12 Ekim 2012 Cuma

Atlattım Sanırım; Sonbahar Depresyonu




Malumunuz, Ekim ayına girdik efendim. Eylül'ü geride bıraktık ama benim için bu sene epey zorlu geçti Eylül ayı... Şu Yaz bitimi sonrası Sonbahara geçiş durumu yok mudur, çoğu zaman psikolojimizi ve de dengelerimizi alt-üst eder. Sonbaharı oldum olası severim ama biraz da korkarım bu sebeplerden. Kimi zaman şiddetli soğuklarla karşılar, kimi zamanda da akşamları soğuyan havasıyla belli eder geldiğini...

Biliniz ki; Sıcaklar yerini birden soğuklara bırakmışsa, o daha tehlikelidir. Çünkü Sonbahar Sendromu denen bir meret vardır söylenenlere göre. Evet bu sene sanırım ufak çaplı geçirdim. Ama benimki biraz da hayatımdaki değişen durumlarında getirdiği bir durumdu sanırım...

"Bahar Sendromu" veya "Sonbahar Sendromu" diye adlandırılan durum, sık sık uyuma hallerini, depresif ruh hallerini, sıkıntı içinde olduğunuz kanısına sık varmaları getirirmiş. Birçoğumuz biliyorum ki Eylül'den beri yataktan çıkmakta zorlanıyor, Her zaman yaptığı şeylerden hoşlanmıyor, sanki bir olay olmuş gibi üzerinizde bir bunalım havası ile konsantre olamıyor birçok şeye ve dalıyorsunuz sık sık düşüncelere... Benim gibi...

Diyebilirsiniz ki; " e bunlar çoğunlukla var bende." Bahar aylarına geçişte fazlasıyla yoğun yaşayabilmemiz mümkün olmakla beraber, Mevsim değişiklerinin psikolojimizi dehşet derecede etkilediği söylenmekte...

Üzerimdeki sıkıntının nedenlerini aramakla beraber sıkıntılara da dalıp gidiyordum işte böyle birkaç haftadır. Sonra bir gazetenin Pazar günkü ekinde gördüm "Sonbahar Depresyonu" diye bir başlık... Belirtiler uymakta, üstelik fazla üzerine giderseniz sıkıntı sıkıntıyı da doğuraraktan geç atlatılmasına neden olurmuş...




Gazetede başka ne diyordu diye düşünecek olursam;

2 haftadan fazla sürerse bir doktora başvurun,

Sizi mutlu edebilecek yeni şeyler deneyin,

Çok düşünmeyin.

Mümkün olduğunca yalnız kalmayın, sevdiklerinizle zaman geçirmeye çalışın.

Ve bunlar gibi sizleri mutlu edebilecek şeyleri deneyin...

Yazanlar bunlar gibi şeylerdi. Yani demek istediğim şu ki; siz siz olun Sonbahar Depresyonuna fazla takınmadan, çıkış yollarını arayın... Sonbahar gelip geçicidir unutmayın.

En iyisi depresyonda veya sıkıntı içinde hissediyorsanız kendinizi; çekilin köşenize, alın elinize en sevdiğiniz içeceği (Kahve,Çay,Meyve Suyu), en sevdiğiniz kitabınızı okuyun veya en sevdiğiniz müziği dinleyin... Bana iyi gelen şeyler bunlar tabi... Size ne iyi geliyorsa onu yapın, kendinize bu aylarda dikkat edin... :)

Yazımı Sındırgımızdan bir Sonbahar görüntüsü ile bitiriyorum.


Sevgilerimle... :)

30 Eylül 2012 Pazar

Yeniden Sındırgı'da Bulunmak: Hoştu...



Bilindiği üzere, Cuma günü Sındırgı'ya gidecektik, bir önceki yazımda yazmıştım. Cuma günü öğlenden akşama kadar Sındırgı'daydık. Yol boyunca o yolu 2 senede 8-9 kez gittiğimize ve 2 yılın öyle böyle bittiğine inanmakla geçirdim. Tüm yolculuklarımız, tüm anılarımız gözümün önünden geçti durdu...



Bu bizim Sındırgı'mızın girişi, İki yanı ağaçlarla çevrili yol...



3 Ay sonra yine Sındırgı'da olmak, garip ve mutluluk vericiydi. Fakat fazlasıyla eksikti Sındırgı. Dönemimden arkadaşlarımın bulunmamasıydı eksik yapan orayı. Her an bir yerden bizimkiler çıkacakmış gibi hissettim dönene kadar. Ve maalesef beklediğim gibi olmadı.

Annem ve Babamla yaptığımız yolculuk çok güzel geçti. Beni çoğunlukla uzun yol tutar. Sıcak vesaire derken yine yol tuttu tabii, o hariç. :) Yolculuk öncesi Ablam ve Kağan'ı evlerine bıraktık. Saat 13:00 sularında Sındırgı yollarına düştük... :)

Saat 15:30'da Sındırgı'daydık. Öncelikle okula çıkıp çıkış belgemi alma işlemini hallettik. :) Okul Cuma olduğundan dolayı fazlasıyla boştu ve biraz da sessizdi. Okuldan 4 kişi kadar tanıdık görebildim. Okula dahi girmedim. Bana imza görevi düşen yerleri imzaladım. Benim dönemimde 1. sınıf olan bir arkadaşı, bir hocamı ve Kantin'deki ablaları gördüm. :) Onları görüşüm de helalleşme gibi oldu zaten. Diplomayı almam geç olabilirmiş, öyle demişler babama. Elimdeki çıkış belgesinin aslını sıkı sıkı saklamam gerekiyormuş o sebepten.

Sonraki gittiğimiz yer; 2 yıl birçok anımıza şahit olmuş, birçok kişiyi ağırlamış ve güzel komşulukları yaşamış olduğumuz yer olan biricik mahallemizdi. :) Eskisi gibi evimizin önüne oturduk, komşularımızla kucaklaştık, hasret giderdik ve onlarla çay içtik...

Özlememek mümkün değildi onları. Güzel zamanlar geçirdik o evimizde, mahallemizde, komşularımızla, arkadaşlarımızla... Babamın bizi ziyarete geldiği günlerde Babamla özlem gidermiş, güzel zamanlar geçirmiştik...



İşte Burası Öğrenci Evimizdi. (Tabi bu fotoğraf henüz Sındırgı'da iken çekilmişti. Ev şimdi bomboş, kiracı yok henüz... )


2 senenin bittiğine inanmak kolay değil, aradan 3 ay geçmiş olsa bile. İnsan ister istemez alışıyor birçok şeye. Memleketime geldiğim için mutluyum ama yine de orada olmakta ayrı bir tattı... Güzel anılar hep hatırlanıyor işte ve hiçte unutulmayacak. :) 

Komşularımızla fotoğrafta çekindik, aşağıda göründüğü üzere... 



Bir ara posta ile onlara resim göndereceğim. Geldiğimden beri unutuyorum. Azar işittim azıcık, hani resimler diye. :)

Güzel bir gün daha yaşadık Cuma günü Sındırgı'da annem ve babamla... Özlediklerimizi gördük, Sındırgı'mızı gördük. Akşamımızı da Sındırgı'mızın Balık yapımında usta olan Gaye ablaların yeri Çaygören Balıkçısında yemek yiyerek geçirdik. 


Bu fotoğrafları da yemek yemeden önce çekindik. Resimdekiler; Anneciğim, Babacığım ve Ben... :)

Üniversite hayatını yaşamak, o zamanların tadına varmak, çok güzeldi Sındırgı'da. Annem, Babam ve Ablam, bu yolda desteklerini ve bana güvenlerini hiç eksik etmediler. Onlar benim değerlilerim... İyiki varlar hayatımda...

İşte böyle Yeniden Sındırgı'daydık. Umarım yazdıklarımla sıkmamışımdır. Sındırgı'nın eksikliği ve arkadaşlarımın yokluğunun boşluğunu barındırıyordu en belirgin olarak içinde Sındırgı... Ama yine içinde o garip hüznü bulundurmasına rağmen, yine güzeldi Sındırgı tüm güzel anı kokan havasıyla...





27 Eylül 2012 Perşembe

Mevsim Değişikliği Beni Mahfetti


Yaz mevsiminden, Sonbahar mevsimine geçişlerde çoğunlukla zorlanıyorum ben. Bu sene de baya zorlu geçti. Biraz kendime dikkat etmediğimi itiraf ediyorum. Ama mevsim değişimlerinlerinde dikkatli olsan da işe yaramıyor bazen, biliyoruz ki...

Tam bu sene sakin atlatacağım galiba demiştim ki; sırt ve bel ağrıları, sürekli uyuma istekleri ve ardından geniz yanması dertleri çıktı başıma. 1 haftadır sırtımı sararak yatırıyor annem ve 2 gündür de Eniştemle babamın aldığı ilacı içiyorum. Ablam ve Annem sürekli sırtımı ve ayağımı sıcak tutmaya uğraşıyor. Ailem seferber olup beni epey toparladılar. Fakat hepsinin kendime iyi bakmamamdan kaynaklandığını konusunda azarımı da işittim bol bol... :)

Ama şükür ki 2 gündür güzel terledim, epey toparladım. İçtiğim o antibiyotik sayesinde... Ve sonunda boğazımda azıcık gıcık harici bir şeyim kalmadı.

Kaç zamandır yeniden yazamama sebep, grip başlangıcımdır. Ablamlarda bizdeler 1 haftadır. Vaktimizi dolu dolu geçiriyoruz, fırsat bulamıyoruz birçok şeye... Kağan sağolsun tüm günümüzü dolduruyor. :)

Aman he siz siz olun şu mevsim değişimlerinde sırtınızı kalın giyinin, ayağınızı sıcak tutun. İşiniz sonraya kalırsa, kendine dikkat etmiyorsun laflarına fazla maruz kalırsınız. Aynı benim gibi. :)


Yarın Sındırgı'ya yolcuyuz hayırlısıyla efendim. Çıkış Belgemi almaya ve okuduğum küçük ilçemi ziyaret etmeye gidiyoruz. Arkadaşlarımsız orası boş gelecek muhtemelen. Neyse ki komşularımızı ve öğretmenlerimi göreceğim en azından. 3 ay sonra Sındırgı'ya gitmek yeniden, enteresan olacak... Hayırlı yolculuklar olsun inşallah, Sağ salim gitmek ve dönmek dileğimle...

Sağlıcakla kalın, Sevgilerimle... :)





20 Eylül 2012 Perşembe

Uzun Zaman Yazamamışlığın Ardından...





Öncelikle sizlere eski bir şarkıyı sunmak istiyorum. Dosyalarım arasında bir şarkı ismine rastladım birkaç dakika önce. Bu şarkının ismini çok kez unuttuğum için, yazıp kaydetmiştim. Açınca şarkıyı hatırladım. Yine unutmuşum şarkının ismini ama. Dinleyince çok mutlu oldum. Sizlerle paylaşmalıyım diye düşündüm. Ben bu şarkıyı dinlemeyi çok seviyorum. Hatırlarsınız sizde şampuan reklamlarından. :) Natasha Bedingfield - Unwritten.

Uzun zaman oldu yazamayalı. Ve yazamadığım süre boyunca sebeplerim vardı elbet. Ya yazmayı düşleyip fırsat bulamadım, Ya da üzüntülü hal ve tavırlı durumum ile yazmamalıyım dedim kendime. Kendi kendime yazdım daha çok. Ve dönüşten sonra hemen yazamamam da durgun olmamdan ötürüydü itiraf ediyorum...

Şimdi mi? İyiyim. Daha da iyi olacağım. Belki yarın belki sonraki gün, Kendimi Kınama yazısı yazacağım. Tüm yazamadığım zamanları değerlendireceğim, nedenleriyle anlatmaya çalışacağım.

Şu sıralar Bilgisayarımdaki dosyaları düzenliyorum, Bazı planlar yapıyorum ve bu planlarımın bir kısmı hayallerimden ibaret... Daha sonra anlatacağım.

Yukarıdaki şarkıyı ısrarla dinlemenizi tavsiye ediyorum. İyi dinlemeler...


22 Ağustos 2012 Çarşamba

Antalya'da Bulunmak...


10 yıldan beri Antalya garip geliyor. Ankara gibi değil hissettirdikleri. Antalya eksik, Antalya 10 yıl öncesinden beri garip...

10 yıl içinde 3. gelişim Antalya'ya. Ve her defasında aynı his, aynı eksiklik... Eskisi gibi Antalya'dan tat alamıyorum. Her geldiğimde hissettiğim eksiklik, Anneannemin Dünya'da var olmayışı. Bu eve her gelişimde yokluğunu derinden hissetmek, fazlasıyla can sıkıcı...

Hayat dediğimiz; doğmak, büyümek ve ölmek biliyorum. Ama kimilerinin ölümü çok erken ve zamansız geliyor. Daha o olacaktı, daha bu olacaktı düşüncesi anıldıkça anılıyor... Anneannem çok erken öldü ve çok çabuk yalnız bıraktı bizi. Kabullenmesine kabulleniliyor ölüm ama Anneannem gibi birinin yokluğuna alışmak çok zor geliyor.

Bu ev onsuz, sessiz ve boynu bükük gibi sanki. Tüm güzel anıları barındıran bu ev, az bir sessizlikte boğuyor hüzüne...

Antalya'da bulunmak böyle benim için. Antalya yarım ve eksik... Ne zaman mezarına gidiyoruz Anneannemin, hüzünle doluyor geri kalan eksiklik... Huzur içinde yat Anneanneciğim. Mekanın Cennet Olsun... Seni o kadar çok özledik ki...



Resimde soldan sağa, Anneannem, Kucağında benim küçüklüğüm, Mavi bikinili de Ablamın küçüklüğü...

Resmi dün eski resimlere bakılırken babamla çektik. Bizim evdeki resimler arasında bu resim yoktu sanırım, o kadar çok resim var ki bizde de hatırlayamadım.

Dedemde eski resimlerin çoğunun filmleri duruyormuş. O filmleri inceleyip almayı düşünüyoruz giderken. O kadar eski resimler var ki... Dün çok etkilendik Annem ve Babam ile akrabalarımızın eski hallerini gördükçe... Eski ama herkesi tanımak mümkün yine de. Bakış, duruş, sima yetiyor tanımaya... Ailem fazla değişmemiş. :) 

Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...