19 Ağustos 2014 Salı

Pazar Yazısı - #7 - #KahveTutkusu


Ben bu yazı dizimin altında, Pazar günlerimi ve tatil anlarının bıraktığı izleri yazıyorum. Diğer Pazar Yazısı yazılarımı, burada bulabilirsiniz. :)

Farkındayım, bugün Pazar değil, ancak bu seferlik böyle oldu. Geride bıraktığımız haftanın Pazar günü de unutulmaz bir gündü. Sakin ve eğlenceli geçen bir gün oldu; Hayat günlüğüme not etmek istedim bende, Salı gününe kalmış olsa bile... :)


Sabah uyandığımızda güzel bir kahvaltı ile başladık güne. Ama başlamadan önce denizde misafirlerimiz vardı. Bu karede yoklar tabii; Balık'a gelmiş Yunuslar bu sefer, oynamadılar pek fazla. Karınlarını doyurup gittiler. Ama bu fotoğraf benim Pazar fotoğraflarımın başlangıcı oldu... :)


Evde sevdiğin bir akrabanı ağırlamak ve kahve keyfi yapmak çok hoş bir durum. E Pazar günü de en uygun günlerden biri bu durum için... Kahve keyiflerimizi güzelleştiren akrabalarımız var şükür ki... Bu resmin hikayesini anlatmak istedim bu Pazar, ama yoğunluktan yazamadım maalesef Pazar akşamı bu yazıyı... Kısmet bugüneymiş...

Bilen bilir, benim kahve severliğim bilinen bir olgudur. Ama yeri geldiğinde babamla kapışamam ne yazık ki... :) Pazar günü kahvaltı sofrasında annem ve babamla çay keyfi yaparken, Aysel yengem ile Suna ablam aradı "Kahveniz var mı, bir kahve içimlik gelelim diyoruz?" dediler. Onlar gelene kadar evi topladık, keyif çattık derken; yengemler geldi, kahve keyfi anı geldi çattı. Muhabbetle beraber hoş bir gün oldu.

Sonrasında babamın "Türk kahvesi içiminde küçük fincanların yetersiz olduğu fikrini yinelemesi" ile ortalıkta bir fikir alışverişi ve annem ile babamın tatlı atışmaları ortaya çıktı ki, gülmekten kırıldım. :) Babam annemi tatlı tatlı sinirlendirmeyi sever, öyle bir andı yani bu... Bir küçük fincan yetersiz, insanın dişinin kavuğuna yetmiyor." dedi babam. Annemle biz de dokunacağından söz etsek de, babam da dokunmaz." diye ısrar etti.

Kazanan, resimden de görüldüğü gibi, babam oldu. Aysel yengem kalktı, babama bir kupa Türk kahvesi yaptı. Normal olarak dokunması gerekir değil mi? Babam uzaylı olduğu için dokunmadı. Üstelik çok da keyif aldığını söyledi... Annem ile biz de, "ilk ve son olsun" dedik, neme lazım dokunur falan korkuyoruz yine de...



Babam bu Pazar bizim için "Kupa ile Türk Kahvesi içilmez adetini bozmuş oldu bu arada". Babama şaşırmadım da doğrusu, yine de komikti işte... Demeyin ki, "içilmez Türk Kahvesi kupa ile, içen içiyor işte." :)

İçmekle kalmadı, Babam bir de fal kapattı üstüne. Alem adam doğrusu benim babam, alem ve eğlenceli. :) Pazar günümüzün konusu oldu bu kahve olayı. Maşallah, dokunmadı da şükür. O falı adetten açıp da uyduran Suna ablaydı Allahtan. Bilen biri eline alacak olsaydı, falda gördüklerini anlatması bence bitmezdi... :D

Velhasıl, ben kendimi kahve tutkunu ilan ediyordum ama babamın bu hallerini görünce benim kahve sevdam ile alakası yok diyorum. Çünkü ben Türk Kahvesini 1 fincandan fazla içemem ne yazık ki, kaldı ki babam gibi bir kupa içeyim; nerdee...


 Böyle güzel bir Pazar'ın akılda kalan bu anısını, bugün yazmadan geçmeyeyim dedim. :) Nice güzel Pazarlara ve güzel anlara inşallah. Sevgilerimle...


Not; Bana kilolarıma dikkat etmem hususunda öncelikle kahveyi kesmemi söyleyen Pelin'im, acaba bu yazıyı görünce ne diyecek merak etmiyor değilim. Ben en fazla haftada iki kere sütlü kahve içerken, babam bir günde bir kahve fincanı ile bir kupa Türk kahvesini götürdü valla. Duyurulur Pelin'cim, sevgilerim ve saygılarımla... :)

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #62


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,

Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)


Yağmurla biten bir hafta biter ve yağmurla beraber bir hafta daha başlar... Bu aralar kafam azıcık dolu dolu ve karışık, yeni bir şeyler arayışında düşünmekteyim. Bakalım bu arayışın sonucunda ne olacak. Ve bakalım geride bıraktığımız hafta nasıl geçmiş? Bence güzel geçti... :)


Kağan'ım epey büyüyor, bu hafta başlarında yine bir kahvaltı bekleme durumu hakimdi. Babam beklememiz gerektiğini anlatırken, Kağan'ım da böyle bekliyordu. :) Mama sandalyesini bırakalı 3 hafta bitti. Her geçen gün daha çok büyüyoruz şükür sağlıkla ve maşallah kuzuma... 


Mercan halamız diye bahsettiğim halamız ile Kağan'ımı kahve keyfi yaparken görüntüledim bu hafta. :) Kahve keyfi dediysem öyle çok değil, kaşığın ucuyla birkaç kaşık. Maksat merakı dinsin, bir yeri düşmesin canımın. :) Şaka bir yana, kahveye falan biraz meraklıyız. Büyümek için acele ediyor kuzucum. Oysa oyun çağları güzeldir ama değil mi... :)


Cuma günü gelince, Kağan'ımın babası geldi aldı yine şükür. İnşallah alıp gitmeleri sürer böyle diyorum. Haftasonları 2 gün boyunca görünce daha rahat oluyor kuzum... Her gidişinde gelişinde de, ne onlardan vazgeçebiliyor kuzum ne de bizi bırakıp gidebiliyor. Giderken de hem mutluluktan hem de bırakıp gidememekten dönüp dönüp öpücük veriyor. Bu resim de onun resmidir... :) Maşallah... 


Cumartesi günü balkona store perde taktırdık. Camlarımız açıkken görünmüyor pek ama, ipleri görünüyor gün batımına doğru. Şansa bakın ki, Store perde takıldıktan sonra hava kapandı, dün de yağmur yağdı. Henüz kullanmak kısmet olamadı yani. Allah ağız tadıyla kullandırmayı nasip etsin...



Dün ablam ile eniştem Kağan'ımızı geri getirdiler. Saat 8'e doğru idi... Balkona bir çıktık ki yemek öncesi, trafik böyle tıklım tıklık doluydu. Bizim buraların trafiği de haftasonu bitişinde böyle oluyor bazen işte, İstanbul trafiği gibi... Dün yemek öncesi baktık, "bu trafik 9'a kadar sürer biter" dedim ben.

Sonra yemeğimizi yedik, bulaşıkları yıkadı ablam, çayımızı içtik, keyifimizi yaptık, ablamla eniştem Kağan'ı uyutup gittiklerinde saat 12'ye geliyordu. Trafik ise hala tıkalı idi. Uzun zamandır böylesi olmuyordu. Bursa'da İstanbul gibi olmaz inşallah diyoruz bir de haftasonları Kumla tarafına gitmek akıl karı değil bunu iyi biliyoruz... :)



Bizim haftamız böyle sakin geçti diyebilirim yani. Yağmur yağıyor dünden beri buralarda da... Bugün kendimi Yaz mevsiminde Sonbahar'daymış gibi hissediyorum. Bu yazı biraz geç geldi affola, üzerimde tatlı bir rehavet var da... :) Kısa kısa bu haftadan bahsedeyim de, geri döneyim dingin halime dedim. Ve aklımda bugün keyif yapmak ve bu durgunluğu bulmuşken elimdeki ince kitabımı bitirip okuma düzenimi falan tutturmak için planlar yapma düşünceleri var. Görüşürüz yine, sevgiler... :)

17 Ağustos 2014 Pazar

2014 Antalya Yaz Tatilimizdeki Kurtarıcı Ürünlerimiz


Bu sene de Antalya'da dedemlerleydik, söylediğim gibi. Tatil vaktimiz geldi güzel de geçti, gezmelerimiz daha çoktu diğer senelere nazaran. Birkaç gündür, "gittik geldik ama yazacağım daha bitmedi" diye düşünüyordum. Ama bir türlü fırsat bulamadım yine yazmaya, misafirlerimiz vardı.

Diyeceğim o ki; başlangıcı 09.07.2014, bitişi 08.08.2014 tarihleri arasında yaptığımız Antalya tatilimize dair bu sene söyleyeceğim daha çok şey var. Hayat günlüklerime kaydetmeden olmaz diyorum... :)




Pek fazla bloğumda böyle yazılara yer vermediğimi biliyorum. Ama benimde kullandığım birkaç kurtarıcı ürünüm var. Makyaj yapan biri değilim, belki bazen bir yere giderken parlatıcı sürerim o kadar. Aaa bir de 1 senedir göz kalemi kullanabildiğim görülür arada. Ama o konu biraz ayrı, bu konuya daha sonra geliriz... :)

Yazın benim ve ailemin kurtarıcısı olan 3 üründen bahsetmek istedim bugün. Bunların yanında kullandığımız roll-on vs şeylerden bahsetmiyorum. Ama bazı ürünler vardır ki, dönem dönem kurtarıcınız olur. Yukarı resimdeki 3 ürün bu yaz iyiden iyiye yine kurtarıcımız oldu... :)

Soldan Sağa Resimdeki Ürünlerimizden Bahsedeyim; 

1. Oriflame Optimals Serisinin Tonik'i; Bu ürünü Oriflame Satış Danışmanlığı yaptığım sırada denemeye başlamıştım, yağlı cildimden ötürü. Tabii aynı serinin yağlı ciltler için yüz yıkama jeli ile beraber... Jel ile yıkadıktan sonra, tonik ile cildinize hem takviye hem de arındırma uygulaması yapıyorsunuz. Ben ilk kullanımlarımı hep bu doğrultuda sürdürdüm. Daha sonradan epey azalmaya başladı, cildimin yağ seviyesinde. Sonra yeri geldi, jeli kullanamadığım zamanlar sadece bu tonik'i kullandım. Ürün hem ferahlatıyor hem de cildinizin yağlı formülünü temizliyor. Tavsiye eder miyim, evet. :)



2. Calinda Aloe Vera Özlü Krem; Bu kremi de birkaç sene önce Almanya'da yaşayan bir akrabamız getirmişti. İlk zamanlar fazla kullanamamıştım, yağlı ve akışkan bir formülü olduğu için. Ama bu sene epey kullanmaya başladık. Aleo Vera özlü kremlerin iyileştirici özelliği var, Aleo Vera'nın etkisi sebebiyle. Bu yüzdendir seviyorum Aleo Vera özlü kremleri. Bu krem Kağan'ımın, babamın, annemin ve benim kurtarıcımız oldu özellikle bu yaz. Kaşıntıya, tahrişe, sinek ıssırığına ve bilimum benzer şeylere o kadar iyi geliyor ki. Denendi her yara beremizde...

2 gün önce bir parmağıma sıcak su döküldü, sadece bir gece sürdüm sabah uyandığımda hiçbir acı sızı veya belirti kalmamıştı. Diyeceğim o ki, Calinda'nın Aleo Vera Özlü Kremini bulabiliyorsanız alın derim. Bu ürünümüz bittikten sonra ben Aleo Vera özlü kremleri kullanmayı bırakmayacağım artık, öyle karar aldım. (Kaç kere Aleo Vera dedim bu arada değil mi, farkedince dehşete düştüm :) )


3. Oriflame Optimals Oxygen Boost, Yüz Spreyi; 1 senedir bitiremedim ama, bittiğinde tekrar almayı düşündüğüm kurtarıcı ürünlerimizden biri daha Oriflame'dan (Eskiden Oriflame Satış Danışmanıydım diye söylemiyorum bunları bu arada). Düşünün ki hava sıcak ve nefes aldırmıyor size, yüzünüz alev alev yanıyor. Böyle bir anda yapacağınız şey, çantanızdan Oriflame yüz spreyinizi çıkartmak ve yüzünüze sıkıp ferahlamak. Yüzünüzü yıkayacak durumda olmadığınızda, aynı etkiyi size makyajınızı akıtmadan sağlıyor. Makyaj akıtıp akıtmadığını denemedim ama öyle söyleniyor. Oksijen veriyor gibi, nefes aldırıyor ve ferahlatıyor cidden. Biz annemle beğenerek kullanıyoruz bu ürünü, hatta ablama bile kullandırdım. Tavsiye edeceğim 3.ürün de bu. - (Benden iyi reklam yıldızı olurmuş ya, neyse) :)


Bu yaz kurtarıcım olan belirgin 3 ürünüm buydu. Bu üçü diğerlerini biraz gölgede bıraktı diyeyim ben size. :) Bahsetmedim bu zamana kadar ama benim de kullandığım kurtarıcı ürünlerim var dedim bu yazımda. Okuduğunuz için teşekkür ederim, başka bir ürün köşesi olur mu bilmiyorum ama görüşürüz. Sevgilerimle... :)

15 Ağustos 2014 Cuma

Look Up (Yukarı Bak) - Garry Turk Videosu...


2 gün önce bir video izledim; videonun ismi Yukarı Bak ve videoda konuşan kişinin ismi de Garry Turk. Videoda internet bağımlılığına ve internete kucak açarken normal hayattan kendimizi soyutlamamıza dikkat çekiliyor. Videoyu izledikten sonra hak vereceğinize inanıyorum sizin de. Bunu burada paylaşmak istedim, çünkü bazen yeri geliyor bende çok tutkun oluyorum internete. Ayrılmak güç geliyor bana da... Ve bir süredir kendimi sınırlayabiliyor oluşuma mutluyum... 



Videoyu izleyin istedim sizde. Ben Garry Turk'ün duyarlı oluşuna hayran kaldım. Hayatı kaçırmamak adına bilinçlendirmeye birebir video olmuş bence. Ben kendimi bilinçli diye düşünürdüm ama, videodan sonra daha da dikkat etmem gerektiğini düşündüm... 


Ben bu konuyu hep şöyle düşünürüm; 

"Biz şanslı çocuklardık, ya şimdiki zamanın çocukları? Şanslılar mı bizler gibi?" derim kendi kendime... Düşünüyorum; çünkü yeğenim, kuzenim ve tanıdığım tanımadığım birçok küçük çocuk var. Bunlar sırf küçükler için de değil, hepimiz için geçerli. Bu dünyada yalnız değiliz, birbirimizi düşünerek ve önlemler alarak yaşamak daha güzel...

Bende bir süre önce internete daha çok yönelen tarafım açısından sınırlarımı çizme kararı almıştım. Asosyalleşmemek gerek, hayatın içinde hayatı dolu dolu yaşayabilmek için uzaklaşabilmek gerek bazen diyorum. 

Çünkü Garry Turk gibi düşünüyorum bende; "Sosyal" dediğimiz bu medya bilgisayarlarımızı açıp kapılarımızı kapatmamızdan ibaret... 

İnterneti seviyorum ama, zararlı kullanmadığıma inansam bile, bir sınırı olması gerektiğini düşünüyorum...

Bende destek veriyorum bu harekete demek istedim bugün ve yer vermek istedim bloğumda. Bir yeğenim var biliyorsunuz, ona örnek olmak için her gün daha çok çabalıyorum. Ne görürse büyüklerinden onu uyguluyor çünkü çocuklar, artık daha çok biliyorum. 



Kısaca, Garry Turk'ün da dediği gibi; 

"Telefonundan kafanı kaldır, ekranı kapa. Hayatı sanal olmayan bir şekilde yaşa…"

Sevgilerimle... 

14 Ağustos 2014 Perşembe

2014 Antalya Yaz Tatilinde Okuduğum Kitaplar


2014 Antalya Yaz Tatili, garip ve güzel bir şekilde bitti. Hala tam olarak tatilin son günlerinde tutulduğum soğuk algınlığından ötürü kendime gelebilmiş değilim. Öksürmekten gecem gündüzüme karışmış durumda. (Not; Akdeniz Üniversite Hastanesi yetkililerine sesleniyorum, sizi de hasta eder o klima, azıcık kısar mısınız ayarını lütfen!)

Kendime biraz gelebilmiş, sonunda Akdeniz Üniversitesine sitemimi de etmişken gelelim ilk konumuza... Yazmak için aklımda bulundurduğum birçok konu var ama önceliği yaz tatilinde okuduğum kitaplara vereyim dedim. :)


Kısa bir değerlendirme yapacak olursam, okuduğum kitaplar bir elin 5 parmağını geçememiş maalesef. Ama iyi yönünden bakmak gerek, çok fazla okumaya fırsat bulamayacağım kadar dolu dolu geçti tatilimiz. Bu sene geçtiğimiz senelere nazaran iyi gezdik Antalya'yı... :)

Bu arada geçen sene okuduğum kitaplara da baktım, bu seneki okuduklarımdan çok oldukları kesin. Ama sayıları değil önemli olan bünyeye etkileri biraz da. (O nasıl bir mantık yürütme ise artık, ben dahi bilemiyorum) Geçen yaz okuduğum kitapların yazısı burada...


Mart Menekşeleri

Mart Menekşeleri, tatilde ilk okuduğum kitap oldu. Sarah Jio ile de sonunda tanışmış oldum bu sayede. Bu kitap ile tanışmış olduğumuza da mutlu oldum tabii ki. Taa Kasım'da aldığım 3 kitaptan sonuncusu idi bu kitap. Diğer iki kitap ise; Yüreğe Söz Geçmiyor ve Uçurtma Avcısı idi...

Mart Menekşeleri kitabına gelince, güzel bir aşk hikayesini anlatıyordu kitap. Ama okudukça anladım ki, bir değil birden çok aşık'ın hikayesi var kitapta. Bana böyle düşündürttü yani. Hoşuma gitti kitap, Sarah Jio'nun diğer kitaplarını da okumak istedim bu kitaptan sonra. Sanırım diğer kitaplarına da şans vereceğim bundan sonra. :) 


Mart Menekşeleri kitabından alıntılarım; 

Kitabın en sevdiğim cümlesi, başında da yazan bu cümle oldu; "Hayat, birine seni seviyorum demenin kararsızlığını yaşamak için çok kısadır..." Bence de...

"Büyük aşklar zamana, kalp ağrısına ve mesafelere meydan okur. Herşey kaybedilmiş gibi görünse de gerçek aşklar yaşamaya devam eder."

Kitapta bahsedilen Kaybolan Yıllar kitabından yapılan alıntı; “Aşk, zorla tomurcuk vermesini istediğin bir sera çiçeği değildi. Aşk, yol kenarında beklenmedik şekilde açan bir çiçekti.”

Güzel bir kitaptı. Sarah Jio'yu daha çok okumaya çalışacağım bundan sonra... :)


Aşk Tanrıçası'nın Yemek Okulu

Bu kitabı Antalya'ya gittiğimizin ertesi günü Mero'm hediye etmişti bana. Tekrar teşekkür ederim canım. Kitabın arkasındaki hikayeyi okuduğumda Debbie Macomber tarzı olduğunu anlamıştım. Sevindim de. Debbie Macomber ve Maeve Binchy tarzı bir kitap olması güzeldi. İlk defa Melissa Senate kitabı okudum, ilk kez duyduğum bir yazardı kendisi. Ama tanımaktan mutluluk duydum, içten ve akıcı bir anlatımı vardı. Böyle kitaplar okumaktan da hoşlanıyorum. Hayatın içinden olduğuna inandıran hikayeler okumak güzel hisler bırakıyor insanda... :)


Can Dostum ve devamı Can Dostumun Yolculuğu kitabı, Mero'mun okumamı istediği kitaplardı. Okumam için ödünç vermişti iki kitabı da. Bu iki kitap bir köpeğin ağzından gibi anlatılmış bir kurgu roman serisi. Şöyle diyebilirim bu iki kitap için, insanların köpekleri değil, köpeklerin insanları var bu kitapta. :) Hayatı onların gözünden anlatmış yazar. Başta alışmakta zorlansam da, sonradan bu hikayeden zevk almaya başladım; ikinci kitapta özellikle...


Can Dostum'u 2 hafta gibi bir sürede bitirmiştim ama, Can Dostumun Yolculuğu adlı ikinci kitabı tatilimizin sonuna doğru 3 günde okudum. Konu bütünlüğüne alıştığımdan ötürü rahat okudum belki de. Can Dostumun Yolculuğu daha hoştu değil de, daha alışmıştım yani bu kitapta seriye... :)

Kitaptan beğenerek alıntı yaptığım yerler oldu... 

Sayfa 146- Bazı köpekler gezip dolaşmak için özgür olmak istiyorlar işte; onları seven bir çocukları yok da ondan.

Hayatın, köpekler değil insanlar tarafından idare edildiğini anlamaya başlamıştım artık.

Sayfa 166- Köpeklerin kapı çalınca havlamak gibi önemli görevleri vardır; ama kediler evde hiçbir işe yaramazlar.

Sayfa 214- Bir köpeğin görevi, insanların isteklerini yerine getirmekti.

Sayfa 259- Çünkü yalnızca daha fazla çaba gösterilerek başarı elde edilebilecekse, başarısızlık bir seçenek değildir.

Sayfa 349- “Joh Lennon, Hayatın biz başka planlar yapmakla meşgulken gerçekleşen şeyler olduğunu söylemiş. Bana sorarsan bu, üç aşağı beş yukarı durumu özetliyor.” 


Ve son olarak da Tavuk Suyuna Çorba'yı es geçmemem gerek. 

En sevdiğim öykü kitaplarından Tavuk Suyuna Çorba... Birçok kitapseverin evinde muhakkak bir kitabı bulunduğunu gördüğüm serilerden, özellikle de eski kitapseverlerin. Kısa kısa ve yüreği ısıtan birçok hikayeyi barındırıyor her bir kitabı. Eğer bu zamana kadar okumadıysanız, serinin bir kitabına dahi olsa şans verin derim... :) 

Ben bu sefer, Mero'mun verdiği ilk kitabını okudum serinin. Serinin adı; Gençlerin Yüreğini Isıtacak 59 Öykü. İlham veren hikayelerden tutun, mucize içeren hikayeye kadar güzel öyküler bulunmakta içerisinde... 


Benim yaz tatilinde okuduğum 5 kitap bunlardı işte. Her biri birbirinden güzeldi. Elimde Mero'mun bana getirdiği kitaplardan kalan 4 kitaplık seri ile bir gerilim kitabı, bir de benim bayram sonrası kendime D&R'dan aldığım kitap var. Kütüphanemde de 5 civarı henüz okumaya fırsat bulamadığım kitabım var. Bunlara dayanarak bir süre kitap alışverişi yapmamayı düşünüyorum. Elimdeki kitapların her birini çok merak ediyorum. Tatil dönüşü sonrasından beri ancak toparlanabildim sağlık açısından. Beni bekleyen kitaplarıma kucak açabilirim artık. 

Yeniden görüşmek dileğimle. Sevgiler... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...