10 Ağustos 2014 Pazar

Pazar Yazısı #6 - Pazar Gezmesi


Ben bu yazı dizimin altında, Pazar günlerimi ve tatil anlarının bıraktığı izleri yazıyorum. Diğer Pazar Yazısı yazılarımı, burada bulabilirsiniz. :)


Oy kullanma bahanemiz ile dışarıya çıkmışken bugün, gezme planı yaptık ve günün devamını kıyı boyu gezme ile sürdürdük; Annem babam, annemin teyzesi ve eniştem... :)

Küçük kumla'ya girdik önce, sonra da küçük kumladan çıkarak Armutlu yolu üzerinden gittik, taa Yalova'dan çıktık. Annemin teyzesi olan Mercan halama ve enişteme o tarafları gezdirmekti amacımız. (Açıklamam gerek; Annemler teyzeye hala derlermiş, alışmak küçükken zor oldu benim için ama durum böyle. Memleket meselesi belki de bu durum ama böyle, değişik)


Öncelikle Küçük Kumla'ya uğradık dediğim gibi, sırf ünlü bir heykeltraşımızın heykellerini göstermek için halamlara... Bilir misiniz bilmiyorum ama, Küçük kumlamızın heykeltraşı vardı Tankut Öktem. Türkiyenin en ünlü heykeltraşlarından biriydi. 7 sene önce bir trafik kazasında hayatını kaybetti kendisi. Mekanı cennet olsun... Bu üst fotoğraftaki heykel onun heykellerinden yalnızca biri. 


Resimlerini çektiğim heykellerinin hepsini paylaşmak haksızlık olur mu olmaz mı bilemedim. O yüzden birkaçını paylaşmayı uygun gördüm bende. Belki bir gün çektiğim tüm fotoğrafları bir yazıda toplarım sonra dedim... Atölyesinin üstünde kendisine ait bilgiler de var bu resimde görüldüğü gibi...


Savaş halindeki askerlerin hallerini anlatan bir heykel, heykellerinden biri...


Bu hangi ozanımız bilmiyorum ama bir halk ozanını heykelleştirmiş sanatçı Tankut Öktem. Sanatı cidden çok hoşuma gidiyor. Belki de pek heykeltraş bilmem kendisinden başka. Ama cidden benim hayatımda yer edinmiş bir sanatçıdır, yakınımızda olduğundan belki de.

 Ben kendimi bildim bileli, Küçük kumlanın çıkış bölümünden girerek veya çıkarak, her gittiğimizde bu heykellere bakmadan edemeyiz. Şimdi bu heykeltraşlığı, Tankut Öktem'in kızı devam ettiriyor diye biliyorum. Atölyesi hala açık yani... Ne güzel bir şey ama sürdürülmesi... Böyle sanatların ve sanatçıların değerlerinin bilinmesini dilerim...



Küçük kumla'yı geçtik, Narlı, Fıstıklı, Kapaklı, Armutlu, Çınarcık, Yalova'ya kadar yol kıyısından ilerledik de ilerledik...


Küçük kumladan sonra devam eden deniz kenarı yerler buralarda da ticarete dökülmeye başlamış bugün gördük ki, develeri buralara kadar getirmişler çünkü. Ben Antalya gibi tatil bölgelerinde gördüğüm için şaşırdım biraz. Yavrusuyla beraber ne de güzel duruyor değil mi Deve... :)


Bugün bol bol yeşillik ve bol bol da deniz kenarında bulunan yazlık bölgeler gördük.... Yeşilliği denizle beraber görebilmek için henüz tamamen konutlanmamış bu bölgeleri kaçırmamak gerek şimdiden. Böyle yerleri görebilmek için baya yol kattetmemiz gerekiyor artık. Zira bizim yanıbaşımızdaki tüm zeytinlikler tükenmek üzere neredeyse. Bu durum hiç iç açıcı değil, Allah sonumuzu hayır eylesin... :)


Yol kenarında, küçük bir evin kapısının üzerinde görüyor olduğum pembemsi bu tür çiçekleri çok seviyorum. Kapı önü, kapı üstü, evin herhangi bir köşesinde bulunan bu güzel tür çiçekler, bence evini renklendirmenin en güzel biçimi. Çok şirin değil mi? :)


Deniz kenarından ilerleyerek yolumuzu taa Çınarcık Yalova ve Orhangazi derken, Yenigürle'ye kadar sürdürdük yolumuzu... Yeni Gürle, Gemlik tarafından Orhangazi'ye giderken gittiğimiz bir köy bizim. Benim küçüklüğümden beri gider su alırdık o köyden, bazen pirinç alırdık bazen de sebze. Doğal olan herşey yani... 


YeniGürle'de Küçük Bir Restaurant Var...


YeniGürle-1 olarak geçiyor adı tabelasında. Dağın dibinde dağ havası alan şirin bir köy. Deseniz ki nesi güzel bu köyün, doğal ve doğa içinde olması derim size. Doğaya düşkünlüğüm bu kadar yoktu belki eskiden, vardı ama bu kadar değildi. Gittikçe artmaya başladı bende bu durum. Dilerim doğanın peşinden gitmeyi sürdürürüz her birimiz...


Bir yol boyu gidip bu yokuşu çıkmaya devam ediyoruz.


Devam ettikçe bir alan çıkana kadar sürdürüyoruz.


En sonunda, köyün ilk merkez alanında, sağ tarafta, bizim küçüklükten keşfettiğimiz bir kasap çıkıyor karşımıza. Halamları oraya götürdük bugün. Hala ara sıra gideriz ve şükür lezzeti ve doğallığı değişmedi oranın. Kasaptan kiloluk yiyeceğinizi alıyorsunuz ve hemen yanındaki küçük lokanta tarzı bu alana geçiyorsunuz. 


Burası kendi halinde mazbut bir yer diyebilirim. Küçük bir su deresi var hemen sol tarafında ve karşısında da bir cami. Sol tarafımızda akan derenin suyu cıvıl cıvıldı eskiden, şimdi epey azalmış suyu. 


Siparişlerinizi pişirdikleri yer burası. Özellikle diyebilirim ki, yoğurduyla salata malzemeleri ile herşeyi doğal. Kendi etlerini kendileri kesiyorlar. Doğallığına güveniyoruz biz...


Burası da o dediğim yerin karşısında bulunan camii. Daha ne diyeyim ki, denemek isterseniz YeniGürle'ye gideceğiz diyip araştırın. Bu güzel köyü ve doğal lezzetlerini deneyin... 


Adı Ünlü Sakallı Kasap olmuş, ne zamandan beri bilmiyorum ama. Biz ilk gittiğimiz zamanlar Kendin Pişir Kendin Ye deniyordu buraya, öyle hatırlıyorum. Ama biz değil onlar pişiriyorlardı, biz de özellikle yoğurdunun ve diğer herşeyin doğallığına doyuyorduk... :) 


Daha bir şey demiyorum tamam... :) Son fotoğrafla, gezi arkadaşlarımı paylaşır yazımı noktalamaya geçerim; Babam, Halamla Eniştem, Annem ve Ben... Bizim bu Pazar'ımız böyle geçti işte; doğayla içiçe ve eğlence dolu... Sağlık açısından da bugün daha iyiydim. Sabah terleyerek uyandığımdan mı bilmiyorum. Sanırım bugün bir rahat uykuya yatacağım. Son olarak; "dilerim nice güzel pazarlarımız olsun daha, doğayla içiçe ailecek ve sağlıkla" diyorum. :) 

Sevgilerimle, yeni hafta için mutluluklar dilerim... 

9 Ağustos 2014 Cumartesi

2014 Yaz Tatili Biter


Dün akşamdan beri evimizdeyiz şükür. Antalya 2014 yaz tatilimiz şükür güzel geçti ve bitti, evimize döndük. 1 aydı tatilimiz, ancak tatilimizin son 4 günü rahatsızlanmam ve kafamı dik tutamamam sebebiyle 1 aydan fazla kaldık gibi geldi bana resmen. Bu yazı kısa bir döndüm yazısı yani... Yazamadığım, geride bırakmak üzere olduğumuz haftaya dair...


Haftanın ilk gününü gezerek, ikinci günü olan Salı'yı da hastanede testler sonrası bekleyerek geçirdik. Resimdeki gibi hastane boşaldı, saat 17.30'a doğruydu Kardiyoloji doktorumuz geldi. Bizim bekleme sebebimiz, uzman doktorumuzun rektör muavini olmasından dolayı toplantıda bulunmasından da ötürü imiş biraz da; sonradan öğrendik. 

Neyse ne diyordum; Salı günü hastanede idik. Akdeniz Üniversite Hastanesinde de dosyam olduğundan bu sene Göğüs Hastalıkları ve Kardiyoloji bölümlerindeki kontrollerimi orada yaptırmayı tercih ettik. Malum, Uludağ Üniversitesinde çoğunlukla çok sonraya veriyorlar randevuyu. E benim de hastalığımdan ötürü üniversite hastanelerinde bilirkişiler tarafından randevu olmam en doğrusu oluyor...

Bu sene gittikçe artan nefes darlığım ve kalp sorunlarım sebebiyle öncelikli olarak kontrol edilmesi gerekenleri kontrol ettirdik. Sistem değişimi dolayısıyla Göğüs Hastalıkları testlerimi yaptıramadık, ancak doktorum akciğer kaslarımın tutulmuş olabileceğini söyledi. Kas Erimesi hastalığında böyle durumlarla karşılaşabiliyoruz çünkü dedi. Ama kesin bir durum yok şimdilik Uludağ Üniversitesi'nde kontrollerimi yaptıracağız ileriki zamanlarda...

Kardiyoloji'ye gelince; bende doğuştan eksik bulunan kalp yaprakçıklarından biri yine kaçak yapmaya başlamış. İlacımın yetersiz geliyor oluşu yine bu durumdan ötürüymüş. Bir kez daha ilacım değiştirildi. Ama bu sefer ekleme değil, kullandığım iki ilaç yerine tek bir ilaç konuldu. Allahtan doktorum ilgili ve işini bilen biriydi; bizi Salı günü gönderdi "Perşembe günü gelin Eko'nuzu çekelim, o zamana kadar ben de hangi ilaç hastalığınıza uygun gelir onu araştırayım." dedi. İşte tam da böyle doktorlara ihtiyacım var benim... :)

Salı günü hastaneden çıktık, biraz gezdik dolaştık bile. Çarşamba günü kalktım, kalp sıkışmalarım başladı. Aksilik böyle bir şey işte... Yengemlerin geldiği gün, ben epey rahatsız vaziyette kafamı tutabilmek ile meşguldum. Sebebini bilememekten ötürü tedirgindim ama aynı zamanda doktora gidemeyecek de halsiz ve korkmuştum... Akşam kafamı soğuk suyla yıkayıp "cos" ettirince hafifledi... Abartmıyorum, nedeni bilinmez bir ateşim vardı. Ama aslında geçmedi, Antalya'dan döndük hala ağrılarım baki. Şükür kafa ağrım hariç, zaten esasen de o çıldırtan cinstendi... 



Velhasıl daha ne diyeyim efendim; uzatmaya mecalim kalmadı ama, anlatılacak daha çok şey var. Kardiyoloji kontrolümü yaptırdık, ilacımı değiştirdi doktorum. Eğer önümüzdeki ilaç değiştirme tedavilerim işe yaramazsa, anjiyo'ya girmem gerekecekmiş yine. Hayırlısı...


Bir de Salı ve Perşembe günleri bekleyiş esnalarımızda hastane klimalarının annemle beni çarpma durumları var ki işte, hala kendimize gelebilmiş değiliz. Benim baş ağrılarım nihayet bugün akşam biraz dindi. Ancak kulak ağrılarım hala geçebilmiş değil tam olarak, kaba kulak olmasından şüpheleniyoruz. Tabii emin değiliz orası ayrı, bakalım yarına anlayacağız ne olduğunu inşallah...

Allahım hastalık da sağlık da verecekse hayırlısını versin. Dün yollarda, öncesinde de Antalya'nın esen havasında serseme döndüm. Ben buralardayım inşallah yarından itibaren yine... İyiyim inşallah daha da iyi olacağım. Bursa'da ve evimizde sağ salim olabilmek bile o kadar iyi geldi ki. Yarından sonra görüşürüz inşallah. Sevgilerimle... :)

Not: Antalya'ya dair anlatacaklarım bitti sanmayın, biraz daha kendime geleyim resimlerle gezi anlarımız ve tatilden notlarım burada olacaklar. Sevgiler... :) 

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #60


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Ablam ve Eniştemin de gelmesi ile beraber maaile başladığımız haftayı önce ablamla eniştemi yollayarak, sonra da dönüşe gün saymaya başlayarak kapattık... Bakalım geride bıraktığımız hafta nasıl geçmiş... :)



27 Temmuz Pazar gününden ablamların gelişi, tam da doğum günümde gelmeleri yani, doğum günü hediyem oldu. :) Güzel bir akşam yemeği ile 23'ümden gün alışımı, 22 yaşımı bitirişimi kutladık. Güzel bir gün ve akşamın ardından, bayram sabahına uyanmak için yattığımızda saat 2'ye doğru geliyordu...

Bayram sabahına daha yatağımdan kalkmadan ben, ortalık toparlanmıştı bile. Karşımda da Yırtıcı ailesi oyunlar oynuyorlardı. Bir lafımla poza girdiler ve yukarıdaki aile pozu çıktı meydana. :) Güzel bir aile resmi ve bayram fotoğrafı oldu bence. Maşallah ablama enişteme ve yeğenime, yani Yırtıcı ailesine... :)


Ve beklenen bir buluşma daha gerçekleşti bu hafta. Ailemizde ablam ve eniştem tanışmamıştı İnci'miz ile. En küçük kuzen ile en büyük kuzen tanıştı ve kaynaştılar bile... :) Böyle uzaklarda yaşamak birbirinden zor işte. Sonuçta kuzenimizin büyümesini uzaktan veya belli süreler zarfında izleyebileceğiz. Ama sağlık olsun tabii ki, hepsine dayanılır... :) 

Yukarıdaki resimde ilk bayram gününden. Güzel bir maaile bayram kahvaltımız sonrası, İnci'miz ile ve Kağan'ımız ile oynadık. Bayramları o ikisine emanet ettik, bayram çocuklara yakışıyor ne de olsa... Nice bayramlar görsünler kalabalık ve güzel şekilde inşallah... :)


Bayramın ilk gününü kahvaltı, ziyaretler ile geçirdikten sonra gezmelerle devam ettirdik. Bayramın ikinci gününü de Manavgat'a doğru gezmelerimizle geçirdik ailecek. Yazısı gelecek inşallah Manavgat Şelalesi ve Aspendos gezimizin... :) Önce Manavgat Şelalesini gezdik, daha doğrusu pek de gezemedik ya...


Sonra Aspendos'a gittik. Aspendos'a da Manavgat'a da benim ve eniştemin ilk gidişimizdi. Ama annem babam ve ablam, ablam küçükken gitmişler. Güzeldi Aspendos, sahneye çıktım ama performansımı gösteremeden indirdiler sahneden beni... Ne yapalım bir dahakine artık... :))


Akşam hep beraber, yengemin ablasıgile davetliydik. Onların aile, bizim aile, derken maaile beraberdik bayramın ikinci günü akşamı. Kalabalık olabilmek sevdiklerinle, çok güzel... Bu sene pastamı yine hep beraber keselim diye, gezi sonrası pastamı aldık da gittik Mero'mlara... 

Yengemle İnci'miz için pasta kesme sözümüz vardı. Bu pastayı hem onun için hem de doğum günüm için kestik. Yengem resimde benimle pastayı kesen kişi... Dilerim nice güzel şeyleri kutlamak için pasta keseriz daha. Sırada benim ayağa kalkmamla kesilecek pastamız var, onu da bir dahaki seneye kesebiliriz inşallah... :)


Ve Mero'm, Kağan'ım ve ben bir karedeyiz. Güzel bir akşamın son pozlarından biriydi bu poz ve tabii ki dostluk kupam Meryem'in hediyesi. Tekrar teşekkür ederim Mero'ma... Kağan'ım da yine geçen seneki gibi öptü beni laf aramızda, pastayı üfledikten sonra. Yerim ben yeğenimin anlama yetisini, hissetmesini. Daha ne diyeyim ki ben, maşallah kuzuma ve bize... :)


Ve kuzumla 1 yıl sonrası fotoğrafı çektik 31 Temmuz'da... Geçen sene aynı tarihte çektiğimiz fotoğrafla bu fotoğrafı karşılaştırınca, zamanın nasıl geçtiğini ve Kağan'ımın nasıl büyüdüğünü görüyoruz. Yazısını da yazmıştım bu hafta, burada... Teyze-yeğen ikimize de maşallah... :)


Ağustos'un ilk günü ve ilk Cuma'sında küçük kuzenimin 40 mevlüdü vardı. Ağustos'a girerken böyle güzel bir başlangıç yaptık. Kuzenimin dualarını okuduk o gün, Allahım sağlık ve sıhhatli analı babalı büyütsün inşallah. :)


Ve İnci'mizin mevlüdü akşamında mutfak toplandıktan sonra Mero'm ile dostluk kupalarımızda ilk kahvelerimizi içtik. Nice kahvelerimiz olsun inşallah. Mero'mun aklına fikrine sağlık, kupa tutkuma bir anlam daha kattı resmen. Dostluk kupamızı kullandıkça birbirimizi hatırlayacağız inşallah daima... :)


Ve bu resimde dünün fotoğrafı. Son 5 diyerek saymaya başladık, dönüşe doğru günlerimizi. Denize giremeyeceğimizi kabullendim artık, son 5 günümüzün tadını gezerek iyice çıkaralım da daha başka bir şey istemiyorum. Annemler yarından itibaren sabahtan denize girelim 3 gün de olsa diyorlar ama, bilemiyorum ki umudum kalmadı benim... 

Bugünden itibaren son 4 günümüz kaldı dönüşümüze. Antalya'da denize girememiş olabiliriz, ama ben günlerimi verimli geçirdiğimi düşünüyorum. Vardır bir hayır diyoruz... :) Umarım bu haftamız da güzel geçer. Ve haftaya inşallah Fotoğraflarla 1 Haftam'ı Gemlik'ten yazarım sağlıkla ve mutlulukla. 

Mutlu haftalar olsun. Sevgilerimle... :)

Daha fazla fotoğraf için İnstagram hesabım burada... :)

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Not Aldım Veya Not Ettim - #18 - BaşarmakAdına


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)


Antalya tatilimiz güzel gidiyor, Not Aldım kısmına uğrayamasam da 2 haftadır. :) Geleli 3 hafta oldu ve son haftamıza giriş yaptık bile. Tatilimizin 4. ve son haftası da güzel geçer ve önümüzdeki Cuma günü evimize sağ salim varırız inşallah. İnsan nerede ve ne kadar rahat olursa olsun, ait olduğu yeri, evini özlüyor işte... :) Neyse evimizi ve şehrimizi özlediğimizden bahsettikten sonra geçebiliriz notlarıma. İyi okumalar... :)




Bu Hayatta Pes Etmek En Kolayı

Tarihlerden 12 Temmuz'du, ben şöyle düşündüm o gün yaşadığım bir olay üzerine; "Bu hayatta pes etmek en kolayı. Zor olan ayakta ve hayata karşı dimdik durup savaşmak. Ama bence en güzeli de bu. Umut var, mutluluk var hayallerde önce. Sonra da bu hayallere kavuşma ihtimali... Oysa pes edersen biter herşey. Mutsuzluk da umutsuzluk da hiç bırakmaz insanı. Ve ben böyle bir hayatı şu an ve büyük ölçüde hiç düşünemediğimi biliyorum. Küçük kırılmalar, yok artık demeler oldu hayatımda elbet zaman zaman. Ama yaşama teslim olmamak için direnme kuvvetimi yitirmemeyi diledim Tanrımdan hep. Umarım ileride de pes etme gibi bir durumum olmayacak...

Pes etmenin etkisini dışarıdan görebilmek acı verdi o gün bana. O gün pes ettiğini hissettiğim birini gördüm ve hikayesini dinledim, oysa gördüğüm kişi evli ve mutlu olabilmesi için birçok sebebi olduğunu gördüğüm biriydi bana göre. Sanırım pes etmek en kolayı gözükmüştü ona yine de. Hiçbir şey kolay değildir elbet, her insanın bu hayatta çektiği bir zorluk var. Ama ya güzelliğe ulaşmak sadece daha çok sabırla olacak ise... Olmuyor diye pes ettiğimizde güzelliklere kapattığımız gözlerimizi, ya olursa diye açık tutmak daha iyi değil midir ki? Bence tam da böyledir hayat... Belki olur belki olmazlarla yaşarken, pes ettiğimiz her anın bir kayıp olduğunu aklımızda bulundurmalıyız her an.

Dilerim pes ettiği yerden yeniden kucaklar hayatı o kişi. Çünkü her doğan bir gün öleceğini bilerek yaşıyor bu hayatta. Biz engelliler değiliz tek yenik... :)


Gül Meselesi

Geride bıraktığımız Ramazan Bayramının ilk günü akşamında, ablamlar henüz buradalarken sahil turu yapalım dedik yat limanı falan... Yat limanından çıkıp bir parka oturmaya giderken, akülü sandalyemle giderken bende, yolda bir genç durdurdu beni ve elime bir gül tutuşturdu. Bayramımı kutladı ve kendime iyi bakmamı söyledi. Herşey o kadar hızlı oldu ki;

-Pardon bir bakar mısınız? Merhaba, bu gül size,
-Teşekkürler, bana..
-Bayramınız kutlu olsun,
-Sağolun sizin de, ama..
-Kendinize iyi bakın olur mu?
-Teşekkürler siz de... (Tabii bu konuşma karşısında ne yapabilirsiniz ki) =)

Yanından geçtikten sonra arkamdan seslenip durduran biri karşısında; acaba bir şey mi düşürdüm diye düşünürken ben, birden elime gül tutuşturulmasının garip gelmesi normaldi bence. Ben teşekkür ederim yine de çiçek verilmesi nezakettir, benim kısmetimmiş belki de. Ama ablamların o gece azıcık dalga konusu oldum, "Kimbilir hangi kız geri çevirdi de sana geldi o gül." dediler. Epey güldük, akşamımıza renk kattı o gül. :) Ben çiçekleri kurutup, defterlerimin arasına koymayı severim. Bu çiçek de öyle olacak muhtemelen. :)

Bende şöyle düşündüm; parti kollarından ve bilimum benzer yerlerden gül almışlığım vardı da, yolda durdurulup gül almışlığım olmamıştı. İşte o da oldu nihayet... :) Şaka bir yana, gül veren beye teşekkür ederim. Her kim gülünü elinde bıraktı ise ya da o gülü vazgeçip de vermekten vazgeçtiyse, dilerim üzülen taraf olmazsın bir daha... Ama hayat böyle işte, eninde sonunda bir gün seni üzen çıkacak. Umarım sen üzmezsin kimseyi, hiçbir koşulda üzmeden seversin birini... :)


Bu Haftanın Sözü...



Okuduğum Can Dostum adlı kitapta 2 gün önce çok beğendiğim bir söz çıktı karşıma. Söz aynen şöyle; "Çünkü yalnızca daha fazla çaba gösterilerek başarı elde edilebilecekse, başarısızlık bir seçenek değildir..." =) Bu sözü çok sevdim ve bu sıralar güzel ilhamım için beni daha da yüreklendirdi... :)

Can Dostum, W. Bruce Cameron adlı bir yazarın kitabı. Mero'mun okumam için verdiği kitaplardan biri. Ancak bu sıralar bitirebileceğim bu kitabı. Ama elime alalı 2 haftayı geçti. Ancak içinde bir köpeğin gözünden anlatılan yaşam, amatörce gelmiyor insana. Okudukça daha da seviyor insan kitabı. Ben her ne kadar okumadan önce kitaba "acaba" diyerek baksam da, şimdi daha eğlenceli geliyor okurken. Ve 2. kitapta elimde. Bu hafta onu da bitirmem gerekecek, bitirebilir miyim sizce? Ben kendime inanıyorum, göreceksiniz bitireceğim... :D


Ve Bu Haftanın Şarkısı... :)

Bu haftanın şarkısı, Bahadır Tatlıöz'ün Beni Yak şarkısı. İlk çıktığı zaman takılmıştım ama bıkana kadar dinlememeye çalışmıştım. Bu sefer yine dinlemeye başladım ve şarkının müziği ve sözleri hoşuma gidiyor yine. Size de tavsiye ederim... :) Burada...


Böylece 2 haftadır yazamadıktan sonra, bir not aldım yazısı daha bitti. Aklıma gelenler ve not almak istediklerimle burada olmaya çalıştım. Sanki birçok şey vardı söyleyeceğim ama unutmuş gibiyim. Enteresan durumda bir unutkanlık başladı sanki, birazcık daha olsa. Hayırlısı artık. Sevgilerimle... :)

1 Ağustos 2014 Cuma

2013'ten 2014'e, Yıllar Geçiyor...


*Diyorum ya Yıllar Geçerken, alın size geride bırakılmış bir 1 yıl öncesi ve sonrası yazısı... Yıllar geçtikçe nasıl değiştiğimizi görmeyi çok seviyorum böyle kayıt altına aldıklarımızla... :)


Geçen sene geldiğimizde Antalya'ya, Kağan'ım daha 1 yaşında idi. Ve henüz yürümüyordu, ama yürüdü yürüyecek gözüyle bakıyorduk emekleme performansına ve atak hareketlerine göre. Tabii döndükten sonra Kasım ayında yürüdü maşallah, orası ayrı... Kuzumla fotoğraf çekinebiliyorduk, çünkü kuzum o zamandan beri poz vermeyi seviyordu. 31 Temmuz 2013'de güzel bir Selfie pozumuzu yakalamış bulunmuştum yine, öyle güzel ve anlık bir poz olmuştu ki, hala görünce güzel bir hatıra oldu diyorum birçok fotoğrafımız gibi... O fotoğraf, tabii ki üstteki fotoğraf... Maşallah bize değil mi ama? :D

Antalya'ya geldiğimizde yaklaşan 31 Temmuz ile beraber, bu fotoğrafı değerlendirmek için 1 yıl sonrasına denk gelen aynı gün fotoğraf çekinmeyi ve üzerinden geçen zamanı görüntüleyebilmeyi düşlemeye başladım.


Dün bir an balkon sefası yaparken gündüz vakti, Kağan'ım birden yanımdaki boş sandalyeye oturunca dayanamadım fotoğraf çekelim dedim Kağan'a. Kuzum da usluca durdu ve poz verdi yine bana. Sonra aklıma geldi, dünün 31 Temmuz olduğu. Ve unuttuğum şeyi içgüdüsel olarak gerçekleştirdiğimi farkettim. İstediğim böylece gerçekleşmiş oldu şükür. Bir hatıra fotoğrafı daha eklendi anılarımıza...

 Gözlüğüm her ne kadar parlamış da olsa, değişim görülüyordur diye düşünüyorum. Geçen seneki fotoğrafımız gölgede yandığım günün şişliği vardı suratımda ama tabii şişmanlığım da yok değildi. Bendeki değişim büyük ölçüde var bence. 

Ama kuzumun bakışı tesadüftür müdür ki, 2013'teki gibi aynı yönde bana ve kameraya doğru... Derler ki, bu hayatta hiçbir şey tesadüf değildir, asla da olmayacaktır. Bu görüşü Osho savunmuş, burada bahsetmiştim. İyiden iyiye bu görüşe inanmaya başlıyorum bende... :)


Ve bu da ikinci pozumuz oldu sonrasında. :) Çok güzeliz bence; günden güne, yıldan yıla ve aydan aya büyüyoruz şükür. Ve mutlu ve iyiyiz maşallah. Allahım ağzımızın tadını bozmasın cümlemizin inşallah... 

Diyeceğim o ki; Yıllar Geçiyor, umursamadan dur duraksız. Geçe dursun yıllar, anın tadını çıkarmaya ve hayatımızın güzel anlarını değerlendirmeye devam edeceğim ben. Hayat böyle güzel, yıllar geçtikçe daha da sıkı tutunarak ve daha da çok hatırlamaya ve keyfini çıkarmaya bakarak... Nice anlarımız olsun kuzumla ve ailemizle, ağız tadımızın bozulmadığı ve her anımızın tadını çıkarabildiğimiz... :)

Sevgilerimle... :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...