Sevgilerle ve sevgilerimle kelimelerini çok kullanıyorum aklıma geldikçe. Bu sefer yazı sonunda değil, yazı başında sevgilerim sizleri bulsun... :) Antalya'dayız efendim 2 gün oluyor. Cumartesi 16:30'da başlayan ve gece 12'den sonrasında son bulan bir yolculuğumuzla, çok şükür sağ salim vardık Antalya'ya dedemin evine (Annemin babası)...
Evden çıktığımızda ve hatta Gemlik'ten çıktığımızda, hava baskın bir haldeydi. Bilecik'e doğru da epey sis vardı, yolculuğumuz sırasında korktuğumuz bir o oldu. Onun haricinde de kolay geldik şükür...
Geliş sebebimize gelirsek; aslında hiç hesapta yoktu annem ve benim Antalya'ya gelme düşüncemiz. Babamın bilardo turnuvası için gelmesi söz konusuydu ve daha sonrasında da kesinleşmişti. Ablamlarda elektrikler kesikken bir önceki hafta, annem de babamla evimizde iken; birden karar vermişler. Babamın 1 hafta bizi yalnız bırakmak içine sinmemiş, "beraber gidelim." demiş... Benim de geçen hafta başında haberim oldu. Dedeme sürpriz olacaktı ama, son 2 gün kala öğrenmiş meğersem yengemlerden. :) Derken, buradayız işte...
Kağan'ım yok maalesef yanımızda, özlem doluyuz. Ama bir açıdan da iyi oldu, kuzumu yollarda kış vakti hasta veya perişan etmek istemiyorduk da aynı zamanda. Uzun yolculukta, pek sıkılıyor kuzum küçük daha... Kağan'ımın babaanne ve dedesi geldi, biz yola çıkmada 1 gün önce. Kendi evinde kuzum bu sebeple... Böyle olunca tabi, "özlemek güzel şimdilik" diyorum. Birkaç gün daha geçsin, daha çok basar özlem. Daha nasıl bastıracaksa artık... :)
Velhasıl geldik ve dayımlara da dedeme de kavuştuk. Ama özellikle de küçük kuzenim İnci'me kavuştuk dün. :) İnci'm bizi ziyarete geldi, dayımla yengemin kızı bahsetmiştim geçen sene doğum haberini aldığımızda, burada...
Fotoğraflara Gelince, Soldan Sağa;
İlk Fotoğraf ; Gemlik'ten çıktıktan sonra yolda çekilmiş fotoğraf... 4'lü'deki ilk fotoğraf da, yazının başındaki ilk fotoğrafta...
İkinci Fotoğraf ; Babam ve küçük kuzenim İnci'm. Küçük kuzenime maşallahlarınızı eksik etmeyin olur mu... :)
Üçüncü Fotoğraf ; Mero'm, Bababm ve İnci'm... Evet İnci'mle beraber Mero'mla, yengemle ve dayımla da kavuştuk. Mero'mla henüz tam kavuştuk sayılmaz, muhabbetler açılamadı pek fazla. Ama yakındır bu hafta inşallah... :)
Dördüncü Fotoğraf'ta ise ; Hala ve en küçük yeğeni bulunmakta.Bu sefer hem anneme hem de ablama benzettim İnci'mizi. Ama siz maşallahlarınızı eksik etmeyin olur mu? :)
Biz Antalya'dayız işte bu hafta ve buralarda olacağım yine. Olamadım mı, eksik hissediyorum malum kendimi... En geç, bir sonraki haftanın ilk günlerine döneceğiz evimize. Bakalım kısmet... Sağlıcakla kalalım. Mutlu ve dolu dolu bir hafta olsun. Yer yer ılık, yer yer hafif esintili Antalya'dan sevgilerimi sunarım... :)
9 Şubat 2015 Pazartesi
7 Şubat 2015 Cumartesi
Örgü Uğraşım Ve Boyunluk Meselesi...
Örgü'yü ilk annannemden öğrendiğimde, sanırım 10-11 yaşlarındaydım. Rahmetli annannem hayatta idi ve bana örgü öğretme isteği ile; dedem ile birlikte bir şiş hazırlamıştı gözümün önünde. Hatırlıyorum o anı; kendi şişlerinden ip ince 2 adet çorap şişi gibi iki ucu da sivri şiş buldu önce annanem. Sonra da iki tane inci renginde büyük boncuk da bulup, şişlerin arkalarına geçirsin diye vermişti dedeme. Dedem ne ile yaktı hatırlamıyorum, ama o boncukları bir şekilde yakıp şişlere takmıştı... O ip ince şiş ile öğrenmeye başladım örgüyü, doğrusuyla yanlışıyla ve annannemin önderliğinde... :)
Hala saklarım ilk örgü şişlerimi ama; bu yazıyı yazmadan önce bu hikayeyi anlatacağımı bilmediğimden, çekemedim fotoğrafını... Örgü örmeyi İnci annannemden öğrendim ben yani, toprağı bol olsun tüm annannelerimizin ve ninelerimizin...
İşte örgü örmeye başlayalı kaç sene oldu ve bu yaşıma geldim; ancak bu sene, bu kadar kendimi geliştirdim diyebiliyorum... Üstteki ipler, annemin bu yılbaşı öncesinde bana hediye olarak aldığı ipler. Bu sene iyiden iyiye sardım örgü işine, o sebeple bu seneki yılbaşı hediyem bu örgü iplerim oldu... Anneciğime tekrar teşekkür ediyorum. :)
Üst resimdeki mavi ip, ilk resimdekinden ayrı bir ip. Onun yapısı daha sert. Yılbaşı için kuzenime ve 2 arkadaşıma hediye olarak örgü öreyim istemiştim. 3'üne de örgü boyunluk yapmak kısmet oldu. Sonuncusu dün bitti, onun resmi en altta olacak...
Ve evet, bu sıra boyunluk işine fazlasıyla takılmış durumdayım. :)
Bu kahverengi boyunluğun hammaddesi olan ip, yılbaşı hediyesi olarak annemin aldığı akıllı iplerimden kahverengi olanı. Meroma yaptığım boyunluk buydu... İlk boyunluğuna kavuşan Merom oldu. Eline geçene kadar, modelini de rengini de bilmedi. Sürpriz olması benim açımdan epey iyi oldu diyordum ama, kargoyla eline ulaşana kadar beğenir mi beğenmez mi çok düşündüm açıkçası. Varlığından haberdardı ama, onun haricinde bir bilgisi yoktu yani... Şükür ki beğendi, bu beni çok çok mutlu etti... :)
Kahverengi Boyunluğu Nasıl Yaptım?
Modelim kesme şekerdi. 63 ya da 64 ilmek ile başlamıştım sanırım. Tam hatırımda yok sayısı ama, bu ikisinden biriydi. İki ucuna da 5 parmak kadar lastik yaptım, ortası da bitene kadar 5'li kesme şeker modeli. Kesme şekerleri eşit yaptım, her bir kesme şekerler 8 sıra örgü; yani 4 kez gidiş geliş. Ama son yaptığımda gördüm ki, küçüklü büyüklü de olsa güzel duruyormuş bu model... :)
Gelelim kuzenim Gizoşuma ördüğüm, sert ve yine akıllı ipimle ördüğüm boyunluğa. Bu boyunluğun ilmek sayısı ise 58'di. İlk başladığım ve ilk biten boyunluk bu oldu. Ama ilmek açmayı gösterecek komşumuzu bekleyene kadar, kahverengi boyunluk ona yetişti ve geçti.
Mavi Boyunluğu Nasıl Yaptım?
Bu mavi boyunluk düğme iliği açmaya müsait bir yapıdaydı, sert ve sıkı bir ip oluşundan ötürü. Ama kahverengi boyunluğa ilmek açamadım bir türlü. Yumuşak ip oluşu beni epey zorladı. İlmek açılacak yere geldiğimde, "4 kes, bir dahaki sırada kestiğin yerlere ilmek at ve bir sonraki sırada da attığın boş ilmekleri ör" şeklinde düğme iliği açıyorum. Ancak kahverengi ipin yapısı bir türlü bu durumu kabul etmiyor, iliklerin kenarları delik deşik oluyordu.
Bende kahverengi örgüyü ilik açmadan tamamladım ve düğmelerin üzerine geçirilecek şekilde, anneme ilik diktirdim tığ yardımıyla.. Örgüden az buçuk anlıyorsam da, tığ ve dantel işinden hiç anlamıyorum... :)
Yani mavi örgü, düğmeli ve ilikli oldu. Kahverengi örgü de, iliksiz düğmeli sonradan düğme ilikli oldu... :)
Son Yaptığım Mavi Boyunluk;
Ve gelelim dün biten en üstteki yumuşak iplerimden mavi olana. Ve evet bu da boyunluk oldu... Bu da dün elime aldığım ve dün bitirdiğim bir örgü oldu. 2 gün önce elime aldığımda sadece lastiği vardı, bir iki sıra da kesme şeker modeli. Evet boyunlukta kesme şeker modeline fena taktım ve bu arada ustalaştım da diyebiliriz. :)
Bu örgümün de ilmeği 63'tü. Kahverengi ipimin, mavi rengiydi sadece. Akıllı iplere iyice tutuldum resmen bu arada. Neyse; kahverengi ipte ilik açamamış olmama rağmen, mavi ipte sınırları zorlama kararı aldım. Ve bir kerede ilmeği açtım. Delik olmasına aldırmadım, örgüme devam ettim. İlik bölgesinin küçük bir kenarı delik diyeyim ben size. Ama ona rağmen devam ettim, gerekirse teğelleme gibi bir düzeltme yöntemine gidilir belki dedim. Hem Damla'mın annesi, usta örgücülerden; o halleder diye düşündüm biraz da... :)
Yani diyeceğim o ki bu son örgüm de, 1 günde biten bir örgü oldu. Sabah uyandığımda bitirir miyim acaba bugün dedim ama, ciddi ciddi azmettim başardım. Önceki rekorum 2 gündü, kendi rekorumu kendim kırdım yine. :) Bitmiş hali ise, son resim olarak karşınızda işte...
Velhasıl;
Boyunluk meselesine feci takmış durumdayım, 2-3 aydır. Şubat ortasına gelmeden, hediye olarak örmek istediğim boyunlukları örmüş bulunuyorum çok şükür. :) Benim boyunluğuma gelecek olursak, benim ki geçen sene Mayıs ayında ördüğüm hardal sarısı düz örgü bir boyunluk. Hatırladınız mı bilmem yazısını yazmıştım. Kullanmaya bu günlerde başlayacağım, dikilsin diye Damlamlarda idi. Daha dün elime geçti. Hatırlayanlar var mı bilmem ama, hatırlamayanlar veya bilmeyenler için yazısı burada...
Böylece bugün bir hobi yazımda buluşmuş olduk yeniden. Okuduğunuz için teşekkür ederim, Sevgilerimle... :)
5 Şubat 2015 Perşembe
Okudum- Eragon...
*Bu bir Okudum yazısıdır. - Christopher Paolini'nin 4 kitaplık Ejderhalar serüveninin ilk kitabı olan Eragon'u, 2 gün önce okudum bitirdim. O sebeple nihayet yazabildiğim bir Okudum yazısıdır... :)
Bir Düş İçin Ağıt'tan beri, uzun süren bir okuma hallerimi içeren bir kitap oldu Eragon benim için. Ama nihayet 2 gün önce bitirmiş olarak, Okudum diyebiliyorum ve yazısını yazabiliyorum bugün. Bir Düş İçin Ağıt kitabı ve filmi için yazdığım yazı burada.
Bu duruma en çok sevinecek olan Mero'm olacak benden sonra biliyorum. Çünkü bu Ejderhalar ve süravilerinin fantastik hikayelerini içeren 4 kitaplık seriyi, geçtiğimiz yaz Merom okumam için vermişti. Ancak okuduğum diğer kitaplardan sonra Eylül ayında başlayıp, sonralarda birçok sebeple elime alıp bırakmalarla bir türlü bitirememiştim...
"Merom; nihayet bitirdim Eragon'u ve cidden beğendim. İlerledikçe daha sürükleyici oldu. Seriyi tamamlayacağım bundan sonrasında da inşallah. Tavsiye ettiğin kadar varmış... :)"
Bitirmemi sağlayan durum, finallerimin de bitmiş olması oldu. Rahata çıktım ve her fırsatta elime almayı alışkanlık edinerek 1 haftada kolayladım. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi efendim. :)
Diyebilirsiniz ki şimdi, kötü bir kitap mıydı? Hayır. Bence, fantastik kitap serisinin çok güzel başlangıç kitabıydı. Ancak finallerden sonra başladığımda 200'lü sayfalardaydım ve bir 50 sayfa kadar sonra asıl sürükleyici kısmı başlamıştı benim için...
Ya da benim hikayeye daha da dahil olmam, ciddi ciddi kafamın bir yere dahil olmamasını gerektiriyordu. Çünkü bir seri kitabı okumayalı öyle uzun zaman oldu ki; seriye başlarken de devam ederken de sağlam kafa ile okumak istedim işte... :)
Fantastik bir kitaptan beklenecek şekilde, güzel sözlerin altını parmaklarımla ve gözlerimle çizdim. Döndüm döndüm okudum. "İşte bu benim düşüncemi anlatıyor" dedim her defasında, altını çizdiğim sözlerde... :)
Ve alıntı yaptığım, parmaklarımla ve gözlerimle altını çizdiğim cümlelere gelelim;
Kum saati durdurulamaz. Biz istesek de istemesek de yıllar geçer, ama hatırlayabiliriz. Kaydedilen şey hatıralarımızda yaşayabilir. Duyduğunuz şey mükemmel olmasa ve bölük pörçük olsa da one değer verin. Çünkü siz olmadan o da var olamaz... (Sayfa 41)
Saphira; Eragon'un düş kırıklığı için bir teselliydi. Onunla özgürce konuşabiliyordu, duygularını ona tam anlamıyla açabiliyordu. Saphira, onu herkesten iyi anlıyordu... (Sayfa 70)
Ve benim yorumum; Bu hayatta hepimizin Saphira gibi rahatça konuşabileceği ve düş kırıklığı yaşasa bile, her defasında teselli bulabileceği bir dostu olması lazım; kırmadan ve yargılamadan bizim de teselli edebileceğimiz. Şükür benim de öyle dostum ve dostlarım var. Onlar kendilerini biliyor ve iyiki varsınız demekten bıkmayacağım size... ;)
Ejderha ve Süvari olmanın anlamını fark ettim; Olanaksızı başarmak ve korkuya rağmen büyük işler yapmak bizim kaderimiz. Geleceğe karşı sorumluluğumuz bu. (Sayfa 100) -Hepimizin yaşarken yapması gereken işte bu bence...
-Seni biçimlendiren şey kaderindir, dedi Saphira. Her şeyin bir ikona ihtiyacı vardır... Belki bu şans sana güldü. (Sayfa 430)
-Bilmece gibi konuşuyorsun... Ama eğer her şey insanın alnına yazılmışsa seçimlerimizin bir anlamı var mı? Yoksa yalnızca kaderimizi kabul etmeyi mi öğrenmeliyiz?
-Aklını böyle düşüncelerden temizle. Bu sorular cevaplanamaz ve seni daha mutlu edemez. (Sayfa 431) -Ne kadar doğru...
Ve son olarak; " -Değer eylemdedir. Değişme ve hayatı yaşama isteğinden vazgeçtiğinde değerin biter. Ama seçeneklerin karşında; birini seç ve kendini ona ada. Eylemlerin sana umut ve amaçlar verecektir.
-Ama ne yapabilirim ki?
-Tek gerçek rehber kalbindir. Onun yüce arzusundan başka hiçbir şey sana yardımcı olamaz."
Kalbimizin rehberliğinde aldığımız kararlardan pişman olmadığımız günler diliyorum hepimize. Ve bol okumalı günler bir de... :)
Not; Bu yazı özel ithaf da içerir. Sevgili Merom, kitap için tekrar teşekkür ederim. İyiki varsın... :)
4 Şubat 2015 Çarşamba
N11.COM'dan Aksesuar Alışverişi Yaptık...
Ocak ortasında elektronik aksesuar alışverişi yapmıştık annemle, yazmak ancak kısmet oluyor yazısını. :) N11.COM'u ilk kullanışımızdı bu alışveriş. 3 çeşit mağazadan 3 ürün siparis etmiştik ama, bir tek 2 mağazadan aldığımız ürünler elimize ulaştı sorunsuz sayılabilecek kadar...
İlk elimize ulaşan ürünümüz, yeni tabletimiz için sipariş ettiğimiz koruyucu film oldu. Sorunsuz olarak elimize ulaşan ilk ürünümüzdü bu koruyucu film. Ücretsiz kargo ile aldık ve tek bir sorun kendimizin yapıştıracak olmasıydı. 8" tabletler için koruyucu film aldığımız, ancak bizim tabletimize göre 1 cm fazla idi. Kendimiz ayarladıktan sonra kestik o 1 cm'i de. Ürün gayet tatmin edici bir ürün, hem fiyat hem de kalite olarak...
İkinci olarak elimize ulaşan kargomuz ise tablet kılıfı ürünü oldu. Bu alışverişimizin en iyi yanı şu ki, bu fiyata ve bu kaliteye bulamadığımız ürünleri uygun almış olduk. Ürünün markası üstünde görünmüyor ama, addison marka. Ücretsiz kargo olarak sipariş ettiğimiz bu ürün, elimize her ne kadar ücretli olarak da ulaşmış olsa, müşterinin maduriyetini giderme standartlarına uygun olarak ilgilendiler bizimle sağolsun firma.
Boyle de kullanabiliyoruz, ki iyiki aldik diyoruz; boyle ürünleri aldiktan sonra en
Bir de boyle de kullanabiliyoruz. Kalınlığı yeterli bizce. Üstelik göründüğü gibi pratik de. Her markanin ürünü için uygun tablet veya uygun gördüğü tablet olmadigi gibi, bedava da vermiyorlar. Biz de kendimiz almak zorunda kaliyoruz.
Bir de tablet veya telefondan pahalı aksesuarlara karsiyim. Uygun fiyatli ve kaliteli de işimizi görüyor göründüğü gibi...
Kissadan hisse; n11.com dan mağaza yorumlarına dikkat etmek kaydıyla alisveris yapmanizi öneririm. :) Sevgiler...
2 Şubat 2015 Pazartesi
Mum Işığında Kalmışken...
Uzun zaman olmuştu sanırım, mum ışığında kalmayalı. Hava muhalefeti sağolsun, dün ablamlarda sabah kalktığımızda elektrikleri kesik bulduk. 1,5 gün boyunca elektriksiz kaldık. Gecemiz mum ışığında geçtik ve odalarda ışıksız kaldığımıza sevindim de resmen. Bugün saat 16:30 sularına kadar elektrik yoktu, eve dönmemiz bu saate kaldı bu sebebiyetle... :) Malum asansörsüz 5 kat inmek zor benim için...
Ne diyordum; ışıksız kaldık. Aslında nasıl güzel geldi bir bilseniz. Enerjiyle çalışan birçok aletin esiri değil de, anın esiri olmak bu demekti bence. Işıksız kalmışken, dinlenmeye odaklandım resmen. Sessizliğin sesini dinledim bol bol... :)
Işıksız ve mum ışığında kalmışken, ablam eniştem Kağanım ile; bu durumun keyfini en iyi süren ben oldum. Kah yazdım, kah okudum. Eskileri andım kendimce, ablamları muhabbete zorladım ara sıra suskunlaştığımızda...
Ve anladım ki; karanlıkta kalamamak veya televizyonun varlığına bazen fazla odaklanmak, bizleri bizlerden uzaklaştırıyor... Bu birbirimizden uzaklaşmaktan da öte, yeri geliyor kendimizden bile uzaklaşıyoruz. Bunu her ne kadar bir süredir yapmamaya çalışıyorsam da, dünkü sessizlik bana çok iyi geldi...
Ve elektrikler giderse bir gece vakti, Kağanım gibi küçük yaştaki çocukları oyalamak epey zor oluyormuş doğrusu. Bunu bir kez daha anlamış olduk dün... Oyalıyoruz oyun oynuyoruz ama, ufacık aklı ile ışığı yakın diyor, şarkı açın diyor. Yani o bile öylesine aydınlık bir hayata alışıksa, gerisini siz düşünün... :)
Mumlarla veda edeyim yazıma diyorum. Ve anılarımdan bahsetmek istiyorum... :)
Siz özlüyor musunuz bilmem ama; bir ara, ara sıra elektrikler kesilirdi böyle kış vakitleri. Mumlarımızı yakar otururduk. Soğuk sorunumuz da olmazdı ki, sobamız ya da merkezi kaloriferimiz yanardı şükür...
Karanlıkta uyumanın da, kış seslerini dinlemenin de keyfini çıkarırdık. Bol bol gölge oyunu oynardık duvarlara yansıyan gölgelerimizi birşeylere benzetmeye çalışırdık... Bazen korkuturduk bile birbirimizi. Hoş sohbetin ardından da, sabaha kadar gelemeyeceğini bildiğimiz karanlığın keyfini müthiş bir uykuya dalarak sonlandırırdık...
Karanlıkta kalmanın bir ayrıcalığı da vardı ki benim için; odama ufak bir kaçış yapabilirsem masamda ya da herhangi bir masada, mum ışığı altında yazı yazardım. Bunu bir kez daha gerçekleştirdim bu sefer de. Vazgeçilmezlerimden biri oldu resmen bu durum... :)
Dün eskileri çok andım ve içinde bulunduğumuz anın da keyfini bol bol çıkardım yine işte. Dün annemler geldiler babamla ve bu akşam da dönebildik eve. Yeniden evimizdeyiz işte...
Sormak istiyorum size de; sizler de sever misiniz mum ışığında kalmayı? Karanlıklara dair anılarınız var mı sizin de benim gibi? Ben hissediyorum, sizlerin de var benim gibi hisleri ve düşünceleri... :) Sevgilerimle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















