izledim sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
izledim sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

27 Aralık 2024 Cuma

İzlemek İstediğim Filmler #4 - Eski Ve Yabancı Filmler


7 yıl olmuş, yeni bir film izleme listesi eklemeyeli burada! İnanır mısınız çok şaşırdım. Bu kadar umursamadan, yok saydığımı farkedemedim. Sanırım farkettirmeden izledim. Oysa burada yazmayı çok severdim! 

Önceki İzlemek İstediğim Filmler listemi buradaki yazımda bulabilirsiniz. O listenin üzerine ben çok liste bitirdim, gururla söylüyorum. :) Ama o listenin üzerine yenisini ekleme vaktidir yine. :) "İzlemek İstediğim Filmler #3 bitti, 4. listeyi yayınlıyorum uzun zamandan sonra da olsa işte...

Adettendir; önceki listeden en beğendiğim ve hiç beğenmediğim filmlere değineyim istiyorum öncesinde. Sonra yeni listemdeki filmlerin neden bu kadar süredir listede kaldığına da değineceğim.

3. Listeyi 2017-2018 gibi bitirmiş de olsam, filmleri hatırlıyorum. Eyvah Yaş 40 mesela, hiç sevememiştim. Çünkü konuya giriş bir türlü gerçekleşmedi filmde. "E hadi, e hadi" diye diye izledim. Sonuç olarak,  listenin en sevmediğim filmi oldu. Listenin en sevdiğim filmi ise Aşk Tarifi idi; değindiği konu "aile ve aşk, mükemmellik düşünürken hayatınızın dengesi ya değişirse?" sorularıyla dolu dolu bir filmdi. Güzeldi. Tavsiye ederim...

Ama 2017'den sonra çok daha fazla izledim, Aşk Tarifinin dram yönü evet biraz fazla idi. Ama ben biraz daha romantik komedi tadı almak istiyorum derseniz, 2018 yapımı Little İtaly filmini öneririm. O filmin "aile, ask ve mahalle aidiyeti" kavramlarının çevresinde geçişi bana çok Türk filmvari geldi. İzleyin dediğimi anlayacaksınız bence. :)



Hazır başlamışken bu yazıyı sevdiğim birkaç filmle daha donatayım, sonra da 2024'ün ilk aylarında bitirmek istediğim filmler listemin 4.sünü yayınlayacağım.

Yılbaşı olmadan çok seveceğim bir animasyon izlemek istiyorum diyenlere; bu sene en çok sevdiğim animasyon filmi 2019 yapımı "Kırmızı Pabuçlar ve Yedi Cüceler" oldu. Bu animasyon filmini ailecek izleyebilirsiniz, Teması "dış görünüş her şey değildir" üzerine. Çok çok seveceksiniz bence siz de!

Ben Aralık ayına da yakışır romantik komedi izlemek istiyorum derseniz; 2018 yapımı "Crazy Rich Asians" filmini öneririm. Romantik Komedide aradığım dolu dolu bir senaryosu vardı, çok eğlenmiştim. Siz de eğlenin isterim... :)

Senenin çok konuşulan ve aslında saçma idi denilse de, güzel olduğunu düşündüğüm bir filmi de önereceğim; The İdea Of You (2024), bence işleyişi de oyunculukları da çok güzeldi bu filmin. Anne Hathaway çok sevdiğim bir oyuncu ve filmde oyunculuğu çok eğlenceli idi bence. Beğenmeyenler, konu itibariyle eleştirmişler. Kadın büyük, erkek küçük diye ama herkes yaşına göre büyümüyor ki?  Hem afedersiniz de, ikisi de gönülden seviyor konu itibariyle ve birbirlerine uyan kalplerini çok güzel yansıtmışlar. Erkek büyük olunca normal, kadın büyük olunca anormal oluyor ilişkide; ne kadar absürt. Yani filmi izleyip bir karar verin derim, iki gönül sevdikten sonra yaş, boy, eğitim ve yaşam tarzı hiç de önemli değil bence. Bazılarınız hak verdiği kadar bazıları da hak vermeyecek elbet ama işte buna rağmen izlemeniz gerektiğini düşündüğüm bir film...

Bu sene beni en rahatsız eden iki gerilim filmi de önermek istiyorum; biri Fall (2022), diğeri de Nowhere (2023). Fall, yükseklik korkusu olanlar izlemekte çok zorlanacaktır bence; izlemeden önce bunu bilerek izleyin derim. Rahatsız oldum ama izleyebildim. Ama hiç o şekilde kalmak istemem açıkçası. Diğeri de Nowhere, yani hiçbir yerde. Film hamile karısıyla beraber kaçan kaçak bir mültecinin, konteynerlar içinde ayrı düşmesini konu ediyor. Ama öyle bir ayrı kalma ki, hani denizdeki gemilerde gördüğümüz konteynerlara "kim bilir ne var içlerinde" diyoruz ya; işte konteynerlar dağılıyor denizin ortasında ve kadın bir konteyner içinde hapis kalıyor. Bu filmi de lütfen kapalı alan fobisi olanlar izlemesin, ben bunda daha çok zorlandım ama yine de izledim. :/ Bir daha izlemek istemiyorum ama! =)


Peki bu yazımın altındaki yorumlar kısmına sizin bu sene izleyip, etkisinde kaldığınız filmlerden eklemek ister misiniz? Yorumlarda beni yalnız bırakmayın dilerim... :)

Sıra geldi, İzlemek İstediğim Filmer Listemin 4.süne o zaman. Bu listedeki filmleri nicedir izleyemedim, yanındaki her filmi izledim neredeyse. Ama elim bu listede kalan diğerlerine gitmedi ve ben de buraya yazarsam izlemeye yeltenirim yeniden dedim...


Tristan ve Isolde (2016) = Kitabını okudum ama filmini izleyememiştim bir türlü. (İzledikten sonra düşüncem şu ki, filmle arasında dağlar kadar fark var. Okuduğum kitapla alakalı olabilir. İkisi de fiyasko idi benim için, maalesef.)

Nope (2022) = İnstagramda görüp listeye almıştım ama gerilim diye erteliyorum. (İzledim ve bitiremedim, yarım bıraktım.)

Noelle (2019)= Noel filmleri benim için çok başka mutluluk demek. Bu bir tavsiye idi, umarım severim. (Not; izledim ve çok sevdim! =))

Talihsiz Serüvenler Dizisi (2014) = Öneri üzerine listeme ekledim, en kısa zamanda izlerim umarım.

Love Hostel (2022) - (Hint Filmi) = Fragmanını görüp listeye ekledim ama romantik gerilim olduğu için geciktiriyorum! :)

Otel Transilvanya (2012) = Merak ettiğim bir animasyon filmi.

Lucky (2005) (Hint Filmi) = Salman Khan filmi, off bunu ilk sırada izlemeliyim. Resmen unutmuşum onun filmi olduğunu! =)

Ahtapottan Öğrendiklerim (2020) = Listemin tek belgesel filmi, bunu da merak ediyorum.

Aydaki Adam (1999) = Jim Carrey'nin çok sevilen bir filmi imiş, listeye bir kitapta rastgelip ekledim.

Kapı (2019) = Kadir İnanır'ın son filmi, o sebepten izlemek istemiştim.

Platform (2019) = Bu çok eski zamandan beri izlemek istediğim film ama korku odaklı olduğu için erteleyip duruyorum...

İngiliz Hasta (1996) = Bu film de çok eskiden beri filmi ve kitabı itibariyle söylenilen bir eser, meraktan listeme girdi ama bir türlü silinemedi. =)

Bir Ömür Yetmez (2007) = Bu da çok eskiden beri izleme listemde kalan filmlerden biri. 

Aslında bu listedeki filmlerin de içinde olduğu izlemek istediğim filmlerin tam listesini burada bulabilirsiniz. Sinefil.com senelerdir film kütüphanem olarak kullandığım bir site. Tavsiye eder, takibe beklerim... (:


2017'den beri çok film izledim, yazılarına da buralarda yer verdim. Bu başlık altında birçoğunu bulabilirsiniz... 

Bir diğer izlediğim filmleri bulabileceğiniz yazı dizisi de Filmi Olan Kitaplar buradadır.. :)

Bu listede 12 adet film var, bir sonraki yazımı bu 12 filmi bitirdikten sonra yayınlayacağım. Listemdeki filmlerden izlemek istediğiniz veya bu filmi daha önce izle dediğiniz film var mı? Ona göre öncelik verebilmem için bana yazmayı unutmayın. :) 

Sevgilerimle... 

* Böylece, sene bitmeden yazılacak blog yazılarımdan biri daha yapılacaklardan silindi... <3 Darısı diğerlerine olsun...

13 Kasım 2017 Pazartesi

1 Haftada 11 Film İzledim - (2017 Ekim Sonu Kasım Başı)


Ekim sonu Kasım başına denk gelen hafta sonu ablamlara gitmiş ve 2-3 gün öncesinde yeğenimin ayağını burkmuş olması sebebiyle 1 hafta ablamlarda kalmaya karar vermiştik. Geçen hafta başına dek bir hafta ablamlarda idik... Ablamlarda film izlemek müthiş bir şey, zira onların televizyonda eniştemin filmlerle doldurttuğu harici bellekleri takılı duruyor ve bu da bana rahat rahat film izleme şansını veriyor; hem gün içinde hem de gece vaktinde... :)


Geçtiğimiz yazın yarısına dek bizim balkonda izlediğim kadar filmi, 1 haftada ablamlarda izledim. Resimde de görüldüğü üzere hem film izleyip hem örgü örmek hobim olmuştu ablamlarda... O hafta güzel geçti tüm anları ile, ben bu yazıyı yazıyorum ama geçen hafta bile bitti üzerine. Bu yazıdaki filmleri izlediğim hafta, (29.10.2017-Pazar - 05.11.2017-Pazar) tarih aralığına denk gelmiş idi... :)

11 film izledim ama beğendiğim de oldu, ne zamandır izlemeyi beklediğim birkaç filme bayıldığım da, keşke izlemeseydim! dediğim de... Benim düşüncelerimle bu 11 filmin eleştirilerini okuyacaksınız. Beğendiklerimi geçtim, beğenmediklerime de bir şans verin derim; fikirlerimiz bir olacak değil ya illa ki, belki siz beğenirsiniz. İyi okumalar.. :)




İstanbul Kırmızısı – 30.10.2017 - Pazartesi ; Ablamlarda kaldığımız ilk gece annemle izlemeye başlamıştık esasında, ama film yavaş gidince ve de fazlasıyla uykum gelince kapatmıştım. Kaldığım yerden de ertesi gün devam ettim filme. Öyle bir oyuncu kadrosu var ki, en sevdiklerimden diyebilirim. Ama bir o kadar da yerinde olmadığını, sanki anlaşılmaz sanat filmi gibi olduğunu ve oyunculukları boşlukta gezdirdiklerini düşünüyorum. Sanat filmerinden anlar mısın derseniz, hayır elbette pek anladığım söylenmez! Ama sanatsal filmlerin, içerikte önemli bir fikri anlatmaya çalışması gerektiğini kabul ederek yapıyorum bu yorumu...

Benim için bu film, bir daha izlemek istemeyeceğim filmler arasında yer aldı. Bazı filmlerde muallakta kalmış sonları kabul edebiliyorum, ama bu filmde muallakta devam eden olay örgüsüne hiç yakıştıramadım bu sonu... Filmin esas sonunu değil, anlatılan karakterler arasındaki muallak sonları kabul edemiyorum. Bu benim düşüncem elbet; muhteşem sahnelerinin, oyuncularının olduğunu inkar edemem. Konusu da Türk filmlerimizin aksine çok apayrı bir konu. Ama gelgelelim senaryo ile oyunculuğun bir senkron tutturamadığını düşündüğüm bir film olmuş. Emeklerine sağlık yine de ama benim için olay örgüsü yeterli değildi maalesef...

Patron Bebek – 30.10.2017 ; Bu film Kağanımın en sevdiği filmdi birkaç haftadır, ta ki bu haftaya dek... İzlerken gül gül ölüyordu birçok yerinde. 2-3 haftadır izliyor ve izlediğini söylüyordu ama bir ben izleyememiştim. Sen de izle diyorlardı, ablamla eniştem de. Kağana 1 hafta öncesinden, "Size geldiğimde beraber izleyeceğiz, söz mü?" demiştim. Pazar günü ablamlarda kalmaya karar verince; Pazartesi günü ben annemle Yalova'dan geldim, Kağanım da okulundan oturup izledik beraber... :) Gerçekten öyle güzel bir animasyon ki, uzun zaman olmuş galiba bu kadar güzel animasyon film izlemeyeli. O kadar gerçekçi yapılmış ve o kadar güzel bir senaryo yazılmış ki, "helal olsun" dedirttirdi. Kağanım sürekli "O bebek değil, Patron Bebek." deyip durdu filmin birçok yerinde. Kahkahalarını duymak müthişti, bir daha bir daha izlenecek türden cidden. Kaldığımız 1 hafta boyunca çok izlememesine gayret etti isek de, iki günde bir izledi yine. İzleyin derim sizlere de... :)

Peekay – 30.10.2017 ; Amir Khan filmlerine ayrı bayılıyorum. PK ise, uzun zamandır izlemek istediğim bir Amir Khan filmi idi. İzledim, filme bayıldım bile. Bu zamana kadar çıkmış olan tüm Amir Khan filmlerini izleme gibi bir düşüncem daha da kuvvetlendi. Bu film de sanırım izlediğim 5. Amir Khan filmi idi... Din olgusunun algılanış biçimlerine dair anlatımda çığır açmış. "Uzaylılardan başlayıp bu kadar güzel bir film yapılabilir mi?" derseniz, yapılırmış meğer... Bir şans verin, bu filmi izleyin derim.

Hızlı Ve Öfkeli 8 – 31.10.2017 ; Bu serinin hiçbir filmini izlememiş biri olarak, eniştem babama izletmek için açtığı sırada bende oturup baştan sona izledim. Seride devamlılık hakim olsa bile, hiçbir filmini izlememiş olan ben baya zevk aldım. Oysa hiçbir seri filmine sondan başlamamıştım. Bir şans daha verip, ara ara bu filmin diğer bölümlerini de izleyebilirim diye düşünüyorum. Önyargımı yıktım, ben hız yarışlarının yapıldığı basit bir film serisi olarak düşünüyordum. Ama öyle olmadığını da, macerasının eğlenceli olduğunu da görmüş ve beğenmiş durumdayım...

Aşkın Gözü Kördür – 31.10.2017 ; Konusu aşkta görünüşteki farklılıklara dair bir yaklaşım içeriği olan bir filmdi. Yabancı ülkelerde bu kadar insanın dış görünüşüne değer veriyorlar mı diye düşünürüz ya, filmi izlerken hep; "Aynı filmi bizim ülkede çekseler, dramı bol bir aşk filmi olurdu. Sonu bile bu kadar az duygusal olmazdı!" dedirtti. Film iyiydi, kendince eksikliklerini de bulmuş olsam bile...

Beauty And The Beats – 31.10.2017 ; Filmi izleyenler ve bu çizgi filmin karakterlerini kitabından tanıyanlara göre, başrol oyuncusu "Güzel (Emma Watson)" eksik bir başrol imiş. Ama bana göre, hem çirkin (Dan Stevens) hem de Güzel rollerini oynayan başrol oyuncuları o kadar güzel oturmuş bir kadronun başlangıcı idi ki... Hem o kadar çok şey söylemek hem de bir o kadar eksik bırakmak istiyorum bu konu hakkında burayı, filmi uzun zamandır izlemeyi beklemiştim ve şimdi başucu Fantastik/Animasyon filmlerim arasına girdi... En sevdiğim sahneleri, dans sahneleri oldu. Oldukça eğlenceli, içinde müzikalini de barındıran güzel bir fantastik filmdi...



Collateral Beauty - 02.11.2017; Will Smith filmi olduğu için mi bilmiyorum, başlangıçta saçma gibi göreceğimi düşündüğüm filmin konusu, öyle derin şekilde yerine oturuyordu ki filmin devamında... Konu seçimi de, senaryosu da iyi işlenmiş bir Will Smith filmi daha şaşırtmadı beni yine. Eksik noktasını bulamadım, başlangıçta eksik gördüğüm her şey öyle noktalara oturdu ki; Sevgi, Ölüm ve Zaman'a benim de derin derin mektuplar yazasım, mektupları da geçtim hikayeler yazasım tuttu. Kişisel gelişim film ve kitapları hep bir tedirgin eder çoğu kez, ama bu hiç tedirgin etmeyen bolca düşündüren bir filmdi. Ölüm, hepimizin belki de bu kadar samimiyetle yaklaşması gereken bir olgu ve sanki en doğru yol bu filmde gibi...

A Family Man - 03.11.2017; Bir üstteki filmden sonra, fazlasıyla eksiklerini görebildiğim ama ona rağmen güzel demekten kendimi alıkoyamadığım bir film daha. Sadece gerçekten Will Smith kalitesinde bir film değil, takip etmesi daha kolay bir film izlemek isterseniz tercih edin bence. Çerezlik dediklerinden esasında, hele ki sonunu daha derin bağlar diye düşünürken az biraz şaşırtan cinsten...

12 Yıllık Esaret - 04.11.2017; Siyahi Irka yapılan zulümleri en çarpıcı haliyle izlediğim ilk film, 12 Yıllık Esaret oldu. Aslında bu kadar derin filmlerden, draması ağır olan cinslerden genelde kaçma girişimindeyimdir. Ama bu sefer başladığım gibi kaçamadım, iş işten geçmişti ve ben tahminimde fazlasıyla yanılmıştım. Beni etkilerken, sonucunda mutlu son bekleyişim ile içim içimi yiye yiye izledim... Ne var biliyor musunuz, insanoğlu en tehlikeli ırk. Bir de kendini iyi kötü diye dış görünüşe göre yıllarca ayırmaya devam eden bazen nefret edilesi bir ırk. Neyse, nefreti bırakmalı. Yaradana sığınmaya devam etmeli, aksi halde içinden çıkılamayacak o kadar acı var ki bu dünyada; insan bir isyan etse hiç susamayacakmış gibi hissediyor...

Olanlar Oldu - 05.11.2017; Ata Demirer'i Eyvah Eyvah 1 ve 2 filmlerinden sonra, bir kez daha beğendiğime sevindiğim bir film oldu; o da bu film. Yeniden komedi ile senaryo dengesini tutturabildiğini düşünüyorum. Son Osmanlı Padişahı filmini de Berlin Kaplanı'nı da ve Eyvah Eyvah 3 filmini de sevememiştim. Ama Olanlar Oldu, yeni bir soluk olmuş. Film bizim "Klasik Türk Filmlerimiz" havasında diyebileceğimiz tarzda bir film olmuş olsa da, uzun zamandan sonra Ata Demirer aramıza dönmüş diye hissedebildim...

Karayip Korsanları 5 Salazar'ın İntikamı - 05.11.2017; Yarım yamalak izlediğim diğer filmlerinden sonra, baştan başlayıp sonuna dek izlediğim bir Karayip Korsanları filmini gururla yorumluyorum. :) Ertesi gün Yalova dönüşü evimize geri dönmek üzere gidecektik, hazır babam gece vardiyası sonrası tatilinde iken beraber akşam geçiriyorduk ve madem öyle film izleyelim dedik yine. Yeğenimi uyuttuk, aile bireyleri film açtık. Ailecek izlenebilecek, hem komedi hem de macera filmi arıyorsanız baştan sona sıkmayan kurgusu ile öneririm. En sevdiğim komedi sahneleri filmin başlarında idi, macera dolu sahnelerden en sevdiklerim de filmin sonları idi. Ablamın da o gün dediği gibi; biz Türkler bu kadar hayal gücü geniş filmler yapamıyoruz, belki de çocukluktan itibaren imkanlar bulamadığımızdan... :)


1 haftada izlediğim 11 film bunlardı işte; her biri birbirinden eğlenceli idi esasında, izlemesem de olurdu dediklerim olsa bile. Ne yapalım, onları da izlemeden güzel olup olmadığına emin olamıyoruz işte. Güzel filmler izlediğimiz ve hayatın stresli akışından biraz olsun sıyrılabildiğimiz zamanlarla dolu günler diliyorum. Sevgilerimle...

Not; Benim gibi düşünüp düşünmediğinizi yorumlarda görmek isterim. Eğer fikriniz var ise, tavsiyeniz var ise benden eksik etmeyin lütfen. Saygı ve sevgi çerçevesinde olduktan sonra, her yorumunuz kabulümdür. Yorumlarda ve bir dahaki yazıda görüşmek üzere... =)

23 Ekim 2019 Çarşamba

En Sevdiğim 10 Film - Yıllar Geçerken


2 senedir her ay 8 film, böylece sene boyunca da toplamda 96 film izlemeye çalışıyorum. Yani birkaç ay da fazladan izlesem, 100'e tamamlarım diyordum ama genelde benimkiler bu sene 8'den eksik oluyor hep ya! Neyse, daha tam olduramadım ne yazık ki yani bu planımı... :) Ama yazıyorum, not ediyorum ya; geçen sene toplamda 75 film izlemişim, bu sene de Allah kerim diyelim. 75'e çıkabilirsem bile yine iyidir ama o derece şu aylarda...

İzlediğim okuduğum, gördüğüm, beğendiğim beğenmediğim konularda yazmak beni motive ediyor ve iyi hissettiriyor biliyorsunuz... Dedim ki, şu sıra çok film izleyemiyor iken yine; sevdiğim filmleri not edeyim kendi adıma, ki sevdiğim filmler arşivi yapma hayalim vardı ve bunu yapmak istediklerime yazmıştım hatırlarsanız. Ama oradaki istediğim gibi durumu, sürekli izleyebileceğim biri de olacak ki gerçekleştireyim diye düşündüm. Yoksa izlemedikçe DVD arşivi yapmanın da bir mantığı yok bence...

Yani giriş olarak kısaltmak gerekiyorsa, DVD'leri alıp saklamaktansa, önce bir sevdiğim filmler üzerine konuşalım. Bir film arşivi oluştursa idim, ilk 10'a hangi filmler girerdi bir listeleyim dedim... İyi demişim ama değil mi? =) Ortak filmlerimiz varsa da, benim listemden izleyip hiç beğenmediğiniz olduysa da sebepleriyle yorumlara bekliyorum! İyi okumalar...




City Of Angels - Melekler Şehri (1998)


İlk "başucu filmim olur" dediğim filmle başlayalım isterim. Bu filmden önce de çok film izledim ama 18 yaşımın deminde, en romantik hissettiğim anlarımda izleyip de en sevdiğim film oldu "City Of Angels". Senelerden 2010'du (Zaten bu 2010 senesinin bende yeri çok ayrı, hem en iyi hem en kötü senemdir kendisi. Neyse, bunu ara ara konuşmaya devam ederiz sonra!);

City Of Angels çoğu listede konuşulmaya devam ediyor, bunun yanı sıra ismi Türkçe'ye "Kasım'da Aşk Başkadır" diye çevirilen "Sweet November" da konuşulanlar arasında var; ki ismini büyütmeleri ve de bu kadar övmeleri benim o filmden soğumama sebep olmuştu, hala izlemedim! Neyse bir haftasonuna giriş günü akşamı (Cuma); ertesi gün okul yok, tam moda girmelik dedim ve filmi odama geçip karanlıkta bilgisayar başında izliyorum. Hikayeyi öyle sevdim ki, nasıl bir his biliyor musunuz; sanki o filmin içindeyim ve bundan başka yerde o an mutlu olamaz gibiyim. İlk defa bir filmi izlerken böyle hissettiğim gerekçesiyle yeri bende ayrıdır bu filmin işte... :) Meg Ryan'ı ilk kez izlediğim film ve o gün bugündür bir ayrı severim kendisini de...

Konusu gereğince birkaç konuştuğum kişi çok eleştirmişti, dini duygularımıza ters falan diye. Ama zaten film Türk filmi değil ki! İçeriğinde ölüm meleklerinden birinin, dünyalı birine aşık olmasıyla yaşadığı hayatı anlatıyor. Evet, tamamiyle de bir yerde hayal ürünü bir konu... Bir doktora aşık olmak da, ikilinin zıtlıklarını ortaya döküyor zaten. Biri hastalarının hayatlarını kurtarmaya çalışıyor, diğeri de onun kurtaramadıklarına öteki dünyaya giderken eşlik ediyor işte... İnanın bana o yaşımda doktor olasım ve ölüm meleğimi bekleyesim geliyordu benim, bu aşkı öyle çok sevmiştim ve sanırım hep de seveceğim! :) Bu filmi kaç kere izledim hatırlayamıyorum ama 5-6'yı geçti. Uzun zaman da oldu izlemedim, 3-4 sene kadar...

Hayat Güzeldir - La Vita E Bella - (1997)


Madem eskilerden bir film ile başladım, 2000 öncesi sevdiğim diğer filmle devam edeyim dedim. 

Bunu izlediğim tarih aralığını da hatırlayabiliyorum, sene 2003 ya da 2004... Şimdilerde hala oturduğumuz bu evimize taşındığımızın ilk seneleri daha. Kuzenimiz Beyhan abla da ablam da daha lisedeler. Beyhan ablamlar bize oturmaya geliyorlar bir akşam ve televizyonda bu film var. Büyükler balkonda oturmuş çay içerken, o akşam Kanal D veya Star'da bu film oynuyordu. Televizyonda çok ama çok güzel filmlerin yer bulduğu yıllardı o zaman. Şimdilerde güzel filmler yer bulacak da, izlemeye doyamayacağız; çok sık başımıza gelen bir şey değil! Trt-1'de Sinema kuşağı olduğu zamanlardan bahsediyorum... (Neyse, daha üstelemeyeyim. Üsteledikçe yaşlanıyorum! :))

Filmi üçümüz oturduk izledik, filmdeki anne ve babanın fedakarlıkları bizi aldı götürdü. Filmin sonunda üçümüz de hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk ki, o filmin içeriğine dair "çok iyi ve çok duygusal" olduğunu gazeteden okuduğumuzda "Yok canım!" demiştik ablamla... Hala bu filmin hatırası, o akşamda kaldı benim için. Bir daha baştan oturup izlemedim misal ama hala hatırlarım.

Filmde 2. Dünya Savaşı zamanında Yahudi kamplara götürülen ailelerin çektiği zulümler anlatılırken, Yahudi bir babanın oğlu ve İtalyan karısı için o ortamı yumuşatma çabası anlatılıyor. Bir çocuğa o ortamda, bizi ayrıştırıyorlar ve zulmediyorlar denilemeyeceği gibi; onu asla anlamayacak askerlerden çocuğunun canını bağışlamasını da isteyemeyen bir babadan bahsediyor film... Aslında nice baba var orada, biz birinden yola çıkıp o zamanı izliyoruz işte. Çok duygusaldı, yalnız izlemeye cesaretim yok sanırım. Belki izleyecek birini bulursam daha sonra yanıma, sevgili Merom gibi; yeniden izleyebilirim bu filmi de... =))

When İn Rome - Aşk Çeşmesi (2010)

2012 civarı bir tarihte ilk defa izlediğimi hatırlıyorum bu filmi de, örgün öğretim üniversite okuduğum Sındırgı'dan döndükten hemen sonrası idi. Evden tam anlamıyla çıkabileceğim ortam yoktu, benim ardımdan üniversitelerine giden arkadaşlarımla beraber buralar sessiz sakin olmuştu. Derken İtalyanca merakımın başladığı senelerin ardından, izleyecek filmler aradığım bir gün bu film çıktı karşıma.

O ilk izleyişimden sonra, biri kuzenim biri komşumuz olmak üzere iki kişiyle tekrar seyrettim. Bir ara da canım sıkıldıkça bu filmi açar izler oldum sonra... Aslında hala sıkıldığımda açıp izleyebilirim ama izleme listeleri tutmaya başladım başlayalı, fırsat buldukça o listeleri bitirmeye çabalamak işime geliyor daha çoğunlukla. Ama buraya not olsun, yine izleyeyim ben bu filmi. 7. izleyişimde bir film benim olmuş demektir zaten, City Of Angels gibi. :) Ama ikisi arasında fark var tabi, bu film daha çok romantik komedi; City Of Angels, bildiğimiz romantiktir...

Serendipity - Tesadüf (2001)

Serendipity benim City Of Angels'dan sonraki sırada tuttuğum en sevdiğim aşk filmi aslında. İçeriğinde çok eğlenceli bir hikayeyi anlatıyor ama hiç klasik holywood filmleri gibi değil! Bu film hakkında bir "İzledim" yazısı yazmıştım, ki kendisini okumak isterseniz de buraya tıklayabilirsiniz... Direkt onu da okuyabilirsiniz ama bir küçük not geçeceğim yine de;

Aşkı bir anda bulduğunuzu düşündüğünüzde, işini kadere bırakacak kadar düşüncelere dalmış esas kızımızla bulduğunuzu düşünün. Aslında bu bahsettiğimiz kızımız, yeni tanıştığı biri için "doğru kişi olup olmadığına emin olmak istiyor!"

"En sevdiğim kelime "Serendipity." Beklenmeyen Tesadüf demek. Ama aslında ben tesadüflere inanmam. Bence her şey kaderin arkasında." diyor. Bunu da şöyle destekliyor; "Kader bize seçenekler sunuyor, biz mutlu onları okuyup mutlu olup olmadığımıza bakıyoruz." Sonra işaretlere kalıyor hayatları. "Benim için doğru insan isen, bir şekilde zaten buluşur kavuşuruz" diyorlar. Bir gün tamamen tesadüfe bırakıyor aralarındaki ilişkiyi. İzlemek istemezseniz dediğim gibi yazıma alabilirim sizi, ama bana bu filmdeki aşk hala çok saf geliyor! :)

En son geçen sene dostum Meroma izletirken izlemiştim, dün gece tekrar izlemeyi düşünene dek. Dün izlediğimde aynı hisleri daha yoğun yaşadığımı gördüm; her seferinde daha da yoğunlaştığı gibi. Aslında şu sıralar cidden o moda girmemek ve kendimi üzmemek için izleyemiyordum; ama dün gece izledim... Demek ihtiyacım vardı ama beni çok da zorladı yoğunlaşan ama bugüne uyarlanan duygularımla. Neden biliyor musunuz; çok severek izlediğiniz ve bunu bilerek izlediğiniz bir film, sizin için gitgide daha zorlu olabiliyor bazen. Hele ki yalnız izliyorsanız! Bu ara ben çok duygusalım, kusuruma bakmayın... (:


Krrish 3 - (2013)

İzleyip de konusu itibariyle "böyle bir şey olsa ya dünyada" dediğim bir hikayeye sahip "Krrish", hint sinemasının süper kahramanı... Bana göre Spider Man ve Batman'den daha gerçek inanılası bir hikayeye sahip, üstelik her birinden daha fantastik başlangıç hikayesi olmasına rağmen! :) Bir uzaylı tarafından babasına verilen dünyaötesi gücün "Krrish"e gen yoluyla geçmiş olması, sanırım bana daha inandırıcı bir kahramanlık gibi geliyor...

Neyse, üçüncü filmi beğenmemin sebebine gelirsek; Krrish dünyaya kötü kardeşi tarafından yayılan bir hastalık virüsünü yok etmeye uğraşıyor ve bu hikaye gerçekten güzel anlatılıyor. O filmdeki gibi durumlar yaşansın isterdim demiyorum ama Krrish'in birçok açıdan iyi gelen güçleri gibi bir şeyler yaşamak isterdim diye hissettirdi film. Kucaklayıcı bir film, izlemek isterseniz veya devam filmi olarak izlememişler varsa diye anlatamıyorum. Ama fikirlerimi okumak isteyen var ise, izlemiş ya da izlememiş olarak, buradaki yazıma da uğrayabilirler tabi...

Bundan iki sene önce keşfettiğim Hritik Roshan benim için Hint sineması oyuncularında efsanelerdendir yani... :)

Moana - (2016)

Gelelim animasyon ve fantastik yapımlara, bu filmden önce sayılması gereken birçok animasyon filmi elbet var önceki izlediğimiz zamanlardan ama bu film de şimdi bir başka benim için! Yeğenim Kağan'ımla izlediğimiz ilk animasyon filmlerinden biri. Bundan önce çok çizgi film izledik ama Kağan uzun film izleyemeyenlerdendir genelde, bizim en uzun oturup izlediğimiz ve beğendiğimiz ilk animasyon filmi bu oldu... Ardından birçok film daha izledik ama ilk olması ve beğenilen olması, bende ayrı yerini bulmasına haktır bence! :)

Neyse Antalya'da idik, geçen sene izledik beraber Kağanımla. Oturup bir filmi baştan sona izlemek tabii yorucu idi onun için, hala yoruluyor. Bu sebeple iki günde izledik, yarısını bir akşam ve diğer yarısını da ertesi gün. Ama ikimiz de "Hei Hei"e bayıldık film boyunca. Herkes Moana'ya hayran kalmış olabilir, biz oradaki tavuğa öyle çok güldük ki; bazen hala açıp izliyoruz, o derece! :)

Şarkılarından tutun, görüntü içeriğine kadar kaliteli bulduğum Disney Channel'ın bir filmidir kendisi. Hala "hadi izleyelim" deseniz, oturur izlerim her defasında. Başarmak için, korkmamayı ve çabalamanın önemini kavramak gerektiğini çok güzel anlatıyor...



Güzel Ve Çirkin (2017)

En sevdiğim animasyon fantastik filmler arasına giren Güzel ve Çirkin, masalın en güzel haliyle anlatıldığı 2017 yapımı Disney Channel filmi olarak sunuldu... Esas hikayesi bambaşka diyorlar bu Güzel Ve Çirkin için aslında, duydunuz mu? Ben okudum ama büyüsünü bozmayayım en iyisi! :) Ama sözüm olsun, bir kez daha izlediğimden sonra bunun da "İzledim" yazısını yazayım ve size o hikayeleri de öğrendiğim kadarıyla yazayım bloğumdan...

Kendi güzelliği ve zenginliğinin şatafatına kapılmış bir prensin, bir gün bir balo sırasında lanetlenmesiyle başlıyor hikayemiz. Yakışıklı prens bir çirkin krala dönüşüyor ve onunla beraber kraliyet sarayı da, kendi alanına sığınmış yaşayan ölüler halini alıyor. Her şey yaşıyor oysa o krallıkta, çay fincanından duvar saatine kadar! Ama kendini inzivaya çeken kralla beraber, her biri sessiz sakin evin kuytularına çekiyorlar...

Yaşamayan o eve, bir gün Güzel geliyor; babasının o evin yolundan geçerken, geceyi konaklamak için yer aradığı sırada bahçesinden bir gül koparması sebebiyle... Çirkinimiz canı karşılığında kızını istiyor adamdan. Bakın ben bile unutmuşum böyle olduğunu, açıp biraz okudum da "sahi yaa" dedim. Neyse, bunun sonucunda o ev yaşamaya başlıyor işte. Güzel gelir ve ev yaşar! Laneti bozmak için zamanla beraber uğraşacaklardır ama önce aşılması gereken Çirkin'in kendini hapsettiği duvarları vardır... Birbirine bir şeyler öğreterek aşk yaşayan film karakterlerini hep sevmişimdir, muhtemelen bu hikayeyi de bu sebeple bu kadar çok sevdim! :)

Ayrıca bu film, o senenin en iyi film oscarını da almaya hak kazanmıştı. Gerçekten güzel bir filmdi... 2017 senesinde izledim diye hatırlıyorum ben de... Üstüne bir kez daha izledim ve ilk izlediğimin üzerine üçüncü senem için bir kez daha izlemeliyim bence!

The Host - Göçebe (2013)



Filmi Olan Kitaplar yazı dizimi okudunuz mu hiç? Muhtemelen okuyanlar var ise bilecektir, o serimde filmi olan kitaplarda filmini de kitabını da nadiren sevdiğim hikayelerden birine sahiptir Göçebe!

Başka ruhlara ruhlar aktararak, dünyayı insanların zulmünden kurtarmayı hedefleyen bir tür uzaylı ırkı dünyayı ele geçiriyor filmde. Öyle ki, insanları yerlerinde yakalıyor ve bir şekilde bedenlerini alıp sakin yaradılışlı ruhları içine aktarıyorlar. Direnen ruhlar hayatta kalıyor, direnemeyenler de ölüyor. Başta düşünemiyorsunuz, "E hani bunlar dünyayı güzelleştirecekti? İnsanları içten öldürüyorlar ya yine de!" diye. Hikayenin o noktası kitabın başında çok güzel anlatılıyor zira...

Sonra bu direnen beden sahibi ruhlardan biri, o aktarım yapılan hastanelerden birinden kaçıyor içine aktarılan göçebe ruhun yardımıyla. Sonrası başlıyor macera... Hastanede verilmemesi gereken ailesinin yerini, ancak kaçarak saklayabilirler zira. Göçebe'yle beraber gidiyorlar da, kabul ediliyorlar mı derseniz; elbette hayır, içinde esas ruhun olduğuna inanıp inanmayanlar bir güzel saklıyorlar ama saklandıkları yerin en alt katmanında. Hikaye sizi içine çok güzel çekiyor, bana göre öyle en azından... En az 3-4 kişiye izlettiğim bu filmle de gurur duyuyorum, şu ana dek beğenmeyene rastlamadım onlardan. :) Bu filmin ve kitabının hikayesinin "Filmi Olan Kitaplar" yazısı buradan da bulunsun madem!

Anadolu Kartalları - (2011)


Şimdi farkettim, ben sevdiğim filmlerin çoğunu mutlaka film izleyebildiğim kişilere izletmişim ya (Yazının sonuna doğru mu farkettin Didem, aferin sana!). Bu filmi aile üyelerim dahil birçok kişiye izlettim, çünkü çok güzel... :)

Oyuncu kadrosu ve konusunun işleniş biçimiyle, en güzel 2000 sonrası Türk Filmlerimizden biri olmaya aday bence. Uçaklara az biraz merakı olanlar çok sevmiş gördüm ki, bana da bu kadarı yetti doğrusu. O eğitim süreçleri ve içindeki hikayeleri işleyişleri bana hep güzel zaman geçirttirdi... Özge Özpirinçci, Çağatay Ulusoy, Engin Altan Düzyatan, Alper Saldıran, Ekin Türkmen gibi oyunculardan bahsediyorum bu arada! İyi dizi ve filmlerde oynamış ve oyunculuklarının hakkını hep vermiş olduklarını gözlemlediğim için bu oyuncuları belirttim tabi ki.

Pilot olma yolculuklarını izlediğimiz öğrencilerin, yaşadıkları zorlukları, hayattaki acıları ve mutluluklarını izletiyor film. Güzel zaman geçirtiyor bu arada da... Bu yazımda bir müzik eksikliği var gibi geldi, bu filmin müziklerinden en sevdiğim şarkıyı buradaki linkten dinleyin isterseniz olur mu? :)

Me Before You - Senden Önce Ben (2016)


Sonu en duygusal şekilde yapıyoruz ama planım dahilinde değildi! 2018 senesinde, bir gece vakti izleyip hüngür hüngür beni ağlatan filmdir "Senden Önce Ben". Hani hep diyorum, beklentiyi ne kadar yüksek tutarsan o kadar büyük hayal kırıklığı yaratıyor çoğu film ve kitap. Ama tersine hiç değinmemişim meğer. Benim beklentimi çok düşük tuttuğum halde bir filmin güzel olabilmesi de ihtimal dahilindeymiş meğer!

2018 Mayıs ayı, bir gece yatağımda açtım bu nicedir ertelediğim ama merak da etmeyi bırakamadığım filmi. Biliyorum ki, engellilil konusunun işlendiği filmler ya çok abartılıyor ya da tam anlamıyla içeriğine doğru açılardan değinilebilen içerikler olamıyor... Me Before You'ya kadar böyle düşünüyordum diyebilirim, çünkü çok değinilmesi gerektiğini düşündüğüm konulara senaryosunda yer vermiş. Ama ben hikayeyi de, bu konuda yaşadığım anları ve hissettiğim karmaşayı da tümüyle anlatmayacağım yeniden. Bu hikayenin filmini izledikten sonra da kitabını okuduktan sonra da tüm düşüncelerimi paylaşmaya çalıştığım yazılarım var, onları burada ve burada bulabilirsiniz... 


Korkularınızı, ama kendinize dahi hiç açık etmemek için uğraş verdiğiniz korkularınızı bir filmde izlediğiniz oldu mu hiç? Me Before You filmi bana onu hissettirdi işte... Gecenin bir yarısı önce boğazıma bir yumru oturdu, sonra gözlerimden yaşlar istemsiz boşaldı ve ağlayan ben değildim yüreğimden boşalıyordu sanki yaşlar. O gece öyle rahat uyudum ki, gördüğüm rüyalar beni kendimi anlamam yönünde yol gösterici olmaya başladı. Yeniden! Uyumadan önce sabaha kadar hislerimi telefonumun mail kısmını açarak yazdım önce, ki üstte de bağlantısını verdiğim "İzledim" yazısıyla yayınladım sonra...

Acı hissettim, dehşete düştüm, korkularımı gördüm, kendimi anladım. Kitabı olan filmlerden, ilk defa filmini izleyip de kitabını okuduğum bir film oldu kendisi. Tabii merakım sayesinde. Ama iyi ki izlemişim dedirtendi aynı zamanda... Bu film en sevdiklerim arasına girdiyse de, bir daha izlemeye de cesaret edemediklerimden mesela. Bir daha beni o kadar savunmasız yakalayabilir mi bilmiyorum ama yine de cesaret edemiyorum işte. :) Bu filmi izlediğim zamanlarda ve sonrasında çok şey keşfettim kalbime hapsettiğim, en sevdiğim filmler arasında son sıraya oturduğuna bakmayın; öyle denk geldi...



Böylece benim en sevdiğim 10 filmde sona gelmiş bulunuyoruz. Elbette yaşadıkça en sevdiğimiz filmlere ekleme bitmez. Aslında bu listeye eklenmemiş eksik kalmış daha epey film de var. Ama ben hayatımda epey yer edinmiş ve beni dürten filmleri sıralamak istedim. Bilim kurgular eksik mesela burada, 4 film daha eklemem lazım onlar için de aslında. Ama şimdilik kalıversin burası böyle, beni hayrete düşüren ve hayran eden bilim kurgu filmlerine de başka bir yazımda yer veririm belki sonra... 


Lütfen yorumlarınızı benden esirgemeyin, sizler de orada okuyor ve yazılarımı beğeniyorsanız eşlik edin ki yorumlarda da sohbet ortamı oluşturalım. Hem motivasyonum artar da, daha sık yazı yazarım belki yeniden. Eskiden haftada 4-5 yazıyordum, bu sıra haftada 2 yazı yazarsam "işte bu!" diyorum kendime. :) Yani, yorumlarınızı da bekliyorum. Sevgilerimi sunuyorum ve bir sonraki yazıma dek kendinize iyi bakın diyorum...

Sevgilerimle. (:

19 Eylül 2014 Cuma

İzledim - Aynı Yıldızın Altında


* Bu bir İzledim yazısıdır. :)


"Aşk sadece boşluğa haykırmaktır ve unutulmak kaçınılmaz. Hepimizin sonu gelecek ve bir gün bütün çabalarımız bir anda uçup gidecek. Güneşin sahip olacağımız tek dünyayı yutacağını da biliyorum. Ve sana aşığım."

Ne güzel bir aşk tanımı, ne güzel bir "seni seviyorum, gerisini düşünmek istemiyorum biz beraberken" deme şekli... :)

Kitabını okuyup, filmini izleyerek yazmak isterdim bu yazıyı aslında. Ama kitabından önce dayanamayıp filmini izledim. Kitap henüz elimde bile değilse de, ilk elime geçtiğinde okuyup Filmi Olan Kitaplar köşeme yazısını yazmaya çalışacağım... Kitabın yazarı John Green, kitabın İngilizce İsmi de The Fault İn Our Stars...

Bu filmi hafta başında izledim. Ama yazısını hemen yazamadım. Nasıl yazar, nasıl ederim bilemedim çünkü. Bunda kafamın bu sıra çok dolu olmasının da etkisi vardı tabii ki... Fragmanını 2-3 hafta önce izlediğim, kitabını ise 1 yıla yakın süredir raflarda gördüğüm bir yapıt. Yazarının kitapta yazdığı gibi, sadece birkaç ufak eksiklikler ile filme taşındığı söyleniyor. Yazarının kalemine sağlık, filmde emeği geçenlere sağlık diyebildim ben izledikten sonra...


Filmde zor bir aşk konu alınıyor. Şöyle düşündüm izlerken; hep derler ya hani, "Aşkınız zorluklara karşı ayakta durabiliyorsa gerçektir." Tamı tamına böyle bir cümle yok elbet, Türk filmlerinde de aşk filmlerinde de çoğunlukla ana tema budur ya hani, Aşk temasına uyan bir yapıt olmuş bence...

Hastalıkta sağlıkta dediğimiz olguya tutulan bir aşk hikayesine sahiplik ediyor Aynı Yıldızın Altında. Hazel Grace Lancaster ve Augustus Waters, bu aşkın baş kahramanları... Aslında izledikten sonra şöyle diyen çok olacaktır eminim, "Klasikleşmiş bir aşk hikayesi, kız hasta oğlan hasta." Uzaktaki Anılar filmi ve sonra bu film derken artık şöyle düşünüyorum; konu ne olursa olsun önemli olan onu iyi sunabilen taraf olabilmek... Bence Aynı Yıldızın Altında filminde bu sunum başarılı olmuş.


Kısaca filmden de bahsedecek olursak, Hazel Grace kanser hastasıdır. Anne ve babasının ısrarları ile grup tedavisine gider. Bu grup tedavisinde ise Augustus Waters ile tanışır. Aşk karşısına çıkmaz sanırken, birden belirir karşısında Augustus. Hasta olmasının onu uzaklaştırmadığını anlatır. Tek istediği aşık olduğu kız ile beraber vakit geçirebilmek iken, sevdiği kızın hayalini gerçekleştirir. Bu durum aşka yanaşmak istemeyen Hazel Grace'i ona yaklaştırır. Hazel Grace'in de dediği gibi, "Sayılı günlerle sonsuzluğu bulurlar birbirlerinin sevgilerinde." :)

Ben beğendim filmi, sıkılmadan izlenebileceğini düşünüyorum. Ve hepimize sonsuzluğu verebilecek aşkımızı bulabilme dileklerimi sunuyorum, bu Cuma gününde... :)

Bir de bu film üzerine şunu söylemek istiyorum; Aşk tokdur hayata, hastalık, acı, ölüm tanımaz... Aşk sevgiye açtır, verilebildiği kadar sevgi almak ister. (Bu filmden anladığım ve benim gerçek aşk için düşündüğüm tanım budur... )

Sevgilerimle... :)

7 Mart 2015 Cumartesi

Damla'mla İzledim - Hadi İnşallah

*Bu bir İzledim yazısıdır... :) 


Şubat ayında izlediğim ve beğendiğim filmlerden bir diğeri de Hadi İnşallah filmiydi. Ve sonunda bende izledim bu filmi... Önce tek başıma, hemen sonrasında da Damlamla izledim; ki komedi veya dram, bir sevdiğinle izlediğin güzel bir filmin keyfi başka oluyor. Yani Damlamla da film izlemek bir başkadır benim için, diyorum yani... :) 

Uzun zamandır böyle güzel ve sıcak bir komedi izlememiştim sanırım, izlediğime çok memnun olduğum bir film oldu bu açıdan. Malum, ortalık dram dizileri ve dram filmlerinden geçilmiyor. Her biri, bir öncekinin klişesini sürdürüyor da sürdürüyor. Yeniliğe açık olan az sayıda film veya dizi var sektörde.. 

Neyse konumuz Hadi İnşallah filmiydi :) ; 

Kadroda, Murat Boz harici deneyimli oyuncular vardı. Ve hepsi de birbirinden güzeldi. Ancak Murat Boz'un oyunculuğuna da gelince, tek kelimeyle "olmuş" demek isterim... :) Çok içimi ısıtan bir oyunculuğu vardı filmde, umarım ilerleyen zamanlarda da komedi alanında görürüz yeniden kendisini...

Gel gelelim, Pucca'nın kitabından derleme olan bu filmin kitabını ne yazık ki henüz okumadım. Ancak söylenene göre; kitap ve karakterlerden yola çıkılmış, yani karakterler aynı ama konu birebir anlatım değilmiş. Ama karakterler çok başarılı şekilde sunulmuştu dediğim gibi. Gidebilseydim eğer sinemaya, sinemada epey memnun eden bir film olurdu ki; beni evde de epey memnun etti filmin kendisi... :)


Film; 

Pucca'nın üniversite hayatıyla beraber biten aşkından sonra, Pekmez ile tanışıp aralarında bir aşk adına gelişen olayları anlatıyor. Okuduğu şehirden, memleketi İzmir'e dönen Pucca iş arayışına girer. Pucca görüşmeye gittiği bir işi reddedecekken Pekmez'i görmesiyle işi kabul eder... Ama hepimizde şu sabit fikir vardır ya, "Allah çirkin şansı versin inşallah". İşte Pucca'nın başından aksilikler eksik olmuyor bundan sonra da. Ama bu aksiliklerin komiklikleri ve muhabbetlerin doğallığı ekran başında öyle bir sarıp sarmalıyor ki, size de "Pucca'nın da, yazan ellerinin de, filme geçiren ve oynayan oyuncuların da emeğine sağlık" demek kalıyor... :) 

Ancak bu kadar anlatabilirdim filmi işte, izleyin derim baştan sona... Ben Damlamla da film izlemeyeli epey olmuştu, bunun da tadını Antalya dönüşü çıkarttık o okuluna dönmeden. Yeniden bir araya gelip bir film izlemek süper oldu, özellikle de benim için... O sebeple Damlama da teşekkürlerimi bir borç bilirim. Her beraber anımız çok özel ve güzel... :)


Farkındayım; O kadar hayat gailesine kapılıp gidiyoruz ki büyüdükçe, beraber film izlemelerimizin bile ne kadar özel olduğunu nadir hatırlayabiliyoruz. Zira fırsat bulamıyoruz, mümkün olmuyor. Okuyoruz, koşturuyoruz, okul bitiyor, işe girip koşturuyoruz... Derken hayat geçip gidiyor. Güzel ve sosyal anlarımızı, sevdiklerimizle daha çok kılabilmemizi diliyorum. Zamanlarımızı fırsata çevirmelerimiz, daha çok olsun inşallah... 

Sevgilerimle... 
:)

26 Ekim 2013 Cumartesi

İzledim - Leon


Bu bir izledim yazısıdır. :) 


*Resim google görsellerden alıntıdır. 

Ne zamandır izlenmeyi bekleyen filmlerim vardı, öncelik sırasına göre öne almıştım birkaçını. İzlemek İstediğim Filmler Listem var demiştim; burada da. O yazımda da bahsetmiştim, öncelik Leon filminin diye. O listeden de izledikçe yazacağımı söylemiştim. İşte o listeden ilk 5 filmi izleyeceğim demiştim ama sadece Leon filminin sözünü tutabildim şimdilik. Bir de liste haricinde 2 film daha izledim, bu 10 gün içinde... :)

Aslına bakarsanız İzlenecek Filmler Listesi tutmak çok daha iyi geliyor bana. İzlemek isteyip fırsat bulamadıklarımı kenara ayırıyorum, fırsat bulduğum anda ne izlesem diye arayışla vakit kaybedeceğime listemden seçiyorum. Bunu birkaç senedir yapıyorum. :) Ancak son birkaç aydır, filmlerim epey birikmişti durmadan. Bende bir gayretle filmlerimi izlemeye başlamalıyım artık dedim böylece. :)


Leon Filmini İzledim Sonunda

İzlemek İstediklerim listesinden, öncelikli olarak bu filmi ayırmamın sebebi var elbet. Kuzenim ve bir arkadaşımın özel ısrarları ile, ilk Leon'u izleyeceğim diye ayarlamıştım kendimi bayram öncesinden. Ama izlediğim 3 filmden sonra, bayram sonrasında izleyebildim ancak. Oysa bayramdan 2 hafta öncesinden beri izlenmeyi bekliyordu kendisi. O yüzden sonunda izleyebildim diyorum... :)


Öncelikle oyuncularına gelelim; Natalie Portman'ı 13 yaşında görüyoruz filmde. Ve onunla beraber Jan Reno başrol oyuncusu filmde, Leon ismi ile... Natalie Portman'ı küçük görmeye başta alışamadım ben, ama herşeye alışıyor insan. :) Düşünsenize bu film çekildiği sene, ben 2 yaşındaydım. (Bu arada yaşımı da ortaya çıkarmış oldum, ama sorun yok) :))


Filme gelince; Natalie Portman'ın oynadığı Matilda karakterinin, ailesini yok eden narkotik polislerden intikam almasını konu alıyor. Matilda babasını pek sevmemekle beraber, en çok da 4 yaşındaki erkek kardeşinin katledilmesini kaldıramıyor aslında. Tabii tek başvurabildiği kişinin de bir çeşit tetikçi olduğunu öğrenince, film başlamış oluyor... 

İzlenmeye değer bir filmdi. Çok fazla bahsedip, izleyecek olanlara saygısızlık etmek istemiyorum. Ancak ben böyle filmleri kolay kolay beğenmem. Dozunda aksiyondu ve beklediğimden daha iyiydi diyebilirim... :) 

İzledikten sonra Leon hakkındaki görüşleri okudum bir de internette, "Neden 2.'sini çıkarmadılar acaba?" diyen olmuş. Çıkarılsa olabilirdi diye düşündüm bende aslında. Ama tek film olması daha güzel olmuş bence. İkinci film ile, bu güzel filmin büyüsü bozulabilirdi de... :)


4 film izlemişim yani, yaklaşık 15 gün içinde... Bence bu rakam çok az tabii. İzlemek istediğim çook filmim var daha, zamanla izleyeceğim yavaş yavaş. Ama dersler el verdiğince ve Kağan'dan fırsat buldukça tabii... :)) 

İzlemek İstediğim Filmler Listem İçin buraya alabilirim sizi... :) Sevgilerimle...

23 Ağustos 2015 Pazar

İzledim - Umut Işığım (Silver Linings)


*Bu bir İzledim yazısıdır. :)



Kitabı olduğunu bugüne kadar bilmediğim, ama filmini ne zamandır izlemek istediğim bir filmdi; Umut Işığım. Bugün Antalya'dan gelen dayımları yolcu ettik, ev tadilatı başlamışken bende odama tıkıldım film izleyeyim dedim. Bu akşam bu filmi izledim... İzleme listemden bir filmi daha eksiltmiş oldum böylece...

Bradley Cooper en sevdiğim erkek oyunculardan biridir. Jennifer Lawrence ise sadece Açlık Oyunları serisinin ilk filminde izlediğim ve oradaki oyunculuğunu beğendiğim bir bayan oyuncu. Umut Işığım (Silver Lining)'ı izlemek isteme sebebim, baştan beri Bradley Cooper'dı... Hani bazı oyuncuların enerjisini beğenirsiniz, birkaç filmle bile olsa. Bradley Cooper benim için aynen böyle işte... :)

Filmi bitireli bir yarım saat ancak olmuştur sanırım. Başlangıcında sıkıldığım, yer yer bırakmayı bile düşündüğüm bir film oldu aslında. Ama sonrasında, Jennifer Lawrence'ın karakteri Tiffany girince kadraja izlemeyi sürdürdüm sonuna dek. 


Filmin Konusunu Kısaca Anlatacak Olursam;

Akıl hastanesinden çıkan Pat Salitano, bipolar bozukluğu hastalığı ile yaşamını devam ettirmeye çalışan biridir. Hastaneden çıkar, anne ve babasının yanına döner. Amacı eşiyle yeniden barışmaktır, hastalığı sebebiyle kaybettiği yılları telafi etmektir. Ama bu çabası arasında, tıpatıp değilse kendisi gibi sorunları olan Tiffany ile tanışır. Arkadaş olmaları da, birbirlerini anlamaları da zor olur. Ama Tiffany Pat ile bir anlaşma yapar, eşi ile arasında bir köprü kurmaya yardım eder. Tiffany'nin tek şartı, onunla beraber dans yarışmasına katılmak için çalışmasıdır... 

Ancak bu kadar anlatabilirim kendimce. Başta çekici bir konu gibi gelmiyor, ben başlangıçta zorlandım yani. Ama Bradley Cooper filmi olduğu için bile, ileriki sahnelerde güzelleşmeyecek olsaydı bile izlemeye devam etme kararı aldım. Sonunu merak etmeden edemedim yani... 

Filmde Beni En Etkileyen Sahne;


Kızın ya da erkeğin yerine koydum mu kendimi, evet. Yapmazdım oğlan gibi diye düşünsem de yer yer, aldatanın ardından koşar mıydım bilemedim yine de. Ama yapmazdım da diyemedim... O yüzden bu filmde beni etkileyecek olan sahnelere odaklanmaya çalıştım. Bu filmden mutlaka en az 1-2 tane çıkacak diye bekledim. Oldu da üstelik; beni en çok etkileyen sahne dans yarışmasındaki sahne oldu. Eğer olmasaydı zaten başarısız olurdu film bana göre.. Bu Print Screen'i de, dans sahnesinden kendim aldım. 2 kere izlediğim doğru, ama çok eğlenceli olmuş dans sahnesi. Severek izledim, Bradley Cooper yani... :)

Başlangıcındaki odaklanamadığım noktalarından ötürü, filmde beni duygulandıracak bir nokta çıkamaz dedim ama; beni o dans sahnesi epey etkiledi, bir de sonlara doğru bazı noktalar. 10 üzerinden 10 verdim, filmin son 1 saatine o sebepten. İlk 1 saatine ise, 10 üzerinden 5. İzlemek isterseniz eğer izleyin derim. Bradley Cooper için, ilk 1 saat de izlenir diyorum ben. 


Yani; izlemek istediğim filmler listemden bir film daha eksildi. Bloğumda paylaştığım ilk izleme listem ama, hala bitiremedim listedeki filmleri. Neyse; 1 film daha eksildi, kaldı 27 filmden 8 tane film daha. Bakalım onlar ne zaman bitecek... 

İzlemek İstediğim Filmler Listem nerede mi? Buyurun burada. Sevgiler... :)


7 Eylül 2014 Pazar

İzledim - Amelie


*Bu bir İzledim yazısıdır. :)


Dün Amelie filmini izledim. Uzun zamandır izlemek isteyip de, izleyemediğim filmlerden biriydi bu film. Hazır odamı toparlama girişimine girmişken dün, izleyeyim dedim. İzlemek istediğim o kadar çok film var ki, bundan sonra günlük veya haftalık olarak izlemeye devam edeceğim not aldığım filmleri. Biliyorsunuz listem kabarık, bir kısmı da burada. :)

Amelie'yi izledikten sonra "daha önceden izleseymişim keşke" diyecek miyim diye çok merak ediyordum. Çünkü Leon'u izlediğimde herkes kadar etkilenmemiştim. Güzel filmdi, ancak Leon filminde ağlayanlardan değildim ben. Sanırım beklentimi fazla büyütmüştüm Leon için. Beklentim filmde gördüklerimden daha da çoktu... Leon filmi için İzledim yazımı buradan bulabilirsiniz

Amelie'ye gelince, beklentim yine büyüktü ama beklentimi karşıladı Amelie. Güzel bir filmdi. Filmi izlemeden önce müziklerini biliyordum. Filmin Yann Tiersen'in müzikleriyle anıldığını düşünüyordum daha çoğunlukla, bu kadar da güzel olacağını düşünmemiştim...

Film ve oyuncular hakkında bilgi almak için; buraya lütfen... :)


Filmi çok fazla anlatmak istemiyorum aslında ama, film hakkında demek istediklerim var tabii; 

Film hakkında şunu diyebilirim; Amelie Poulain (Audrey Tautou), küçüklüğünden beri kendini gerçekleştirme çabasında olan bir kız. Herkes aynı olmak zorunda değil tezini savunan zevkleri ve doğruları var. Ben şöyle düşünüyorum; Hangimizin yok ki? :)

Bazı filmler sizden bir şeyler ifade eder. Başrol değilse de, yan rollerden mutlak biri. Filmin amacında vardır, izleyene samimi duygular aktarabilmek. Amelie'de bunu gördüm ben. Amelie'de kendimi gördüğüm nokta ise, Amelie'nin hayal dünyası ve hayatına yer edindirdiği doğrularını hayatından eksik etmeyişi. Bazen başkalarına farklı gelse de, doğru bildiğimiz kurgu ve düşüncelerimize inanmaya devam etmeli...

Kendini gerçekleştirmek diye bir deyim vardır, Amelie karakteri filmde bunu gösteriyor aslında bize. Hayata gelen her insan nasıl yaşıyor ve yaşamak istiyorsa, o yönde kendini ifade etme biçimi oluşturur. Hayat boyu mutlu olacağımız şeyler üzerine yoğunlaşıp bunları gerçekleştirme çabasına gireriz. Ve hayallerimizi gerçekleştirdikçe kendimizi gerçekleştirmeye devam ederiz. Amelie, güzel gülümsemesi ile beraber hayata bir şeyler katabilme heyecanı ile dolu bir kız. Hayata ve başkalarının hayatına dokunabilmek, onun kendini gerçekleştirmesi demek...




Ve gelelim Amelie ve aşk konusuna; 

Amelie gibiyim bende bu konuda. Aşkta da istediğim hayallerimdekini bulabilmek biraz da olsa. Hayallerimde büyüttüğüm bir beyaz atlı prens değil ama; hayallerini hala temiz ve saf tutabilen, hala kendisini mutlu edebilmeyi başarabilen biri. Mutluluğu çok uzakta aramayan, yakınında da var iken kıymetini bilmeye çalışan... 

Aşkı beklemek değil de, arama çabasına giren biri Amelie. Aşkı köşe bucak da arasak çıkar mı karşımıza bilmem ama, Amelie buna daha çok inandırıyor insanı... :) 


Hayallerimi hayatımın başucunda tutan bir insan olarak, bu film beni mutlu eden filmlerden biri oldu. Hayaller kuran her insanın beğenebileceğini iddia etmek yanlış aslında ama, izledikten sonra böyle düşündüğümü eklemeliyim...

Amelie, benim hayatıma güzel bir karakter olarak girdi bu filmle. İyilik yapanın iyilik bulacağını düşünüyorsak hala, Amelie gibi pes etmemek gerektiğini düşünüyorum. Herkes bir olmaz fikrini gösteriyor film demiştim ya, aslında herkesle aynı olmayışımızın güzel olduğuna daha da inandırıyor bu film. Birilerine benzemeye değil de, içimizdeki hayalleri yaşatmaya daha çok çabalamalıyız...

Duygularımı ve düşüncelerimi anlatmaya çalıştım. Başarılı olduğumu düşünüyorum kendi açımdan. Sevgilerimle... :)


Not: Resimler Google Görsellerden alıntıdır... 

Not: Filmi izlemiş veya izlememiş olun, yine de bu albümü dinleyin derim Yann Tiersen- Amelie Soundtrack

16 Şubat 2016 Salı

2 Film İzledim - Ruby Sparks, Bir Varmış Bir Yokmuş


* Bu bir İzledim yazısıdır. :)

İki film izledim; Ruby Sparks (Hayalimdeki Aşk) ve Bir Varmış Bir Yokmuş... Böylece İzlemek İstediğim Filmler Listem 2'den şimdiden 2 filmin üstü çizildi bile...


Ruby Sparks (Hayalimdeki Aşk); 

2 hafta önce Pazar günü izlemiştim bu filmi. Ve konusu epeydir çağırıyordu beni. Filmin konusu şöyle; Calvin, ilhamını kaybetmiş bir yazardır. Ve günün birinde evinde yazarak oluşturduğu karakteri Ruby Sparks ile karşı karşıya kalır. Eksikliklere rağmen, kızın hayatında yer edinmesi ile karşı karşıya olmaktan mutludur ve bir şekilde kabullenmiştir. Kız Calvin'e aşıktır ve aşk yaşadıklarını iddia etmektedir, Calvin'de Ruby Sparks'a aşık olur. Ama sanırım hep böyle anlarda olan olur ya; istediğimiz gibi olmaz bir şeyler, kontrolü ele almaya çalışırken her şeyi batırırız işte. Calvin zamanla her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor böyle. Sürpriz bir sona doğru gidiyor böylece film... 

Ben bu kadar anlatabiliyorum filmin konusunu. Esas değinmek istediğim konu şu; Bunu burada açıkça yazmayacağım, ama bende hayalimde bir aşk düşlüyorum elbette. Ve bu filmi ne zamandır izlemek istiyor olmam bundandı biraz da. Filmden beklediğim daha başkaydı ama film yine de güzeldi. Beni yazarlık ve yazmak ile ilgili olan filmler çekiyor kendisine, bu filmde de sıkılmadım bu sebeple.

İster istemez düşünüyor filmi izleyince insan, yazabildiğim gibi birini oluşturabilseydim nasıl olurdu? Diye. Bana sorulsa böyle bir soru, ben istemeyeceğime karar verdim. Her ne kadar inansam da düşlediğim şeylerin bir gün gerçek olabileceğine... Her ne kadar hayatta istediklerimiz olmayabiliyorsa da bazen tamamıyla, böyle bir şekilde bir aşkı elde edebilmeyi sindiremezdim içime yine de. 

Sormak istiyorum bu sebeple size; siz ister miydiniz, size aşık birini oluşturup bir aşk yaşamak? Gönlünü kendinizce kendinize yönelttikten sonra, mutlu olabileceğinizi düşünebiliyor musunuz? Lütfen bu konuda bana yorum yapın ve bu filmi müsait anınızda izlemeye çalışın bence. :) Değişik bir bakış açısı...


Bir Varmış Bir Yokmuş;

Geçtiğimiz Pazar gününde izledim Bir Varmış Bir Yokmuş filmini de. Ve beni filmin en çok etkileyen yanı müzikleri idi. Mert Fırat'ın sesi ve oyunculuğu, Melisa Sönmez'in körü körüne aşık karakterini canlandırırken gösterdiği oyunculuğu. Film her ne kadar eleştirilen filmlerden biri olmuşsa da, ben bu iki oyuncuyu birbirine çok yakıştırdım filmde. :)

Nehir masallara tutkun bir anasınıfı öğretmeni, Ozan ise yaşamayı unuttuğunun farkında olan bir solist bu filmde. Tüm içinde yaşadığı karmaşıklıklar, Ozan'ın sesine yansıyor. Nehir ise bu sese ilk duyduğu anda tutuluyor ve peşine düşmeye karar veriyor. İki zıt yaşama sahip Ozan ve Nehir, aşkı yaşayabilmeye çalışıyorlar. Bu amaçla uğraşan kişi daha çok Nehir aslında... Cümlelere inancı kalmamış birine, nasıl kendinizi anlatabilirseniz işte o kadar anlatmaya çalışıyor Nehir kendisini ve bir aşkı yoluna sokabilmeye o kadar uğraşıyor. Yeri geliyor hareketleri ile, yeri geliyor cümleleri ile... Bazen terkeden taraf olamıyor insan, Nehir işte böylelerinden...

Bazen insan karakterleri seviyor bir filmi veya kitabı okurken. Ve bazı filmler, müziklere de bir rol veriyor.  Mert Fırat'ın sesini ve şarkılardaki yorumunu çok beğendim. Özellikle de Nilüfer şarkısına yorumunu çok beğendim. Siz de dinleyin istedim...


   Filmi izlerken; Nehir'in körü körüne kendini yıpratmasını doğru bulmayan arkadaşı rolünde de hissettim kendimi, Nehir olarak da... Nehir karakterini de sevdim bir yandan. Ama bir yandan da dedim ki, insan böyle yaparak bazen sonrası için "çabaladığından ötürü" rahat hissediyorsa da kendini; bazen de çabalamanın fayda etmediğini en sonunda görmek bir ömür kötü hissettirecek bir hisse sahip ediyor insanı... Yani; Nehir gibi olmak lazımsa da bazen, Nehir gibi olmamak da lazım bazen. Dozunda yani, anlatabildim mi acaba kendimi???  

Siz en iyisi bu filmi de izleyin izlemediyseniz de, konuşalım biz bu konuyu bence. Yorumlarınızı bekliyorum; aşkınız için kendinizi sonuna kadar harcayan mısınız, kötüye gideceğini anladığınızda çabalamaktan vazgeçebilecek kadar cesaretli misiniz? Bu soruların cevapları yaşanılan aşka göre de değişir elbet. Ama bir yandan da, yaşamanız gereken bir şey döner durur sizi bulur demiyorlar mı?

(Sormayın, ben bunlarla kafayı doldurmayı tercih ediyorum bir filmin veya kitabın hikayesine kapılınca işte. Eğlenceli bir uğraş ama, hobim oldu resmen. :) )

Bu yazımı bitirmeden önce, Bir Varmış Bir Yokmuş filminin müziklerini dinlemenizi tekrar tavsiye ederim. Okuduğunuz için teşekkür eder, sevgilerimi de sunarım. :)

25 Aralık 2013 Çarşamba

İzledim - Yağmur Adam (Rain Man)


Bu bir İzledim yazısıdır. :)

Rain Man'i yani Yağmur Adam'ı izledim bugün. Cumartesi günü akşama doğru izlemeye başladığım bir filmdi kendisi, yarım kalmıştı. Bugün ise geri kalanını izledim, taze taze yazıyorum şimdi... Rain Man 1994 yapım bir film. Tom Cruise'un daha genç olduğu zamanlar yanii. :) Filme puanım 10 olacak, çünkü kardeşliği ve iki kardeşin kurduğu derin bağlantıyı çok güzel anlatan bir film olmuş. İzlemek için bu kadar geç kalmasaydım keşke. :)

Sonu tam beklediğim gibi olmadı elbet filmin, ancak bu son da güzeldi. Tom Cuise'un Charlie rolünü oynadığı, Dustin Hoffmann'ın da Reymond rolünü oynadığı karakterler çok başarılıydı. Dustin Hoffmann'ın oyunculuğu ön plana çıkmış elbet, ancak Tom Cruise'un oyunculuğu da Dustin Hoffmann'ın oyunculuğunu takip ediyordu... :)

Filmin Konusuna Gelince; Ailesinin tek oğlu olduğunu sanan Charlie, hayatta annesinden sonra babasını da kaybedince mirasın ona kalacağına sevinerek babasının cenaze törenine gider. Aralarındaki kavga ve anlaşmazlıklar dolayısıyla senelerdir görüşmediği babasının, mirası bir kuruma bıraktığını öğrenen Charlie araştırmaya koyulur. Ve o kurumda bir abisinin olduğunu ve asıl mirasın abisine bırakıldığını öğrenir. Abisinden hakkı olan mirası almak üzere yaşadığı şehre götürmesiyle asıl macera başlar. Bundan sonra yıllar sonra iki kardeşin bir araya gelme süreci başlar... (İzlediğim kadarıyla konusunu yazmak istedim yine.) :)


Gelelim filmde beni en çok etkileyen kısma; elbetteki filmin sonuna doğru abi kardeşin başlarını birbirlerine dayamaları beni çok etkiledi. :) Sevginin birleşimiydi bu, bağlılığın gösterişiydi. Anne babaya duyulan sevgiden sonra, kardeşlik gelir bağlılık konusunda. Kardeş, abla, abi, başkadır. Aslında bu hayatta en yakın ve en sıkı arkadaş ve sırdaştır kardeş... Allah cümlesine, bu yakın bağlılığı tattırsın... Şükür ki ben şanslı bireylerdenim, bir ablam var... :)

Diyeceğim şu ki; bu film izlenir. Size güzel bir zaman geçirir, tatlı duygular hissettirir. Biraz daha uzasaydı film, kesinlikle bu kardeşlik örneğine ağlayabilirdim. Aralarına, büyük kardeşin engellilik durumu girmiş olsa da, kardeşlik duygularını tatmalarına engel olamayacağını gösteriyor film... :) 

Sevgilerimle...

*Bu yazıdaki resimler, Google Görsellerden alıntıdır. :)

3 Mart 2017 Cuma

İzledim - Serendipity (Tesadüf)


En son bir "İzledim" yazısı yazmayalı uzun zaman olmuş... Ne zamandır çok film izleyemesem de, bu sene için kendime söz vermiştim ve bu sözü tutabiliyor olduğumu düşünüyorum. Bugün bir film izledim, adı "Serendipity..." İzlemek İstediğim Filmler Listem 2'de bulunan filmlerden biriydi bu film. Böylece listeden bir film daha eksildi... :)





“Kadere İnan” “İşaretleri Gör” “Anı ve Aşkı kaçırma.” Öğütlerini veren bir aşk filmi oldu benim için Serendipity. İsmini sevdim, telafuz edilişi de anlamı da güzel; beklenmeyen tesadüf demekmiş. Tesadüfler beklenir oysa bazen hayatta, doğru. Ve beklenmeyen tesadüf, bazen beklenin de üstünde güzel olur...

Kaderin varlığına, işaretlerin doğru yöne yönlendirebileceğine ve kaderin ihtimaller üzerine yaşanabileceklerini kurguladığını ama bizim seçimlerimizle hayatın akış değiştirdiğini söylüyor film. "Anı ve aşkı kaçırma", en önemli öğüdü bence. Emin olmadığın hiçbir işe girişme ve hayata sana dönebilecek bir şeyler bırakmaya bak… Gerçekte böyle midir bilmesek de, evren senin bıraktıklarını sana geri getirir gibi bir inanış var filmde. Belki de doğrudur; hayata bir şeyler vermek gerekir, iyiyi güzeli bize getirsin diye. Ben bu konuda, “hayatta verdiğimiz sınavlar dâhil olabilir” diye düşünürüm hep, iyi ve güzel şeylerin bize dönüp gelmesinde…

Başrollerinde John Cusack (Jonathan) Ve Kate Beckınsale (Sara)’in rol aldığı, güzel ve değişik bir aşk filmi; Serendipity... Bir tesadüf düşünün hem size gelmesini bekliyorsunuz hem de siz ona yön vererek bunu sağlamaya çalışıyorsunuz. Allah herkese, sevmeyi ve sevilmeyi gönlümüze göre, kaderlerimizi de doğru şekillendirmeyi nasip etsin; böyle diliyorum… J


Filmden sonraki ilk düşüncelerim bunlar. Ve bu cümlemden sonrası, filmi izlememiş ve izlemek isteyenler için film içerisinden bilgileri içeriyor... ! :) İzlemeyenler ve izlemek isteyenler için sonrasını okumalarını tavsiye etmem. Zira yazımın devamında "Spoiler" dedikleri, film içeriğinden bilgiler bulunmaktadır. 



Filme dair aklımda kalanları ve etkilendiğim noktalardaki beğenilerimi yazmaya şöyle devam etmek isterim;




"Anı ve Aşkı kaçırdılar mı peki?" dersek; Ah doyasıya yaşamadılar başta ama -şu fotoğraf kolajını yapmadan önce- ekran görüntüsü olarak aldığım bu 4 görüntüyü film boyunca bekledim durdum. Ve esasında filmi izlemeye de değdi. Zira verdiği mesajlar benim için çok güzeldi... :)

Filmin başında en beğendiğim sahne; tanıştıkları günde aşık olan çiftimizin birbirlerini tanıma sahnelerinde, erkeğin kadını tanımlama biçimlerinden biri oldu. Sara buz pistinde düştü, kolundaki yaraya bakmak için bir banka oturdular. Jonathan Sara'nın dirseğindeki yaraya bir yara bandı yapıştırdı. Sonra Sara'nın kolundaki çilleri gördü. Sara klasik görüyordu, "İngiliz olmanın getirdiği bir lanet gibi" diyordu. Jonathan ise, "dikkatli bakarsan Samanyolu'nu görebilirsin." diyerek bir kalem aldı ve koluna çizim yaparak bir hikaye anlattı kızımıza. Klasik görülen çilli kollarını gökyüzüne benzetmiş ve samanyolu demişti onlara. Bu bakış açısı, "Sevmek, insanın sevdiğinin kusur olarak anılabilecek yanlarını özel bulabilmektir." olgumu yeniden ortaya koydu resmen... :)

Ve filmde en sevdiğim sahnelerden birkaçı da, New York'un özel yerlerinde yaşanan o güzel anılarda idi... Mesela Central Park'taki o doğal gördüğüm "buz pistinde" Sara'nın Jonathan'ı tanıma telaşıyla sorduğu sorular. Sonra; gerçek mi bilmediğim ama adını sevdiğim o güzel cafe "Serendipity 3". Ve bir de filmde tanıştıkları gün son kez kaderleri için işaret bulma oyunu oynadıkları "Wandorf-Astoria Oteli". Evet, o otelin gerçek mi yoksa film için mi öyle isimlendirildiğini merak ettim aslında. Ama hemen sonrasında da öğrenmek istemediğimi hemen keşfettim. Eğer öyle bir yer varsa adı başka ise bile, benim için adı Wandorf-Astoria kalsın istedim... Filmdeki mekanları da böyle benimsedim işte...

Yukarıda bahsettiğim konular sebebiyle; filmin sonunu hevesle ve güzel bir sona kavuşacağını tahmin ederek, ama nasıl kavuşacağının heyecanıyla izledim. Aslına bakarsanız film bitene kadar ara ara gerçekten bu film sarıp sarmalayacak mı beni diye de bekledim. Sonunda sardı sarmaladı. Son sahnelerinde beklediğim anlarını ve mutlu olduğum anlarını ekran görüntüsü aldım işte. Bir de başroller haricinde bir karakteri çok sevdim; başrol karakterlerimizin ilk karşılaştıkları yer olan mağazanın tezgahtarı rolünü oynayan Eugene Levy. Oyunculuğunu çok sevdim. O tezgahtarı çok benimsedim ben ya... :) Böyle komik girişler yapan hoş bir mizacı vardı, oyunculuğuna sağlık. :)


Kısacası, güzel filmdi. Bir daha izlerim diyebileceğimi başta tahmin etmediğim ama bir daha izlerim diyebildiğim, müziklerinin de güzelliğini es geçemeyeceğim bir filmdi. 

"Kadere inan ama hayatı ve anı kaçıracak kadar da değil." öğüdünü aldığım bir filmdi benim için, güzel vakit geçirdim izlerken bugün. Serendipity oyuncularına, emeklerine saygılarımla diyerek bu yazımı noktalıyorum o zaman. Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...