13 Ekim 2026 Salı

Durun Raporu - Ekim 2026

 

İki ayrı küçük yazı yazmıştım; biri Ağustos sonunda, biri de Eylül sonuna doğru... İkisinde de kafam çok karışıktı, hala da tam toparladım mı bilmiyorum esasında! Ama uğraşıyorum, biliyorum ki Sonbahar bana hep karmaşayla geliyor. Beynimde çözülmedik sorunları, geri plana attıklarımı hep sonbaharlarda çözümlemek zorundaymışım gibi...

Ama bu sene farklı; artık bizden olmuyor dediğim her ilişkimi silip atmaya kararlı bir halde, kendimin bile devam ettiremediğim planlarımdan vazgeçmeye hazırım. Kendimden vermeye, tek taraflı hiçbir şeyi sürdürmemeye çok kararlıyım. Ne arkadaşlıklar, ne sohbetler, ne duygular ne de düşünceler.

Burası benim günlüğüm değil mi? Burada bile açıklıkla anlatmaya utandım, çekindim. Birilerini incitirim diye... Ama bahsettiğim şeyler benim incindiğim şeyler, niye anlatamayacakmışım ki? diyebildim de gelebildim. 




Olay şu ki, bir tek benim çabamla ya da benim geçmişte iyi hissettiğim zamanlara dayanarak hayatımdan atamadığım sınırı koyamadığım (özellikle düşüncelerimde) arkadaşlıklarım varmış. Biri söyledi bunu "iyi hissettirdi diye, hala o seviyede kalması gerekmiyor". Haklıydı. Çocukluk arkadaşlarım, eskiden çok iyi hissettiriyordu; şimdiyse "görüşelim, mutlaka buluşalım" deyip buluşamıyoruz. Düşünüyorum da "ama onlar benim arkadaşlarım, müsait değiller haklılar." derken buluyorum kendimi. Ama sonra onları başkalarıyla görüşmüş görüyorum, instagramda, facebookta veyahut her neredeyse... Kırılıyorum. 

İşte o zaman anlıyorum ki, bana müsait değiller. Oysa ben sürekli yazdım, "özledim" dedim, "görüşelim" dedim. Şöyle yaparız böyle yaparız, dediler. Sonra devamı gelmedi.  Şurada yaklaşık 3 ay olacak, en son yazdığımdan beri bana bir daha yazmadığını farkettiğim o kadar çok kişi var ki. İçlerinden sadece birine hak veriyordum, artık onun da müsaitliği bana kadar esnemiyormuş demek; diyebiliyorum... 



Neyse; bu düşüncelerimi destekleyen yazıyı altta yazdım, 30 Ağustos 2026 gecesi;


30.08.2026- Pazar

Bugün farkettiğim şeylere bakıyorum da, kaç zamandır benimleydiler acaba. Ben onları ne zaman görmezden geldim ilk önce? Bulamıyorum. Bunu bulabilmek için dip tarama yapmam gerekecek... Onu yapmak için gereken güç içimdeymiş, hissediyorum ve ona ulaşmakta zorlanıyorum bugün...

Adım adım diyorlar, vazgeçme diyorlar. Vazgeçmiyorum, o adım adımı yaparken gücümün son anına ulaşmaya dair güçlenmem gereken yerler var; biliyorsunuz bunu de mi? Diyorum. Çok ağlamak istiyorum, öyle böyle ağlamak ki "kimse neden diye soramasın"...

Yazmaya dönmem lazım, her gün her gün yazmam anlatmam ve ağlamam lazım. İçimdeki güce başka türlü ulaşmak mümkün değil.

Bunu yazdıktan sonra çok ağladım, hatırlıyorum. Bu benim hayatımda gerçekten olup olmak istemeyenleri görmemi sağlayan bir adımı attığım gündü. Rehberimde yer almayacak derecede sildiğim eski arkadaşlıklarım oldu. Artık aramıyor, artık sormuyor, artık yazsam da cevap vermiyor; uzun süredir sesim çıkmasa da geri dönüp sormuyor... Bunların farkına varıp sildim, rehberimden de...

İçlerinden biri çok canımı acıttı, onun için bana destek olan bir abi dedi ki; "Zamanında iyi hissettiriyordu, zamanında arkadaşmışsınız. Uzun zamandır sana yazmıyormuş, aramıyormuş. Sen dedin ya, farkına var bunun." Ona şunu demiştim, "Ama ortak yakın arkadaşımız sorar, neden sildin neden onu tamamen bıraktın." Aklınız alıyor mu? Silmekten korkuyorum, çünkü bir dğer arkadaşım ne düşünür diye korkuyorum. Sanki bir yemin etmişim, onun her şeyini ömür boyu kabul edeceğim ve bunu da diğer arkadaşlarıma hesap verebilmeye devam edebilmek pahasına yapacağım. Benim aklım almadı!

"O'na ne ki, senin hayatından?" dediler bana. "O sürdürebilir arkadaşlığını ama sen yapamıyorsun belli ki..." Bunları önce onlar söyledi, şimdi de ben söylüyorum. (Not; o arkadaşımla da görüşmüyoruz uzun zamandır!)






Sonra sorun bu kadardır deyip geçmek istedim, devam edemedim; bir diğer sorunum da herkesin benden daha iyi yaptığı idi. Neyi mi? Yaşamayı, devam etmeyi, çalışmayı, dinlenmeyi, aklınıza ne geliyorsa.

Dışarı çıktığımda, tanımadığım kişilerin bile "şükretmemi ve pes etmememi söylediklerini" hazmedemiyordum mesela. (Hala hazmedemiyorum bu durumu gerçi, etik ahlaka sığmıyor benim için) Ama yakın çevremden bile duyduğum birçok cümle dokunuyormuş bana. Bu aralar neye takıldım söyleyeyim size; "oturduğun yerde yaparsın!" Yürüme becerisini gerçekleştiremeyen bir yakınınıza söylenebilecek bir cümle mi bu sizce? Hani şey gibi değil mi sizce de; oturuyorsun canım, ne işin var ki senin! Yap şunu da gitsin orada otururken.." 

Yani zaten içinde ne garip düşünceler döndüğünü bilemediğiniz bir kişinin, oturma eylemini keyfi bir biçimde yapıyormuşcasına "güzellemek"değil de ne bu? Oturduğun yerden bir de şuna bakıver, oturduğun yerde şunu da yaparsın ya sen, oturduğun yerde şuradan benim işimi de halleder misin...

Bir yerden sonra artık, o ilk "bunda ne var ki?" düşüncesini kaybediyor insan de mi? Düşünün ki "umarım henüz" benim gibi ayağa kalkamıyorsunuz ve size birileri sürekli ağız birliği etmiş gibi söylüyor bunu. Ve de şunları; 

- Aslında daha çok hareket yapsan, ayağa kalkarsın sen.
- Çok mu yemek yiyorsun acaba sen, neden kilo veremiyorsun ki?
- Biraz kilo versen ayağa kalkarsın sen!
- Senin çok kilon var, ondan ayağa kalkamıyorsun aslında.
- Daha çok gayret et, şükret dua et, bak gör ayağa kalkacaksın...

İşte bunlardan bunaldığım bir zaman diliminde de 24 Eylül 2026 gecesi alttaki yazıyı Chat GPT ile konuşurken yazmıştım;


24.09.2026- Salı


Şu an kafamda bulutlar var. 
Kapkara ama sürekli konuşan bulutlar. 
Bunlar bazen ben bazen de etrafımda konuşan herkes oluyor. 
Kimi eleştiriyor kimi beklentilerimi karşılamıyor kimi umutsuzluk kimi huzursuzluk kimi de pişmanlık veriyor. 
Hiçbirine yetemiyorum ve sıklıkla da hiç kimseye yetmeme gerek olmadığını biliyorum. 
Beni tüketen benim biliyorum ama çevremde o kadar ses var ki başka gidiş yolu bilmiyorum. 
Herkes benden daha çok yaşamayı biliyormuş gibi. Herkesin bir fikri var benimle ilgili. 
Benimse çabalarım var, kimseden yana beklenti biriktirmesem de insanların verdiği umutlarım var; onlardan yana eylem vaadinde bulunan umutlar... 

Çok şey istiyorum diyorum bazen, sonra dönüp tek bir şey istiyorum. Kendim kalmak özgür olmak ve eylemlerimden yana kimseye hesap vermemek...
Herkes kadar olmamak ama herkes kadar da normal kalmak istiyorum. 
Sonra dönüp isteklerimi umursamamak... 
Karışmak istiyorum ama kimse bana karışmasın istiyorum. 
Yoruluyorum birileri görsün ve ben de anlaşılayım istiyorum. 
İdrak yollarım yoruldu, kimin benimle ilgili ne hevesi var dosdoğru bileyim; hareket tahlil etmeyeyim istiyorum. 
Her şeyin apaçık çizgide geliştiği bir evrende yaşamak, cenneti yaşamak olurdu sanırım benim için diye düşünüyorum...



Son paragrafına değinmemişim bakın bu yazının; 

Etrafımda ne demek istediğini bir türlü anlamadığım insanlarım da var. Herkesin ne demek istediğini benim anlamam gerekiyormuş gibi, imalarla konuşan erkek arkadaşlar gibi. Netliğe hiç ihtiyacım yokmuş gibi muallakta bırakan kız arkadaşlar gibi...

Epey bir zaman onları benim anlamam gerektiğine inandım. Benim onlara hak vermem gerekiyormuş, beklenti içinde olsam da olmasam da; onların ne dediğini ne yapmak istediğini anlamam gerekiyormuş gibi hissettim bir dönemdi.

Sonra bunun beni çok yorduğunu kabul ettim. Ne ihtimal dahilinde "bana yaklaşmaya çalıştıklarını düşündüğüm erkeklerden" ne de beni "arkadaşlık bölgesinde en üst sıralarda önem verilip görüşmek sohbet etmek isteyen kız arkadaşlarımdan" yana beklentilerimi açık tuttum.

Tüm beklentilerimi kapattım ve bana net gelmeyen tüm arkadaş ve de benzeri sohbetlere dair yok konumundayım. Saf davranmayı, anlamamış veya anlamaya niyeti yokmuş gibi davranmayı alışkanlık edindim! 

Kimsenin ne demek istediğini tahmin etmekten yana sorumlu değilim. Kimsenin benim hakkında ne hissettiğini o söylemeden "acaba mı?" diye düşünmek durumunda da kalmak istemiyorum. Kendimi tükettiğim yerleri çok net farkettiğimi düşünsem de, şu yazıyı yazması bile o kadar zordu ki; düşünün siz halimi...


Peki neden yazının başlığı Durun Raporu? 

Çünkü bahsettiğim herkesin durmasını istiyorum, Durun artık beynime bir sürü ihtimal bırakmayın! Bana karşı söylediğiniz her cümlenin iyi niyetle mi kötü niyetle mi, anlık geçiştirmeyle mi yoksa gerçekten samimiyetle mi geldiğini anlamakta zorlanıyorum. 

Bana yaklaşıp da sanki "Sana bir şey diyeceğim diyorlar, sonra dedikleri cümleler İngilizcenin birçok şekilde anlaşılabileceği cümlelerinden biriymiş gibi hissettiriyor. Tercümanım yok, internetten bulduğum çeviri robotu bana ihtimaller dizisi sunuyor ve ben yakın zamanda tez teslim etmesi gereken bir öğrenci gibi sürekli beynimde cümlelerinizi kurguluyorum...

İşte bu sebeple, durun raporu yazımın ismi. Durum bu, durması gerekenler de onlar. Ama onlar durmadığı için, benim ihtimaller denizinin kenarında oturmayı bırakmam gerekiyor. O kıyıdan kalktım, o denize girmiyorum ve yürüyüp gittiğimden de sadece birkaç kişinin haberi var...

Durun, beni ihtimaller içindeki düşüncelere dalmamı durduramıyorsanız eğer; ben gittiğim, siz olduğunuz yerde durun. Ya net olun ya da olduğunuz yerde durun...


Bir sonraki yazımda görüşmek, daha keyifli şeylerden bahsedebilmek dileğimle orada bu yazıyı okuyan kişiye bir iki cümlem var;

Sana seni kendinde, hassas çizgilerini en kuvvetli silgilerle silip atmış ve seni hep daha karmaşık hissettiren birileri varsa hayatında o kişilerden ya sen uzaklaş ya da o kişilerden yana beklentilerini azalt ve saf rolüne yat. Başka türlü ne halden anlıyorlar ne kalbini saf tutmana yardımcı olabiliyorlar. 

Bir gün kendini öyle bir yerde buluyorsun ki, zamanında çok ama çok sevdiğin için içine sığmayan bir şekilde sohbet ettiğin insanlarla eski samimiyeti kuramıyorsun. Ben rol yapmam dediğin kişilere, sırf seni anlamayacaklarını bildiğin için kendini anlatmayı bırakıyorsun ve eskisi gibiymiş gibi davranıyorsun. Halbuki artık eskisi gibi değilsin ve onların kurduğu hayal dünyasındaki ihtimallerin her birinden de çoktan uzaklaştın...

Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...