2021 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2021 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2021 Cuma

11'inden 26'sına - Kasım 2021

 

Bu yazımdan önce 10 Kasım 2021'de yazmışım en son. O günün üstünden iki gün geçti Antalya'dan yengem ve kuzenim geldi. 1 hafta kalıp, okul tatili bitmeden bir gün önce de geri döndüler. Özlem onlar gelince biraz giderildi, fakat gittiklerinden bir saat dahi geçmeden tekrar başladı. Ama şükür ki görüştük, iki senelik ayrılıktan sonra bu sağlıklı arayı verebilmek hepimize öyle iyi geldi ki! :)


En son 2020'nin başında Antalya'da görüşmüştük yengemlerle, "üzerinden 2 sene geçti!" demeye çok az süre kala tatil fırsatımız baş gösterdi. 13 Kasım Sabahından, 20 Kasım akşamına kadar bizimleydi Hatice yengem ve kuzenim İncim. Dayım işi sebebiyle izin alıp gelemedi, yengem ve kuzenim ilk otobüs yolculuklarını yaptılar beraber; bizim yanımıza gelmek üzere! Tam istediğimiz gibi sakinlikte beraber vakit geçirebildik; oturup olabildiğince sohbet edip, sık sık "iyi ki gelmişsiniz" dedik durduk. 

Sevdiğin birinin senden uzakta büyüyor ve gelişiyor olması ne kadar üzücü ise, kalplerimiz bir şekilde kavuşabilmek de o kadar güzelmiş; bunu yeniden kavradık bu bir haftalık tatilde. İncim ve Kağanım okulların ara tatili olmasından ötürü en mutlumuzdular bir hafta boyunca. Bol bol oynadılar, bir süre sonra yer yer de atıştılar ama giderken yine ayrılacak olmanın üzüntüsünü paylaştılar. 

Tatilin en güzel yanına gelirsek, pandemi başladığından sonra doğan Defnemizle yengemlerin ilk defa birebir tanışmış olmaları her birimizi öyle mutlu etti ki! Yeğenimin en güzel vakitlerini biraz olsun kaçırmadan, daha da fazla büyümeden tanışarak anılar biriktirmeye başladık yeniden. =)

Sahil turu yaptık, kutlayamadığımız her türlü haberi doğum gününü ve de güzel gelişmelerimizi bir pasta kesip kutladık, bol bol yedik (ama bir arada olmanın verdiği rahatlığın etkisiydi bu), bol bol çay keyifleri yaptık yeniden! 1 kez gezmeye diye çıktık evden, o da Yalova'daki Atamın Yürüyen Köşk'ünü ziyaret ettik; yengemler gitmeden bir gün öncesinden. Çok güzeldi, havanın o gün çok soğuk olmasının haricinde! :)



İşte böyle bir durumun içerisinde yazamadım, yazmak da istemedim sanırım. Gün gün yazmaya kalksam, bir tek yatmaya yalnız kaldığım vakitleri yazıya kullanabilirdim. Sohbet anlarımızda da belki duraklayıp yazabilirdim ama sohbet vakitlerimizi elimde örgülerimle geçirmeyi tercih ettim. Anı içime çekip beraber geçirilen vakitlerimizi özlediğimi hissede hissede yaşadım! 

Defnem, İnci ablasını çok sevdi. Kağan ve İnci ile çok oynamaya heves etti, ama yer yer de küçük çocuk olmanın gerekliliği ile odalardan kovuldu! :) Defnemi bir ben anlarım, küçük çocuk olmanın bedelini küçük yaşlarımda çok çektim de odalara ve sohbetlere girmelere doyamadım! =)

İncim büyümüş ya, Kağanım da öyle... Hani şu pandemide nasıl büyüdüklerini sanki anlamamışız gibi hissettik bir hafta boyunca. Güzel güzel oynadılar, oturup ders de yaptılar kitap da okudular. Ama ne zaman yeri geldi minik minik de atıştılar, "Heh, işte bunlar bizim çocuklar!" dedik. İncim geldiğinden gidene kadar "İyi ki gelmişiz!" dedi, Kağanım ise "İyi ki geldiniz İnci!" Biri duruyor biri başlıyor konumunda, mutluluklarını dillerde ve mutlu yüzlerinde yaşadıklarını gördük. Pandemiye rağmen iyi ki artık aşılarımız varken buna cesaret edebilmişiz, dedik sonra da... :)

Aradan bir hafta geçti onlar evlerine döneli. Geçen hafta bugün daha buradalardı işte, geziyorduk beraber Yalova senin İznik benim. Arabayla bile olsa geziyorduk beraber işte! Allahım toparlanamaz hallerle bizleri daha fazla birbirimizden uzak etmesin inşallah... Senenin iki üç seferinde mutlaka görüşen insanlar olduğumuz için, son iki senedir görüşememek bize çok dokunmuş doğrusu. Kuzenim İncim gelip gidip temas ettikçe, çocuklarla oturup sohbet edip atıştıkça kendimden geçmişim işte geçen haftadan bu yana!


Sonra üstüne bu hafta başladı işte! Pazartesi günü akşam üstü İstanbul'dan halamla Savaş abim aradı, müsaitseniz geliyoruz dediler. Sohbetler, kahveler, örgü muhabbetleri uçuştu bir akşamcık da olsa! Salı günü öğlen onlar yola koyuldular geri. Yıllardır görüşmemenin üstüne, bu da bizi bir şoka uğrattı. Pandemi öncesinde gelebilmişlerdi halamlar da, o zamandan bu zamana 5 sene geçti sanırım ki...

Bir bebek yeleği örüyordum, kol altı oyuntusuna halamdan destek alıp başladım. Sonra hayatın onca durgunluk ve biz bizeliğinin ardına sunduğu fırsatlara baktım; şükür ki bir sorun da olmadı, sıkıntısız geçirdik günlerimizi... Aşılanmaların etkisi diyorum. Evet, her birimizin üzerine az biraz rehavet çöktü ama bizler dikkati elden bırakmadık. Biz çok kalabalıkların arasına girmekten hala çekiniyoruz. Maske mesafe ve hijyene dikkat ediyoruz. İlk yatılı misafirimizi bu ay yaptık işte. 11'inden 26'sına çok güzel vakitler geçti gidiyor bile! :)

Şu üstte elimi ağzıma kapattığım fotoğraf var ya; o da mutlu bir akşamın eseri, ilk defa arkadaşlarım geçtiğimiz Çarşamba akşamı evimize oturmaya geldi! Akşamın güzelliğini, bana hissettirdiğini düşünün artık... Biz Pandemi döneminin hemen öncesinde yeni evimize taşındığımız için, yerleşene kadar kimse gelemedi. Yerleştikten sonra da pandemi dolayısıyla risk altında olduğum için kimse gelmeyi tercih etmemişti! 3 çocukluk arkadaşım, ilk defa yeni evimize gelen arkadaşlarım oldular resmen! İkisiyle iki sene içerisinde sadece birer defa dışarıda görüşebilmiştim o kadar... Üçünü birden o akşam görmek, üstteki kolajda gördüğünüz üzere beni çok ama çok mutlu etti. Ama hepimizi öylesine mutlu etmiş olmalı ki, muhabbetten ve birbirimizle ilgilenmekten fotoğraf çekmeyi bile unutmuşuz. 


Size şu son iki haftada pandeminin bize ne öğrettiğini öğrendiğimi söyleyebilirim; 

Artık hepimiz sıklıkla görüşemeyeceğimizin farkında olarak "kısıtlı anların tadını çıkarmayı" öğrendik. 

Her şerde var bir hayır deniyor ya; teknolojiye dalıp yanımızdakini unuttuğumuz zamanların ardına, bize bizi hatırlatmak için gönderildi Pandemi biraz da bence. Kendimizle kalmayı da öğretti, sakin kalıp beklemeyi de... Çoğu telaşımızın gereksiz olduğunu da, asıl mutluluğu sevdiklerimizle yaşamayı es geçmemeyi de hatırlattı. 

Tüm bunlar çabuk unutmazsak ve güzel içselleştirirsek yeniden, ömür boyu çok büyük öğretiler olacak hepimiz için. Bir sınav daha olacak; bu sınavı ciddiye alan hem kazanacak huzuru, hem de pandemiyi daha farkındalıkla geçirecek. 


Son iki hafta, zamanımızı böyle değerlendirmeme sebep oldu işte. Okuduğum kitaplardan, yazdığım yazılardan, takip ettiğim kişilerden bilinçli olarak biraz uzaklaştım. İnstagram paylaşımlarımı yaptım, evde işim dediğim "Dr. Clinic" işim için uğraşmaya devam ettim. Ama beni hayattan ve işimden alıkoyan diğer uğraşlardan uzaklaştım. Tabii odaklanıp sadece buraya yazabilmeyi çok istedim ve yer yer de uğraştım ama başaramadım! 

11'inden 26'sına dolu dolu geçen Kasım ayını da birkaç gün sonra uğurluyoruz böyle işte. İş açısından da, sevdiklerimle geçirdiğimiz vakitler açısından da çok verimli bir ay olduğu gerçeğiyle; Kasım'ı bu sefer uğurlamak güç olacak benim için. Bu uzun zamandır hayatımda bir ilkken üstelik, Kasım ayı hayatıma güzellikler getirmişken; bu sefer daha bir neşeyle uğurlayacağım işte! :) (Kasım ayını neden sevmediğimi anlayamazsınız belki de. Ama bu sefer tüm soğuklarının bana yaşattığı ve eski kötü anılarıma rağmen, bu sene Kasımı bile sevdim.) Hayırla biter, hayırla Aralık'a ulaştırır ve umarım bundan sonra hep kendini böyle sevdirir bana... 

İşler güçler çok şükür devam ediyor bu arada. Biz Dr. Clinic'te kazanmaya devam ediyoruz. İlklerden olup kazanma yolculuğunuza eğitimlerimizle ve bizim ekibimizde başlamak isterseniz; iki üstteki paragrafta Dr. Clinic yazan yere tıklayarak veya buraya tıklayarak açılan linkteki formu doldurup aramıza katılabilirsiniz... :) 

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, sevgilerimle... =)

10 Ekim 2021 Pazar

Sonbaharın Adı Soğuğun Acı Tadı - 10.10.2021


Başlığım çok mu acı oldu? Benim için böyle ama üzgünüm! =) Sonbaharın adı güzel, hissiyatı özel olabilir ama benim için soğuğunun tadı çok acı... Kışı geçiyorum şimdilik, o daha da zorlayıcı oluyor çoğunlukla. Ama sıcaktan soğuğa geçmek de epey zorlu. O geçiş esnasında çektiğim sıkıntılar; bir buza sıcak su dökmek gibi ya da sıcak bir şişeyi soğuğa koymak gibi sarsıcı. O materyaller acı çekmiyor olabilir, ama ben onların yerine acı çekiyorum sanki...

Magnezyumumu ihmal etmeden içiyor olsam da, son bir haftadır katlanarak artan ağrılarıma karşın iyi de idare ediyorum aslında. Ama ne yalan söyleyeyim, geceler yine çok zorlu olmaya başladı. Geç uyuyabiliyorum ağrılardan sebep, uyanmakta zorlanınca da güne yansıyor etkileri. Bu sonbahar da soğuklara karşı bu tepkilerle başa çıkmak için uğraş veriyorum... :)


Kendi halinde geçip, verim aldığımı düşündüren bir haftayı geride bırakıyorum. Kitaplarıma da örgülerime de, kendimi iyi hissettiğim halime de kavuştum yine; olabildiğince. Üstteki kolajda benim bu haftama dair fotoğraflarımı görüyorsunuz. Kendimi hissettiğim şekiller adına konuşmak istedim bugün de... :)

Geçmişte kalan haftalarda soğukların başladığı zamanlarda "durakladığım" diyebileceğimiz zaman dilimi yine geride kaldı şükür. Aslında yine soğuk sebepli kasılmalarımdan ötürü zorlandığım bir hafta idi ama ona rağmen okumalı örmeli ve olabildiğince de yazmalı geçmesi beni çok iyi hissettirdi... Zira kasılmalarla dolu bir mevsim geçişinde, kitap okumak örmek yazmak mümkün olmamaya devam etmeliydi. Şükür ki, iki haftalık kendimi kötü hissetme ve de sevdiğim bu şeyleri bile yapmayı istememe hallerim çabuk bitti! =)

Üst kolajın son fotoğrafı var ya, hani en altta sağdaki özçekimim; o fotoğraf nihayet gün içerisinde de kalın sweatshirt giymiş olmamın ve artık gün içerisinde üşümüyor olmamın mutluluğundan ötürü ortaya çıktı! (uzun kollu kazak olmayan tişört demek istiyorum yani, Türkçe'de tam karşılığı yok gibi hissetmek çok kötü!). :) Neyse, üşümüyorum ya artık gün içinde de; evde kışlıklarına en erken kavuşan ben oldum, annemle babam hala tam anlamıyla üşümüyorlar soğuklara rağmen... :)

İki kitap bitirdim bu hafta; Aşk Bekliyor (Kerime Nadir) ve Kış Bahçesi (Kristin Hannah) adlı kitaplarımı. Elimde idi ikisi de, Kış Bahçesi'ni elime alalı bir hafta olmuştu ve o kadar güzel okudum da yine çabucak bitti ki! Kristin Hannah benim için kadın drama yazarlarında kraliçe resmen... Kitapla ilgili 1000Kitap hesabımdaki yorumumu burada bulabilirsiniz. 

Nihayet kendime kazak örmeye başladım bu arada. İki bere yapmam gerekiyordu, ipleri elimde duruyordu zira. Onları bitirdim ve nihayet başlayabildim bu hafta kazağıma! =) Düz örgü yapıyorum, ip kendiliğinden renkli zaten. Ama bu benim ilk hırka deneyimimden sonra bir diğer büyük örgü deneyimim olacak. İlk kazağım düz örgüyle öğrenmem üzerine olsun ki, sonrasına modellilerine de başlayacağım inşallah... 

Dil çalışmalarıma ve de günlük yazılarıma da döndüm ki, tekrarlamalıyım bunda şu yazımın etkisi büyüktür; Erteleme, İstifleme, Okuduğun Kadar Yaz... Kendimizi bu şekillerde motive edip ifşalamaktan vazgeçmeyelim. Yapmak istediklerimize dair bizleri çok güzel teşvik ediyor resmen. Bloğumda yazmasaydım eğer, "ben bu sıra çok boşladım kendimi, oysa bunları yapmak istiyorum" diye; hadi şimdi başlayayım o zaman, diyemezdim sanırım... :)

Bu haftaya dair bir haberim de var size, beklediğim o güzel haber geldi; önümüzdeki pazartesi ve çarşamba gününden itibaren, yıllık ek fizik tedavilerimi almaya başlıyorum. (: Şu son iki haftadır bu durum beni en çok motive eden konular arasında baş sırada! Ne kadar çok fizik tedavi, o kadar çok iyilik sağlık demek benim adıma ya; 2018'den beri iyilik sağlık durumum yer yer düşüp artıyor, malum her şey üst üste geldi pandemiyle beraber. O sebepten, yeniden o daha çok tedaviyi almanın gücüyle toparlanmaya öyle ihtiyacım var ki; siz düşünün gerisini yani! Bugün heyecanla erkenden yatacağım, iki haftadır yattığım gibi uyuyamıyorum ama bugün bu durumun varlığıyla çok iyi uyuyacağım inşallah! 

Buraya bu tedaviye yeniden başlıyor olmama dair bir hedef bırakayım mı? İlk hedefim 2018'deki gibi yeniden ayakta desteksiz durabilmeye başlamak. Sonra da destekle de olsa adım atabilir hale gelebilmeyi hedefliyor olacağım... :) Düşünün ki, haftada sadece 40'ar dakika olmak üzere iki ders alabiliyorum sadece. Ama ek tedavimle beraber iki ders daha alabilme hakkıma kavuşuyorum şimdi yeniden! 2018'e kadar 3 sene boyunca haftada 4 ders alabildiğim fizik tedavi rutinime dönüyorum kısmetse. Allahım utandırmasın, iyi işini bilen ve sevenlerle karşılaştırsın inşallah. Aminn... :)





Dün ise annem ablam ve yeğenlerimle Bursa'da AVM gezileri yaptık, biraz mecburi idi; yeğenlerimin kışlık kıyafet ihtiyaçları vardı. Alabildiniz mi derseniz, ikisinin de ihtiyaçlarından sadece birer tanesini alabildik. Her şey ateş pahası olmuş! Kağanıma mont, Defneme de uyku tulumu alabildik; o kadar gezmenin sonunda alınması gereken bot, eşofman, pijama takımı gibi ürünlerin hiçbirine yaklaşamadık... Ne acı ki, bu saydıklarımın ne bedenleri tam anlamıyla bulunabiliyor ne de alabileceğimiz şekilde fiyatları mevcut!



Önce As Merkez AVM'ye gittik dün, yıllar olmuştu oraya gitmeyeli. Buz pistinde kayanları görünce öyle duygulandım ki, çook eskiden biraz daha kaslarım güçlenince denerim diyordum. Hiç cesaret edemesem de istiyordum ama şimdi daha da zorlaştı o iş. İzlemesi o kadar zevkli bir spor ki, izleyerek bile o sporu dansı icra edebildiğimi düşünüyorum... :)

Artık dışarıda fotoğraflar göründüğü üzere maskeler ile çekilebiliyor! O gün maskeli de olsa fotoğraf çekilelim istedim. Ablamla ve Defnemle fotoğrafımız As Merkez AVM'nin asansöründe, Kağanımla fotoğrafımız da Anatolium AVM'nin asansöründe çekildik. As Merkez'de o kadar az kaldık ki, 30 dakika falan. Gezdiğimiz dükkanlardaki fiyatlar çok fenaydı! Anatolium da ondan aşağı değildi gerçi ya, ama yine orada daha fazla gezdik ve de Kağanımla ben yemeğimizi de yedik orada iken. En son durağımız Metro AVM oldu, montu ve tulumu oradan aldık. Market alışverişlerini de yaptılar da eve döndük sonra. Akşam 8.30'a doğru idi dün eve döndüğümüzde... 

Ve üstte gördüğünüz kitaplara gelelim; alamadım onları ama yemek yemeden önce Anatolium AVM'de kaçarak D&R'ı gezdiğimde o üç kitap dikkatimi çekti. İlk gözüme çarpan Gece Yarısı Kütüphanesi adlı kitaptı, bir kitap sitesinden açıp bir okuyun arka kapağını derim; hikayesi çok hoşuma gitti ama mağazada çok pahalı idi. İnternette ise mağazadakinin yarı fiyatına idi. Büyük ihtimalle alacağım o kitabı bir dahaki kitap alışverişimde o kadar hoşuma gitti yani. :)


Sonbaharın Adı, Soğuğun Acı Tadı ve de Mağazaların Ateş Pahası; bunlar Ekim 2021'nin bizim için başlıca konuları oldu... Bir hafta daha bitti, yenisi başlayacak ve de Ekim sanki şimdiden bitmiş gibi hissediyorum yine ama daha yeni başlıyoruz demeliyiz sanırım. (: Yarın yeni bir dönem başlayacak inşallah yeniden, önümüzdeki haftaya da geriye kalan "hikaye yazmalarıma dönmek, daha çok dil çalışmalarıma odaklanmak ve bloğa daha çok yazmaya devam etmek" gibi konulara da yoğunluk vereceğim! :))

Bu arada hiç merak ediyor musunuz bilmiyorum ama aklıma geldi, soğuklar geldi ama ben hareketlerimi daha da arttırarak egzersizlerime her gün devam ediyorum. Bir Kas Erimesi hastası olarak buna rağmen kramp ve kasılmalarım soğuktan azıcık olsun daha az etkilenmeli ama olmuyor. Bu da hayatın bana şakası sanırım. İçimden geldi bunu bildirmek istedim. :) 

Sevgilerimle, orada olup okuyor olduğunuz için teşekkürlerimle! Umarım yorumlarınızla da şenlendirirsiniz...


31 Mayıs 2021 Pazartesi

Mayıs'ın Da Sonuna Geldik - Mayıs 2021


2021 Mayıs ayının da son gününden yazabiliyorum, sağlıcakla gitsin Mayıs da gelsin Haziran sağlıcakla inşallah... :) Bu sene ya ayların başlangıçlarını yakalar ya da ay sonlarında mutlaka bir yazıyla uğurlar oldum. Güzel bir gelenek oldu bence, bakalım sene sonuna kadar daim olacak mı; göreceğiz... =)


Geçen hafta başında, yeni evimize taşındığımız Ocak 2020'den beri kullandığım odamın yerini değiştirdik. Artık bir yan odada kalıyorum ve kendi yatağımla karşımdaki yataklı koltuk da ablamlara gitti. Bana Mercan halamların evinden daha geniş yeni yatak geldi. Sağlıcakla yatmayı diliyorum şimdi... 

Yatağım ve yatış pozisyonum değişeli bir hafta oldu ve hala tam anlamıyla yeni yatış şeklime alışamadım. Nispeten geçen hafta pazartesiden bu yana biraz olsun alışma emareleri varsa da, her sabah hala kasılmış halde uyanıyorum. Bacaklarım hiç rahat uyuyamıyorum daha...

İşin aslı 2018'den beri sol tarafıma yatmayı alışkanlık edinmiştim, öncelikle midem ve kalbim açısından böylesinin daha rahat olduğundan sebepti. Geçen hafta başından beri resmen sağ tarafımda yapışmış kaslarım yırtılarak açılıyormuş gibi hissediyorum. İlk günlerimi resmen birileri kol ve bacaklarımı öyle ölümüne çekiştirmiş gibi uyandım ki, imkanı yok o acılar gitmeyecekmiş gibi geçirdim günlerimi...

Çok şükür ki o şiddetli ağrılar fizyoterapistimin de dediği gibi geçti. Şimdi yerlerinde bir kas tembelliği diyebileceğim hareket etmekte zorluk çekme durumları kaldı. Umuyorum ki zaman içinde nasıl soluma yatmaya alıştıysam, sağıma yatmaya da öyle alışacağım inşallah... İşin özü şu ki, normal insanlar daha çabuk alışabiliyor ama kaslarını çalıştırmakta zorlanan ben daha zor alışıyorum. Acılara tahammül etmesi benim için biraz daha zor ama aslında iyi de tahammül edebildiğimi düşünüyorum. :)

Odamın yeni hali, pandemi başladı başlayalı Kağanım gelip kalmadıkça kullanamadığım yataklı koltuğumun gitmesi açısından da gayet ferah oldu. Zaman içine annem masamı bile bir kitaplıkla değiştirmeyi düşünüyor esasında. Öyle bir durumda odamda masaya ihtiyaç duyduğum zaman, salonda kullandığım portatif masamı kullanmayı düşünüyorum sonra... Değişiklik iyidir ve son durumdan bugün itibariyle memnunuz çok şükür işte. Umarım bir daha tek tarafa yatma durumum olmaz da, kaslarım çok iyi durumda çalışır ve yatağımdaki uykularımla kaslarım her defasında iyice dinlenebilir duruma gelir. Malum şu sıralar erkenden ve kolayca uyuyabiliyorum ama ona rağmen yorgun uyanıyor haldeyim...


Erken uyuyorum demişken; Mayıs 2021'in son haftasının ortasından beri erken yatma uğraşlarımı ciddiye alıp uygulayabilir durumdayım. Bunu içinde bulunduğum Farmasi ekibime borçluyum, çünkü beraber uyku düzenimizi oturtma kararı verdiğimiz bir arkadaşım var. Uyku düzenini oturtunca, sağlık durumlarımız da oturacak gün içindeki düzenlerimiz de bizce. Çünkü malum ki, kilo alma ve verme durumunun düzgün beslenme ile ilişkisi olduğu kadar düzgün bir uyku düzeniyle de doğrudan ilişkisi var! 

Düzenli uyku uyumayınca ne kilo verebiliyorsunuz ne de gününüzü verimli şekilde sürdürebiliyorsunuz. Ben bu sıra oldukça kilo almış biri olarak söylüyorum; sabaha karşı uyuyup, öğlen olurken uyanmak beni çok kötü etkiler hale gelmişti. Son dört gündür göz ağrılarım bile azalmış durumda resmen! En güzeli de bugün oldu; resmen öyle dinç uyanıp, kendimi gün içinde o kadar iyi hissettiğim bir gün geçirdim ki... Nazar değmesin; bundan sonra yatışım 12, kalkışım 9:30 inşallah.. :)

Ha muhabbet üstteki resimleri es geçmesin; Mayıs'ın bu son haftasında başladım işte, Nicholas Sparks'ın Aşka İnanıncs adlı kitabına. Uyku düzenimi ayarlama uğraşlarımda hep bu kitabımı okuyup uyudum sonrasında. İnsan bir kez düzensizliğe alışınca, eski meşguliyetlerini bile unutuyormuş ne yazık... Hatırlamaya ve iyi olan şeylere tutunmaya gayret ediyorum bu sıra... :))


Bu kolajdaki resimleri sayıyorum sağ baştan olmak üzere; yer yatağı salı günkü fizyoterapi dersimin öncesinden, Defnemin oturuşu Cuma gününden ve yatağımın yanındaki gece lambamın fotoğrafı ise Cumartesi'nin ilk dakikalarından... Beni bu hafta şu üçlü görüntüler ve benzerleri sakinleştirebildi işte...

Fizyoterapi derslerim çok iyi geçti ama derslerde de farkedilen çok fazla kasılmış olduğum idi yine. Ben derinden hissettim, fizyoterapistim İsmail yüzeyden... Derken ders bitti Salı ve Perşembe, Kağancım kendi derslerinde idi Defnoşuma koştum yine. İki ayağının üstüne oturmasına bayılıyorum bu sıra. Kaplumbağa desen yalan olmaz, saklıyor kendisini resmen kabuğuna!! :) Maşallah kuşuma... 

Gece okumalarımı ihmal etmedim, gündüz internet üzerinde araştırmalarımı sürdürdüm ve ben yine olabildiğince "ne yapabilirim" düşüncelerimi es geçemedim. İlerlemeye devam ettiğimi düşünüyorum, yerinde saymadığıma eminim... Ama hani siz elinizden geleni yaptığınız halde bazı şeyler de yolunda gitmez ya, o hissiyata kapılıp kendimi bırakmamam gerektiğinin bilinciyle savaşıyorum şu sıra...

Yani benim çevremde her şey çok güzel gidiyor aslında ama benimle beraber bu yola yüreklilikle çıkmaya heveslenen kesim hala kendini geri çekmiş durumda. Onlar da bu alanda boy gösterebilir, bana güvenebilir olsa; her şey daha yolunda gidecek aslında... Zor olan insanları denemeleri gerektiğine inandırmak meğerse, anlamaya başladım zaman içinde! :)


Ve dün, bir haftayı daha geride bırakırken; birkaç komşu ile apartmanımızın arkasında bitki çayı keyfi yaptık beraber... Uzun aralıklar içerisinde bir araya gelebiliyoruz, misal bundan önce görüştüğümüzde de bayramın ikinci günü idi! :)

Normalleşmeye çalışırken içinde bulunduğumuz dönem adına hassas da davranıyoruz, ama artık sosyalleşmek adına elimizi taşın altına sokmaya cesaret de bulabiliyoruz. Çünkü bıçak kemiğe dayanıyor, her birimiz affedilebilir çıkışlara başvurabilir hale geliyoruz...

İşte biz de dün küçük bir çıkış yaparak, açık havada bitki çayı içip sohbet ettik; başlamadan öncesinde fotoğraflar çektim ve birkaç video da çekip birleştirdim Reels videosu yaptım. Burada bulabilirsiniz o videomu da... :)

Haziran dilerim ki yasakların son bulmasıyla, iş emek sağlık ve de mutluluk bereketiyle evlerimize gelir... (Amiin) 

Bu arada dünü akşam üzeri ablam ve yeğenlerimle kapattık; çay keyfi yaptık beraber, ben kendi beslenme listemi düzenledim ve yeni haftaya da pamuk gibi uyandım. Dilerim daim olur, hiç bozulmaz kurulan iyiye doğru olan düzenlerimiz... :)) Sağlığımız da keyfimiz de hep yerinde olur...


Yeni haftaya ben bir sene öncesi ve bir sene sonrası karşılaştırması yapabilme imkanımla başladım... :) Haziran böyle bir farkındalığın sonrasında geliyor işte, o farkındalık şu ki; geçen sene canımı sıkabildiğim kadar, şimdi sıkmıyorum değiştiremeyeceğim mevzular karşısında. Aslında hayat hala aynı derecede yolunda gitmiyor çoğu zaman; kısmen ben yetemiyorum, kısmen o ne istiyor benden karar verememiş oluyor.

Sonuç olarak, bir sene sonra hiçbir önemi kalmamış canımı sıktığım o mevzu bugüne etki edemedi. Sadece canımı sıkıp o günümü heba ettiğimle kaldım belki biraz. 

Mayıs sonu Haziran başlangıcı öğüdü olsun o zaman; 1 sene sonra bir önemi kalmayacak şeyler uğruna canımızı sıkmayalım. Öyle bir ay olsun, ardından gelenlere de örnek olsun... :) 

Mutlu, umutlu, verimli ve bereketli bir Haziran olması dileğimle; hayırlı günler ve geceler diliyorum hepimize.
Sevgilerimle... =)




22 Mayıs 2021 Cumartesi

İçimden Geldiği Gibi Bir Hafta İncelemesi - 22.05.2021

 

Dolu dolu bir hafta da bitmeye yüz tuttu; ben daha da işimin gücümün başında ve bunu anlatabildiğim haftaları yaşayabiliyor olduğumu iyice idrak ettiğim bir haftayı daha uğurlamak üzereyim... :) Uzun cümlemden anlaşılıyordur, anlatacak birçok şey birikti; hadi yazayım madem, okuyuverin siz de olur mu? (: Sevgilerimle... 


Tam kapanmanın üstüne, rutine dönmeye çalıştığımız bir açılma ile başladık bu pazartesi haftaya. Ah nasıl başlayıştı öyle! Sabah baş ağrısıyla uyandım önce, ama sonra önlemimi alıp devam edebildim güne... Biberli Balsamım sağolsun, baş ve boyun ağrımı aldı götürdü çok şükür. :)


Biz artık iyiden iyiye balkona çıkmaya başladık, üstte gördüğünüz dolap balkonumuzun yeni mudavimi üstelik. Bayram öncesinde takılmıştı dolabımız, artık hem birçok eşyamızı toparlayacak, hem de düzenli bu görünüm sayesinde vakitlerimiz daha keyifli geçecek. Allah ağız tadıyla kullanmayı nasip eder inşallah... Balkona geçtik geçmesine ama havalar bir soğuyup bir ısınıyor; hırka giyinsem mi giyinmesem mi birçoğunda kararsız geçirdim haftayı. Misal bu hafta ilk iki gün sıcak, üçüncü gün ılıman, sonraki günler de serindi! Hayır olsun inşallah; yaza gireceğiz dedik giremedik, kıştan çıkacağız dedik çıkamadık! :)

Neyse, Pazartesi sabahı babamla balkonda kahvaltı ve öğlene doğru artan baş ve boyun ağrım derken; annem çocuklara bakmaya ablamlara giderek, ben haftaya alerjik nezlemin yan etkileriyle başladım. Çok şükür ki, öğlen salona geçtiğimde aklıma geldi; önce biraz uzandım, sonra baktım hala geçmiyor "biberli balsam"ımı sürdüm şakaklarıma ve boynuma. 10 dakika sonra hiçbir şeyim kalmamıştı resmen. Zaten hep söylediğim gibi, Farmasi'ye beni başlatan "daha indirimli şekilde biberli balsam ürününü alabilme amacım idi" diye... Tam kapanmanın son günleri kasılmalarımla dolu dolu geçti ama çok şükür fizyoterapi günümün öncesinde kasılmalarımı da iyi toparladım yine de...

Pamuk ne ki orada görünen derseniz; benim tam kapanma bittikten sonra aldırdığım ilk şey pamuk oldu inanır mısınız! derim. Çünkü öyle oldu... :) Tam kapanma başlamadan öncesi idi, pamuğumun iki avuç kadar kaldığını farkedip babamı markete yollatmıştım. Ama meğer geç kalmışım, toniğimi cilt bakım serumumu ve aseton benzeri ürünlerimi sürmek için kullandığım pamuğu "temel ihtiyaç olmadığı için" satmamaya başlamışlar... Hepimizin garibine giden birçok ürün satıştan kaldırıldı malum, "Ama pamuk benzeri ürünler de kaldırılmaz ya!" diye düşünüyordum işte... Meğer pandemi "daha garip ne yaşayabiliriz ki?" diyerek geçmeye devam edecekmiş ülkemizde, her defasında daha da garibini yaşatarak üstelik! :)
 


Salı günü fizik tedavi egzersizlerime dönebildim şükür, 3,5 haftanın ardına o kadar hamladığımı hissettim ki ders boyunca; kendimi kötü bile hissettim resmen! Her yerim kasılmış, kaslarım yorulmuş ve de bazı egzersizleri kısmen yapamıyor ve belki de yapmam için biraz daha zaman gerekecekmiş gibi hissettirdi. Şu üst kolajda sağ tarafta gördüğünüz bacağımı gerdirme hareketi en basitinden canımı acıtmıyordu işte; 3,5 hafta öncesinde! Fizik tedavi o kadar önemli ki ben gibi hastalar için. Ben kendi hastalığı alanında birçok konuda "nispeten" en iyi durumda olanlardan biriyim; yürüyemiyor olmama rağmen üstelik! Benden daha kötüleri var ve geçen seneki gibi 3,5 aylık bir kapanmayı birçoğumuz yine atlatamaz. Rica ediyorum, ne olursunuz "hangi kurallara uyulması gerekiyorsa sizler de uyun! Ki bizler de şu dönemin içerisinde kurunun yanında cayır cayır yanan, yanmayı geç anında kül olan kesimden olmaya devam etmeyelim!" SÖYLEMEK İSTEDİM, YENİDEN...

Bu arada Salı günü yazısını da yazdığım gibi, yaşadığımız ilçe olan Gemlik'in yerel gazetesinde "bayram içerisinde geçip giden Engelliler Haftası için" bir yazı yazmam istenmişti. Bayramdan da öncesinde konuşmuştuk Reyhan ablamla. O gazete yazısına buradan da ulaşabilirsiniz tekrar, benim Reyhan ablamın köşe yazısında yer aldığım ve kendimi "engelliler içerisinde bir Didem'i" anlattığım köşe yazımızı okumanızı çoook isterim... <3 =)


Haftanın üçüncü günü, bayram içerisinde siparişini verdiğim ürünlerim geldi; içerisinde siparişlerim de vardı, bizim ihtiyaçlarımız da... Bu nasıl bir duygu biliyor musunuz, hem iş yapıp hem de kullandığın ürünlere gönül vermek demek... Gerçekten kullanmadığım bir ürünü satmıyor oluşum bana kendimi "boşuna bir iş peşinde" hissettirmiyor. Yani ürünleri satmak, sorun gelirse bile onlara yardımcı olabileceğimizi bilip güvenmek, hem iyi bir şirkette hem de iyi bir ekipte olup bir de işler yolunda gidince duyulan mutluluk. "Çok şükür ya, 10 sene beklediğime değmeye başladı resmen" dedirtiyor...

Ekibimde olup her fırsatta ekibimle işimle meşgul olmak artık "tam zamanıymış" gibi hissettiriyor bu ara. Yani keyfim yerinde ve aklım sürekli "daha neyi nasıl yapabilirimin derdinde." :) Bu sayede sosyal medya hesaplarımla da daha haşır neşirim, kendim için durmayıp daha da çok yol alır haldeyim. Ne var biliyor musunuz, "kendi işimizde kalmak" diye bir deyime değinmiş Byron Katie, Olanı Sevmek adlı kitabında; iki gün önce aynen böyle hissettim, kendi işimde kalıp yoluma bakıyor hisseder haldeyim. Çok şükür... 

Üst kolajda görünen mavi çanta var ya, o bizim yeni çıkan Aqua cilt bakım serimiz. Obenim hediyem işte. Şirketimizin bana ve benim gibi çalışan kişilere, aylık siparişlerim sırasında verdiği teşviklerden biri. :) Biz ekipte birçok teşvik hediyeleri alıyoruz, satış yaparken kazandığın kadar hediyelerle de kazancını devam ettirmek çok güzelmiş ya. Her şey tamamiyle iyi gidiyor diyemem, elbet aksaklıklarım oluyor ve ne kadar uğraşsam da bazı şeyler olmuyor; ama devam ediyorum, çalışıyorum, emek verip kazanıyorum. Bunun hissiyatı çok tatmin edici... İşte bu yüzden, ekibime isteyen çalışacak çabalayabilecek herkesi bekliyorum. Eminim ki zaman içerisinde benim gibi bir sürü ekip üyesi bulup iş arkadaşı edineceğim kendime. İnancım da, güvenim de tam; Rabbim yolumu açacak git gide, çünkü çabalıyorum ve elimden geleni yapıyorum... =)


Haftasonuna yağmurla girdik sonra; eğitimler de tam gaz ilerlerken, akşamlarımı salonda veya odamda geçirir oldum. O derece soğudu ki bir ara havalar, balkonda oturamadım akşamları da. Dün yağmur yağarken bugün hava günlük güneşlikti sonra... Diyorum ya, ne zaman ne giyeceğimi de bilemiyorum. Yorganı üzerimden atmıştım "yanıyorum!" diye, geri aldım bu hafta "üşüyorum." diye. Neyse, bir şekilde yine yaz gelir umarım "çok da kanırtmadan bizleri!" :) Ben yaza hep hasretim malum, pandemi de geldi "deniz yüzü bile görmedim." Sağlık olsun da kavuşalım deniz kum ve güneşe inşallah... (Çook amiin)

Bugün sabah, beklediğim bir kargom geldi önce; kendime bir cüzdan almıştım, kahverengi ve uzun. Önce onun mutlu etmesine odaklanmış, umduğum şekilde bir cüzdanı edinmiştim ki bir başka kargo daha geldi. Üstte gördüğünüz baş harfım, ismim ve soy ismimin yazılı olduğu kupa hediye geldi. Kimden derseniz; beni şimdi çalıştığım "Farmasi Altınbaşak" ekibine davet eden ve onun alt üyelerinden biri olmakla mutlu olduğum lise arkadaşımdan... (: Hem başarılarımı tebrik etmek istemiş hem de beni mutlu etmek. O kadar mutlu oldum ki, küçük gibi görünen büyük bir şey bence; birini hem değerli hem de doğru yerde hissettirmek çok mühim. Artık benim de ismimin yazılı olduğu bir kupam var! (Buraya bir gözlüklü ifade alabilir miyiz...) "İyi ki benimlesin" demiş arkadaşım, gerçekten karşılıklı böyle hissetmenin değeri paha biçilemez; iyi ki bu ekiple ve arkadaşlarımlayım... <3


İşte bugün göğe bakarak, bir yandan çalışıp bir yandan bizi ziyarete gelmiş ablam ve yeğenimle vakit geçirerek, beraber kahve içerek geçirdim günümü. Sakin bir gündü ve biten haftayı çok güzel düşündürdü... Bir kötü haber de aldık maalesef dün; bir arkadaşımızın babası vefat etmiş, ekip olarak onun sessizliği var. Üzgünüm aslında biraz da bugün, rica etsem arkadaşımın babasının ruhuna okuyabildiğiniz duaları okur musunuz? Şimdiden okuyan herkese teşekkür ederim... Arkadaşıma çok sabır dileyin olur mu, hep babacığına rahmet onlara sabır diliyorum. 

Birkaç gündür aklım arkadaşımda. Aile gibi hissettiğiniz kişilerle vakit geçirirken daha derinden bir empati peydah oluyor acılar karşısında. Şu an ne hissettiğini sezebiliyorum ama sadece sabır dileyip geçmek zorunda kalıyorum ya, aslında daha fazlasını yapabilmeyi diliyorum. Keşke daha fazlasını yapabilsem, yapabilsek ya da... Pandemi döneminde hepimiz hisleri derin yaşasak da, yan yana yaşayamıyor olmak bizleri yakar oldu bence. Tamam, ben gidemiyorum gidemezdim yanına ama bu dönemde hiç kimse yeterince gidemiyor ya "acıları bile paylaşmaya!" Bizi bu durum zora sokmaz inşallah... Sarılmak istediğimiz kişilere sarılamıyoruz, en yakınımızdakine bile "gel sarılayım" diyemiyoruz; büyük eksiklik ve eskiye dönülebilecek mi acaba sırası geldiğinde merak konusu... En azından benim için öyle!



Mayıs bitimine 7 gün, yılın ilk yarısını bitirmeye 1,5 ay kaldı. Bazen inanasım gelmiyor, zor mor derken nasıl yedik onca zamanı? Değdi mi, yeterince emek verdik mi, çok mu kaçırdık her şeyi; herkesin son 2 aydır benimle bu şekillerde düşündüğünü iddia edebilirim ama ispat edemem işte... 

Sağlık olsun, tamam geçsin gitsin de zaman ama Rabbim acı çekenlere sabır versin; kaldıramayacağı yükü yüklemesin inşallah...

"İçimden geldiği gibi yazdım yine." İyi, kötü, eksik, fazla; ben ne yaşıyorsam bu ara, elimden geleni fazlasıyla yapmanın derdindeyim aslında. Bir ara daha da fazlasına zorladım kendimi, olmayacak kadar fazlasına; az kaldı yokuşa sürüyordum işlerimi ama ekipten bir arkadaşımın da desteğiyle duruldum aslında. Ne yaparsan yap, isteyerek ve sakinlikle yap; severek yaptığın işi acele yapmanın ve kendini yıpratmanın hiç mi hiç manası yokmuş aslında. Çok ders edindim şu üç ayda, bunlardan biri de bu işte... :)

Yazımı bitirirken ekleyeyim, "öğrenecek çok şey varmış ama sakinliği elden bırakırsan her şey karışırmış" demek istiyorum. Karıştırmak üzereyken sakinleşebilmiş biri olarak. Bu durumu nefes egzersizlerime, arkadaş dertleşmelerimize ve sakin durup her uğraşı bırakıp gece düşünebilmelerime bağlıyorum. Şükür ki.. =)

Sevgilerimle...






4 Nisan 2021 Pazar

Mart'ın Sonu Nisan'ın Başı - Nisan 2021


Bu hafta Mart sonu ile başladı, Nisan başlangıcı ile devam ediyor... :) Nisan bereketiyle bolluğuyla gelir inşallah diyorum ve haftabaşından notlarla başlayıp, size hayatımdan notlar sunarak yazımı tamamlamayı umuyorum... =)


Geçtiğimiz Pazar günü "Pazar Yazısı #76"da yazdığım gibi, aşı randevumuz haftanın ilk gününde idi ve aşı olarak başladık yeni haftaya... Aşı tarihini almayı bekleyen cümlesine sıra gelsin ve şu aşılanmalar başladığı gibi bitsin bir an önce inşallah. Normalleşmeye, eski düzen gibi rahat zamanlarımıza dönmeye o kadar çok ihtiyacımız var ki... =)

Bu hafta yeğenlerim ile annemler burada idi, haftanın ilk günü onları izlemek ve beraber vakit geçirmek yine çok güzeldi... Defnoş git gide büyüyor, Kağanım da gittikçe bilinçleniyor. Onarı böyle görmesi öylesine heyecanlı ve garip bir süreç ki, ne yaşadığımı bazen gece yatağımda iken tekrar düşünüyorum ve hayatımı seviyorum... Çok şükür...

Aşıya gelince, biz sanıyorum ki Çin Aşısı olduk. Ne telefonda ne de hastanede bir seçim hakkı sunmadılar bize. Haftanın ilk günü akşamına idi randevumuz, saat 20.30'dan sonra evden çıktık ve 21.30'dan sonra eve döndük. Annem babam ben; benim engel durumuma sebep olan kronik rahatsızlığım sebebiyle, annemin kronik rahatsızlıkları, babamın da 60 yaş üstü olması sebebiyle vurulmuş bulunduk. Randevumuzu ben almıştım bir gün öncesinde, kendimle başlayıp üstüne annem ve babam adına da aldım işte... :)

Gittik, aşı odası önünde sıramızı bekledik; sıramız geldi, aşımızı olduk ve bize söylenen 15 dakikalık süreyi hastanede bekleyerek geçirdik ve evimize döndük. İlk gün iğne acısı oldu çok hafif, onun haricinde hiçbir yan etki yaşanmadı bizim ailede. Ama aslında bende birkaç gün hafif baş ağrısı oldu, tansiyon düşmesi gibi ama o kadar hafifti ki yok gibiydi diyebiliriz... Bunu da atlattık geçti gitti yani. Bir dahaki aşımızı da 28 gün sonrasına olacağız kısmetse... Bu hafta başından sonra çok duyar olduk ama "gidiyoruz, aşı yok diyorlar" diyenleri. Allahım hepimizin yardımcısı olsun, aşılanmayan kalmasın bir an önce ülkemizde de dünyada da inşallah.... 


Haftanın ikinci günü, Defne hanım ile Kağan bey bizde kaldılar. Dediğim gibi bu hafta buradalardı ve Defnoş'un diş çıkarma sancıları sebebiyle uyku problemi oldu tüm hafta geceleri. İlk Salı günü, sonra Perşembe derken; bizde idi kuzular bazı geceler bile... Çarşamba günü bir kalktık ki, dudağının üstü kızarmış minik kuzunun. Başta emzikle çok kaşıdığı için sandık, ama sonra farkettik; o iki gün çok ateşlenmişti, belki de ateşten oldu dedik... Sonra da Perşembe ve Cuma o ateşlerin sebebi belli oldu, alttan ve üstten diş çıkarmış kuzucuk. =)

Hafta boyu oyunlar oynadık, kendini geliştirdi ve büyüdüğünü daha çok belli eder hale geldi. Kaçıyor, saklanıyor ufak tefek örtü altlarına ve masa köşelerine... Bir bebeğin şu halleri öyle masum ve sevecen geliyor ki; insanın elinde değil, durmadan şükredesi geliyor...

Benim bu sıra şükretmeye çok fazla bahanem var yine şükür ki; hep istediğim gibi bir işe tutundum sonunda. Biliyorsunuz, işim olsun diye uğraştığım Farmasi ekibimi kurma uğraşımdan çok sık bahsediyorum. Kendi ekibimi kurmaya ve işimi sağlam tutmaya uğraşıyorum. Son 4 gündür de içimdeki "yapabiliyor" hissinden ve "hayalini kurduğum şeyi yaşıyor olmanın" hissinden ötürü uykularım kaçmış durumda. Ama şükür içindeyim buna rağmen de... :) 

Orada okuyan birileri var mı? Hayalleriniz için sizleri de ekibime davet ediyorum... =)) Öğrendiğim gibi öğretip; iş hayali olan ben gibi herkese yardımcı olmak isterim. Hiçbir şeye zorunlu değilsiniz; ne üye ücreti ne de satış... Gelin indirim kodunuzu alalım ve ekibimizde sizinle güzel bir iş eğitimiyle Farmasi Altınbaşak ekibimizde beraber çalışalım... =) Bana ulaşmak için e-mail yazabilir ya da instagram hesabımın mesaj kısmından ulaşabilirsiniz... <3  


Ve Mart sonunda bir kitap bitirip başka bir kitaba başlayabildim nihayet... Bu ara az ama öz okuyorum galiba; misal okuduğum kitaba başlıyorum, iki gün sonra elime alıyorum ve bitiriyorum... Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var kitabı, bir haftalık süreçte, 3 günlük bir okuma ile bitti mesela. Çok akıcıydı, ama bir o kadar da "bitecek hemen diye ağırdan aldım!" =) Debbie Macomber kitapları birbirine benziyor olsa bile, uzun zamandır okumayınca özleyebildiğim bir yazarmış meğer; bunu da biten bu haftada öğrendim! =)

Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var 1000kitap hesabımda da üzerine yorum yaptığım üzere; içeriğindeki pedagog yazar erkek karakterimize "çocuğu olmadığı halde kesin yargıları var" diye kızdığınız, ona kızan kıza hak verseniz de abarttığını kabul ettiğiniz baş kadın karakterimize gelgitli olarak bilendiğiniz bir kitap resmen! (Bu kadar karmaşık anlatmak istedim, daha detaylı kitap yorumumu buradan da okuyabilirsiniz.) =) Alın okuyun derim, değişik bir hikaye olmuş; çabuk okuyup güzel vakit geçirmelik...

Goblin'e başladım, o da Debbie Macomber kitabı gibi olacak sanırım; elime alıp bir iki sayfa okuyup bırakıyorum ama hikaye beni kendine çekiyorsa da tam odaklanma fırsatı bulamadım henüz... Kore dizilerine olan ilgimden bahsetmiştim, en son çok severek izlediğim kore dizisi inceleme yazıma da buradan ulaşabilirsiniz. Goblin'in dizisini gördüğüm halde, kitabını görünce resmen erteledim. Kitabı yavaş okumamın sebebi biraz da Goblin kitabının bir seri olacak olması ama bu çıkan ilk kitabı olması. Şimdi nasıl olacak da dizisini izleyeceğim kitap serilerini bitirmeden? Kafamda deli sorular ama bu tatlı sorun, Allah beterinden korusun değil mi??? =))



Velhasıl, Mart'ı noktaladık Nisan başını da kendi adıma büyük uğraşlarla başlattım çok şükür... Farmasi işimle uğraşıyorum, elimdeki ör sök boyunluğu ikidir beğenemediğim için söktüm ve yeniden örüyorum. İşimi öğreniyorum ve sınırlarımı da aşıyorum... 

Bu ara bende çok değişimler var ama anlatmaya bile fırsat bulamıyor gibiyim, doyasıya yaşamaya çalışıyorum. Misal o yüzden gecenin bu vaktinde bu yazıyı yazıyorum. İş eğitimlerimiz saat 12'ye doğru idi bitti bu akşam, dün de öyleydi. Ben bu yoğunluktan pek memnunum ve olur da kısa zamanda alışır isem bu konuda detaylı bir yazı da yazmak istiyorum. Başlığı, "Farmasi İşim Ve Ben" olacak... =)

Bir dahaki yazımda görüşene dek, kendinize iyi bakın. Orada olduğunuz için çok teşekkür ederim, iyi ki beni okuyorsunuz. Sevgilerimle... (:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...