10 Aralık 2017 Pazar

Pazar Yazısı #41 - Maşallahlık Pazar


Yine olabildiğince geç başlayan ve de olabildiğince ağırdan ilerleyen bir gün olması adına uğraşılan bir pazardı bugün... Sabah kalktığımda epey sisli ve fırtınalı bir yağmur hakimdi dışarıda. Uzun zamandır sanırım buralarda böyle bir fırtına olmamıştı, ki bu eve taşındığımızdan beri çok fırtına gördük. Ama eskiden daha sıktı böyle fırtınalar, kışlar daha çetindi dedirtti bugün bana. Sonra mevsimlerin değiştiğine üzülürken buldum kendimi elimi yüzümü yıkarken... Bir sene daha bitiyor, sadece bu seneyi değil geride bıraktığım birçok seneyi gözümün önüne getirip dalıp gitme fırsatını daha derinden yaşıyor ve bu hakkımı doya doya kullanıyorum bu ara... :)





Aralık ayını bu sebeplerden sevdiğimi söylemiştim daha öncesinde de, benim için maşallahlık pazar olmasının birinci sebebi bu... İkinci sebebine gelince de; bütün haftayı yeterince ders çalışmamış olarak geçirmiş de olsam, hafta başında yaptığım planımın biteceği güne gelmiş bulunarak birçok maddeyi gerçekleştirmiş bulunuyorum bugün. (Üçüncü sebebi de ekleyeyim o zaman, 41. Pazar Yazımı yazıyormuşum, "Maşallah".) 

Bazen plan yapıyorsun ve o plandan birini gerçekleştirip gerisi çöp oluyor hani ya, böyle anlarda insanın planı programı bırakıp salıp oturası geliyor doğrusu! Ama bende bu böyle olmuyor, vazgeçersem öylece salıp gideceğim; artık çok net biliyorum bunu. O sebeple, uzun bir süredir inanıp ısrar edip planları yeniliyorum. Ve yine yenile yenile, derken 2 haftadır üst üste tutturamadığım ve üçüncü haftası olan bu haftada da bir plan programı daha tutturabilmiş olmamın mutluluğu hakim içimde. Aman Allahım, maşallah! :)

Planlar ve programlara bir uyumlu bir uyumsuz olsam da, sürdürmeye devam edeceğim inşalllah... Ötesi plansızlık, mazallah daha kötüye gidiş vs olmasın diye hem de; sağlığım, hayallerim, yaşamam ve devam edebilmem için hayata... Planla programla toparlayayım kendimi, beni sıkan tek şey plan ve programlar olsun yeter ki, ben onlara uymak zorunda kalayım.
(Kendi kendime hakimiyet kuruyorum resmen! Ama sebebim var, benim içimde de gizli bir miskin var; herkes gibi aktif değil ama bazen de aktif oluyor, geceleri yatağıma yattığımda "ne yaptım ben bugün? -Hiç!" diye sorgulatıp cevap verdiriyor. O yüzden onu dışarı çıkarmamak için bu kadar çabalıyorum!)


Bir maşallah daha rica edeceğim şimdi sizden; bu hafta benim için çok önemli bir hafta idi, zira kendimi hafta başında aşmak konusunda bir eylemde bulundum... Özlem Dolu İtiraflarım adlı yazımı hala okumayan var mı bilemiyorum ama bu itiraflarımla dolu yazım, beni öyle rahatlattı ki. O yazımın devamının gelmesine henüz hazır mıyım bilmiyorum; ama hazır olmayı beklemeyeceğime dair verdiğim bir söz de var ki kendime, o sözümü tutmaya çalışıyorum bu sıra. Kolay değil zordu o yazıyı yazmak, ama içimde "yazmasaydım keşke" diyen hiçbir yan olmadığına mutluyum şimdi. Bir maşallah rica edeceğim dedim, çünkü yıllardır içimde bekleyen itiraflarımdı onlar ve dediğim gibi kolay olmadı. Benden kocaman bir maşallah daha bu nedenle...


Ve bir maşallahım da, hafta başından beri dinlediğim üç şarkı adına; hafta boyunca her birini kaç kez dinledim bilmiyorum (tahminimce günlük 10'u çoktan geçmiştir) ama haftanın sonuna geldik ve ben hala bıkmadım bu üç şarkıdan;

Ersay Üner- İki Aşık

Buray- Sahiden

Pera- Her Şeyim... :)


Şimdi bizlere Maşallahlık bir hafta diliyorum. Öyle bir hafta olsun ki; planlarımıza uymaktan, sağlığımız için çabalamaktan ve de sorumluluklarımızı bilmekten vazgeçmeyeceğimiz bir hafta olsun... Sevgilerimi ve üstteki üç parçayı sizlere ithaf ediyorum... İyi ki oradasınız! =)

9 Aralık 2017 Cumartesi

2017 Ekim Ve 2017 Kasım Nasıl Geçti?


İlk bu seriye başladığımda, Ocak ayındaki kitap okuma ve film izleme serüvenimden bahsediyordum ve o zaman emin değildim bu yazı dizisini bu kadar sürdürebileceğime. Nihayet Aralık ayındayız şimdi, sıra 2017 Ekim ve 2017 Kasım aylarına geldi bile...

Bu iki ayın benim için nasıl geçtiğinden bahsetmeden önce söylemeliyim ki; 2017'nin başlangıçlarına nazaran yapmak istediklerime dair azimle gelebildiğimi, görebildiğime ve de düşünebildiğime şimdilerde epey mutluyum. Film izlemekte de, kitap okumakta da, her ay bir şeye veya bir şeylere odaklanıp bunlardaki kararlılığımı düzenli şekilde sürdürebildiğime de... Elbet düzenler zaman zaman bozuluyor, ama her defasında bu azimi sürdürmek için geri döndükçe; bu düzen işliyor ve bir bütünde güzel şeylere sebep olabiliyor. Bu seri benim için bu açıdan güzel şeyleri sağlamama sebep oldu. İyi ki yazmaya başlamışım sene başında bu yazı dizisini yani... İyi okumalar... :)

2017'nin Ekim ve Kasım aylarında, Minimalizme sardığım merak üzerine eyleme geçtim... (:




Minimalizm hakkında ne biliyordunuz bilmiyorum ama daha bununla ilgili videoları ve de yazıları okumadan önce bununla ilgili; her şeyden feragat etmek değil, olabildiğince gerekli eşya ile düzeni sağlamak ve böylece hayatın daha kolay olacağını savunan bir düşünce biçimi olduğunu biliyordum... 

Tabi benim bunu bildiğim kadar, böyle olmadığını iddia edenleri de gördü bu gözler daha öncesinde. Ama bende; olabildiğince gerekli olan eşyaları hayatımda tutup, gereksizlerini hayatımdan çıkarmaktan ve gerektiği kadar düzenle yaşamını kontrol etmenin düzgün bir yaşamı sürdürmeye yardımcı olabileceğine inanıyorum... Bu sadeliğin daha sağlıklı olduğu inancı, abartı ve fazlalık hayatımızın her alanında daha büyük sorunlara sebebiyet verebiliyor zira.

Youtube'da izlediğim videolardan beğendiğim iki video var minimalizm üzerine; biri Ilgın Özgan'ın "Hayatı Sadeleştirmek" adlı videosu, diğeri de Melisa Gelis'in "90 Maddelik Minimalizm Denemesi" adlı videosu... Her ikisi de belirli birikimlerini güzel bir dille anlatmış ve Melisa Gelis bu konu hakkında bir liste bile hazırlamış... :)

Öğrendiğim bilgiler, Minimalizm'i "hayatı sadeleştirmek" başlığı altında güzel bir yere koyuyor. Bu da şu demek; vücuduna fayda sağlamayan yiyecek ve içeceklerden, ruhuna zariflikten çok ağırlık veren herşey minimalizmin sadelik öğretisini oluşturuyor. Herşeyin fazlası zarar kısaca; düzensizliğin kendisi, vücuduma fazla gelen ve dokunan yiyecek içecekler, işime yaramayan gerektiğinden fazlası bulunan herşey... 

İşte bu öğretilerden öncesinden de kitaplığımda yeni kitaplarıma kalmayan yer konusunda, aslında kitaplığımda olsa da okumayacağım kitaplarımı tutmak konusunda ısrarcı idim. Esas karara varamamış halde idim işte... Minimalizm üzerine yukarıdaki videoları da izleyip düşününce; hayatımı sadeleştirmeye öncelikle kitaplığımdan yola çıkarak eyleme geçtim... Yerim dar, her daim yeni bir kitabı alabilecek büyük bir kitaplığım yok, ama okumaya da devam ediyorum. Kitaplığımda o kadar yer yok ki, okuyup beğendiğim birçok kitabımı kitaplığıma koyamıyordum. Kitaplığımdan çıkarmak istediğim kitapları gözle bile seçer hale geldikten ve bu gözle seçilen kitaplarım 10 adetten fazla olunca, odamın şeklinin değiştiği Kasım ayında, annemin kitaplığımdan indirdiği kitaplarımı ayıklamaya ve çıkarmak istediğim tüm kitapları da bir kutuya doldurmaya başladım. 

İşte bunların sonucunda, kitaplığımdan çıkarttığım 30 kitabı yakınımızdaki ortaokulun kütüphanesine bağışlamak üzerine kutuladık ve geçen haftanın başında da okula götürdük... Daha öncesindeki haftada da büyük kağıt dosyamda kullanmadığım eski ders notlarımdan arındırmıştım dosyamı... Diyeceğim o ki, küçük bir fayda analizi ile, odamdaki kullanılabilir alanı böylelikle sadeleştirmeye başladım. Zira gözüm yoruluyor, düzenim daha da sağlanıyor. Ve benim bu konuda yazmaya ve de daha arınmaya hevesim var. Düzen güzel şey, az eşya daha çok sahiplik de demek bence aynı zamanda da... :) Siz Minimalizm hakkında ne düşünüyorsunuz bu arada? Benimle paylaşmanızı bekliyorum sabırsızlıkla...

2017'nin Ekim ve Kasım aylarında sıkı sıkıya çalıştığım beş dersimin, 25-26 Kasım 2017 tarihlerinde Ara sınavlarımı atlattım... (Bu dönem okuduğum Aöf Sosyoloji Lisans bölümümde, kalan son 6 dersimin 5'ini alıyorum.)



Bir başlıkta ve iki cümlede anlatılabilen bu konu, garip bir heyecan ve tez canlılık barındırmama sebebiyet veriyor bu dönem bende. Ara sınavlarıma girdim ama son sınavlar olmasına rağmen bir an önce bitmesine dair bir istekle artık biraz sabırsızlık da bulunduruyorum içimde, sınav sonrasında bir inanamamazlık da barındırdım içimde. 

Üstteki resimlerde de gördüğünüz üzere, ara sınavları bitirdiğimiz o gün arabaya bindiğimde yüzümde bir tebessüm ama bir yandan da şaşkınlık vardı. Sınavlarımın nasıl geçtiğinden ve de nasıl hissettiğimden bahsetmiştim o gün esasında buradaki yazımda da. Ama şu hislerimden bahsedemedim bu dönem; 6 senedir devam ediyorum bu bölüme ve artık bitebiliyor olduğuna sevinirken, bir yandan da bitmesini dört gözle beklediğimi hissediyorum. Hani bir şeyi bitirmek üzere olduğunuzu hissedersiniz ama diğer yandan da "ya aslında düşündüğüm gibi gitmez ise işler?" diyerek endişelenirsiniz ya hani! Bu endişe içinde, hem daha çok çabalamak hem de bir an önce sonuca ulaşmak adına stres ve sabırsızlık içine kaldığım bir noktadayım işte. 6 senedir bu bölümü bitirebilmek adına çok çaba verdiğime inanıyorum; gerek hastalandığım sebeple ihmal etmek durumunda kaldım da uzadı, gerekse de bazı derslerimin sınavlarında çabalarıma herhangi şekilde sınavlarımın ilkinde istediğim sonuçla karşılık alamadım ve uzadı işte... 

Velhasıl bitmesini istediğim bu bölüme emek verdiğim kadar, o da beni geliştirdi. Ezdi, büktü ve bir amaca doğru giderken streslerden ferahlıklara çıkardı. Şimdi bitmeye yakın iken ben, ara sıra endişelerdeyim. Razıyım bu sene de stresli-stressiz geçsin gel gitlerde, ama bol azimli şekilde geçsin ve kolayca verebileyim şu son derslerimi de. O diplomanın resmini buraya da koyacağım, evimizin salonundaki vitrine de; zira bu 6 senede, sağlığımdaki gel gitlerin ve durağan veya hareketli anlarının da izi var. Bu güzel bir amaçtı, güzel bir hayalimdi; liseden beri istediğim bir bölümü bitirip, kendimi geliştirmeme de tutunmama da sebep oldu amaçlar dizisine... :)



2017 Ekim Ve 2017 Kasım aylarında 17 film izledim.




Ekim ve Kasım aylarında 17 adet film izledim; 9'unu Ekim ayında, 8'ini Kasım ayında izledim. 1 haftada 11'ini izlediğimde yazısını yazmıştım, 1 Haftada 11 Film İzledim başlıklı yazımda... Ve diğer izlediğim 6 film ise şunlar idi;

Bizim Hikaye- 11.10.2017
İftarlık Gazoz – 13.10.2017
Dans Tutkusu 18.10.2017
Tiffany’de Kahvaltı - Tiffany’s Breakfast – 08.11.2017
Sarı Zeybek – 10.11.2017
Ekşi Elmalar – 27.11.2017

Ancak gelgelelim benim Ekim ve Kasım ayında izlediğim ve bir daha bir daha izlemek isteyeceğim iki film oldu, onu da üstte afişlerini ekleyip yan yana koyduğum gibi bu iki film; Güzel Ve Çirkin Ve Peekay idi... 2017 yılında, en iyi şekilde yerine getirdiğimi düşündüğüm bir madde var ise eğer; o da bol bol film izlemem oldu. Senenin başında ayda en az 8 film izleme kapasitesi koymuştum ki, senenin son ayının içinde bulunduğumuz bu günlerde bunu fazlasıyla yerine getirebildiğime seviniyorum. :) Pk'ı kesinlikle tavsiye ediyorum bu arada; izleyin, Amir Khan benim için candır ya! (:


2017'nin Ekim ve Kasım aylarında en çok dinlediğim müzikler... 


Gelelim Ekim 2017 ve Kasım 2017'de en çok dinlediğim müziklere;

Ekim ayının bana göre sanatçıları hep Karadenizlilerdi. Keşfettiğim şu ki, Eylül ve Ekim'e Karadeniz müzikleri çok yakışıyor. Ama bunların yanında en çok dinlediğim bir sanatçı da vardı ki; adı Emir Can İğrek'ti. Ben kendisinin ilk müziğini Eylül ayında Meromun tavsiyesiyle dinlemiştim, müzik kutusu adlı şarkısı. Ekim ayında da kendisinin tüm müziklerini dinledim, her birini de sevdim... Öyle uzun zaman olmuş ki, yeni birini keşfedip her şarkısını beğenmeyeli; Ekim ayında da Kasım ayında da en çok dinlediğim onun şarkıları idi...


Bir de bunların yanında en çok dinlediğim 3 müzik oldu ve bu 3 müzik benden hepimize gelsin. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle... :)






7 Aralık 2017 Perşembe

Nöropatik Ağrı İmiş - 07.12.2017


"Sebebi ne olursa olsun sağlığın ihmalinin, korkudan sebeple de sonuçlardan kaçınmanın hiçbir faydası yok insana!" demiştim dün gece instagram hesabımdaki bu paylaşımımda. Bugünkü yazımın esas konusu budur işte... :)



Dün Yalova'ya gittik ve kaç zamandır ne olduğunu bilmediğim ve yeni bir atağin belirtisi olmasından korktuğum yanmalarımın sebebini doktorumdan öğrendim... Şükür ki; dün gece Yalova'daki Aktif Fizik Hastanesi'ndeki Fizik Tedavi Doktorunun beni rahatlatması ve ilaç tedavisine başlatması, bir başka ihmali gönül rahatlığı ile bitirmeme de sebep oldu... 


Dün şikayetlerimi doktora anlattığımda çok sürmeden beni muayene etti önce, güç konusunda değişkenliğim olmadığını ve belirli durumlarda da iyi olduğumu söyledi. Durumumu kötü görmediğini hissettirdi ve kontrolünün sonrasında da karşıma oturup bana şöyle dedi; 

"Didem, bahsettiğin Nöropatik bir ağrı. Çoğu hastalar bunu tanımlayamaz ve bu durumun ağrı olarak da kendini belirtmemesinden kaynaklanabiliyor. Ama neticede bir ağrı ve tedavi edebilmek için bir ilaç yazacağım sana. Biraz ağır gelebilir başlangıçta ama ilk 10 gün yatmadan bir saat önce iç sonra sabah akşama dön." 

Durumum doktorumun anlattığı üzere ve fizyoterapistlerim olan Yasemin ve Merve ile de az biraz tahmin ettiğimiz üzere "sinir ağrısı" imiş. Biz sinirlerden birinden herhangi bir baskı olabileceğini tahmin etmiş ama "nöropatik ağrı" diyememiştik. Teşhis konuldu ve ben öyle bir rahatladım ki, beklediğim bu değildi ve benimki beklemediğine kavuşmak da olduğu için rahatlığım artarak katlandı... 

Korku diyordum ya; sebebi doktora gittiğimde "bu yeni bir atağın başlangıcı" diyecek diye düşünmem idi. Zira ben ilk defa bu kış yanma belirtisi ile karşılaşıyorum vücudumda. Meğer sinir ağrılarının belirtisi üşüme veya yanma şeklinde kendisini gösterebiliyormuş. "Atak değilmiş, doktorum bunu da onayladı!" :) ... Bu yazıyı şu sebepten de yazıyorum, ne korkunuz olursa olsun doktora görünmeyi ihmal etmeyin lütfen. Google korkularınızı tetikleyebilecek bir araç bu süreçte, Google'ı doktor olarak görmeyin. Ne nedir diye bakacağınız son yer bile olmasın Google sağlık sorunlarınızda... "Çünkü sağlığımız korkumuzla geri plana atılacak, ihmale uğratılıp en son müdahale edilecek değersiz bir eşya değil. Yangında kurtarılacak ilk eşya, gerçek hayatta da böyle müdahale etmek gerek ona..."

İşte böyle bilgisine ve ilgisine güvenerek gittiğim doktorum, beni öyle bir rahatlattı ki; dün pilates topuna ayaklarımı uzatıp belimi dinlendirme, ayaklarımı gerdirme ve birkaç hareketimi yaptığım egzersizler dizime de gönül rahatlığıyla döndüm. "Sadece bir süre aşırı şekilde zorlamamak adına, bel hareketlerine çok yüklenme" dedi doktor. Bir sürelik bel bastırma ve belimi zorlayabileceğini düşündüğüm hareketleri olabildiğince az miktarda tutacağım... Bir süredir Pilates topu üzerindeki egzersizlerime ara vermiş olmamın sebebi ise, ara sınavlara doğru derslerime çalışmaya ağırlık vermemden ötürü zoraki bir süreçle gerçekleşmişti. Ama sonrasında da bel yanmalarımın, bacak ağrılarımın ve yanmalarımın meydana çıkması ile, ihmale bende sebebiyet verdim; geri dönme sürecimi erteleyerek ve olabildiğince uzatarak... Şükür ki dün bu ihmale de son verip, önce kendime sonra da Yaseminime verdiğim sözümü tuttum nihayet... :)



Diyeceğim o ki; "Nöropatik Ağrı İmiş, oh be!" dedim dün gün boyunca... Ve bu sabaha uyanmadan önceki gece Pilates topumun üzerindeki egzersizlerime geri döndüm ve üstteki kolajladığım resimlerimde de görüldüğü gibi; kendi kendime verdiğim sözümü tutmam ile büyük bir tatmine ulaştım ve bir daha hiçbir durumun ihmalime uğramasına sebebiyet vermeyeceğimi umuyorum. Çok ders çalışmam gerekse bile, gecesine ve gündüzüne iki kez ekleyeceğim Pilates Topu üzerine ayaklarımı uzatarak yaptığım hareketlerimi eksik etmeyeceğim... Sağlığım her şeyim, ama sağlığımı ihmal ettiğimde ihmallerimin kötü sonuçları oluyor her şeyim!


Öncelikle doktoruma teşekkürlerimle; korktuğum bir süreçte daha beni yalnız bırakmayan fizyoterapistlerime ve aileme, bir de kendime verdiğim sözümü tutup geri döndüğüm hareket düzenim adına dün bir ihmalimi daha sonlandırdığım için kendime teşekkür ederim... Bu yazıyı en çok kendime teşekkürlerimle bitiriyorum işte ve yine sizlere sevgilerimle... =)

5 Aralık 2017 Salı

Yeni Hafta Ve Özlem Dolu İtiraflarım - 05.12.2017


Dün yeni bir hafta ve yine bir Aralık'a umutlarla başlayalım derken, Yalova'ya doktor kontrolüne gidemeden başladık haftaya. Geçen hafta bacaklarımda oluşan kasılmalar ve de bu kasılmalara bağlı fiziksel ve de içten yanmalarımın oluşmaya yeniden başlaması sebebiyle kontrole gidecektik, yarına kaldı. Yarın bana doktor yolu gözüktü. Fizik doktorumuz ne diyecek bakalım, umarım güzel sonuçlar alırız...


Dün (04.12.2017); sabah balkonda başlayıp, akşamına da balkonda noktaladım günü... Yalova'ya gitmeyince Kağanımı okuluna gönderdikten sonra, balkonda ne zamandır kendime vermediğim duraklama fırsatını kendime verdim. Sabah kahvaltımın sonrasında annemin yaptığı kahvelerimizi içtik, üstteki resimde solda görüldüğü gibi. Bir süredir, kahvenin yanında 1 adet yemekten hoşlandığım naneli çikolatamın kabı saat şeklinde olduğundan, bu fotoğrafı "Vakit nakittir, değerini kıymetini bilmem gerekir!" dedim ve düşünmelere başladım. Düşündüğüm kadar da yazmaya karar verdim ve üstteki resmin sağ tarafında hava kararana dek kendime almam gereken notlar ile başladım haftaya... :)


Özlediklerimden bahsedeceğime söz verdim ya hani, üstteki görüntüler ile size ilk itirafımda bulunmak istiyorum; üşümemeyi değil de, soğuğa eskisi gibi meydan okuyabiliyor olmayı özlediğimi farkediyorum bir süredir. 

Ne bileyim, eskiden bu kadar etkilenmezdim ki soğuktan. Kaslarım hiç şişmedi ilk atağımı geçirene dek böylesi... Fırtınalı havada sımsıkı giyinip atkılarımızı sarınıp dışarı çıkma gafletinde bulunurduk da, yürüdüğüm sırada arkamdan rüzgar ittirirdi beni! Hızımı arttırır devam ederdim yoluma, ağzımda "pıtı pıtı" şeklinde geçip giden "Allahım düşmeden şu apartmanın kapısına ulaşayım!" duası ile apartmanın kapısına gidişimi hatırlıyorum da; büyük bir macera idi benim için o anlar... 

Özlemekten nefret ettiğimi düşünürdüm bir ara, nankörlük gibi görürdüm; çünkü şükürdü bugünüme, daha kötülerini gördüm ya hani ben. Ama 1 senedir, söylemekten çekinmemeye gayret gösteriyorum. Çünkü söyleyemediklerim büyüyor; içimde, kaslarımda, nefesimde, beynimin en ücra köşesinde... Belki yapamadığım birçok hayalin arkasında bu var, çünkü ertelediğim en büyük olgu bu benim için bu sıralar. Özlediklerimi kendi kendime yazmayı sevmeme rağmen, kendime dahi yazmıyorum ki ben! Ta ki şu ana dek... :)



Ve bugün (05.12.2017); not alıp da bilgisayarıma ve de şu üstteki defterlerime yazacağım birçok notumu irdeledim bilgisayarıma kaydettim kendimce. Defterlerime döneceğim dedikçe kendime; birçoğunu telefonumun, bilgisayarımın ve mailimin not bölümlerine kaydettiğim dolu anıları ve notları kaydettim aklımda. Üstteki resimdeki küçük defterimin üzerinde şöyle yazıyor; "Kalbin konuştuğunda, iyi notlar al. - When your heart speaks take good notes." Notlarımı almış ama yazamamışım birçok yere, oysa ne defterler bitirdim dururdum ben şu iki sene öncesine dek. 

"Defterlerime yazmayı da özledim!"

Ama öyle basit yazmak değildi eskiden benim yaptığım, ben hiç utanmadan kime ne hissedersem önce defterime yazardım. Sabah-öğle-akşam demeden defterime yazardım. Sevdiğim bir not çıkardı izlediğim bir programdan, hemen koşa koşa defterimi kapar gelir onu not ederdim. Defterime uzanmak zor gelirse de, not alır ama mutlaka onu ihmal etmez yazardım. Uzun zamandır kimseye, duymadığım aşkı yazardım ben. Belki uzun zamandır birinin beni seveceğini ve benim de birini seneler önceki hesapsızlığımla seveceğimi düşünmediğimden yazamıyorumdur şimdi... 

Yazmayı özledim; günlük tutuyor olsam da yine, eski zamanlardaki gibi hesapsızca içimi dökebilmeyi istiyorum ben! Bunu özledim. Ama özlemlerimi yazamadıkça, yaşananların bana hissettirdiklerini de aktaramıyorum... 

Ya sen okuyucu; hangi özlemini yazmadın ve dile getirmedin de bulunduğun alanda, en sevdiğini düşündüğün alanlarda dahi kendini yetersiz hisseder oldun? Ben bu ara yazmaya olan ilgimi de, yeterince içinde bulunamadığım sosyal medyaya olan ilgimi de, özlemlerimi ertelememden sebep yeterli ölçüde gerçekleştiremiyor görüyorum kendimi. Ama gel gelelim özlediklerimi yazar isem toparlanabilirim bence. İtiraflarım gelmeye devam edecek yani, bir de yanı sıra 



Mesela, bir itiraf daha; dans etmeyi, ayakta dikilmeyi ve rüzgara meydan okumayı da, her ortamda bulunmaktan daha çok özledim. 

Ayakta olmayı deli gibi özledim, az arkadaş öz arkadaş olgusunu deli gibi kavradım. Bulunduğum birçok ortamda kabullenmek ya da kabullenilmemek artık umurumda değil, ama bu sefer de ben ayakta değilim. Yazacağım çok şey var, dertleneceğim çok şey vardı eskiden; hepsi birer anı oldu ama kırıkları içime battı. Ben özlemlerimi erteledikçe, içime içime kanayan yaralarım dilimden sözleri çıkaramaz oldu. 

Ben eski kendimi çok özledim, bu itiraflarım o kendime ulaşabilmek için. Ben yine benim, ama daha fazla yaralanmayayım diye, özlemlerimi gerçeğe dönüştürene dek konuşmayı erteledim! Bozuyorum dilime vurduğum mührün geçerliliğini. İçimde yaşıyordum ne varsa da; "insan söylemese de özlemeye devam ediyor ve meğerse daha çok kanatıyormuş yarasını!" diyorum işte. 

Sevgilerimle, Didem Köse...

Not; bu itiraflar da, bu blogtaki diğer yazılar gibi bana ait ama uzun zamandan sonra böyle itirafları tek bir yazıda sıralamak benim için çok zordu. Ama başardım, isim ve soyismimi yineleme gereğini de bu sebepten kendi adıma duydum. Görüşmek üzere... :)



2 Aralık 2017 Cumartesi

İnternet Günlüğüm 2017 #3 - Ne Yapsam Olmuyor Bazen


Olumsuz bir başlık gibi görünse de bir durum değerlendirmesi gereği duyarak yazmaya başladığım bir yazı aslında bu. Çünkü bir yerden yapmaya çalışırken, bir yerden yıkmak diye bir olgu ile karşı karşıyayım bu aralar. Ve bu durum "ne yapsan olmuyor bazen" durumuna denk düşüyor... İnternet Günlüğüme yazmayalı uzun zaman oldu, içsel konuşmalarımı yazmaya ihtiyacım vardı ve işte yazdım gitti... :)


Geçen haftasonunda bitirdiğim bu dönemin ara sınavlarından sonra, bir sıkıntıdır peydah oldu kaslarımda bu haftanın başında. Perşembe günü artarak katlanan bu durum, Cuma günü -yani dün- oldukça sıkıntılı bir hal almaya da devam etti. Dünkü fizik tedavi dersimizde elleri dert görmesin Fizyoterapistim Merve epey masaj yaptı çörekotu yağı ile, o beni epey rahatlatsa da bu sert bölgelerin sertliği hala geçmedi. Ben dünden beri kendimce şöyle epey bir düşünmeye uğraştım da, sağlığımı bazı noktalarda sekteye uğratmış olabilmemi kuvvetle muhtemel buldum...

Yasemin ile derslerimiz bitti biteli, yeni bir düzene alışmaya çalışıyor olmam bir yana dursun; "ara sınavlarım da epey yaklaştı, çok çalışmam gerek" olgusuna fazla kapılıp, ihmal etmiyorum desem de ihmal ettiğim kendi düzenimi sıfırlamış gibi bir şey oldum. Uykuya fırsat bulabildiğim geç vakitlerde, "bir de yatmadan önce hemen pilates topuna ayağımı uzatacağım!" dediğim planlarımı neredeyse hiç gerçekleştiremedim. Aslına bakılırsa, güz dönemi sınavlarına yaklaşmışken olan birçok ihmali bu sene daha ağır geçiriyor olabilirim!

Daha birkaç hafta öncesinde, "Bu sene kışı daha rahat geçireceğim, kasılmalarım bu soğukların başlangıcında epey hafif yok gibi geçiyor!" demiştim. Dediğim hepsini yedim, yiyorum şimdi. 3 hafta öncesinde, belimdeki kireçlenmelerin aşırı şekilde ağrıları ile karşılandım öncelikle. İlk defa yanmalarım başladı bu kış. 3 hafta öncesinde, o yanmalar 4 gün sürdü. Geçiş dönemi dedim başta ama ne yalan söyleyeyim çok fazla da korktum... Ağrılar gibisi yok, derken yanmanın daha beter olduğunu öğretti bana hayat bu sefer de...


Gelgelelim ihmal ettiğim yerlerden toparlamaya çalışıyorum işte, buraya bile yazacağım deyip bir türlü yazmaya başlayamadığım bir yazı dizisinin eseri bile olabilir bu kontrolsüzlük. Ele almam gereken o kadar çok şey varken, yaptığımı hissettiğim o kadar çok şey varken, planlarım dolu iken üstelik; plansızlıkla oluşmuş gibi görünen bu durumlar, nasıl can sıkıyor bilemezmişim meğer...

"Egzersiz Günlüğüm" yazı dizimi bir türlü yazmaya girişemedim. Ben gibi birileri varsa eğer, yardımcı olacaktım hem kendime hem de onlara oysa. Sene başından bu yana sürdürdüğüm düzenimi, sene sonuna doğru yıkmayacaktım ve sürdürecektim azimle. Bunları düşündüğüm bu hafta beni şu sonuca götürdü; 2-3 haftalık süreç beni bu hale mi getirdi, yoksa birkaç senedir kendime bile söyleyemediğim ve söylersem herşeyi yıkabilirmiş gibi algıladığım özlemlerim mi?

Dans etmeyi özledim, demiştim. Yazısını dahi yazacağım bu özlemimle başlayıp özlemlerimin, demiştim. Yazmadım-yazamadım, plan dahiline alıp da zaman kolladıklarımın ilhamını beklerken zaman kaybettim. Ve bu zamanı da bir an önce kazanmalıyım...

"Ara sınavları bitirdim, iki dersin sınavı kötü geçti ve dönem sonu sınavları için daha sıkı sarılmam gerek derslere!" derken, soğuklardan ve belki de stresten spazma girdiğini düşündüğümüz bacaklarımdaki sert yumruların korkuları ve de sıkıntıları içindeyim şimdi de. Yapmam gerekenin daha çok yazmak ve boş da olsa yazmak olduğunu kavradığım için de öncelikle içsel bir konuşma yapmak istedim kendimle.

İnternetin zararları olduğu kadar, hiç şüphesiz ki yararları da var. Bunları buraya yazmak öylesine rahatlatıyor ki beni ve bir o kadar da kendime getiriyor, planlarımı unutmamamı sağlıyor. Diliyorum önümüzdeki hafta içinde, egzersiz düzenimi yeniden devam ettiriyor ve günlüğünü tutabiliyor olacağım... Planladığım bir defter olmasına rağmen, buraya olduğu kadar uzun uzun yazamıyorum; dilerim ne burayı ne de defterlerimi ihmal etmem bundan sonra da...


"Ne Yapsam Olmuyor Bazen" desem de; bir o kadar oldurduklarım da var benim. Bu plan program içerisinde yapamadıklarımı ara ara içerliyorum. Kendime ve nacizane hepimize önerim; ertelemeyelim, ilham beklemeyelim ve ihmal etmeyelim. Zaman her şeyin ilacı derken, en kötü zehir de olabiliyor bazen insana. Dilerim o zaman beni yutmadan, planlarımı sürdürür ve hayallerime kavuşurum. Öylesi özlediklerimi yazacağım, günlüklerimi tutacağım ve buralarda bulunmayı sürdüreceğim günler diliyorum.

Benim için en ilham veren ay olan Aralık, yukarıda anlattığım şekillerde; sıkıntılar, kontroller ve kontrolsüzlükler ile beraber geldi. Dilerim ilaç olur, yeni yıl heyecanı ve fırsatları ile sarıp sarmalamamı sağlar kendi kendimizi... Aralık hoşgeldin, güzel git. :)

Bu sefer sevgilerim; hem size, hem de Aralık ayının güzelliğine... =)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...