11 Temmuz 2015 Cumartesi

Not Aldım Veya Not Ettim - #21 - Neler Oluyor


Bir süredir yazamadığım bu yazı dizime, böyle bir dönüş yapmak istedim. Neler yapıyorum ve kendimce neler not alıyorum... İyi okumalar.. :)


1.) Boncuk işleme ve herhangi dikkat gerektiren el işleri ile uğraşmak, insanı hem deşarj ediyor, hem de düşüncelere dalarken gerekli noktalara dikkat etmeyi sağlıyor... 

Geçtiğimiz haftasonunda Cumartesi akşamı başladığım ama bitiremediğim ve yapmak istediğim boncuk işlerime geri döndüm. Pazar günü ise neredeyse tüm günümü boncuk işlemeye ayırdım. Neredeyse diyorum; yemek-su ve mola gibi ihtiyaçlarım haricinde bıraktığım olmadı gibi çünkü. Bu sayede, aklımdaki bir düşüncenin olurunu olmanızı tarttım ve Pazartesi günü kendim adına yine kararlar aldım. Ve evet, hayallerim adına yine. Boncuk çok işe yarıyormuş yine anladım. Bundan sonra sıkıştıkça, boş yere bile olsa boncuk dizeceğim anlaşılmış oldu böylece... :)


2.) Bu hepimizin başarısı, Tilt yatağında tamamen durma haline geldim nihayet... 

Uzay Terapi'mde bir ilerleme daha kaydettiğimi geçenlerde yazmıştım. Daha dimdik olacağım demişken, bir tık kalmış meğer. Gittikçe güçleniyorum sanırım. Ve bu sadece benim değil; ailemin, sevdiklerimin ve beni takip eden sizlerin de başarısı. Beni ayakta görmek garip de mi? :) Üstteki resim bu Pazartesi'nden, 06.07.2015.

 Bir şey itiraf edeceğim; daha önceden yürüyen bir birey olmama rağmen, bazen ilk defa ayağa kalkacakmışım gibi hissediyorum bu sıra. Bu heyecan güzel ama biraz da garip o sebeple. :) 


3.) Yaz Çabuk Geçiyor;

Haylaz bir yeğenim var benim, Allahım korusun onu da tüm çocuklarımızı da, 3 yaşında artık maşallah. Haylazlıkları ile günümüzün nasıl geçtiğini hissettirmiyor bu ara. Öyle ki, Temmuz'un 10'una gelmişiz resmen. Yaz bu sene çabuk geçiyor. Ve çabuk da geçmese mi der oldum bu ara, yeğenimin tüm haylazlıklarına rağmen. :) 

Önümüzdeki okul döneminde, hayırlısıyla kuzum da okullu olacak. Kreşe başlayacak artık. Ne istediğimizi bilmiyoruz galiba bazen biz insanlar; okul dönemi başlayıp kuzumun da arkadaşları olsun, oyunlar oynasın istiyorum elbette. Ama bir yandan da, büyüyor diye bir garip olduğumu hissediyorum. Sadece Yaz değil, günler-aylar-yıllar çook çabuk geçiyor. Allahım sağlıklı ve mutlu bir ömür versin küçüklerimize-büyüklerimize ve bizlere inşallah...   


4.) Her Çocuğun Kendi Müziği Var, İyi Dinlemeli...

Kağanım çekmiş geçenlerde bu fotoğrafı. Bende silmemiştim nedense. Sonra gece bakınca, neyi çağrıştırıyor bu resim bana dedim. O ellerinin silüeti arasından aklıma gelenler şunlar oldu; 

Eller aydınlatıyor bazen dünyayı, minik eller. Ve minik ellerin müziği. İkisi de ayrı iki evrensel dil bence. Ne müziğin dili var, ne de küçük bir çocuğun ve ellerinin... Müzik aydınlatıyor; düşleri, hayalleri, anları, dili her ne olursa olsun. Küçücük ellerinin arasındaki boşlukta kulaklık görüyorum ve aklıma "duygusu kadar, her çocuğun müziği de başka." demek geliyor. Kağanımın müziğini her gün dinlemek, -bazen çok yorulsak ve çok üzülsek bile- hiçbir zaman "hayır" diyemediğim bir parça. 

Hiç şüphe yok ki, konuştuktan sonra da yine "ne çabuk büyüdü" olgusunun canlanması söyletiyor elbet bunları. Maşallah ile ve Allahıma teşekkürlerimizle geçiyor günlerimiz, Kağanımın müziğini dinleyerek. Üstteki resim de Kağanımın çektiği fotoğraf; onun müziği, onun sanatı, onun resmi. Beni duygulardan duygulara sürükleyen, onun sevgisi... (Çok şükür)


5.) Dayanamamıştım, kitap almıştım yine. Pişman değilim... :)

2 hafta önce Pazar günü, ailecek yakın çevremizde bulunan Küçük Kumla'ya gezmeye gittik. Bu uzun zamandır yapmadığımız bir şeydi. Sahil boyu gezerken, babam ile annem önden giderken bir ara, kitap reyonunun önüne benden önce gitmişler. Kitap olur da durulur mu? 

Aslında kendime sözüm vardı, annem ile babama da tabii; 2015 Bursa Kitap Fuarı'ndan aldığımız kitapları okumadan önce kitap almayacaktım. Ama en çok okumak istediğim 3 kitabı birden görünce, sözümü çiğnedim. :/ Pişman mıyım? Hayır. :) Kitap almak pişmanlık değil, mutluluk. Şimdi yukarıdaki 3 güzel okumamı bekliyorlar.

Cemal Süreyya- Sevda Sözleri (Yky Yayınları); tüm şiirlerinin bulunduğu kitap. Cemal Süreyya şiirlerini okumayı sevdiğim şairlerden biri, bildiğim bilmediğim tüm şiirlerinin elimde olması çok güzel bir his. 
Aşkım Kapışmak- Kalbimin Anahtarı (İnkılap Yayınları); İnternetten takip etmeye bayıldığım, katıldığı yayınları kaçırmamaya gayret ettiğim bir uzman kendisi; İlişki Uzmanı. Bu okuduğum ilk kitabı olacak inşallah... 
Ve Kristin Hannah- Gece Yolu; Bundan 3 sene önce, Kağanımın doğumunu sabırsızlıkla beklerken okumuştum ilk Kristin Hannah kitabımı; Ateşböceği Yolu. O gün dedim ki, geç olacak belki ama okuyacağım bu yazarın kitaplarını. Geç olsun güç olmasın değil mi? :)


6.) Ve Okunacak Kitaplar Düzenlemesi...

Birkaç gün önce okunmayı bekleyen kitaplarımı bir kutu içine doldurmayı tercih ettim, hepsini sıra sıra dizdim. Sığmayanlar dışında kaldı. Beni bekleyen 16 kitap var şimdilik. Elimdeki kitap Eldest kitabı ve Eldest'in devamında Aslında Christopher Paolini'nin serisinin  iki fotoğrafı ve 2 tane de Sabahattin Ali romanlarım var. 

Okumasız geçmesin inşallah yine günlerim diye uğraşıyorum. Bunca güzel kitabı dersler ve uğraşlar sebebiyle bu zamana kadar bıraktığıma üzülüyorum, okumasız geçmesin günlerimiz diyorum.. :)

Neler yapıyorum ve ne gibi konuları kendimce not alıyorum yazmak istedim işte. Alt başlığı "Neler Oluyor" oldu sonra benim için. Bunlar da, blog günlüğüme bu aralar hakkında yazmak istediklerimdi. Okuduğunuz için teşekkür ederim... 

Sevgiler... :)

7 Temmuz 2015 Salı

3 Yaştır Kırmızı Giyiniyormuş :)



Bugün Kağanımın 3. yaş doğum günü... :) Yıllar geçti de 3 yaşını yaşamaya geldi sıra; elbetteki acısıyla tatlısıyla geçti 3 sene, zor anları ve kolay anlarıyla beraber. Ve sıra 3. yaşımızda bugünden sonra...

3 sene önce bugün, sabah 9 sularında hastaneye vardığımızı ve ablamı sezeryan için hazırlamaya başladıklarını ve ameliyata götürdüklerinde; hem nasıl korktuğumuzu hem de nasıl heyecanlandığımızı dün gibi hatırlıyorum. Doğumdan sonra hemen kucağımıza alamamıştık Kağanımı, birkaç gün kafasında bir cam gibi bir şeyle nefes aldı. Küvez de durdu, hemen düzgün nefes alamadı. Ablamla bizi 2 gün sonra hastaneden çıkardılar, ama Kağanım hastanede kaldı. 

O günler hem korku hem de büyük bir sabırsızlık vardı içimizde. Çok şükür geçti o günlerde sağ salim. Şimdi hayatımızda haylaz bir oğlan var. Ve annesi ablam... :) Çok ama çok şükür...



Bugün Kağanımın doğum günü için geçmiş doğum günlerindeki fotoğrafları bir araya getireyim dedim. Yıllar geçmiş ve bu zamana kadar ki her doğum gününde kırmızı tişört giyinmiş kuzum. Bugün dahi kırmızı tişört var üstünde, üstteki tek resimde görüldüğü gibi... :) İnsanın aklına "Aaa tesadüfe bak" gibi bir cümle de gelse, tesadüf değil gibi geliyor daha sonra ister istemez böyle anlar. 

En sevdiği rengin kırmızı olduğunu biliyoruz ailecek. Ama bugün böyle bir kolaj yapmaya kalkınca, 3 doğum günüdür kırmızı giydiğini farkettim. Annem ve ablamla paylaştım tabi ilk bu durumu. Ablam şaşırdı, annem ise; "Demek ki uğurlu rengi kırmızı." dedi. Evet belki de kuzumun rengi cidden kırmızı. Denk geliyor bazı şeyler, tesadüf diyemiyorum bende artık. Evrenin ve kaderin oyunu gibi bazı şeyler...


Yeğenimle Öğrendim Ben..

Bir çocuk büyürken; çocuğu sevmenin ve hayata adapte oluşu sırasında yaşadığı tatlı anları izlemenin güzelliğinin yanı sıra, ne zorluklarla büyütüldüğünü... O öğrenirken, senin de öğrendiğini. Ve bu yaşına kadar, 1 yaş ve 2 yaş sendromu diye bir şeyin olduğunu; 1 yaş sendromunun diş çıkartma ile başlayıp garip huylar getirdiğini, 2 yaş sendromunun da kendini kanıtlama gereği ile akla mantığa sığmayan her çocuğun kendine has hal ve tavırlar edindirdiğini... 

Teyze olmanın tadını öğrendim bir de; bazen çok aşırı haylaz olduğunda bile, kızsan da vazgeçemeyecek kadar çok sevmeyi. Ve teyzelik nedir, nasıl olmalıdır, çocuk büyürken hangi davranışlar hayati önem taşır gibi, gerekli birçok bilgiyi hem öğrendim hem de ailemle beraber deneyimledim... Ama her çocuğun özel ve kendine has olduğunu iyice kavradık, bu 3 senede özellikle de. 

Teyzeliği tattıran haylaz yeğenim; Kağanımız.. Nice yaşları olur inşallah, sağlıkla ve mutlulukla büyür de, hayırlı bir evlat ve insan olur... İnsan doğum günlerinde de tatlı tatlı hüzünleniyor işte bazen. Kağanıma mutlu bir birey olmayı öğretebilmeyi diliyorum ailem ve kendim adına, bir ömür boyu... :) 

Sevgiler...

6 Temmuz 2015 Pazartesi

2015 Okuduğum Kitaplar - İlk 6 Ay...


2015'in ilk 6 ayı bitti, ama ancak yazabildim bu yazıyı. Ve bu senenin 6 ayında 11 kitap okuyabildim sadece. Sadece diyorum, çünkü bana hayli az geldi; her ne kadar geçen senenin ders döneminde daha az kitap okumuş olsam bile... Daha okumak istediğim ve okumamı bekleyen çok kitabım var. Dersler, sınavlar ve düğünler derken, aksattım yine doğrusu. Ama yine de fena değil sanırım... :)



Senenin ilk zamanları, Ocak ve Şubat ayında 5 kitap okumuştum. Ocak ayını 1 kısa kitapla, Şubat ayını da diğer resimdeki 4 kitapla bitirdim. Elime en çok kitap alabildiğim aylardan ilki, Şubat ayıydı. Şimdi dersler de bitmişken, yeniden elimden hiç kitap eksilmediği günlerime dönmeyi diliyorum. Ocak ve Şubat ayında okuduğum kitapların yazısı burada...

1.) Sergüzeşt - Samipaşazade Sezai
2.) Taaşuk-I Talat Ve Fitnat - Şemsettin Sami
3.) Kohlaas İsyan - H. Von Klest
4.) Decameron Hikayeleri - Giovannı Boccacio
5.) Eragon - Christopher Paolini 



Mart ayında sadece 2 kitap okuyabilmiştim, yeniden sınav hazırlıklarına giriştiğim zamanlardı. Nedense 2 senedir, sınav hazırlıklarımdan kitap okuyamaz oldum. Bunu düzeltmek adına; bu yaz önümüzdeki senenin çok üniteli derslerine çalışmaya başlayayım, diyorum. Belli mi olur, ders dönemlerim içindeki okuma durumumu da dengelemiş olurum en azından... :)


1.) Meyhane- Emile Zola; Emile Zola'nın okuduğum ikinci kitabı bu. Ancak Bir Aşk Hikayesi kadar anlatımı güzel gelmedi. Belki de yayınevindendir diyorum...

2.) Kırmızı Ve Siyah - Stendhal; okudum ama konusu beni cezbetmedi. Eskiye dair fazla terim olduğundan değil de, tasvirleri pek siyasi uslubuyla olunca sıkıldım. Belki de amacı buydu ama konusu beni sarmadı. Başka yayınevinden de bulsam tercih etmem gibi görünüyor...


Ve gelelim Haziran ayında okuduğum kitaplarıma; en çok okuduğum ikinci ay, Haziran ayı olmuş. Demek ki yavaş yavaş okuma alışkanlığıma geri dönüyorum. İki resimdir Eldest kitabı görünüyor. Evet sık sık elime aldığım, ama sınavlar gereğince çokça da bıraktığım bir kitap oldu. Aslında akıcı bir anlatımı var. Ancak araya giren sınavlar ve Eragon kadar aksiyonlu gitmediği için biraz sürüklendi elimde sınav dönemimde. Sanırım içinde bulunduğumuz Temmuz ayında bitireceğim Eldest'i de... :)

1. Yaşar Kemal - Tek Kanatlı Bir Kuş; Yaşar Kemal kitaplarımı bu seneki Bursa Kitap Fuarı'ndan almıştım. Kısa hikaye tarzında bir roman, Tek Kanatlı Bir Kuş. Aynı zamanda ilk okuduğum Yaşar Kemal romanı oldu. İnce bir kitap ve 1 saatlik işi var, öyle diyeyim ben size. Kısa olmasına rağmen, eski zamanlardaki birkaç karakterin güzel harmanlandığı bir kitap. Elime aldığımdan itibaren, eski kokan bir hikaye gibi geldi bana. 

2. Yaşar Kemal - Yılanı Öldürseler; Tek Kanatlı Bir Kuş'a nazaran daha fazla eski kokan bir kitaptı. Ve üstelik, içinde geçen fikirler de eski ve gerici.. Hikaye; kitabın kahramanının babasının öldürülmesinin ardındaki, tüm köylünün ve yakınlarının intikam duygusunu anlatıyor. Beni eski zamanda da şimdide de bulunan intikam duygusunun kötülüğüne ölesiye inandırdı yeniden diyebilirim... 

3.) Şebnem Burcuoğlu - Kocan Kadar Konuş; okudum yazısı burada, kitaptan uyarlanan filmine dair yorumum da burada...

4.) Sarah Jio - Böğürtlen Kışı; kayıplara, çözülmemiş olaylara ve bazen geçmişle kendimizi bağdaştırmaya dair güzel bir Sarah Jio kitabı daha. 


Şu zamana kadar okuduğum kitapların hepsinden ayrı zevk aldım. Ancak beni en çok sıkan sanırım Decameron Hikayeleri oldu. Çünkü hikayeler neredeyse birbirinin aynısıydı ve bir anlatım bütünlüğü bulamadım. Okurken yorulduğum bir kitaptı. 

2015'in sonuna kadar, kitap okuma hedefim 50 kitap okumak adına... Şimdilik 11 adet, acaba sene sonuna kadar elimdeki kitapları bitirebilecek miyim. Hayırlısı.. Mutlu Haftalar... :)

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Filmi Olan Kitaplar #6 - Kocan Kadar Konuş

*Bu hem bir okudum hem de izledim yazısıdır...

Önce kitabını okuyup sonrasında da filmini izlediğim Kocan Kadar Konuş yapıtının yorumuna geldi sıra... Okudum yazısını yazmıştım geçen haftalarda, burada. Şimdi de kitabın filmine dair dikkatimi çeken noktalarına değineceğim... :)


Pelin'imden aldığım kitaplardan biriydi Kocan Kadar Konuş kitabı. Elime aldıkça akıp gitti, sarmalayıp sıkmayan bir anlatımı vardı. Kitabından sonra filminden de sıkılmayacağımı anlamıştım, düşündüğüm gibi de oldu sıkılmadım. Sadece kitaptan eksik kalmış birkaç nokta varmış gibi geldi bana. Film süresi gereği, kitaptan uyarlamalarda ister istemez beklediğimiz bir nokta bu ne de olsa... Ama fazla değildi, başka uyarlama filmlerine karşın. Oyuncularıyla ve sahne seçimleriyle, çok güzel bir filmdi...


Kitabı okumadan önce filmin oyuncularını ve fragmanını biliyordum. Ama kitabın yazarını bilmiyordum. Kitabı ilk elime aldığımda kitabın arkasında yazarının resmini gördüğümde, filmin başrol oyuncusu Ezgi Mola ile benzerliği beni çok şaşırttı. Bu sebeple kitabı yazarının başından geçmiş gibi okudum ben, ister istemez. Ve filmi de Ezgi Mola'nın hayatıymış gibi okudum, enteresan bir şekilde... :)

Filmdeki oyuncular kadar, Ezgi Mola'nın giydiği elbiseler de olaydı. Ezgi Mola'nın elbiseleri, elbise giymeyi sevmeyenleri bile özendirecek derecede çok yakışmıştı. Geçen yazdan bu yana elbise giyemedim, ki elbise giymeyi epey severim. Feci elbise giyesim geldi yine, filmden sonra... 


Filmde en çok dikkatimi çeken nokta; Ezgi Mola'nın oynadığı Efsun karakterinin odası oldu. "Allahım o ne güzel oda, başrol oyuncuları kitaplar" dedim gördükçe. Bir süredir doğru dürüst kitap okumayı beceremeyen ben hayran kalarak kıskandım doğrusu... Haziran ayında sadece 4 kitap okuyabilmişim, oysa yaz ayları benim en kitap okumalık zamanlarımdı ya... :/

Efsun karakteri, çok güzel kitap okuyan bir kişilik. Bende bir ara, şimdikinden daha iyi kitap okuyordum. En azından geçen yaza kadar. En kısa zamanda, bu durumu eski haline getirebilmeyi diliyorum kendim için... 

Ve filmde Efsun'un odasında dikkatimi ve beğenimi kazanan bir cümle vardı odasının kapısının hemen arkasında asılı  bir tabelada. Bu cümle ile son vereyim bari bu yazıma. Şöyle diyordu o kapı ardında; "Kitabı Filmiyle Yargılama" Ne güzel ve doğru söz ama... :)

Kısacası, kitabını ayrı güzel, filmini de ayrı güzel bulduğum bir yapıt oldu Kocan Kadar Konuş... Kitabın yazarına ve sonra da film ekibine emeklerine sağlık denecek kadar güzeldi. Tavsiye ederim... :) 

2 Temmuz 2015 Perşembe

Tiltte İlerlemece - Dik, Daha Da Dimdik - 29.06.2015

*Uzay Terapi'ye de Fizik Tedavi kadar yoğunlaştığımızdan beri, eşit ölçüde hareketlerim ilerlemeye devam ediyor. Geçen hafta ve bu hafta Tilt yatağında epey dikilebilmeye başladığımı gördük mesela, çok şükür... :) 


İlk defa Tilt yatağına yattığımda; dik durmaya ve dizleri gerdirmeyi çalışırken, epey zorlanmıştım ve direncim çok azdı. Belim açısından da, ayaklarım açısından da epey zordu o zamanlar benim için Tilt. İlk deneyimimden bahsettiğim yazım burada... 

Şimdiye gelince; Tiltte ilerlemiş bulunmaktayım çok şükür. Hala beni en çok zorlayan belimin çukurluğu durumu oluyor tabii, ayakta durmaya alışmaya çalışırken belimden ötürü nefes problemi yaşıyorum. Eskisi gibi değil tabii ki; ayaklarımın dayanıklılaşmaya başladığı zamanlardayım ve belim de dayanmaya başladı artık bu duruma... Çok şükür iyi haberlerle karşınızdayım yine. :) 

Bu Pazartesi'den kalma Tiltteki hallerimden gördüğünüz üzere; Tiltte ayakta durmaya epey alışmış bulunmaktayım son zamanlarda. O kadar ki, alıştıkça kendim yükseltiyorum kaldırma derecesini kumandasıyla... Bu zamana kadar tiltte bu kadar dik şekilde ayakta duramamıştım, şimdi yarım saatten biraz daha fazla durabiliyorum. Ayaklarımı kendim dikleştirmeye uğraşıyorum, yorulsa da tahammül seviyem de daha fazla artık. İyiye gidiyoruz Ali abi ile çok şükür...

Ve tamamen hazır değilsem de, daha hazır hissediyorum kendimi ayağa kalkmaya. Dizlerimin açıklığı yeterli boyutta değilmiş hala. Ama zaten bu durum hep böyleydi, yeni değil. Yeniden ayağa kalkabileceğime inancım tam hala. Başlıkta da dediğim gibi; Dik, daha da dimdik olacağım inşallah... :)



Kendimi ayakta ve dimdik görüyor olmak çok güzel, resme baktıkça hislerim daha da yoğunlaşıyor. :) Ayakta olmak ve yürümeyi düşlemek hala aynı gerçeklikte benim için aslında. Yani ilk atak geçirdiğim zamanlarda, parmak kabiliyetimi dahi kaybettiğim zamanlar haricinde, bir daha ayağa kalkamayacağıma dair kötü bir düşüncem olmamıştı. Tamara abla o zamanlar sık sık; "Kendini yeni yürüyecek bebek gibi düşün, yardımcı olacaktır." Demişti. O zamandan bu zamana bunun da yardımcı olduğu doğru. Yani bu ara yapabildiklerimizi daha da net görüyorum... 

Şimdi ilerleme sırası örümcekte imiş. Bir kez yaptıktan sonra, bir daha örümcek'e bağlayamadık beni. Malum epey sıktı belimi ve karın kaslarımı. Ali abi bu Pazartesi "Ne zaman örümcek'e alıyoruz seni." dediğinde, "Haftaya inşallah." dedim ama, herşey hayırlısıyla tabi... :)


Tek başıma da egzersizler yapmaya, devamlı çalışmaya devam ediyorum bu arada. Nefes problemimin zorlamasını geçirecek eski bir yöntemimizle diyaframımı kuvvetlendirmeye başlıyorum yeniden. Sındırgı'da okurken, bir fizyoterapistim önermişti bunu. Birçok defa bırakıp ara ara geri döndüğüm bir egzersiz, diyaframıma ağırlık koyarak güçlendirmek. Süresi 15 dakikadan başlıyor, hafif gelmeye başladığını hissettikçe, önce süre sonra da ağırlık artırıyoruz. Her defasında faydasını gördüğüm bir egzersiz, yeniden iyi gelecek inşallah...

Hareketlerle ve sağlığıma dair yenilenen planlarım ile günlerim geçmeye devam ediyor. Şükür ki yapabiliyorum bir şeyler. Yavaş olsun tam olsun, hep söylerim. Ve bunun için az uğraşmıyoruz doğrusu. Sevgiler... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...