10 Mayıs 2015 Pazar

Annelik...

Bir varlık düşünün diyorum bugün; her an yanınızda, her acınızı acısı bilmiş, hastaysanız hasta, üzgünseniz üzgün, mutluysanız ve keyfiniz yerinde ise dünyalar onun... Budur anneliğin tanımı benim için.... Annelerimiz ve anne bildiklerimizin, bu duyguyu içinde hissedip bin ömrü olsa bin ömrünü de bizlere verecek olan, kendini fedakar edenlerin günü diyorlar bugün. Ama 1 güne sığdıramam ki içimdekileri!



Annem; hastalığımda yanımda, sağlığımda bile arkamda, her an bizleri koruyup kollamak için tetikte, okumamız için canla başla savaşan, sırf ben okuyayım diye 2 sene benimle beraber Sındırgı'da kalan, aile nedir en iyi bilen ve varlığını sadece bize adayan... 

Annelik öyle bir şeymiş ki; yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek dedikleriymiş. Hep doğruluktan yanaymış tek öğretmek istedikleri mesela, bunu annemden öğrendim ben. Haklı da olsan, kin tutmamayı öğütlemekmiş.. Haklı da olsam, Allaha havale etmem benden istediği... Kıranı kırmamam, üzeni üzmemem...

Annem, bir tek kan alınırken yanımda duramıyor artık. Zira benim dayandığımı görse de, o dayanamıyor kızının damarını bulamadıkları zamanda çektiği eziyetlere... 

Ve o benden hep yazmamı istiyor. Bugün değil sadece, her gün onun için yazıyorum ben. Onun ve ailemin tüm fertlerinin desteği, benim için her şey demek. O destek bana yazarken daha çok motive ediyorsa da, bir tek annem için yazarken çok zorlandığımı biliyorum ben. Seçtiğim cümlelere ve kelimelere kadar dikkat etmeye çalışıyorum. Ve bir gün kitabım çıkarsa hayal ettiğim gibi, ilk olarak hayatımla ilgili olsun istiyorum. İlk imzalı kitabımı da anneme vermek istiyorum. Bu hayatı benimle beraber göğüslediği için çok şükrediyorum annemi verdiği için Allahıma...


Hiç unutmuyorum,  "Hasta olduğun için doğmasaydım keşke?" dediğin oldu mu diye sormuştu bir akrabamız. "Hiç ama hiç olmadı. Çünkü ben çok şanslıyım ki, böyle bir anadan böyle güzel bir aileye doğdum." demiştim. Hala söylüyorum. Bin ömrüm olsa, bininde de hasta olsam yine annemin kızı ve bu ailemin bireyi olmak isterim... 

Annelik nedir, Aile olmak nedir, birey olmak nedir bana öğrettiğin için çok teşekkür ederim. Anne olursam bir gün, sen gibi anne olmayı diliyorum. Sen bana ailemle beraber sağlığın kalpte olmasını gerektiğini öğrettin. Düşünceler ve kalpler sağlıklı ise, o hayatta bedenen sağlıksız olmanın dünyanın sonu olmadığını ben senin tavırlarınla öğrendim sadece. Sen hiç bana kızım şükret demedin, şükretmen yetti bana hastalığımı kabullenmeme... Ve bu yüzden, annelik budur diyorum annem... Bir gün anne olursam, inşallah sen gibi çocuklarıma yetebilecek bir anne olurum...

Bugün annem sabah erkenden kalkıp, yengemlerle tur aracılığıyla gezmeye gitti İnegöl civarına. Gönül ister ki, her an gezdirebilelim onu. Ama gerek fırsatlarımız, gerekse de durumlarımız el vermiyor. Ama yanımızda olmaktan mutlu olduğunu bilmek bile mutluluk verici çok şükür. Akşama yanımızda olacak bugün annem. Ama problem değil, dedim ya her gün onun günü benim ve bizim için.

Annem, anneler günün kutlu olsun. Ama bil ki, tüm günlerim senin için benim. Allahıma bin şükür, annem olduğun için. Annelerimizin ve anne bildiklerimizin günü kutlu olsun... Fedakarlıklarınızı ödemeye ömrümüz yetmez... :)

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Ödüllü Cumartesi Ve Bir Başarı Hikayesi


Bugün benim için ödüllü başladı Cumartesi. Aslında pek yemek içerikli yazılar yazmıyorum ama, bugün böyle oldu. Çünkü bu yazımda bahsedeceğim konuların fikri, bu krep üzerine şekillendi...

 Tarif nedir derseniz; anneciğim pamuk elleriyle 3 yumurta'ya göz kararı olarak süt ve un katıp çırptı önce. Sonra da azıcık yağlanmış tavada kepçe kepçe pişirdi... Annecim ellerine sağlık, ellerin dert görmesin inşallah. :)

Biliyorsunuz ki kilo vermeye niyetliyim. Diyet diye başlayıp, yediğime içtiğime dikkat etmeye başladığım ilk zamanlarda midem ve vücudumun rahatlık sinyalleri vermesinden ötürü; "Neden bunu sağlıklı beslenme olarak hayatımın tümüne yaymıyorum ki?" sorusunu sorup Sağlıklı Beslenme kararı almıştım. Ve o zamandan beri, hayatımda zararlı gördüğüm birçok şeyi kaldırmaya devam eder oldum hep. 

Krep Meselesine Gelince;

Yeme düzenimden kaldırdıklarıma maalesef hamur işleri de ekli tabii ki. Evet çok güzel, ama aslında yenmedikçe veya az yedikçe daha güzelmiş. Çok sıklıkla olmamakla birlikte yiyorum bende elbet. Krep de bunların arasında bulunmasına karşı, ayda yılda bir Krep'i yiyorum doğrusu. İtirafım itiraf...

Uzun zaman olmuştu krep yemeyeli ve canım 3-4 gündür krep çekiyordu; "Krep yesek mi bir ara?" dedim canım anneme bu hafta. Annem ilk dediğimde bir düşündü önce, sonra tamam dedi. Ve bugüne planımızı kurguladı. Ama ben bazen hala öyle bir psikoloji içindeyim ki, yemek ile yememek arasında kalabiliyorum. Bu hafta da bunu düşünmedim değil. Ama ucundan da olsa yemem gerektiğini biliyorum artık. Canımın daha çok isteğe boğulmasının sonucu daha çok yemek olacak diye korkuyorum çünkü...


Resimlerdeki krep şekilleri ise, birden bire çıktı bugün kahvaltıda. Dayanamayıp bozulan 2 krep için de, "bir tek gözleri, yani zeytinleri eksik" dedim kendimce. Ve sonuçlar ortada. Annemle bizim için yemesi de, bu görüntülere bakması güzeldi. Bizce güzel oldu yani... 1. fotoğraf gülen surat olmaya çalıştı. 2. krep ise, şaşkınlıktan ağzı yırtılmış bir krep. :) Nimetle oynamak değil bu, sadece işin mizahı ve süslemesi...

Çok şükür bugün canımın çektiği krep'i yiyerek, ödül sistemli başladı annemle benim için. Ödül sistemli dememin sebebi, bir süredir "zayıflamışsın" kelimesini daha çok duyuyor olmam elbette. Bu konuda Zayıflamışsın Dediler yazımı da okuyabilirsiniz... Ama yine de söylemeliyim ki, içine un girmiş bir şeyi yine yiyor olsam da kendimi aştığımı düşünmüyorum. 2,5 krep yedim bugün, ki inceliği bariz ortada değil mi? Krep'in pek de fazla kilo yapacağını da düşünmedim bir de tabii... Şurada yazılanlara göre; sade tüketilen bir krep 300 kalori imiş. Bence fazla değil ya, sizce? 


Bunlar haricinde eklemek istediklerim; 

  • Canım bir şey çektiğinde; hem yemek istiyorum hem de kendi kararlarımı çiğneyip kararınca yiyemeden düzenimi bozarsam diye düşünüyorum bazen hala. Ve elbet yeme düzenimi bozduğum da oluyor bazen. Ama artık daha az gerçekleşen bu durumda, uygulanan tek bir kural var; tek bir öğünde bozsam bile yeme düzenimi, diğer öğünde düzeltmek. Kesinlikle "Aman, bozuldu artık ye gitsin." cümlesine benzer cümleler geçerli olmaktan çıktı hayatımda.
  • İştah durumuna gelince; İnsanın iştahı çok olduğu zaman oluyor ya bazen; benim bu zamanlarım çok aza inmiş olsa bile, yine de oluyor bazen. O zamanlarda kendimi tutmaya, tutamıyorsam da yoğurt ve meyve ile geçiştirmeyi başarıyorum. Artık midem alıyor olsa bile kendime dur diyebilmeyi de ve bir de nadir durumların hemen ardından beslenmemi asıl rutininde devam ettirmeyi de iyi öğrendim...
  • Makarna ve Pilav meselesi; Makarnayı genelde ayda 2 kere yiyoruz ama bazen ayda 1 de yediğimiz oluyor. Pilav konusuna gelince, bulgur pilavı olursa ayda 1 veya 2 yediğim oluyor. Ama pirinç pilavı gördükçe yemekten kaçınıyorum. Ama bazen öyle oluyor ki,; gerek fırsat olmadığından, gerekse misafir sonrası kalan pirinç pilavını bitirmek için yanına sadece salata yapıp yediğimiz oluyor. Bu da nadiren...
  • Soda Meselesi; Soda içmiyoruz epeydir. Acıktıkça yoğurt yiyoruz, çok kaçırmış bile olsak soda içmiyoruz. Soda içmemeye alıştığımdan ötürü olsa gerek, çok yesem de artık sodaya ihtiyaç duymadığımı farkettim. Ama bugün olsa yol tutsa, sanırım soda içebilirim. O da eğer ayranım olmazsa yanımda...
  • Ve Tatlı Meselesi; Tatlıyı ise tamamen bırakamadım. Bazen öyle ihtiyaç duyduğum zaman oluyor ki, meyveden de alamıyorum o ihtiyacımı. Ayda 1 veya 2 olmak üzere devam ediyor bu alışkanlık da. Onun haricinde tatlıya da dur diyebiliyorum artık. Ama eklemeliyim ki, Nisan sonu ve Mayıs başında doğum günleri ve düğünler ard arda olunca birazcık bozduk bu kuralımızı. Annemin doğum günü, Emre abimin düğünü ve düğün ertesi günü eniştemle Ayşe teyzemin doğum günlerini kutlama... Derken bozdum. Bir süre görmek bile istemiyorum aslında, vicdanen. :) Artık kendimi kilolarım konusunda sorumlu hissetmeye başladım ciddi ciddi. Bu bile neyse artık dedirtebiliyor tabi...

Bugün bunlardan bahsetmek istedim işte, çünkü bayadır eklemek istiyordum bu notlarımı. Bu benim için bir başarı hikayesi. Çok şükür "bu durumu başardım" diyebiliyorum artık. Kilolu olduğum zaman da, yemiyorum diyordum. Çünkü cidden öyleydi. Ama yediğim nadir 1 dilim pasta, düzensiz beslenme durumum arasında bana hep kilo olarak dönüyordu. Bence iş düzenli ve sağlıklı beslenmekte yani... 

Sizin başarı öykülerinizi de okumak isterim, kendimizle gurur duymalıyız bence. Kilo vermek veya sağlıklı beslenmek, kilolu durumda iken ve yemeyi severken büyük bir başarı bence. 
Sevgilerimle, beni okuduğunuz için çook teşekkür ederim... :)

8 Mayıs 2015 Cuma

Zayıflamışsın Dediler...


Geçen hafta düğün öncesi kalabalığımız olduğu için, bu telaşımıza Yalova'daki tedavimi de katmayalım diye 1 hafta ara vermiştik. Bu hafta başında kaldığımız yerden devam ettik yine. Hatırladığımız kadarıyla son 3 seansım kaldı, yılda 60 seans hakkımızın ilk 30'unu doldurmamıza. İlk 30 seansı doldurduktan sonra ne mi oluyormuş? Tekrar kontrol ediliyor ve rapor veriyorlarmış. Söylediklerine göre; vermeyebilirlermiş senelik diğer 30 seans hakkımızı, inşallah verirler Uzay Terapi'nin bana epey faydası dokundu malum... Bu durumun karmaşıklığına daha sonra başka bir yazımda değinirim inşallah...


Zayıflamışsın Dediler, Beni Çok Mutlu Ettiler...


Kısa bir bildirimden sonra; "Bana Zayıflamışsın Dediler" diyerekten, esas konuma geçmek istiyorum. Kilolarımla ilgili resimlerimden ne kadar haberdarsınız bilmiyorum ama, cidden zayıfladığımı düşünüyorum bende zayıflamışsın diyenler gibi. Çok uzun zamandır görmemiş olan kişiler, şimdiki halime de kilolu diyebiliyorlar. Ama 1-2 sene öncesinde görüştüğümüz kişiler, şimdi beni gördükçe "Cidden zayıflamışsın, iyi gördüm seni." diyorlar. Çok şükür iyiyim, diyebiliyorum bende. :)

Kilolarım beni epey zorlar konumda iken kendime dikkat edeceğime karar verdiğim için, bir değişiklik olmaya başladığından itibaren hissedebilir hale gelmiştim zaten. Ama uzun zamandır direncim de artmış durumda şimdi, zayıflamanın verdiği rahatlama çok başka biliyorum yeniden... 


Bu haftanın başında, Pazartesi günü yani, havaların da güzelleşmesiyle beraber tişört giymelerime başladım. Boğazlı bol tişörtüm ve eşofman üstü tişörtlerim haricinde, ince tişörtler giymeye başladım. Havalar ısınıyor artık... Ve Yalova'da Aktif Fizik'de, fizyoterapistlerim ve beni tanıyan kişiler "Üstüne giydiğin tişörtle iyice zayıfladığın ortaya çıkmış biliyor musun? Çok güzel zayıflamışsın, zayıflamıyorum diye düşünme." dediler. Tabi bende bir mutluluk hali falan. "Bunu sık sık söyleyin olur mu?" dedim bende. Tabii ilk işim; Uzay Terapi sonrası, andülasyona inmeden önce ayna bulmuşken son durumumu fotoğraflamak oldu. Belli oluyor mu karnımın düzleştiği sizce bilmiyorum ama, ben epey hissediyorum. Şimdilik öncesi-sonrası yapamıyorum resimlerle ama onu da yapmak gerek bir ara...

Öncesi olarak gösterebileceğim bir fotoğrafım var mı diye düşündüm bu yazıyı yazarken, var ama bilgisayarımda yok. Harici belleğimde var. Önüme öncesi yapabileceğim fotoğraf olarak bu yazımdaki halimi önerebilirim. 

Şimdi bende "Bir hayli kilo vermişim cidden" diyebiliyorsam da, aynı zamanda "Daha da kilo vermem gerek," biliyorum. Ve bir de bu kiloları verdikten sonra, koruması var. Ama yapacağıma daha da çok inanıyorum ben. İnsan bir şeyleri başarabildiğini görünce, daha çok sarılıyormuş. Ve öncesinde de mutlaka sabırla istediğini gerçekleştirebilmek için sarılması gerekiyormuş; geleceğine, umuduna ve başarabilme inancına... Başlarda zor diyordum zayıflamak için, ama meyvelerini toplamaya başladım çok şükür. Sizce de değişim var mı? :)


Haftaya mutluluk ile başladık böyle işte. Zayıfladın dediler, beni çok mutlu ettiler... Sonra akşamına döndüğümüzde, kuzum Kağanım hasta oldu. Hafta başından beri hali yoktu ve sık sık ateşlendi. "Hasta oldum ben" diye diye dolandı evde. Artık neresinin ağrıdığını da söylüyor bizlere. Bize dişleri sıktırıyor gün içinde sürekli. Evin içinde bir çocuğun olması, zor olduğu kadar eğlenceli de... :) 

Neyse ki haftanın ortasında toparladı durumunu ama huysuzluğu geçmedi kuzumun. Bugün ve dün biraz daha iyiydi ve şimdi de anne ve babasıyla evinde canımın içi. Öyle büyük tavırlarıyla karşı karşıya kalıyoruz ki bu sıra, görseniz içiniz gider. Maşallah demekten dilimde tüy bitiyor bazen... 

Canım benim, fotoğrafta da bizler gibi telefonla takıldı yatmadan önce o gün. Dedesi eski telefonunu şarj edip verdi eline. O da biraz baktı yatağıma yatıp, ben gibi bakındı biraz ve koydu kenara. "Uyuyacağım" dedi ve uyudu kuzum. Biraz uyumadan önce güldük birbirimize ve konuştuk beraber. Diyeceğim; bu sıra daha çok büyüdüğünü hissettirir hale geldi, daha çok birey olduğunu belirtmeye çalışıyor bize. :) 


Çok şükür ki, iyi geçirdik işte bu haftayı da. Derslere ağırlık vermeye çalışırken, bir de biraz hayallerimden ötürü yapmak istediklerime odaklandım. Derken yazamadım... Aklımda kalan bir günü yazayım dedim bugün nihayetinde. Bir tek bu da değil, nice günler var da fırsat olmayınca yazmak da mümkün olmuyor işte. Haftasonuna giriyoruz yine, yarın görüşmek dileğimle mutlu haftasonları dileyeyim ben hepimize... :)

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Düğün Sonrası Kritiği...

Uzun zaman olmuş bir düğüne böyle hazırlanmayalı, kalabalığın tadına doymayalı; heyecanını ve güzelliklerini bol bol tattım yine. Bir tek şey için, birçok kişinin amacının bir olması çok büyük ve güzel birşey. Hele ki bu hazırlık ve amaç, yakın akrabalar için ve dostlar içinse, ve sevdiklerinle hep beraber ise...

Emre abimin 4 gün 4 gece süren düğünü Cumartesi günü bitti. Geride bıraktığımız 1 haftanın tüm günleri, ailem ile bana epey yaradı. Ruhumuzdaki uzaklardaki akrabalarımıza duyduğumuz özlemimizi biraz olsun dindirdi...




Hep söylerim mutluluk bazen değil, çoğunlukla sevdiklerinden oluşan kalabalıkla birlikte olmaktadır. Bir yerde böyle bir kalabalık varsa, o ana sımsıkı odaklanmaya çalışırım. O güzellik zihinde unutulmaz anılar, kalpte hoşnut duygular barındırır; barındırır ki, hatırladıkça "Uzakların canı cehenneme" diyebilsin ve uzaklıkları gözünde büyütmesin...

Ben geçtiğimiz hafta ve haftasonu bol bol "Uzaklıklar uzakta kaldı. Bak ailen de yanında, sevdiklerin de." dedim. İyi ki de düğün sebebiyle bir araya geldik; epeydir kendime atraksiyon arıyordum, bol sohbet ve sıcak yakınlıklarla dolu...

Herkes bir yana, gelinimiz ile damadımız da dahil, düğün sebebiyetiyle toplanılması en çok bana yaradı. Ruhum da, hareket isteyen yanım da epey doydu. Darısı diğer düğünlerimize de olsun inşallah...

Kısacası, ailecek birarada sevdiklerimizle birarada olmak, hepimize çok iyi geldi. Gerek benim sağlık problemlerimden ötürü, gerek Kağanımın küçük olmasından ötürü, e biraz da maddi sıkıntılarımızdan ötürü; pek sık bir yerlere gidebildiğimizi söyleyemem. Biz gidemedik ama onlar geldi çok şükür. Birarada geçirebildiğimiz vakit sınırlıysa da, çok güzeldi. Anladım ki yine, gönül sık sık biraraya gelmek istiyor. Ama bu maalesef mümkün olmuyor. Çok fazla ayrıntıya dalmadan, size birkaç resimle veda edeyim olur mu?

Yazımın girişindeki resim, annem ve ablamla beraber, Damlam ve Sedamın bizi düğüne hazırlama esnasından. Düğün öncesi hazırlığımızla ilgili sonra değineceğim ayrıca bir yazımla... Şimdilik haftaya hızlı başlamamızın getirdiği garip yorgunlukla bu kadarlık bir kritik yazısı oldu...


Bol bol Selfie çekindik düğünde, bunlar benim epey işime geldi. Bir sürü hatıram oldu sevdiklerimle yine... :) Üst taraftan başlayarak, soldan sağa resimdekiler; (Sinemcim, Gizemcim, Neslihan ablam, Gizemimle babam Ve son resimde de Nilo ablamlayız) :) Maşallah hepimize...


Bir de çok resim çektik Malik abimin kızı Sinemcimle, fotoğraf makinesine. Yine soldan sağa; Ablamla eniştem dans ederken, Malik abimle Aysel yengem dans ederken, Annem ve kuzeni Neslihan ablam, Annem ve Babam, Ablam ve Babam, Annem ve Sinemcim... Derken düğün noktalandı işte. :) Birarada olmak ne güzel şey. Kalabalığı seven yanım neden ağır basıyor bilmem, ben kalabalığı çok seviyorum... Allahım sevdiklerimizi eksik etmesin yanımızdan...


Ve söz konusu düğünümüzün gelini ve damadından bahsetmek olmaz değil mi? Hem birbirlerine yakışıyorlardı, hem de mutlulardı. Allahım bir ömür mutlu mesut etsin, Emre abim ile Nergiz ablamı... :) Bu fotoğraf ise, son danslarını ederken benim çektiğim fotoğraftı. Gecenin son dans müziği neydi peki dersiniz? -Özdemir Asaf-Bana Ellerini Ver... 

E madem öyle, bu şarkı bu yazının sonuna yakışır... Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgilerimle... :) 


2 Mayıs 2015 Cumartesi

Biri Düğün Yemeği Mi Dedi?


Bildiğiniz üzere başladı düğün merasimlerimiz Perşembe gününden itibaren. Perşembe günü kız kınası vardı, dün ise erkek evinde yemek... Ben gitmeyecekken, dün birden kendimi orada buluverdim. Ama gittiğime de değdi, cidden eğlencesi bol güzel bir yemekti...

(Üstteki resimde; sol üstte yanımda kuzenim Gizem var, diğer 3lü çekindiğimiz resimde de Aysel ablamla biz varız. Aysel ablam, annemin kuzeninin eşi oluyor... Yemek eğlencesinden :) )

Biz gittiğimizde halaylar çekiliyordu zaten; yemek zamanı geldi yemekler yenildi, sonrasında halay zamanı geldi yeniden. Herkesin memleketinin oyun havası başka güzeldir. Bize de halaylarımız bir başka güzel geliyor... Dün izlemeye doyamadım resmen bizimkiler halay çekerken.


Benim izlemekten en zevk aldığım halay; klasik sakin halaydan uzaklaşıp, hızlanarak, ayak figürlerini çeşitlendirerek ve alkış figürleri de katılarak çekilen halaylarımız... Dün her biri vardı; sakini, hızlısı, figürlüsü, figürsüzü... Sonrasında oyun havaları eşliğinde coşmalar. Dün uzun zaman sonra, davulun ve zurnanın sesini duymak bu kadar garip şekilde içimde oynama hevesimi yeniden körükledi. Oynamayı seven biriyim ben. Duramadım, bir saatten sonra oturduğum yerde oynamaya başladım bende. :)


Tam bana göre bir eğlenceydi; öğlen 2'de başlayıp akşam 10'30'a kadar devam etti. Oynamalar sürdü de sürdü yani. Akşam vakti gelince, sazını alıp mikrofon başına Elif yengemin yeğeni Barış abi geçti. Saz ve türküler eşliğinde oynamalar başladı. Yer yer eşlik ettik şarkılara, yer yer alkış tuttuk. Allahım eksikliğini göstermesin, böyle güzel günlerimizin ve sevdiklerimizin...


Resimdeki güzel kız, Annemin kuzeni Malik abimin ve eşi Aysel ablamın ortanca kızları. Dün düğünde yanyana oturduk; günün dedikodusunu da yaptık, videoları ve resimleri de beraber çektik. Ben dün o davul ve zurnanın sesinin içinde, bağıra bağıra şarkı da söyledim, yer yer zılgıtta çektim. Dün öğrendim zılgıt çekmeyi böylece. :D Sesli bir ortamda, bağırmak ve zılgıt çekmek acayip rahatlatıyormuş insanı. Sinem ve diğer kuzenim Gizem de, zılgıt çekmeyi öğrenmeme vesile oldular böylece. Gizem sağolsun eğitti beni. Halay anına çok yakışıyor nedense... 

İşte böyle... Düne dair, geciktirmeden yazayım dedim bugün. Dün aklımda yer edindi benim. Benim için, açık havada yapılan eğlencenin yeri bambaşka. Bilmiyorum neden ama; böyle samimi tarz eğlenceler, çok ama çok mesut ediyor beni. Bu arada eklemeden çıkmayayım, Sivaslıyız biz. Annem de babam da Sivaslı... Sivas'a bir kere de gitmiş olsam, Gemlik'te de doğmuş olsam, yine de Sivaslı sayılıyormuşum... Öyle dediler bana hep, e bende bunun farkındayım. İster istemez kanım da kaynıyor yöremizin oyunlarına baksanıza... :)


Velhasıl bugün ise düğünümüz var. Fırsatını bulmuşken, daha da hazırlanmaya başlamamışken yazayım bu yazıyı dedim. Neme lazım, akşama da yarına da yazı yazamayabilirim... İzninizle ben hazırlanmaya da başlayayım artık yavaş yavaş bir yarım saat kadar sonra. Bizim kadınlarımızın hazırlığı uzun sürer, benimkisi çok uzun sürmese de, işimi sağlama alayım ben. Mutlu günler ve mutlu haftasonları dilerim, sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...