Pazar Yazılarım için, buraya bakabilirsiniz... :)
Bugün Kadınlar Günü ama; annemin teyzesinin rahatsızlığı sebebiyle, annem bugün yanımızda değil. Günübirlik ziyaret için İstanbul'da. Akşama dönecek İstanbul'dan hayırlısıyla... Ablam da eniştem ve Kağanım ile beraber gelecek bu akşam... Onlar bugün yanımızda değilse de, her gün onların günü benim için. İki hatunum da; kalbimde-evimde ve şu güzel ömrümde kalbimin en güzel yerlerinin sahibiler... :)
Ve Kadınlar Deyince, benim aklıma gelen ilk unsur annelerimiz ve annelik içgüdüsünü taşıyan kadınlarımız. Neden bilmiyorum, kadın budur, diye demiyorum. Ama içinde anneliği ve belki de yaradılıştan gelen saf sevgi ve şevkat ile dolu içgüdüleri hepimizin taşıdığını düşünüyorum...
Küçüklüğümden beri düşündüğüm şuydu benim; Kadınlar Gününü kutlamak, annelerimizin ve fedakarlık gösteren tüm kadınlarımızın hakkı. O sebeple; her sene birileri tarafından kutlansa da Kadınlar Günüm, ben henüz kendimi Kadınlar Günü kutlama şerefine nail görmüyorum sanırım... :)
Tabii şunu da dilimden düşürmüyorum; bir ömür sürmeli bir kadının hatırlanma, şefkatle ve anlayışla kucaklanması... "Kadının kadına zulmünün bittiği, erkeğin de kadına her türlü şiddetten uzak durduğu günlerle dolu bir ömür diliyorum bugün yeniden."
Ve bir kadın olarak, özel günlere önem veriyoruz ister istemez işte. Değer verdiğimiz erkekler tarafından; bir gün değil, her gün hatırlanmamız dileğimle; Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun. Tüm annelerimizin ve cefakar kadınlarımızın öncelikle de... :)
Biz babamla geçirdik yani bugünü; sabahında dolu dolu bir Pazar kahvaltısı, öğlen film keyfi ile. Akşama da dizi keyfimiz var bakalım... Güzel geçiyor ve güzel de biter inşallah hepimizin Pazar'ı. Mutlu Pazarlar hepimize... :)
8 Mart 2015 Pazar
7 Mart 2015 Cumartesi
Damla'mla İzledim - Hadi İnşallah
*Bu bir İzledim yazısıdır... :)
Şubat ayında izlediğim ve beğendiğim filmlerden bir diğeri de Hadi İnşallah filmiydi. Ve sonunda bende izledim bu filmi... Önce tek başıma, hemen sonrasında da Damlamla izledim; ki komedi veya dram, bir sevdiğinle izlediğin güzel bir filmin keyfi başka oluyor. Yani Damlamla da film izlemek bir başkadır benim için, diyorum yani... :)
Uzun zamandır böyle güzel ve sıcak bir komedi izlememiştim sanırım, izlediğime çok memnun olduğum bir film oldu bu açıdan. Malum, ortalık dram dizileri ve dram filmlerinden geçilmiyor. Her biri, bir öncekinin klişesini sürdürüyor da sürdürüyor. Yeniliğe açık olan az sayıda film veya dizi var sektörde..
Neyse konumuz Hadi İnşallah filmiydi :) ;
Kadroda, Murat Boz harici deneyimli oyuncular vardı. Ve hepsi de birbirinden güzeldi. Ancak Murat Boz'un oyunculuğuna da gelince, tek kelimeyle "olmuş" demek isterim... :) Çok içimi ısıtan bir oyunculuğu vardı filmde, umarım ilerleyen zamanlarda da komedi alanında görürüz yeniden kendisini...
Gel gelelim, Pucca'nın kitabından derleme olan bu filmin kitabını ne yazık ki henüz okumadım. Ancak söylenene göre; kitap ve karakterlerden yola çıkılmış, yani karakterler aynı ama konu birebir anlatım değilmiş. Ama karakterler çok başarılı şekilde sunulmuştu dediğim gibi. Gidebilseydim eğer sinemaya, sinemada epey memnun eden bir film olurdu ki; beni evde de epey memnun etti filmin kendisi... :)
Film;
Pucca'nın üniversite hayatıyla beraber biten aşkından sonra, Pekmez ile tanışıp aralarında bir aşk adına gelişen olayları anlatıyor. Okuduğu şehirden, memleketi İzmir'e dönen Pucca iş arayışına girer. Pucca görüşmeye gittiği bir işi reddedecekken Pekmez'i görmesiyle işi kabul eder... Ama hepimizde şu sabit fikir vardır ya, "Allah çirkin şansı versin inşallah". İşte Pucca'nın başından aksilikler eksik olmuyor bundan sonra da. Ama bu aksiliklerin komiklikleri ve muhabbetlerin doğallığı ekran başında öyle bir sarıp sarmalıyor ki, size de "Pucca'nın da, yazan ellerinin de, filme geçiren ve oynayan oyuncuların da emeğine sağlık" demek kalıyor... :)
Ancak bu kadar anlatabilirdim filmi işte, izleyin derim baştan sona... Ben Damlamla da film izlemeyeli epey olmuştu, bunun da tadını Antalya dönüşü çıkarttık o okuluna dönmeden. Yeniden bir araya gelip bir film izlemek süper oldu, özellikle de benim için... O sebeple Damlama da teşekkürlerimi bir borç bilirim. Her beraber anımız çok özel ve güzel... :)
Farkındayım; O kadar hayat gailesine kapılıp gidiyoruz ki büyüdükçe, beraber film izlemelerimizin bile ne kadar özel olduğunu nadir hatırlayabiliyoruz. Zira fırsat bulamıyoruz, mümkün olmuyor. Okuyoruz, koşturuyoruz, okul bitiyor, işe girip koşturuyoruz... Derken hayat geçip gidiyor. Güzel ve sosyal anlarımızı, sevdiklerimizle daha çok kılabilmemizi diliyorum. Zamanlarımızı fırsata çevirmelerimiz, daha çok olsun inşallah...
Sevgilerimle...
:)
6 Mart 2015 Cuma
Mero'mla İzledim - Her Çocuk Özeldir...
*Bu bir İzledim yazısıdır... (Ve evet yine) :)
Şubat ayında, izlediğim film sayısı 11 idi, öyle çok özlemişim ki film izlemeyi. :) Geçen sene izlediğim filmlerin yarısı bile, bu sayıya eşit gelmez herhalde. İzlemek istediklerime öncelik vererek, film listelerime zaman ayırmaya başladım yani Şubat ayında...
İzlediğim filmlerin hepsinden bahsetmeyeceğim ama, bahsetmek istediğim birkaç film var sizlere. Bunlardan biri de Antalya'da dayımlarda kaldığımızda, Merom ile izlediğimiz film; Taare Zameen Par, yani Yerdeki Yıldızlar. Bir diğer adıyla da Her Çocuk Özeldir... İzlemek istediğim ama bir türlü ertelediğim bir filmdi, Merom ile izlemek kısmetmiş. :)
Sevdiklerimle film izlemeyeli, birkaç ay olmuştu yine herhalde, Şubat ayında Antalya'ya gidene kadar... Merom ile biraraya gelince; sohbet etmek kadar film izlemek de ayrı bir geleneğimiz oldu zamanla.. Yalnız başına film izlemek kadar, bir dost ile film izlemek de ayrı güzel oluyor tabii... :)
Filme başladığımız zamanlardaki yavaşlık, "tek başına izlesem sonunu getiremezdim bu filmin" dememe sebep olmuştu. Benim ilk izleyişimdi bu filmi, Merom benden önce epey izlemiş... Ama film hızlanınca çok seveceksin dediği kadar vardı doğrusu...
Bir öğretmenin, özel bir çocuğun hayatına dokunuşunu anlatıyor film. Evet, Her Çocuk Özeldir, fikri buradan doğuyor. Her çocuk özeldir de, birçok ülkede yapılan hata eğitimi genele yayarak çocukları da standartlaştırmak üzerine maalesef... Bizim eğitim sistemimiz de, bu gibi durumlarda baş sırada iyi olmayan durumda bence...
Mero'ma sormuştum; çok mu hüzünlü bir film hep, diye filmin başlarında. O da bana, 3 Idıots'da çok üzülmüş müydün okul sahnelerinde, dedi. Evet, dedim bende. İste o kadar da değil, dedi bana... Evet film ağlatmadı, aşırı hüzünlendirmedi. Derken, sonuna yaklaştıkça güzel olay örgüleri sürdü ya, işte oralarda içim gitti... :) Ve şu üstteki resim, beni benden aldı...
Diyeceğim o ki, şans verilmeyecek bir film değilmiş, ben zaman bile kaybetmişim izleyene kadar... 3 İdiots gibi, bu filmi de Merom ile izledim ilk. Sanırım Amir Khan filmleri, Merom ile bizim ortak filmlerimiz olmaya başlıyor böylece... :)
Film hakkında çok bilgi vermek istemiyorum ama; başrollerin oyunculuğu ve konunun güzelliği, mest ediyor insanı. Öğretmenler keşke öğrenci odaklı olsa diyor ya insan normal hayatta da, filmi izledikten sonra bunu daha çok tekrarlar olmanız çok büyük bir olasılık. Hayat hep çocuklara acımasız davranıyor aslında, bunu sizde farkediyorsunuzdur. Yerdeki Yıldızların, sönmesine ve kayıp gitmelerine izin ve olanak vermemek dileğimle. Sevgilerimle... :)
Ve Mero'ma sevgilerimi sunuyorum, bu sefer de çok güzel bir film izlettin bana. Seninle film izlemelerimizi de, seni de çook seviyorum dostum... :)
4 Mart 2015 Çarşamba
Bahar Yorgunluğu Mu Geldi Yine?
Haftaya öyle hızlı başladık ki, yorgunluğumun nedenini bile anlayamadım; ta ki bugüne kadar. Üzerimde bir yorgunluk hakim ki, bugün Yalova'ya fizik tedavime bile gidebilecek durumda değildim. Zaten gitmeyecektik de annemin hastane randevusu sebebiyle ama, gidecek olsaydık bile gidemezdik yine işte... (Halsizliğim olsa bile, uzun cümle kurmakta üstüme yok.. :) )
Pazartesi günleri, bildiğiniz üzere Uzay Terapi günlerimiz. Bu hafta Uzay Terapi'ye gitmek için uyandığımdan beri, uyku problemli bir hafta oldu benim için. Uyudukça uykuyu alamamak, esnemelere her an gebe şekilde dolaşmak kaçınılmaz bir olay bu bahar yorgunluğu dediğimiz şeyde maalesef. Bu hallerin etkisindeyim işte bende yine... Bugün toparlanmaya başladığım gerçeği içime biraz su serpiyor; kendimi 1 hafta boyunca uyumamış gibi hissediyor olsam da hala... :) (Ama yine de şükür. Ergenliğimde daha kötülerini de yaşamıştım)
Pazartesi günü Uzay Terapi seansımdan çıktığımdan beri yorgunluk halim ile sürükleniyorum oradan oraya işte. Bahar daha tam anlamıyla gelmeden, cöee der demez, yorgunluğuna kapılmasam olmaz zaten... (Tarzım değil!)
Neyse, bu yorgunluğu geçirebilen en güzel şey su içmek oldu bu 3 gündür. Pazartesi günü Yalova'dan döndüğümüzde; önce yol yordu dedim, dinlenince geçer sandım. Ancak susuz kaldığımı farkeder etmez de su içmelerime başladım. Ama bir türlü geçmek bilmeyen bir susuzluğum oluyor, yorgunluk bastıkça. Dinlenme işlemlerimden çok, su içmek işe yaradı yani.
İşte o akşam bu akşamdır; halsiz düştükçe ve göz kapaklarıma pusular kurulunca, yorgunluğuma ferahlık katan suya sarılıyorum. Şu 3 gündür içtiğim su miktarı ile, bir kuyu kururdu herhalde...=) Birazcık su içmeyi ihmal ettiğim an, vücudum alarm verir zaten normalde de. Bu 3 gündür, sürekli alarm halinde neredeyse. Tüm organlarım, "su,su" diye inliyor. Size de oluyor mu acaba böyle? İnşallah kolay atlatırız o zaman... :)
Kısacası; bahar'ın gelmesine evet ama yorgunluğuna hayır, diyorum bu ara yine. Bahar yorgunluğumuzu çabuk atlatabilmek için yapmamız gerekenler şunlarmış;
-Bol bol su içmemiz baş olayımız olmalıymış; ki dediğim gibi, normalden de fazla içmeye başladım ben suyu bu sıra. Ki zaten normalde de genellikle bol su içen biriyim, istisna haller dışında...
-Kaliteli uyku uyumamız gerekiyormuş; çok uyumak ve sık sık uyumak değil de, kaliteli uyumakmış önemli olan... Bu bugünlerde yapamadığım birşey sanırım; halsizliğime göre konuşuyorum. :)
-Bol C vitamini almamız gerekiyormuş; bu bahar yorgunluğu döneminde, ıhlamur ve kuşburnu içmeye çabalamak bizim için iyi olacakmış. C vitamini açısından epey faydalılarmış. Bir de siyah çay haricinde, yeşil çayı da tüketmiyorsak eğer tüketmemiz lazımmış...
Bu 3 madde yeterli olacakmış işte. Bir de bildiğim, uzun süren yorgunluğa teslim olmamak. Biraz kendimizi toparlamak için zorlamak, birkaç gün sonra fena olmaz. Yoksa bu yorgunluğa takılıp kalınca, sonu feci olabiliyormuş bildiğim kadarıyla. En korkulan da buymuş; yorgunluk diyip geçmeyin yani, "her şeyin fazlası zarar" diye boşa demiyorlar sonuçta... Sevgiler. :)
Bahar Yorgunluğu denince; Kağan'ımın daha dün çektiğimiz şu resmi çok güzel anlatıyor durumumu aslında, sere serpe oturmak istiyor bir yanım hep... :)
Pazartesi günleri, bildiğiniz üzere Uzay Terapi günlerimiz. Bu hafta Uzay Terapi'ye gitmek için uyandığımdan beri, uyku problemli bir hafta oldu benim için. Uyudukça uykuyu alamamak, esnemelere her an gebe şekilde dolaşmak kaçınılmaz bir olay bu bahar yorgunluğu dediğimiz şeyde maalesef. Bu hallerin etkisindeyim işte bende yine... Bugün toparlanmaya başladığım gerçeği içime biraz su serpiyor; kendimi 1 hafta boyunca uyumamış gibi hissediyor olsam da hala... :) (Ama yine de şükür. Ergenliğimde daha kötülerini de yaşamıştım)
Pazartesi günü Uzay Terapi seansımdan çıktığımdan beri yorgunluk halim ile sürükleniyorum oradan oraya işte. Bahar daha tam anlamıyla gelmeden, cöee der demez, yorgunluğuna kapılmasam olmaz zaten... (Tarzım değil!)
Neyse, bu yorgunluğu geçirebilen en güzel şey su içmek oldu bu 3 gündür. Pazartesi günü Yalova'dan döndüğümüzde; önce yol yordu dedim, dinlenince geçer sandım. Ancak susuz kaldığımı farkeder etmez de su içmelerime başladım. Ama bir türlü geçmek bilmeyen bir susuzluğum oluyor, yorgunluk bastıkça. Dinlenme işlemlerimden çok, su içmek işe yaradı yani.
İşte bu resim de, Pazartesi gününden beri bardakla dost olan bir garip Didem'in resmi işte... Yapmak istediğim daha güzel görünmesiydi ama ortaya bu fotoğraf çıktı işte.. Ama işin komik yanı, komik de geldi bana. Paylaşmadan edemedim şimdi, garip de mi? :D
İşte o akşam bu akşamdır; halsiz düştükçe ve göz kapaklarıma pusular kurulunca, yorgunluğuma ferahlık katan suya sarılıyorum. Şu 3 gündür içtiğim su miktarı ile, bir kuyu kururdu herhalde...=) Birazcık su içmeyi ihmal ettiğim an, vücudum alarm verir zaten normalde de. Bu 3 gündür, sürekli alarm halinde neredeyse. Tüm organlarım, "su,su" diye inliyor. Size de oluyor mu acaba böyle? İnşallah kolay atlatırız o zaman... :)
-Bol bol su içmemiz baş olayımız olmalıymış; ki dediğim gibi, normalden de fazla içmeye başladım ben suyu bu sıra. Ki zaten normalde de genellikle bol su içen biriyim, istisna haller dışında...
-Kaliteli uyku uyumamız gerekiyormuş; çok uyumak ve sık sık uyumak değil de, kaliteli uyumakmış önemli olan... Bu bugünlerde yapamadığım birşey sanırım; halsizliğime göre konuşuyorum. :)
-Bol C vitamini almamız gerekiyormuş; bu bahar yorgunluğu döneminde, ıhlamur ve kuşburnu içmeye çabalamak bizim için iyi olacakmış. C vitamini açısından epey faydalılarmış. Bir de siyah çay haricinde, yeşil çayı da tüketmiyorsak eğer tüketmemiz lazımmış...
Bu 3 madde yeterli olacakmış işte. Bir de bildiğim, uzun süren yorgunluğa teslim olmamak. Biraz kendimizi toparlamak için zorlamak, birkaç gün sonra fena olmaz. Yoksa bu yorgunluğa takılıp kalınca, sonu feci olabiliyormuş bildiğim kadarıyla. En korkulan da buymuş; yorgunluk diyip geçmeyin yani, "her şeyin fazlası zarar" diye boşa demiyorlar sonuçta... Sevgiler. :)
2 Mart 2015 Pazartesi
Bu Benim İçin Bir İlk; Bere Ördüm...
Bir ilk'e daha imza attım dün, Mart'ın ilk günü ile. Bere ördüm ilk defa, hem de kimseye danışmadan etmeden. "Olursa olur, olmazsa da yeniden yeniden yaparsın Didem." dedim. Dediğim gibi de oldu. :) Berenin tepe kısmına geldiğimde, bir kez denedim olmadı. Söktüm yeniden denedim. Amanın bir de baktım ki, olmuş... :)
Diyeceğim o ki; "5 numara şiş'im var mı? Var. Bir yumak ipim var mı? Var. E ne duruyorum, Bere örsem yaa Bere örsem yaa..." Dedim ve ördüm işte, böylece yeniden buradayım... =)
Örgümüz çok basit esasında. Bir tek; benim gibi sıra içinde eksiltmeli kesmelere yeni yeni adapte oluyorsanız, orası biraz zorluyor o kadar. Üst resimde de gördüğünüz gibi. Ön düz, arka ters diyerekten başlayıp; her kademe 8 sıra olmak üzere 8 kademe sıra örüyoruz. Her yüz değişmeli olarak, 8 düz-8 ters-8 düz-8 ters olarak devam ediyorsunuz. Ta ki, 7. kademe bitene kadar...
Son kademe kesme işlemine ayrılıyor. Bitmiş hali üst resimde görüldüğü gibi, dikilmeden öncesi yani... :)
Anlatıma çok çabuk geçtim değil mi? Ben bile bu kadar çabuk anlatım beklemiyordum kendimden... :) Neyse kesim işlemine gelirsek; ben model üzerine yaptım, buradan örnek üzerine ördüm bereyi. Ancak benim ipim yumuşak ip olduğundan, örnekteki kadar görünümü sıkı olmadı elbet. Çok normal bir durum olduğuna kanaat getirdim.
Öyleki, sadece modelde 70 ilmek başlayın diyor, ben 80 ilmek başladım. Onun haricinde 8 kademe 8er sıradan yaptığım halde, benim berem epey küçük oldu. Kendimize yaparken, önceden Kağanıma yapmış oldum. Kuzuma verdiğim sözümü de hemen tutmuş oldum böylece... Sana bere öreyim mi dediğimde, yap yap demişti birkaç gün öncesinde kuzum. Ama henüz taktıramadım beresini beyfendiye... :)
Neyse modelde anlatılıyor ama, bende alıntı olarak buraya yine aktarayım; üstte görünen tepe kısmı, kesim işlemi yapılan yer yani...
8. kademenin ilk sırasında, 4 ör 1 kes şeklinde devam ediyoruz,
2. sırasına, yani arkaya geçtiğimizde; ters şekilde kesmeden örmeye devam ediyoruz.
3. sırasında, 3 ör 1 kes şeklinde sırayı tamamlıyoruz,
4. sırasında, yani arka tarafı yine ters şekilde kesmeden örmeye devam ediyoruz.
5. sırasında, 2 ör 1 kes şeklinde sırayı tamamlıyoruz,
6. sırasında, yani arka tarafa geçtiğimizde bu sefer arkayı da düz örüyoruz.
7. sıraya geldiğimizde, 1 ör 1 kes,
8. sıraya geldiğimizde de, yine düz örüyoruz...
İşlemimiz bittiğine göre son iki sıramız kalıyor. Son iki sıramızın ilk sırasını, 2 şer 2 şer alarak örüyoruz sıra sonuna kadar. Son sıramızı da kalan ilmeklerimizi artık tamamen keserek bitiriyoruz...
Sonuç, örnek modeldeki gibi ve benim modelim gibi oldu ise başarılı. Ego olarak değil, başarabildiğim için söylüyorum bunu. Ve söyleyebildiğim için bunu çok mutluyum. BAŞARDIM... :)
Dikilmeden öncesi böyleydi, elimle tutup dikilmiş hali nasıl olacak diye bakmıştım... Yapabilmişlik garip bir his bırakıyor insanda... :)
Ve dikilmiş hali de bu... :)
İnsanın, emeğiyle bir şeyler üretmesi öyle güzel bir duygu ki... İşe yararlık, yapabilirlik; çok tatmin edici bir his... Canınız mı sıkılıyor, eliniz mi boşta, aklınız karman çorman mı? Elinize güzel bir uğraş alın ve becerinizi konuşturun...
Hiçbir başarım yok demeyin; çizim, boyama, müzik söyleme, resim çekme, resim çekinme ve daha nicesi. Mutlu olduğunuz, yapmaktan hoşlandığınız elbet birşeyler vardır. Hepimizin var... Yeri geldiğinde kendimizi eğlendirebildikçe, mutlu bireyleriz ancak... :)
İşte böyle, benim için bir ilk'i daha sonlandırabilmişliğimle karşınızdaydım bugün. Mart'ın başı, benim için güzel bir olaya adım atmışlığımla başladı. 1 tam yumak bile bitmediğinden, başka bir yarım kalmış sert ipim ile bir kez daha deniyorum şu an. Ufak bir yazısı gelir mi onun da, bilemiyorum şimdiden. Umarım örnek modeldeki gibi sıkı bir bere olur diye düşünüyorum.
İnşallah sizlerde denemek istersiniz ve bana yazarsınız olur mu... :) Yaptığım bere ile ilgili de görüşlerinizi yorumlarınızı almayı isterim... Okuduğunuz için çook teşekkür ederim. :)
Not; Örnek modelin sahibinin ellerine sağlık ve anlatanın da anlatımına sağlık. Anlatımı gayet açıklayıcı idi benim için. Umarım size de faydası olur, bu yazının da. Sevgiler... :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)









