18 Şubat 2018 Pazar

Dikkat - 18.02.2018


Dikkat - 18.02.2018

Daha küçüktüm, hastalığımın ilk çıktığı zamanlardı ve babam bana isteğim üzerime göbek adı koymuştu; "Dikkat!" Ciddi ciddi "neden benim göbek adım yok?" dediğimde, önce "istiyorsan sen kendin koy kızım," demiş gülmüştü ve sonrasında da çok düşmelerim sebebiyle, dikkat etmediğimi öne sürüp ikinci göbek adımı "Dikkat" koymuştu. Ben ise kendi göbek adımı, o yaşımda sevdiğim isimler olduğu sebebiyle; önce Gonca koymuştum, sonra da Serap diye değiştirmiştim. İkisi de güzel gelmiyor vallahi şimdi! :)

Konuya döneyim, babamın "Dikkat" diye koyduğu isim, birkaç sene boyunca sürdü gitti aramızda. Ben düştükçe veya düşmek üzere oldukça, "Dikkat" derdi babam ve alırdım mesajı, geyiğini yapardık birkaç dakika... Ama o zamanki düşüşlerim, sadece derman kesilmelerimden sebepti; esasında dikkat etmemekten ötürü değildi ama babam hep şöyle derdi, "İşte bu yüzden dikkat etmen gerekiyor kızım. Sadece dikkat etmediğin için değil, dikkat edersen daha iyi olacağı için!"

Babam doğru söylüyormuş diye düşündüm zaman zaman ve hala da düşünürüm bazen. Düşmeden önce, düşmemek üzere veyahut başka sonuçlar gerçekleşmeden önce ne olur ne olmaz bir kez daha dikkatli olmanın bir sakıncası olmamalıymış. Dikkat etmek gerekiyormuş ve de illa ki dikkatsiz olmadığını düşünerek dikkati elden bırakmaman gerekiyormuş...


** Bu anı'mız da burada hatıra olarak dursun istedim... :) Sevgiler.

16 Şubat 2018 Cuma

Yürümek O Kadar Kolay Değil! - 16.02.2018


Bugün, günün ilk saat diliminde, gece yazdığım bir yazıyı paylaşıyorum; az biraz endişe ama bol rahatlık ve cesaret ile. Sebebim çok; düşüncelerimin karmaşasında kendini bulan birilerine yardımcı olmak, ben de böyle hislerdeyim demek ve anlayan anlamayan herkese anlaşılır olabilmek gibi... İyi okumalar. (:



16.02.2018- Cuma (00.02)

Antalya'ya dedemin tedavi süreci için geldiğimiz zaman diliminin en başından beri düşündüğüm; bu süreçleri daha kolay atlatırdık idik, eğer ben yürüyor olsa idim. Daha kolay olurdu annemin, babamın ve de ablamların işi...

Bana sorulduğu veyahut keşke denildiği zaman, bu konu hakkında önce içimden kendime, sonra da çevremdekilere tekrarladığım cümle şu oluyor; "Yürümek o kadar kolay değil!"

Benim için çok hassas bir konu, evet. Üstelik belki de çok kişi bu konuyu ayrıntılarıyla konuşmak istemediğimin de farkında. Ama birçoğu gibi bana da garip geliyor, bir zamanlar yapabildiğim bir işlevi şimdi yerine getirememek. Bu önce yürümek oluyor belki ama daha da ötesi var. Yürüme yetimi kaybetmeden önce, çömelip oturma ve de çömeldiğim yerden kalkabilme yetimi kaybettim ben... Biraz daha derine indiğimde, neler neler var aslında...

Keşke konusuna gelince, bazen kendi içimde veyahut dışımda ben de söyleniyorum. Keşke hala dans edebiliyor olsam, keşke hala yürüyebilsem. Keşke hala yorulana dek ayakta durabilsem. Keşke koşarcasına bir yerlere yetişmek için çabalasam, bu çabalar esnasında sendeleyip düşmekten korksam ve belki de düşsem. Yaralansam biraz, o yaranın nasıl oluştuğunu gülerek anlatsam gördüğüm her tanıdığıma...

Keşkenin bir manası yok, aslında var ama yok bir kelime... Keşke sonuç getirmez, takılıp kalmamak gerekiyor deriz ya hani; keşkeyi umuda bağlamak mümkün aslında, yani hepten fos bir kelime de değil hani...

Bu konuları konuşmak fazlasıyla rahatsız etmiyor beni, aksine konuşabildiğim ama yazamadığım bir konu idi bu ve yazabiliyorum da artık. Bilmeyenleri ve de başta benim bile anlam veremediğim noktaya hepten gözü kapalı kalabilenleri bile anlayabiliyorum; "eskiden yürüyordun..."

Bir yetiyi kaybettiğinde, onu kazanabilmek kolay olmuyor. Benim gibi bir hastalığınız varsa da, bu zorluk katlanıp gidiyor ta uzağa... Bazen televizyonlardaki gibi olsa diyorum bende, bir senaryodaki iyileşmeler kadar çabuk mesela... Olmuyor velhasıl...

Umudunu hepten yitirmiş görünmeyeyim isterim karşınızda, olmuyor dediğim kelimemin içinde bile umudumu görün dilerim. Bu yazı böyle bir yazı çünkü... Yürümek kolay değil, güçten düşmek kolaysa da güç toplamak kolay değil; bunu anlatttığım kadar, anlamaya da uğraşıyorum sık sık. Canım tez oluyor bazen, gönlüm hemen yürümemden yana... Yorulmasını istiyor bedenimin ama yürümek o kadar kolay değil valla...

Derler ki; yıkmak basit de yapması zor, bu da öyle işte. "Hasta olan umudunu hep taze tutsun, hastası olan da ona yardımcı olsun." Bu benim tavsiyemdir... Ben şanslıyım, hayatımın yan karakterleri beni anlıyor ve de anlayışla bana yaklaşıyorlar. İyileşmemi benden çok isteyen sevdiklerim bile var. Başrol oynadığım hayat sahnemde, yeniden ele geçirmemi istedikleri birçok alan var. Yürümek kolay değil ama çabaladığımı bilen bu istek sahipleri, ben gibi bulunduğumuz her anın daha da kolaylaşmasını istiyorlar; biliyorum işte. Bazen açık açık konuşuyoruz bunları, bazen hissettirmiyorlar ve bir de bazen hissettirmediklerini sanıyorlar ama ben deli gibi hissediyorum ta içimde...

Gel gelelim bildiğini bildiklerimin yanı sıra, bilmeyi reddedenlere de bildirmekle yükümlü görüyorum kendimi. Mesela sen okuyucu; çevrende ben gibi bir engelli var mı bilmiyorum, ama bil ki iyileşme süreçlerimiz çok güç bizlerin. Elimizden geleni yapıyoruz, yürümek ve de yol almak o kadar kolay değil biz de biliyoruz, ama sen bilmeyen azınlıkta isen bil istiyorum.

Düşen vücudumu toplama uğraşlarımda bunları hem bilip hem de takılmadan atlatmam gerek. Çok düşünüyor ama daha çoğunda da çabalıyorum... Yazınca ise çok ama çok rahatlıyorum. Birileri kendimi sakinleştirme konuşmalarımda kendinden bir şeyler bulur diye umup yazıyorum ve paylaşıyorum. Yürümek o kadar kolay değilse de, ben de istiyorum. Her ortam ve de mecrada, bilinmiyorsa da çok çaba ve çok eğitim gerekiyor sana bana. Sen bil, bil ki ben ve ben gibiler için yeni sistemler geliştirilebilsin...

İşte ben, bir düşüncelerimin karmaşasından böyle kurtulabiliyorum.
Ben biliyorum; size de anlatmak istediğim hayal, umut ve de keşke dolu kalbimden gelen hislerimi, ama en üst düzeyde çabaladığımı da biliyorum. Bazen sadece anlatmak iyi geliyor, hem kişiyi rahatlatıyor hem de bilmeyenleri bilgilendiriyor.

Velhasıl bir şeyler hep bir şeylere vesile olabiliyor, bu sıkıntı sonrası yazma beni rahatlattığı gibi birçoğunu da bilgilendirir inşallah...

Sevgilerimle, Didem Köse...
16.02.2018- Cuma (00.37)

14 Şubat 2018 Çarşamba

Dedemin Ameliyatı Ve Antalya'dan Haberler - 14.02.2018


Bazı yazılara başlık bulmak zorluyor beni, bu yazıma başlık atarken zorlandığım gibi... Antalya'ya geleli bugün tam bir hafta oldu.. Sözde geçen hafta geldiğimizin ertesi günü dedem ameliyat olacaktı ama olamadı. Düne kadar beklenti içinde ve belirsizliklerin stresi içinde geçti bizler için. Ve nihayet dün ameliyat oldu dedem ve ilk süreci dün-bugün derken atlattık. Belirsiz bekleyişten sıyrılabildiğimize mutluyuz doğrusu... :)

Antalya Araştırma Hastanesi'nde, bu aya hep kanser hastalarının ameliyatı birikmiş. Ha bugün ha yarın diye diye, 1 haftadır bekletiliyorduk.. Ameliyatlar başlıyor, uzun sürüyor, aciller giriyor, sıradaki başka hastalar ameliyata alınıyor. Oysa birçoğuna söylenildiği gibi, muayeneli hastalardandı dedem... Ama işte hep diyoruz ya; "Allah hastanelere de düşürmesin, hastanelersiz de etmesin." Diye. Cümlemize şifa olsun...

Dedemin gırtlak ve mide arasındaki kanserli kitlesi ile midesi alındı ameliyatında, dünden beri yoğun bakımda şimdi. İyi haberlerini alıyor olmak, benim için o kadar rahatlatıcı bir unsur ki... Çok şükür rabbime, bu tedavi sürecine iyi başladık diye düşünüp mutlu oluyorum iki gündür. 5 gün boyunca riskli bir süreç daha varmış, dikişlerin tutması gerekiyormuş. Doktorlar bazı konularda titiz olmaya ve de korkutma politikasını sürdürmeye mecbur kalıyorlar galiba. Süreç o kadar riskli dediler ki, olmasa da olsa da riskler hakimdi. Şükürki ilk aşama bitti diyebiliyoruz şimdi...


Stres ile uyuyamaz olduğum günlerin ardından, buraya yeniden döndüğüm için bu bir dönüş yazısı ama yazımın başlığını zor da olsa buldum; Antalya'dan dedemin ameliyat sürecinden bildiriyorum...


Kuzenim İncime, dostum Meroma, dayımlara, yengeme, İsmet teyzeme ve de diğerlerine de kavuştum bu arada. Stresim azalmıştı buraya kavuştuk kavuşalı, ama yine de bekleyişler kederli idi... 

Geldik geleli en çok dostumla her fırsatta bir araya gelebilip, yan yana sohbet edebildiğimiz zamanlarımıza; bir de kuzenimle artık oyun oynayabilme sürecine girdiğimize seviniyorum.. Yazın geldiğimizde ikili oyunlar oynayamıyorduk İncim ile, sonbaharda burada iken de aynı durum söz konusu idi. Ama şimdi, barbie bebekleriyle bile oynayabiliyoruz. Evcilik kurmaca, -ki benim hala oyunlarda en sevdiğim oyundur- top oynama ve de bilimum otururken oynanabilecek her şeyi oynuyoruz. Kağanım gibi İncim de boyamalara sarmış şimdi. Boyama yapmaya ben bayılıyorum, durmadan yapabilirim ama İncim çok çabuk yoruluyor boyama konusunda. Ama evcilik oynarken sorunumuz yok, onu uzun uzun oynayabiliyoruz... :) Bekleyişlerimizi oyunlarımızda oyalanmalarla da atlatabildim bu süreçte...

Kendimi bulamadığım noktalar var bu arada, bence bana çok fazla geldi bu sakin gibi görünen ama bol bekleyişli geçen süre. Yalan değil, çok korktum. Ama olabildiğince sakindim de, dışım ayrı içim apayrı idi... Belirsizlik içinde, uzun bir zamandır bekliyoruz bu tedavi sürecine akmak için ya hani. Tam bitti dediğimiz anda, beklentiler şekil değiştirip de, Antalya'ya geldiğimiz günün ertesinde devam edince iyice neye uğradığımı şaşırdım doğrusu... 

Uçağa binmek ve uçmak konusuna gelmiyorum henüz, o apayrı deneyimdi ve şu instagram paylaşımıma alabilirim sizleri; orada bana göre kısa, çoğuna göre de uzun şekilde ilk izlenimlerimi anlattım. Ama buraya da yazısını yazacağım ilk fırsatta... :)



Bu ciddi şekilde sadece dönüş yazısı olsun dedim... Dedemin ameliyatı başarılı geçti; geldiğimizden 1 hafta sonrasına denk gelmiş bile olsa, başladık tedavi sürecine demeye geldim... Bir önceki yazımda bahsettim mi hatırlamıyorum şu an, dedemin hastalığının astım hastalığı için kullandığı ilaçlara bağlı bir kanser olduğu belli olmuştu. Kitlenin yayılmayan türden olması ve akciğer biyopsisinin temiz çıkması sonucunda da ameliyata cesaret edilmişti. Doktorumuz biraz korkuttu bizi, belki de her ihtimale hazırlıklı olmamızı sağladı bu bizi ama yine de stres dolu bir süreçti öncesi. Dilerim bundan sonrası iyi olur, diyorum şimdi...

Velhasıl döndüm işte. Bir haftalık aradan sonra geri geldim bloğuma; yazmaya, dert anlatmaya ve de saçmalamaya... :) Şimdi son olarak saçmalayarak gideceğim; stres etmeyin (Sanki mümkünmüş gibi davranın!), bir şeyler yaşanıyor, ayak uydurun gitsin... Allah her birimiz için, süreçlerimizin günlerimizin-gecelerimizin sonunu hayır etsin! Amin...


Sevgilerimle... (: 

6 Şubat 2018 Salı

İnternet Günlüğüm 2018 #2 - Yeni Bir Süreç


Sevgili İnternet Günlüğüm, kısaca İG diyeceğim bugün sana; :)


Yarın bu saatlerde, hayırlısıyla Antalya'ya varmış ve de çoktan orada olmaya alışmaya başlamış olacağımızı düşünüyorum şu an... Yarından itibaren, yeni bir süreç başlıyor ailemiz için. Antalya'da dedemin tedavisinde yardımcı olmaya gidiyoruz, annem ve ben. Biraz endişeli de olsam, dedemin iyi olacağına inanıyorum. Perşembe günü ameliyatı var, iyi enerjilerle ve de dualarla inşallah bu hastalığı da atlatacağız diye umuyoruz...

Uçakla gideceğiz bu sefer Antalya'ya ve bu durum annem için de benim için de bir ilk olacak. Merak var ama korkum yok, şu kolaylığı bir de biz yaşayalım bakalım; nasıl olacak acaba yarın ve de yarından sonrası...


İG; endişem evden uzun süre ayrılmamızın epeydir böyle ciddi bir durum sebepli olmamış olması bence, geç de olsa bunu çözümledim kendi içimde... Kendimi rahatlatabiliyorum bir noktadan sonra ama endişem hep içimde aslında. Ben endişemin üstüne bir ağırlık bastırıyorum mantığımla; "iyi olacak herşey; endişelensen de bu süreç yaşanacak, endişelenmesen de..." diyerek, sonra o ağırlık bazen hafif şekilde bir havaya kalkıyor bu da endişemin sızmasına sebebiyet veriyor ve o sızıntı ile benimle oluyor yine endişe. Yine müdahale edene dek, bir süreliğine ama işte o hep orada... Günü gelince ve de atlatınca sıkıntıları, geçip gidecek inşallah.

Tamamen endişeden kurtulabilmek benim için böyle mümkün. Yoktan yere kendimi sıkıp üzüp zarar veren boyutta değil, sadece benimle yaşıyor ve ara sıra kendisini ortaya sakinlikle bana sunuyor. Bu durum da çoğunlukla akşamüzerleri veya geceleri gerçekleşiyor... Bir süredir böyle ama alıştım da doğrusu, sadece uykularım kaçıyor ki bunda da bu durumun değil, bedensel yorulamamamın etkisi var. Kafa yorgunluğu uyumama yetmiyor bu sıra. Geç uyuyor ve geç kalkıyorum, nadiren tam tersi de olabiliyor. Düzelecek o da bu haftadan sonra inşallah, hele bir dedemin ameliyatını atlatalım da sağlıcakla...

Neyse devam edeyim İG; çantalarımız hazır, biz de hazırız ve ufak tefek hazırlıkları da tamamlayıp yattıktan sonra yolcuyuz yarın işte. Uzun zamandır benim de içinde olduğum yolculuklarımızı hep kendi arabamızla gerçekleştirdiğimiz için, bu sefer iki bavula sığmak bizim için zor oldu. 30 kg sınırı varmış ya hani, kısa süreliğine gitmiyoruz diye alacağımız birçok kıyafet, ilaç ve de buna benzer orada lazım olacak eşyalarımızla sığmak zor oldu. Bir de bu bavulların içine koyduğumuz, dedeme aldığımız kıyafetler de var ki; varın siz düşünün halimizi. :) Neyse ki sığdırdık bugün kalan eşyalarımızı da, şimdi tek sıkıntı kilo kontrol kısmında ne yapacağımız...

Aralık 2017'de bir yazı yazmış ve yayınlamıştım, Karmaşık Ruh Hallerim isimli... Bu yazıyı bu sıra düşünüyorum bazen hala. Dedeme lif ördüm bitirdim onu da götüreceğim, son 2-3 senedir dedemle daha sıklıkla da konuşuyoruz ve bunlar çok hoşuma gidiyor... Paylaşım yapabilmek ve küçüklüğümdeki büyüklerimizin bizlerden uzak olduğu olgusunu atlattık. Dedem küçükken biraz daha sertti, şimdi daha çok şey paylaşabiliyoruz. En azından ergenliğimdeki gibi çatışmıyoruz. Çatışmalarımız olsa bile, sonunu güzel getirebiliyoruz... Velhasıl, o yazımdaki her şeyi iyi ki yazmışım diyorum şimdi ve içimde bir şeyleri anlamlandırabildiğime seviniyorum. "Böyle oldu, bizim aramızdaki bağın sağlamlaşması için bunların atlatılması gerekiyordu." diyebiliyorum.

Dedemle çok zıt düşüncelerimiz çoğu anımızda hala bulunmakta, çünkü onun fikirleri ve ilgileri benimkilerle bir değil. Ama buluyormuşuz, hayat içinde birbirini yeniden yeniden buluyormuş ve tanıyormuşuz meğer... 


Geride bırakacaklarımızdan en çok yeğenimi özleyeceğim, hiç yalanım yok bu durumda da... Geçirebildiğimiz kadar zaman geçirmeye devam ettiğimiz, doyamıyorum diyerek birbirimizi sevmelerimizi de, tartışmaları ve sonucunda anlaşmalarımızı da yaşadık gideceğimiz zaman belli oldu olalı yine. Ve Kağanım bugün uyandırırken "Son günümüz teyze, siz dönene dek. Etkinlik yapar mıyız bugün yine?" dedi. "Elbette yapacağız, yaparız." dedim, yanıma yatıp sarılıp sohbet edecekken, "Arayacaksın de mi beni, ben de ararım seni." dedi. Aynı benim ona bir haftada birkaç kez tekrar ettiğim gibi.. :) Çocuklar ne görürse onu mu yapıyor ne, bana öğüt veriyor küçük adam! Bugün de beraber etkinlikler yaptık ama bir haftadır yaptığımız etkinliklerimizin resimlerini koymak istedim buraya. :) Giderken de doyamadık yine birbirimize, Allah doyurmasın. Sağ salim gider gelir, yine rutine döneriz de inşallah...

Ablamlar babamla beraber halledecekler burayı, güvenim var onlara başarabilirler ama kuzuma kendim hikaye okuyamayacak ve endişelendiğimde veya mutlu olduğumda, sadece öylesine bile olsa ona sarılıp öpemeyeceğim bir süre. Neyse ki, İncime ve de Meroma sarılacağım bu süreçte; onlarla olacak günlerimiz, bu kavuşma da bir nevi bizim bu seneki şansımız... Özlem doluyum Antalya'dakilere de; dedeme, dayıma, yengeme, İsmet teyzeme, Meryem teyzeme ve diğerlerine de...


Velhasıl böyle işte; duygularımdan bahsedeyim ve de azıcık bahsedeyim istedim sana İG... 

"Her şey güzel olacak ve endişeler hayatın içinde var, er ya da geç geçecek bugünler ve "bak ne oldu?" diyeceğiz her koşulda yine. Yeter ki olabildiğince sakin ol işte..." Duymak istediğim sözler bunlar ve birilerinden duymayı beklemeden kendime de söylüyorum bu sıralar... Geçecek, gün batması gibi geçip giden bir Ocak'ın ardından Şubat gün doğumunu getirecek. Umuyor ve bekliyorum...

Bu yeni süreç neyi doğurur bilmiyorum, artık sürecin içerisine dalma ve de bekleyip görme vakti geldi... Güzelliklere uzanan günler ve de haftalar bizlerin olsun, dilerim el ele verir ve birçok şeyi başarırız. İnanır ve de içimizdeki güce sığınırsak, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir şey yoktur! diye inanıyorum. Allah yardımcımız olsun, sevgilerimle ve de güzel dileklerimle; yine görüşmek üzere...

D.K. (: 

5 Şubat 2018 Pazartesi

Söylemediğim Özlemler İçimde Birikmiş - Şubat 2018


Söyleyemediklerim değil aslında, söylememeyi tercih ettiğim ve şimdi söylemeye karar verdiğim şeyleri yazacağım bu yazımda. Söyleyemediklerimdi; zira burayı tanıdıklarım da okuyor derdim... Şimdi de diyorum ki, okusunlar! Ben bunları yazamadıktan, içimi bir şekilde dökemedikten sonra şiştiğimi ve taşmak üzere olduğumu farkettim. Bu farkındalığım sonucunda bunları da yazma kararı vermiştim 2017'de, ama ancak Kasım 2017'de icraata geçirebildim...

Ve bugün geriye kalan söyleyemediklerimin, kendime itiraf edebildiklerimi yazıya dökebilmemin vakti geldi...


30.01.2018- Salı günü bir rüya gördüm, belki de o rüya bu yazıyı yazabilmeme esas cesareti verdi bana. Sabah hayrına anlatıyorum, siz de öyle dinliyor -yani okuyor- olun; öyle derler ya hani... :)

Evimizin olduğu bir binadaydım rüyamda ve bu binadan çıkıp tanımadığım ama rüya aleminde tanıyor olduğum arkadaşlarımla, iddia üzerine bir yarışı tamamlamam gerekiyordu. 1 numaralı kapıdan girip 4 numaralı kapıdan çıkmaktı görev. Ama 4'ten girip 1'den çıkmak da olur, diyorum rüyamda kendimce; amaç o yolu katedip bitirmek değil mi sonuçta?, diye düşünüyorum. Rüyamda ters istikametten bir sığınağa, çıktığım binamızın kapısının hemen yanındaki bir kapıdan giriyorum. Turuncu bir ışıkla aydınlatılan karanlık bir alandayım, bölüm bölüm odaları bulunan bir alt geçit adeta... Yürüyor, yürüyor ve 3, 2, 1 diye kapılardan geçerek 4'ten 1'e bitiriyorum kendimce yarışı. Zor oluyor turuncu ışıkta yürümem ama "yürüyorum ya!" diye umursamıyorum...


Geçtiğim son kapı, -yani 1 kapısı- kocaman bir Avm'ye çıkıyor sonra. Bitti diyorum, aydınlığa çıktım. Ama gözlerim yanıyor adeta... Etrafıma bakıyorum herkes bir gökdelenin içinde; hiç öyle avm gezer halde değiller ki, hepsi evine gitmenin derdinde ve birbirini tanır bir haldeler... Etrafı kontrol ediyorum, arkadaşlarımdan biri var mı diye. Bir tek yüz bana dönüyor ve o da benim gibi durmuş, beni inceliyor. Bu kişi, alt bacakları olmayan biri. Ama öyle bir yürüyor ki, hiç alt bacakları yokmuş gibi değil! Sanki görünmez bir gücü var, kimse onu farketmiyor benden başka!

Biraz bakınıyor ve tebessüm ediyorum, tanımadığım bu kızla gurur duyuyorum; çünkü o sırada o da bana gülümsüyor ve benimle gurur duyduğunu hissettiriyor. Gözlerini benden çektiği an, arkadaşlarımı hatırlıyorum. Onların gittiği yere dışarıdan gitmeyi düşünüyorum tekrar... Avm gibi olan yerin kapısından çıktığımda, beni kocaman basamaklar karşılıyor. Endişe bile etmiyorum ama "kendimi deneme vakti." diyorum! Ortaokulda inebildiğim üzere, merdivenlerden dümdüz inmeye yelteniyorum. Biraz koşarak, dümdüz merdivenlerden iniyorum. Tek korkum, düşersem tutunacak bir yerin olmadığından sebep ne olacağını bilemeyişimden. Ama biraz yavaşlarsam da düşeceğimi biliyorum!

Koşar adım iniyorum; bir basamakta bir ayağım, onun altında diğer ayağım, koşaradım Didem, devam et böyle! Son 3 basamağa gelene dek 25 basamak indiğime emin oluyorum. Sondan ikinci basamağa oturarak düşüyorum. Etrafımda birileri bakıyor bana galiba, umursayamıyorum. Derken koşarak indim ve de düştüm! Bunu umursamadım ve tek başıma yaşadığım bu girişime gururla karışık deli gibi krize girerek güldüm. :) Küçük çaplı bir kriz...

Çok geçmedi yanımda bir kız, o bacaklarının olmadığını gördüğüm kız yanımda. "Seninle gurur duyuyorum, güzel koştun ama çok güzel düştün!" diyor. :) "Düştüm de mi?" diyorum.

Sonra aynı kıza, "nasıl kalkacağımı bilmiyorum" diyorum. "Ben biliyorum." diyor ve olabildiğince kısa olduğuna emin olduğum kollarını bir trabzan kadar olduğuna emin olduğum şekilde sertlikle tutuyor. "Hadi tutun ve kalk!" diyor. Tutunuyorum ve kalkıyorum. "Bize gidiyoruz." diyor sonra da. Evine gidiyoruz ve evinde hiç saçı olmadığına emin olduğum aynı kız, toplu olmadığına emin olduğum saçlarını uzun halde bırakıp açıyor gözümün önünde. Boyu uzuyor ve de normal oluyor...

Rüya bununla da bitmiyor, yanıbaşımızda bir erkek oturuyor masada. "Siz ikiniz de mükemmelsiniz." diyor. Ama karşımızdaki kız bir süre sonra yok gibi oluyor, orada ama odak noktası benim. Erkek kişi bana dönüp, "Sen bugün çok iyi iş çıkardın, o merdivenleri inişin çok güzeldi." diyor kolunu omuzuma atarak. O beni tebrik ederken omuzuma sarılarak, "Özlemişim!" diye itirafta bulunuyorum. Ve sonra da uyanıyorum...


Bu derin rüyadan uyandığım o gün, başta bilinçaltıma lanetler yağdırdım içten içe. Tüm gün aklımda bu rüya vardı her kendimle kaldığım anda özellikle, daldım ve o rüya alemine gittim. Yeğenimle resim çizdim, boyama yapmak çok iyi geldi. Ama o rüya, henüz aklımdan anılarıyla uçup gitmedi... 



Ortaokuldaki o merdivenden inebilme kabiliyetimi bu kadar özleyip de, beni etkileyeceğini bilememişim. Kendime söyleyebileceğim en son özlemim, merdivenlerden inmek olurdu herhalde; ta ki o rüyama dek. Meğer ben neleri özlemişim de, söyleyememişim kendime diyorum şimdi...

Mesela, uyumayıp sabahlara kadar dans etmek istiyor ruhum ve bunu saklamıyorum bile. İçimden dışıma gelişen bir neşe ve de hayatı seven yanım var. Birilerine moral ve de mutluluk verebiliyorsam, sabahlara kadar dans etmiş oluyorum da aslında... "Bedenen yapamadıklarımı, hiç yapmamış sayılmam!" Bu olguyu büyütebildim içimde son bir iki senedir iyice. Ama gel gelelim, özledim diyememek dokunuyormuş. Özledim demeye geldim;

En çok yürümeyi değil; yürürken rüzgara karşı koymayı beceremeyince, arkadan ittiren rüzgarın etkisiyle koşar adım yürümeyi özledim...

Sadece dans etmeyi değil, dans edip soluk soluğa kaldığımdaki mutlulukla dinlenmelerimi özledim...

Ayakta çok kaldığım ve de çok dolaştığım bir günün sonunda, yorgunlukla uyumayı özledim...

Bunu söylemem gerek, beden yorgunluğuyla uyumak gibisi yok! Ağlamaktan sonraki uyku, en iyi uyku diyorlar internette. Hayır, en güzel uyku bedenen yorulduktan sonra çektiğiniz deliksiz uykudur bence! Bedenen yorgunluğu gerçekleştiremediğim zamanlarda, beynimi yorarak uyumaya çalışıyorum ben bir süredir. Ama beden yorgunluğu ile uyunan uykunun yerini alamıyor maalesef... :) Bedenen yorulmam da mümkün oluyor hala elbet. Fizik tedavilerim sonrasında eve döndüğüm zamanlardaki o yorgunluklar, efsanelerimdendir...


Madem döküldüm daha da öteye gideyim ve rüyamı nasıl yorumladığımı yazayım en iyisi;




Bir şeyler yarım kalabilir, yarım kaldığı gibi tamamlanması için de zaman gerekir; o zamanı beklemez veya kendine tanıdığın hakları ve şansları yok edersen, gücün de cesaretin de yerini başka bir şey alır...

Rüyamda indiğim merdivenleri çok düşündüm, sonra o merdivenlerin Bursa Anatolium Avm'nin yol tarafındaki giriş merdivenleri olduğunu anladım; İkea tarafı değil diğer taraftaki... Zira Anatolium'dan arabayla çıkıp eve gitmek üzere yola çıkarken, o merdivenlere sık sık takılıyordu gözüm. Bilinçaltım feci dikkatli çıktı...

Rüyamdaki o bacakları olmayan kız, o da galiba benim. Bilinçaltım ile kabullendiğim içimde bir kişi, yarım ama benimle gurur duyan bir kız var... Bedenimde kendi işlevini yerine tam getiremeyen uzuvlarıma bile güç veriyor o içimdeki. Onu gördüm rüyamda bence. İşlevlerini şimdiki zamandan ötede, oldukça iyi yerine getiren uzuvlarımın etkin olduğu zamanlarda da eksik ama değil yanım vardı ya; o zamanlar hani uzun saçlıydım vs... Anlatabiliyorumdur, umarım anlatmak istediğim gibi yazıya dökebiliyorumdur...

İçimdeki kız bana, "görüyorum başarıyorsun, devam et işte." diyor, yani takdir ediyor beni. Bunu bilmek iyi geliyor şimdi... O kız biliyor, değişik yolla denemek için sürekli uğraştığımı ve bunu da takdir ediyor ki ötesini sormadı yanıma geldiğinde de. Her yolu dene, diyor bana muhtemelen...

İçimdeki kız, geçmişte saçları uzun olan ayakta ve kendi işini de görebilen; hayatın içinde ama kimi tarafından farkedilen çoğu tarafından da farkedilmeyen bir kızdı. Hep destekçileri ve de arkadaşları vardı yanında; ben gibi, kendisi gibi ve de az buz yakın-uzak arkadaşları gibi...

Özlediğini söyle ve geç kalma bunun için, diyordu o kız bana. Ben onun bana davranış ve tavırlarını böyle algıladım... Beni götürdüğü kişi, benim hayalimin başladığı bir diğer nokta idi. Beni bile içine gömme, gömme isteklerini ve de hayallerini. Saklama varlığını hiçbir isteğinin diyordu. Neden o günü seçtiğini de biliyorum; diğer bloğumda "Aşkı İstemek" adlı bir yazı yazdım ve yayınladım, 29 Ocak'ta. Ama o yazımı facebook sayfamda paylaşamadım, şimdi anlıyorum ki neden paylaşmaya cesaret edemediğim halde aklımda, neden yazmak istedim; çünkü söylemek istiyorum! Bir şeyler içimde kaldıkça tıkanıyorum, tıpkı bu yazıyı 3-4 günde yazmam gibi! Gecenin bir yarısı paylaşacağım ama olsun hiç de yazıp paylaşmayabilirdim değil mi? :)

Son olarak; o rüyamda içimdeki kız olduğunu söylediğim kızın beni götürdüğü kişi, aşkı istemek adlı yazımda yazdığım kişi idi. Böyle adlandırıyorum, çünkü hiç yabancılık çekmedim ona; aşık gibi onun elini omzuma atması güzel gelmişti ve beni destekliyordu. İçimdeki kızın, çabalamaya devam edersem onu bulacağımı belirttiği üzere; bulmayı umduğum aşktı o bence...

Söyleyemediğim özlemler içimde birikmiş; bir bu rüya ile değil, birçok rüya ile patlak veriyor zaman zaman. Daha önce de kendimi deneyimlediğim üzere, yazdıkça kendimi tedavi edebiliyorum. Bu sebeple yazmaya devam dedim işte... "Bir şeyler yarım kalabilir, tamamlamak üzere çabaladıkça tamamlandığındaki doyum seni esas hayallerine kavuşturacak gerçeklik olacak!" diyordu bence bana rüyam... Ben tüm bu rüyadan kendi içimi anlamlandırdım ve de böyle dersler çıkardım kendime. Çabalamaya da devam, yazmaya da. Hele özlediklerimi, hissettiklerimi ve de olmasını istediklerimi yazmaya daha fazla devam... Kendimi var etmem ve de gerçekleştirmem mümkün olacaksa, o şey yazmak ile olacak hissettiğimce...


Okuduğunuz için teşekkürlerim ve de sevgilerimle. Güzel bir hafta başlasın hepimiz için, güce de umuda da ihtiyacım var bu hafta fazlasıyla. Mutlu haftalar hepimize... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...