7 yıl olmuş, yeni bir film izleme listesi eklemeyeli burada! İnanır mısınız çok şaşırdım. Bu kadar umursamadan, yok saydığımı farkedemedim. Sanırım farkettirmeden izledim. Oysa burada yazmayı çok severdim!
27 Aralık 2024 Cuma
İzlemek İstediğim Filmler #4 - Eski Ve Yabancı Filmler
7 yıl olmuş, yeni bir film izleme listesi eklemeyeli burada! İnanır mısınız çok şaşırdım. Bu kadar umursamadan, yok saydığımı farkedemedim. Sanırım farkettirmeden izledim. Oysa burada yazmayı çok severdim!
20 Aralık 2024 Cuma
Farkettim Ki - 20.12.2024 #birengelligüncesi
Farketmek, aynı zamanda iyi hissetmek demek; 32. Yaşımda bu daha net böyle...
Bu nasıl biliyor musunuz, eskiden farkettiklerimden utanır çekinir öteler de ötelerdim. Şimdi farkettiklerim yanıma kar kalıyor, ohh bee dedirtiyor; bu halim halsizliğim bundanmış.
Eskiden sebeplere takılmaz direkt sonuçlara odaklanırdım, şimdilerde sebeplerle daha çok ilgileniyorum. Özellikle şu sıra bu sebeplerle takılmaya ve yol almaya çok ihtiyacım var.
Açık anlat Didem, ne oldu yine diyebilirsiniz; neden ara verme ihtiyacımın oluştuğunu, neden yıldan yıla daha az yazı yazıp, neden günlük dahi tutmayı bıraktığımı da, neden hayatımda istemediğim gibi giden şeylere bu kadar takıldığımı da farkettim. Dünden beri "gençleşti bir yanım, bu kadar mı farkeder" modundayım, farkettim... (Şaka değil, gerçek bir yorum bu)
Farkettim ki, kimlerin ne dediğini çok umursar haldeyim. Çünkü kendime yazmaktan gitgide uzaklaştım, biraz da bu sebeptenmiş. Dün oturup 5-6 sayfa aklıma ne geldiyse yazınca, nelerden utandığımı ve çekindiğimi de ne zaman cildimde pötür pötür dökülmeler başladığını da buldum. Utanç verici de olsa, bugün utanmadan buraya da yazabilmeyi diliyorum kendi adıma. Kısmet... :)
İnsanlar hep konuşuyor, onları asla susturamayacağımı anladım sanıyordum; dün farkettim her birini yeniden umursamaya başlamışım. Hepsiyle o kadar uğraşmak istemedim ki bir dönem, günlük yazmayı bıraktım. Kendime dahi şikayet etmek istemedim kimseyi. Şimdi düşünüyorum, bugün yeniden kendime yazmak ve içimdeki başka kimseye anlatamadığım her şeyi kendimden duymak yeniden çok iyi hissettirdi.
Birkaç senedir günlük yazmayı bıraktım, buralara açıklıkla yazmayı da azalttım... Çünkü en başta "uzun yazıyorsun, ne yazıyorsun ki ve kendini boşa üzüyorsun" diyenler çoğalmıştı. Sonrasında da "aslında saçma şeyler düşünüyorsun, bu halinle senin en son düşünmemen bile gereken şeyler." demeye devam ettiler. Esas anlamı şuydu; senin herkes gibi yaşayabileceğini sanman, en büyük yanlışın...
Okunma sayım artsa da, yakın ve uzak çevrede bunları söyleyenler arttıkça; o zaman sosyal medya içerik üreticiliğine döneyim az demiştim. Biraz blog dünyasının az kullanılır olması da buna sebep oldu inkar edemem, ama bir dönem cidden çok şikayet amaçlı kullanır olmuştum burayı ve her alanda yazılarımda şikayetlerim vardı.
Şimdi yeniden farkettim ki diyorum; şikayet edeyim kime ne? Duymak istemeyen bir zahmet okumasın!
İşte önceki zamanlarda, "kime ne benim şikayetlerimden" diye düşünüp yazmayı bırakmışım biraz da...
Sene 2018, en çok yazıyı o sene yazmışım bloğuma. O seneden sonra azar azar azalmış. En son bu seneye gelince de, şu ana kadar 13 yazı yazmışım. Bu benim bu sene adına 14. Yazımmış... Oysa hep derim, benim en sevdiğim şey yazmak. Ne olursa olsun vazgeçmemeliyim.
Ve en büyük farkettiklerime gelelim, buraya kadar uzun okumayı sevmeyenler çoktan gitmişlerdir diye düşünüyorum. Onları da gönderdi isek, gelsin itiraflarım;
Farkettim ki, çevremde ben gibi düşünmeyen herkese cephe almışım ama içimden de her birinde birer heves kırıntısını almış gömmüşüm en derine. Başa çıkayım derken baskılanan her bir yerim, bana sıkıntı olarak dönmeye devam etmiş.
Çok utanmışım bir kesimin düşüncelerinden, benim hakkımda doğru olmasını uygun görmedikleri gelişmeler adına utanç duyuyormuşum. Heveslerim umutlarım heyecanlarım bunlara kurban gitmiş. Bence yüzümdeki sivilcelerin çıkma sebebi bunlara bağlı. Örnek vermem de gerekirse, daha yakın çevrem aksini düşünmezken benim hakkımda "sevgilimin olması, birinin benle ilgilenmesi ve benimle evlenmesi fikri" bile saçma. Olmamalı, düşünmemeliyim ve bu alandaki heveslerimle veya hislerimle ilgili üzülmemeliyim. Şimdi düşünüyorum da öyle olsa, kalpsiz doğmamız gerekmez miydi bizlerin de? Veya herkes gibi hissetmememiz? Heyecan, merak, heves, mutluluk duymamamız?
Her regl döneminde sivilcelerim artıyor diyorum, öncesinde yoktu bu sivilceler; o başlayan ve artan süreçler sebeptir belki de bunlara. Çünkü regl dönemleri en hassas hissettiğimiz dönemlerimiz aslında, çok okudum bu konu üzerine; biz kadınlar regl olana kadar neyi biriktiriyor isek, biraz da onu sökmeye çalışıyoruz içimizden. Birazı doğal yoldan, birazı da doğal olmayan sivilcelerden yana. Yani hormonlar başa çıkmaya uğraşıyor bizim hassas yanlarımızın sorunlarıyla...
Takma takılma diyorlar sonra bana, çıkabildiğim kısıtlı zamanlarda da olsa, dışarıda karşılaştığın engelleri umursama! Sana nasıl davranırlarsa davransınlar, umursama... Peki, bir robot gibi takılayım, sonra? Ot geldi ot mu gitsin bu millet mesela? Kaldırıma park etmemesi gerektiğini düşünmeden kaldırımları işgal etsin, istediği gibi yolları kırsın döksün ve düzelttirmek için uğraşmasın, pazarda hastanede ve ortak alanda kendi keyfine göre ortada durup yolu kapatsın "bir kereden ne olur" deyip herkes her yerde ayrı hataları yapsın dursun. Onlar kusura bakma desin, ben veya bizler de kusura bakmayalım? Ben ve ben gibiler kim ki, ortak alanlarda kendine dair bir eğlence alanına ulaşımda ve erişimde kolaylık bulsun?
Farkettim ki, küçüklüğümde isyan ettiğim her şeyi dile getirebilecek gücüm mevcut artık. Neden yok saymalarına tahammül etmeye devam edeyim? Bir tek okulda bile benim çocukluğumda yaşadığım gibi -"engelli olduğum gerekçesiyle zayıf görülüp" akran zorbalığına uğradığım gibi- bir tek çocuk bile akran zorbalığına maruz kalıyorsa susmamalıyım. Benim devletimin öğretmenleri ve bakanları tarafından mağduriyetleri hala giderilmemeye devam ediyorsa; birilerinden saydığım üzere konuşmaya anlatmaya "uzun veya değil" dinlemeden yazmaya devam etmem lazım. (Esasında olay burada tamamen şu, yaşadığım her şey değişimi oluşturabilmem adına yazmam için oluyor gibi hissediyor ve anlamlandırıyorum. Bu durum, yazma becerimin elimde olması tamamiyle benim hayat gayilem gibi hissetmeye yıllar yılı devam ettim durdum. Şimdi de aynı hissetmeye devam ediyorum.)
Değerlendirdiğim ve deneyimlediğim üzere söylüyorum; dün kendimi yazarken bulana kadar yine, önceki yazmalarımda da olduğu gibi ama daha hoyrat şekilde rahatlık hissettim.
Farzedin ki sizi isteyerek veya istemeden engelleyen hor gören anlamayan veya bir şekilde hayallerinizi sevinçlerinizi olur ya da olmalarınızı umursamayanlar var; yok sayın demeyeceğim, ama yüzleşin kendinizce. Ben onları yok sayayım derken, kendi hislerimi de onlar kadar yok saydığımı farkettim.
Farkedin ki; insanlar hep konuşuyor, ben gibi dezavantajlı bir kesimde iseniz de hep küçümsüyor. Bunu öyle büyük inançla yapıyor ki, sizi de ona iyice inandırıyor. İnandığınız şey yaşamanızı etkiliyor bir an, bunu yönlendiren onlar oluyor ama siz de kimse bunu dememiş gibi inançla yapıyorsunuz.
Biri beşi değil, birçok kesimle aslında çok da ses etmemem gereken yanları yazmamaya buradan başladım işte. Onların istekleri buydu, ben de uyum sağladım. Onların suçu yoktu, ben kendimi kısıtlamak kolay olacak sandım. Olmadı içten içe her şeyi içselleştirdim ve geldik düne bugüne...
Dün yazarken; tamam kimseye bunu söyleyemiyorum, deli derler, ama kendime niye söylemeyeyim diye söylediklerim "beni en çok onlar ferahlattı."
2025 senesi boyunca dikkat etmeye çalışacağım ilk nokta bu olacak, yazmaya çok net döneceğim hem kendime hem de sizlere. Çünkü ben neden yazmak istediğimi bile unutturmuşum kendime, acı olsa da olmasa da farkettim.
Hayat hikayemi neden yazmayı istediğimi de bir kez daha anladım ve esas bu raddeye beni kısa sürede getiren bir kitap da var, önermek isterim.
Atomik Alışkanlıklar - James Clear... Bu kitabı benim yapmaktan hiç hoşlanmadığım o şeyi yaptığım ilk kitap olarak sayıyorum artık. Ben okuma kitaplarımı çizmeyi hiç sevmem ama başucu kitabı yapıp, ne yapacağımı bilemez olunca yeniden yardım alabilmek için fosforlu kalemle önemli bilgileri çizmeye başladım. Ah çok garip, ben bunu yapanlara deli diye bakardım!) 🙈
Düne kadar her gün kendime az öz bir şeyler yazdım, o küçük şeyler birikti birikti ve dün kendimi tıkadığım yerlerden döküldü içim. O yazdığım 5 sayfayı sanırım kimseye okutamam, en azından şu an için. Günü gelince belki tek bir kişi daha benimle okur ve sonra da silinir. O gün gelir mi göreceğiz...
Diyordum ki, atomik alışkanlıklarda diyor ki yazar; minik minik her gün yapılmaya devam eden adımlar, alışkanlık olur. Öyle ki dolar taşar ve sonunda sizi hayalinize veya içinizde saklı hayallere ulaştırır. Önceliğimiz alışkanlık edinmek olmalı, sonra hayale yönelik odaklanmak olmalıymış meğer...
Farkettim ki, dünden beri daha rahat ve mutluyum. Benim adıma olmazları düşünen herkesi yok saymadan, bana hissettirdiklerine yönelmeyi unutmayacak çabalamaya devam edeceğim kendim için.
Dünden beri beynimdeki bir alanın sessizliği var ki, her gün deli gibi onların ne demek istediğini anlamaya uğraşıyor başaramıyordum. Yazı bana destek oldu, iyi ki diyorum ve farketmenin önemine değiniyorum ki, siz de farkedin; çevremizde ve ülkemiz genelinde yaşayan her şey bizi nasıl etkiliyor.
Korumak ve pes etmeden çabalamaya devam etmem gerektiğini farkettim ben yeniden. Daim olup hepimize tesirli olması dileğimle.
Sevgiler ve iç dökme yazıma eşlik ettiğiniz için teşekkürler.. :)
Didem Köse, nam-i diğer didolatte_ 🥰
12 Aralık 2024 Perşembe
Ek Fizik Tedavilerime Dönüş Yaptım - Aralık 2024
3 Aralık 2024 Salı
Engelliler Gününe Dair, Öncelikler Dediğimiz - 3 Aralık 2024
29 Kasım 2024 Cuma
Filmi Olan Kitaplar #13 - Not: Seni Seviyorum
Filmi Olan Kitaplar Serimin 13. yazısı "Not: Seni Seviyorum" adlı kitap ve film... İyi okumalar dilerim. :)
Ben bu yazı dizimde Filmi olan kitapları okuyup ondan sonra filmlerini izliyor ve yorumlarımı yazıyorum. Birçok kişi kitaplar daha iyi, filmler hiç iyi olmuyor dese de; kitabı yorucu olup filmi daha eğlenceli olan da çok kitap okudum bu seride. Tam tersi durumları da gördüm ve eleştirdim tabii. Ne yazık ki bu seride de dengeli bir durum yoktu, denge çok çok sarsılmıştı. Detayları yazımın devamında bulabilirsiniz... (:
Bu serimin önceki yazılarını da okumak için buraya tıklayabilirsiniz...
Kitaba göre;
Ancak filmde, Holly'nin annesi Gerry'i hiç sevmemiş ve ölmüşse ölmüş unut artık modunda takılıyor. Holly'nin babası da, annesini terketmiş! Kitaptan çok ama çok ayrı. Zaten dediğim gibi, kitapta 5 kardeşler ve filmde iki kardeşler! (İnsan şunu diyor izlerken, keşke filmi yapıp da böyle hakaret etmeseydiniz bu emeğe...)
Kitapta Gerry'nin cenazesine öz anne babası gelinlerini sevmedikleri ve de babası ameliyat olduğu ayakta duramadığı için gelmediği, sonra bu gelemeyişi de telafi etmeyip 1 sene sonra dışarıda bir erkekle gördüğü için edepsizce davrandıkları anlatılıyorlar.
Kitapta olmayan ve filmde yeralan bir karakter var ki; keşke Daniel olmasaydı da filmde, o karakteri daha çok seyretseydik! Karakter adı William, Gerry'nin çocukluk arkadaşı ve İrlanda'da tatile gidince tanışıyorlar aslında. Hem oyunculuğu hem makul ve ilgili tavırları, Gerry kadar sarıp sarmalaması ve anlaması Holly'i; beni çok ama çok mutlu etmişti... :/
(William karakterini oynayan oyuncu, Jeffrey Dean Morgan! Adamım çok çok iyiydin, filmdeki en iyi sendin!) Üstteki kolajda, William ve de Daniel var, bakın da siz karar verin karizma hangisidir diye... :)
Bunlar da ekstra bilgiler olsun madem;
***
***
Diyeceğim o ki;
Filmi olan kitaplar arasında bu kitabın filmi, benim için hayal kırıklığı olan bir eser oldu!
Kısacası; filme puanım 2,5 iken, kitaba puanım 10. Kitapta istediğim duyguları alabildim. Çünkü konu bütünlüğü, zaman sınırlaması olmadığından, gayet net sağlanmıştı kitapta. Ama film için konuları azaltmak gerekse bile, hikayeyi değiştirmeden yapılabilirdi. Ana hatlar verildikten sonra, çok da güzel bir film çıkardı bu hikayeden...
Sınıfta kalan bir Filmi Olan Kitaplar yazısı oldu, ama neyse ki sadece filminden ötürü. Kitabını da beğenemesem dehşete düşerdim sanırım. :)
Ama şu konuda çok net emin olalım, sadece filmi izleyen güzel izleyiciler; BU FİLM ROMANTİK KOMEDİ DEĞİL! BU FİLM ROMANTİK DE DEĞİL! Bunda hem fikir olmalısınız, romantik olan Gerry imiş; ona lafım yok. Bir de William'a; ah William, üzümlü kekim... =)
Saygılar, Sevgiler ve de buraya kadar okuduğunuz için çok çok teşekkürler diyorum... :)
Diğer yazılarımda görüşmek üzere...
25 Kasım 2024 Pazartesi
Sevgili İnternet Günlüğüme; Bir Dönüş Hikayesi Daha - 25.11.2024
Son olmasını umarak, bir kez daha bloğuma yazmaya geri dönüş yaparken sizleri kocaman selamlıyorum... :)
Sevgili İnternet Günlüğüm;
Yazmayı çok özledim ama saçma sebeplerle bir şekilde buralardan uzak kaldım. Yazmak, anlatmak ve yazmaktan yorulmak istiyorum yine. O duygu ve o rahatlamayı çok özledim.
Peki, o zaman neden gittin? Derseniz; sanırım biraz uzaklaşayım derken, işi abarttım. :)) Dilerim bundan sonra yine sıklıkla buralarda olurum...
*
Ağustos 2024'ten bu yana yokum buralarda ve ben her geri döndüğümde yaptığım gibi buralarda yokken neler oldu bahsederek başlamak istiyorum yine. Çünkü sonrasında devam etmenin bir yolunu buluyorum ama ne oldu ne bitti anlatmak bana da iyi geliyor öncesinde...
Ağustos ayı bol örgü ile geçti, sipariş çantalarım vardı ve onları bitirip teslim etmekle uğraştım önce. Son 1 senedir bu işle uğraşmaktan ötürü büyük keyif duyuyorum. Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim de bu siparişlerimle dolu dolu geçti. Bu aya gelince de, ay başındaki siparişlerimi tamamlayınca bir duraksama gibi oldu şu son iki hafta ama o da tam zamanında oldu aslında; Termal tatilde aldığım havuz tedavisi sonrası yorgunluğum ancak geçti.
Şimdilerde henüz netleşmesini beklediğim siparişlerim harici, elimde kendi planladığım örgü çantalarım var. Örmek beni çok güzel besledi galiba, örerken izlediğim dizi ve filmler veya videolar dahilinde buraya yazmaya fırsat ayıramadım biraz da. Bakın bu biraz da benim suçum bu anlamda, evet kabul ediyorum! =) Ama örerken az buz değil, kendimi kaybedecek noktada doyuma ulaşıyorum. Sanki bulunduğum yer benim atölyemmiş, ben de kendi markamın ürünlerini tasarlıyorum. Cümlemin içinde bulunan atölye, resmi şekilde yok sadece. Nasıl hissediyorsam öyle gidiyor işte. Şükür ki. =)
**
Ağustos bitti, sımsıcak bir Ağustostu ki; bana kendimi çok çok iyi hissettiriyordu. Sonra Eylül geldi ve başlangıcında mevsim geçişinden biraz etkilendim yine bu sene. Her ay yazdığım "artık ayda bire düşen" yazılarım vardı ondan önce, ama o ay bana "tamam gerek yok bu ay yazmama" dedirtti kendimce. Sebebi yoktu, yorgun hissettiriyordu sadece. Bir de bir türlü sonlanmayan garip rüyalarım vardı Eylül ve Ekim ayında. Sebebi sağlığımla ilgili gidişatlardı bence...
Eylül ayının başında, kış temizliği niyetine önce tüm albümleri toparlamak üzere üç adet fotoğraf albümü aldım ve eski fotoğrafları düzenledim. Sonra da odamda gereksiz ne varsa atmaya giriştim. Mevsim geçişlerinde bunu yapmak rahatlatıyor, hiçbir şeyi atmasam da düzeltmek, ortamda bulunan eşyaları azaltmak ve kullanmadıklarımı kaldırmak bile bana iyi geliyor. Bu sefer de bana hissettirdiği rahatlığı anlatamam size. Ama gel görün ki, hala atılacak eşyalarım var. Onlar için de odamdan gidişleri yakındır diyelim.
Eylül ayındaki nöroloji randevumda, doktorumuz henüz hastalığım için kullanacağım ilacımın ülkemizin maddiyat sebebiyle getiremiyor olduğunu ama bir başka ilacın da bizim hastalığa fayda sağladığını iletti. Didem için de deneme izni almak istiyorum sizden dedi, annem ve bana. Kas erimesi hastalığımın tedavisinde varolan durumu kötüye götürmemek üzere faydalı olacağını ama yine bir kısım iznin SGK'dan çıkması gerektiğini söyledi. Gerekli dosyaları tamamlayıp ilettik tekrar doktoruma ve sonrasında da bu sefer temkinli sevinmek suretiyle evimize döndük. Ama gelin görün ki, 11 Eylül'den bu yana ilaçlarımızı almak üzere savaş vermekten başka hiçbir şey yapamıyoruz. Henüz bizi ilaçlarımıza ulaştıracak o olumlu cevaplar gelemedi.
Eylül sonunda Antalya'da, Ekim başında Ankara'da olmak üzere iki düğünümüz vardı bu arada. Antalya'da geçen sene 7 Ekim'de evlendirdiğimiz Meryemimin, bu sene de abisi Tolgayı evlendirdik. Mutluluk ve huzur dolu bir düğün öncesi ve düğünle sonrasını atlattık orada, şükür ki... Rabbim hep mutlu etsin, amin. :) Sonrasında da Ekim başında Ankara'ya yol aldık. 1 hafta da orada kaldık, zira orada da annemin teyze torunu Onur'un düğünü vardı. Onları da mutlu mesut evlendirdikten sonra, 1 gün daha kalıp evimize döndük. (Dileyen herkesle beraber mutlu mesut yaşasınlar, amiin)
Ekim ayının ilk haftası bittiği gibi, bir sonraki hafta başında evimize döndük. Nöroloji doktoruma tekrar muayene olmaya gittim bu dönüşten sonra. Bir de instagram üzerinden tanışıp, benimle aynı hastalığa sahip bir arkadaşımı götürdüm bu gidişimde. O gün ikimize de, maalesef onay alamadım hala SGK'dan diye haber verdi. O dönüşten sonra, hem doktorumuzu hastanesinde tutmadıkları için hem de ilaçlarımızı alamadığımız için Cimer'e yazmaya başladık. Bunu duyurduğumuz instagram paylaşımlarımız sayesinde de, hastalığımıza ait (LGMD) platformun kurucularıyla tanıştık ve onların whatsapp grubuna katıldık beraber. O grupla da ne kadar uğraşsak da, henüz siyasileri yani devlet büyüklerimizi ortak paydada buluşturup ilaçlarımızı vermeleri için ikna edemedik. Sürecin detaylarını ve de bize destek olabileceğiniz paylaşımları, Buradaki X hesabıma ulaşarak paylaşımlarımdan takip edebilirsiniz. Paylaşımlarımıza destek verirseniz, sesimizi daha fazla duyurabiliriz...
Kasım ayı başlangıcında, Ankara'da eylemimiz vardı. Gidebilen herkes, 1 hafta boyunca biz kas hastalarının ilaçlarını alabilmesi için Sağlık Bakanlığı önünde mücadele etti. Birkaç sözler verildi, yerine getirilecek mi bekliyoruz ama ilaçla ilgili herhangi bir devlet elinden düzenleme hala mevcut değil. Sağlıkta tasarruf yapılmasını kabullenemiyorum, kabullenemiyoruz. Bu sistem, bu düzensiz düzen ne zaman değişir çok merak ediyoruz. Ekim ve Kasım'a bahanem de sanırım bu durumların içerisinde yazma hevesimin kalmayışı idi işte. Ama şu an yazmaya hazır hissediyorum kendimi... :)
****
Sağlığım ve Fizik Tedavilerim Hakkında;
Kasım ayındaki ilk ara tatilde Pamukkale'ye termal tatile gittik ailecek, orada bol bol paylaşım yapıp yazabildim işte. Farklı ortamda bulunmak öyle iyi geldi ki, "dönünce dönüyorum bloğuma" dedim ve iki hafta geçti döneli; ancak gerçekleştirebildim. Orada havuzda çok etkin olarak günlük tedavi görmüş gibiydim. Buradan gitmeden önce gün içinde soğuk sebepleri ağrılarım vardı, orada o da kesilmişti.
Açık olmak gerekirse, bu sene içten çok azmim var ama dış etkenlerde hastalığım ve sağlığım adına tam olduramadıklarım da mevcut. Mesela ek fizik tedavime başka şekilde devam etmem gerektiğini söyleyen fizik doktorumdan sonra, bir türlü o doğru başka tedaviyi olduramadım.
Gemlik belediyesinin Termal Oteli açılacaktı bu Eylül ayında ama hala bir gelişme mevcut değil. Bursa'da bir fizik tedavi merkezine gidebilmem için yol çok uzak ve git gel yorucu olacaktı ama ona bile imkan aradım. Bu dediklerimi araştırıp, Pamukkale termal tatilini ve de oradaki sıcak su havuzundan faydalanmamı yerine getirmeyi bekledim ki; olduramadığım surette, tekrardan ek fizik tedavi aldığım eski hastaneme dönüş yapabileyim.
Bloğuma döndüğüm gibi, o fizik hastanesine de bu hafta içinde dönmeyi planladım kendimce. Çünkü buraya yazmayalı, haftada iki gün aldığım fizik tedavi daha da çok yetmez oldu ve beni yavaş yavaş güçten düşürdü. Buraya yazmayalı kullandığım takviye gıdalarımın dozajını arttırdım, ağrı anlamında (özellikle gece ağrılarım konusunda) bir sıkıntım kalmadı. Ama direnç konusunda bir düşüş yaşıyorum ki, bu da benim için yine iyileşmemde gerilemem demek. Hastalığımın gidişatı iyiye gitmiyor ve geriye düşüyorum demek...
**
Beslenme Düzenime De Değineyim;
Mayıs ayından beri, dikkat ettiğim beslenme düzenimi kısa süreler haricinde hiç bozmadan devam ettirmeyi başardım. İnanmazsınız belki ama bu ay her şey dahil otele (Pamukkale) gitmiş de olsak, orada her gün girdiğim havuz bana egzersiz düzeni sağladığı için (çünkü bir kas hastası için en faydalı egzersiz suda yapılan egzersizdir); protein ve dengeli beslenmeyi de önemseyip orada hazımsızlık yaşamamak ve de eve kilo almadan dönmek istiyordum. Tabii ki onu da başardım... :))
Ne yaptım peki; paketli gıda ve hamur işlerinden uzak durmaya devam edip, tavuk balık sebze ve de benzer sağlıklı gıdaları yemeye devam ettim. Çeşit açısından da hiç zorlanmadım tabi, bol roka, bol biberli salata yedim. Zaten en sevdiğim de olunca, şifa oldu bence bana. :) Bir de otelde haşlanmış sebze salataları da vardı, yoğurtlu salatalara hiç yanaşmadım ve bol bol bunlardan yedim. Son 2 ayda farkettim ki, akşam yediğim yoğurdu hazmetmekte zorlanıyormuşum. Artık akşam yemeğinde makarna yoksa yemiyorum yoğurdu, o da yersem sıcak makarna üzerine döküyorum. O zaman dokunmuyormuş. Zaten yaklaşık iki aydır araştırdığım üzere, gaz yapan besinlerin sayısı ve çeşitliliği o kadar fazla ki; benzer sorunlarınız varsa çiğ sebzelerin ve fermante besinlerin (turşu, yoğurt, ayran, kefir gibi) çoğunu dönem dönem bırakarak denemeyi ihmal etmeyin derim...
Neyse, konuyu şuraya getireceğim; gitmeden 3 gün önce bel göğüs ve bacak çevremi ölçmüştüm, 9 gün sonra bel çevremi ölçtüğümde 4 cm incelme gördüğümde sevincim çok büyüktü. Kendimi bozmadan devam ediyorum şimdi de, hamur işi yemediğim zamanlarda "hazımsızlık, mide ağrısı ve bunlara bağlı nefes darlığı" da çekmediğimi farkettim bu süreçlerde. Hem de hiç! :)
Diyeceğim o ki, uyku düzenimin yer yer gece yarılarına taşması dışında bu konuda da çok şükür sıkıntılarımı büyük ölçüde atlattık.
***
Geri Kalan Her Şey;
Pamukkaleden döndük döneli, o sıcak sudan buralara çıkıp gelmiş olmanın verdiği hamlıkla annem ve eniştem kulunç ağrıları çekiyorsa da; genel olarak ailecek de iyiyiz şükür ki. Annem ve eniştem doktor kontrolünde ilaç kullanıyorlar bu ara, şifa olsun inşallah...
Soğuk havalar burada son 1.5 haftadır başladı. Balkonda oturmaktan vazgeçip, nihayet içeride oturmaya terfi ettik yine. Geceleri üşümemek için yün yorgana geçtim ama geçen sene onun da kar etmediğini düşünürsek, bana bu sıra en çok internetten üçlü kombinasyon ve çinko içerikli magnezyumun etki ettiğini düşünüyorum. Gece ağrılarım bu sene şükür ki yok. (Bu arada bu takviyeyi direkt doktorlarımdan destek alarak kullanıyorum, sadece devletin ödediği türü kullanmayı bıraktım. Çünkü kas odaklı bir magnezyum değildi maalesef.)
Geçtiğimiz hafta başında bilgisayarımı yeniledik, buraya dönmemin bir sebebi de aslında bu yeni bilgisayarım. :) Hayırlı olsunlarınızı alırım. Çünkü bundan önceki bilgisayarım maalesef çok yavaştı, çok arıza çıkarıyordu ve istediğim şekilde işlemez hale gelmişti. O zaman buraya da yeni reklam yönetmeliği gereği yazmak gerekiyor mu emin değilim ama bir iletelim, marka yazacağım için #reklamdeğildir ibaresini; yeni bilgisayarım Monster ailesinden, bana ve bizlere hayırlı uğurlu olsun... =) (Laf bende kalmasın, Kasım ayına özel kendi sitesinde bir banka ile anlaşması vardı; sitesine bakın anlayacaksınız, reklam için değil de ihtiyacı olanlar faydalansın diye söyleyeyim dedim.)
İşte bu aralar aklımda en çok kas gücümü daha fazla arttırmak üzere ek fizik tedavilerime başlayabilmek, ilaçlarımıza ve tedavilerimize kavuşabilmek için devletimizden onay alabilmek ve de buralara yazmaya dönebilmek vardı. Bahsettiğim üçü de mental sağlığımı korumaya yardımcı sebepler. Ek fizik tedavime başlamazsam aileme daha az yardımcı olabilirim, devletimiz ilaçlarımızı vermezse bu hayatı sevdiklerimle daha kaliteli yaşamakta zorlanmaya devam ederiz ve yazmaya devam etmezsem mental sağlığımı şu üç ayın sonunda sanırım toparlanmakta artık zorlanabilirdim.
******
İşte bu gidişatlardan sonra; döndüm geldim yeniden diğer evim olan bloğuma ve sen okuyucumun huzuruna... Son bir aydır odaklanma problemi yaşıyorsam da, başladığım gün olan bu günlükvari yazımı bitirebildiğime sevinerek; BEN GELDİM, SEN NEREDESİN EY OKUYAN VE NE HALLERDESİN? DİYORUM. Beni yorumlarından mahrum bırakmazsan sevinirim.. :)
Son sözlerimi yazarken, bir sonraki yazımın en son okuduğum kitabın filmini bu akşam izledikten sonra yarın veya öbür güne yazmayı düşündüğümü ekleyerek; hepimize ülkenin gündeminde aklı salim kalabilmeyi diliyorum... =)
SEVGİLERİMLE, SAĞLICAKLA KALIN...
13 Ağustos 2024 Salı
Geçen Haftanın Cumartesisi - 03.08.2024 Cumartesi
18 Temmuz 2024 Perşembe
Kusurlarımızla Sevmek - 18.07.2024
1 Haziran 2024 Cumartesi
Mayıs Kapatır, Haziran Açarım - 1 Haziran 2024
24 Mayıs 2024 Cuma
Dürüm Raporu - 24.05.2024
Aslında bu yazı başlığının böyle olması aklımda yoktu, kendi kendime aklıma soktum bu sabah. :) Durum raporu yerine Dürüm Raporu yazarak dedim ki, "Dürüm gibi sıktı beni bu rüyalar, o sebepten." Bitti geçti gitti inşallah!
1 haftayı geçmiş zaman dilimi içinde her sabah kötü uyanmamın, kabuslar görmemin ardından bugün kabussuz uyandım. Sadece ve sadece rüyamda Asyalılarla uğraşıyordum bu sabah, ki bir asya dizisi izlediğim için şu sıralar; kabul edilebilir bir rüya şükür. (Bir çinli, bir koreli, 10 tane de Japon buldum mu tamamdır! diyordum kendi kendime! :D)
Neyse öyle böyle bu sakin sabaha uyanabilmemin ardından, yazmaya gelebilirim dedim yine. Çünkü kötü uyandığım sabahlar gün boyu kafamda kötü senaryolar mevcuttu. Şimdi silinmiş gitmiş gibiler. Belli ki çok sıkılmıştı canım veya nazar denen şeydi! Olur mu olur. Yer gök dua ile der annem, dualara sığındım ben de yine. Kendim okudum geçmedi, okuttum kendimi bir teyzeme. İki günde geçti işte ve buradayım işte...
Sanırım en büyük korkum ergenliğimde bir dönem yaşadığım gibi, bu rüyaların da günümü kapsaması idi. Ki bana dualar okuyan teyzemiz, "Sen korktukça aslında büyütmüşsün yine onları." dedi. Hangi korkumu böyle büyütmedim ki... Diyorum şimdi.
Süreç bir sabah dilimi ısırarak uyanmam ile başladı, sonra her sabah başka şekillerde kendini tekrarladı. Rüyamda kendimi sinirli ve üzgün halde, çenem kitlenmiş görmüştüm ama rüya olduğunu farketsem de uyanamadım. Canım acıyordu ve uyandığımda cidden dilimin arka tarafta bulunan bir yanını sadece rüyamda değil gerçekte de çok sıkı ısırdığımı farkettim. İki gün ağrıdı dilimin o yanı... :)
Devam eden rüyalarımda sürekli tehdit edilir, kaçar ve kovalanır hallerde görerek geçirdim gecelerimi ve bir kısmını hatırlayabilsem de gerisi kayıp halde. Beni en çok yıpratan da hatırlamasam da korku içinde nefessiz uyanmalarımdı.
Sıkıntıda olduğunuzda karşınıza çıkan her şeye canınız sıkılabilir ya, belki de öyle büyüttüm içimde sıkıntıları. Ardı arkası kesilmedi sabretsem de işte. Şimdi diyorum ki, "Evet, çok şeye canım sıkıldı da duyuramadım. Belki ondandır."
Son yazımda da dedim ya "Sabrım Yorgun", kendimi anlatamamak ve uğraşlarımın görülmemesinin beni çok ama çok sinirlendirdiği haftalar geçirdim. Ama geçti bitti dediğim anda böyle rüyaların ortaya çıkması, kim demişti hatırlamıyorum ama "hayatın sen bakarken soyunamıyorum demek gibi bir huyu var"mış ya; o vakitler görmeyip, sabredebilir hale geldiğim vakit rüyalar doldu gecelerime... Belki de...
Tüm bunlara rağmen bu hafta 0.50 kg'lık Dumbell'dan 0,75 kg'lık dumbelları kullanarak hareket yapmalara geçtim. Kademe atladım yani... Bu durum en son uzay terapi aldığım 2018 senesine kadar hakimdi. Uzay terapilerimi bitirince, ne kadar uğraştıysam da kademe atlamayı beceremedim. Düzenli yapmalarım adına çok motivasyonumu götüren durumlar vardı (pandemi, engeller, can sıkıntıları vs vs). Şimdilerde bunların sadece bahane olduğunu elbet biliyorum, bakmayın siz bana! :)
* En başta yine 10 taneyi yaparken bile zorlanigor olsam da, daha 3 günün sonunda 15 tane yapabilir hale geldim bile. 0.5 kg'dan daha hizli işleyecek surec dilerim ki. (Çünkü sabredemiyorum. :))
İçinde bulunduğum dönemde 2013-2014, 2018-2019, 2021-2022 senelerinde de olduğu gibi azimli ve bu durumdan hoşnut buluyordum kendimi. Ama işte hala aşmam gereken durumlar var, neden her anlamda daha fazla ilerleyemiyorum bilmiyorum. (İçsel ilerlemelerimden bahsediyorum)
İşte üst paragraftaki gibi düşündüğüm haftalarda çok sık karşıma çıkan bir kitabı da aldım bu hafta. Pazartesi gününün ilk saatlerinde sipariş etmiştim, Salı sabahı elime geçti. Bir günde yarısına kadar geldim, içindeki istekleri çağırma mevzunun bilimsel dayanakları beni çok memnun etti. Derseniz ki denemeye başladın mı, Salı gününden beri daha ağır halde kötü rüyalarımla uğraşıyordum! Teknikleri denemeye halim var mıydı ki acaba? =)
Hayatında istediğin başarılara, mutluluklara ve kişilere kadar odaklanan kişilerin sonucunda hayatına çekebildiği durumları anlatıyor ki; benim en memnun olduğum konu "sağlığı adına çalışmalar yapanlar" oldu. Sağlık durumunu sadece istemek mi? Ben bunca zaman istemiyorum da ne yapıyorum diye ben de düşündüm tabii ki! Ama kitabın buna da bir cevabı var, korkularına ve üzüntülerine odaklanma diyor. Ben bir haftadan fazla zamanı onlara odaklanarak kendimi odaklanmaktan alamadan geçirdim. Korku ve endişeye mahal verirsen, isteklerin bir nevi bloke olur diyorlar. Tamam, herkes bir şeyler söylüyor bu sıra ve hepsi de kendine göre haklı. Ama neye odaklanırsan onu büyüttüğün de bir gerçek, üstelik benim de kabullendiğimi söylediğim bir gerçekti; şu birkaç haftaya kadar yine odaklı idim güya...
Neyse, kitap sayesinde size odaklandığım noktayı söyleyeyim ve bir küçük öneri vereyim istiyorum; ne olsa o benim onu sevdiğimi biliyor, ben ne desem de o kaldırır diye düşünerek en yakınınızdakilere dilinizle çok yüklenmeyin. Çünkü sizi sevseler ve sizin onları sevdiğinizi bilseler de, "Bak bu sözlerin beni incitiyor" demesine rağmen devam ediyorsanız sözlerinize aksini düşünmeye başlıyorlar. Bundan ötesinin zorbalık olduğunu ne olur unutmayın... (Yeri geldi, nereden nasıl yeri geldi bu konunun diye sormayın!) (:
Hafta boyu örgü ördüm, okudum, egzersiz yaptım ve gündemdeki haberlerde iki şeye odaklanmadan duramadım. Çok ama çok canımı sıkan iki madde vardı;
Birincisi İran Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı vefat ettikten sonra sevinen iranlı kadınlar adına, "ama ölen kişilerin arkasındaki kişiler sorumlu idi, ölüye sevinmek nedir diyenlerin bakış açıları (ölüye sevinmek değildi bu, anlaşılamaması ne acı),
İkincisi de ülkemizde sokak köpeklerine katliam niteliğinde yapılması tasarlanan, uyutulma adı altında öldürülme yasa tasarısı... "Yaradanı yaradandan ötürü severiz" diyen ataların evlatlarının, doğanın sahiplerini bu hayattan söküp atma hakkına sahip olduklarını düşünmesi çok ama çok üzücü!
Şimdi ilk maddeye canımın neden sıkıldığını kısacık anlatacağım; bir kadının şu devirde, kendi cinsine yapılan zulme ses çıkaramamasını kabul edemiyorum. Helikopter Kazasında ölen iki devlet adamı, İran'da süregelen kadın cinayetleri ve idamlarının bizzat onay mercii miydi? -Evet! Karşı çıkabilirler miydi? -Bitabii. Konu burada kapanması gerekirken, ölünün ardından konuşulmaz diyerekten var olan suçu ve suçluyu öldü diye görmezden gelmek bana doğru gelmiyor. Erkeğe de yapılsa kadına da yapılsa, zulümü savunandan yana olmam ve olanlara da sesimi çıkartma hakkımı savunurum. Tekrarlamak istedim, ben bu durumu "ilahi adalet" olarak görüyorum. İranlı kadınlara özgürlükleri yolunda yeni kapılar açılmasını temenni ediyorum!
İkinci maddeye gelirsek de; bir haftadır sesimi çıkarmıyor gibi görünsem de, anlam veremeyerek çok içerlendim bu duruma! Bu ülkede birçok suçluya adil davranılıp hukuk önünde "nasıl ya" diyeceğimiz kararlarla serbest bırakıldığına şahit oluyorken, doğasını katlettiğimiz köpeklerin "kümeleşiyorlar ve saldırıyorlar" diyerek öldürülmesine ses çıkarmamak ne kadar mantıklı? Bu durumu savunan, "Ama köpekler de saldırıyor ve öldürüyor!" diyenler; hiç tecavüzcüsünün müebbet yemesini geçtim, adil şekilde yargılanarak tacize uğrayanın suçlanmadan hapse atıldığını gördünüz mü? Yani siz diyorsunuz ki, yaşatabilmenin ve sahiplendirebilmenin yolu varken; 30 gün içinde sahiplendirilmezse öldüreceğiz, çünkü onlar doğada başıboş geziyor! İnsanoğlunun vicdansızlığını nasıl görmezden gelip hayatıma bakabilirim, diyorum ki hemen üstüne bir merhametsiz tavır patlak veriyor...
Bu arada ne yapılabilir konusunu da araştırıyorken, Cimer üzerinden başvuru yap seçeneğini açıp yönetime katıl ve sokak hayvanları adımlarını takip ederek karşınıza cıkan ekranda bu konuya dair yazabilirsiniz! Bugün köpekleri, yarın öbür gün de ses çıkarmayan her şeyi herkesi öldürüp susturamasınlar diye; vatandaşlık görevimizi o canlar için yapalım. Şahsen ben sadece bir hayvansever olarak değil, acı çekerek hiçbir canlının öldürülme sorumluluğunun bir insana kalmayacağına inandığım için sokak köpeklerine dokunulmasın diyorum. Bir de şu var ki, bugün doğanın dengesini bozarsanız en büyük hesap yine biz insanlığa kalır. Ödeyelim ödeyebilirsek demeden önce, elimizden geleni yapabiliriz umarım.
Barınakları gönüllü kişilerle bile çevirebilecekken, devletimizin öldürmeyi tek seçenek görmesini kabul edemiyorum! Sevgilerimle...
**
Dürüm Raporumun sonuna geldim. Böyle bir hafta geçti, emek vererek bir sonraki haftayı daha iyi bitirebilmeyi diliyorum kendime ve sizlere. Öncesinde dolu dolu bir haftasonu geçirebilmek için, eskiden de yaptığım gibi bir film bir şarkı bir de kitap bir de film önerip gidiyorum o zaman; =)
Bir Şarkımız; Yeni Türkü - Sezenler Olmuş (iki gündür özlemle dinlediğim bir parça)
Bir Kitabımız; şu anda da okuduğum ve herkese ilham olabileceğine inandığım kitabım, Rezonans Kanunu - İsteklerin Yönetimi Pierre Franckh.
Bir Filmimiz; alttaki dizeler aklıma geldiğinden sebep, Zindagi Na Milegi Dobara (2011). Hint yapımı eğlenceli ve sakinleştiren bir film. Bazen aklıma gelen şu dizeleriyle iyi ki izlemişim, dedirtiyor bana;
Yüreğinde huzursuzluk varsa,
Yaşıyorsun demektir.
Gözlerinden hayallerin okunuyorsa,
Yaşıyorsun demektir.
Esip geçen rüzgarlar gibi özgürce yaşamayı öğren,
Denizi deniz yapan, akıp giden dalgalar gibi akmayı öğren.
Yaşadığın her ana kollarını aç,
Coşkuyla karşıla onu.
Her anın sana yeni bir manzara sunsun.
Gözlerinde o merak varsa,
Yüreğinde huzursuzluk varsa,
Yaşıyorsun demektir...
İyi haftasonları dilerim hepimize...