip şekilde bağladı, yer yer "devam edemeyeceğim galiba" diye düşündürse bile. 

Agatha Christie'ye gelince, ben hep söylerim "cinayet romanları bana göre değil!" diye ama bir tavsiye üzerine elime geçen bu kitabı okumamak için uğraşmadım bile. Hadi aradan geçen yılların üzerine, "Ahmet Ümit okumuşken önceki haftalarında bir de; bunu mu okuyamayacağım ki şimdi?" dedim de okudum gitti. Yine de o cinayet romanlarını okurken, "ya katili bulamazlarsa!" diye has korkumla okudum. Ama şükür ki katili bulduk yine sonunda! Epey heyecanlı idi, ama karakterler konusunda hala tahmin edici ve ne olduğunu anlayabilir havada okuyamıyorum herhalde. Kitabın sonuna kadar "yok yahu, hiçbiri olamaz katil" dedim yine. Acaba okuya okuya katilleri bulmaya mı başlıyor severek okuyanlar? Ben cinayet romanlarında hala usta değilim sanırım, o çok sevenlerin okurken "acaba bu mu?" diye ipuçlarını kovalamalarına hayretle bakıyorum... =)

Bu Pazar da nice pazarlar da okumalarla geçsin inşallah. 1000Kitap'ta bugünün şerefine, elindeki kitaplardan seçtiklerini, isteyenlere "karşı kargo ödemeli" gönderme etkinliği başlatan gördüm. Daha önceki senelerde, böyle bir şeye girişmiştim ve tek bir kişi bile dönmemişti bana. Ben bana ismi ve adresi verilen kişiye bir etkinlik gerekçesiyle seçtiğim iki kitabı yollamıştım da, ondan bile "elime ulaştı" yazısı gelmemişti. E hal böyle olunca cesaret edemedim öyle bir etkinliğe ama "Kitap Severlerin Pazarı" olsun ve nice günler elimizde kitaplarla keyif anlarımız daim olsun diyorum bugün... 


Yorumlarda buluşalım, en sevdiğiniz kitabı (veya kitapları) yazın bana olmaz mı? Bugün veya başka bir gün ne zaman okursanız bu yazımı. Ben en sevdiğim kitabı yazarak başlıyorum mesela, "Ateşböceği Yolu - Kristin Hannah". Son senelerde okuduğum ve en sevdiğim kitaptan bahsedecek olursam da, "Kimyager - Stepheine Meyer". Bakın böyle deyince, geçen sene okuyup da en sevdiğim kitabı da yazasım geldi; "Şimdiki Zamanın Kusursuzluğu - Alison G. Bailey... (=)

(Aaa, bir dedik 3 kitap oldu iyi mi! Pişman değilim tabii ki, siz de istediğiniz kadar sevdiğiniz kitapları yazabilirsiniz. Kitap konuşmaktan bıkmıyorum. Sadece kimse bana neyi okuyup neyi okumamam gerektiğini söylemesin istiyorum. Milli, manevi ve de kişisel durumlara zarar verici kitaplara yönelik edilen katı yorumlar ve sapık-hastalıklı düşüncelere yer verilen hikayeler haricinde, tercihlere karışan "klasikler harici kitap okunmaz" gözüyle bakanlar gibi okuma tercihine karışanları saygısız buluyorum! Kimse kimsenin okuma tercihine de karışamaz, zarar veren hastalıklı düşünce ve yazıları olan kitapları bildirmek haricinde...)

Sevgilerimle... =))

2 Ağustos 2020 Pazar

Pazar Yazısı #71 - Bayram Pazarı 2020


Doğum günümle başlayan haftayı, bayramın 3. günüyle noktalayacağız; 27.07.2020-02.08.2020 tarihleri arasındaki günleri kapsayan haftanın bugün son günü... :) Diğer pazar yazılarımı okumak isterseniz, on

* Bir önceki pazar yazılarımı okumak isterseniz tüm pazar yazılarımı burada bulabilirsiniz...


Benim için güzel geçen, stresi de heyecanı da anısı da bol bir hafta oldu. Dediğim gibi doğum günümle başladı, bayram telaşı ve beklentileriyle devam etti, bayramın üçüncü günüyle de son bulacak... Çok şükür dediğim bir hafta oldu, mucizeleriyle dolu... =)


Dün bayramın ikinci gününe Uludağ Milli Parkı'nda piknik ile başladık ve orada da devam ettik. Akşam eve geldiğimizde çok yorgun ve yüzüm gittikçe sızlıyor haldeydim ki, dağda iken konuştuğumuz "herhalde yandık, yüzüm sızlıyor" "benim de, benim de" konuşmalarımızın ciddiyetini kavradım. Suratım pespembeydi, cildim hayli gerilmiş ve "iyi ki dağ bir yandan da serindi ki, üstümde hırkam vardı!" derken buldum kendimi... Sen seneler senesi kendini "güneş alerjim var" diye koru, özellikle bu yazımdan beri, sonra git en olmayacak noktada kendini koruyama! =) Alınacak derslerimiz varmış hala...

2013'te Antalya'nın sıcağında gölgede "çok ciddi derecede" yanmışlığımın üstüne, "dağda yanacağım" aklıma bile gelmemişti işte. 2013'ten sonra bir ilk bu sanırım, o zamandan beri ilk defa bu kadar ciddi yandım. Çok şükür soyulmam, yüzüm haricinde herhangi bir cilt yanığım yok. Yüzümde de sadece ciddi bir gerilme ve baş ağrısı yapacak kadar acı vardı dünden beri, dün soğuk duştan sonra kremimi sürüp yatmıştım ki; bugün de kendime elma sirkeli bir su hazırlattım anneme, birkaç saatte bir onunla cildimi temizleyip tekrar sürüyorum kremimi işte... (şuraya ellerini iki yana açmış halde, "oldu işte" diyen emojilerden koydum varsayın!)

Önlemlerimi aldım, kendimi koruyorum. Saman nezlesi olduğum zamanlar kullandığım alerji hapımı da içtim sabah, ağrı ve acılarımı o hafifletti aslında. "Cilt yanıklı pazar" da olabilirmiş yazının başlığı ya, hem öyle derin uyudum hem de gece boyu canım acıdı zira... :)


Önceki güne, yani 01.08.2020'ye gelecek olursak da; tüm bu durumlara rağmen, uzun zaman sonra geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. Doğa ile iç içe olmak, uludağ'ın eteklerine çıkarken her ne kadar yol tuttuysa bile çok güzeldi yine de. O huzuru, o garip iç açıcı halleri özlemişim... Kamp yapanların çoğaldığı söylentilerden ibaret sanırdım, dün gördüklerimden sonra "kesinlikle kampçılık çoğaldı ve çoğalmaya da devam edecek" diyorum... :) Geçen sene Uludağ'a çıktığımızda aylardan Ekim idi ama aynı dünkü gibi bir hava vardı; güneşi biraz daha sakindi sadece! =)) Ama bizim gittiğimiz yer kamp bölgesi değildi ve tek bir kampçı dahi yoktu. Piknik yeri kalmamıştı dün resmen kampçılardan. Doğaya sahip çıkacağına inandığım kişilerin varlığına daha çok inanıyorum böyle... 

Dün güzeldi günümüz dedim ya, her ne kadar benim rahatsızlığıma rağmen; piknikleri sanırım kendine has ciddiyeti ve önemi dolayısıyla da sevdiğimi farkettim. Evde olduğunuzda ayrı bir telaş var, evinizin işleri sizi sarıp sarmalıyor da bazen sohbete bile vaktiniz kalmıyor hani. Piknik hali bunları yok ediyor valla... Orada oturup sohbet etmek, çevreyi gezmek, dağıtmadan eşyalarını toparlamak, oturduğun çevreyi toplamak ve hiç olmadı kendi çevrende gördüklerini düzenlemek de bir görev, bir huzura götüren unsur halinde... Evet, piknikleri bu sebeplerle çok seviyorum...

Uludağ'a ufak bir tırmanış yaptık, sabah 11.00 gibiydi yerimizi bulmuş oturmuştuk. Önce görev bilinciyle sabah kahvaltısını hazırladık ve açık havada Bayramın ikinci günü kahvaltısını ettik. Sonra akşama dek kah yürüyüş yapanlarımız oldu, kah sohbet edenlerimiz; akşam olduğunda tekrar sofrayı toparladık ve yenisini hazırladık... Bu zamana dek Güneş fazlasıyla etkiliydi aslında, biz fark edemedik. Bir cam arkasından rahatsız ediyormuş gibiydi sadece, öyle görmek istedim herhalde. Öyle bir özlemişim ki açık havayı, gerisini siz düşünün işte.. =)



Dün yediklerimden rahatsız olmasaydım ve de son anda yüzümün gerginliği daha fazla acıtmasaydı canımı, çok da güzel noktalayacaktık işte ama onun da olacağı varmış... Yeğenim Kağanımla fotoğraf çekinemedim bu sefer, bu sıra kameralardan uzaklaştı gibi kuzum ama kendimin ve de çevremin fotoğraflarını çekmekten geri duramadım işte... Bu yazımdan sonra birkaç yazımda onları kullanırım artık. Biliyor musunuz bilmem, pek severim gittiğim yerlerde çevremin fotoğraflarını çekmeyi ve bazen hemen bazen de yıllar sonra bile o fotoğrafları yazılarımda kullanmayı. ;) Örnek yazı olarak, geçen haftaki "Didem'in Gözünden" adlı bloğumdaki bu yazımı vereyim hemen! Bir tık yapın oraya da uğrayın olur mu? Ben buradaki sözlerimi bitiriyorum şimdilik zaten! =))


Böyle bir haftasonu geçirdik, elmalı sirke ile karıştırılmış suyu deneyin derim; eğer sizin de güneş sebepli cilt sancılarınız varsa... Bu sabah okuduğum bir yazıda yazıyordu, önce elinizin üzerinde deneyin; hassasiyetiniz olmazsa yüzünüze ve yanık olan diğer bölgelere de sürün diyordu. Ama ben zaten sodayla veya sodasız olarak, cildimdeki sivilcelerin acısını geçirmek niyetiyle kullandığım için; böyle bir şeye gerek duymadım. Sadece çok fazla kokmamak için su katıp karıştırdım, bilhassa soğuk suyla beni ferahlatıp rahatlatsın dedim. 1-1,5 saat aralıklarla pamuğuma döküp serinletiyorum yüzümü, acıyı %80 ölçüde azalttım. Sonrasında da Farmasi'den aldığım "Aynısefa özlü" cream balsam'ımı sürüyorum, nemlendirici özelliği çok güçlü. :) 

Bu noktaya kadar girmişken, sizler de benim gibi Farmasi ürünlerini deneyimleyerek kullanmak ve bir o kadar da satış yapıp kazanmak isterseniz; buraya tıklayarak benim gibi "Farmasi satış danışmanı" olabilirsiniz... (: 


Okuduğunuz için teşekkürlerimle; 
mutlu bir bayram günü, mutlu pazarlar ve nice güzel günlere erişmeler diliyorum hepimize... Sevgilerimle... =)

19 Temmuz 2020 Pazar

Pazar Yazısı #69 - Kendime Odaklı Pazar


* 69. Pazar Yazısı yazımla merhabalar... =) Daha önceki pazar yazılarımı burada bulabilirsiniz... :) 


Bugün benim konum "Bugün neler yapabildiğine bak, yapamadıklarına odaklanma!" oldu. Twitter'da günlük tweetim olarak yer verdim de bu notuma. Üstteki defter ve okuduğum kitaplara odaklandım bu sayede... Beni takip edenler üstteki mor defterin ne olduğunu biliyorlar mı bilmiyorum. Ama ben mor defterimi görünce, kendimi çok mutlu hissediyorum. O benim ulaşmak istediğim bir durumu kapsıyor. Ben ne olduğunu biliyorum ya sonuçta, içinde yazanlar "ben" demek ya işte; ötesinden bahsetmesem de olur şimdilik...

Diyorlar ki; yapmak istediklerinle ilgili ne kadar az şey anlatırsan, o kadar o istediklerini gerçekleştirebilmen kolaylaşıyor. Bu büyü gibi bir şey..." Çok doğru bir yerden, bir diğer yandan da yapamadıklarınız hakkında kendinizi avutuyor gibi bir hissiyat ile dolu. Ama cidden öyle değil. İnsan hayalleriyle veya planlarıyla ilgili bir şeyler anlattığı zaman bir doyuma ulaşıyormuş. Bu hayallerinizi herkese anlattıktan sonra, "zaten hayal, gerçekleştirsem ne olacak ki şimdi?" gibi bir şeymiş. Doğrusu bu zamana kadar, birilerine söyleyerek yaptıklarımla, habersiz olarak isteğime odaklandıklarımı düşünüyorum; sadece odaklandıklarım beni çok mutlu etmiş, çünkü tek bir görüş dahi duymadan orada bir uğraş var... Mor defter de benim için şimdilik böyle bir şey... :))

Son zamanlarda az kitap okur oldum bu arada, buna da bir dönüş sağlamam lazım. Güya dedim ya, yapamadıklarıma odaklanmayacağım! (= Neyse, az önce söylememişim gibi unutmalarım da oluyor böyle sözümü. Ama cidden odaklanmayacağım da, beni rahatsız ediyorsa daha çok özen göstereceğim yeniden; o kadar... Bu sıra fazlalık gördüğüm bir çok şeyden kurtulma uğraşındayım ya hani; bunlara yazmayıp da bir kenarda bıraktığım defterlerimi de ekledim. Üstte gördüğünüz resimlerden sadece bir defteri çok sık kullanır durumdayım, o da mavi not defterim. Diğerlerine odaklanmayı yeniden düşünebildiğimden yana mutluyum...

Sonra internet üzerinde o kadar çok "kaydedilenler" içeriğim var ki, kendi paylaşımlarımdan bahsetmiyorum üstelik. İnstagram ve Facebook'un kaydedilenler kısmında çok fazla not biriktiren biriyim ben. Yer yer odaklanıyorum da, eksilt eksilt bitmiyor azar azar yapınca... Bugün İnstagram'daki kaydettiklerime odaklandım, yaklaşık 150 kadarı silindi tarafımdan (Abartı değil üstelik). Bunlar ne ki derseniz, çoğu güzel sözler ve dil çalışmaları üzerine. Her birini ayıklamaya giriştiğimde bir "oh" çektim. Bunlar beni bu kadar geriyormuş da, ben neden bu kadar ciddiye alamadım bu anlamda acaba. Dil çalışmalarıma bu sıra şükür ki daha odaklıyım işte. Daha fazla kelime bilgimi geliştirdikçe, bir daha o kaydedilenler kısmını doldurmam da gerekmeyecek bence... Bir de güzel sözlere zaafım var, bana öğüt versin veya vermesin. Bu alışkanlığı da "her birini kaydedemeyeceğimi farkederek ve beğendiklerimi pinterest hesabımdan paylaşmaya devam ederek" iyiye döndürebilirim bence... Bu pazar bunlara odaklandım işte. :) "Kendime Odaklı" oldu pazar yazımın adı bu yüzden... 

Öte tarafa bakacak olursak; ders çalışmalarım da, blog yazılarım da şu sıra çok iyi gidiyor. Tam istediğim gibi dersem abartı olmaz! Size bahsetmiştim bir yazımda, Neuroformat'tan hani, kendime uyguladığım konuşmalar sayesinde kendi düzenimi oluşturabildim ve neler yapmam gerektiğinin farkındayım... Bir de yeniden şu ara ona daha çok ihtiyaç duyduğumu farkettim geçtiğimiz günlerden birinde. Çünkü kendi kendime sapma şeyleri takıntı etmeye başladım yine. Çok çabuk kırıldığım ve yorulduğum bir dönemden geçiyorum, son iki haftalık sürecin sonunda netlikle kavrayabildim bunu. Hani böyle içinde bulunduğum durumu da, netlikle kırıldığım ve garipsediğim kişilere anlatsam, kesinlikle anlaşılmayacağımı bilerek yaşıyorum desem yeridir. Kişisel algılayıp bu sorunu çözmek için tekrar bir sürece girdim dün gece, baş ağrısından zor uyudum sonucunda da. Ama bu iyileşme göstergesi, "Barış Muslu"yu bilen bilir. Kendi kendimize yetmemiz ve beynimizin büyüttüğü durumları çözmemiz gerek. Sırf bu yüzden anlatmak ve muhattap olması gerekene bildirmenin gerekliliği bulunmamakta... 

Bahsettiğim "Neuroformat" bilgileri içerikli yazımı burada bulabilirsiniz yeniden.


Annem ikinci yeğenim Defne'mize bakmaya gidiyor haftanın 6 günü iki haftadır. O başladı başlayalı, benim için de daha iyi olabileceğine inandığımız "kendi kendine yetme" süreci için çabalamalarım söz konusu şu an. Babam yanımda, annem yokken; akşamları da gün boyu aklı bende olarak gününü ablamlarda geçiren annem geliyor yine eve. Ama bu hafta nihayet onu ikna edebildim. Aklının bende kalmaması gerektiğini, zira ben kendim biraz daha birçok şeyi başarabilir olduğumu bu sayede görebildiğimi her gün anlatmaya devam ettim... (Bir yazımda bundan daha detaylıca bahsedeceğim). Ben de onunla gitsem, Kağanımıza bakarken olduğu gibi; haftaiçleri orada kalacak ve haftasonu buraya döneceğiz. Oysa gerekli oldukça gidersem ben, şu sıra "Ekpss çalışmalarım" güzel sürer gider, istediğim gibi bloğuma da yazmaya devam edebilirim, hem de çocuklarla daha iyi ilgilenir annem. Zira şu da bir gerçek ki, bir arada oldukça yapabileceklerime odaklanıp çabalayamıyorum. Kendi üstümü değiştirebilmelerim olsun, kendi kendime tuvalet problemimi halledebilmelerim olsun, hepsi daha fazla "biz halinde gerçekleşiyor". Oysa onları daha az yorarak, kas kabiliyetlerimi daha iyi toparlamam lazım yeniden...

Diyeceğim o ki, varlıklarına şükürler ettiğim ailemle; bir başka süreçte daha, bizim için en iyisi dediğimiz şekilde bebek bakıyoruz yine. :) Evlerinde bakıp akşam evine dönmesi annem için daha dinlenebilmeye odaklı bir mevzu. Şimdi yine bir rutinin içerisine girdik, devam ediyoruz işte. İki hafta geçti bitti bile. Sağlıcakla nice haftalar geçsin, içerisine çabalar uğraşlar ve de başarılar ekleyebilelim... =)

Yeni haftada görüşmek üzere, sevgilerimle... Mutlu bir pazar akşamı olsun, daha mutlu günlerle dolu bir haftaya kavuştursun... Amin. (= 

19 Ağustos 2018 Pazar

Pazar Yazısı #51 - Kavuşmalı Pazar



Bugün kavuşmalı bir pazardı, Merom ve benim için... :) Dün akşam 21.30'da Antalya'dan yola çıktığı ve bu sabah geldiği üzere, Merom ile geçireceğimiz bayram tatilimizi başlattık şükür. Haftaya Cumartesi'ye kadar beraberiz...

Yolcu beklemesi zor ama sonucunda kavuşması en güzeli hep benim için. Ama o beklemesi var ya, sabah Merom gelene kadar kaç kez uyandığımı bilmiyorum. Alarm kursam herhangi bir şeye, bu kadar çok kalkmam. Ama alarm olmamasına rağmen, saat 6'da kalkıp her 15 dakikada bir uyandığım bir sabah oldu bu sabah benim için. Ne zaman Merom geldi, sarıldık, yattı ve uyudu, ben de uyumak üzere gözlerimi yumdum ve 11'de kahvaltıya gelen ablamların sesiyle de gözlerimi açtım... :) Hiç geleceğini tahmin edemezken, dostum Merom gelebildi Bursa'ya işte yine. Hem de bu sefer ilk defa tek başına geldi... :)

Bu sabah Merom geldi ama annemle dayımlar da ondan birkaç saat önce Trabzona yola çıktı... Annem ve onun dayısı Mustafa dayımlar, Ayşe teyzemlerin dünürleri ile bir bayram geçirecekler Karadeniz turu yaparcasına gezerek. Annem adına bu duruma çok seviniyorum, doyasıya gezsin ve de ona oraların havası her anlamda iyi gelsin istiyorum. Ama önce vardıklarının haberini almayı bekliyorum hala, 2-3 saat yolları kalmış ama her halükarda onlardan da vardık haberi gelince bugün iyi bir uyku çekeceğim yine inşallah... :)

Biz Meromla ve ablamlarla beraber, tatil keyfimizi de başlattık bu arada. Bir bayram tatiline doğru, bir süredir görüşemediğimiz sevdiklerimizle; her fırsatta elde edemeyeceğimiz zamanlardan birini daha, doyasıya anılarla doldurup geçirelim inşallah.

Sevgilerimle, mutlu güzel bayram haftası olsun cümlemize... :) Hoşgeldin Merom ve hoşgelsin tüm uzaktaki sevdiklerimiz... (:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...