1 Kasım 2018 Perşembe

Not Aldım Veya Not Ettim #39 - Ekim 2018 Notlarım


Şubat ayından beri "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı yazmıyormuşum, bu yazıyı yazacakken fark ettim. Nasıl unuttu isem artık, yazdığımı düşünüyorum bir de, bu kadar çok uzun zamandır yazmadığımı görünce çok şaşırdım doğrusu. :) Neyse, Ekim 2018'den birkaç notlarımla geldim. Arayı telafi edeceğim diyelim. :) İyi okumalar...


Kitap Okuma Hedefime Ulaştım, 25. Kitap


Daha dün (31 Ekim 2018 günü), 2018 içinde okuduğum 25. Kitabımı bitirdim ve 3-4 senedir ilk defa senelik okuma hedefime ulaştım. 25. kitabım Kristin Hannah'ın "Bir Tutam Gündüz Bir Tutam Gece" adlı kitabı oldu. Doğrusu mutlu ve gururluyum, uzun zamandan sonra beklenilen bir hedefe kavuşmak, güzel bir tatmin... :) 

2018'in Temmuz ayında girdiğim 3 ders sınavımın sonrasında, daha da şahlanan ama okulumun olmasına rağmen öncesinde okumayı devam ettirebildiğim bir sene oldu. Demek ki, istesem başarabiliyormuşum dediğim kadar; dersler yoğunken okuyamıyorum, dediğim de doğruymuş... :) Derslerden, kitap okumaya fırsat bulamadığım zamanlardan sonra, kavuştuğum yeni durum mutluluk verici. Bu ilk notum ve de duyurum olsun. Not aldım kendime; daha çok okuyacak ve kendimce bu başarıyı devam ettireceğim. Zira hedeflediğim kadarıyla okuduğum ve izlediğim zaman daha mutlu oluyorum. Bunların mutlulukla da alakası var, diyebiliyorum artık...


Bir Bilgi; Ishak Kuşu 


Baykuşlara aşırı ilgim yoktu ama hep sevdiğim hayvanlar oldu kendileri. Üstteki fotoğrafları da, 2018'den beri en komik bulduğum fotoğrafları! :D Altına bir de yazmıştım ilk instagram açtığımda, "Şaşkın Baykuş Modu; Bu kiloları nasıl vereceğiz yahu?"

Baykuşlu kıyafetler, onun simgesini taşımayı alışkanlık edip uğur sayanlardan değildim ama çok seviyordum da. Bir süre sonra, her sene birkaç tane baykuşlu hediye alır oldum. O dönemde de çok izler olmuştum Baykuş videolarını... :) Neden buradan girdim bilmiyorum, açıp bilgilerini öğrenmememiştim ama uğursuz sayılmasına hep gıcık oldum; madem öyle bunu da eklemiş olayım dedim!

Ekim ayında da Baykuşlara dair bir bilgi çıktı karşıma ve ben de durmadım araştırdım valla... :) Baykuşların uzun kulak püskülleri olan küçük bir cinsine, Ishak Kuşu deniyormuş meğer. İnsan ırkının terk ettiği yerlere ve yapılara yuva yapan bu ishak kuşlarının, halk arasında sevgililerini aramak için hüzünlü bir ötüş ile belirli saatlerde öttüğü söylenirmiş... Bir de Anadoluda inanılan bir hikayeleri varmış...

"Bu İshak kuşlarının ilk ceddi sevdalı bir kızmış ve Allah onu İshak kuşu yapmış. Çoğalmışlar ve o zamandan beri bu kışlar ilk cedlerinin sevdası için, geceleri belirgin bir saatte karanlık bahçelere vadilere ve kayalıklara konar; "İshak, İshak" diye meczub şekilde bağırır arar ve belki onu bulurum umuduyla yaşarmış..." Hikayeyi bu sayfadan okudum ve anladığımı yazarak not ettim. :)

Hayvanlara ne hikayeler ve ne efsaneler yakıştırıyoruz değil mi? En sevdiğim efsane hikayeleri kuşlara aittir benim, doğrusu bir efsane olduğunu bilsek bile; en sevdiğim hikayelerden biri oldu bu da... :) "İshak kuşları gibi, sevdalı ve sevdiğinden uzak eylemesin Allahım ve o kuşlara da sevdiklerine kavuşmayı nasip etsin!"


Bir Yer Keşfettim; Whistler


Her fırsatta söylüyorum; "kışı sevmiyorum, ben yaz insanıyım" diye. Ama eski zamanlardan özlediğim bir şey var ki, o da eskisi gibi artık kar yağmıyor. Kış da kış gibi yaşanmıyor, yaz da... Eskiden kar yağdığı zaman; "havanın mikrobu kırıldı, kar yağınca hava soğuk olmaz, kışa katlanılır olunur!" derlerdi. Ama şimdi ne kar yağıyor eskisi gibi, ne de eskisi gibi soğuk oluyor. Bazen eskisinden de soğuk oluyor hava, bazen de kış vakti yaz yaşıyoruz adeta. Havalar da gel-gitli oldu velhasıl...

Geçen bir yer keşfettim, bir yazı okurken karşıma çıktı bu yer; Whistler... Şu devasa güzellikte taş evler ve içerisinde yanan şömineleri gördüğümüz karlar içinde küçük kasabalarda çekilen romantik komedi filmlerini izlemeyi sever misiniz? Ben çok severim doğrusu, soğuğu hiç sevmememe rağmen; her kış senede 3 veya 4 kez yağan o karın kendisini izlemeyi de öncesi geceden turunculaşan geceyi gözlemeyi de çok severdim... 

Whistler'ı görünce, aynı bunu hissettirdi bana. Kendimi kışın ortasında kar yağdığı zamanlar, filmlerin içinde gibi hisseder ve garip huzurlu hissederdim eskiden. Çok soğuk olurdu, kar soğuğu derdik hani; deli gibi tüm kış yağdığına hiç şahit olmadım Bursa'da, ama senede 3-4 kez yağmasına ve bir haftalık hakimiyetine de çok alışkındım bir zaman... 

Whistler da, bizzat kış tatili yapmak isteyenlerin mesken yeriymiş meğer. Soğuğa dayanabiliyor olsam, sağlıklı olsam; ilk gitmek isteyeceğim yerlerden biri Whistler gibi bir yer olurdu. Neden Uludağ değil, çünkü benim istediğim o atmosferi tüm doğallığı ile yaşayabilmek; bir Hollywood filmindeymişcesine. Whistler'ın fotoğraflarını açıp bakan ve benim gibi romantik film hayranı olan birçok kişinin, benim gibi hissedeceğini düşünüyorum nedense... 

2012'nin Ocak ayıydı sanırım, en son o kadar çok kar yağdı bizim buralara. 2015'de de yağdı daha sonra, ama en çok yağdığı zamanı 2012 diye hatırlıyorum ben. Şimdi bana sorsanız, kar yağan bölgeye daha hiç gitmedim ama gitmek isterim diye düşünebilirim. Sağlığım yerinde olsun, Whistler gibi bir yere; bu Uludağ da olur belki ya da başka bir dağ kasabamız, gitmek isterim. 

İsteğim, hayalim; o filmlerde gördüğümüz kışı dolu dolu yaşayan kasabalar ve bölgelerdeki gibi, soğuk kar havasında gece gündüz demeden gezmek ve dönüp akşamına yağan karı soba başında izlemek... Hayallerime, şu sağlık durumumda ulaşamayacağımı düşündüğüm bir yeri daha ekledim veya bir özellikli bölgeler dizisini daha diyebiliriz. Mümkünse bu durumda olmasın zaten, sağlığım iyi olsun ki, oraların tadını dilediğimce çıkarabileyim... Bir garip hayalciyim resmen! =)


Ekim 2018'den Öneri Müziğim; Lady Gaga - I'll Never Love Again


Gelelim Ekim ayında en çok dinlediğim şarkıya... Lady Gaga'nın Bradley Cooper ile başrolü paylaştığı "A Star İs Born" adlı filmin müziklerinden biri olan bu şarkıyı, daha geçen hafta keşfettim. Ama Ekim ayında dinlediğim her bir şarkıdan daha fazla dinlediğime de eminim. Keşfettiğim ilk bir saatte, yediden fazla dinlediğime eminim mesela. :)

Filmi zaten merak ediyordum, ama müziklerini de sever olunca; filmi izlemek farz oldu. İlk fırsatta izleyebilirim umarım, şu an vizyonda ve sinemalardan düşmesini bekleyeceğim gibi görünüyor. Gişesi bol olsun dileyerek, bu şarkıyı sizlere ve tabii ki kendime armağan ediyorum...

Ekim ayına bu notları sığdırdım. Bir de öğrendiğim birçok yeni ingilizce kelimeleri de yanıma kar ettim. Kasım'a da Not Aldım Veya Not Ettim yazısı yazarak başlamak kısmetmiş, bir daha bu kadar uzatmamayı diliyorum kendim adına...

Bir başka Not Aldım veya Not Ettim yazımda görüşene dek, kendinize notlar alın; o zaman hayat daha dolu ve de anlamlı olmaya devam ediyor göreceksiniz... (: Sevgilerimle...

29 Ekim 2018 Pazartesi

İzledim - İmkansız Olasılık


Bu sıralar pek film izleyemiyorum ama gel gelelim neler nelere nasip oluyor da, yapamadığınıza hayıflandığınız şeyi yaparken buluyorsunuz kendinizi işte...

Dün benim için de aynen böyle oldu. Bu sıra mide rahatsızlıklarım başladı yine, hazım sorunu yaşıyorum fazlasıyla. Yine her şey dokunabilir halde ve yine kendimi sabahları sirkeli su içerek tedavi etme uğraşındayım. Umarım yeniden atlatırım, katlanması aşırı zor çünkü hazımsızlığa. Akşam yediğimi, yatma saatimi aşan süre boyunca hazmedemiyorum; aynı zamanda endişe de verici bir durum...

Dün, akşam yemeğinden sonra rahatsızlandım ve 12'den sonraya kadar geçmedi bu durum. Trt 1'de annemle Elimi Bırakma dizisinin yeni bölümünü izliyorduk, öyle ki o dizi bitti ardına bir Türk filmi başladı. Ev Sineması Kuşakları bazen çok durgun olabiliyor, pek sık takip etmiyorum bu yüzden. Ama dünkü film öyle güzel bir kadroya sahipti ki, bir izledim ki devamı da geldi.



İmkansız Olasılık, bir okul filmi idi. Filmdeki öğrenci rollerinden "Abdullah" adlı öğrenciye hayat veren oyuncu da, benim Ezel filmindeki "Eren" rolünden sonra çok sevdiğim Yağız Atakan Savaş'tı... Yine oyunculuğu çok güzeldi, ki başroldeki öğretmenle her sahnesinde gözlerim dolu dolu oldu. Birçok kez Ezel'i anımsadım, birçok kez beni nasıl ağlattığını. Bu film ile Yağız Atakan Savaş beni bir kez daha ağlattı! :)

Filmde öğretmen rolünde oynayan Serkan Ercan, yine çok beğendiğim oyunculardan biri idi ama onu böyle sağlam bir rolde izlediğimi hiç hatırlamıyorum. Tarık hoca rolünde oynuyordu ve eşi rolünde oynayan kişi de, şu an Kadın dizisinde izlediğimiz "Ceyda" karakterine hayat veren kişi idi; Gözde Eyüboğlu...

Buraya kadar güzel, ne oldu da bu filmi çok sevdin derseniz; üstteki tweet'imde de dün akşam yazdığım gibi, bizim böyle öğrencilerine cevher gözüyle bakan bir sürü öğretmene bence ihtiyacımız var. Tarık Hoca, kendine has diyebileceğimiz ve değişik görebileceğimiz ve şu okullarda hem dersleri sevilen hem de sözü dinlenen öğretmenlerden biri... Bir matematik öğretmeni ama filmin konusunda da söylendiği gibi; imkansız olasılık denebilecek olaylara karşı! 

Bu ne demek derseniz, o çevrede senelerdir bilinen bir uyuşturucu belasına, kimse ses çıkarmazken; Tarık hoca peşine düşüyor bunun mesela. Hiç sevilmeyen bir sınıfı, o okula ve derslere kazandırıyor ve bir de yaptığı kötüymüş gibi davranılıyor! "Eğitim ki, o hiçbir zaman hafife alınmamalı" diye düşünen çoğunluk gibi, değer veriyor yaptığı işe... Maaşı için okula gidip gelen ve "aman ben bulaşmayayım!" demeyen bir öğretmen...


Ne zamandır böyle öğretmenleri az görür olduk biz? Ne zamandır, Köy Enstitüleri seviyesindeki öğretmen-öğrenci ve öğretimden bu duruma geldi eğitimimiz? diye düşünür oldum filmi izlerken yine. Düşündüren ve aynı zamanda yer yer güldürürken bile duygulandıran bir film. Ama daha çok duygulandıran bir film...

Filmi izleyin diyorum sadece, bana hak vereceğinizi düşünüyorum... Ama söylemeden geçemeyeceğim de şeyler var, filmi izledikten sonra düşündüklerimle... Hayat Bilgisi dizisindeki Afet Öğretmen, Arka Sıradakiler dizisindeki Kemal Öğretmen, Not Defteri dizisindeki Mahir öğretmen, Hayat Bazen Tatlıdır dizisindeki Hayat öğretmen; hepsi öğrenciyi hayata ve topluma kazandıran, aslında içlerinde bir cevher olduğunu göstermeye yön veren öğretmenler değil mi?

Bir evladım yok ama yeğenim var, küçük kuzenlerim var... Her birinin isterim ki, ailesi kadar ve bazen ailesinden de çok deneyimli şekilde hayat bilgisi verebilecek öğretmenleri olsun. Çünkü bunun değerini, daha net görebiliyorum artık. Okulumda her dönem en az bir öğretmenim vardı benim okuduğum zamanlarda... Okula gönderdiğiniz çocuğunuzu, sizin orada koruma durumunuz bir yere kadardır; ama orada verdiği güvenle öğretmenler devreye girer. Öğretmenin sarıp sarmalaması gibi de, gençlik çağında değerli hissettiren şeyler çok az var.

İmkansız Olasılık beni çok etkiledi, ama bir yandan da hiçbir öğretmenin bulaşamadığı ve polisin dahi sus-pus olduğunu bir filmde görmek endişe de verdi... Bir insan, bir öğretmen veya bir anne baba; bir şey olmadan bunun önemini alabilme içgüdüsüne sahip olmaya uğraşmalı. Kendi evladı veya kendi yakını değil, tüm evlatlar ve tüm düzen olarak bakabilmeliyiz hayata...

Ben filmden çok etkilendim; siz de izleyin ve toplumsal konulara, Tarık Hoca gibi sebepleriniz olsa da olmasa da duyarlılık gösterin isterim. Daha doğrusu, duyarlılık gösterelim. Hayat ancak ülkemde böyle yoluna girebilir diye düşünüyorum. Eğitimden başlayarak, önemseyerek, duyarlı olmayı es geçmeyerek... Tarık Hoca, Abdullah ve Reis karakterleri; filmde oyunculuklarını en beğendiğim oyuncular oldu bu arada. :)

İzleyeceklere iyi seyirler dilerim. Sevgilerimle... :)

26 Ekim 2018 Cuma

Şimdi Daha Sağlam Düzenim - Egzersiz Günlüğüm #2


Öncelikle, ilk Egzersiz Günlüğüm yazımı yazdığım 2 senenin ardından bu geri dönüşün kendimi anlamış olduğum gerçeğini bir kez daha itiraf ederek başlamak istiyorum; Hayallerde Gezmek yazımda da belirtmiş olduğum gibi. Sanırdım ki, bazı yanları görmeden hayata devam edilebilir. Aslında buna hala bir yandan inanıyorum, bana zarar vereceğini düşündüğüm her fikrimi ve hissimi hala bugün olsun kendimden saklayabilirim...

Ayakta olmak istediğimi özlediğim gerçeğini ve bunu sık sık söylersem beni üzüntüye sokabileceğini düşündüğümden sebep, söylememeyi tercih ediyordum... Sanki kendime bile "özlüyorum" dediğim zamanlarda geriliyor ve şu an yapamadığım konusuna daha çok kapılıyor ve üzülüyormuşum gibime geliyordu. Aslında hala biraz öyle ama bunu bilmenin beni tamamen bitireceğini düşünmektense, katlanabilmeyi tercih etmek daha kolay yolmuş...

Yani evet, hala ayakta değilim ama artık bunu birilerinin dile getirdiği kadar çok dile getirebilir hale geldim. Eski hayatımı, eski halimi özlüyorum ama bunu görmezlikten gelmemin ve hala çok çabuk buna ulaşabilirmişim gibi davranmanın bana bir yarar sağlamadığını da görebiliyorum... İşte bu! Tam da bu konuda kendimi duyabildiğim ve son durumumu daha net görebildiğim gerçeğinden sonra buradayım; ben kendimi ayakta bulmayı, kendim için mutfağa girmeyi, kendim için ve başkaları için yürüyebilmeyi, sevdiklerimle gezmeyi, bir yerde dimdik ayakta durmayı çok özledim! (Ve bu da bir itiraf; bunu rahatlıkla söyleyebilmek ve yazabilmenin, bu kadar rahatlatacağını bilemezdim.)


İlk Egzersiz Günlüğü yazım burada; yer egzersizlerime kendimce yeniden başladığım ve bir 6 aydan fazla sürdürebileceğimi bilemediğim dönem ve sonrası için, gidişatlarımı ve hedeflerimi anlatmıştım.

Bu yazımda ne anlatacağım konusuna gelirsek; sağlığım açısından kışa hazırlık programımı kendimle ve sizinle paylaşacağım... Antalya'dan döneli 12 gün oldu ve ben daha kendim için bile dökememiştim yazıya... :)


Biliyorsunuz, ben Kas Erimesi hastasıyım. Kaslarla başa çıkabilmenin zor olduğunu, bu kadar da bilmiyordum; 2012'de son atağımı geçirdiğimden öncesi... Ciddiye almam gereken rutinlerin varlığından hep haberdardım, ama bir zamana kadar annemin başrolde olduğu ailemin yürüttüğü rutine uymak daha kolay oldu... Üniversiteye gidene kadar da gerçekten daha kolaydı benim için, kurulu düzenlere ve alışılmış bir kas düzenine göre hareket etmek...

Sonra kas yapım ilk atağımdan sonra sanki tamamen değişti; artık eski kas yapıma göre hareket ettiğim ve rutinlerimi sürdürmeye çalıştığım bir hayatım yoktu. Kısa süre içinde; bu benim bacağım, bu benim kolum diyemeyeceğim düzeyde hayatım değişti... Ben hep, eski pozisyona getirebilmeyi düşündüm ama Fizyoterapistim Tamara abla demişti ki "Kendini hiç yürüyememiş ve yeniden yürüyecek bir bebekmiş gibi düşün! Bu sana daha çok yardımcı olacak."

Ben bunu düşünmenin yanı sıra, eski halimi de düşünmeyi sürdürdüm. Ve eski halimi şimdikinden daha çok... "O hale gelebilirim, ama onu özlediğimi inkar edeceğim." dedim sonra. Zamanla şimdiki daha iyi hale gelebilmenin kolay olmadığını gördüm, çabalamayı da sürdürürken. 3 sene vermiştim kendime, 3 senenin sonunda yine eski halime geleceğim ve ondan da daha iyisine erişeceğim. Çünkü Ortaokula başlamadan önce geçirdiğim kas uzatma ameliyatından sonra böyle olmuştu ya hani! Yine öyle olacaktı...


Hastalık safhalarının değişen durumlarında, her defasında aynı kapıya çıkamayacağımızı kabul etmemiz gerek galiba! Ben daha 2018'in başından beri kabullenebilir durumdayım bunu. 2018'den beri, yapabildiğimden fazlasını değil, yapabildiğim kadarını yapma kararı alarak başlamıştım buna. "Oturduğum yerde, bir tek gün bile kol ve bacak hareketlerimde yapabildiğim hareketleri ihmal etmeden yapacağım." Diyerek bir yola çıktım. Bu 2018 için ilk kararım oldu ve "Zinciri Kırma" dedikleri bir hareket tablosundan yola çıkarak bir gün bile hareketlerimi ihmal etmedim ve üzerine ekleyebildiğim hareketi eklemeyi sürdürdüm...

Zinciri Kırma, Barış Özcan'ın 2016'dan beri Youtube kanalı üzerinden duyurduğu senenin her gününü kapsayan bir prensip takvimi. Kendinizi yapmak istediğiniz ve yol almak istediğiniz bir düzene doğru, "Zinciri Kırmamak" üzere bir prensip belirliyorsunuz. Her gün belirlediğiniz şekillerde bunu yerine getiriyorsunuz. "Her gün yarım saat kitap okuyacağım.", "Her gün şu kadar ders çalışacağım."  gibi... Benim takvimim, üstteki resimde de görüldüğü gibi; "her gün egzersiz yapmak" idi. Barış Özcan sayesinde başarılı da oldum. Umarım bir ömür bunu alışkanlık edemesem bile, bu takvimi tutarak başaracağım. Gerek duyduğum motivasyon budur, kabullendim... :) 


Egzersizlerimi bir gün bile aksatmadan -çok hasta veya ağrılı olsam dahi- en hafifiyle yaptığım üzere, üzerine daha çok hareket ekleyebildiğimi de gördüm. Yani önemli olan aksatmamayı kafaya koymak ve her gün illa ki aynı dozda yapmaya kafayı takmamakmış. Her gün aynı şiddette ve düzeyde olmayabiliyor ama her gün aklıma geliyor ve artık birçok kez yapıyorum, ikiden de fazla. Bu konuyu başarabildiğim adına çok mutluyum... :)


Gelelim "Egzersiz Rutinime" eklemek istediğim yeniliklere...

Sanırım Temmuz ya da Ağustos ayları idi; hareketlerimde diz kapaklarımdaki ağrıların hafiflemesi ve yerini bana daha rahat hareket edebilme imkanını nihayet elde ettim. O zamandan beri, diz ve bel sağlığımı olabildiğince desteklersem toparlayacakmışım gibi hisseder oldum... Diz eklemlerimi daha çok açabilmek için oturduğum yerde koltukta oturma şekillerimi değiştirmeye çalışarak, dizlerimi gerdirmeye başladım. Bel hareketliliğim için de, olabildiğince sırtımı ve belimi, pilates topuna ayağımı koyup rahatlatmaya çalıştım...

Öyle ki; mekik çekmelerime Haziran'da başlamıştım, elimden geldiğince bu süreçte 2 ayda bir 31 günlük mekik egzersizleri yaptım. Amacım hem belimi hem de karın kaslarımı geliştirmek şimdi... Bunu rutine yaymam gerektiğine ise, Eylül'ün 19'unda başlayıp Ekim'in 24'ünde bitirdiğim mekik egzersizleri dizimden sonra karar verdim. O mekik egzersizleri de, koltukta bacak gerdirmeler de sürdürülecek! :)


Hep bahsettim, bacaklarıma düzenli masaj yapıldığı zaman; bu kas uzatma ameliyatımdan sonrasında da, ataklarımdan sonrasında da, epey faydasını görüyordum. Yeterince hareketli olmadığım için, kan dolaşımım yeterince hızlı değil. O sebepten çok üşüyen ve kışları olduğundan da fazla zor geçiren biriyim. Dışarı çıkmak ve balkonda dayanabildiğimden fazla oturmak bile, kışın benim için işkence olabiliyor. (Dün iyiden iyiye sıkıca giyindim ve akşamları eksik edemeyeceğim üzere içinde sıcak içeceğimle Meromun aldığı kupamı kullanıma açtım. Yaz için kullanmak başka, kış için başka sonuçta!) (:

O yüzden bana yeniden iyi geleceğini düşündüğüm üzere; spreyli bir cam yağ şişesi edinip masaj yağımı koyacak, mümkünse bacaklarıma haftada iki defa yağlayarak masaj yapacağım ve öyle yatıp uyuyacağım. Kaslarıma gevşemesi ve toparlanabilmesi emrini, kanıma da üşümemi dayanabilir sınıra çekebilecek dolaşımı sağlama dengesini verebilirsem; daha rahat bir kış geçirebileceğimi umuyorum... Yani bir de, "o yağ sürülecek ve masaj yapılacak!" da diyorum 


İşte diyebilirim ki, aldığım bu üç karar da artık Egzersiz düzenimde var; 

Mekik egzersizlerimi sürdüreceğim (karın ve sırt-bel kaslarım için), 
Masaj sürüp kas gelişimim ve kan dolaşımıma yardımcı olacağım (Soğuğa daha çok dayanabilmek ve kışı rahat geçirebilmek için),
Beslenme düzenime daha çok dikkat edeceğim (kaslarımın beden bütünlüğüyle düzene girmesi için)... :)


Egzersiz Günlüğüm, sadece ne yaptım ve ne yapacağım düzeyinde de olmayacak; bu yazımın başında da görüldüğü üzere, tüm derin hislerimle içimi dökmeye çalışacağım. Bu düzeyde, bir egzersiz günlüğü yazmak istiyorum. Başlıklarını da o haftanın hal-i vakti belirleyecek yine...

O zaman "yeniden hoşgeldi" diyelim mi, Egzersiz Günlüğüm yazı dizime. Blog tutmaya başladığımdan bir iki sene sonrasından beri, yazı dizilerim bebeklerim gibi. Abartmıyorum, cidden öyle! =)

Sevgilerimle, yeniden görüşmek üzere...

24 Ekim 2018 Çarşamba

Hayallerde Gezmek - 2015'ten 2018'e


23.04.2015 - Hayallerde Gezmek



Montmatre'de Hayat adlı puzzle, hepsiburada.com'dan alıntı bu resim...

Bazen sebepsiz bilmediğim şehirleri dolaşma isteği doluyor içime. Sokaklarına dalıyorum, sebepli sebepsiz; bir sağa gidiyorsam, bir dahakine sola gidiyorum. Nerede olduğumu bilmeyerek, bilmediğim bir yerin bilmediğim bir çiçeğini kokluyorum. Karşıma çıkan güzel bir kız çocuğu veya top oynayan bir erkek çocuğu; gülerek geçiyorum yanlarından, bazen de severek...

Bilmediği yerde gezmeyi neden ister insan? Ben sanırım, sakin bir aktivite olarak istiyorum bunu. Hiçbir dert tasa etmeden geziyorum hayallerimde.

Ama gidip gezsem oraları böyle zevk almam sanırım diye de düşünüyorum. Çünkü hayalimde, sürprizsiz dolu dolu bir gezi var. Yanımda istediğim gibi ailem. Zaman zaman tek başıma kayboluyorum sokaklarda, zaman zaman ailemle. Endişesiz tasasız dolaşıyoruz dört bir yanı. Ta ki dönmek isteyene kadar. Ailecek olduktan sonra gerisinin zaten ne önemi var...

23.10.2018; Gitmediği Yerleri Özlemek



Birkaç senedir daha fazla özlediğimi hissediyorum, gitmediğim şehirleri... Gitmeliyim ama oraları sanki daha önceden de görmüşüm sanki! Var böyle bir his içimde, bilmediğim gitmediğime emin olduğum birçok yer var ki; kalbimde özlemi ve uzun zaman sonra gidecek olsam nasıl tanıdık gelecek hissi...

Belki de senelerdir, bilmediğim yerlerde gezme hayallerim beni bu hale getirdi bilmiyorum. Bilmediği yerde gezmeyi isteyen insan, o gücü ve o eksikliği bir yandan kendinde gören insan. Yani ben, uzun zamandır görmediğim bir yeri de özlesem yeridir diye kendime hak veriyorken buldum kendimi...

Geçmişi özlemek diye bir şey var ama bunun bana bir getirisi olmadığını kavradığımdan olsa gerek, geleceğimi özlemeye başladım şimdi de. Şu an sahip olamadıklarımı ve ileride sahip olmak için çabaladıklarımı özleyerek kendime bir güç kazandırmaya çalışıyorum. Esasında, olan tam olarak bu... Kendimi bir şeylere motive etmek için hayaller kuruyordum önce, şimdi hayaller kurduğum sırada bilmediğim ama bir şekilde tek bir karesini görmesem dahi hayalimde yer edindirdiğim yerleri gezmek; favori hayal ürünlerimden ve oraları özlemek de alışkanlıklarımdan oldu.

İstediğim şey gezmek mi? Hayır. İstediğim şey, özlediğim şeylere kavuşmak mı? Evet... Yapmaya çalıştığım da bu. Bir şekilde gelecekte olan ama şu an ulaşamadığım bir şeye kendimi yönlendirme gereği duyuyorum. Bir gün olacak ve imkansızlıklarımı aşacağım, eğer son yıkmayı başarabilirsem...

Bir itiraf oldu aslında, 29 ayın sonrasında kendinden emin olmayı başaran yanım; özlediğimin gezmek veya bir yerlerde olmak değil, olabilme gücünü elinde bulundurabilmeyi açık açık bana söylüyor... Daha önce saklıyor muydu? Evet! Bir insanın en büyük eksikliği, belki de kendisinin bir tek yanıyla da olsa konuşamamasıdır. Duymadım, duymak istemedim. Özlediğimi bilmek bile acı verir durumda idi, özlediğime kavuşamıyor oldukça bunu umursamamak daha az yıpratıcı ve her daim ruhumun ayakta kalmasına da destek olabilir nitelikte idi....


24.10.2018; Ve Anlamlandırdığım Noktalara Gelince...




Bu yazıyı 3 senedir tamamlayamıyorum, sebebine gelince de bilmiyordum. Esasında, yarım hissettiğim için bir türlü yayınlamaya gönlüm razı gelmemişti; 23.05.2015 tarihli yazının gerekçelerini sürdürüp, 23.10.2018 tarihli itirafları dillendiremeden yayınlamayı... Aslında bir de itiraf edebileceğime emin de değildim...

Bloğumun taslaklar dizisinde ve yazı dosyalarımın içinde yazıyordu o dizeler. Bazen okuyor ve kendimi anlamaya çalışıyordum, cidden bir yerde kaybolmayı özlüyor muyum? İstediğim gezmek mi, o hazzı yaşamak mı? Yoksa arkasında yatan bir şeyler mi var? Peki neden tereddütteyim ama bir türlü cevabımı bulamıyorum?

Cevabım burada; 6 senedir desteksiz yürüyemediğim anların her birinde özlem var ama görmek bilmek istemiyorum! Bilmezsem daha rahat hissettiriyor çünkü... O yanımı gördükçe, sanki daha çok kapılıp gidecekmişim gibi. Kabullenemiyordum işte, özlemeyi kabullenmem onun çok uzaklaştığını ve de bir daha kavuşulamayacakmış gibilerden görebilmeme sebep oluyordu. Bu aya kadar... 10 gündür anlatmaya çalıştığım şeyi, dün sabahtan akşama dek kıvranmalarım sonucunda anlatmayı başarabildim...

Bu ay sorgulama safhasında kendimi duymayı başarabilmemin kudreti, sadece bu ayda saklı değil. 2015'den bu yana süregelen bir şey, biliyorum. Anlıyorum artık kendimi... Yaşadığım her şeye ihtiyaç duymuş olmalıyım veya Allahım ihtiyaç duyduğumu farketmiş olmalı. Bize verilen sınavların ve zorlukların her biri, şu an olduğumuz kişiyi olmak içinmiş ya! Belki şu anı yaşamam bile, gelecekteki kişi olmam içindir. Evet evet öyle... 2015'den önce söyleyemezdim bu cümleleri, çünkü benim için insanoğlu değişmezdi! Gelişse bile değişmez ve hep aynı kalırdık fikrimce.

Öyle ya, aynı fikirlerde kalacaktım... Misal, ergenlik dönemimde canımı yakanların (hiç de öyle birisi olmasam da) kısasa kısasa göre cezalandırılacağına inanıyordum. Benim canımı yakanı düşünmeden es geçip unutabiliyordum. Bu huyum değişmeyecekti, beni üzeni bensizlikle cezalandırıyordum bir nevi. Canını da acıtıyordum sözlerimle ve acımıyordum gerçekten de... Şimdi öyle değilim; "canımı ve canımızı yakan kişileri, esas bensizlikle bırakmam gerektiğini acı bir şekilde öğretti hayat ama hiçbir zaman can yakan ve canı yandığı için "oh çeken" sen olma da!" dedi. Olamam sanıyordum ama eskisi kadar öfke de duymuyorum canımı yakana. Biliyorum ki; onun bana sınav olduğu kadar bu dünyada, ben de ona sınavım işte...


Nerede kalmıştım? Evet, değiştim. Kabulleniyorum ki, özlediğim şey her ne olursa olsun, özlediğimi kabul ettiğim için ona ulaşamayacak da değilim. Özlediğim şeyi çok geride kaldığı için kabul ediyor olduğum da bir gerçek. İlk başta gelip geçici bir şeydi benim için var olan durumum... Şimdi belki de hepten kalıcı ama bununla savaşabilirim. Önemli olanın, şimdiki durumu olabildiğince kalıcı kılmak ve iyi olması yönünde üzerine çalışmam gerektiğinin artık farkındayım. Bunun için çok çalışıyorum...

Hiç ama hiç istemem, beni gerçek anlamda anlayın! Anlamasanız da olur. Ama bilin ki çok özledim, söylemeye ihtiyaç duyuyorum. Ayakta olmaya, kendimi tek başıma da bir şeyler yapabilir hissetmeye, aşık olmaya, sevmeye-sevilmeye, kendimi birinin peşinden gitmekte tamamen özgür halde hissetmeye ve de bazen hayallerden öteye geçip yapamasam da bir yerlere gidebilecek halde olmayı özlüyorum... Kendimi çok uzak hissediyorum, tüm bu bahsettiğim hayallere ve geçmiş görünen geleceğime, ama çok özlemiş halde de buluyorum. Bu özlem yoruyor bu sıra beni. Açıklamadıkça, kendimi geçtim bir şekilde anlatamadıkça içimde büyüyor sanki...


Hayallerde gezmek hala en güzeli şu an, çünkü hiçbir fiziksel engel yok! Ama ben maddi bir engel isteyecek duruma geldiğime de inanamıyorum. Eksik dilek dilemek istemiyorum, buna çok karşıyım. Ama sağlığım yerinde olsun, gerçekten işe yaradığımı hissettiğim bir işim olsun ve kendi emeğimle o fırsatı ayarlayıp gidebileceğim zamanı bekleyeyim! Gerekirse uzaklara gidemeyecek maddi eksiklikte bulunayım ve bekleyeyim uzaklara gitmek için biraz daha... İşte tam da o yoğunluğun arasında, en yakınımda bulunan sahil kenarında veya bir yeşil alanın içerisinde nefes alayım! Yürüyerek, özlediğim gibi ve sevdiklerimin de istediği gibi sağlığımdan endişe duyulmadan...

Tüm bunları üç kelimede toplayabiliyorum tabi; Ben iyileşmek istiyorum...



Bu dünya küresi şeklinde gökyüzü resmi; Sevgili Didem Duygu Demir'in, duygudd_eatpraylove adlı instagram hesabının hikayesinde yayınladığı görüntülerden en sevdiklerimden biri... :)


Soğuklar başladı, mevsim geçişleri etkiledi ve ben kendimi fiziksel olarak güçsüz hissediyorum.

Bunu "sığamadığım bir bedene ruhum sanki bol gelmiş gibi!" diye anlatabilirim.

Bir de "hayalini kurduğum üzere kaybolduğum şehirlerde, bilmediğim ama sanki ezberimdeymişçesine bildiğim sokakları, yemeklerini ve her türlü özelliklerini bilerek dolu dolu  gezdiğim gibi; tamamen sağlıklı halde, ayakta gezmeye ihtiyaç duyduğumu da" söyleyebilirim...

Artık yetmiyor ve kabullenebiliyorum. Bilin ki bu kabullenmemin de ardında, çabalarımın üstüne yeni denemek istediğim şeyler var. Onları da yazacağım, gurur duyarak ve işe yaramasa bile denediğime içim rahat halde...

Umarım beni bir dahaki Egzersiz Günlüğüm adlı yazımda da okursunuz. Hayat Hikayem yazı dizimde veya hastalığım ile ilgili yazdığım yazılarımda beni okuduysanız, ben bu konularda da geri dönüyorum yine buraya. Zira sadece hareketlerimi yaptığımdan bahsediyordum, kendimi anlatmadıkça bu sığamadığım bedene sığmaya başlıyorum. Oysa ben, ruhumla bu bedeni harekete geçirmek istiyorum...

Sizce başarır mıyım? Bence çok istersem bunu da başarırım, başaramazsam da daha fazla çabaladığıma da mutlu olurum... Her türlü karda olan yine ben olurum. :) Sevgilerimle...

22 Ekim 2018 Pazartesi

Okuma Yazma Dönemi - Ekim 2018


Bugüne bugün, İlkokul birinci sınıf öğrencisinin teyzesiyim... Çok şükür bin şükür, Kağan Efe bu sene resmen daha resmi bir şekilde okullu oldu. :)

Dönem başladı başlayalı, okul ciddiyetimiz ve ödevlerimiz başlamıştı kuzumun zaten ama biz burada değildik; annemle Antalya'da idik. Biz gelene dek, ablam ve eniştem tek başlarına iş sonrası yorgunluklarıyla hallediyor ve uykuya doğru yaptırdıkları ödevleri sırasında, haftaiçi derslerinde epey de zorlanmaya başladıklarını söylüyorlardı. Geldik ve haftaiçi okul sonrası ödevlerini ben devraldım. Geçen hafta pazar günü geldiğimizden beri ödevlerine yardım benden...

İşte bugün tam bir hafta oldu beraber ödevlere başlayalı ve ciddi ciddi "Okuma-Yazma Dönemindeyiz" diyebileli... :)



İlkokullu teyzesi olmak da güzelmiş. Kreş, anaokulu derken şimdi de bu. Kendimi kendim büyümüş gibi hissediyorum yine bu sıra... Öyle bir gurur ve mutluluk dolu yani, şükür ki...

İlk ödevlere yardıma başladım 15.10.2018 Pazartesi günü... Kağan'ın yapabildiklerine odaklanmakta ve ona tamamen yardım etmeden, eksikliklerini giderebilmekte o gün biraz zorlandım. Okuma yaptığı sırada, kendimi zor tuttum hatırlatmamak için. :) O gün biraz okumada eksik kalmış gibiydi, belki de haftasonu unutmuştu biraz. Bilemedim ama eksik öğrenmiş gibi gelmişti... Okumaları sırasında, heceleri okutmaya çalışırken onun durakladığı zamanlarda istemsizce dudaklarımı kıpırdatıyordum... Aklıma küçükken yemek yedirirken ki hallerimiz geldi; kaşığı ağzına götürdüğüm sırada o ağzını açsın da yemeğini yesin diye uğraşırken de, ağzımı istemsiz açardım o kaşığı ağzına alana dek... :) 

O günlerden bugüne geldik işte... O yüzden kendimi de büyüyor hissediyorum belki de.


Ertesi gün daha güzeldi okuması ama bu sefer de yazma konusunda zorluk çeker olduk... Bir önceki gün okuma konusunda verdiğim tavsiyeleri ve de kuralları almış olduğunu gösteriyordu bu. Ama dikte konusunda zorluk çekiyordu. Bir de tabii daha yeni yeni dikte mevzuusuna geçiyorlardı. Dikte, heceleyerek okumak ve onun kendisinin yazmasına izin vermek demek bu arada... Düşündüm de, acaba bize de bu yaşta dikte yaptırdılar mı acaba?


17.10.2018 Çarşamba günü ise; okuma yazma ödevi vardı ama heceleri yazmaktı ödevimiz, öğretmenimizin verdiği kağıtlara. Güzel yazı defterine dikte ödevi olmadığı ve sadece hecelere dikkat etmesi gerektiği için, bol bol okuduk daha çok. O yazarken bile okutmaya çalıştım ki, öğretmenin istediği kadar çok ama sıkılmadan okumayı pekiştirsin... Çarşamba günü, ona ders çalıştırırken kitap okuyarak onu sıkmamayı ve o şekilde kontrol edebileceğim bir ortamı oluşturabildim böylece. O halimizi çok sevdim. Birkaç günde onun çalışma düzenini oturtabilmiş ve aklına okuma yazma konusunda dikkat etmesi gereken kuralları öğretebilmiştim sonuçta... :) Hangi dönemde olduğumuza ve öğrettiğimiz şeylere göre, sevinç unsurları apayrı değişiyormuş meğer...


Çarşamba gününü de, beraber yan yana yatıp onu uyutmaya çalışırken ki hallerimizde, sessiz ama müdahaleci tavrımı gördüm sanki. Küçükken hem uyusun diye uğraşırken onu kontrol ediyor, hem de yanında ona eşlik ettiğimi hissettirip uykusunu kontrol ediyordum. Bu sefer de, dersini yaparken onu korumacı tavrımla gözetiyor ama ona sıkıntı vermemeye ve kendisi yapsın diye çok da müdahale etmemeye çalışıyordum bir de... Hem kitabımı okuyor, hem de onu gözden kaçırmıyordum işte yine... :) 


Velhasıl İlkokul birinci sınıf olduk biz, Allahım isteyen herkese nasip etsin. Yeğenini, çocuğunu, kuzenini büyütsün ve bu güzel gelişimleri sağlıkla izlettirsin inşallah... Sistem değişmiş, öğretmenin verdiği yönergelere uymak bazen kolay değil. Ama yeniden öğrenmek her zaman güzel ve özel yine de. Bazen kafa karışıyor ve ona karşı az biraz hata yapıyorum, bir bakıyorum o benim harfleri telafuz etme hatalarımı düzeltiyor. Şimdi hem fiş niteliğindeki cümleleri, hem de kelimelerin ve öğrendikleri harflerin gidişatı değişik zira. Biz de yeniden öğreniyoruz. :)

Okuma Yazma Dönemimizde, hafif asiliklerimiz de yok değil bu arada! Hani 5 yaşına dek sürüyordu inat ve dönemsel değişimler? diye soruyoruz kendimizce... Bir diğer tavırlar şimdi de var, hala ben daha çok bilirim ve bildiğimi okumak istiyorum tavrı. Kantinden istediğimi alabilirim özgüveni yüklenmiş beyefendiye, ikna etmek zor olsa da bir yolunu bulma uğraşlarında geçiriyoruz günleri. Var olandan daha fazla olsun derdine kapılmış, sınıf ortamında zamanın getirdiği nasıl bir unsur varsa; bizim de küçüklüğümüzdeki gibi, arkadaşım alabiliyor ama derdi sarmış kuzumu... :) 

Bunların hepsi ona anı olarak kalacak ve ileride anlatacağım mesela. Diyeceğiz ki; ah o ilk senende, ilk ergenliğini yaşamaya başladığını hissettik! Sana ağır gelen her şeyde, amacımız seni korumaktı yine. Ödevlerinde ara sıra molalar verirdin ama sorumluluklarına sadıktın. Ödevine de dersine de okul eşyalarına da kıymet veriyordun, ama yorulduğun zaman çok çabuk acele ediyor ve inada bindiriyordun...

Yine elbet arada zorlanıyor ama bir o kadar da zorlu anları geçince gülüyoruz işte. :) Ben bir yeğenimin olacağını ilk duyduğumdan doğduğu ana dek, değişimlerinin büyüdükçe de değişip gelişeceği bir gelişim beklemiyordum! Yaşıyoruz, beraber büyüyoruz ve o öğrenirken bir kez daha öğreniyoruz.. 



Bu sıra lisede gördüğümüz felsefe derslerimizde, en tartışmalı cümlemiz olan şu felsefi söze taktığımız zamanları hatırlıyorum sık sık. O zamanlardan bu zamanlara beklemediğim kadar bu sözü anlıyorum; 

Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir!


Gün geçtikçe daha çok anlıyorum; istemsiz şekilde gelişirken, değişmeye de devam ediyoruz... Sağlık olsun ve her çocuk mutlulukla dolu öğrenim ile dolsun! (:

Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...