6 Temmuz 2014 Pazar

Not Aldım Veya Not Ettim - #16 - #TatilÖncesi


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)

Antalya 2014 tatili başlamadan önceki, Not Aldım Veya Not Ettim yazımı yazıyorum hayırlısıyla... Bu Çarşamba yola çıkıyoruz. Tatil heyecanı var içimde, ailemle gideceğimiz güzel bir tatil, güzel kavuşmalar umduğum bir heyecan bu. Hepimize güzel tatiller diliyorum ve hayırlı yolculuklar diliyorum. Ve geçiyorum bu haftaki notlarıma izninizle. :) İyi Okumalar...


Mero'mdan Bir Notla başlayacağım Bu Haftaki Notlarıma... :)


Mero'mdan bahsediyorum sizlere ara ara, onunla çok şey paylaşıyoruz ve buna çok seviniyorum. İyi ki var dediğim bir dostum... Bu hafta yine konuşurken, paylaştığımız sohbet esnasında bana bir şeyler yazdı. O an, duygularıma tercüman olabilen bir dostum olduğuna tekrar mutlu oldum ve şükrettim. Aşağıda paylaşacağım; bu isyan değil, sitem değil. Ama bir bakıma üzgün iken ve kırgın iken düşündüğümüz şey bu... Yorum yapmayacağım, Mero'm yüreğine ve kalemine sağlık. Kalemin hep hareket etsin, yazmaktan usanma hiç kuzum... :) Not etmek istedim, çünkü benim de birine kırgınken düşündüğüm şey bu... :)

"Bir yerde biri arkadaşıyla konuşuyor, bir yerde birileri kahkaha atıyor, birileri uyuyor, biri de düşünüyor. Ama zaman hepsi için farklı akıyor, kimi için yavaş kimi için hızlı. Ama aslında hep aynı... Birisi mutsuzken onu üzen kişinin mutlu olması, o anda gülüp eğlenmesi normal mi? Peki bu haksızlık değil mi?" (Biraz haksızlık kuzum belki de, ama dünya böyle işte. Alışmak gerek)


Bir Film İzledim ve yine düşüncelere daldım; Senin Hikayen...




Bu hafta içinde idi sanırım, Senin Hikayen'i izledim. Film insanın içini bir garip eden türden. Başrollerini afişten de görüldüğü gibi, Selma Ergeç, Timuçin Esen, Nevra Serezli ve Sait Genay oynuyor. Film Evli ve hayatlarını rayına oturmuş bir çiftin, çocuk sahibi olup olmama kararını almalarını konu alıyor başından. Bir de rahatsız anneleri var maalesef. İnsanın içi tüm bu düşünceler ve sebeplerden ötürü biraz burkuluyor... Güzel bir filmdi, izlemenizi tavsiye ederim. Zaman kaybı hissetmiyor insan...

Filmden şunu düşündüm ben yine, evli olmak ve böyle sıkıntılarla boğuşmak nasıl birşey acaba? Kim düşünür kim düşünmez bilmiyorum ama, ben çocukluğumdan beri düşünmüşümdür bu duyguları. İster istemez, daha da büyük hissi oluşturuyor bende evli olmak ve anne baba olmak. Evli olan kişi büyüklüğe kavuşuyor ve tüm hayatı değişiyor ya hani, insanlar bunlarla nasıl başa çıkabiliyor ve bir ebeveyn olma esnasında, istiyor olsa bile, o zorlukla nasıl başa çıkabiliyor? Merak ederim ben böyle şeyleri işte... :)

 Bu film her zamanki düşlerimi, biraz olsun ferahlattı sanırım. Evet zor, ama birbirini seven kişiler tarafından atlatılabilecek sorunlarmış bunlar. Film bunları anlatıyor. Ve evet, hala düşünüyorum; evlilik ve bir ebeveyn olmayı düşünmekten deneyimlemedikçe vazgeçmeyeceğim. Ve çevremdekilere de sormaktan vazgeçmeyeceğim. Biliyorum... :)


Yolculuk Hazırlığımızı Tamamladım...



Hazırlıklar demişken, Antalya'daki internetim Vınn'ımı kullandığım hattımdan ötürü biraz yavaş olduğu için bol bol film depoladım buradayken. 

Defterlerimi ve kitaplarımı topladım. 

Sırt çantamı ve boydan kol çantamı hazırladım. 

Bilgisayarımı düzenledim, bilgisayarı hazırlamak çıkmadan önceye kaldı. Bir de Vınn'a para yüklenecek. Tatil heyecanı başka, hepsini not ettim kenara da hazırladım sonunda... 

Olurum olmazlarım boydan kol çantamda, küpelerim ve kolyelerim, şarj aletlerim kitaplarım ve defterlerim, birkaç bakım eşyalarımı da sırt çantama aldım; yani tatil yolculuğumuza hazırım efendim. :) 

Olmazsa olmazlarımı yazdım sizlere, bir tatile çıkarken almadan edemediklerimi. İlaçlarımız, sağlık eşyalarımız, solunum aletim derken mutlakalarımızı da sona bıraktım... İşte böyle hazırlandım ben. Aslına bakılırsa, pek fazla da bir şey almamışım. Gereksiz bir durum yok değil mi? Yok bence, yok... :) 

Bu haftalık benden bu kadar işte. Haftaya bu yazımı Antalya'dan yazıyor olacağım inşallah... 
Sizlere sevgilerimi sunuyorum ve hepimize güzel yolculuklar nasip ediyorum, sağlıcakla... :)

Sevgilerimle... 

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Sağlıklı Beslenme Ve Yaşamak Üzerine - #4 - Ödem Problemi


Sağlıklı Beslenmek Ve Yaşamak Üzerine yazı dizimin önceki yazılarını burada bulabilirsiniz...

Bu sıralar tatil hazırlığı heyecanı ile, ne yazabilirim daha diye düşündüm düşündüm ve nihayet bir tarif verip bu haftaki yazımı eklemeyi uygun gördüm... :) Ne zamandır eklemeyi düşündüğüm bir tarifti bu. İyi okumalar... :)


Sağlıklı tariflere meraklıyım doğrusu, sağlıklı beslenmenin gerektirdiği kadar... Yaz zamanlarına da kış zamanlarına da uygun, olmazsa olmaz bir detoks tarifi vereceğim. Artık detoks ve ödem attırıcı içeçeklerin ne kadar faydalı ve gerekli olduğunu hepimizin öğrendiğini düşünüyorum. Gittikçe bilinçlendiğimizi ve her kulakdan dolma bilgiye bile düşünerek, fikirlerimiz doğrultusunda yanaştığımızı görüyorum ve buna çok seviniyorum... :)

Ödem Sökme, Detoks, Toksin atmak nedir dersek; vücudumuza çeşitli yollarla giren ve dışarı atılması gereken zararlı toksinlerdir diye cevap verebiliriz...

Kısacası bugün, her zaman ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm ödem söktürücü tarifinden bahsedeceğim sizlere. :) Nisan ayında bu çay tarifini Buse Terim'in sitesinden (burada) almıştım. Anneme yapalım mı demiştim. Unutmadan tarifi aldığım yazı da burada... Anneme tarifi verdikten sonra, " Bu (komşumuz) Fatma abla'nın yaptığı tarifti. O buradayken yaptığımız ödem söktürücü elmalı çay buydu işte." dedi. Velhasıl, böylece yapalım diye anlaşıp bu çayı kullanmaya başladık yeniden. Öncelikle tarifi vereyim, daha sonradan da deneyimlerimizi paylaşayım... :) Fatma Teyzeme de selamlar buradan... :)

Ödem Söktürücü Çay Tarifi

Malzemeler:

*1 adet yeşil elma
*1 adet limon
*1/4 maydanoz
*1 çubuk tarçın
*1 çay kaşığı tane karabiber
*1 çay kaşığı karanfil
*2 litre su

Yapılışı;

Öncelikle elmayı ve limonu 4'e bölerek başlıyoruz. 
Maydanoz'u da bıçak değdirmeden ellerimizle 2'ye veya 3'e bölüyoruz.

Daha sonra diğer malzemeler ile beraber, böldüğümüz elma, limon ve maydonozları tenceremize atıyoruz. 
Ve en son da üstüne suyumuzu döküyoruz. Suyumuz kaynadıktan ve elmalar yumuşadıktan sonra 1-2 dakika kadar bekleyip altını kapatıyoruz... 

Soğuduktan sonra süzüp bir sürahiye doldurup, sabah ve akşam aç karnına olmak üzere tüketiyoruz bu çayı...



Gelelim Bizim Deneyimlerimize...

Biz bu tarifi Haziran'a kadar kullandık annemle. Annem hala ara ara yapıyor. Buse Terim'in sayfasındaki tarif anlattığım, ancak ben yapılışını kendim anlattım kendi yaptığımız gibi. (Buse Terim'in sayfasındaki yapılıştakinden bir farklılık yok tabii yine de)

Bu ve buna benzer ödem söktürücüler, içindeki malzemelerin de bir aradaki etkisiyle ödem attırmaya çok yardımcı oluyorlar. Açıkçası ödem veya toksin attırıcı bir çay tarifi arıyorsanız, malzemelerden birine alerjiniz yoksa, bu tarif çok faydalı bir tarif...

Aynı zamanda bu çay, zayıflamaya da yardımcı oluyor diyebilirim. Etkisini 1-2 kilo ile alıyorsunuz belki ama, o bile iyi geliyor insana. Şişkinliğinizi, vücuttaki rahatsızlıklarınızı hafifletiyor. Daha iyi hissettirebilen bir çay diyebilirim. Bir de beslenmenize dikkat ederek kullanmayı sürdürdüğünüz zaman, etkisini daha iyi hissedersiniz diye düşünüyorum...

Buse Terim sitesinde "Haftada 2 kere kullanınca memnun kalacağınıza eminim" demiş. Ama biz annemle haftanın her günü kullandık. Ben günlük 1 kere kullandım, annem 2 kere. Annemle ben, bu çaydan sonra ödemimizi attığımızı hissettik. İlk 1 hafta'da sonuç aldığınızı göreceksiniz zaten...

Uyarımı da yapayım; Hamilelerin, emzirenlerin, düşük tansiyonu ve reflü rahatsızlığı olanlara kullanılmaması öneriliyor...  

Bugünkü konumuz da ödem söktürücü ve toksin attırıcı çaydı. Belki ileride buna benzer çay örnekleri gelebilir. Ama kullanıp da deneyimlediğim bir çayı yazmak istedim öncelikle. Deneyimledikçe böyle şeyleri, yer vereceğim yine bloğumda. Umarım memnun olmuşsunuzdur. :)

Sevgilerimle... :)

4 Temmuz 2014 Cuma

Sait Faik Abasıyanık Ve Uzaklaşmak...



Ne kadar kaçmak ve uzaklaşmak arzusu ile dolu isem, o kadar da bağlanmak, kalmak, bağdaş kurup oturmak istiyorum... - Sait Faik Abasıyanık - "


Bazen yazarlarla aynı fikirde oluruz, hayatın içerdiği birçok konuda. Sait Faik Abasıyanık ile sık sık aynı fikirde oluyorum ben, kaçmak ve uzaklaşmak konusunda... Sait Faik Abasıyanık'ın ruhu şad, toprağı bol olsun...

Kaçma gereksinimi duymadım ama, uzaklaşma isteği senede birkaç kere üzerime gelen bir hissiyat oldu çoğunlukla. Uzaklaşmak istedim, ama Sait Faik gibi hep geri dönmeyi düşündüm yine de. İnsan kendini ait hissettiği yere geri dönmeyi ister bence. Aitlik, alışkanlık, uzaklaşmanın yeterliliği sonrasında başka bir yere alışmayı istememek... Hepsi etken olur dönmemi ve dönmemizi istemeye. Ait hissettiğimiz yer ve kişilere şükürler olsun...

Hep şöyle düşünürüm; Kaçmak kolay olandır; bulunduğun ortamdan kendini soyutlama imkanın varsa, ilk yaptığın işdir kaçma girişimin. Yani kaçmak çoğunlukla korkakların, uzaklaşmak da henüz cesaretini toplayamamışların veya sakin bir değişikliğe ihtiyaç duyanların işidir bence.


Senenin bazı zamanlarında hissettiğim, uzaklaşma hissiyatım olur küçüklüğümden beri. Bu hissiyat aynı işlerin ve aynı yerlerin verdiği dinlenme ve uzaklaşma isteğinin yanında, çoğunlukla özlem duymanın ihtiyacını hissetmemden de ötürüdür. Okuluma, arkadaşlarıma, doğduğum büyüdüğüm ve iyiki dediğim bu şehire ve bazen de aileme; özlem duymak isterim ben, daha çok şükretmek, daha çok keyfini ve değerini anlayabilen biri olabilmek için birçok şeyin... Ama en çok da sorgulayabilmek için, yaşadığım bu hayatı yanımda beraber yürüdüğüm ailemle beraber...



Şimdi bir dahaki Çarşamba günü Antalya'ya yolculuk yapacak biri olarak yazıyorum bu satırları. Uzaklaşmak bir ihtiyaç diyorum insanoğlu için. Uzaklaşmak için çok uzak yere de gitmeye gerek yok böyle düşününce, biraz uzun bir yürüme mesafesi bile yeterli gelir belki de...

Yaşadığım şehirden evimden uzaklaşacak olma fikri, yine garip hissettirse de mutlu ediyor. Döndüğümde özlemiş olacak olmak buraları, çok güzel. Döndüğümde bir süredir görüşemediğim akrabalarımı ve komşularımı yeniden görecek olmak mutluluk verici... Alışık olduğum yerden gidecek olmak ise, uzaklaşmayı istiyor olsam ve gezmeyi istiyor olsam bile zor.

Kimi alabildiğine uzaklaşır, "Evim yurdum yollar." der. Bense şöyle diyorum; "Evim olabildiğine şükür ediyorum, yollar ise uzaklaşmama yardımcı olsun arada yeter."

İnsan uzaklaşmalı diyorum yani. Senede bir defa da olsa, sadece birkaç saatlik veya birkaç günlük ayrılmalar da olsa uzaklaşmalı sevdikleri ve sevdiği şeylerden... Ve Sait Faik gibi hissedebiliyor da; Uzaklaşmak üzereyken kalmayı ve sadece o ayrılığın sonundaki kavuşma anını düşünebiliyorsa, yaşıyor demektir işte insan... 

Yolculukları doğurur uzaklaşmalar. Ve ardından şanslıysak mutluluk gelir sevdiklerimizle ve sevdiğimiz şeylerle... Uzaklaşmak özlemek için, uzaklaşmak dinlenmek ve kendimi dinlemek içindir bana göre. Uzaklaşmak isteriz nihayetinde bazılarımız, ama hiç ayrılmamak da isteriz gönlümüzde yer verdiklerimizden.

Ve ben şöyle derim kendime uzaklaşmak isterken; uzaklarım bile sevdiklerimle olsun. Bana gitmeler değil, onlarla beraber olmaları yakıştırsın Allahım...

2 Temmuz 2014 Çarşamba

İzledim - Tamam Mıyız?


*Bu bir İzledim yazısıdır... :)


Tamam Mıyız? Bence Tamamız... :)

Geçen hafta Pazar günü izledim bu filmi. Annemler o sırada, bir komşumuzun oğlunun düğünündelerdi. :) Arkadaşım Melike geldi; önce biraz sohbet ettik, sonra da "Film izlesek ya beraber." dedik. Düzgün bir film bulana kadar biraz zaman geçti ne yazık ki. Ama en sonunda "Tamam Mıyız?" filmine rastgeldik, açılsın diye de çok dua ettik. Zira izlemek istediğimiz birçok filme rastlamış da olsak Youtube'da, filmlerin içinden başka bir şey çıkıyordu hep... :)

Melike ile beraber 41 dakika izleyebildik ancak, sonra onun gitmesi gerekti. Geri kalan noktaları meğer daha da can alıcıymış, annemler gelene kadar bitirdim. Ve sonrasında böyle bir film izleyebildiğime de çok sevindim... Uzun zamandır böyle duygulu ve duyarlı bir film izlememiştim... :)

Birçoğunuzun da bildiği gibi; Film hayatını ya en diplerde ya da en yükseklerde yaşayan Temmuz'un (Deniz Ceciloğlu) yolunun, bedensel engelli İhsan ile (Aras Bulut İynemli) kesişmesiyle başlıyor. Bu güzel başlangıç iki tarafında sorunları tartıp biçmesiyle beraber, hayatlarını bir şekilde rayına oturtup oturtamayacaklarını merak ettiriyor bizlere. 


Tamam Mıyız? Filminin Konusu; 

Film şunu soruyor izleyiciye; siz bir engellinin hayatına adım atıp, onu derinden tanımayı denediniz mi?

İhsan Bedensel engelli, Temmuz ise kendini onun kadar engelli hisseden biri. Çünkü ne hayatında istediği mutluluğu yaşayabilmiş, ne de kendini ispatlayabilmiş birisi. O İhsan'ın rüyalarına girmesinden sonra, İhsan'ı tanıma yolunu seçer. İhsan'ın hayatını gördükten ve onu tanıdıktan sonra da, olmazlarını oldurabileceğine inandırmayı ve inanmayı bir varış yolu olarak seçer. Film böylece şekillenir gider... 

Fazla bir şey de söylemek istemiyorum ama, konuşmadan da edemiyorum. Ama en iyisi bu kadar bilgi verip durmam sanırım. İzlemenizi tavsiye ederim, düşündüren ve düşündürürken de yer yer güldüren yer yer de gözlerinizi dolu dolu eden bir film...

Tabii filmin Çağan Irmak'ın adının ve etkisinin de eseri olma durumu var ki, yok sayılamaz... Çağan Irmak'ın bu zamana kadar 2 filmini izlemiş oldum böylece. Ve ikisi de hayatımda bir yer edindi...


Filmde beni düşündüren yerler oldu...

Filmde beni düşündüren noktalardan biri, bir erkeğin engelli olmasının daha mı zor oluyor acaba sorusuydu. Bunu düşündüm ister istemez. Bir bayan da gurur yapar bunu, herhangi bir insan da aslında. Ama biz film ve dizilerde daha çok bir bayanın mı engelli oluşunu görmüşüz ki acaba. Bana bunu hissettiren sanırım bu durumdu... 

Film çok güzel ve çok etkileyiciydi. Ve İhsan'ın "İnsan eti ağırdır" demesi cidden etkileyici ve can alıcı sahnelerden biriydi. "Hayatına empatiyi yer edindiren iyi insanlar da yaşamakta Dünyamızda" dedim yine ister istemez... 

Ve "insan eti ağırdır." kelimesine ciddi anlamda takıldım. Ağırdır cidden insan eti, sabreden ve sevgiyle hayata bağlayan sevdiklerimin varlıklarına şükürler olsun... :)

Aynı zamanda bir engelliyi kabullenemeyen ve insandan saymayan bir babayı da işlemiş filmde Çağan Irmak. Baba-Oğul sahnelerinde de bir garip oldum. Ve "Şükür Allahım, babam ya da ailem öyle biri değil." dedim. İster istemez bir engelli olarak baktım filme çoğunlukla yani...

Bir engelli olarak, garipsenecek hiçbir yanını görmedim ama filmin. Acındırma yapmayan bir film. Çağan Irmak, izleyiciye şunu göstermiş oldu; 

"Acınacak birşey yok. Her engelli de bir insan. Ve onların hayatı acıma ile anlaşılmaz, ancak empati ile anlaşılabilir sizler tarafından." 

Bana bir engelli olarak bunları hissettirebilen bir film, engelliler ile ilgili empati kurabilmenizi sağlayabilecek bir filmdir. :) 

Çağan Irmak'a ve filmin güzel oyuncularına teşekkürler, çok güzel bir vakit geçirmeme ve engellileri izleyiciye düzgün biçimde sunmaya gayret eden kişilerin başarıya ulaşacaklarını görmeme sebep oldular... :)

Filmin müziğiyle veda edeceğim; Sıla-Tamam Mıyız?
Sevgiler...


Not; resimler Google Görsellerden alıntıdır...

1 Temmuz 2014 Salı

Haziran Biter, Temmuz Gelir...


Bir ayı daha bitirmiş olmanın garip bir hüzünle karışık mutluluğu var. Hüzünle karışık bir mutluluk diyorum; çünkü her ne kadar tatil vaktimizin yaklaşmasına seviniyor da olsam, bir ayın daha bitip zamanın hızla akıyor olmasına da bozuluyorum çoğu zaman... :)

Böyle düşünürken yine, bir ayı daha geride bıraktık işte. Nasıl geçtiğini düşünmeden edemiyorum her ay bitiminde, ve yeni ay başlangıcında... Haziran bitti Temmuz başladı. Ve ben istediğim birkaç şeyi tam olarak halledemedim daha. Haziran verimli bir aydı yine de, Temmuz da güzel gelsin geçsin inşallah. :)



Haziran Nasıl Geçti Sorusunu sordum bugün kendime sık sık;

Çoğunlukla sakinlikle doluydu diyebildiğime sevinsem de; beni üzen, düşündüren ve çözüm yolları aramama sebep olan olaylar da yaşadık Haziran 2014'de. Şimdi geride bırakmış olmak her ne kadar bir yandan güzel de olsa, bir yandan da kötü işte anı yitirmiş olmak... Ve senenin ilk yarısı, ilk 6 ay bitmiş oldu böylece...

Haziran'da en somut olaylardan biri, Aöf Sosyoloji Lisans bölümümün 2.senesinin finallerini güzelce bitirip, sonuçlarımı da güzel almam oldu. Bu sene 2.senemi sorunsuz bitirmiş oldum ve ilk senedeki şartlılarımı da vermiş oldum böylece. İlk senemdeki rahatsızlıklarım dolayısıyla sorunlu olan şartlılarımı alttan ders olarak almıştım, verdim yani bu sene aldığım dersleri şükür... :)

Sonra bir diğer somut olay; Kağan'ımın iyiden iyiye büyüdüğünü ispatlaması oldu. Haziran ayında konuşmaya başladı Kağan. Tam olarak konuşmuyor ama eskiye nazaran daha iyi konumda... :) Bu Temmuz 2.yaşını bitirecek Kağan'ım. Düşünüyorum da, zaman nasıl geçti de büyüdü benim canım yeğenim maşallah...

Bir de iyice öğrenmiş olduk ki; Kağan haftasonlarını anne ve babasıyla daha verimli geçirebildiği takdirde haftaiçlerinde daha sakin oluyor... Bunu daha önceden de biliyorduk. Ancak haftasonlarında ablamlar 2 gün boyunca değil tek bir gün izin alabiliyorlardı; onda da bize geliyorlardı. Şimdilik 3 haftasonudur alıyorlar Kağan'ı. Şimdi haftaya gideceğimiz Antalya tatilimizde Kağan'ım ne yapacak merak içindeyiz. Geçen seneden daha bilinçli durumda artık. Allah yardımcımız olsun... :)


Temmuz Ayı geldi, bereketi ve mutluluğuyla da biter inşallah... 

Çok film izledim, az kitap okudum. Ve bol bol sevdiklerimde bulunmaya çalıştım. Ama güzel geçti nihayetinde Haziran... Temmuz ayı da güzel geçen bir Ramazan ayı olsun diliyorum. Ramazan ile beraber; kırgınlıklar ve küslükler bitsin, güzel ve mutlu günler bizlerin olsun inşallah...

Temmuz Ayı'na ve belki de Ağustos'un bir kısmına tatil anlarımızı sığdıracağız. Bu Temmuz için heyecanlıyım yine, birçok plan yapıyorum yine fazlaya kaçmamaya çalışarak. Çünkü hayat ben fazla plan yapınca, hazmedemiyor bozmaya uğraşıyor... :)

Temmuz ayı için; 2-3 aydan beri fırsat bulamadığım kitaplarımı okumayı, izleme listemde bulunan nice filmimi izleyebilmeyi diliyorum... Bir şekilde değerlendirme yazısı yazmak, Temmuz'a hoşgeldin diyebilmek istedim. Detaylı bir yazı değil, üstü kapalı bir yazı oldu daha çok. Temmuz; hepimiz için mutlu ve dolu dolu tatil günleriyle geçen bir ay olsun inşallah...

Sizlere güzel bir şarkıyla veda etmek istiyorum, Haziran'da çok dinlediğim parçalardan biri, Gökben'in Aşk Dediğin Laftır şarkısı oldu. İnsanın içine yaz coşkusunu iyice katıyor doğrusu. Sevgilerimle... :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...