Bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2020 Salı

Pandemi'den Sonra İlk - Haftasonundan Kalanlar


22.08.2020- Cumartesi günü pandemi'den sonra ilk Bursa'ya gidişimizi gerçekleştirdik. En azından ben en son Pandemi öncesinde Bursa'ya gitmiştim, hangi sebeple gittiğimi bile unuttum doğrusu... :) Cumartesi günü, ablam ben annem ve küçük yeğenim Defnem ile beraber gittik Bursa'ya. Bir ilkti bizim için; kız kıza, analar ve kızları olarak bir gün geçirdik. Planları gerçekleştirmeye başladık, bize zaman ayırdık ve erkekleri kendi hallerine bıraktık. Sonuç olarak da, üzerinden 3 gün bile geçmiş olsa; nicedir yazmadığım bu "haftasonundan kalanlar" başlıklı yazı ortaya çıktı... =)


Güne ayna karşısında hazırlanıp telefonum elimde beklemelerle başladım o gün. Sabahın erken saatlerinde fizyoterapi dersim vardı ve fizyoterapistim henüz "geliyorum" diye yazmadığı için yer yatağına geçmemiştim. Kendimi fazla yoruyorum çok öncesinden yatarsam oraya... :) 

"Hazır ayna karşısında elimde telefon hazırım," dedim; "öyleyse bir sonrası fotoğrafları olsun bunlar." Cilt lekelerimde gözle görülür azalma hakim, kullandığım Dr. C. Tuna Aydınlatıcı Sabun (White Correct+) sayesinde... 24 Temmuz 2020 sabahı kullanmaya başladım, az biraz hala lekelerim varsa da; sivilce lekelerim oldukça geçti ve de yenilenmemeyi sürdürür halde bir süredir. İnsanın kendisine kafayı çok takmaması gerektiğini savunurum ama bir rahatsızlık hakimse, "sürekli kaşınma, acı hissi ve de o cildin temizlenmeyen hali" orada müdahale edilmesi gereken bir sağlık problemi vardır bence. Ne denediysem bu kadar etki etmemişti işte. 

Kısacasına gelirsek; Özgüvenle aynaya bakmak ve geceli gündüzlü kaşıntısız acısız gün geçirmek çok güzel bir his... :) Bu bir önyazı olsun bu konu hakkında, "yillargecerkendidem" instagram hesabımda bununla ilgili bir gönderi daha atacağıma dair sözüm var zaten... ;) 


Temmuz ayında, "yillargecerkendidem" adlı instagram hesabım sayesinde güzel bir fırsat yakaladık ve lazer epilasyona başladık ablamla beraber. Daha öncesinde başlayamayışımızın sebebi içinde hep maddiyat vardı ama en büyük sebep girişten bir güzellik merkezi bulamayışımızdı aslında. Temmuz ayında instagram hesabımda gezerken karşıma, Bursa'da bir merkezin kampanyalı reklamını görünce "olur mu olur" dedik. Ama bunu bize dedirten de, sadece girişinin düz olması idi...

Birçok konu hakkında, işyerlerinin girişlerini düz tutan kesiminin olmayışına içerliyorum ben. Bundan birçok kez bahsediyorum da üstelik. Misal Gemlik'te 2-3 adet güzellik merkezi var "lazer epilasyon" işlemini yapan, fakat "hepsi" eski yüksek basamaklı merdivenleri bulunan apartmanlarda ve en üst katlarda! Tamam biri düşünemez de, bazı konularda hiç mi kimse düşünemez diye soruyor insan. Girişimcilere "engelli dostu dükkanlar ve işyerleri" açmakta yürekli olmalarını rica ediyorum. En basitinden ben bir tanıdığımın çağırdığı herhangi bir yere gitmek durumunda olduğumda, ilk sorduğum sorusu "girişi düz mü?" oluyor. Çoğunun da girişi düz olmuyor... 

Velhasıl, girişi düz olduğu sebeple ve de kampanyası uygun geldiği için, üstelik yeni ve sterilize olduğunu görüp değerlendirdiğimiz üzere; iyi bir merkezde lazer epilasyona başlamış bulunduk geçen cumartesi işte. İlk seans başarılı idi, benim için acısız geçti. Yağlı cildimin ilk defa bu kadar faydasını görmüş bulundum. Burası benim günlüğüm neticesinde hayatımı paylaştığım ve dönüp dönüp okumayı sevdiğim bloğum neticede, o yüzden ben bunları yazmakta bir sakınca görmüyorum. Ama yine de reklam yapma gayem yok. Sadece öneri isteyen olursa "instagram adresimden" önerebilirim ilerleyen zaman diliminde. Merkezden uzak ama temizliği ve hizmeti çok güzel bir merkez bizce... Yolları açık olur, biz de hep böyle memnun kalırız inşallah... :)



Haftasonu sınavlarım olduğu zamanlarda Bursa'ya gitmeye çok alışmıştım esasında, bu Cumartesi farkettim "Bursa'ya belirli bir sebepten gidip gelmeyi çok özlemişim"... :) 

Aöf Sınavları için gittiğimiz zaman dilimlerinde, Bursa'dan Gemlik istikametine döndüğümüz çevreyolundaki yeşillikleri ve bir bütün halde görülen Bursa silüetini fotoğraflamayı alışkanlık haline getirmiştim. Bunu uzun zaman sonra yenileyince bir duygusallaştım. Bir dahaki planlı gidiş, kısmetse Ekim sonuna... Özlediğim o arabadan görüntülediğim alanı, bir sonbaharda da çekmek kısmet olur o zamana inşallah... (:


Bu arada o gün keşfettiğim bir yer oldu ama henüz açılmamış! Metro Avm'nin hemen yanındaki büyük mağazanın tabelasına, "10 Milyon Kitap Yakında Burada" pankartı asılmış. Bu mağazanın içinde gördüğüm yarısı kitap doldurulmuş rafları ve kolilerde kitapları gördüğüm üzere; büyük bir kitap dükkanı açılıyor... Kısmetse Ekim sonuna dek açılmış olur da, o zaman Bursa'ya gittiğimizde orayı bir keşfe dalarız hayırlısıyla. Pandemi döneminde en çok özlediğim şeylerden biri oldu zira, kitaplara dokunarak kitapçıları gezmek. Bunun uğruna bir eldivenle gidebilirim o dükkana, o derece işte! (=


Dedim ya kız kıza vakit geçirmeye fırsat bulduk dışarıda diye, bu pandemi başladı başlayalı yapmak istediğimiz bir şeydi aslında. Aylar sonra bir hayal daha gerçekleşti yani, bir yerde oturup yemek yedik ve Defnemiz ilk defa bebek sandalyesinde oturdu! :) Sağolsun oturduğumuz mekanda bir çalışan mama sandalyesini getirdiğinde, "daha henüz küçük ve yeni yeni oturuyor" dedik de; bize üç tane şal getirip mama sandalyesine katlayarak koydu da, rahat oturabileceği yumuşak bir ortam sağladı Defnemize... İlk kez mama sandalyesine oturan Defnecim, her şeyi ağzına sokma merakıyla dolu halde olduğu için gözümüz üzerinde sadece bir 10 dakika kadar oturdu işte. :))

Oturduğumuz restoranın açık alanında oturduk, masaların arasında sosyal mesafe vardı ve masalarda el dezanfektanları da hakimdi. Diyeceğim o ki, herhalde bir bunu keşfetmemiştik diyebilirim "merak ettiğim alanlardan biri olarak"; onu da keşfettik şükür, sosyal mesafe ve tedbirler içerisinde. (Artık sosyal mesafesiz ve tedbirsiz hiçbir şeyi yapmamak en önemlisi olmalı hepimiz için. Normalleşmeyi sürdüreceğiz ama yeni normalleşmenin kurallarını ihmal etmeden!) 

=) 


Güzel bir Cumartesi ve ertesi günü de bizim evde ailecek kahvaltı ve akşamına kadar beraber takılma ile güzel bir haftasonu geçirdik işte şükür yine. Zaman içinde "sağlıkla" yine nice "haftasonundan kalanlar" yazısı yazabilmek dileğimle. Benden bir dolu düşüncelerimle dolu bir yazı daha çıktı böylece. Bir sonraki yazımda görüşene dek, kendimize iyi bakalım; sevgilerimle...

Not; ben yorumlarda görüşelim çok istiyorum ama genelde sık yorum yapılmıyor benim yorumuma. Okuyan birçok kişiyle yorumlarda buluşur isek eğer, çok mutlu olacağım kendi adıma. Etkileşim halinde olmayı diliyorum hepimiz adına. =) 
Görüşürüz inşallah...

13 Mart 2020 Cuma

Bursa 18. Kitap Fuarı - Mart 2020


Mart ayı geldi, bir hafta sürecek olan  kitap fuarımız açıldı yine. :) 2 sene öncesine kadar iki senede bir gidebildiğimiz fuarımızı, 2 senedir rutin olarak ziyaret edebilir haldeyiz şükür ki. Hal böyle olunca, kıyaslama yapıyorum tabii ki; bu sene fuar, geçen seneye nazaran daha iyi indirimlerle dolu idi. Hem de kitaplara gelen onca zamlara rağmen... =)

Bursa Kitap Fuarımız bu sene 7 Mart 2020 Cumartesi günü açıldı, 15 Mart 2020 Pazar günü de sona erecek yine. Genelde son günlerine yakın gidebilirdik biz, bu sefer ikinci gününde ziyaret edebildik ve geçen seneden de güzel kampanyalarla karşılaştık yeğenimle... :))



Bu sene Kağanım benden de hevesli idi neredeyse, geçen seneden beri okuma yazma biliyorsa da okuma bilincine bu sene daha yakın durumda bence... 14 Şubat 2020 - 1 Mart 2020 aralığındaki Antalya seferimizden döndüğümüzde, fuara gidebilmek için beni beklediğini söylemişti. Yetiştiğime seviniyordu kendince, gidebileceğimize seviniyordu. Beni ise en çok, beni kitaplarla ve beraber geleneksel haline getirebileceğimiz fuarla da benimsemesi çok mutlu etti! =) 

Velhasıl, her sene Kitap Fuarı gezime eşlik eden bir kişim daha var artık; geleneksel ziyaretlerimize eşlikçi aldım onu da, sevgili yeğenim Kağanım... :) İki numara yeğenim de yolda! Kağan, ilk defa bebek arabasında fuara katılmıştı 2013 yılında. İkinci yeğenim de dünyaya geldikten bir sene sonra bizimle olur bence. ;) O da doğsun ve aramıza katılsın da sağlıcakla ve hayırlısıyla... =)

8 Mart 2020 Pazar günü, yeğenim babam ve ben güzel gezdik ve eğlendik fuarda. Kağanımın bütçe kontrolü bende idi ve fuar gezerken onun da aldıkça alası tuttu. Ama ikimiz de 60'ar TL harcadık da çıktık o gün fuar alanından. Kağanım 10, ben 11 kitap aldım... Bizi epey bir süre idare eder, bu kitaplarım haricinde bekleyen kitaplarımın da var olduğunu düşünürsek; haydi haydi yeter valla birkaç ay boyunca... :))


Gelelim fuar alışverişlerimize; üstteki kitaplar benim aldıklarım, yeğenimin aldıklarını fotoğraflamadım. Ama en güzel kampanyaların baş sırasında çocuk kitapları vardı gördüğüm üzere. Can Yayınları standına yoğunluktan yaklaşamadık ama yine %30 indirim vardı Can Yayınlarının yine. Yapı Kredi Yayınları'na da çok bakamadım kalabalıktan ama internetteki kampanyalardan ayrı gelmediği için o stanttan kitap almayı tercih etmedim de... İş Bankası Yayınlarından daha çoğunlukla kitap aldı yeğenim. Ki özellikle İş Çocuk Klasikleri birkaç aydır en çok okuduğumuz ve en severek okuduğumuz yayın dizisi şu an! :) 


Üstte kolaj fotoğrafında ortada yayınevlerine göre ayırdığım üzere de, ben sadece 3 yayınevinden kitap alışverişi yaptım; Destek Yayınları grubu, Pegasus Yayınları ve Martı Yayınları... :)


Destek Yayın Grubunun bu sene de standının %50'lik bölümünde, 5 TL'lik kitapları vardı. Üstte sıra sıra dizilmiş en kalabalık kitap topluluğu 5 adet ile Destek Yayınları'ndan yaptığım alışverişti;

1.) Penceremde Kuzey Rüzgarı - Daniel Glattauer (Devam kitabı "Dalgaların Yedincisi" ile beraber 5 TL tutarına tabi idi) =)
2.) Yarım Kalan Bir Türküdür Sevgi - Sevim Kahraman
3.) İris - Meltem Yılmaz
4.) Başkalarının Hayatı - Amy Grace Loyd

Ben yeni yazarları da, arka yazısını beğendiğim kitapları okumayı da tercih ediyorum. Geçen sene daha çok önceden okuduğum yazarlar da vardı da, bu sefer daha çok yeni kitaplara ve yeni hikaye tarzlarına şans verdim diyelim...


Pegasus Yayınları'ndan 2 kitap aldım ama stand önünde birkaç dakika daha fazla dursam, çok şans verilesi kitaplar vardı; Fantastik kitaplar alanında da, edebiyat romanlarında da 14.90 TL kampanyası vardı... Ki Pegasus Yayınları en sevdiğim yayınlarındandır, elimden bıraktığım çoğu kitabı ilerleyen aylarda okumak isterim doğrusu. Aldıklarıma gelince;

1.) Kleopatra'nın Kızı - Michelle Moran ; Tarihi bir roman olduğu gerekçesi ve konusu gereği aldım. Bu kitap öncelikle anneme aldığım bir kitap ama, sonrasında ben okuyacağım. Kitabın konusunun gerçekten Kleopatra'nın varisleri, yani evlatlarından bahsedildiği yazıyordu. Okuyup göreceğiz ama bu kitaptan umutluyum da ne yalan söyleyeyim...
 
2.) Kumdan Hayaller - Dorothea Benton Frank ; Bu kitabı da kendime aldım, bir genç kızın ailesinin geçmişiyle bir şekilde yüzleşmesini anlatıyormuş. Böyle anlatınca birçok kitapta okuduğumuz hikayelerin ortak konusu gibi görünse de, bu kitabı da kendime aldım. Uzun zamandır bu tarz kitaplar okumadım, varsa yoksa tarihi kitaplar elime geçti; çoğu da Kleopatra'nın Kızı gibi tarih değil, savaş tarihi üstelik. Fantastik kitapları da özledim bu arada ama elimdeki kitaplar bitmeden merak ettiklerime de yönelemiyorum tabii... :)


Ve Martı Yayınları... Çok uzun zaman olmuştu Martı Yayınları'na yanaşmayalı. Bir zaman çok değilse de takip edip okumak istediğim kitaplarını sıralamıştım. Fakat çok az kitap okudum Martı Yayınları'ndan. Bu yayınevinin standında da 3 Kitap 20 TL kampanyası vardı, hem eski hem yeni baskılar olmak üzere...

1.) Profesyonel - Danielle Steel ; Ne zamandır okumak istediğim ve merak ettiğim bir yazardı, fırsattan istifade tanışma kitabımız olacağını umarak en merakımı uyandıran hikayesini aldım kendime...

2.) Sana Söylemediğim Her Şey - Celeste NG ; Amazon'da en iyi kitap seçilmiş, buna dayanarak aldım öncelikle elime. Sonrasında da stand görevlisi gerçekten güzel bir kitap olduğunu söyledi. Hal böyle olunca şans verdim ben de. 

(Fuarları gezmeyi stand görevlileri ile kitaplar üzerinde konuşma fırsatından ötürü de çok seviyorum, biliyorsunuz değil mi? O stand görevlileri bazısı orayı sevdiğinden, bazısı da gerçekten satmak uğruna duruyorlar orada. Ama görüyorsunuz hangisi kitapları seviyor, hangisi zorunluluktan duruyor. Yanaşacağınız kişiyi düşünmenize gerek bile kalmıyor...)

3.) Sonsuza Dek, Şimdiki Zaman - Suzanne Corkin ; Birçok hastalığın atıfta bulunulan ve nöroloji biliminin sarmalında en fazla sonuç doğuran vakalarından birini anlatıyormuş kitap, Henry'nin vakası... Suzanne Corkin bir nörologmuş. Bir hastalığın tedavi süreci ve o hastalıkla başa çıkan gerçek bir nöroloji doktoru hastasını anlatıyormuş kitapta... Kurgu değil, baştan sona gerçek bir vakadan yola çıkılarak; insan beyninin fonksiyonlarına dair diğer vakalara da ilham olan bir vakadan bahsediliyormuş. Merak ediyorum doğrusu ama bu kitabı da okumaya daha çok var şimdilik...


Gelelim benim şu an okuduğum kitaba; İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra'da Büyük Baskın diye adlandırılan bir dönemin anlatıldığı, "Kırmızı Şemsiyeli Kız" kitabını okuyorum. Ne kadar kaçarsam o kadar tutuluyorum şu sıra savaş tarihi içerikli kitaplara... Arkadya Yayınları'nın bu tarzda okuduğum, sanıyorum ki üç veya dördüncü kitabı bu... Bu da diğerlerinden bir farklı gerçi ama bakalım okuyup memnun kalacak mıyım? :)

Artık "okudum" yazılarında ve bilimum bana dair diğer yazılarda yeniden görüşmek üzere diyerek, bu yazımı burada sonlandırıyorum. Anlatacak bir sürü anım var yine ama halim yoktu belki de, diliyorum önümüzdeki günlerde onlara da yavaş yavaş değineceğim.
O zamana dek sevgimle kalın... Görüşürüz. (: 


7 Ekim 2016 Cuma

Yine Bursa'da Çarşı Gezme Günü Ve Yine Engelli Yollar - 06.10.2016


Dün Bursa'daydık, bir önceki gün akşam üzeri Saniye Kivramız ile Kamil Kivramız gelmişti. Onlar ile beraber Bursa Kapalı Çarşı tarafında idik. Onlar da kim diye soracak olursanız, yeğenim Kağanın kivraları ve annemlerin çok uzun zamandan beri aile dostları... Biz uzun zamandır bir aileyiz onlarla yani... 

Dün yine Bursa'da idik. Onlar geldiği zaman bir kapalıçarşı gezmesi yapılır, heykel'deki dükkanda bir yemek yenilir. Buraya geleceğim ama sırayla gitmek istiyorum esasında... Öncelikli olarak dün, Aöf kaydımın son ayağı olan para yatırıp kitaplarımı alma kısmını gerçekleştirdik, Nilüfer'deki Aöf bürosunda. Saat 14.30 sularında bitmişti galiba işimiz... 4 tane yeni dersimin kitabını aldım, öncelik olarak da (sanırım 4 seneyi de bitirmiş olmamdan ötürü) alttan kalan bu dönem için son 2 dersimin parasını ödedim ve bu dönemin yeni derslerinin 4 kitabını da aldım. 4 seneden sonra, ilk defa para ödedim Aöf'de okurken. Sağolsunlar %91 engelli raporum bulunduğu için, ücretsiz okuyordum 4 senedir.

Aöf bürosunda işimizi bitirdikten sonra Heykel'e doğru yola çıktık...



Bu resim tarafımdan çekildi, burası Osmangazi'de bir kaldırımın engelsiz rampasının tam önü. Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosunun bulunduğu kaldırımdan hemen öncesi. Arabadan sonra Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu'nun bulunduğu kaldırıma geçiyorsunuz zaten. Bursa'da yaşayanlar ve o tarafa gidenler bildi mi? Bilenler de bilmeyenlere aktarsın lütfen. :) 

2 sene önce, yine hemen hemen aynı tarihlerde, bu caddeye çıkmadan önce karşı ara sokaklardan birinde otopark'tan çıkmış ve Engel-Li bir kaldırımla karşılaşmıştık. Onun da yazısını yazmıştım, burada. Ben böyle sesleniyorum, -Engel-Li Kaldırımlar, Engel-Li Yollar- zira insanlar sadece hastalıkları sebebiyle engelli olmuyor, engellendiği birçok şey de oluyor hayatta. Yaşadıkça anlıyorum bunu bir engelli olarak, üzgünüm ki... :)

Heykel'de KapalıÇarşının yan taraflarında bir Katlı Otopark var. Dün engellenme orada başladı aslında. Bakın bu kadar karamsar biri değilim, biliyorsunuzdur da beni takip ediyorsanız. Ama artık bir şeylere göz yummamak gerektiğine cidden kanaat getirdim, çünkü sustukça bir şeyler hep aynı kalıyor. Bir umut değişir belki diyor insan, bir umut değişir belki bir şeyler diyorum. Sizden de aynı duyarlılığı bekliyorum dostlarım... 

Dün Heykel'e Kapalıçarşıyı gezmeye gittik; Saniye kivram, Kamil kivram, Annem, Babam ve ben. Buraya kadar her şey iyiydi, keyfimiz yerindeydi. Katlı Otopark'a girmeden annemleri bıraktık, babamla arabayı park edip akülü arabamı kuracak ve yanlarına gidecektik. 4. katta yer bulabildik, "ama neyse ki asansör var baba, duvarlarda yazıyor" dedim. Ama duvarlarda şöyle yazıyor (Merdiven A.Sör). Ben bunu merdivenler ve Asansör burada anladım. Değilmiş maalesef. Akülü arabamı kurduk, babam önden bende akülü sandalyem ile arkasından ilerlerken, "Geri dön kızım, merdivenle inip biniliyormuş asansöre." dedi. İlk hayal kırıklığım burada oluştu tabi, dapdar merdivenlerden iniyorsunuz ve asansöre öyle biniyorsunuz. Eski bir bina olduğundandır herhalde dedik. Arabaların katları çıktıkları rampalardan ilerleyerek, 4 katı indik. 

Annemler otoparkın girişinde bekliyorlardı, onlarla beraber yola koyulduk. Gideceğimiz yer, Heykel'de dükkanı bulunan "İskender Kebap'ın esas yeri olduğu söylenen yer" değil, bir diğeri olan 3-4 kaldırım sonrasında 2 sene önce gittiğimiz dükkandı. Güzel güzel gidiyorduk başta ama üstteki engele takılana kadar. Yapabileceğimiz tek şey, kaldırımın üstünden inebilmemdi. Bunun için babam arkadan sıkıca tuttu ve ben yavaşlatılmış şekilde inebildim böylece...



Biz o kaldırımdan indikten ve gideceğimiz ilk dükkanın kapalı olduğunu gördükten sonra çektik fotoğrafları. Üstteki ilk resim; kaldırıma çıktıktan sonrası, bu resim de geri dönüş yolumuzda o kaldırımdan çıkmadan öncesi...

Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu'nu geçmiştik ki, gideceğimiz mekanın kapatıldığını ve dükkanın boş olduğunu gördük. Geri döndük ve ben bu açıdan da çekebildim fotoğrafı böylece. Gördüğünüz gibi engelli rampasının tamamen üstü, hiçbir önlem veya hiçbir imkan bırakılmadan tamamen engelli rampası kapatılmış. Düşünmeden ve sormadan edemiyorum, "Ben orada tek başıma geziyor olsam, nasıl gezeceğim?" Tamam elbet biri yardım ederdi, ama benim o hissettiğim çaresizliğim ve kendime güvensizliğim. Kendimi haksız bulmuyorum, bu bir ifşadır. Sizden de aynı duyarlılığı gösterip, engelli rampalarının önüne konulan arabaları ve engelli rampaları kullanılamaz hale getiren böyle durumları görmezden gelmemenizi ve böyle ifşa etmenizi istiyorum. #EngelliYollar yazın, #Engelleme yazın ama lütfen destek verin. Artık lütfen hep beraber, "İşte Türkiye böyle" demekten öteye geçelim. Ben bunu gerçekten çok istiyorum, çünkü ben şanslı idim ama bir başkası şanslı olamayabilir. 

Tekrar geri döndük biz o yolu, İskender'in esas yapıldığı dükkana gidebilmek için. Babamın arabamı sabit tutmaya çalışarak tutması ile beni indirdiği kırmızı arabanın arkasındaki yüksek kaldırım betonundan, babamın ve oradan geçen bir amcanın (Allah razı olsun) yardım etmesi ile çıkartıldım o kaldırımdan ben. Peki bunu yaparken düşmemiz de olası değil miydi, bellerin incinmesi veya bir aksilik olması işte... İnsanın aklına gelmeli, böyle bir engelleme yaparken engellemelerinin de farkında olmaları sağlanmalı artık...


Diyorum ki; yollarımı-yollarımızı engellemeyin. Biz engelliler de sizler gibi ulaşabilmek istiyoruz. Nasıl gitmek istediğiniz yol üzerinde bir yıkım ve yapım çalışması olunca uzun yolu tercih etmek durumunda kalıyorsunuz ve bu sizi çaresiz bırakıyor; bu onun da ötesinde geliyor bana. O yüzden artık engellemeyin diyorum, daha çok ve sizden de bunun desteğini istiyorum. Çünkü biliyorum ki el ele verirsek başarırız. Ve başarmak için önceliğe kendi farkındalığımızla başlamalıyız. Hiçbir engelli rampaya araba parketmeyip, hiçbir engelli rampaya da belediye çalışanlarının koca beton yığınlarını bıraktırmayarak! :)


Gelelim günümüzün geri kalanına; Üstteki fotoğrafları çektikten sonra yolumuza devam edip, Heykel caddesindeki meşhur İskender Kebapçıya gittik. Her zaman gittiğimiz bir kebapçı değil burası, birkaç senede bir kivramlarla gidiyoruz. Gerçekten İskender'i çok güzel yapıyorlar burada. Ustasından mı, yoksa gerçekten etinden mi bilmiyorum. Galiba her biri... :) 

Küçük ve mavi bir dükkan burası, öyle ki 5 masa kadar var içinde. Bu masalar dolu iken içeri kimse alınmıyor, dışarıdaki taburelerde sırada bekletiyorlar. Almadan birkaç dakika öncesinde kaç kişi ve kaç porsiyon istiyorsunuz diye soruyorlar... Bir masa boşaltıp, bir masayı anında dolduruyorlar. İşlerini iyi yapıyorlar, rast gitsin hep işleri de inşallah... Carrefour ve Korupark mağazaları için de tecrübeli garson aranıyormuş, dün o arada beklerken camında asılı olan ilanını da çektim o arada... :) Tavsiye ederim...


Öğle yemeğimizi yedikten sonra Tayyare Kültür Merkezi'nin yan tarafından inerek Uzun Çarşı girişinden Kapalı Çarşı gezimize başladık. Hanımlar üst resimde, iki sene öncesine yine beraber gezmiştik dün gezdiğimiz tüm çarşıları ve baktım ki değişen yapılandırmalar çok. Restore edilmiş, bayraklar asılmış. Ben bu reterosyanu hoş bulduğum kadar, eskiyi yeni gibi yapmış oldukları açıdan bazı noktaları beğenmedim. Ama evet kapalı çarşımız çok güzel, hep sürsün bu varlığı inşallah...

Dün gezdiğimiz çarşılarda eskiyi koruyan yapı bence havlucular çarşısında hakimdi, 2 sene önce gittiğimizdeki gibiydi. Bu beni mutlu eden noktalardan biriydi dün için. Ve Saniye teyzem, annem havlu ve bornoz alışverişlerini tamamladılar; bu da birkaç senede bir gerçekleşen güzel bir gelenek oldu bence. Annem ve Saniye teyzem ile oraları gezmek benim için çok eğlenceli günlerden biri demek. :) Bu seneki gezimiz ise, amacına en çabuk ulaşılan bir gün olarak tarihe yazıldı bence..

Dün; biraz engelli atlamalarla bolca da güzel gezmelerle geçti. İnsanın hayatında bazı alışkanlıkları çokça da destekçileri olmalı, hayat böyle güzel esasında. :) Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...