7 Mart 2014 Cuma

Sırası Gelmişken...


Sırası gelmişken, ve ben kendimi toparlamışken yazma vaktidir dedim. Bugün diyeceklerim var, gün bitmeden. Birkaç gündür yazamadım hüzn-ü sebebimden ötürü. Bu konuda daha fazla konuşmayacağım. Ancak okumamış olanlar varsa o yazılarımı, burada ve buradaki yazılarımdan okuyabilirler... :)

Bu sıralar, elimde 1 aydır sürünmekte olan kitabım Muhteşem Gatsby ile ve defterlerimle uğraşıyordum. Ve nihayet dün gece uyku öncesi vaktimi Bay "Muhteşem Gatsby" için ayırdım. Ve uyumadan önce bitirip, içimi rahatlattım. Bugün-yarın diğer kitaplarıma dönebilirim artık. Ve bir daha da elimde sürünen kitap olursa, daha kısa sürede bitirmeye çalışacağım, olmuyor böyle... :)



Cuma günü bitmeden aklımdakileri ve içimdekileri söylemek istiyorum bugün. Geçenlerde Olmuyorsa Zorlamayacaksın demiştim. Hala sözümdeyim... Ama bu bazı durumlarda olasılık olarak bile görmek istemediğiniz durumlarda geçerli değil tabii ki. Aslında olmayacağını gördüğünüz halde, zorladığımız şeyler için geçerli...

Aklımda hayallerim, isteklerim, çabaladığım şeyler var; uğrunda başarabileceğimi düşündüğüm şeyler bunlar. Kendimi bildiğim, kendimi tanıdığım ölçüde devam edebileceğimi biliyorum... Hani bazen insan bir dönemde iken, karşısına belirli sözler çıkar; bulunduğu duruma uygun... Bulunduğum duruma ve hayallerim uğruna çalışırken karşıma böyle şeyler çıkıyor benimde bu sıra yine...

Öğüt tarzı bu sözlerden birini Uğur Koşar'dan duydum mesela. Gülben Ergen'in programında geçen hafta Uğur Koşar konuktu. Dedi ki; Allah duasında ısrarcı olanı sever. :) Çok doğru ve güzel bir laf...

İnsan yapmak istediğinde ısrarcı olduğu kadar, başarıya ulaşabilir bir noktada. Bu birçok başarıda böyledir. Olmuyorsa da zorlamamak gerekir tabii sonrasında... :) Şöyle bir söz de vardı bu konuyla ilgili, çok sevmiştim;

"Kişinin hayal gücüyle düşlerinin gerçekleşmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir." Bu da Halil Cibran'ın sözü... :)

Aslında istediklerimde yeteri kadar ısrarcıyım biliyorum. Ama bazen insan desteklenmeye ve yüreklendirici sözler duymaya ihtiyaç duyuyor. Bu isteğim; kendime inanmadığından değil de, olmak istediğim yolu daha da düşünmemi sağladığından... Yanımızdakilerden aldığımız desteğin yanında, kendimizi gerçekleştirme yolunda bazı öğütlerin yeri büyük benim için... :)

Böylece bitirmeli artık bu yazıyı... Demek istediğim, devam ediyorum hayallerimi gerçekleştirmeye. Ben hayallerimi gerçekleştirmeye çalışıyorum, her hayalimi gerçekleştirirken biraz da kendimi gerçekleştirdiğimi biliyorum. Umarım başaracağım, kendime ve hayallerimi gerçekleştireceğime inanmaya devam ettikçe...

Kendini Gerçekleştirmek; psikolojide insanın kendini ifade etmesidir... İnsan kendini ifade etmek istediği yönde ilerler ve başarıya veya kendince istediğine ulaşabilmişse, kendini gerçekleştirmiş demektir. Kendini gerçekleştirmek, hedefine ulaşmak isteyen kişi, hedefine giden yolları takip eder. Hedefinden saptıran yolları tercih etmez... (Benim anlatımım ve bildiğimle Kendini Gerçekleştirme'nin tanımı) :)

Sevgilerimle...

5 Mart 2014 Çarşamba

İnternet Günlüğüm - #4 - Bazen...


İnternet Günlüğüme yazmaya karar verdim bugün. Yazabilmek için bugün birazcık garip birgün benim için çünkü. Ama bir yandan da yazmayı istediğimi göze alınca, bu yazı altında olması en iyisi gibi geldi. :)

Önceki İnternet Günlüğüm yazılarımı burada bulabilirsiniz. İyi okumalar...

Bazen çok sık yazamadığımda geri dönüşlerimde kullanıyordum başta bu yazı dizisini, ama bu seferki öyle değil. Bu sefer, sadece internet günlüğüme yazmak istedim. Bugün, Bazen diye başlamak istedim...


* Resim internetten alıntıdır. Ama yazacağım şeyi güzel anlatan bir resim... 

Bazen...


Sevgili Günlük,

Bazen sorarsın kendine, ölüm bu kadar acımasız olmak zorunda mıydı? Sadece bir sorudur bu, cevap beklemeden sorulan bir soru. Bilirsin ki, bu hayatta birşeyler acımasız olmalıydı...

Konuşmaya çekindiğim, bazen de konuşmak istemememe göz yummuş olduğum bir konu; Ölüm... Ne kulağa hoş geliyor, ne de yazması kolay...

Geçenlerde The Carie Diaries dizisinin 2. Sezonun 6. Bölümünü izlerken, Carrie'ye sevgilisi Waiver şöyle dedi: Olay şu; en az yazmak istediğin konu, seni en çok korkutan şey yazman gereken şeydir... İyi malzeme oradan çıkar. Gerçekten iyi yazarlar, güvenli alanlarından çıkarlar...

İyi bir yazar olmak istediğim için uğraşıyorum elbette. Ama bu konuyu konu edinmem sadece bu sözler değil... En korktuğum şeyleri fazla yazmadığımı farkettim sadece bu cümleyi duyduğumda. Mart ayı zor geçerken yine, düşündüm ve yapmalıyım dedim...

Korkum ölmek değil. Bir gün başımıza gelecek biliyorum. Ve bu konuda büyüdüğümü ve korkumu yendiğimi düşünüyorum. Beni korkutan sevdiklerimin ölmesi... Bunları yazarken bile, cesaret örneği verdiğimi düşünüyorum kendime. Korkularım konusunda, güvenli bölgeye almak isterim kendimi hep. Bazen düşünmemeyi, bazen de hep en iyisini düşünmeyi tercih ederim. Ve şimdi güvenli alanımdan çıkmış bulunmaktayım...

Böyle bir konuyu konuşmak zor, ama Mart ayında olduğundan da çok düşündüğümü göz önüne alırsak; bu sıra biraz daha kolay gibi. Beni biraz rahatlatan cümle, "Korkunun ecele faydası yok." oluyor. Biliyorum çok soğuk bir yazı oldu bugün. Ama içimden gelenleri anlatmak istedim...

Korkularına ve güvenli alanlarına sıkı sıkıya tutunmaya çalışan biri olarak, ve aynı zamanda da korkularım ile şartlandırmaya bağlı beynimi bulandırmaktan uzak duran biriyim. Bu durumda benim için zor olsa da, güvenli alanımdan çıkıp beni korkutan bir konudan bahsetmek istedim işte. Korkularla yüzleşmekte fayda vardır bazen...

Ölüm ile karşılaşılan sorun, belirsizlik ve özlem... Ve bu yazının sebebi, kaybettiklerime özlem duymamdan ve yanımdakilere şükretmemden ötürü. 4 sene önce bugünü sık sık düşünüyorum şimdi, saatler acımasızca geçerken... Kaybettiğim dostumun üzüntüsü hala içimde. Bana en garip gelen, doğmadan önceki yokluğa geri dönmek belki de. Hiç gelmemiş gibi, birden yok olmak. İnsan alışmaktan korkuyor böyle durumda. "Ya bende hiç olmamış gibi hissetmeye başlarsam?"

Aradan 4 sene geçmiş olmasına rağmen, alışmamış olmak ve sıklığı azalmış olsa da kapı çalınca onun gelmiş olabilmesini düşünmek güzel. Ölümün ardından anılara ve hayata tutunabilmek güzel... 2 yıl önce olsa bunları söyleyemezdim. Ama alışmak değil bu, kabullenmek. Ölüm, hayatın gerçeği... Ve anılara tutunmak, geriye tek kalanımız bazen...


*Allahım ölenlerimizin ruhlarını şad, topraklarını bol etsin... Duygum ruhun şad, toprağın bol olsun. 4 seneyi bitirdiğimize inanamıyorum bazen... Annannem, Babaannem ve dostum Duygu'm, çok özlemekten vazgeçmediğim kişiler... "Allahım herşeyin hayırlısını nasip etsin, ölümün bile." der annem. Ama yine de allahım yanımızdaki sevdiklerimizin varlığından bizi yoksun etmesin... Sevgilerimle...

3 Mart 2014 Pazartesi

Fotoğraflarla 1 Haftam - #39


Fotoğraflarla 1 Haftam, her biten haftayı değerlendirmeye çalıştığım bir yazı dizisi. Bu yazı dizisi kimi zaman o haftayı nasıl geçirdiğimi düşünmemi sağlıyor, çoğu zaman da resimlerle sakladığım anılara dönüp baktığımda yazdıklarımla yeniden geri dönüyorum bu yazı dizisi sayesinde...

Diğer Fotoğraflarla 1 Haftam yazılarım için buraya,
Daha fazla fotoğraf için de İnstagram hesabım burada... :)

Bakalım geçtiğimiz hafta nasıl geçmiş? :)

Geçtiğimiz hafta bitti, ama nasıl bitti bana sorun siz... :) Bilindiği üzere yorucu geçen bir haftaydı benim için. Ve aslında bu hafta yazmasam mı bile dedim bu yazıyı, sosyal medyada pek bulunamadım da... :) Neyse, öyle böyle buradayım yine işte...


Haftanın Cuma gününe kadar yorucu günler geçirdikten sonra, Cuma günü jet hızıyla defterlerime sarıldım. Yazmayı seven ben yazmayınca özlüyorum, ve çok eksik hissediyorum. Bunu zaten dile getiriyorum sıklıkla... Ama bundan sonrasında bir daha eksik hissetmemek dileğimle, geri döndüm 1 haftalık aranın ardından yazmaya. Geçtiğimiz haftadaki yaşadığım dış etmenler yazamamama, hiçbir şey yapamamama sebep olduğundan ötürü, boş geçen günler olarak geçtiler tarihe...

Şu var ki, bir süredir yine birşey yapamadan geçirdiğim günlere acır oldum. Zaman değerlendirme telaşına girdim. Esasına bakılırsa, becerikliyim yine bu konularda. :) Umarım böyle devam eder... :)


Geçtiğimiz hafta Damla gelmişti. Birden çıkageldi haftaiçinde. Tabi benim kafam yerinde olmadığı için, pek görüşemedik burada bulunduğu ilk günler. Ama sağolsun Cumartesi günü bana mısır patlatıp getirdi. :) Ben mısırın her halini çok severim de... 

Ama bu olayda önemli olan şu; küçük şeyler yaparak birini sevdiğinizi ve değerli olduğunu hissettirmek çok önemli bir olay ve aslında kolay. :) Arkadaşlarım yanımdayken sadece güzel bir gülümsemeleri ve güzel vakit geçirmek bile yetiyor ki; üst karede gülümseme de var, patlamış mısır da... =) 
Umarım bende onlara değerli olduklarını hissettirebiliyorumdur... 


Dedim ya haftasonu güzel geçti geride bıraktığımız haftanın, dün biraz annem babamla gezmeye çıktık. Tabii öncesindeki ilk amacımız, Aöf kitaplarımı almaya gitmekti büroya. Ama anlamadım, kayıt zamanında yine açık olması gereken büro kapalıydı. 

Velhasıl dün büro kapısından dönüp, Anatolium Avm'ye gittik. Şu haberlerde de gösterilen gerçeğini aratmayan, hareketli dinazoru getirmişler. Resimde gördüğünüz kendisi, ve ona yaprak uzatan babam. :) Siz söyleyin, gerçekçi mi? Bence gerçekçi olmasına gerçekçi ama, hareket ediyor, baş oynatıyor gözlerini kırpıyor ağzını açıyor. Ama birkaç adım da olsa atsaydı daha gerçekçi olmaz mıydı ki? Yok ya, çok şey istiyorum gibi oldu. :) Ama ben yapsaydım, birkaç adım da yürütürdüm gibime geldi... :) Beğendik yani biz güzeldi... 


Babam karşınızda yine. Biraz gezmeye çıkmışken, babama mont bakındık dün. :) Ben en çok bunu beğendim. Sizce de yakışmamış mı? Tam tarz olmuş ama de mi? :) Bu kışın erkek modası da budur bence... :)


Buyrun bu da benim güzeller güzeli, en sevdiğim mankenim Kağan'ım. :) Dün kuzumu da görmeye gittik aynı zamanda. Gitmişken ablamları da gördük tabii. :) Ama evde küçük bir birey varsa, ilgi onun üzerinde oluyor çoğunlukla... Merdivenlerde güzel yakalamışım de mi ama? 

Çok ama çok özleniyor yeğen-torun... Gelmesine de çook az kaldı. :) Yeni pozlar yakalamalar, yeni atraksiyonlar başlar 1-2 haftaya bizim evde hayırlısıyla...


Ve yazımızı, bir uyku haliyle bitirelim. Kağan ile çok sık görüşemez olunca, uyku halleri de pek paylaşamaz oldum. :) Ama Kağan'ımı uyurken izlemeyi özlemiştim, dün bu hasretimi de dindirmiş oldum böylece. Ve onu uyurken izleyince, hafta başında yaşadığım kötü anları unuttum bir nebze...Geç vakitte de gelince dün eve, geç bitirdik bu haftayı... 

İyi başlamasa da, güzel sonlanan bir haftaydı... Daha mutlu bir hafta bu hafta olsun. :) 
Mutlu haftalar, mutlu günler... :)



Not Aldım Veya Not Ettim - #6 - Sezen Aksu'yu Gördüm...


Not Almak Veya Not Etmek... Bu yazı dizisinde hayatımın içinden not aldıklarımı, sevdiğim veya hoşlanmadığım şeylerden not ettiklerimi, düşüncelerimi ve kaydetmek istediklerimi göreceksiniz... :)

Daha önceki "Not Aldım Veya Not Ettim" yazısı altında notlarımı okumak isterseniz buraya tık tık... :)


Şüphem yok ki, geride bıraktığımız hafta benim için 2014'ün ilk kötü geçen haftasıydı. Ve son olmasını da diliyorum. Gerek nazar dedim, gerek kullandığım tedavi amaçlı ilacın yan etkileri... Açıkçası ikisinin de etkisinin hat safhada etkilediklerini biliyorum... :)

Ama bunlara rağmen notlarım var bu haftaya dair de, çok çarpıcı noktalarım var üstelik. :) Buyrun konumuza geçelim... 



* Ah Rüyalar... 

-Öncelikle uyku halimin, huzursuzluğumun ve nefes darlığımın azaldığı ve geçmeye başladığı Cuma sabahına uyandığım zamandan başlamak istiyorum. Ki başlık bu durumla ilgili... Cuma sabahına uyandığımda, Sezen Aksu'nun yanından geldim. Garipti, çok ama çok garipti. Şöyle bir şey var ki, rüyalarıma etkilendiğim ölçüde değer veren biriyim. :) Bu doğru, çünkü gerek bilinçaltı gerek de hayal dünyasının şekillendiği yerlerden biri rüyalarımız. :) 

-Rüyama geçece olursak; annemlerin yanından kaybolduğum yetmezmiş gibi, sabahın köründe (çünkü rüyaları aslında uyanmaya yakın anımızda, kısacık saniyeler diliminde görürmüşüz "bilimsel gerçek") Sezen Aksu'nun klip çekiminde gördüm kendimi. Doğrudur, çok severim Sezen Aksu'nun sesini ve şarkılarını, öpecek kadar da sevimli bulurum. Ama rüyamda da olsa öpeceğimi düşünmemiştim. :) Gittim Sezen Aksu ile sohbet ettim, yanağından da öptüm efendim. :) Bana ne dedi biliyor musunuz? "Seninle video klip çekilmez ki böyle ama" (Ve bir kahkaha patlattı orda) :)

-Komik ama değil mi? Tamam, benim için çok komikti ama. :) İşin garip yanı, bu sıra Sezen Aksu'yu az dinlemiş olduğumu farkettim. Rüyama girmesi ondan da garip geldi biraz. Bazı rüyalar sanki bilinçaltı değil de, mesaj verir gibi. "Yok canım" dedim bende elbet, ne mesaj verebilir ki bu rüya bana. Hiç... :)

* Rüyalar Demişken;

- Bu sabaha da garip uyanmasam olmaz gibiydi. Güzel bir Pazar'a uyanmışken, aklımda bir söz vardı. Bu kesinlikle bilinçaltımın bir fikir vermesiydi bana. Kesinlikle inandığım da bir söz aslında... Evet bazı rüyalar tamamen bilinçaltı eseri değilse de, bazıları da birşeyin bir yolunu düşünürken fikir veren cinstendir. buna inanırım çünkü, bilinçaltımla fikir yürütmeye bayılırım bazen. Biraz garip bir durum gibi, evet... :)

- Sabah uyandığımda şu söz vardı aklımda, yani rüyamda ben karşımdakine söylüyordum; Birine yükselişte olan ağacını göstereceksen asla dalını koparmasına izin verme. Dalını kopartan, ağacını kökünden sökebilir... Didem Köse (02.03.2014-Pazar / 10:52)

- Bu söze kulak verin derim sizde. Çünkü benim hayatımda değer verdiğim bir içeriğe sahiptir kendisi... :)

* Uyku Halleri

- Uyku hallerine aşık olmayı seviyor olsam da, bu hafta içinde bulunduğum sıkıcı durumdan ötürü aşırısının da aşırısını görmüş olarak söylüyorum ki; kesinlikle aşırısı çekilmez oluyormuş. Ben sandığım kadar uykucu değilim belki de. Bu duruma çok ama çok sevindim. Dozunda uyuyan bir insan olabilmek güzel. Ama aşırısını istemek çok fena. Boşuna demiyorlar, herşeyin fazlası zarar diye. Kendi uykulu ve dalgın halimi çekemedim. Bayık gözlerle gününü geçiren ve bir türlü kendine gelemeyen o kişi, ben olmamalıyım... :) İyiki de değilmişim yani... :)

- Haftanın Not Aldım yazısını güzel bir şarkı ile sonlandıracağım. Bu hafta çok dinlediğim bir parça olan; Ayla Dikmen- Sensiz Yaşamam... Eski şarkılardan öyle dolu dolu güzel şarkılar var ki bence, bazen sanki eskilerde bir parça da olsa yaşamış gibi oluyorum dinlerken, garip hissediyorum... :)


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Benim için yine çok eğlenceli bir yazı oldu... Hele ki, bu sabah uyandığımda bilinçaltımdan aldığım o not... Teşekkürler kendime... :) İnsanın kendisini sevmesi garip değil değil mi? Ben kendimi sevmezsem, dünyaya nasıl aydınlık dolu bakabilirim ki? Ailemi ve kendimi seviyorum...

Not; Bu not işini çok seviyorum. Çok sevdiğimden ötürü de, bazen sanırım çok not alıyorum. Tamam sustum ben. :) Mutlu haftasonları ve mutlu günler... :)

* Bu yazıya ne resmi eklesem dedim dedim, en sonunda Antalya Akvaryum'da çektiğimiz resimlerden eklemek geldi aklıma. Sualtı da rüyalar gibi uçsuz bucaksız ve eşsiz gelmez mi size de? :) Bana öyle geliyor da... Hem vatos ne de güler yüzlü değil mi? :)

Sevgilerimle...

1 Mart 2014 Cumartesi

Bahar Mı Geldi? -Hayır Henüz Değil...


Bu yazıma başka başlık bulabilir miyim bilemedim. Bu bir Mart'ın gelişini daha konu edindiğim bir yazı. 4 senedir benim için Bahar mevsimi Nisan ayında geliyor. Sebebine, yazımın devamında yer vereceğim...


4 senedir Mart ayının gelmek üzere oluşuna, psikolojik veya fizyolojik tepki verir oldu vücudum. O kadar alışkanlık olmuş olmasına rağmen bu durum bende, yine de anlam veremiyorum aslında bu duruma hala... Mart ayının başına doğru, hep içime bir huzursuzluk konuyor. Tabii son durumumu buna bağlamıyorum, o çok başkaydı. Kullandığım tedavi amaçlı ilacı kullanmayı bırakınca; göğüs sıkışıklığım da, huzursuzluğum da, dikkat bozukluğum da, uykuya bağlanmamın şiddeti de geçti...

4 yıldır Mart'ın gelişini kabul edemeyişim, 4 sene önce Mart'ın ilk haftasında kaybettiğimiz dostumdan ötürü. Gerçek bir dostu yitirirseniz, hayatınızın bir kısmını yitirmiş gibi olursunuz, böyle söylüyorum artık. Ben bunu öğrenmiştim o zamanlar... Mart'ın gelişini bir türlü kabullenemedim o zamanlardan beri. Her Mart geldiğinde sanki yeniden o zamanları yaşayacakmışız gibi gelir bana, bir tedirgin olurum. Somut anlamda yaşamıyorsak da, ben Mart'ı bitirene kadar yaşıyorum o zamanları her sene...

Bir Mart daha geldi işte, hüzün dolu bir Mart daha... Ama bu Mart'ın bir sene içinde geçiş evresi olarak varolmuş olması, hayatımın bir rutini artık kabullendim bunu. Garip bir kabulleniş, kabullenmesi zor ama mecburi... Mart'ın başları benim için, her zamankinden daha çok hatırlamalar ile geçiyor. Bu Mart da öyle geldi yine...

Bu 4 senede öğrendiğim çok şey oldu. Bir dostu kaybetmenin, yaşanan güzel hatıraları daha da canlandırdığını ve dostun hiç unutulmadığını... Beraber büyüdüğünüz dostla beraber, aslında küçüklüğünüzü de gömüyorsunuz bir bakıma... Ve düşünüyorsunuz ki, herşey yakındır o andan sonra size. Hayatı daha gerçekçi yönden de ele almaya başlıyorsunuz. "Anı Yaşamanın Önemine" vurgu yapardı son 1 senesinde dostum. Şu bir gerçek ki; ben ondan sonra "Gerçekten Anı Yaşamayı" da öğrendim...

Ve son olarak, zor oldu bu cümleleri edebilmek elbette. Ama bir gün hepimizin yerinin toprak altı ve öteki dünya olduğunu bilmek, biraz ferahlatıyor işte. Ama bir tek şeyin hiç yitip gitmeyeceğini öğreniyorsunuz zamanla; Özlem... Özlem bitmiyor, hep ama hep artarak devam ediyor... Benim, ailem ve arkadaşlarım için bu kadar zorken bu şey, ailesi için daha zor biliyoruz. Allahım cümlemize sabır versin böyle zamanlarda. Özlem, bir yıl dönümü daha gelirken katlanıyor işte...

Velhasıl bu yazıyı yazmak geldi içimden bir Mart daha başlarken. Bahar mı geldi dersiniz? -Benim için henüz değil... Ama Mart ayı geldi, günler çabuk geçiyor. Umarım bol hatırlamalarla ve anmalarla geçecek bu ay da... Aslında hatırlamak da bir lütuf bizlere, hele güzel insanlarla yaşanmışsa güzel anılar... :)

Mutlu bir ay diliyorum hepimize. Sevgilerimle...

* Resim alıntıdır. Arkadaşımın resmini eklemek istemedim bugün. Onun yerine bu beğendiğim tablonun resmini paylaşmak istedim. Olduğunca, alıntı yapmamaya gayret etsem de bazen oluyor işte. Sahibinin kim olduğunu bilmiyorum bu tablonun, araştırdım ama bulamadım da maalesef...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...