19 Haziran 2016 Pazar

Pazar Yazısı #28 - Babaların Pazarı, Değerlendirme Pazarı


Diğer Pazar Yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz... İyi okumalar. :)

Bugün babalar günü Pazar'ı idi. Ve bizim evde birkaç gündür başlamış olan ileri tarihlerde çıkmayı düşündüğümüz Antalya yolculuğu öncesi bir temizlik telaşesi var. O sebepten biraz bugün geç uyanmıştık ailecek. Hal böyle olunca kahvaltıya geçemeden Kağanımla ablam geldiler, babamın babalar günü hediyesini vermeye gelmiş beyefendi bize. Babamın hediyesini kendi seçmiş, "Ben aldım." diyor o tatlı diliyle bir de. İlla bu olacak diye, kırmızılı lacivertli bir tişört almış annesiyle babama. Onu verdi ama babamdan daha çok Kağanım hediye paketini açmaya hevesli idi. Nihayetinde de beraber açtılar zaten. :) 

Bu fotoğrafları çekerken ablam yeğenime "Oğlum ne diyecektik bir de?" dedi, Kağanım da "Dedeler günün kutlu olsun." dedi babama sarılarak. Öyle ya, Babasının babalar günü, dedesinin de dedeler günü idi onun açısından. Yolda konuşmuşlar ve o da dedeler günü diye demeyi aklına yatırmış olmalı. Bunu sormadım ablama o güzel anlarda ama tahmin ediyorum, zira anneler gününde de gelip benim "teyzeler günümü" kutlamıştı. Küçük aklını severim ben kuzumun ve kuzucukların, zira en mantıklı ve en sevecen açıklamalar onlarda. Hiçbir şeyin olamaz yanı yok, bu seneden sonra her anneler günü benim de "teyzeler günüm" olacak Kağanım sayesinde... :)

Bugün babamın, eniştemin ve tüm yakında veya uzaktaki babaların babalar günüydü. Canım babamın ve tüm babalarımızın babalar günü kutlu olsun. Babalar anneler kadar anılmıyor, anılamıyor. Onların dışarıda çalışmak ile başlayan ailelerine karşı sorumlulukları var. Eniştem mesaiden çıkıp eve gelip yatmış olduğundan ablamlarla gelemedi, akşama doğru geldi mesela. Bu çalışma sorumluluğundan ötürü, okul çağlarımızda babalarımızı göremediğimiz oluyor işte maalesef. Babam da bizim için öyle idi mesela, hafta içi görüşemez hafta sonları da işten gelişini bekler ve akşamları sohbet imkanı bulabilirdik küçükken. Daha sonra büfe işletmeye başladık ben daha ortaokulu bitirmeden, 10-11 yıllık bir sürede de istisnalar haricinde gece yarısı 12.30'lara kadar göremez olduk babamı. Ama bu sefer de bekleyemediğimiz akşamlardan ötürü görüşemediğimizden sebep; her fırsatta annem dükkana bakar, babam bizimle vakit geçirmeye gelir olmuştu gündüzleri. 

Ailecek fedakarlıklar çerçevesinde bir aile ilişkilerimiz oldu yani -şükür- ömrümüz boyunca, baba ve kızları ve ailecek bir arada olabileceğimiz anlar için. Ömrümüz boyunca değişmez değerlerimiz olsun; sevgimiz, fedakarlığımız ve huzurumuz, cümlemiz için. Babam, babalarımız... Allahım onları başımızdan eksik etmesin, babalık görevini layığıyla yapan babalarımızın ve de baba gibi annelerimizin babalar günü kutlu olsun...


Ve bugün bir değerlendirme içeren bir Pazar'dı aynı zamanda. Son finallerden çıktıktan sonra, gittiğimiz alışveriş merkezinde babamla aldığımız cam kalemleri ile arkadaşımın hediye ettiği cam üzerine karakalem çalışması vardı düzeltmek istediğim; bu yazımda fotoğraflarını da paylaşmış ve hikayesini de yazmıştım... İşte o cam kalemlerde, ortaokuldan beri kullandığım bu aksesuar kutumu düzeltme kararı aldım birdenbire bugün, odama masamı toplamak için oturmuşken. Rengi epey solmuş geliyordu, ki sol resimde de belli diye düşünüyorum hala. 6'lı cam kalemlerinin sarı ve kırmızı renklerini kullandım. 

Resim çekmek aklıma, ortadaki çiçeğin 2 yaprağını çizmişken geldi. Çiçeği çizdim önce, sonrasında üzerinde kabartma gibi görünmesini sağlayan yapıştırılmış kırık yumurta kabuklarının aralarını ve çiçeğin yapraklarının ortasını sarıya boyadım. Biraz kurumasını bekledim ve baktım ki gözüme eski halinden daha hoş görünüyor, çevresini kırmızı kalemle belirginleştirdim ve dışındaki tüm yumurta kabuklarının üzerini de sarıya boyadım. Gözüme daha canlı ve de tatlı göründü son hali. Epeydir solgun oluşu canımı sıkıyordu zaten, sonuçtan memnunum. 


Bahsettiğim cam kalemler, Edding marka, 6'lı bir pakette Porcelain brushpen diye geçiyor ismi. D&R'dan linkini buldum, burada. Biz Bauhaus mağazasından, 24 TL'ye almıştık ama sanırım aldığımız hafta indirimde idi.

Sonuç olarak; bu durumdan memnun da olsam, ahşap boya ve fırçalarım olmadığından sebep böyle bir şeye başvurdum. Ahşap boya ile boyasam daha güzel olurdu ama ufak bir değerlendirmenin sonucunu da fazlasıyla aldım bence. Silerek de denedim, boyasının çıkması veya akması gibi bir sorun olmadı öğlenden beri.

Ve bugün, değerlendirme sonrası odamı toplamayla ve yeniden düzenlenmiş bir masanın güzelliği ile bir Pazar'ı daha bitirdim. Bu akşam Gönül ablamlarla babalar günü yemeğini yedik bizde ve serinliğe doğru ferahlamışken gördüm ki; hem bugünkü birliktelerimizle ve kendi uğraşlarımla, hem de bir şeyleri ertelemeyişlerimle mutlu idim. Bugün hep aklımda olan şeylerden biri de şuydu; yeniden hayatımı yazma hayalime yönelmenin zamanıdır, ertelemesiz, kararlı ve de başaramayacağımı unutarak. Öncesinde toparlamam gerek dediklerimi toparladığıma göre (Yazılarımı, yazma ortamımı ve kendimi), sıra yazmaya yeniden başlamakta; tez zamanda inşallah. 

Mutlu akşamlar ve mutlu bir hafta olsun hepimize. Sevgilerimle... :)

18 Haziran 2016 Cumartesi

Yeğenimin İlk Karne Günü Sayılır - 17.06.2016


Her öğrenci gibi, Kağanım da bu Cuma karnesini aldı, yani dün (17.06.2016). :) Bir ilki daha yaşamış olduk Kağanımın hayatında yani dün. Sabah kalkmadan önce yatağımdan annem ve babamın seslerini duydum; "Bugün Kağanımız ilk karnesini alacak, bugün karne günü." diyorlardıı. Kağanım ise şöyle cevap verdi; "Ben karne almayı severim." :) Nice karne günleri olsun, severek aldığı nice karneleri olsun inşallah.

İlk günkü heyecanının hep sürmesini istiyorum ben. Bir karne notu için kendini yıpratmayacağı, çalışkan ve sorumluluklarının bilincinde bir karakterde, iyiyi-doğruyu ve güzelliği öğreneceği, ihtiyacı olan esas bilgilerin verilmesinin daha fazla amaç edinildiği bir eğitim ve öğretim hayatısının olmasını diliyorum ben yeğenim ve tüm çocuklarımız için... 


İlkler her zaman güzel oluyor bence, bu her ne kadar bir kerelik oluşturulan sınavlarla belirlenen bir ömürlük notlardan oluşan karnelerden değilse de... Bu karne velilere verilen bir karne daha çok elbet, Kağanım okul öncesi kreşinin ilk senesini bitirdi. Daha okul karnemizi almamıza, 2 sene daha var. Ama bu bile benim için, yeğenimin ilk karnesi. :) Kağanımın heyecanını da, bu aldığımız okul öncesi değerlendirme kağıdından oluşan karnesini unutmayacağım. Bunun yeri ayrı olacak bende, zira ilk defa arkadaşları ve arkadaş çevresi oldu kuzumun. 1 senede çok anı biriktirdik, o bir ömür hatırlamazsa bile bizim hatırlayacağımız anılar olarak yanımıza kar oldu... 

Dünün sabahında Yalova'ya gitmeden öncesinde kapıda servisimi beklerken, Kağanımın fotoğrafını çekip İnstagram'a bir resmini atmıştım; burada... O paylaşımımda da bahsetmiştim; ne çok ciddiye alınmalı ne de çok umursamaz olmalı karneye karşı. Nihayetinde eğitim sistemimizin eksikliği gözler önünde. Sınavlardan sınavlara koşup duruyoruz, tam 16 yıl boyunca (o da lisede sınıfta kalmazsak, üniversitede de her dersimizden bir kerede geçtiğimizi varsayarsak). Benim için -hem okumuş hem de okumaya yeni başlayacak olan bir yeğene sahip olan biri olarak- önemli olan şeylerin önceliğinde faydalı bilgiler öğrenmek var. Her öğrenci kendini kurtarabilme hakkına sahip olmalı mesela, bizim ülkemizde bu eşitlik ne yazık ki yok. Ben göremiyorum doğrusu, şartlar hepimiz için uçurumlar kadar farklılık içinde... 

Ben Kağanım için hep yineliyorum şu sözlerimi; "bir gün çocuğum olur mu olmaz mı bilmiyorum ama yeğenimi de doğurmadığım çocuğum gibi düşünüyorum, yeğen resmen evlat yarısıymış," diye. Yeğenim için yani evladım için şunu istiyorum; mutlu bir eğitim hayatı olsun, güzel bir hayat yaşayabilmesi ve çevresine bunu yayabilmesi için. Büyüdüğünde öyle olsun ki; okul sadece sınavdan ibaret değil diyebilsin. Doğruyu öğrenmeye ve öğrettiğini de başkalarına öğretmeye hevesli bir öğrenci olsun. Yararlı bilgileri güzel ortamlarda öğrenebileceği, sadece ezber değil de hayat içerikli bilgilerle dolu bir eğitim hayatı olur; Kağanımla ve sonrasındaki nesillere...


Bu şartlar çerçevesinde; cümlemize çocuklarımızın mutlu olduğu nice karne günlerini görmeyi diliyorum hepimiz adına, bir de hayallerindeki gibi okuyup hayallerindeki yerlere gelebilmelerini ve mümkünse eşit şartların sağlandığı bir Türkiye'de olmasını umuyorum. Sevgilerimle... :)

15 Haziran 2016 Çarşamba

İnternet Günlüğüm 2016 - #4 - Anlam Verdim-Veremedim - Haziran'ın İlk Yarısı 2016


Hayat bazen anlam verebildiğim bazen de anlam veremediğim anlarla geçiyor bu aralar. Mesela bir ameliyattaki ince çizgileri düşünmekle ve sonra o ameliyat sonrasındaki küçük veya büyük şükürlerimizde...


Resim bugünün (15.06.2016'nın) gün batımı sonrası...

Hayat bu ara sağlık sorunlarımızla uğraşmakla geçiyor; Mercan teyzemiz son yazdığım yazının ertesi gününde ameliyata girdi, 8-9 saatlik bir ameliyattı bu. Her ameliyatın tehlikeli sonuçları olabileceği gibi, bu ameliyatın da tehlikeli sonuçları vardı. Çok şükür, Cuma günü (10.06.2016) akşam vaktinde 18.00-19.00 suları arasında ameliyattan çıktı. Süreç zorlu geçti ve annem de daha bugün akşama doğru döndü evimize. İnşallah bundan sonraki süreçler kolay ve güzel olur Mercan teyzem ve bizler için...

1 haftadır, babamla evdeyiz. Gündüz Kağanım bizimle, akşamları da biz bizeyiz işte. Annemi 6 günlük bu süreçte çok özledim, özlem haricinde de büyük sorunlar yaşamadan günlerimizi atlattık işte bugüne dek; çok şükür... Yardıma gelenlerimiz ve arayan soranlarımız sağolsun... :)


Bugün Haziran'ın ilk yarısında ne yaptık ki diye düşündüm, sonra aklıma bu tablo geldi.


 Mayıs 2012'de Üniversitede hem yakın arkadaşımlarımdan biri hem de sıra arkadaşım olan, sırdaşım-ortağım Dilek'in hediyesi idi bu çizim. Biraz son zamanlara denk gelmesinden ötürü, çizim kalemi tam bulamamış olmasından ortağımın çizimleri eve dönüşümüzden ve yerleşimimizden sonra bir toz alma esnasında silinmişti renkleri. Bunu geçen haftalardan, aylardan ve yıllardan sonra, istediğim cam boyalarını bulamayınca ertelemiştim. Ta ki, 5 Haziran'a dek. 5 Haziran'da aldık nihayetinde babamla, 6'lı bir cam kalemi seti. 20 Tl verdik. Ama 8 Haziran 2016'da başardığımız sonuç sağ taraftaki resimde saklı işte... :)

Düşnmüştüm, ben veya babamla biz düzeltince hatırası bozalacak belki diye. Ama sonra gördüm ki; Hatırası bozulmadı ve bozulmayacakmış da. Hala baktığımda ortağımı hatırlıyorum, düzenlemeleri yaparken de yaptıktan sonrasında da; bu tablo hala Dilek'in yaptığı bir tablo olarak kalacak, diyebiliyorum...


Haziran'ın ilk yarısında, finallerin bitmesiyle epey rahatlamış oldum. Bu sene derslerden ötürü epey yorulduğumu zaten yeterince yazdım ve dillendirdim. Ve şimdi kendimi hem kafesinden salınmış bir kuş kadar özgür, hem de düşüncelerimle yorulmuş halde kafesinden başka bir yere ihtiyaç duymuyormuşcasına sıkıntılı hissediyorum. Bu resim bu düşüncelerimi kapsıyor...

Ne kötüyüm diyebilirim, ne de içim dışım sıkıntı dolu. Sadece endişe doluyorum yerli yersiz, yapmak istediklerim ve yaptıklarım birbirine karışıyor. Hayat var ya hayat, sanırım böyle anları bilerek seçip önüme koyuyor. Zira bu anlar olmasa sıkıntıdan patlarım ama bu anların varlığıyla da bazı geceler yorgun hissediyorum kendimi. Geceleri de gündüzleri de es geçtim, kötü düşünmek veya ne istediğimi bilememek kötü. Ve bu kötü dediklerimde buluyorum bazen kendimi... Haziran'ın ilk yarısını böyle bitiriyorum işte... 



Ve dün başladığım yeni örgüm. Biraz sürpriz olsun istiyorum birilerine, ne yapmaya başladığımı bile söylemeyeyim diyorum. Bitirir bitirmez yazısı da gelir inşallah, diye düşünüyorum. Dünden beri bu ipimin rengi beni benden alıyor, bir üst resimdeki hislerimi dünden beri azıcık yoluna koymaya da başladı bile. Sonunda ne olacağını görmek büyük bir mutluluk olacak bana yine, bekliyorum o günü. 

İçimde garip duygular, garip hisler ama az yazma hisleri vardı. Zorlu bir döneme giriyoruz gibi hissetmiştim kendimi, hala da öyle hissediyorum. Çabuk gelsin geçsin diyorum, yüreğim sıkışıyor gibi oluyor bazen. Yazmak isterken, kendimi sadece düşüncelerde boğulurken buluyordum ya hani bir süredir; iste bu duygular bana daha fazla düşüncelerim ve karmaşık hislerimin altında, açıklık dolu düşüncelerim olduğunu da hissettirdi. Yazmaya hazırım gibi... Bazen her şeyin altında bir hayır vardır diyordum ya, benim hayırım da budur belki. Haftasonuna doğru değişik kapsamlı bir yazı gelsin o zaman inşallah. Kader, kısmet tabii ki de; ötesini düşünmeden söylüyorum efendim.. :)

Sevgilerimle; Haziran'ın ikinci yarısına girdik, mutluluklar ve sağlık haberleri bizlerle olsun inşallah... :)

10 Haziran 2016 Cuma

Sıkıntılarla Biten Mayıs, Umutlarla Ve Bekleyişlerle Başlayan Haziran


Mayıs hastalıklarla geçti, Haziran ise 4-5 Haziran'da biten finallerden sonra umutlarla ve de bekleyişlerle devam ediyor... Hastalıkları da getirdi elbet Mayıs'tan kalma bir biçimde Haziran, halsizliklerimiz henüz yeni yeni bitti. Bugün annem küçük dayımız ve yengem ile beraber İstanbul'a gitti bu akşam, Mercan teyzemiz ameliyat olacak yarın hayırlısıyla ve sağlıcakla geçecek inşallah. Şimdi bunun bekleyişi var evlerimizde, ailecek. Allahım hayırlısını nasip etsin, sağlık ve şifa versin inşallah Mercan teyzeme...

Biraz endişeli, biraz da umut doluyum işte bu sebeplerden. Salı günü doktora gittik babamla; mevsimsel alerjik rinitim için doktor ilaçlar verdi ve toparladım kendimi şükür. Epey iltihap söktüm ve iki haftadır hastalıklarla boğuşurken, epey kilo verdiğimi etrafımdan duydum. Sevinsem mi üzülsem mi bilmiyorum, ama yazın gelmesiyle iştahımın kaçtığına ve de uğraşlarımın da verdiği sonuç ile yeme ölçülerimi ayarlayabildiğime çok seviniyorum bu ara... :)


Sakinliği yaşıyorum bir yandan, bir yandan da yeni bir döneme girmiş gibi hissediyorum. Zorlu bir Mayıs ayını geçirdikten sonra, Haziran'a kavuşmak ilaç gibi geldi. Ama biraz halsiz bırakan bir ilaç, hala dinlenme sürecindeyim... Ve de yarın iyi haberler alabilmeyi umuyorum; gerek Mercan teyzemden, gerekse de iyi haberini beklediğimiz herkesten ve her yerden... İyiyim diyorum; ama sürekli yakın çevremizden ailemizden ve de uzak çevre dediğimiz ülkemizin dört bir yanından kötü haberler alarak ne kadar iyi olunabilirse, o kadar iyiyim bu sıra işte... Kendimi sakin tutmaya ve bu süreçlerden en az derecede etkilenmeye zorlar derecede tutuyorum.

Bunlara rağmen; Umutlar biriktirmiştim ben, sınav dönemlerinde ve yine. Sınavların zorunlu ve sıkıcı stresinden en az etkilenebilmek adına bir girişimdi yine bu durum. Sınav bitince şöyle yapacağım, sınav bitince böyle yapacağım diye.... Kendimi sınav döneminde hem ferahlatmak gereği duyduğumdan hem de isteklerimi ertelemek zorundalığımın farkında olduğumdan ötürü... Mesela dedim ki;

Bulunduğum ortama tamamen adapte olacağım... Derslere ağırlık vereyim derken, bölünmüştüm resmen bu sene. Ailemin yanında ve kalabalıkta ders çalışıyor olmama rağmen, az geliyordu hem ders hem de Biraz ağır geldi çünkü, ilk dönemdeki ders sayımın çokluğundan sonra dersler bana...

Kitap okuyacağım bol bol... Ve bugün başlayabildim, yarım bıraktığım kitaplarıma ve beni okumam için bekleyen kitaplarıma... :)

Yazacağım bol bol, yeniden... Evet buraya yeniden yeni dönmüş gibi görülebilirim ama kendimce yazmaya çalışıyorum. Yeniden yazıyormuş gibi, hiç anlatmamış gibi kendimi ve çevremi kendimce yazıya dökmeye çalışıyorum. İkinci dönemdeki ders çalışmalarım yüzünden, yazmaya uzun bir ara verir olmuştum epey...

Yogaya başlayacağım... Bir ara epeyce ilgilenmiş ve bu yolda nefesimi de düşünme gücümü de epey yoluna sokmuştum. Nefesim için de düşüncelerim için de geçerli olması gereken bir uygulama olacağını düşünüyorum ve yoga felsefesini beğeniyorum. Yeniden başarmaya başlamış hissettirmiş durumda, yoga konusu beni...

Gereksiz eşyalarım varsa, diyetine gireceğim... Malum geldi yine yaz vakti, odamda ve eşyalarımda temizlik yapma zamanım geldi diye düşündüm. Kullandığım kullanmadığım eşyaları ayırmak gerek, şimdilerde kullanırım diye eski-yeni neleri neleri biriktiriyoruz. Defterler, kitaplar, eski notlar derken doluyor etraf resmen. Elimdeki kitaplar bitene dek kitap almama sözüme, elimdeki defterler bitene dek not defteri tarzı defter de almamaya karar verdim. Sonra bir de; elime geçen eski-yeni ne varsa kullanacağım deyip koyduğum ama kullanmadığım birçok şeyi, Haziran bitmeden temizlemeyi bitirmeyi düşünüyorum...

Yapacaklarım listeme yeni maddelerimi ekleyeceğim ve daha çok önemseyeceğim... Yapmak istediklerim listem var benim; taa ne zamandan kalma ve epeydir yeni maddeler ekleyemediğim. Kendisi burada... Yapmak istediğim ve ciddiye almam gerektiğini düşündüğüm birçok şey daha var bu listeye. Hayat gerçekten çok kısa ve yıllar çok çabuk geçiyor...


Ve belki de en önemlilerinden biri, kendimi ve hastalığımı yeniden anlatmaya başlayacağım. Ne zamandır istediğim şeylerden biri idi bu, ders zamanında artık zamanı geldi diye düşündüğümü hatırlıyorum. Hastalığım bilinmiyor ve de o kadar çok tedavi sonucu bekleniyor ve de öyle az ödenek sağlanıyor ki... MS'i, Omurilik Felçi, ALS'si, tedavisi bulunan o kadar çok hastalık bulunurken, Kas Erimesi hastalığının 15 seneye yakın süredir bizim bildiğimiz kadarıyla tedavisi aranıyor ama bulunamıyor biliyor musunuz? Sebebi ise, yetersiz ödenek ve yetersiz yapılan araştırmalar...


Yani yapacak çok şey var, benim de dönüşüm var yeniden buralara ve normal hayata. Derslerle beraber, yapmak istediklerimi hayata geçirebilmeyi çok istiyorum bu yaz ve bundan sonrasında yine.... Bir de bitirmeden önce, bugün günlüğümün arasında bulduğum notu yeniden paylaşmak istiyorum; hepimize tavsiye olarak;


Hayatımızı, yaşamak olan işimizi şansa bırakmayacağımız günler diliyorum hepimize. Hayat ince bir çizgi. O ince çizginin henüz ötesinde değilken, -yapmak istediğimiz ne varsa- şu anda yapmalı, ötesi hikaye ve boşa zaman kaybı... 

Umutlarımız ve bekleyişlerimiz hayra çıksın, yapmak istediklerimizle de amaçlarımıza ve hakkımızda güzel olacakları görebilmeye erişelim inşallah. Umutlarımla, sevgiler...

7 Haziran 2016 Salı

Final Haftasonu Ve Piknik Keyfi - (04-05).06.2016 - Haftasonundan Kalanlar



Bir final haftasonunu daha geride bıraktık, bir seneyi daha bitirdik ailecek Aöf İkinci Üniversite Sosyoloji bölümümde; 04.06.2016 ve 05.06.2016 tarihlerinde. Ah ah normal şekilde bitirebilse idim, bitmiş olmalıydı şimdi okulum esasında diye düşünüyorum bugünlerde de; ama hastalıklar daha ilk senemin ikinci döneminde beni yalnız bırakmamıştı ki, bitireyim güzelce tüm derslerimi zamanında. Alttan derslerimi olabildiğince son seneme dek bitirdim şükür ki, sadece 3-4 tane kaldı alttan ve onlar da bu seneden kalanlar. Sağlık olsun dert de etmiyorum aslında, sadece geç olsun da güç olmasın diyorum... :)

Yorucu geçti bu sene tüm sınav dönemlerim, ayrı şekilde ayrı derecelerde yorucu idi hem de. Çok fazla dışarıda bulunmadığımdan olsa gerek tüm kız ve sene dahilinde, hava şartlarına uyum sağlayamamış olmalıyım. Bir de erken kalkmalara ve tüm gün dışarıda kalmalara... Öyle böyle bu sene de ders dönemlerimi bitirmiş olduğum için çok mutlu buldum kendimi Pazar günü. 

Üstteki resimde; sağdaki resim Cumartesi günü (04.06.2016) öğleninden Avm'de öğlenki sınavları beklerken, soldaki resim de Pazar akşamı (05.06.2016) piknik'imizin bitmek üzere olduğu dakikalardan... Cumartesi günkü yorgunluğuma rağmen resim de çekinebildim işte ben. O gün bu fotoğraf çekinme durumu, benim için zorlu geçen bir sınavımın ardından uykulu halimden kurtulabilmem için savunma mekanizması çabalarımdan biri idi. Kendime gelmem için odaklanabilmem gerekti bir şeylere, üst bölümde annemleri ve ablamları bir masaya oturmuş beklerken. İşe yaradı da elbet, ama zorlu idi o gün benim için oldukça...


Pazar günü sınavlardan annem ve babamla ablamları evlerinden alıp, alt komşumuz Gönül ablam ve Taşkın abimlerle piknik sahasına gittiğimizde inandım bittiğine sınavlarımın. Sınavlar nasıl yormuşsa, açık hava da o kadar iyi geldi o andan sonra...

Bolca sohbet ettik yine, piknikte sakinlik anlarının tadını da çıkardık. Ve çokça Gönül ablamla sınavların bittiğine inandırmaya çalıştım kendimi. Uzun çalışmalarımın sürdüğü çalışmalarımın sonunda zor oluyor bittiğine inanmak... Sonrası uzun zamandır da böyle bir piknik yapmamış olduğumuzun farkında olarak piknik yapmaya koyulmak oldu... Üstteki resimler de o Pazar'dan işte, 2016'nın ikinci piknik Pazar'ı idi kendisi. Gülen yüzlerimiz hep beraber gülsün inşallah böyle...

Kendime gelmem de zor oldu bugüne dek. Alerjik Nezlem devreye girdi, sınavlar daha başlamadan öncesinde ve sonrasında da katlanarak devam etti... Açık havada bulunmak güzeldi, beraber olmak ise ayrı güzel. Ablam-eniştem-Kağanım da bizlerleydi. Beni tek sıkan konu o gün, Kağanımın gözden kaybolacak olma korkusu idi. Pimpirikli olduğumu zaten biliyorum, bunu da kendime biraz ben enjekte ediyorum; artık bunu da biliyorum. Korkuyorum, oturuyor olduğum için bir şey olduğunda farkında olsam da uzağımda olan yeğenime erişemeyecek olmak beni endişede bırakıyor çünkü. Bunun farkındayım ama bir süredir konuşmanın gerekmediğine inanıyordum, artık dile de getirebiliyorum. 

Şimdi o günden itibaren; Taşkın abi ve Gönül ablanın da desteği ile, aldırış etmemeye karar verip uygulamaya başladım o gün. Ama kolay kolay adapte olamayacağımın farkındayım, kabullenmek ve bu durumdan kurtulmaya karar vermek bile bir şeydir değil mi? Şimdi Kağanım ben kadar korunmaya muhtaç sonuçta ve de kanı epey deli akıyor. Cesaret deseniz, hat safhada. İster istemez düşünüyorum, endişeleniyorum ve içgüdülerimin esiri oluyorum bende teyze olduğumdan beri... 

Bu yazın ikinci pikniği bu çerçevelerde sakin, kararlı ve güzel geçti işte geçtiğimiz Pazar günü. 2 haftadır Pazar günleri piknikteyiz ve bu haftaki piknik benim için daha güzeldi; hem aklımda finaller yoktu hem de bir önceki piknikteki rahatsız halimdeki gibi değildim çok şükür. Bu Pazar bu sebeplerden, uzun zaman sonra ailecek piknik yapıyor da olduğumuzdan ve de Gönül ablamlarla ilk piknik deneyimimizi de tattığımızdan fazlasıyla huzurluydum şükür... :)


Uzun zamandan sonra geçirdiğim değişik bir haftasonu idi işte o iki gün; finalleri bitirmenin huzuruyla, farkındalıklarla, ailecek piknikle, ilklerin güzelliğiyle... 

Hem tadımlık hem de doyumluk anlar vardır ya hani, öyleydi benim için. Çünkü bu Cumartesi, çokça mesaj olarak aldığım noktalar oldu. Bu noktalardan en çok karşılaştığım durum da vardı ki; bebekler. Birini uzaktan, birini de yakından sevdim. İçim gitti resmen, maşallah demekten dilimde tüy bitti nicesine. Gerek bu durum gerekse de karşıma çıkan insanların büründükleri tavırlar, bana isteklerimi ve yapmam gerekenleri hatırlattı... Durmamam, bu yazı verimli atlatmam ve kendimi daha da geliştirmem gerektiğini. Sanırım "daha da" noktası bitmeyecek hiçbirimiz için, dedim tekrar; ömrümüz son bulmadıkça... 

Hayırlı günler olsun cümlemize, Ramazanımız da hayırlara vesile olacak şekilde geçsin yine inşallah...


Not; yazacak daha derin mevzularım da var aslında yazmak ve konuşmak istediğim, sadece bu ara böyle yazasım var sanırım; fazlaca yüzeysel görünüyor yaşadıklarım, biliyorum. Ama daha derinde düşünüyordum olan bitenleri bir süredir, gerek hastalıklardan gelen halsizlik ve yorgunluk gerekse de ruhsal durumuma yansıyanlar beni çok yordu. Ve yazmak kolay olmadı... Ama yazmam gerektiğini düşündüm, bunları yaşıyorum ve yüzeysel de olsa ben ne yaşadığımı biliyorum. Biraz daha toparlayayım sizlere daha da açılmayı istiyorum. Bir Kas Erimesi hastası olarak da, yine içi-dışıyla derinden Didem olarak da... Sevgilerimle, Didem Köse... :))

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...