Sevgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2022 Cumartesi

Hayal, Hedef Ve Çaba - Network'e Dair #2


Nisan 2022'de "Network Nedir ve Neden Network Marketing?" alt başlıkları ile "Network Benim İşim" diyerek yazmaya başladığım yazı dizime; bugün "Hayal, Hedef Ve Çaba" Kelimeleri ile devam ediyorum. Zira bu üçlünün yapmak istediklerimizin yolunda çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. =) 

Yazımın devamında sizleri Dr. Clinic Altınbaşak Ekibi ve de Gül Ekibi ile tanıştıracağım. İyi okumalar dilerim... :)


Son 2 senede çok net bir olgu gördüm; 

Network Marketing sektöründe başarıya ulaşanların "hayalleri için hedefleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için de çabaları var". 

Eksiksiz her bir iş için böyle aslında. Hayaller için çalışıyoruz bu dünyada ve başarıya ulaşmanın bir denklemi varsa eğer, benim gözümde o denklem budur. Başarının kendi emeğiniz ve planlarınıza bağlı kılındığı bu sektörde ise üstte bahsettiğim üç etmene daha fazla ihtiyacımız var...

Şansa kadere başarıya ulaşmak derseniz, çok nadir yaşanan ve uzun süre o başarıda kalınamayacağını da net olarak gördüğümüz bir durum derim. Çünkü şans ve kaderinizin de düzgün ilerleyebilmesi için gayret olmalıdır. Şu söz unutulmasın; 

"Kader gayrete aşıktır!" :)


Evden iş dediğimizde, bize hep "az çalışıp çok kazandığımız" düşünülerek bakılıyor. Oysa daha rahat şartlarda, çalışma düzenimizi hayatımıza göre şekillendirerek çalışmak bizimkisi... İşimiz her yerde, hayatımız daha keyifli ve esasında daha da düzenli. Ama bazen de yoğun çalışma dönemlerinde de tatlı bir düzensizlik içinde... :) Bu iş sayesinde işimiz hem satış, hem insanlarla ilişki kurmak. Zamanımız hem her an eğitim hem de her an kutlama tadında geçebiliyor. 

İşte tüm bunlar, içinde bulunduğum sektörde, benim doğru ekipte ve doğru şirkette olmam sayesinde parmaklarımdan yazı olarak dökülüyor... (: Şükürler olsun dedirtmeye Dr. Clinic son 7 aydır devam ediyor... :)


Konumuzun bu noktasında başarı konusunu da konuşmak istiyorum sizinle;

Yorumlarda bana kendi başarı tanımınızı yazabilir misiniz? Bu yazımızın fikirleşme konusu "başarı nedir?" üzerine olsun...


Hedef, Hayal Ve Çaba Var; Peki Başarı Nedir?


Benim için başarı konusuna gelirsek, tek bir tanımlamadan ibaret değil. Ben 2 sene içinde gördüm ki, benim için bile başarı değişkenmiş... 

İki sene önce ilk bu işe başladığımda, başarı benim için satış yapabilmekti mesela; satışı öğrenebilmek ve onun için kendimi geliştirmeyi başarmaktı... 1 sene önce başarı tanımım, bir ekip kurup liderimin olabilmesi oldu. Ekibime de kendime de değer katmak da başarıydı, kendi ayaklarım üzerinde durabilmek de... Şimdi ekibimde liderlerim var ve başarı kavramım ise bambaşka. Başarı demek benim için çok satmaktan öteye, değer katmak ve de özgüvenimi arttırmak da oldu; sadece işten öte hayata karıştığım her an benim için bir başarı simgesi artık...

Düşünün ki hep kendinizi "ben satış yapamam" diye düşünüyorsunuz. Ki ben öyle yapıyordum. Benim için başarı "satış yapmayı öğrenmek ve de satış yapmaktı" o andan itibaren işte. Denemeden tam anlamıyla, son 1 seneye kadar, bana ne hissettirdiğini bilemedim. Para kazanabilmek başarı idi, şu son 2 senedir bu başarıyı gerek aktif gerekse de kısa molalarla sürdürebiliyorum şükür ki... 


Zamanla gördüm ki "para kazanmak sandığımız başarının arkasında" da gizli nedenler var, başlıcaları en duygusal ihtiyaçlarımız haline gelen konulardan oluşuyor. Mesela kimi için evine veya çocuğuna kendi emeğiyle kazandığı parayla küçük bir eşya almak oluyor. Arkasında çalışma gerekliliği var. Kimi için ailesinden eşinden beklemeden istediği bir şeyi kendine alabilme düşüncesi oluyor. Bunun da arkasında, benim eksikliğini hissettiğim cinste bir öz değer eksikliği var... Hepsi zaman içerisinde "Hedef, Hayal ve Çaba" üçlüsü sayesinde gerçek olabiliyormuş aslında, öğrendim ben de zamanla... :)

Kısacası bu konuda; Başarı kıstasınız hangisi olursa olsun, kendinizi geliştirmek üzerine yaptığınız yatırımlarınız hep hayatınızda olsun dilerim ki. Kendiniz adına verdiğiniz değerle kazanmanın tadı çok başka, onun tadı hiçbir şeye benzemiyor zira... :) 


Gelelim Dr. Clinic'e ve Dr. Clinic İle Network Marketing mevzusuna...



"Ailenin Olduğu Her Yerde Sevgi Vardır." 
Dr. Clinic'imizin sloganı...

Dr. Clinic "Kadına İstihdam" başlığı ve amacıyla, Kasım 2021'de Network Marketing'e adımını atmış 35 senelik bir firma... Esnaflıktan gelen, ürünleri eczanelerde ve nice e-ticaret sitelerinde satılan bu markanın, Kasım 2021'den beri girişimcileri için elinden gelen korumayı ve emeği verdiğini bizzat yaşadık yaşıyoruz şükür ki.

Bu ay tam 8. ayımıza başladık. 7 ayda çok şey öğretti, çok kişi kazandırdı ve bir o kadar da temizlik yaptırdı hayatımıza... Başarı kavramım da, emek kavramım da, hayal kavramım da çok başka anlamda değişti. Dr. Clinic ile oldu bunlar, her yeni kapı yeniliklerle dolu zira. Firmamızın yeniliklerine beraber başlamış olmak benim ve birçoğumuz için apayrı hala. Ama hiçbir zaman geç değil ki, yenilikler ve gelişmeler tüm gaz devam ediyor bu arada...

Kadına istihdam denilen bir firmada, kadını erkeği ayrılmadan emek vererek çalışıyoruz. Ne zaman başvurulursa başvurulsun, size değer veren bir marka ile çalışıyor olmak büyük şans resmen. Bizler Dr. Clinic sisteminde satarak kazanıyoruz, alarak kazanıyoruz ve sistem üzerinden ekip kurarak primler alarak kazanıyoruz. Bir de kazanma biçimimiz var ki, ekibimize kalbimizi vererek "abla, kardeş ve arkadaşlıklar" kurarak kazanıyoruz... :) 

Bizi eşsiz kılan daha çok kazandırıp adil kazancı sağlayan firmamız ve Altınbaşak ekibimizde daha deneyimli bir şekilde planlarımızı işletiyor konumunda bu firmada yer alıyor olmamız. Herkese kendi ekibi ve firması güzel gelecektir, yeter ki orayla gönül bağınızı kurun. Ancak biz gerçek anlamda önceki bir sene boyunca diğer firmamızda yer aldığımız dönemde "doğrularımız ve yanlışlarımızı hesaplayarak" bu firmaya geçtik. 

Bugünümüzde önceki firmadaki bağı bilerek gelen veya ekibimize bu firma sayesinde katılan herkesle bağımız hala aynı. Gerçek anlamda bir "güç ve sevgi var" aramızda. Sevgisi artarak katlanıyor ve saygıyı, sabrı, bağlılığı ve anlayışı barındırıyor. Bir de düzeni... Ben "Altınbaşak ekibi" içerisinde en çok düzenli ve planlı oluşumuzu seviyorum. Eğitimlerimiz ve kampanyalarımız da eşsiz, bilgilendirme ve bize değer katan takdir edişleri de... Sevdiğiniz yerde seviliyor ve değerli hissettirildiğinizi de biliyorsanız eğer, ötesi aslında çalışma seviyenize ve emek verme hevesinize kalıyor. 


Bu arada, umarım buraya kadar anlatmak istediklerim kalbinize dokunmuştur ve sizlere de değer katabilecek ekibimizi tercih edebilmenize vesile olabilirim. Hayalleriniz için ertelemeden yola çıkmayı düşünürseniz, bana ve bize yan taraftaki hesaplarımdan ulaşabilirsiniz...



Ekibimiz Altınbaşak, Bizler Gül Kızları... :)

Sıra geldi, size Altınbaşak ekibinde yer aldığımız ismimizle içinde bulunduğum alt ekibimizi de anlatmaya; bizler Gül Kızları...  (: Altınbaşak Ekibi Dr. Clinic'in kurucu ortağı olan Kadriye Altınbaşak'ın ekibi. Ekipler arasında bile inanılmaz bir birlik ve bağı olan güzel kurucu bir Dr. Clinic Ekibiyiz biz. :) Planı programı, çalışma ve de bir arada olma anlayışı kim geldiyse şu ana kadar bozulmamış ve de herkese kucak açabilmiş bir ekibiz. 

Gül Kızları ise adını duyurmaya, emin adımlarla çalışıp yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor bu ekip içerisinde... Bir ekipte olması gereken ne varsa bizim birlikteliğimizde var, ne olmaması gerekiyorsa da "çok şükür dualı ve de sevgi dolu ekibiz ki" yerini alamıyor içimizde... Bize Kadriye Başkanımız "Gül Kızları" dedi önce, ekip müdürümüz ve "iyi ki"miz <3 Gülşah Ülkü'nün kızları olarak birbirimize tutunduğumuz için... :) Sonra ekip içerisinde "onun bunun üyesi" lafı etmeden, herkes birbirine güvenerek ve de destek halde olduğundan bu isme çok çabuk alıştık. Ekip olmanın da gerektirdiği ilk önemli kural, birlik içerisinde olabilmekse; bizim ekibimizde var şükür ki... Her birimizi bir arada tutan ve kavuşturan da, Altınbaşak Ekibi kurucusu Kadriye hanım. Ah bir diğer iyi ki'miz... <3

Bir ekipte olmaması gereken konuya gelecek olursak, bana göre bu "abartılı ast-üst ilişkisidir." Ne sen üstünden korkacak veya çalışma anlayışlarınız uymuyorsa ona tahammül edeceksin, ne de o seni önce para olarak görecek veya seni herhangi bir şey için zorlayacak ve elinde tutacak. Bir işyerinde nasıl sevgi ve anlayışla yaklaşmak var ise, orada çalışmak o kadar keyifli olur. Aynı şey bu ekiplerde olabilmeli. Bizde en çok sevdiğim özellik o ki, "kimse kimseye gereksiz stok çektirmez" ve de "işi öğretmeden boş yere hava basmalarla iş beklemez!" Çünkü biliriz ki bu sistemde bağ dediğimiz şey ve üstüne düşen kadarıyla emek veriyor olmak çok kıymetli. Üstüne güveneceksin, altının da iyi niyetle ve çabayla yaklaşımına yanıt vereceğine inanacak ve bileceksin...

İşte bu noktada doğru iletişim en önemli konum olmaya başlıyor. Karşılıklı iletişimi saygı ve de sevgi çerçevesinde kurar, kimse bir diğerine üstünlük kurmaz kimse bir diğerini yok saymaya çalışmaz ise; ekip bal şeklinde çalışır gider. (Size bu işin en büyük sırlarından birini daha verdim bu arada böylece)


Biz Gül Kızları olarak Mayıs ayından itibaren Gülşah müdürümüz ve Ayşen müdürümüzün öncülük ederek kurduğu, hep beraber geliştirmeye çalıştığımız bir web sitemiz de var artık. 

Bu Web sitemize ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. :)

Bu web sitesi hem bizim hem de sizlerin çok net bir şekilde faydalanabilmesi amacıyla kuruldu ve her bir ekip arkadaşımızın elinden geleni yaparak aktif tutulması hedeflendi. 

Sizlerden isteğim odur ki; sitemizi ziyaret edip inceleyerek, elinizden geliyorsa bizi çevrenize de tanıtabilirseniz bizler emeklerimizin karşılığını almaya devam edebiliriz. Aramıza katılmak isterseniz ücretsiz üyelik formunu doldurabilir ve dilerseniz beğeni ve önerilerinizi mail adreslerim aracılığıyla bizlere ulaştırabilirsiniz. Bu bizim sizler açısından da nasıl göründüğünü ve hangi konularda geliştirmemiz gerektiğini görmemizi sağlayabilir. =)


Bu yazıma "Hedef, Hayal Ve Çaba" diyerek başladım, ama içeriğinde "sevgi, umut ve görünür görünmez düşlerimiz" de vardı. Ben "Network'e Dair" adlı yazılarımı yazmaya burada devam edeceğim. :) Çünkü mutlu olduğum her şeyi yazmak beni daha çok motive ediyor ve paylaştıkça birilerine ilham olmak da bana mutluluğumu arttırmak olarak geri dönüyor...

Başlangıç tamam, gelişme niteliğinde bu yazımız da tamam... Bir sonraki yazımda da "Network Marketing hikayelerimizi" konuşabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü hikayeler hayallerin alt sebeplerini oluşturuyor ve kaçıncı yazı olursa olsun, eminim ki biz hayalleri konuşmaktan ve gerçekleştirme çabamızdan vazgeçmeyeceğiz.

Hayalleriniz varsa, hedeflerinizi kendinize yol bilmeyi unutmayın. Bir yerden başlamak istiyorsanız eğer, ister web sitemizden isterseniz de sosyal medya adreslerimden bana ulaşabilirsiniz. 

Hayallerinizi alın gelin, sizlere yol olalım; hikayenizi beraber yazalım... :)

Sevgilerimle...


5 Mayıs 2022 Perşembe

Bu Da Yeni Bayram - Mayıs 2022


Ramazan ayını ve bayramını uğurlayalı da bir günü geçirdik bile. "Bu da yeni bayram idi herhalde!" dedirtti. Çok kendi halinde, sessiz ama 'olsun varsın, sağlık olsun da!'lık bir bayramdı. Gelen gideni yok denecek kadar az, eski bayramları aramayı geç "bayram demeye şahit gereken cinsten" bir bayramdı. Bu da yeni bayram arkadaşlarım, ciddi anlamda kalabalık ve birliktelik dolu bayramları yaşamış bir nesil olarak bunu görüp içlenmemek de elde değil doğrusu... 


Eski bayramları sorgulamamamıza gerek kalmayacak derecede güzel bayramlara yeniden kavuşabilmemiz dileğimle, geçmiş bayramımız mübarek olsun dilerim... :) 

Üst fotoğraftaki görsellerle başlayalım, size bu bayramımız evde nasıl geçti anlatayım isterim! İki gün öncesinde annemin sitemizde yediğimiz iftar yemeğine hazırladığı poğaçanın artan içi ile kalem böreği yapalım istemiştim. Bayramın arife akşamında üstteki börekleri ben sardım. Sonuç nasıl oldu derseniz, hazırlığı ayrı sonrası ayrı güzeldi bence.. (: Bayram sabahımızda kahvaltımızda kalem böreklerimiz vardı, birçoğumuzun sigara böreği diye bildiği o börek işte... 

Sevdiklerim için ve kendim için bir şey yapması güzel. Seneler seneler önce yaptığım ilk salatanın resmi durur anılarımda, bloğumda da daha sonrasında anlatmıştım sanırım.. Yine böyle güzel bir anı kalsın istedim. O akşam ben sararken karşı komşumuz kızı ile bize geldi, onunla sardık yarısından sonrasını da. Hiç beklenmedik anda gelişti her şey. İlk kalem böreğimi karşı komşumuz Sezin ile sardım yani... Kahvaltıda afiyetle yedik sonrasında da.

Yanındaki fotoğraf ne ki derseniz, güzel geçmiş bir ramazanın ardından emek dolu bir bayrama geçtiğimi hissettim o gece. Ekibimizle bayramlaşma sohbetimizin hemen sonrasında idi o özçekimim de. Yani kalem böreğimi sarmışım, komşularımızla sohbetimizi etmişiz. Üstüne ekibimizle bayram sohbetimizi yapmışız Teams uygulamasından, gece geç saat ama mutlu bir Didem suratı var. Annem sarmasını sarmış, bulaşıklarını yıkarken; açıp The Vampire Diaries'in 5. Sezon 13 ve 14. bölümlerini bile izledim... =) 

Mutluluk anlarda saklı, güzel geçmiş bir ayın ardındaki akşamın ardında yaşadığın o kendine has mutlulukta saklı. Çok şükür ki... :) Ablamlarla kahvaltı, gündüzüne onların iki üç akrabayı ziyareti ve akşamına bir komşumuzu bayramlaşmak üzere misafir etmemizle geçti ilk günümüz. Kendi halinde ama güzeldi, benim kalem böreklerimin mutluluğa katkısı da çok büyüktü! (= Defnoşum 5 taneden fazla yedi, babam ne kadar yemeye çalıştı ise de onun yarılarını da bir ara hep Defnem elinden aldı yedi. O kalem börekleri keyifle yendi, çok az kaldı ertesi güne; daha ne olsun ki? :)


"İçini bile sen hazırlamamışsın, bu neyin mutluluğu bu kadar Didem?" diyebilirsiniz. Mutluluk için çok fazla da mükemmele tutunmamak lazım. Eldekiler de yeterli inanın ki... Bayramın ikinci gecesine epeydir kitap okumuyorum kafasında yatağımda elimde kitabımla giriş yaptım. Elimdeki kitabı bu hafta bitirme hayalim var bu arada; bu instagram hesabımdan takipte kalabilirsiniz, bildirmeye çalışacağım... :)


Ramazan ayında ihmal ettiğim bir mevzuu, yillargecerkendidem adlı instagram hesabım idi. Oraya da dönmeye çalışıyorum bu ara. Orada daha hesapsız olmaya çalışıyorum. Daha da kişisel ve de bunu da herkes görmesin dediğim şeyleri paylaşıyorum belki de. Bloğum niteliğinde iki hesabımı da kullansam da, biri daha rahat olması gerekli değil mi? Misal blog instagram adresime çok sık paylaşım yapamaz oldum, bu şekilde olmasını istemiyorum aslında. Ama elimde ördüğüm örgülerin tamamlanmamış halleri var, onları da eskisi gibi atamıyorum mesela. Halbuki hesapsız kitapsız olacağım de mi, dengesizlik diyebilirsiniz bu fikrime işte! (=

Bayramın ikinci akşamı çok kendi halimde geçti. Evimizde bayram ve akşam oturmasına gelmiş bir akrabamız vardı, hava soğuktu ve bir süre sonra onları balkonda bırakıp ben içeri kendi başıma takılmaya geçtim. Gün boyu döne döne dinlediğim şarkı "Raf" idi; "tenime yazılmışsın, elimden ne gelir..." diye başlayan o güzel şarkı.. 

Lisede ve üniversitede ara sıra yaptığım şeyi yaptım. Çok fazla talep görmedi instagram hesaplarımda ama ben hala yapmaktan büyük mutluluk duyuyormuşum. Boş bir kağıda o şarkının en sevdiğim şarkı sözlerini yazdım; "Bulursun ararsan hata, hep ölçer biçersen cefa. Unutulur gidersin, kaldırırlar raf'a!"

Sonra hesabımdan eklemek istediğiniz şarkı sözleri var mı diye yazdım. Bir tek ekleme önerisi geldi, Deniz Tekin'in şarkısı idi o da. Buraya öneri olarak o şarkıyı bırakıyorum. :) Bahsettiğim bu akşamı, dizimde diz battaniyem önümde bilgisayar ekranım; müzik dinleyerek ve de olabildiğince çok düşünerek geçirdim. İçimden bu geliyordu. Dedim ya, değişik bir bayramdı. Hayalimde ertesi günün daha dolu dolu olması vardı, bir de yapılacaklar listem. Her biri bugüne kaldı ama varsın olsun. Güzel bir akşamdı yine de... :)


Ertesi gün, yani bayramın üçüncü günü olan düne gelince; kahvaltıda yine ablamlarla beraber idik. Sonrasında babam işe gitti, biz de toplaşıp Bursa'ya Avm gezmeye gittik. Anatolium Avm'ye... Ne yazık ki eskisi kadar Avm gezmek de güzel gelmiyor. Ama dışarıda olmanın hazzı artık daha fazla. O özgürlük mü dersiniz, rahatlık mı; belki de daha ötesi, yapabiliyor olmak gibi bir şey. Pandeminin bizlere kötü etkisi dışarıda olmaktan rahatsız olmaktı ya hani, yavaş yavaş geçiyor bu hissiyatım gibi hissediyorum...

Anatolium Avm'de ihtiyaçlarımızı almaya uğraştık. Ama her şey ne yazık ki çok pahalı olmuş. Misal ben kitap almak istiyordum kendime, okumak istediğim kitaplar listemden. Ama okumak istediğim tüm kitaplar gereksiz pahalı idi. Tabii bu şimdiki kağıt üretimimizin azalmış halinde gereken bir durum, ben kabulleniyorum da; herkes nasıl bunu görmezden gelebiliyor bilemiyorum. Son zamanlarda hobi anlamında alamadığımız ürünler arasına kitapların girdiğine aşırı üzülüyorum doğrusu. Önce ipler idi, sınırladık. Şimdi de kitaplar ve de eğlence platformlarımız sınırlandırılmak zorunda kalınan kategori oldu... 

Ablamlar Kağanıma ve enişteme ayakkabı alabildiler neyse ki. Ben de Çocuklar için Nutuk kitabını aldım Kağanıma, eve kitapsız da dönmedik şükür ki... :) Ablamla eniştem çocuklar için geri kalan ihtiyaç duydukları kıyafetleri, gerek fiyatları gerekse de bedenleri olmadığı gerekçesiyle internetten almaya karar verdiler. Umuyorum ki bulacaklar... :) Defnoşum dün epey huysuzdu, uykusunu Avm'de de uyuyamayınca gezeceğimiz yeri gezip sonrasında eve dönüşe geçtik. Ablam eniştemle bana Bluetooth kulaklık almış! Artık benim de bir bluetooth kulaklığım var ama ben bu konuyu çok güzel erteliyordum aslında. Çok mahcup olsam da, ablama iade ettirmeye çalışsam da; "Anneler günü hediyen o senin! Sus artık lütfen!" dedi. Sonrasında ettiğim laflara bile ikna olmadı. İtiraf geliyor; "Ablamın bana anneler günü hediyesi alıyor olması, içimde kelebekler uçuruyor." :) Kağanımı da Defnemi de kendi çocuğummuş gibi seviyorum. Bunun ötesinde ablamın da anne yarısı görüyor kabul ediyor görmesi, bu sevgimi de hal ve tavırlarımdan yıllardır hissediyor olması beni daha da mutlu ediyor. Teşekkür ederim, Rabbime ablama ve de aileme... <3

Dünün akşamında da bizim evde idik... Avm sonrasında eve geldik, eniştemle beraber ablamın bize hediye ettiği Bluetooth kulaklıklarımızı açtık. Kurulumlarını yaptık. Akşam yemeğimizi yedik ve çaylarımızı karşı komşularımızla içtik. Bir gün öncesi eniştemin doğum günü idi ama eniştem çalışıyor idi. O sebeple küçük bir pasta kesimini dün akşama ertelemiştik. Nice yaşları yeğenlerimle ve ablamla, bir de bizlerle sağlıcakla mutlulukla olsun inşallah... :)  

İşte dün akşamın sonunda da bayram bizler için de bitmiş oldu... Üstteki tüm fotoğraflar da bu anlattıklarımın hatırası olarak kaldı. Yeğenlerim tam anlamıyla bayramı yaşayabildiler mi, sanmıyorum. Onların bizler kadar umursamadığını farkedebiliyorum. Diyorum ya, bizler gibi o kalabalık sokakları ve de evleri görmediler. Ben çok net hatırlıyorum, küçüklüğümdeki o arabalarına binerken insanların yaşadığı bayram coşkusunu. Evdeki durumları izlemek kadar, bu halleri izlemesi de çok hoşuma giderdi. Sanırım bir ömür hatırımda bu anılarla yaşamasını da çok iyi öğreneceğim. Zira her şey değişirken kendi evrimini yaşayarak senesine göre gelişiyor. 

Her ne kadar kabul etmesek de, bu da 2022'de gelişmiş versiyon bir bayram işte. Bu da yeni bayram hallerimiz. Çoğu kendi kabuğuna (çekirdek ailelerine) çekilmiş herkesin kendine has bayramı. Sağlık olsun da, helali hoş olsun hepimize... =)

Sevgilerimle...

22 Mayıs 2021 Cumartesi

İçimden Geldiği Gibi Bir Hafta İncelemesi - 22.05.2021

 

Dolu dolu bir hafta da bitmeye yüz tuttu; ben daha da işimin gücümün başında ve bunu anlatabildiğim haftaları yaşayabiliyor olduğumu iyice idrak ettiğim bir haftayı daha uğurlamak üzereyim... :) Uzun cümlemden anlaşılıyordur, anlatacak birçok şey birikti; hadi yazayım madem, okuyuverin siz de olur mu? (: Sevgilerimle... 


Tam kapanmanın üstüne, rutine dönmeye çalıştığımız bir açılma ile başladık bu pazartesi haftaya. Ah nasıl başlayıştı öyle! Sabah baş ağrısıyla uyandım önce, ama sonra önlemimi alıp devam edebildim güne... Biberli Balsamım sağolsun, baş ve boyun ağrımı aldı götürdü çok şükür. :)


Biz artık iyiden iyiye balkona çıkmaya başladık, üstte gördüğünüz dolap balkonumuzun yeni mudavimi üstelik. Bayram öncesinde takılmıştı dolabımız, artık hem birçok eşyamızı toparlayacak, hem de düzenli bu görünüm sayesinde vakitlerimiz daha keyifli geçecek. Allah ağız tadıyla kullanmayı nasip eder inşallah... Balkona geçtik geçmesine ama havalar bir soğuyup bir ısınıyor; hırka giyinsem mi giyinmesem mi birçoğunda kararsız geçirdim haftayı. Misal bu hafta ilk iki gün sıcak, üçüncü gün ılıman, sonraki günler de serindi! Hayır olsun inşallah; yaza gireceğiz dedik giremedik, kıştan çıkacağız dedik çıkamadık! :)

Neyse, Pazartesi sabahı babamla balkonda kahvaltı ve öğlene doğru artan baş ve boyun ağrım derken; annem çocuklara bakmaya ablamlara giderek, ben haftaya alerjik nezlemin yan etkileriyle başladım. Çok şükür ki, öğlen salona geçtiğimde aklıma geldi; önce biraz uzandım, sonra baktım hala geçmiyor "biberli balsam"ımı sürdüm şakaklarıma ve boynuma. 10 dakika sonra hiçbir şeyim kalmamıştı resmen. Zaten hep söylediğim gibi, Farmasi'ye beni başlatan "daha indirimli şekilde biberli balsam ürününü alabilme amacım idi" diye... Tam kapanmanın son günleri kasılmalarımla dolu dolu geçti ama çok şükür fizyoterapi günümün öncesinde kasılmalarımı da iyi toparladım yine de...

Pamuk ne ki orada görünen derseniz; benim tam kapanma bittikten sonra aldırdığım ilk şey pamuk oldu inanır mısınız! derim. Çünkü öyle oldu... :) Tam kapanma başlamadan öncesi idi, pamuğumun iki avuç kadar kaldığını farkedip babamı markete yollatmıştım. Ama meğer geç kalmışım, toniğimi cilt bakım serumumu ve aseton benzeri ürünlerimi sürmek için kullandığım pamuğu "temel ihtiyaç olmadığı için" satmamaya başlamışlar... Hepimizin garibine giden birçok ürün satıştan kaldırıldı malum, "Ama pamuk benzeri ürünler de kaldırılmaz ya!" diye düşünüyordum işte... Meğer pandemi "daha garip ne yaşayabiliriz ki?" diyerek geçmeye devam edecekmiş ülkemizde, her defasında daha da garibini yaşatarak üstelik! :)
 


Salı günü fizik tedavi egzersizlerime dönebildim şükür, 3,5 haftanın ardına o kadar hamladığımı hissettim ki ders boyunca; kendimi kötü bile hissettim resmen! Her yerim kasılmış, kaslarım yorulmuş ve de bazı egzersizleri kısmen yapamıyor ve belki de yapmam için biraz daha zaman gerekecekmiş gibi hissettirdi. Şu üst kolajda sağ tarafta gördüğünüz bacağımı gerdirme hareketi en basitinden canımı acıtmıyordu işte; 3,5 hafta öncesinde! Fizik tedavi o kadar önemli ki ben gibi hastalar için. Ben kendi hastalığı alanında birçok konuda "nispeten" en iyi durumda olanlardan biriyim; yürüyemiyor olmama rağmen üstelik! Benden daha kötüleri var ve geçen seneki gibi 3,5 aylık bir kapanmayı birçoğumuz yine atlatamaz. Rica ediyorum, ne olursunuz "hangi kurallara uyulması gerekiyorsa sizler de uyun! Ki bizler de şu dönemin içerisinde kurunun yanında cayır cayır yanan, yanmayı geç anında kül olan kesimden olmaya devam etmeyelim!" SÖYLEMEK İSTEDİM, YENİDEN...

Bu arada Salı günü yazısını da yazdığım gibi, yaşadığımız ilçe olan Gemlik'in yerel gazetesinde "bayram içerisinde geçip giden Engelliler Haftası için" bir yazı yazmam istenmişti. Bayramdan da öncesinde konuşmuştuk Reyhan ablamla. O gazete yazısına buradan da ulaşabilirsiniz tekrar, benim Reyhan ablamın köşe yazısında yer aldığım ve kendimi "engelliler içerisinde bir Didem'i" anlattığım köşe yazımızı okumanızı çoook isterim... <3 =)


Haftanın üçüncü günü, bayram içerisinde siparişini verdiğim ürünlerim geldi; içerisinde siparişlerim de vardı, bizim ihtiyaçlarımız da... Bu nasıl bir duygu biliyor musunuz, hem iş yapıp hem de kullandığın ürünlere gönül vermek demek... Gerçekten kullanmadığım bir ürünü satmıyor oluşum bana kendimi "boşuna bir iş peşinde" hissettirmiyor. Yani ürünleri satmak, sorun gelirse bile onlara yardımcı olabileceğimizi bilip güvenmek, hem iyi bir şirkette hem de iyi bir ekipte olup bir de işler yolunda gidince duyulan mutluluk. "Çok şükür ya, 10 sene beklediğime değmeye başladı resmen" dedirtiyor...

Ekibimde olup her fırsatta ekibimle işimle meşgul olmak artık "tam zamanıymış" gibi hissettiriyor bu ara. Yani keyfim yerinde ve aklım sürekli "daha neyi nasıl yapabilirimin derdinde." :) Bu sayede sosyal medya hesaplarımla da daha haşır neşirim, kendim için durmayıp daha da çok yol alır haldeyim. Ne var biliyor musunuz, "kendi işimizde kalmak" diye bir deyime değinmiş Byron Katie, Olanı Sevmek adlı kitabında; iki gün önce aynen böyle hissettim, kendi işimde kalıp yoluma bakıyor hisseder haldeyim. Çok şükür... 

Üst kolajda görünen mavi çanta var ya, o bizim yeni çıkan Aqua cilt bakım serimiz. Obenim hediyem işte. Şirketimizin bana ve benim gibi çalışan kişilere, aylık siparişlerim sırasında verdiği teşviklerden biri. :) Biz ekipte birçok teşvik hediyeleri alıyoruz, satış yaparken kazandığın kadar hediyelerle de kazancını devam ettirmek çok güzelmiş ya. Her şey tamamiyle iyi gidiyor diyemem, elbet aksaklıklarım oluyor ve ne kadar uğraşsam da bazı şeyler olmuyor; ama devam ediyorum, çalışıyorum, emek verip kazanıyorum. Bunun hissiyatı çok tatmin edici... İşte bu yüzden, ekibime isteyen çalışacak çabalayabilecek herkesi bekliyorum. Eminim ki zaman içerisinde benim gibi bir sürü ekip üyesi bulup iş arkadaşı edineceğim kendime. İnancım da, güvenim de tam; Rabbim yolumu açacak git gide, çünkü çabalıyorum ve elimden geleni yapıyorum... =)


Haftasonuna yağmurla girdik sonra; eğitimler de tam gaz ilerlerken, akşamlarımı salonda veya odamda geçirir oldum. O derece soğudu ki bir ara havalar, balkonda oturamadım akşamları da. Dün yağmur yağarken bugün hava günlük güneşlikti sonra... Diyorum ya, ne zaman ne giyeceğimi de bilemiyorum. Yorganı üzerimden atmıştım "yanıyorum!" diye, geri aldım bu hafta "üşüyorum." diye. Neyse, bir şekilde yine yaz gelir umarım "çok da kanırtmadan bizleri!" :) Ben yaza hep hasretim malum, pandemi de geldi "deniz yüzü bile görmedim." Sağlık olsun da kavuşalım deniz kum ve güneşe inşallah... (Çook amiin)

Bugün sabah, beklediğim bir kargom geldi önce; kendime bir cüzdan almıştım, kahverengi ve uzun. Önce onun mutlu etmesine odaklanmış, umduğum şekilde bir cüzdanı edinmiştim ki bir başka kargo daha geldi. Üstte gördüğünüz baş harfım, ismim ve soy ismimin yazılı olduğu kupa hediye geldi. Kimden derseniz; beni şimdi çalıştığım "Farmasi Altınbaşak" ekibine davet eden ve onun alt üyelerinden biri olmakla mutlu olduğum lise arkadaşımdan... (: Hem başarılarımı tebrik etmek istemiş hem de beni mutlu etmek. O kadar mutlu oldum ki, küçük gibi görünen büyük bir şey bence; birini hem değerli hem de doğru yerde hissettirmek çok mühim. Artık benim de ismimin yazılı olduğu bir kupam var! (Buraya bir gözlüklü ifade alabilir miyiz...) "İyi ki benimlesin" demiş arkadaşım, gerçekten karşılıklı böyle hissetmenin değeri paha biçilemez; iyi ki bu ekiple ve arkadaşlarımlayım... <3


İşte bugün göğe bakarak, bir yandan çalışıp bir yandan bizi ziyarete gelmiş ablam ve yeğenimle vakit geçirerek, beraber kahve içerek geçirdim günümü. Sakin bir gündü ve biten haftayı çok güzel düşündürdü... Bir kötü haber de aldık maalesef dün; bir arkadaşımızın babası vefat etmiş, ekip olarak onun sessizliği var. Üzgünüm aslında biraz da bugün, rica etsem arkadaşımın babasının ruhuna okuyabildiğiniz duaları okur musunuz? Şimdiden okuyan herkese teşekkür ederim... Arkadaşıma çok sabır dileyin olur mu, hep babacığına rahmet onlara sabır diliyorum. 

Birkaç gündür aklım arkadaşımda. Aile gibi hissettiğiniz kişilerle vakit geçirirken daha derinden bir empati peydah oluyor acılar karşısında. Şu an ne hissettiğini sezebiliyorum ama sadece sabır dileyip geçmek zorunda kalıyorum ya, aslında daha fazlasını yapabilmeyi diliyorum. Keşke daha fazlasını yapabilsem, yapabilsek ya da... Pandemi döneminde hepimiz hisleri derin yaşasak da, yan yana yaşayamıyor olmak bizleri yakar oldu bence. Tamam, ben gidemiyorum gidemezdim yanına ama bu dönemde hiç kimse yeterince gidemiyor ya "acıları bile paylaşmaya!" Bizi bu durum zora sokmaz inşallah... Sarılmak istediğimiz kişilere sarılamıyoruz, en yakınımızdakine bile "gel sarılayım" diyemiyoruz; büyük eksiklik ve eskiye dönülebilecek mi acaba sırası geldiğinde merak konusu... En azından benim için öyle!



Mayıs bitimine 7 gün, yılın ilk yarısını bitirmeye 1,5 ay kaldı. Bazen inanasım gelmiyor, zor mor derken nasıl yedik onca zamanı? Değdi mi, yeterince emek verdik mi, çok mu kaçırdık her şeyi; herkesin son 2 aydır benimle bu şekillerde düşündüğünü iddia edebilirim ama ispat edemem işte... 

Sağlık olsun, tamam geçsin gitsin de zaman ama Rabbim acı çekenlere sabır versin; kaldıramayacağı yükü yüklemesin inşallah...

"İçimden geldiği gibi yazdım yine." İyi, kötü, eksik, fazla; ben ne yaşıyorsam bu ara, elimden geleni fazlasıyla yapmanın derdindeyim aslında. Bir ara daha da fazlasına zorladım kendimi, olmayacak kadar fazlasına; az kaldı yokuşa sürüyordum işlerimi ama ekipten bir arkadaşımın da desteğiyle duruldum aslında. Ne yaparsan yap, isteyerek ve sakinlikle yap; severek yaptığın işi acele yapmanın ve kendini yıpratmanın hiç mi hiç manası yokmuş aslında. Çok ders edindim şu üç ayda, bunlardan biri de bu işte... :)

Yazımı bitirirken ekleyeyim, "öğrenecek çok şey varmış ama sakinliği elden bırakırsan her şey karışırmış" demek istiyorum. Karıştırmak üzereyken sakinleşebilmiş biri olarak. Bu durumu nefes egzersizlerime, arkadaş dertleşmelerimize ve sakin durup her uğraşı bırakıp gece düşünebilmelerime bağlıyorum. Şükür ki.. =)

Sevgilerimle...






4 Nisan 2021 Pazar

Mart'ın Sonu Nisan'ın Başı - Nisan 2021


Bu hafta Mart sonu ile başladı, Nisan başlangıcı ile devam ediyor... :) Nisan bereketiyle bolluğuyla gelir inşallah diyorum ve haftabaşından notlarla başlayıp, size hayatımdan notlar sunarak yazımı tamamlamayı umuyorum... =)


Geçtiğimiz Pazar günü "Pazar Yazısı #76"da yazdığım gibi, aşı randevumuz haftanın ilk gününde idi ve aşı olarak başladık yeni haftaya... Aşı tarihini almayı bekleyen cümlesine sıra gelsin ve şu aşılanmalar başladığı gibi bitsin bir an önce inşallah. Normalleşmeye, eski düzen gibi rahat zamanlarımıza dönmeye o kadar çok ihtiyacımız var ki... =)

Bu hafta yeğenlerim ile annemler burada idi, haftanın ilk günü onları izlemek ve beraber vakit geçirmek yine çok güzeldi... Defnoş git gide büyüyor, Kağanım da gittikçe bilinçleniyor. Onarı böyle görmesi öylesine heyecanlı ve garip bir süreç ki, ne yaşadığımı bazen gece yatağımda iken tekrar düşünüyorum ve hayatımı seviyorum... Çok şükür...

Aşıya gelince, biz sanıyorum ki Çin Aşısı olduk. Ne telefonda ne de hastanede bir seçim hakkı sunmadılar bize. Haftanın ilk günü akşamına idi randevumuz, saat 20.30'dan sonra evden çıktık ve 21.30'dan sonra eve döndük. Annem babam ben; benim engel durumuma sebep olan kronik rahatsızlığım sebebiyle, annemin kronik rahatsızlıkları, babamın da 60 yaş üstü olması sebebiyle vurulmuş bulunduk. Randevumuzu ben almıştım bir gün öncesinde, kendimle başlayıp üstüne annem ve babam adına da aldım işte... :)

Gittik, aşı odası önünde sıramızı bekledik; sıramız geldi, aşımızı olduk ve bize söylenen 15 dakikalık süreyi hastanede bekleyerek geçirdik ve evimize döndük. İlk gün iğne acısı oldu çok hafif, onun haricinde hiçbir yan etki yaşanmadı bizim ailede. Ama aslında bende birkaç gün hafif baş ağrısı oldu, tansiyon düşmesi gibi ama o kadar hafifti ki yok gibiydi diyebiliriz... Bunu da atlattık geçti gitti yani. Bir dahaki aşımızı da 28 gün sonrasına olacağız kısmetse... Bu hafta başından sonra çok duyar olduk ama "gidiyoruz, aşı yok diyorlar" diyenleri. Allahım hepimizin yardımcısı olsun, aşılanmayan kalmasın bir an önce ülkemizde de dünyada da inşallah.... 


Haftanın ikinci günü, Defne hanım ile Kağan bey bizde kaldılar. Dediğim gibi bu hafta buradalardı ve Defnoş'un diş çıkarma sancıları sebebiyle uyku problemi oldu tüm hafta geceleri. İlk Salı günü, sonra Perşembe derken; bizde idi kuzular bazı geceler bile... Çarşamba günü bir kalktık ki, dudağının üstü kızarmış minik kuzunun. Başta emzikle çok kaşıdığı için sandık, ama sonra farkettik; o iki gün çok ateşlenmişti, belki de ateşten oldu dedik... Sonra da Perşembe ve Cuma o ateşlerin sebebi belli oldu, alttan ve üstten diş çıkarmış kuzucuk. =)

Hafta boyu oyunlar oynadık, kendini geliştirdi ve büyüdüğünü daha çok belli eder hale geldi. Kaçıyor, saklanıyor ufak tefek örtü altlarına ve masa köşelerine... Bir bebeğin şu halleri öyle masum ve sevecen geliyor ki; insanın elinde değil, durmadan şükredesi geliyor...

Benim bu sıra şükretmeye çok fazla bahanem var yine şükür ki; hep istediğim gibi bir işe tutundum sonunda. Biliyorsunuz, işim olsun diye uğraştığım Farmasi ekibimi kurma uğraşımdan çok sık bahsediyorum. Kendi ekibimi kurmaya ve işimi sağlam tutmaya uğraşıyorum. Son 4 gündür de içimdeki "yapabiliyor" hissinden ve "hayalini kurduğum şeyi yaşıyor olmanın" hissinden ötürü uykularım kaçmış durumda. Ama şükür içindeyim buna rağmen de... :) 

Orada okuyan birileri var mı? Hayalleriniz için sizleri de ekibime davet ediyorum... =)) Öğrendiğim gibi öğretip; iş hayali olan ben gibi herkese yardımcı olmak isterim. Hiçbir şeye zorunlu değilsiniz; ne üye ücreti ne de satış... Gelin indirim kodunuzu alalım ve ekibimizde sizinle güzel bir iş eğitimiyle Farmasi Altınbaşak ekibimizde beraber çalışalım... =) Bana ulaşmak için e-mail yazabilir ya da instagram hesabımın mesaj kısmından ulaşabilirsiniz... <3  


Ve Mart sonunda bir kitap bitirip başka bir kitaba başlayabildim nihayet... Bu ara az ama öz okuyorum galiba; misal okuduğum kitaba başlıyorum, iki gün sonra elime alıyorum ve bitiriyorum... Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var kitabı, bir haftalık süreçte, 3 günlük bir okuma ile bitti mesela. Çok akıcıydı, ama bir o kadar da "bitecek hemen diye ağırdan aldım!" =) Debbie Macomber kitapları birbirine benziyor olsa bile, uzun zamandır okumayınca özleyebildiğim bir yazarmış meğer; bunu da biten bu haftada öğrendim! =)

Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var 1000kitap hesabımda da üzerine yorum yaptığım üzere; içeriğindeki pedagog yazar erkek karakterimize "çocuğu olmadığı halde kesin yargıları var" diye kızdığınız, ona kızan kıza hak verseniz de abarttığını kabul ettiğiniz baş kadın karakterimize gelgitli olarak bilendiğiniz bir kitap resmen! (Bu kadar karmaşık anlatmak istedim, daha detaylı kitap yorumumu buradan da okuyabilirsiniz.) =) Alın okuyun derim, değişik bir hikaye olmuş; çabuk okuyup güzel vakit geçirmelik...

Goblin'e başladım, o da Debbie Macomber kitabı gibi olacak sanırım; elime alıp bir iki sayfa okuyup bırakıyorum ama hikaye beni kendine çekiyorsa da tam odaklanma fırsatı bulamadım henüz... Kore dizilerine olan ilgimden bahsetmiştim, en son çok severek izlediğim kore dizisi inceleme yazıma da buradan ulaşabilirsiniz. Goblin'in dizisini gördüğüm halde, kitabını görünce resmen erteledim. Kitabı yavaş okumamın sebebi biraz da Goblin kitabının bir seri olacak olması ama bu çıkan ilk kitabı olması. Şimdi nasıl olacak da dizisini izleyeceğim kitap serilerini bitirmeden? Kafamda deli sorular ama bu tatlı sorun, Allah beterinden korusun değil mi??? =))



Velhasıl, Mart'ı noktaladık Nisan başını da kendi adıma büyük uğraşlarla başlattım çok şükür... Farmasi işimle uğraşıyorum, elimdeki ör sök boyunluğu ikidir beğenemediğim için söktüm ve yeniden örüyorum. İşimi öğreniyorum ve sınırlarımı da aşıyorum... 

Bu ara bende çok değişimler var ama anlatmaya bile fırsat bulamıyor gibiyim, doyasıya yaşamaya çalışıyorum. Misal o yüzden gecenin bu vaktinde bu yazıyı yazıyorum. İş eğitimlerimiz saat 12'ye doğru idi bitti bu akşam, dün de öyleydi. Ben bu yoğunluktan pek memnunum ve olur da kısa zamanda alışır isem bu konuda detaylı bir yazı da yazmak istiyorum. Başlığı, "Farmasi İşim Ve Ben" olacak... =)

Bir dahaki yazımda görüşene dek, kendinize iyi bakın. Orada olduğunuz için çok teşekkür ederim, iyi ki beni okuyorsunuz. Sevgilerimle... (:

6 Şubat 2021 Cumartesi

Yazamadım, Zorlamadım - 05.02.2021

 

Yazamayıp dönmelerim her defasında beni yoruyormuş gibi hissediyorum, bir o kadar da enerji veriyor ama sonrasında. Merhaba; bir kez daha iki haftalık yazamayışımın ardından, çok şükür yine buralara döndüm ben... =)

Bu yazımın başlığı "yazamadım" ama içeriği "kendi yaralı yanlarımı kabullendim"... Bunun da açıklaması şu ki, dikkat çekmemek için bu ikinci başlığı yazamadım. Yani bu durumumu başlıktan çok açık etmeli miyim bilemedim. İşte bu sebeplerden başlığımın adı, "Yazamadım, Zorlamadım" oldu. 

Yazamamak yazmayı seven, kendini böyle gerçekleştirdiğine ve gerçekleştirebileceğine inanan ben için çok büyük bir kayıp ama son iki yazamayışımda da bahsettiğim gibi; zorlamadığımda dönüşüm daha az sıkıntılı ve daha az sancılı oluyor. Misal, bu yazımda olduğunca göreceğiniz gibi. Bir de bu sayede, çok sık yazamama süreçlerimi yaşamamaya başladım bu konularda... Velhasıl, geldim. İyi okumalar dilerim... (=


Her şey yine iki hafta öncesinde başladı. Tam yazamıyordum ve o haftasonu yeğenim Kağan bizde kalmaya gelmişti ki, bir duraklama ihtiyacında olduğumu farkettim. Yazamıyor olmak da değildi bu, yazmak istememekti. Şikayet etmek istemiyorum, ama birçok yapamadığımdan yana şikayetçi olduğumu hissettim. Ama dediğim gibi şikayet etmek de istemeyip, içimde bunu yaşamayı istedim...

Yeğenim bir Cuma akşamından geldi annemle beraber, biliyorsunuz annem haftaiçi yeğenlerime bakıp geliyor akşamları eve. Çoğunlukla, orada ama bazı zaman da yeğenlerimle burada; derken geçiyor günler her koşulda. Çok şükür her birimiz iyiyiz. Endişe denizinde boğulmadan, hayatlarımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Pandemi nerelere savurur bilmem, şu sıralar bir rutine tutunduk gidiyoruz... 

Yeğenim geldi diyordum en son; iki hafta önce bizde kalmaya geldi haftasonu için, akşamdan bir oyuna tutulduk ve beraber legolar yaptık. Şayet yeğeninize veya çocuğunuza legolar alacaksınız ve lego ürününün esas bilinen markasına deli dehşet verecek paranız da yoksa, bizim gibi indirimli mağazalardan bir başka markanın legolarını alabilirsiniz. Bu seride de içeriğinde bir tane ürünü tam anlamıyla yapabilecek malzemeler var ama diğer ürünler için eklenen malzemelerle de birkaç ürün daha geliştirebiliyorsunuz kendinizce (bakınız, üst kolajda gördüğünüz üzere; sadece police yazılı arabayı kağıdında gösterildiği gibi yapabildik. Çiftçi arabasının birçok malzemesi eksikti ama kalanlarla idare ettik; gerisi ise hep uydurmasyon! (: ).

Kağan gelince gece okumalarıma dönebildim, o gelene dek sadece gündüzleri okuyabilir olmuştum o hafta... Üst kolajda gördüğünüz okuma halleri benim hayalimdi malum. Kağan doğmadan önce ve doğduktan sonra, beraber okuyalım yeğenimle demiştim. Şimdi bu hayalime, Defneciğimizi de eklemeyi düşlüyorum. Bu sefer bu düşü abisiyle beraber kurmaya başladık üstelik. Geçen haftalarda kardeşine kitaplarını saklamasını tembih ettiğimde, "elbette ki saklayacağım, o zaten kitaplarımı okuyacak!" dedi. Ne güzel bir muhabbet, öyle değil mi? :)) 

Velhasıl, geçen gün bana bir kitap verdi Kağanım. Beğenmediğini söylediği "İki Yıl Okul Tatili" adlı kitabını... Küçüklüğümde kitap okumaktan soğuttukları için beni, ben çoğu çocuk kitabını son 4-5 senedir okuyorum resmen. Bu kitap da benim için bir ilkti ve ben bu kitabı da çok beğendim. :) Kitabın sonundaki şu cümleler çok hoşuma gitmişti üstelik; 

"Bir daha hiçbir okulun öğrencileri, tatillerini buna benzer koşullarda geçiremeyeceklerdi kuşkusuz. Ama bütün çocukların, düzen, gayret ve cesaretle, en zorlu koşulların bile üstesinden gelebilecekleri kesindi. Sloughi'nin genç kazazedeleri gibi, yaşamın zorluklarıyla baş edebilen her çocuk, er geç olgunlaşacak, küçükler büyüyecek, büyükler birer erişkin olacaktı." (Sayfa 132) 

Bu arada yeniden sırası gelmişken ekleyeyim, kitap paylaşımlarımı yaptığım 1000kitap hesabıma da buradan ulaşabilirsiniz.. :)



Bir sonraki hafta ablamlarda idik, ta ki bu hafta başına kadar... :) Beraber olmak güzel, beraber örmek de... 

Bir atkı siparişim vardı, 10 numara şiş ve ona uygun bir ip ile; büyük örgü atkılarındandı.. Ablam bana örmediğim o modeli gösterecekti ve sözde ben de örecektim sonrasında. Önce ablam ördü, sonra bana anlattığı gibi ben örmeye başladım. Yaklaşık 5 senedir misinalı şişlerin bana yaradığını anladım anlayalı, uzun şişleri kullanmayı bıraktığım üzere; bu sefer kalın ve uzun bir şişle çalışmak, benim için mümkün olamadı! Belim kolum ve sırtım, üçlü kombin halinde kasılınca siparişi ablama pasladım. :) Sağolsun iki günde ördü bitirdi. O örgünün linkini de paylaşayım söz etmişken, buradan modeli görebilirsiniz. Bence de gerçekten güzel oldu, örebilenlere tavsiyemdir... =)

Kağanla bu sıra oynamaktan en hoşlandığım oyun Scrabble bilindiği üzere... Satranç oynamaktan hayli bıkmış durumdayım uzun zamandır; babam ve enişteme pasladım o oyunlar konusunda. Benimle scrabble oynasın, kızma birader oynasın, videolar izlesin kitaplar okusun ama Satranç demesin istiyorum. Kotamı bazı konularda doldurmuşum gibi sanki, tahammül sınırımı ne zaman aştım birçok konuda bilmem; taviz vermemek de iyi tamam ama bazı konularda sabredemediğimi görmek üzüyor bile beni bu sıra. Bu Kağanım konusunda satranç mesela, kendim konusunda da birçok şeye zorlamamam gerektiğinden yana düşünmeye başlamış olmam. Oysa bir şeylere kendimi zorlamazken de, duruluyorum ve zaman kaybediyorum. Ama gördüm ki, zorladığım süreçte daha çok yıpranıyor ve daha çok vakit kaybediyorum. Bir şekilde daha iyisi için biraz tolare edişlerimin var olması iyi sanırım. (Beyin fırtınası yapmalarım mevcut bu ara, affola sizi de dahil ettim işte...)
 


Geçen hafta beraber ördük ablamla akşamları, gündüzleri de beraber kahve içtik Kağanımla ve anneciğimle... Defnem büyüyor, artık kendi başına ayağa kalkıyor bir yerlerden de tutunup üstelik. :) Beni tanıyor mu bilmiyorum, gidip gelmelerimiz ve gelip gitmeleri neticesinde yüzüme çok sık gülüyor beni gördükçe; ama sanki tam anlamıyla Kağanım kadar erken zamanda teyze bilemedi gibi beni. Dört gözle beni teyze bilmesini can-ı gönülden istiyorum. Biz oradayken her sabah günaydınlarıma içtenlikle gülüp, gördükçe yanıma gelmeleri ve bana bir şeyler vermeleri çoğalmıştı ki bu hafta geri döndük...

Bahsettim mi bilmiyorum, buraya bu soğuklarda yeğenlerimin gelemeyişleri evimizin biraz soğuk olmasından mutevellit. Özlüyorum, çok görmeyi ben de istiyorum ama bir diğer yandan da çocukların buraya gelmemesi işime de geliyor. Hem evlerini düzenlerini bilmeleri konusunda bu durum daha iyi diyorum, hem de ben de örgü örmelerime ve Farmasi çalışmalarıma devam edebiliyorum. Nasıl gidiyor derseniz, beni şu an için idare ediyor. Ama daha da iyisi ve köklüsü zamanla olacak inşallah... :) 

Geçen hafta Atatürk yazılı kupada kahvemi içmeyi çok sevdim, annemle ve Kağanımla beraber bir hafta geçirmenin ve sohbetle oyunlarla kahve içmenin yanında kendime bir başka güzellik oldu bu da... 

Gelelim burada, esas olarak geçen hafta kabullendiğim bir mevzuya; geçmiş ve günümüzü düşünüyorum da, yapamadığım çok şey var ve bunları gözardı etmemin de bir manası yok. Korkularıma sığınmışım, gözardı ediyorum tüm günümü gecemi. Kağanım gelmeden önceki 1,5 haftalık süreçte uyuyamayışlarımın içerisinde bu mevzu yatıyordu bence. Dans etmek bir zamanlar benim için büyük bir hayaldi! Lise zamanı "Bir çalışmaya başlayayım, ne kurslara gideceğim. Önceliğim dans, sonra da dil olacak diyordum." 

Bilmiyorum neden, son 1,5 haftadır düşledim ve düşündüm; birçok şey eksik geldi ve durakladığım her noktayı elimdekileri hesaba katmadan kafama taktım durdum. Yaşamadığım için ve yaşayamadığım için üzüntüye kapılmayı dahi yaşamayı es geçiyordum ya hani; "manasız, niye yaşayacağım ki bunun üzüntüsünü?" diyordum. Oysa yaşayamadığım için belki de daha fazla sızısı ve sancısı içimde? Bunu farkettim ve kabullendim. Es geçmeyip üzüntüsünü yaşadım geçen hafta tekrar, ama tatlı ama acı... 

Ne hissediyorsunuz okuyunca çok merak ediyorum! Geçen hafta ben, elimde ve ülkemde olmayan fırsatlar dolayısıyla; içinde bulunduğum çıkmaz gibi görünen "ama fırsat sunulsa neler yaparım!" dediğim duyguları görmezden gelmeyip yaşadım...

Burası benim bloğum, es geçmeden birkaç cümle bırakabilmeyi istiyorum bu sefer bu konuda; 29 yaşında bir kızım, bu yaşımda kucağımda çocuklarım ve bileğimde bilezik olan mesleğimi icra ederek bir yerlerde olmayı çok isterdim. Ama ülkemde bunun mümkünatı yok gibi! Kısıtlanmış gibi hissediyorum kendimi. Fırsatları geçin, insanımızın da benim istediğim bakış açısıyla hayatımızda var olabildiği de yok bu konuda. Misal, istisnaları göremez durumdayım ben bu yaşımda. Bu beni üzüyor biraz... Çevremdeki imkanları kullanabilmek bu pandemi döneminde mümkün değil, biliyorum da. Ömrüm boyunca o bahsetmek isteyip bahsedemediğim mevzu da benim düşündüğümden öteye geçemedi...

Şu zamanlarımı geri alamayacağım, ama neden düşünüyorum bu mevzuları biliyor musunuz? Geleceğimi görebilmek ve gelecekten umutlu olabilmek isterdim daima, bir zamana kadar da böyleydi aslında. Ama sağlık durumumun ağırlığı değişti değişeli düşünüyorum çoğunlukla; Benim de kendi meslek alanımda çalışabilmem mümkün olacak mı artık ileriki zaman dilimlerinde? Bir geleceğim olacak mı peki birisiyle? Bir şeyleri ağzımın tadıyla "mucize değil, benim de hakkımmış da yaşadım!" diyebilmem mümkün olacak mı ki?

Mesleğimi icra edemiyor olmam, biriyle hayat kurmayı dilediğim yaşta hayat kuramıyor olmam ve hayalini kurduğum en olabilirleri bile hiçbir koşulda var edemiyor olmam beni rahatsız etti ve etmeye devam ediyordu. Ama gel gelelim, bunu yazamıyor dahi olmak da en ağırıydı. Sanki bunu söylemek suçmuş, bunları düşünmek bile bana ayıpmış gibi geldiğini biliyor olmama rağmen görmezden geldim. "Yazamadım, Zorlamadım" başlığı biraz da bu konuya yönelikti. Bir kısmını hala bile tam olarak yazamıyor gibiyim ama karar verdim, umursayacak ve yazabildiğimce de yazacağım; inanın ki bundan sonra gözardı etmeyeceğim. Kendim için! (Sanki biraz bahsettim de rahatladım ama dahası da var, emin olun ki tam anlamıyla anlatamadım ama hiç anlatamamaktan yeğdir değil mi?) =)


Döndük evimize ve ben kitaplarıma da döndüm sonra... "Olanı Sevmek" adlı kitap, birkaç senedir okumak istediğim bir kitaptı. Üstte bahsettiğim mevzu olanı sevmeye yönelik bakış açımı yönelttiğime yorulabilir. Yapamadıklarımı görmezden gelmeden, benden sebep olmayan işlere kafa yormayacağıma ama kabullendiğim kadarını da yok saymayacağıma dair bir söz verdim kendime... Yani bu üstte bahseder gibi yapıp bahsedemediğim mevzulardan daha çok yazacağım, "neden" diye sorgulayacağım; emin olabilirsiniz. Çünkü içi inanın ki boş değil; yığınla önyargı ve kalıpyargılar var. Dünyada bir kişiye düşündürtsem hislerimdeki çıkmazları, yeter de artar zaten... =)

Diğer yandan, evimize yeniden döndüğümüzden beri geceleri okumaya başladığım "Kördüğüm (Ayşe Kulin)" adlı kitabın başlığı gibi de değil içim. Kördüğüm yanlarım çözülecek gibi hissediyorum bu sefer. Yanılma paylarım olurdu geçmiş zamanlarda, aldanırdım herkese ve her garip hassasiyet içerikli durumlarına bazı kimselerin. Artık o polyanna dedikleri yanım gözünü açmış, yine de buna inanır mısınız bilmem tabii ki! :) Beni biraz tanıyan, azıcık güçlendiğim gibi yine hayal içerikli yanıma sarılabileceğimi bilir... 

Yazmaya henüz dönemedim, bloğuma döndüysem de defterlerime dönebilmeyi düşlüyorum bu ara. Günlüğüme yazmaya başlarsam yeniden, işte o zaman toparlanacak ve buraya daha çok yazacağım; bu olgu çok derin ve gerekli üstelik. Umarım dönerim defterlerime ve sonra da sizlere kendi görüşlerimle burada daha fazla yazı yazmalarıma... İnstagram paylaşımlarımla beraber, varolmaya gayret gösteriyorum paylaşım platformlarında. Yazmak bana iyi geliyor, paylaşmak da o yazmayı ilerleten mevzu zaten. Okunmak da değil sadece, yazdığınızı kendinize ispatlarken gelişmeyi sürdürebilmek için...


Bugünkü yazım çok karmaşık bir yazı idi. Etiketim "karmakarışık" olsun istiyorum. Tekrar karmakarışıklaştıktan sonra, geri dönüp bir önceki karmaşıklığım ile bir sonraki arasındaki farkı görebileyim istiyorum. Bu da böyle güzel bir delilik olacak tahminimce. :) 

Deliliğime eşlik ettiğiniz ve beni okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Yorumlarınızla da etkileşim içerisinde bulunur ve beraber çözümleriz umarım birbirimizi. :) Neler okuyorsunuz, neleri kafaya takıyorsunuz ve nelerle ilgileniyorsunuz bu sıra? Sizler de bana yazar mısınız rica etsem yorumlarda? Bir daha görüşünceye dek kendinize iyi bakın, sevgilerimle...

17 Ocak 2021 Pazar

Pazar Yazısı #74 - Kar'lı Pazar "2021"


Bugün karlı bir güne uyandık, 17 0cak 2021 gününe... :) Hem yılın ilk karı hem de 1 senedir oturduğumuz yeni evimizde gördüğümüz ilk kardı bu! Karlı bir pazar günüydü ve şimdi o da bitmek üzere. Şifa olsun, can olsun ve güzellikler getirsin inşallah hepimize... =)


Dün akşam Barış Muslu'nun öfke ve değersizlik demosu vardı İnstagram hesabında, gece o yayının sonrasındaki müzik yayını sonrasında geç bitti. Önce geç uyudum, sonra geceye kadar soğuk olan ev sıcaklığı acayip arttı ve durmadan uyandığım zorlu bir gece geçirdim. Ama bir o kadar da rahattım aslında, garip bir rahatlık. Bu neuroformat mevzusundan şu yazımda bahsetmiştim, okumak isterseniz...

Daha önce girdiğim neuroformat demolarında daha çok duyguya girmiştim, kendi yaptıklarımın dışında. Dünkü demo yayınında ise, çok fazla duyguya giremedim ama hissetmek konusunda oradaydım. Hikayeleme tekniğinde çok başarılıydım üstelik! Gece yaşadığım sıkıntıların aşırılığı da bence bu yüzdendi... Neden bahsediyor bu kız derseniz, üstte bahsettiğim yazımı okuyabilirsiniz ve Barış Muslu'yu da hayatınızda sonradan oluştuğunu bildiğiniz sağlık problemlerinizi nasıl çözebileceğinizi öğrenmek için mutlaka en az birkaç akşam dinlemelisiniz diyorum. Her akşam 23.00'a doğru canlı yayınları başlıyor. Gerçekten işe yaradığını bilmesem görmesem, size de tavsiye etmem; gerçekten... :))


Bu sabaha uyandım sonra... Uykusuzlukla geçirdiğim bir haftanın üstüne epey dinlenmiş ve çok azıcık bile olsa şu beyaz görüntünün beni sarıp sarmalamasına öylesine sevindim! Babam beni cam önündeki koltuğa oturttu önce, sonra müthiş bir seyir deneyimi yaşadım. Fotoğraf ve video çekip dayanamayıp paylaştım. Bu ilki de, sevdiklerimle paylaşmak istedim. Paylaşmak demek, yazmak demek benim için; biliyorsunuz. Çok ama çok iyi hissettim kendimi yine, o an tüm hissettiklerimi yazınca...

Sonra üstteki benim fotoğraflarımdan birini gördüğünüz üzere, "babam seni çekeceğim" diyerek beni fotoğrafladı izlerken; bloğumun instagram adresinde bir gönderi paylaşmak üzere hazırlandım, o gönderim de burada işte... :) Orada da dediğim üzere; görmekten sıkılmayacağım nadir paylaşım içeriği, kar görüntüleri... Burada da paylaşmak isterim, pinterestte beğendiğim birkaç manzara fotoğraflarının bulunduğu albümü; Pinterest hesabıma da buradan ulaşabilirsiniz bu arada... Bana en huzur veren manzara görüntüleri, bir kar manzaraları bir de deniz içerikli görseller... Soğuğu sevmesem bile, kar görsellerine bakmaktan vazgeçemiyorum. Bir tek kar havaları bana kasvetli gelmiyor çok şükür ki... =))

Bugün sitemizdeki çocukları oynarken gördüğüm üzere, düşündüğüm şuydu (bunu da eklemek istiyorum); 2007-2008 civarı idi, eski sitemizde oynadığım kar vakitlerini hatırlıyorum ve kara gömüldüğüm zamanları unutamıyorum! Şimdiki halime hiç üzülmüyorum, ben yaşayabildiklerime hala seviniyorum. 2020'den ve öncesinden beri sıkıntı yaptığım tüm "şimdiki halime dair" yapamadıklarımın sıkıntıları, deli debel sorunlarmış. Ben yaşayabildiklerime odaklanmaya devam etmeliyim! Sen de öyle güzel okuyucu! Yapamadıklarımızın hiçbir anlamı yok çünkü. Hayatta yapabildiklerine odaklanmak için varsın, yapamadıklarına odaklanmak ise durduğun yerde durdurmaktan başka hiçbir işe yaramayacak... (:




Bugünün bir diğer konusu yeğenlerimdi... Eniştem işte imiş bugün, sabah kar oynamaya çıktınız mı diye ablamı aradığımızda öğrendik. Babam dayanamayıp öğlen, yürüme mesafesinde olan ablamların evine gitti; Kağanımı kartopu oynamaya dışarı çıkarabilmek için... Babam bugün Kağanımıza kar topu yapmayı ve kar topu atmayı öğretmiş yeniden! Çocuğun sonuç itibariyle hatırladığı bir aktivite ama bizim küçüklüğümüzdeki kadar sık kar yağdığını göremediği için çok çabuk unuttuğu bir olgu oldu maalesef... =)

Kağanımla babam önce küçük çaplı güzel bir kar topu savaşı yapmışlar, sonra da Defneme de bir kar topu götürüp kar topuyla tanıştırmışlar; tıpkı Kağanım da daha bir yaşına yaklaşmışken evde tanıştığı üzere, farklı evlerde ama abi kardeş aynı şekilde kar topuyla tanıştılar... Fakat Defnecim de dokunamamış, soğuk gelmiş ve hiçbir şeye benzetememiş henüz! (= Yakınımızda oldukları için ve bu ilklerini yaşayabildiğimiz için şanslıyız, teknolojinin bu kadar geliştiği açısından da şanslıyız bence... 

Velhasıl, yeğenlerime baana ve aileme maşallah. Bugün ülkemdeki şehirlerin yarısından çoğu karlı bir gün geçirdi ve ben bugün daim olmasını diliyorum bu kar yağışının. Hemen gitmesin, eski zamanlardaki gibi herkese şifa olsun ama hiç kimsenin canını yakmasın... Sadece su ihtiyacımızı karşılasın, ürünlerimize gerekli olan vitaminleri versin ve doğamıza bize can olsun... 

Bugün Kar'lı bir pazar idi, bu yıl güzel bir kışın başlangıcı olsun ve ilk tek karlı pazar olmasın diliyorum... Bitmek üzere olan pazar gününün ardından, şimdiden mutlu haftalar diliyorum. 
Sevgilerimle... Görüşmek üzere. =)

11 Ocak 2021 Pazartesi

1000. Yazım - 11.01.2021

 

Bu yazı, benim bu bloğumda yayınladığım 1000. Yazım ve bugün 11 Ocak 2021... :)) 

Geçen sene bugün, 10 senedir bizi zora sokan girişten asansöre bir kat merdivenli evimizden, girişten asansörlü şimdiki evimize taşındığımız gündü. Çok şükür bin şükür! Bugün ise, 1 yıl sonrasında 1000.yazım başlıklı yazımı bize kolaylıklar sağlayan ve sağlığıma sağlık katacağına inandığım, gördüğüm yeni evimizden yazıyorum... Benim için büyük bir nimet bu, geride zorluklarla geçen 10 senenin ardından... Nice 10.000'lere olsun bloğumda yazdığım, bloğumun dışında da yazdığım nice yazılarım ve yazma eylemlerim... =)


Geçen sene bugün, evimizin eşyaları bu evimize taşınmıştı ve akşam geç saatlerde ablamlara geri dönmüştü annem babam işleri halledip... Daha o zamanlar Defnem ablamın, anneciğinin karnında idi. :) Ne zaman eşyaları taşıttık eve, başladı bir süreç; işte o zaman her şey pamuk ipliği gibi ard arda ilerledi... 

Önce eve iyice yerleşildi ve ben o zamana kadar ablamlarda iken bir kez bile evi gidip görmedim... 4 Şubat 2020 günü annem babam ve ben ilk uykumuzu uyandık bu evde, çok değilse de nice yazılar yazmaya devam ettim yine... 

Sonra Mart ayı geldi, Defnem doğdu ve biz yeniden ablamlara gittik.. Gittik, geldik. Bu ev başlangıçta bir uğrak yeri gibi oldu bize! =) Sonra git gide yuva oldu ama en çok korona virüsünün tam da bu aralardan sonra ortaya çıkmasıyla, sevdiklerimizi gönül rahatlığıyla ağırlayamamak ve bu mutluluğu beraber yaşayamamak dokundu... Sağlık olsundu tabii yine de!

Yani geçen sene bugün 18 yıllık evimizden çıktıktan sonra apartmanımızın dış kapısını fotoğraflamıştım; bugün ise sabah kahvaltısında kurulu düzen 1 senedir oturduğumuz evde, Defnemi babamın kucağında fotoğrafladım! Tam da bloğumun ismine uygun, "yıllar geçerken bir tablo" resmen... =)

Bugün bu evimizde bir kutlama yemeği gibi akşam yemeği yedik ablamlarla ve yeğenlerimle beraber... Sabahtan beri burada idi annem ve yeğenlerimle beraber eniştem. Ben gün boyu geçen son bir yıllık süreci düşündüm de, çok gelgitli haller yaşamışım gördüm! 

Her şeyi kurgulamak çok hoşuma gidiyor, fakat kurgulayamayınca da çok bozuluyormuşum! Bununla savaş verdim. Şu yazımı böyle bir tarihte yazmış olabilmek de mühimdi misal benim için... (: Neyse ki bugün işler tam da istediğim gibi gitmemiş olsa bile, yazdım da nihayet yayınladım! 


1000 adet yazı yazarken kendimi çok anlattım son 9 senede! Bir o kadar da çok tanıdım ve çok gerçekleştirdim...

Çok iç döktüm, çok rahatlığa kavuştum. Yazmak beni daha çok kendime yaklaştırdı... Sonra da çoğu zaman uzaklaştığım sosyalleşmeye yakınlaştırdı...
Okuduğum kitapları, izlediğim filmleri yazmaktan çok; son zamanlarda hep, bana iyi gelen şeylerin birçok kişiye de iyi gelmesi adına hissettiklerimi iyi kötü yazmaya yoğunlaştım. Az yazıp kolaya kaçıyormuşum gibi görünse de, esasında az yazıp "biraz da kendi kendime düşünme fırsatlarıma kapıldım."
Önümüzdeki yazılarımda daha çok yazmaya, daha çok istediklerime yönelmeye umuyorum yine devam edeceğim... =) 1000. Yazımda burada olanlara da çok teşekkür ederim... Yazmayı ve okumayı seven birinin, okunmaktan duyduğu hazzı sanıyorum anlatamam; bu duygu ancak yaşabilir... :) Allahım bana daha da çok yaşatsın hep dilerim...



1000. Yazımda neler demek istiyorum kendime; 

Çok yazmaya ihtiyacım var! Plan program yaparak eskisi gibi yazmalarıma dönmeye, burada her hissettiğim ve düşündüğümle bulunabilmeye ihtiyacım var. Tamamiyle yapamıyor oluşuma bozuluyorum zira bazen... 

Bloğumda yazdığım kadar, defterlerime de dönebilmeye ihtiyacım var ve hikayelerimi de yazabilmeye... Bunlar beni besliyor ama beslendiğim noktalara odaklanamayışımda kendi düşüncelerim var; kendi gereksiz endişelerle dolu düşüncelerim. Bu yazımdan sonra nice yazılarımı yazmaya devam ederken, bunları da aşabilmeyi diliyorum kendime...

Sonra bir de paylaşma konusu var; ilk bloğumu yazmaya başladığımdan beri fotoğraflar paylaşmakta çok daha girişkendim ama bunu biraz geri planlara attım sanırım. Yeniden eski formumu kazanmak, kafamda duran cümleleri hep gerilere gömmemek istiyorum. Bunun için de birkaç ay önceki gibi çok okumaya ve elime kalem kağıdımı daha çok almaya özen göstermem gerek... :)

Velhasıl, 1000. Yazım hepimize hayırlı uğurlu olsun! =) Ben bu yazımda bunları söylemek istedim. Tek bir senede bile nasıl şeyler değişiyor. Geçen sene bugün hayatımız değişiyordu, şimdi geçen seneye bakabiliyor olmak "umut ve şükürle beraber" beni çok ama çok şanslı hissettiriyor. 
Herkese gönlüne göre bir hayat diliyorum, hayırlısıyla ve sevgilerimle... (=



17 Ekim 2020 Cumartesi

İyi - Kötü İki Hafta - Ekim 2020


 İki haftalık aranın ardından yeniden merhaba... :) İki haftadır yoktum buralarda, sebebi önce evden uzaklaşmam idi sonra da yazı yazmaya halimin kalmaması oldu... Şimdi yazıyorum yeniden, iki haftada yine kendimce çok düşünüp belki de bir yerlere vardıramamış gibi hissetmelerimin ardından. Ama esasında çok haklı serzenişlerime rağmen tekrar ayağa kalkabildiğim zamanlarımı anlatmaya geldim çoğunlukla... =)




Geçen hafta başında sabahtan kalkıp ablamlara gittik babamla, ta bu hafta başına dek de dönmedik-dönemedik... 3 gün diye gidip, iki günü haftayı tamamlamak için; sonraki iki günü de bir arada işleri halletmeye devam edebilmek için tamamladık. Pazartesi döneceğiz dedik ki, o gün deli dehşet bir sinir ağrısı ile sınandım yeniden. Çok şükür ki gün boyu o acıyı çekmiş olmama rağmen, akşam kalkıp sırtta da olsun yürüyebilir hale geldim yeniden ama... 

Geçen hafta ablamlarda annemle beraber idik, babam yine gece gidip sabah geldiği için Mavişi yanımıza almamıştık ama bir çantalık eşya alıp birkaç günlük evden uzaklaştım yine... Ara ara yaptığımız şey bu, Kağanım doğdu doğalı yaptığımız bir şeydi; şimdi de Defnecim de sebeplerimize eklendi şükür... =) Ara sıra bir arada olmak iyi geliyor ve yine bu birliktelik hem yeğenlerimle vakit geçirmek için fırsat oldu bana hem de bu sefer anneme kışlık tarhanamızı yaparken yardım etmek için oradaydım... Bir arada zaman geçirmek her defasında hep daha başka...

Kağanımın derslerine uzaktan müdahalemi yakınlaştırmış olduk yine, kendi bilgisayar üzerinden işlerime ve dizi filmlerime ara vermiş oldum sonra; hep başlayacağım dediğim örgü projeme de başlayabildim bu sayede, hırka tipi kimono... :) Örmeye çalıştığım modelimi burada bulabilirsiniz...

Geçen hafta başladığım örgü ipimle örmeye, acemilik yapıp devamını bulabileceğimi umarak başladığım için; ördüğüm öylece yarım halde kenara kaldırıldı tarafımdan, zira hardal sarısı diyebileceğim o renk ipin devamını bulamadı babam... Öyle olunca, aynı kalınlıkta kahverengi ip aldırdım babama ve yeniden başladım... 

Geçen hafta bolca örmekle, bir dizi sezonu bitirip (Emily İn Paris), bir belgesel izleyip bir film izleyerek geçti gitti... Onun haricinde çoğunlukla Defnemle Kağanımla oynayıp ilgilenerek geçirdik günlerimizi. Sanırım dinlendim bile diyebilirim... Ders çalışamadığım için üzülme durumum yoktu, bir önceki yazım "Olumlu Ol Ve Çok Sev" adlı yazımda yapacağım dediğim maddelerimi ertelemek zorunda kaldım ama sevdiklerimle idim ve sağlıklı idim! Ufak görünebilecek kendi uğraşlarımızdan dahi büyük sorun görmektense, uzaklaşmasını da bilmemiz gerektiğini düşündüm durdum. Yaşanılan şeylerin, bir yerde "böyle olması gerekiyormuş" diyebilmekle ilgili olduğunu bir kez daha farkettim... Yer yer beklentiyle sarsıldım, beklentilerimi büyütmemeyi hep unuttuğumu farkettim. Ama birçok şeyi hatırladım, an'da kalmayı, yanımdakilerle yetinmeyi ve bu anın üstüne an eklemeyi ihmal etmeyi üstün saymamam gerektiğini... 

Bir arada olmak yine güzeldi; yeğenlerimi izlemek, onlarla oynamak, kendimi dinlemek ama kendi kendimin çok üstüne gitmeme gerek göremeyeceğim bir alanda olmak bana da yine iyi geldi... =) 

Geçelim bu haftaya madem; =)


Haftaya ablamlarda başladık bu hafta da, şiddetli bir bel ağrısı ile sınandım ki o gün; korktuğumuz şeyler başımıza geliyor sandık resmen... 

Haftasonu eve geçemedik, bir gün ablam evi temizleyeyim sen Defne ile ilgilen dedi; ertesi gün annem ile eniştem Bursa'ya çarşıya gittiler, ihtiyaçlarını aldılar geldiler. Derken haftasonu izinlerinde de daha güzel vakit geçirdik beraber. Pazartesi gününe gelince de, o gün de planlanmış yemeğimiz sebebiyle, -bir arada iken yapabilmek için- akşamına dönmeyi teklif etti annemler...  

Pazartesi kitabımın kalan son 50 sayfasını okuyarak başladım yeni haftaya da... Tüm hafta süren bel ağrılarımla her gece yatmadan önce ayaklarımı yükseğe uzatmak suretiyle okumalarıma devam ederek başa çıkabilmiş ve kısmen de olsa başarmış şekilde haftayı bitirdiğimi düşünmüştüm.. Öğlen vakti, yeğenimin haftalık ders programına bakmak ve maillerimi kontrol etmek için bilgisayarı önüme almıştım ki; daha birkaç dakika geçmeden belime çift taraflı acı girdi ve nefesimi kesti. O ağrıyı iki kemiğimi de biri kırıyormuş gibi bir acı olarak anlayabiliyorum hala; azı yok, öylesine keskin bir acı idi! Öyle ki gözlerim karardı ve biraz nefes almaya başlayınca annemi çağırıp durumu anlatıp ağlamaya başladım o şokla beraber...

Bir musubet bir nasihatten evliyadır sözü çok doğru; önceki deneyimlerim sebebiyle, birkaç dakika içinde "Didem, kendini kaptırma ve bir an önce sakinleş!" diyebildim kendi kendime. Acıya kendini ne kadar odaklarsan, o kadar çok seni sarıp sarmalayıp zehirliyor resmen! Bunu zamanla öğrendim... Sakinleşince durum hemen geçmedi ama kontrolüm altında geçmesi için sakinlikle yönetebildim sakinleşmeye çalışırken o süreci... Fizyoterapistimi aradım hemen, bana ilk söylediği "acilden giriş yapıp hemen MR çektirmem gerektiği" idi. Ama durumum ciddi idi ve hastaneye gider isem daha da zarar görebilirdim. Taşınmak, sırtta da olsa yürümek; böyle durumlarda hiç mümkün olabilen bir durum olmadığı için ve daha çok sıkıntılarımı arttırdığı için, o an için nasıl müdahale etmem gerektiğini sordum. Hastaneye gidemem, en azından bugün, dedim. O zaman "nasıl ve ne kadar süreyle buz uygulaması yapacağımı anlattıktan sonra, ağrım hareket edebilir duruma gelince hastaneye gitmem gerektiğini de ekledi." 

Haftanın ilk günü bu ağrının şiddetini azaltma uğraşlarıyla geçti. Acıyı geçirmeye uğraştım, önce ağrı şeklinde hayatını sürdürsün razıyım dedim. İlaç zor durumda kalmadıkça yasak bana; o gün eve gideceğimiz zaman dilimini iple çektim, sinir ağrılarım için kullandığımız ilacı alabilmek için...

Sinir ağrısı olduğunu çok iyi bilebildim o gün, zira geçen sene de önceki sene de yaşadığım türden yanmalar başladı belimde; acım biraz azalmaya başlar başlamaz... Üç senedir mevsimsel olarak kış mevsimine girişte yaşıyorum artık bu ağrıları, ama bu seferki kadar şiddetli bir acı hiç olmamıştı. Acı ve ağrı ayrımı varmış, bu ağrı tipi sayesinde öğrendim... Şiddetli yanma ağrısını iki senedir biliyordum, bundan şiddetlisi yok diyordum. Ama bel postürümün bozukluğunda değişik ve ilerleyen mevzular var ki, ağrı acıya döndü ve fizyoterapistimin dediğine göre "sinir sıkışması yaşamışım belli ki!"

(11-17).10. 2020 tarihleri arasındaki haftam acıyla başladı, ağrıyla devam etti işte...



Salı sabahına iyi uyandım, önceki gece ilacımı içip yatınca ağrıyla uyumuş dahi olsam! Sabaha belirgin bir ağrım vardı, yoruyordu ve nefessiz bırakıyordu; az hareket edebiliyor ama bir gün öncesine göre de iyi haldeydim şükür...

Öğlene doğru biraz örgümü alabildim elime, başladığım kimono tipi hırkam için ilk parçamın az kalan ip ipini bitirdim ve ikinci ipime geçtim. Bu arada bir önceki hafta öğrendiğim ip bağlama yöntemiyle ekleme yaptım; burada onu da belirtmek istiyorum. Ben sihirli ip bağlama tekniğini bu videodan öğrendim. :) Eğlenceli ve de faydalı, minik bir düğüm kalıyor ve onu da örerken saklamak o kadar zor olmuyor zaten! =))

Salı günü Mavişimle kavuştuk bu arada; bir haftadır babamın gözetimi ve ilgisi altında idi ama özleşmişiz de ona rağmen baya... Dışarı çıkardığımda dizime oturup beni izledi durdu, normalde ben örgü örerken ipimle oynar misinamı çekiştirirdi yoksa. Bu sefer ilgisini mi çektim ne olduysa! (: Video çektim o gün, Reels videolarına adım attım o video ile de. İki adet Reels yaptım bloğumun instagram sayfasında; o videoların ilki burada, ikincisi de burada...

Evde bir can yaşadığı zaman, hem alışıyorsunuz hem de canınız oluyor bir anda. Arkadaşınız, oğlunuz-kızınız gibi oluyor. Maviş de benim oğlum sanki! Cidden, o his önemli. Youtube'da köpeklerini oğlum kızım evladım diye seven bir aile var; garip geliyormuş kimisine göre ve sormuşlar Sevgili Seray Yılmaz'a. Benimse o güzel yavrulara öyle seslenmesi öyle hoşuma gidiyor ve öyle garibime gitmiyor ki, ben gibi hisseden birinin olduğuna seviniyorum aksine. Önemli olan onun sizin türünüzden olmaması, sizden var olmaması değil işte; sizin nasıl hissedip, nasıl benimsediğinizle alakalı! =)

Bu arada, o youtuber dediğim aile Yılmaz Ailesi. Çok sevdiğim Sergül Kato'nun ablası, Seray Yılmaz ve ailesinin kanalı... :) Tavsiye ederim bu kanalı takip etmenizi de...



Gelelim haftanın beni en zorlayan ikinci gününe, hastaneye gittiğimiz Çarşamba gününe... Ben Şubat ayından bu yana, Nöroloji kontrolümü yaptıramıyor olmanın sıkıntısıyla yaşarken; bu sıkıntı gelmeden önce yine randevu arıyordum kendim adına. Bel ağrılarım başladı, sıkıntılı günler geçiyor ve kontrol olmalıyım diyerekten... Bu durumlar ciddileşince, randevumu da hala bulamamış olmanın getirdiği gariplikle; acilden belki bizi doktora ulaştırabilirler, dedik. Gittik, beni kontrol etmesi için taa geçen seneden tavsiye edilen araştırma hastanesine. Zira bahsetmişimdir, geçen sene bu zamanlar devlet hastanesindeki fizik ve nöroloji doktorları bizzat "araştırma hastanelerine ve fakültelere gitmemi önerdi bundan sonra". Çünkü devlet hastanelerinde bizim gibi hastalıklara dair tedaviler karşılanmayacak ve ilaçlarımız yazılamayacakmış...

Haziran'dan bu yana birkaç kez randevu aldım, fakat her birini iptal etmek durumunda kaldım. Öncesinde aldığım her randevuyu doktorların olmayışı sebebiyle iptal ettim, sonrasındakileri de hastanelerin tehlikeli olduğunu söyledikleri ve acil olmadıkça gitmememizi önerdikleri için... Ben sürekli hazırda bulunduramam ki randevu meselesini; şu an randevu almaya kalksam şansım yaver gitmedikçe bulabildiğim en erken randevu 15 gün sonrasına denk geliyor... :/

Velhasıl, gittiğimiz ek bina araştırma hastanesinden ana binaya yönlendirildik Çarşamba günü önce, bir sene önce bana bakan hastaneden; "artık ana binada bakılacak sizlere" denildi çünkü. Pekala, dedik ve ana binaya gittik. Acilde iğne vurmak ve ilaç yazmaktan başka hiçbir şey yapamıyorlarmış; doktor çağırmak da dahil buna, doktora yönlendirmek de. Oradan hiçbir şekilde doktora ulaşamadım, doktorun kendisine ve sekreterine ulaştırılmam da 3 saatimi buldu... Sonucunda doktoru da yerinde bulamadım ve hastanenin tüm katlarını gezmiş, tekerlekli sandalye tepesinde ağrıyan belimin beni rahatsız etmesiyle yorgun halde eve dönmüş bulunduk...

O günün tek iyi haberi, bir sonraki Salı'ya randevu bulabilmem oldu. Randevu merkezinden, şansım yaver gitti de işte! O günün en üzen ve dehşete düşüren durumu ise şuydu; benim gibi tedavisi olmayan kronik bir rahatsızlığa sahipseniz bile (Kas Erimesi gibi yani), randevusuz gittiğinizde acilde de bir şey yapılamıyor artık, doktorlara ulaşamıyorsunuz işte... Hasta olmamaya bakın, ya da kendi hastalığınıza dair ne olur ne olmaz randevunuzu elinizde bulundurun (neme lazım!); ciddi bir durum olduğunda, doktora ulaşmanız randevunuz olup olmamasıyla alakalı çünkü! :(


Çarşamba günü çok üzüldüm, çok yıprandım; gerçekten! Düşünün ya; ağrım artıyor, beklenmedik dehşet verici bir ağrı ve ailemle beraber bunun bir atak sancısı olabileceğini de düşünüyoruz! Ama bilgili bir doktora dahi ulaşamıyoruz, acilde bile! 

Devlet hastanesinde benim rahatsızlığımı bilen doktor sayısı hayli az olduğu için araştırma hastanelerine yönlendirildiğime bir nebze olsun sevinmiştim geçen sene aslında; "ama doktora ulaşamadıktan sonra bu benim neyime yarayacak ki?" dedim o gün, gün boyunca! Fizyoterapistim beni yönlendirdi, acilden doktora ulaştırırlar seni, diyerekten. Biliyoruz ya, acil durumlarda oluyor böyle mevzular. Neticede o gün acildeki doktor da bir şey yapamadı bana, hem pratisyen doktor olduğu hem de bilemediği için. Ne doktora ne de acilde müdahale edebilecek bir doktora ulaşabildim. Dehşete düştüm, inanın bana büyük dehşete düştüm!

Çarşamba günü o yorgunlukla gelip biraz uyudum ve akşamına da sersemliğimi ancak erken yatıp yatağımda sessizliğime gömülünce atlatabildim ki şunu kendime hatırlatabildim; "Bazı şeyleri yaşarken o hiç bitmeyecekmiş ve sonuçlanmayacakmış hissi, acayip rahatsız edici. Farkına varırsan eğer, silkelenmemiz gereken anlar onlar..."

Üst taraftaki fotoğrafın üstüne bunu yazmıştım o gün... Kitaplarıma ulaştığımda, sakinliğimde kaldığımda netlikle kavrayabildim yeniden. Yüzeyde kalan "her kışın baharı, her gecenin sabahı ve her gündüzün de bir sonu var. İyi ki..." cümlesine o gün varabildim, sakinleşip sakin kalabildiğimde... İyi ki... :)


Ben rahatsız olunca, bu haftayı da beraber geçirdik işte; annem, yeğenlerim, babam ve ben... Kağancım Salı akşamından itibaren bizde kaldı, Defnecimi her akşam dedesi annesi ile beraber evlerine bıraktı ve sabah yeniden gitti aldı... Kağanım hafta boyunca bizim sitedeki çocuklarla beraber aşağıya inip oynayabilme fırsatına erişti, ben Defnemle ve Kağanımla daha çok vakit geçirebilme fırsatına...


Bu arada ne yazı yazabildim ne de istediğim gibi "yapacaklarım" listemdeki maddelerimi yapabildim. Kağanımını bugün öğlen evine götürdü babam, artık önümüzdeki günlerde planları gerçekleştirmek için uğraşacağım ama haftaya başlayacağı üç gün ev iki gün okul rutininde okul kısmında bizimle kalacak yine. Kendi sitelerinde aşağıya inip oynayan arkadaşları olmadığından sebep, burası ona büyük nimet oldu şükür ki... =)

Defneme gelince, bu hafta çığlık atmayı pekiştirdi ve alkış yapmaya başladı kendince (çok şükür)... :) Bir çocuk senin gözlerinin önünde büyürken buram buram huzur ve şükür hissine rastlıyor insan. Böyle bir deneyime kavuşmak için doğurmaya ihtiyaç yok işte; kuzen olur, yeğen olur, hiç olmadı komşu çocuğu olur. Sımsıkı tutun, bir insanın var oluşunu izleyebilme fırsatına. O çok kıymetli bir farkındalık bence... :))




Böylece geçen iki haftanın ardından yazı işlerime dönebildim işte. :)

Bu sabah uykumu almış kalktım ve gördüm ki haftanın sonuna doğru haftaya başladığım gündeki gibi sıkıntılarım yok, çok şükür ki... Bilebiliyorum; şekil değiştirmiş ve şiddetini arttırmış bir bel ağrım var şu an, ama henüz nedir ne değildir bilemiyorum hala muayene olamadığım için. Diliyorum hayırlısı olsun hakkımda ve de hakkımızda! İçimden geçen şu; sinir ağrımı tetikleyen belimdeki postür bozukluğu biraz daha arttı ama ötesinde büyük bir rahatsızlık yok. Sadece bu beni daha da zorluyor artık ama fizyoterapistime göre daha kötüsü de olabilirmiş, umuyormuş ki olmasınmış... Salı günü muayeneye gidince göreceğiz...

Bugün kahvaltı sonrası Kağanımı evlerine bıraktı babam, ben Mavişimin kafesini temizledim ve annemle kahve keyfi yapabilme fırsatı yakaladık... Çiçeğim açmış; Mavişim yeniden tüy dökmeye başlamış (2 gündür görüyordum ama kafesini temizlerken ciddiyetine de vardım), mevsim değişimlerinin onun da üzerinde etkisi gördüm - çiçeğimin de... Sonra Mavişimin benden beklediği ilgiye cevap verdikten sonra yazmaya giriştim. Saat 20.00 ve ben öğlen başladım yazmaya ama yarıya dek yazıp sonrasını şu saatte tamamlamaya giriştim... 


Bu yazımı şöyle toparlayabilirim sanırım; 

"İyi-kötü iki hafta geçirdim; ilk hafta durakladığıma üzüldüm ve bunu dert ettim, ikinci hafta bir acı sebebiyle zoraki sakinliğe geçtim. Acı anında ve sonrasında farkettim ki, sakinlemem ve ondan sonra hareket etmem gerekliymiş. Ötesi hiçbir işime yaramıyor, aksine kendi kendimi köreltmeme sebep oluyormuş."

Bir musibet, bir nasihattan iyiymiş, görerek de yaşamak gerekirmiş; içinde bulunduğumuz bu senede yaşadığımız korona musibetinin, yıllardır benimseyemediğimiz nice nasihati birkaç ayda bize öğrettiği gibi... :) 

Okuduğunuz için teşekkürlerimle, sevgilerimle ve görüşmek üzere.. =))

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...