Şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2020 Cumartesi

Upuzun Bir Yazı, Sene Değerlendirmeli - Aralık 2020

 

Upuzun bir yazı yazmayalı o kadar çok oldu ki, gündelik zamandan bahsediyorum evet ama içeriğinde seneyi değerlendirdiğim bir yazıyı yazmaya geç bile kaldım aslında. Bu yazı da öyle kalitede, hem gündelik hayattan hem de bu esnada seneyi değerlendirmelerimle dolu bir yazı olsun işte dedim. Upuzun bir yazı, çünkü geçen haftayı ve bu haftayı barındırıyor içerisinde. E bir de, tüm seneye dair gözlemlerimi elbette... :) İyi okumalar...


Geçen hafta başında, kendi evimizde uyandık ama sonrasında kahvaltımızı edip ablamlara gittik biz de babamla ve bu hafta başına kadar da orada idik yine... Annem erkenden haftaiçleri uyanıp gidiyor zaten ama biz hem uykumuzdan feragat etmemek için, hem de evi bir toparlayıp gidebilmek için böyle karar verdik. 

Haftanın ilk günü idi ve şu üstümdeki kedili kazağımı ilk defa giymiştim. Üzerinde yazan mesajı olsun, bunu alan kuzenimizin hediyesini çok sevmem ve kendime yakıştırmam olsun; çok beğenip fotoğraflar çekindim o gün... Daha instagrama koymaya girişmeden hemen önce de can arkadaşım Damla'mın camına gelen kediyi fotoğraflayıp üzerine "Aç camı bir, konuşacağım!" diye yazdığını gördüm... :) Sonra arkadaşıma sataştım, "aç camı bir ne diyecek görelim" diye. Video açtı güldük derken, o sırada kedi içeri girdi; komik bir gün oldu. Sonra kedi çıkmış, biz görüntülü arama yaptık. Günümüz güzelleşti, güzel başladı ve öyle de devam etti... (:

O kazağın üzerinde şöyle yazıyordu; "All you need is a cat.", "Tek ihtiyacın olan bir kedi." =) Siz buna ne dersiniz bilmiyorum da; "Cümlelerin gücü var, düşünceleri taşıyorlar veyahut düşünceleri oluşturuyorlar!" diyorum ben. Bir kedi güzelleştirdi günümüzü, birbirimizi arattı bize yeniden. Uzak arkadaşlar değiliz, yakınız ama bir iki haftadır konuşmaya bahanemiz olmamıştı nihayetinde yine. "Tek ihtiyacımız gerçekten bir kedi imiş meğerse!" 


2020, bu tarz mesajlarla aktı aslında işte. Her ne kadar kötü bir yıl, her şey ama her şey üst üste geldi desek de; iyi olan şeyleri de es geçmeyenlerden olmaya devam etmemiz gerekiyor. Ben bu sene mesaj içerikli olaylara da, ağzımdan çıkan cümlelere de, düşüncelerime de daha çok dikkat ettim. Ben olumlu düşünmeyi savunuyorum, pozitif olmamın faydasını hep yaşıyorum derim hep. Buna rağmen benim de eksiklerim varmış meğer, bunu çok net farkettim. Basit eksikliklerden öte, baya dişe dokunur cinsten eksiklermiş bunlar hem de...

Barış Muslu'yu tanıdım öncelikle, öyle güzel ki anlattığı ve öğretmek için emek verdiği "Neuroformat Sistemi"... Önce onun her akşam yaptığı canlı yayın öğretilerine kulak verdim, sonra Storytel üzerinden "Beynine Format At" adlı kitabına ve sonrasında birkaç canlı yayın demolarına kulak verdim. Kendime uyguladığım nice çalışmanın sonucunda birçok sorunumu çözdüm ve bedenimi daha dinç hisseder konuma geldim. Bununla ilgili bir yazı bile yazmıştım, burada bulabilirsiniz onu tekrar... =) 

Sonra bir de Can Aydoğmuş'u tanıdım bu sene, o da "pozitif düşünmenin üstadı olmuş resmen!" Çok sevdim ve çok samimi buldum... Bu ay onun bir kitabını da bitirdim, bu yazımın sonunda ondan da bahsedeceğim. Ama bu konuda şunu demek istiyorum ki; duaların, ahlaklı olmanın ve dinimize bağlı olmak için neler yapmamız gerekiyorsa, pozitif düşünmenin ve düşüncemizle kendimizi sakinleştirip hayata adapte olmaya uğraşmanın da o kadar faydası olduğunu düşünüyorum... İşte bu konuda meditasyon, zihnini sakinleştirmek ve kendini dinleyip anda kalabilmek için çok önemli. Velhasıl, sesiyle ve yönlendirmeleriyle çok iyi gelen biri Can Aydoğmuş bu konuda da. Enerjisi çok güzel biri bence, birçoğu gibi benim için de böyle. İyi ki tanıdım bildim işte onu da bu sene, İnstagram sayesinde... :))

Kediler deyince; Can Aydoğmuş'un da dediği gibi, hayvan beslemek hayvan büyütmek ve onlara sahip çıkmak gibi konular çok mühim evet. Ama bu pandemi döneminde, elime kedi tüyü değmedi. Bu bana üzücü geldi. Damlam evlenene kadar, her sene yılda birkaç kez onlara gider kedileri "Bekir"i severdim ben. Bu sene hem biz o siteden taşındığımız için, hem birkaç ay öncesinde Damlam evlenip o siteden kendi evine gittiği için olmadı işte... Geçtiğimiz Pazar günü de, Damlamın kedisi Bekir'in melek olduğu haberi geldi. Çok üzüldüm Damlam kadar. İki gün yemeden içmeden kesilmiş, üçüncü güne veterinere götürdüklerinde vefat etmiş. Kan dahi alamamışlar canımız Bekir'e... O da hayatımızın bir parçası olmuştu senelerdir, vefat etti gitti işte... Senelerdir kedi sevme hasretimi giderirdim onunla. Yerinde rahat uyusun inşallah Bekircim de...



Geçen hafta ablamlarda kalınca, yeğenlerimle de ablamlarla da bolca vakit geçirme fırsatı bulduk yine... Defnemin elini tuttukça, beni daha çok "teyze" bilmeye başlar hale geldiğini gördükçe; bu seneyi daha çok sorguladım durdum... 

Defnem bu sıra avcı oynamaya başladı, en çok sevdiği avucunu gösterdiğinde avcı oyununu parmaklarıyla göstermemiz şimdi. Kakır kakır gülüşlerini gördükçe, "oh be" dedirtiyor her birimize... 2020 gibi her yanı korku ve kötü senaryolarla dolu bir sene içerisinde doğdu, her birimiz nasıl büyüyecek endişesinde geçirdik pandeminin ilk aylarında resmen... Ama bu kuzum da büyüdü, büyüyor çok şükür... :) 

Minik minik konuşmalara başladı; "abi, baba, dede" demelere başladı, emekliyor ve emeklerken "bi bi" diye laflar çıkartıyor ağzından. Hem çok savunmasız hem de bir o kadar ne yaptığını bilirmiş gibi halleri var sanki... Bir bebeğin yanınızda büyümesi ve çocuk hale gelmesinden sonra insan unutuyormuş yeniden "bebeklerin her aşamasını". Çünkü meğer bebekler her biri ayrı alemmiş cidden... :)

2020 bize Defnemizi verdi işte. Mart 2020'de doğdu Defnecim, ablamla eniştemin ikinci çocuğu, annemle babamın ikinci torunu ve benim ikinci yeğenim. Kağanım abi oldu ya! Her değişiminin ve büyümesinin sancılarını yaşadık beraber... Canımın içi öyle sevdi ki o da Defneyi; kıskanmadı değil ama kıskandığından bile utandı yer yer. Her halini bildiğiniz çocuğun bile değişik hallerini görebileceğimizi farkettik her birimiz. Hayat bu kadar garip geldi sardı sarmaladı bizleri bu sene... Çok şükür ki!

Defnem doğdu, bizim pandemimiz de şenlendi. :) En zoru herkesin onu tanıyamaması, bu süreci dolu doluya sevdiklerimizle yaşayamamamızdı. Babaannesi ve dedesi bile gelemedi birçok ilkine, sonradan yetiştiler neyse ki; sağlık olsun dedik hepimiz... Kağanım her ne kadar her birimizden en zorlu şekilde atlattı ise de şu virüs dönemini, kardeşi olduğu bir zaman diliminde yaşadığı için bu eve hapsolmaları; onun için bile kolaylaştırdı bir nebze bu süreçleri... Sıkıldı uğraştı, yer yer yardım etti, yer yer küçük isyanlar etti. Her birimizin meşguliyeti vardı, her zamankinden çok büyük bir meşguliyet. 

Pandemi içinde bir bebeği büyütmek, anlatılmaz yaşanır derecesinde güzel bir deneyimdi. Hani bir şey sizi çok korkutur ama bir o kadar da sımsıkı tutar o anın içinde, tam hayatın içinde; aynı öyle bir şeydi... Şükürle dolu, bizi birbirimize bağlayan birçok sebepten biri daha oldu işte. 2021'de de sağlıcakla dolu günlerimiz olsun hep beraber sevdiklerimizle inşallah... =))



14 - 20 Aralık 2020 arası, örgü örmekle geçti tüm haftam... İplerimi saran Kağanım, iplerimi yere attığımda kedi gibi onlarla oynayan Defnem; yapamadığım birçok şey olsa da bu sene yine hayatımda, tutunduğum ve "olsun" diyebildiğim yanlarım oldular. Bu o kadar kıymetli idi ki tüm sene boyunca... 

Geçen hafta 3 tane siyah bere boyunluk ördüm, bir tanesini hafta başlamadan önce bitirdim... Üçü de siparişti ve bizler haftasonuna yetiştirdik ailecek onları da. Örgüsü bende bere boyunlukların, ponpon yapımları babamda, dikim görevleri de annemde. Yine çok güzel oldu örgülerimiz, bu hazzı bir şeyler üretmenin hazzını bilenler anlayacaktır. 2021 her birimiz için çok üretmeli, çok okumalı geçsin inşallah... 2021 için hepimize çok sevdiğimiz bir üretim alanında hep üretebilmeyi öneriyorum... =)

Bu sene evimizi değiştirmemiz benim şansım idi, özellikle de yıllardır hayalini kurduğum gibi hem tümden gerçek hayata, hem de iş hayatına atılabilmem için. Ama o iş hayatına atılabilmemi önce pandemi koşulları, sonra da her ne kadar uğraşsam bile şartlarını bir türlü içime sindiremediğim "ekpss sınavı hazırlıkları sürecinin istediğim gibi gitmemesi" hep engelledi durdu beni... Evet, kendim yaptım her birini. Tüm koşullar elimden geleni yaptırabilecek pozisyona getirene kadar çok zorladı beni. Strese girmemem gerekiyordu, yeniden sınavlara çalışıyor olmak bile zorluydu benim için. Yapamıyor olmayı da düşledim, yapabilirsem olabilecekleri de. Ama elimden gelenler çok az noktada oldu... Sağlık olsun, diyebilmeyi bildim nihayetinde şükür ki.


Bol bol örgü ördüm bu sene de. Kağanımla yumaklar yaptık, ördüm. Kitaplar okuduk, ara verdim ördüm. Filmler ve diziler eşliğinde ördüm. Arkadaşlarımla telefon konuşmaları sırasında ördüm... Ürettikçe içim huzurla doldu, ürettikçe rahatladım aslında. Üretimi tüm ülkeme diledim de ördüm. Bunlar bana çok ama çok iyi geldi. İnanır mısınız, ki bana bile garip geldi; 2020'de örgü örmek bana daha büyük bir haz verdi. Sanki tutunmam gereken bir uğraş aradım ve en çok örgüye sığındım. 2020 sığınılacak birçok alan arattı bana, ben döndüm dolaştım en çok örgüde soluklandım... :)

Gözümün önünde filmler veya diziler aktı, yanımda Kağanım kitap okudu, bana sorular sordu ve sohbet etti. Küçük yeğenim Defnem uyudu... Sohbetler edildi, sakince oturuldu veya uyunuldu; durduğum anlar da oldu ama çoğu müsait anımda elimde örgülerim vardı. İyi ki dedirten bir güzel meşguliyetim idi... 

2021'de hem sınırımı bilmeyi hem de bu meşguliyetimden kendime bulduğum hazzın yaratıcılığını da katabilmeyi, korkmadan üretmeye devam edebilmeyi diliyorum yine. Ve cümlemize de...



Aralık ayında Farmasi benim için verimli bir uğraş oldu. Siparişlerimden kazandığım da oldu, ihtiyaçlarımı alıp kazançlı konumda olduğum da... Aslında en çok Kasım ve Aralık ayında, "Bu benim ciddi ciddi işim olsun artık" istedim. Bu isteğe ulaşmak için bir şeyler yapmayı daha çok ciddiye aldım Kasım ayından bu yana... Ekip kurması çok zorlu ama onu da bir şekilde başarabilmeyi istiyorum daha da fazla.

Tüm sene boyunca kabullenmemek için uğraştım da, şu son iki ayda "normal iş hayatında bir yerim olamayabileceğini" de kabullendim aslında... Bu olumsuz düşünme değil, ben hep olabileceğini takmıştım kafaya ya; ötesini düşünmek istememiştim sonra. Ama artık diğer ihtimalden de devam edebilmem lazım. Şartlar neyse ona yönelip, oradan çabalamayı bırakmamak... 

Olumlu düşüncenin tabiatında da bu var; bir tek yoldan olmuyor hayallerim diye, tamamen olmasını istediğim gidişatta ısrar etmem meğerse gereksizmiş. Vazgeçmemek gerek ama yön değiştirmekten de korkmamak gerekirmiş... Ben bunu senelerdir yapmaktan uzak durdum. İstediğim hayata atılmaktı.. O adımı atmak için o kadar bekledim ve bu sene olacağına o kadar sevindim ki. Birçoğu gibi pandemi benim için de bir hayal kırıklığı idi ama tam yolunda gidiyor hayat benim için derken, büyük bir hayal kırıklığı çöreklendi üstüme... 

Velhasıl, 2020 hep bir çözüm süreci gibiydi diğer yandan. Çalışma hayatına istediğim şekilde bir kapı olamadı ama kendi kapılarımı da kapatmama kararımı almam zor oldu. Örgü örerek kazanç elde etmek, iş hayatının başka bir kapısı benim için. O küçük bir gelir gibi, zira her zaman alıcısı olmuyor. Değer verenleri de kıymet bilenleri de az doğrusu... Ama bir işim olsun; çalışma hayatına atılabilsem de atılamasam da elimde bir gelirim olsun dediğim ölçüde ve de yine hayallerimin izinde yürüyebileceğim demektir. 2020 yılında verdiğim en doğru karar, durmaktan vazgeçip; beklemeyi bir kenara bırakıp, devam edebilmeyi de bilmekti...

Son Farmasi siparişlerim bu hafta başında geldi. Dolu dolu bir paketti, siparişlerimle ve ihtiyaçlarımla dolu... Devam edebilmeme yardımcı olacak nice aylar da var önümde. 2021'de iş hayatıma devam edebilmem adına eğitimler de almayı düşünüyorum şimdi. Udemy sitesinde "network marketing" üzerine güzel eğitimler buldum bugün. Ama önümüzdeki aylarda almayı düşünüyorum. Öncelikle Udemy sitesindeki ücretsiz eğitimlerle sistemi anlamaya ve bana faydası olabilecek mi bakacağım... 

Hedeflerim var bu alanda, Farmasi dünyasına ilk adım attığım zaman diliminden de daha fazla. Umarım cümlemizin hayalleri hedefleri gelişir ve güzelleşir bu yeni yılda... :))



Bu hafta 23.12.2020 çarşamba günü, sağlık ocağından çağırıldığımız üzere "zatürre aşımızı" vurulmaya gittik annemle. Bu bizim ilk zatürre aşımızdı annemle beraber... Bu zamana kadar hiç zatürre aşısı vurulma gereği duymamıştık ama bu sene durum başka... Doktorlarımız, kronik rahatsızlıklarımız dolayısıyla gerek gördü bize de...

Çarşamba günü babamla uyanıp kahvaltımızı yaptık, sonra da ablamlara gidip annemle Defnemi alıp sağlık ocağına gittik. Kağancım son birkaç aydır kısa süreli evde yalnız kalabilmelere başladı. Bu bile çok büyüdüğünün göstergesi bizim için... :) 

Sağlık ocağına gittik ama üst üste iki maske ile gittim ne olur ne olmaz diye. Saat 13.00'da sağlık ocağı açıldı ve ilk bizim işlemimizi gördü hemşire. Ben sağlık ocağına alırlar sandıysam da, annem sağlık ocağına girip çıktıktan sonra, engel durumum ve kronik rahatsızlıklarım sebebiyle riske atmamak için arabada vurdular aşımı sağolsunlar. Ne acıdı ne de çok sızısını hissettim o an ama zormuş meğer zatürre aşısının sonraki yan etkileri... :/ İki gün gece uyutmadı kol ağrısı ve şişliği. İlk gece çok keskindi, ikinci gece hafifledi ve üçüncü gece de geçti neyse ki...

Önce ben, sonra annem aşısını vuruldu ve annemleri bırakmaya döndük ki o gün ablamlara; annem "hadi gel sen de bizimle yukarıya, beraber döneriz akşama da" dedi. Tamam madem, dedim... Akşama kadar beraberdik annem ve yeğenlerimle, çay içtik Defnemle oynadık; derken akşam da babam almaya geldi ve işlerimizi de halledip eve döndük beraber. Yeğenlerimle üç günde bile yine özleşmiştik, beraber takıldık annem ve yeğenlerimle...


Ama o gün çok net ve biraz rahatsız edici bir şeyi farkettim... Son dakika kararı olarak ablamlara gittiğim için annemle; elim boştu, uğraşım yoktu. Telefonumun şarjı bile azdı işte! Bu bana büyük bir eksiklik gibi geldi... "Ben ne çok alıştırmışım kendimi, meşguliyetin bağımlısı mı etmişim kendimi?" diye sorguladım. 2020'yi bir kaçış gibi mi kullandım bilmem, son zamanlarda kaçışlarım hep meşguliyetlerime doğru oldu. Sakinleşmeye çalışıyorum son zamanlarda ama "işim gücüm var neticede, acaba kafaya biraz da ben mi takıyorum?" diyorum bir yandan da. 

Neticede siparişlerim olduğu için örgüye boğuldum şu sıra, evet yetiştireceğim diye son zamanlarda daha çok ördüm ve elimden kimi zaman yatana dek düşüremediğim tek uğraşım oldu... Çalışıyor olsam işyerinde işimin başından kalkamadığıma içerlenecek miydim ki? İçimde ne depremler ne savaşlar var, ben son 6 ayda bunlara dair özel anlatımlar yapamadım bloğumda. Bunun eksikliği ve garipliği de sonradan düşüncelerimi boğdu tabii ki... 

2021'de daha çok yazabilmeye dönmeyi umuyorum kendime öncelikli konumda bir de... :)




2020'de çok kitap okumayı istedim yine, 50 kitaptı okuma hedefim ama yine kavuşamadım ne yazık ki... Evet, önemli olan çok okumak değil ama okumayı devam ettirmek sonuçta. Böyle avutuyorum kendimi... 32. kitabımı 24.12.2020 günü bitirdim. Bitirdiğim "Düşle İnan Yaşa" kitabı, benim 2021'de başucumda olmasını istediğim kitap oldu ve beni o kadar iyi hissettirdi ki...

Ben pozitif düşünce içerisinde olmayı uygun görüyorum derken, çok eksik olduğum noktaları buldum kendi içimde. Bu seneki sorunlarıma eksik kaldığım noktaları son 2,5 aydır karşılıyor kitap içeriği ama öncesindeki birkaç öğretiyi de "Can Aydoğmuş"un video içeriklerinden öğrendim zaten...

Size kısaca özetleyecek olursam, "Cümlelerine dikkat et, düşüncelerine dikkat et ve hayal bile edemediklerine dikkat et!" Son maddenin o kadar önemli olduğunu düşünmezdim, öbürlerini çok umursarken. Meğer o da tamamlıyormuş işte. 2020'yi değerlendiriyorum ama hazır biterken öğrendiklerimi de uygulamaya çoktan başladım kendim adına esasında... Bunu söyleyebiliyor olduğum için çok da gurur duyuyorum kendimle...

Kitaptan çok bahsetmeyeceğim ama Can Aydoğmuş hep şunu söylüyor, yaşadığın ortamdaki eşyalar dahi enerjilerini etkiliyor. O alan seni ya iyi ya da kötü etkileyebiliyor... Dağınıklık toparlanamamayı, düzensizlik işleri yoluna koyamamayı ve düşüncelerine sahip çıkmama "ne yaptığını bilememeyi" sağlıyor... Bundan ötesini okumak isterseniz kitabı alın derin. :))

2021'de ben Can Aydoğmuş'un diğer kitaplarını da okumayı istiyorum kendi adıma. Ama o zamana dek, youtube kanalındaki tüm videolarını da izleyip daha da bilgilenebilmiş olmak istiyorum tabi...


Ancak kişiler kendilerini isterlerse onlara yardımcı olabilirsin, kişilerin özgür seçimlerine saygı göstermek durumundayız. Demem o ki evinizdeki dengeyi önemseyin. (Sayfa 32)

Olumsuz Kodlamalarınızdan Arının, Ruhunuza Yeni Kodlamalar Giydirin… (Sayfa 89)


2021'de daha fazla geliştireceğim, olumlu olan herşeyi hayatıma çekeceğim, kendimi daha güzele ve daha da hayırlısına hazırlamayı ihmal etmeyeceğim... Hayatımı seviyorum, kendimi seviyorum, zorlu geçen bu senenin içindeki tüm olumlu öğretileri kabul ediyorum ve olumsuzları serbest bırakıyorum.. Ben, ailem ve de çevrem; tüm evrenle beraber olumlu olan her şeye açığız. Her şey 2021'de daha da güzel olacak... =)


Önümüzdeki haftaya planladığım diğer yazılarımda; 2020'de okuduğum kitaplarımı, en çok kullandığım uygulamayı ve irili ufaklı planlarımı konuşacağız. 

Okuduğunuz ve orada olduğunuz için teşekkürlerimle. Görüşmek üzere, Sevgilerimle... :)


17 Ekim 2020 Cumartesi

İyi - Kötü İki Hafta - Ekim 2020


 İki haftalık aranın ardından yeniden merhaba... :) İki haftadır yoktum buralarda, sebebi önce evden uzaklaşmam idi sonra da yazı yazmaya halimin kalmaması oldu... Şimdi yazıyorum yeniden, iki haftada yine kendimce çok düşünüp belki de bir yerlere vardıramamış gibi hissetmelerimin ardından. Ama esasında çok haklı serzenişlerime rağmen tekrar ayağa kalkabildiğim zamanlarımı anlatmaya geldim çoğunlukla... =)




Geçen hafta başında sabahtan kalkıp ablamlara gittik babamla, ta bu hafta başına dek de dönmedik-dönemedik... 3 gün diye gidip, iki günü haftayı tamamlamak için; sonraki iki günü de bir arada işleri halletmeye devam edebilmek için tamamladık. Pazartesi döneceğiz dedik ki, o gün deli dehşet bir sinir ağrısı ile sınandım yeniden. Çok şükür ki gün boyu o acıyı çekmiş olmama rağmen, akşam kalkıp sırtta da olsun yürüyebilir hale geldim yeniden ama... 

Geçen hafta ablamlarda annemle beraber idik, babam yine gece gidip sabah geldiği için Mavişi yanımıza almamıştık ama bir çantalık eşya alıp birkaç günlük evden uzaklaştım yine... Ara ara yaptığımız şey bu, Kağanım doğdu doğalı yaptığımız bir şeydi; şimdi de Defnecim de sebeplerimize eklendi şükür... =) Ara sıra bir arada olmak iyi geliyor ve yine bu birliktelik hem yeğenlerimle vakit geçirmek için fırsat oldu bana hem de bu sefer anneme kışlık tarhanamızı yaparken yardım etmek için oradaydım... Bir arada zaman geçirmek her defasında hep daha başka...

Kağanımın derslerine uzaktan müdahalemi yakınlaştırmış olduk yine, kendi bilgisayar üzerinden işlerime ve dizi filmlerime ara vermiş oldum sonra; hep başlayacağım dediğim örgü projeme de başlayabildim bu sayede, hırka tipi kimono... :) Örmeye çalıştığım modelimi burada bulabilirsiniz...

Geçen hafta başladığım örgü ipimle örmeye, acemilik yapıp devamını bulabileceğimi umarak başladığım için; ördüğüm öylece yarım halde kenara kaldırıldı tarafımdan, zira hardal sarısı diyebileceğim o renk ipin devamını bulamadı babam... Öyle olunca, aynı kalınlıkta kahverengi ip aldırdım babama ve yeniden başladım... 

Geçen hafta bolca örmekle, bir dizi sezonu bitirip (Emily İn Paris), bir belgesel izleyip bir film izleyerek geçti gitti... Onun haricinde çoğunlukla Defnemle Kağanımla oynayıp ilgilenerek geçirdik günlerimizi. Sanırım dinlendim bile diyebilirim... Ders çalışamadığım için üzülme durumum yoktu, bir önceki yazım "Olumlu Ol Ve Çok Sev" adlı yazımda yapacağım dediğim maddelerimi ertelemek zorunda kaldım ama sevdiklerimle idim ve sağlıklı idim! Ufak görünebilecek kendi uğraşlarımızdan dahi büyük sorun görmektense, uzaklaşmasını da bilmemiz gerektiğini düşündüm durdum. Yaşanılan şeylerin, bir yerde "böyle olması gerekiyormuş" diyebilmekle ilgili olduğunu bir kez daha farkettim... Yer yer beklentiyle sarsıldım, beklentilerimi büyütmemeyi hep unuttuğumu farkettim. Ama birçok şeyi hatırladım, an'da kalmayı, yanımdakilerle yetinmeyi ve bu anın üstüne an eklemeyi ihmal etmeyi üstün saymamam gerektiğini... 

Bir arada olmak yine güzeldi; yeğenlerimi izlemek, onlarla oynamak, kendimi dinlemek ama kendi kendimin çok üstüne gitmeme gerek göremeyeceğim bir alanda olmak bana da yine iyi geldi... =) 

Geçelim bu haftaya madem; =)


Haftaya ablamlarda başladık bu hafta da, şiddetli bir bel ağrısı ile sınandım ki o gün; korktuğumuz şeyler başımıza geliyor sandık resmen... 

Haftasonu eve geçemedik, bir gün ablam evi temizleyeyim sen Defne ile ilgilen dedi; ertesi gün annem ile eniştem Bursa'ya çarşıya gittiler, ihtiyaçlarını aldılar geldiler. Derken haftasonu izinlerinde de daha güzel vakit geçirdik beraber. Pazartesi gününe gelince de, o gün de planlanmış yemeğimiz sebebiyle, -bir arada iken yapabilmek için- akşamına dönmeyi teklif etti annemler...  

Pazartesi kitabımın kalan son 50 sayfasını okuyarak başladım yeni haftaya da... Tüm hafta süren bel ağrılarımla her gece yatmadan önce ayaklarımı yükseğe uzatmak suretiyle okumalarıma devam ederek başa çıkabilmiş ve kısmen de olsa başarmış şekilde haftayı bitirdiğimi düşünmüştüm.. Öğlen vakti, yeğenimin haftalık ders programına bakmak ve maillerimi kontrol etmek için bilgisayarı önüme almıştım ki; daha birkaç dakika geçmeden belime çift taraflı acı girdi ve nefesimi kesti. O ağrıyı iki kemiğimi de biri kırıyormuş gibi bir acı olarak anlayabiliyorum hala; azı yok, öylesine keskin bir acı idi! Öyle ki gözlerim karardı ve biraz nefes almaya başlayınca annemi çağırıp durumu anlatıp ağlamaya başladım o şokla beraber...

Bir musubet bir nasihatten evliyadır sözü çok doğru; önceki deneyimlerim sebebiyle, birkaç dakika içinde "Didem, kendini kaptırma ve bir an önce sakinleş!" diyebildim kendi kendime. Acıya kendini ne kadar odaklarsan, o kadar çok seni sarıp sarmalayıp zehirliyor resmen! Bunu zamanla öğrendim... Sakinleşince durum hemen geçmedi ama kontrolüm altında geçmesi için sakinlikle yönetebildim sakinleşmeye çalışırken o süreci... Fizyoterapistimi aradım hemen, bana ilk söylediği "acilden giriş yapıp hemen MR çektirmem gerektiği" idi. Ama durumum ciddi idi ve hastaneye gider isem daha da zarar görebilirdim. Taşınmak, sırtta da olsa yürümek; böyle durumlarda hiç mümkün olabilen bir durum olmadığı için ve daha çok sıkıntılarımı arttırdığı için, o an için nasıl müdahale etmem gerektiğini sordum. Hastaneye gidemem, en azından bugün, dedim. O zaman "nasıl ve ne kadar süreyle buz uygulaması yapacağımı anlattıktan sonra, ağrım hareket edebilir duruma gelince hastaneye gitmem gerektiğini de ekledi." 

Haftanın ilk günü bu ağrının şiddetini azaltma uğraşlarıyla geçti. Acıyı geçirmeye uğraştım, önce ağrı şeklinde hayatını sürdürsün razıyım dedim. İlaç zor durumda kalmadıkça yasak bana; o gün eve gideceğimiz zaman dilimini iple çektim, sinir ağrılarım için kullandığımız ilacı alabilmek için...

Sinir ağrısı olduğunu çok iyi bilebildim o gün, zira geçen sene de önceki sene de yaşadığım türden yanmalar başladı belimde; acım biraz azalmaya başlar başlamaz... Üç senedir mevsimsel olarak kış mevsimine girişte yaşıyorum artık bu ağrıları, ama bu seferki kadar şiddetli bir acı hiç olmamıştı. Acı ve ağrı ayrımı varmış, bu ağrı tipi sayesinde öğrendim... Şiddetli yanma ağrısını iki senedir biliyordum, bundan şiddetlisi yok diyordum. Ama bel postürümün bozukluğunda değişik ve ilerleyen mevzular var ki, ağrı acıya döndü ve fizyoterapistimin dediğine göre "sinir sıkışması yaşamışım belli ki!"

(11-17).10. 2020 tarihleri arasındaki haftam acıyla başladı, ağrıyla devam etti işte...



Salı sabahına iyi uyandım, önceki gece ilacımı içip yatınca ağrıyla uyumuş dahi olsam! Sabaha belirgin bir ağrım vardı, yoruyordu ve nefessiz bırakıyordu; az hareket edebiliyor ama bir gün öncesine göre de iyi haldeydim şükür...

Öğlene doğru biraz örgümü alabildim elime, başladığım kimono tipi hırkam için ilk parçamın az kalan ip ipini bitirdim ve ikinci ipime geçtim. Bu arada bir önceki hafta öğrendiğim ip bağlama yöntemiyle ekleme yaptım; burada onu da belirtmek istiyorum. Ben sihirli ip bağlama tekniğini bu videodan öğrendim. :) Eğlenceli ve de faydalı, minik bir düğüm kalıyor ve onu da örerken saklamak o kadar zor olmuyor zaten! =))

Salı günü Mavişimle kavuştuk bu arada; bir haftadır babamın gözetimi ve ilgisi altında idi ama özleşmişiz de ona rağmen baya... Dışarı çıkardığımda dizime oturup beni izledi durdu, normalde ben örgü örerken ipimle oynar misinamı çekiştirirdi yoksa. Bu sefer ilgisini mi çektim ne olduysa! (: Video çektim o gün, Reels videolarına adım attım o video ile de. İki adet Reels yaptım bloğumun instagram sayfasında; o videoların ilki burada, ikincisi de burada...

Evde bir can yaşadığı zaman, hem alışıyorsunuz hem de canınız oluyor bir anda. Arkadaşınız, oğlunuz-kızınız gibi oluyor. Maviş de benim oğlum sanki! Cidden, o his önemli. Youtube'da köpeklerini oğlum kızım evladım diye seven bir aile var; garip geliyormuş kimisine göre ve sormuşlar Sevgili Seray Yılmaz'a. Benimse o güzel yavrulara öyle seslenmesi öyle hoşuma gidiyor ve öyle garibime gitmiyor ki, ben gibi hisseden birinin olduğuna seviniyorum aksine. Önemli olan onun sizin türünüzden olmaması, sizden var olmaması değil işte; sizin nasıl hissedip, nasıl benimsediğinizle alakalı! =)

Bu arada, o youtuber dediğim aile Yılmaz Ailesi. Çok sevdiğim Sergül Kato'nun ablası, Seray Yılmaz ve ailesinin kanalı... :) Tavsiye ederim bu kanalı takip etmenizi de...



Gelelim haftanın beni en zorlayan ikinci gününe, hastaneye gittiğimiz Çarşamba gününe... Ben Şubat ayından bu yana, Nöroloji kontrolümü yaptıramıyor olmanın sıkıntısıyla yaşarken; bu sıkıntı gelmeden önce yine randevu arıyordum kendim adına. Bel ağrılarım başladı, sıkıntılı günler geçiyor ve kontrol olmalıyım diyerekten... Bu durumlar ciddileşince, randevumu da hala bulamamış olmanın getirdiği gariplikle; acilden belki bizi doktora ulaştırabilirler, dedik. Gittik, beni kontrol etmesi için taa geçen seneden tavsiye edilen araştırma hastanesine. Zira bahsetmişimdir, geçen sene bu zamanlar devlet hastanesindeki fizik ve nöroloji doktorları bizzat "araştırma hastanelerine ve fakültelere gitmemi önerdi bundan sonra". Çünkü devlet hastanelerinde bizim gibi hastalıklara dair tedaviler karşılanmayacak ve ilaçlarımız yazılamayacakmış...

Haziran'dan bu yana birkaç kez randevu aldım, fakat her birini iptal etmek durumunda kaldım. Öncesinde aldığım her randevuyu doktorların olmayışı sebebiyle iptal ettim, sonrasındakileri de hastanelerin tehlikeli olduğunu söyledikleri ve acil olmadıkça gitmememizi önerdikleri için... Ben sürekli hazırda bulunduramam ki randevu meselesini; şu an randevu almaya kalksam şansım yaver gitmedikçe bulabildiğim en erken randevu 15 gün sonrasına denk geliyor... :/

Velhasıl, gittiğimiz ek bina araştırma hastanesinden ana binaya yönlendirildik Çarşamba günü önce, bir sene önce bana bakan hastaneden; "artık ana binada bakılacak sizlere" denildi çünkü. Pekala, dedik ve ana binaya gittik. Acilde iğne vurmak ve ilaç yazmaktan başka hiçbir şey yapamıyorlarmış; doktor çağırmak da dahil buna, doktora yönlendirmek de. Oradan hiçbir şekilde doktora ulaşamadım, doktorun kendisine ve sekreterine ulaştırılmam da 3 saatimi buldu... Sonucunda doktoru da yerinde bulamadım ve hastanenin tüm katlarını gezmiş, tekerlekli sandalye tepesinde ağrıyan belimin beni rahatsız etmesiyle yorgun halde eve dönmüş bulunduk...

O günün tek iyi haberi, bir sonraki Salı'ya randevu bulabilmem oldu. Randevu merkezinden, şansım yaver gitti de işte! O günün en üzen ve dehşete düşüren durumu ise şuydu; benim gibi tedavisi olmayan kronik bir rahatsızlığa sahipseniz bile (Kas Erimesi gibi yani), randevusuz gittiğinizde acilde de bir şey yapılamıyor artık, doktorlara ulaşamıyorsunuz işte... Hasta olmamaya bakın, ya da kendi hastalığınıza dair ne olur ne olmaz randevunuzu elinizde bulundurun (neme lazım!); ciddi bir durum olduğunda, doktora ulaşmanız randevunuz olup olmamasıyla alakalı çünkü! :(


Çarşamba günü çok üzüldüm, çok yıprandım; gerçekten! Düşünün ya; ağrım artıyor, beklenmedik dehşet verici bir ağrı ve ailemle beraber bunun bir atak sancısı olabileceğini de düşünüyoruz! Ama bilgili bir doktora dahi ulaşamıyoruz, acilde bile! 

Devlet hastanesinde benim rahatsızlığımı bilen doktor sayısı hayli az olduğu için araştırma hastanelerine yönlendirildiğime bir nebze olsun sevinmiştim geçen sene aslında; "ama doktora ulaşamadıktan sonra bu benim neyime yarayacak ki?" dedim o gün, gün boyunca! Fizyoterapistim beni yönlendirdi, acilden doktora ulaştırırlar seni, diyerekten. Biliyoruz ya, acil durumlarda oluyor böyle mevzular. Neticede o gün acildeki doktor da bir şey yapamadı bana, hem pratisyen doktor olduğu hem de bilemediği için. Ne doktora ne de acilde müdahale edebilecek bir doktora ulaşabildim. Dehşete düştüm, inanın bana büyük dehşete düştüm!

Çarşamba günü o yorgunlukla gelip biraz uyudum ve akşamına da sersemliğimi ancak erken yatıp yatağımda sessizliğime gömülünce atlatabildim ki şunu kendime hatırlatabildim; "Bazı şeyleri yaşarken o hiç bitmeyecekmiş ve sonuçlanmayacakmış hissi, acayip rahatsız edici. Farkına varırsan eğer, silkelenmemiz gereken anlar onlar..."

Üst taraftaki fotoğrafın üstüne bunu yazmıştım o gün... Kitaplarıma ulaştığımda, sakinliğimde kaldığımda netlikle kavrayabildim yeniden. Yüzeyde kalan "her kışın baharı, her gecenin sabahı ve her gündüzün de bir sonu var. İyi ki..." cümlesine o gün varabildim, sakinleşip sakin kalabildiğimde... İyi ki... :)


Ben rahatsız olunca, bu haftayı da beraber geçirdik işte; annem, yeğenlerim, babam ve ben... Kağancım Salı akşamından itibaren bizde kaldı, Defnecimi her akşam dedesi annesi ile beraber evlerine bıraktı ve sabah yeniden gitti aldı... Kağanım hafta boyunca bizim sitedeki çocuklarla beraber aşağıya inip oynayabilme fırsatına erişti, ben Defnemle ve Kağanımla daha çok vakit geçirebilme fırsatına...


Bu arada ne yazı yazabildim ne de istediğim gibi "yapacaklarım" listemdeki maddelerimi yapabildim. Kağanımını bugün öğlen evine götürdü babam, artık önümüzdeki günlerde planları gerçekleştirmek için uğraşacağım ama haftaya başlayacağı üç gün ev iki gün okul rutininde okul kısmında bizimle kalacak yine. Kendi sitelerinde aşağıya inip oynayan arkadaşları olmadığından sebep, burası ona büyük nimet oldu şükür ki... =)

Defneme gelince, bu hafta çığlık atmayı pekiştirdi ve alkış yapmaya başladı kendince (çok şükür)... :) Bir çocuk senin gözlerinin önünde büyürken buram buram huzur ve şükür hissine rastlıyor insan. Böyle bir deneyime kavuşmak için doğurmaya ihtiyaç yok işte; kuzen olur, yeğen olur, hiç olmadı komşu çocuğu olur. Sımsıkı tutun, bir insanın var oluşunu izleyebilme fırsatına. O çok kıymetli bir farkındalık bence... :))




Böylece geçen iki haftanın ardından yazı işlerime dönebildim işte. :)

Bu sabah uykumu almış kalktım ve gördüm ki haftanın sonuna doğru haftaya başladığım gündeki gibi sıkıntılarım yok, çok şükür ki... Bilebiliyorum; şekil değiştirmiş ve şiddetini arttırmış bir bel ağrım var şu an, ama henüz nedir ne değildir bilemiyorum hala muayene olamadığım için. Diliyorum hayırlısı olsun hakkımda ve de hakkımızda! İçimden geçen şu; sinir ağrımı tetikleyen belimdeki postür bozukluğu biraz daha arttı ama ötesinde büyük bir rahatsızlık yok. Sadece bu beni daha da zorluyor artık ama fizyoterapistime göre daha kötüsü de olabilirmiş, umuyormuş ki olmasınmış... Salı günü muayeneye gidince göreceğiz...

Bugün kahvaltı sonrası Kağanımı evlerine bıraktı babam, ben Mavişimin kafesini temizledim ve annemle kahve keyfi yapabilme fırsatı yakaladık... Çiçeğim açmış; Mavişim yeniden tüy dökmeye başlamış (2 gündür görüyordum ama kafesini temizlerken ciddiyetine de vardım), mevsim değişimlerinin onun da üzerinde etkisi gördüm - çiçeğimin de... Sonra Mavişimin benden beklediği ilgiye cevap verdikten sonra yazmaya giriştim. Saat 20.00 ve ben öğlen başladım yazmaya ama yarıya dek yazıp sonrasını şu saatte tamamlamaya giriştim... 


Bu yazımı şöyle toparlayabilirim sanırım; 

"İyi-kötü iki hafta geçirdim; ilk hafta durakladığıma üzüldüm ve bunu dert ettim, ikinci hafta bir acı sebebiyle zoraki sakinliğe geçtim. Acı anında ve sonrasında farkettim ki, sakinlemem ve ondan sonra hareket etmem gerekliymiş. Ötesi hiçbir işime yaramıyor, aksine kendi kendimi köreltmeme sebep oluyormuş."

Bir musibet, bir nasihattan iyiymiş, görerek de yaşamak gerekirmiş; içinde bulunduğumuz bu senede yaşadığımız korona musibetinin, yıllardır benimseyemediğimiz nice nasihati birkaç ayda bize öğrettiği gibi... :) 

Okuduğunuz için teşekkürlerimle, sevgilerimle ve görüşmek üzere.. =))

5 Eylül 2020 Cumartesi

Fotoğraflarla Ağustos #2020 - Not Aldım Veya Not Ettim #43


Ağustos ile ilgili son notlarımı bir gönderide paylaşmayı uygun gördüm, her ne kadar yazmasam da her notumu burada "çok not aldım kendime Ağustos 2020'de"...

Not Aldım Veya Not Ettim yazılarını yazmayı unutmuş gibiydim. Burada yazmasam da aslında notlar almaya bu sene de devam ettim ve çoğunu diğer yazılarımın içinde, gündelik hayatıma kattım çoğunlukla... Ağustos dolu dolu geçince, not ettiklerimi açıp açıp okumak için Ağustos'tan notlarımı burada bulundurmak istedim.

2020'nin Eylül'ü de geldi tabi, Ağustos kadar bol notlu ve farkındalıkla dolu olsun inşallah... Eylül bizi sarsmasın, sarsın sarmalasın (mevsim geçişinden sebep, korkmadan atlatalım yine şu ayı.) Sevgilerimle... :)

Ağustos Şöyle Başladı;



Ağustos ayı, geride bıraktığımız 2020 yazının ilk ve tek pikniğiyle başladı. 1 Ağustos 2020'de Uludağ'da piknikte idik ailecek, annemin bir teyzesi ve bir de dayısının eşleriyle beraber. Yenge, dayı, enişte, teyze, ablam, eniştem, annem, babam, yeğenlerim derken güzel geçti tüm günümüz... Çok şükür, pandemi başladığından beri en kalabalık günümüzü geçirdik böylece... 

Gün boyunca açık havada olabilmek, uzun zamandır kavuşmayı beklediğim ferahlık gibiydi. Öyle bir sarılmışım ki, güneşin geldiği açıyı hesaba katmayı düşünemedim; alerjim olmasına rağmen, ne olsa hava esiyor dedim ve geçiştirdim. Sonucunda o gün dikkat etmeyerek güneşin önünde oturmam, bana cilt yanıklığı olarak geri döndü ve o günün gecesinden itibaren cildimin acısıyla geçirdim tüm haftayı... 

Bahsetmiştim bir yazımda, Farmasi'den cilt kuruluğuna ve bu tarz yaralı ciltler meselesine iyi gelen aynı sefa krem balsamını kullandım; bir de gün boyu yüzümü hazırladığımız beyaz sirkeli su ile temizledim durdum... Ağustos bir arada olmakla, özlenilen açık havada bulunmakla başladı ama ciddi acıyla devam etti sonraki bir hafta... Bu durumdan ilk notumu aldım ben de işte;

Çok özleyebilirsin, çok kendini vermek isteyebilirsin bir güzelliğe; ama unutma alman gereken tedbirlerin var ve dikkat etmen gereken sağlığın. O gün tadına geldiği için yediğin fazladan yemek bile seni "bir günden ne olur ki"ye yöneltti. Bir tek güzel gün, rahatsız geçirilebilecek 7 güne sebep olmamalıdır... 


Ne düşünüyorum, ne istiyorum?


Ağustos Farmasi'nin iş eğitimleriyle de geçti aynı zamanda benim için... Ekibine katıldığım liderin, Ağustos ayında bizler için tutmuş olduğu "eğitmen" bizler için sunumlar hazırlamıştı ve aslında çok teknik öğrendim bu sayede. Buradan da teşekkür etmiş bulunayım. Umarım değerlendirebilirim her birini diyorum şimdi misal ama pandemi değişik hallerde devam ediyor bizim için hala. Olabildiğince uzak duruyoruz "kalabalıklardan ve sosyal mesafeyi sağlayamayacak her türlü girişimden"....

Ağustos bana şunları düşündürdü; ne düşünüyorum, ne istiyorum ve neden hala bu kadar çok şeyden ürküyorum? Bu üç soru önümüzdeki zaman diliminde var olmak istediğim iş alanına ulaştıracak beni. Misal, bir yandan yazıyor halde devam edebilirken çok mutluyum ve okul döneminde "yazamıyor olmak" beni çok mutsuz ediyordu; hatırlıyorum. Beni yazmaktan alıkoyacak bir iş hayatım olsun istemiyorum, aynı zamanda örgü örmekten de geri koymasın. Çünkü ben kendi sakinliğime sığındığım anlarım oldukça sakin, mutlu ve sağlık problemlerimi büyük ölçüde yaşamıyor durumdayım. Yani sosyal halde iş hayatına atıldığımda da, hala yazıyor ve örgü örebiliyor olmak istiyorum. 

Farkettim ki, örgü örerken kendimi geliştirebilmek bana kendimi çok ferah hissettiriyor. Okul varken de sevmediğim tek durum, istediğim zamanlarda kitap okuyamıyor ve istediğim zamanlarda uzun uzun yazamıyor durumda olmaktı. Bunu hissettirdi bana. Kendime şunu dedim hal böyle olunca;

Sen okulun varken yazı yazabilme özgürlüğüne açıköğretim okurken kavuştun. Seni kısıtlayacak bir işe ihtiyaç duyuyor musun? Farmasi de bir iş, ama seni yazmaktan veya okumaktan geri koymuyor. Sosyal hayatın içinde bir işe ihtiyacın var; sağlığın için ama seni başta zorlayacak ve nasıl yapacağını sorgulatacak olması bir yana, sen ona karşı yapmak istediğin şeyleri yine bir kenara atmak zorunda kalır mıyım diye düşünüyorsun bir de. O halde, yapmak istediklerimi planlamaktan uzaklaştırmaman gerektiğini tekrar kabullenmem gerekiyor...

Farmasi ürünlerini bilinçli kullanmak, size özel indirimlerle ürünler alabilirken, ister kullanabilir isterseniz de satabilirsiniz. Bunu gerçek bir iş haline de getirebilir, grubumuzun bize sağladığı eğitimlerle kendinizi geliştirebilirsiniz. Grubuma katılmak isterseniz, bana bu yorum altına yazarak veya mail atarak ulaşabilirsiniz... (:

Birlikte Çalışmak...



Temmuz ayında Youtube'da "Benimle Birlikte Çalış" videoları olduğunu keşfettim; eğitim içerikli faydalı gördüğüm hesapları takip ederken. "Neden birlikte çalışmak olgusu işe yaramasın ki?" dedim sonrasında da. Sonuçta okulda bile beraber okumak ve beraber test çözmek konusunda, dikkati toparlamak hep daha kolaydı... 

İlk olarak "Hikmet Anıl Öztekin"in youtube hesabında gördüm bu video içeriğini, "gerçekten iyi bir fikir" dedim kendimce. Odaklanma problemim, okul döneminden kalma olmak üzere hala var hayatımda. Odağımı bir işi bitirene kadar birçok kez kaybedebiliyorum. Bu ders çalışmak, zorlandığım ama yazmam gerektiğini hissettiğim bir yazıyı yazmak gibi mevzularda oluyor çoğunlukla ama bazen de bir film izlerken bile gerçekleşebiliyor...

14 Ağustos 2020 gününe kadar, birkaç günde bir denediğim birlikte çalışmaya çalıştığım video içerik sahiplerinden hiçbiriyle çalışamadım; yazmak istediğim şeyleri yazabilmek adına odaklanabilmek istiyordum. Oysa her defasında odağım dağıldı... 14 Ağustos 2020 gününe gelince, Youtube önerilenlerimde bir kanal çıktı. Hadi bunu deneyeyim bir de, dedim. Videoyu başta deneyimlemek isterken sadece yapacaklarımı not alıyordum, iki dakika geçtikten sonra önüme kağıtlarımı alıp yazmaya başladım; inanır mısın tamı tamına 56 dakika boyunca birlikte çalışmaya odaklandım! Bu konuda kendime aldığım not şu oldu; 

"Birlikte çalışmak güzelmiş; ama onun için bile kendime uygun olanı, enerji alabildiğimi seçmem gerekirmiş." 

Benim birlikte çalışabildiğim youtube kanalının ismi "Estudiar Derecho". Tam olarak bilemiyorum, bu hesabın videoları açıkken çalışabiliyor olmamın sebebi ne... Belki müzik seçimleri, belki çektiği ortamın enerjik hissettirmesi, belki de kendisi çalışırken benim ona inanabilmemdeki enerji. Neyse işte, ben bu youtuber ile çalışmayı seviyorum. Yabancı bir hesap, öneri üzerine karşıma çıktı ama vardır bir sebebi; ben bilemiyorumdur! :)


Büyük bir kitapçı fikri, neden çekici gelir insana? 


Henüz açılış tarihi bile belli olmayan bir kitapçı açılıyormuş Bursa'da, Metro AVM'nin yanında. Ağustos ayı içerisinde gittiğimiz bir Cumartesi gördüm bu afişi, "10 Milyon Kitap Yakında Burada"; bu afiş heyecanlandırdı beni. Her sene olan ve her sene gitmek için çabaladığım Kitap Fuarı kadar heyecanlandım. Bunu da önce kendime not aldım, sonra da bildireyim dedim; Bursa'da büyük bir kitap mağazası açılıyormuş, beraber heyecanlanalım! :)) 

Mağaza açıldıktan sonra duyumunu alırız muhakkak, o zaman ziyaret etmeyi planlayacağım ama umarım virüs ortamı da buna izin verir! Büyük bir kitapçı fikri neden çekici gelir insana? dersek, sevdiğinden olsa gerek derim. :) Güzel, zararsız heyecanlar bunlar; bence... 


Okuyamıyorsan Okumamalısın;



Hazır kitap demişken, Ağustos ayında okumaktan vazgeçtiğim kitabı da buraya not edeyim dedim; Sonsuza Dek Şimdiki Zaman... 

"Unutulmaz Amnezik Henry Gustave Molaıson'un Çarpıcı Yaşamı" diyor kitabın üstünde, şimdi hissettiklerimi düşününce daha çok garip geliyor bu cümle. Çünkü okuyamadığım halde beni üzen nadir kitaplardan biri oldu işte... Hasta birini gördüğünüzde nasıl birçoğu gibi, hasta olduğuna üzülebilecekken; ben Henry adlı kitabımızın karakterine, hasta olduğundan çok "nasıl böyle şekilde anılabildiğine üzüldüm"... 

Kitapta güya Henry'nin hayatından, yaşadığı zorluklardan bahsediliyor ve düşündüğünüz üzere "bir yaşam hikayesi yer alması gerekiyor!" Ama kitapta bir yaşam hikayesi değil, bir hastalık yer alıyor ve bu hastalığı sanırsanız bir fareye enjekte etmişsiniz de bu hastalığı bir insan yaşamıyor. Kitap aynı bu şekilde idi. Daha derin olarak bu kitaptan duyduğum rahatsızlığımı, instagram hesabımdaki bu gönderimde paylaşmıştım. 

Kısacası şu ki; bir yaşam hikayesi okuyacağımı düşünürken, o hastalığı yaşayan bir insan değilmiş gibi "hastalık isimleri ve içerikleri ile dolu tıbbi terimler sözlüğü" okuyormuş gibi hissettiğim için 65. sayfadan sonra okumaya devam etmedim. Eğer bir hastalık ile ilgili içerik okuyacak olsam tıbbi ansiklopedi açıp okumayı tercih ederim. Ama bu hastalığı yaşayan kişinin gerçekten neler yaşadığını anlatamadığım, buna gereken değeri veremediğim bir kitabı yazmak da istemem okumak da... 

Bu bana saygısızlık gibi geldi ve beni çok rahatsız etti. Belki okusam 65 sayfanın sonrasında ne içerikler vardı ama ben; "Henry okul döneminde çok zorluk yaşıyordu, çünkü epilepsi atakları günde bir kez oluyordu.", "Henry'nin hastalığı tıp tarihinin en önemli deneyimi idi.", "Henry'nin hastalığı, hiçbir hastanın yaşadığı gibi değildi." gibi cümleleri 65 sayfa boyunca okudum. Bunların dahilinde hastalık içerikleri ve ameliyat içerikleri de vardı. Ama Henry'nin hayatıyla ilgili hiçbir yaşam deneyimi bulunmuyordu, varsa yoksa hastalığı anlatılıyordu... İşte o zaman şu notu aldım kendime;

"Ben öldükten sonra sadece "Didem Kas Erimesi Hastasıydı" diye anılmak istemiyorum; ben yaşıyorum bu hayatı, iyi kötü deneyimler kazanıyor ve bunların farkına varıyorum. Bir hastalığı insan vücudunda yaşıyor olmak, bir ömrü yaşamamış gibi anılmayı hakkediyor olmak demek değildir. Henry, ben seni anlatamayan her sayfada kendimce hikayelendirdim. Bence sen güzel bir hayat yaşadın, birçok yeni hatırayı 16-17 yaşından sonra hafızana kaydedemiyor olsan bile..."

Kısacası okuyamadığım ve okuduğum her sayfada anlatılamayan bir hayat beni sarstığı için, okumaktan vazgeçtim ve yarım bıraktım. Okuyamıyorsam okumamalıyım, diye de not aldım... :)


Yolculuk Etmek, Düşünceleri Ferahlatmak Demek... 


Mart 2020'de ülkemizde de pandemi ilan edildiğinden beri, uzun yol yolculuğu yapamamıştım. Ama yaklaşık 10 senedir, en azından çoğu yaz Antalya'da olabildiğimiz gerekçesiyle; bu sene yolculuk yapamamak beni çok germişti sanırım. Hep Antalya kadar olmasa da, biraz olsun uzun yola çıkabilmeyi düşler olmuştum "Haziran'dan bu yana"... 

Geçen haftasonu Balıkesir'e gidebilme fırsatı bulduk; Kivralarımız diye bahsettiğim, anneannemlerden beri aile dostu, akraba ve can ciğer olduğumuz Saniye teyzem ve Kamil Amcamın yanına gittik. Onlar daha dün Almanya'ya evlerine geri döndüler tekrar, birkaç aydır burada olmalarına rağmen gidememiştik; bari gitmeden görebilelim dedik. Gittik, oturduk sohbet ettik, evlerinin az ötesindeki deniz kenarına indik, yine döndük eve oturduk sohbet ettik; derken bir haftasonunu Cuma'dan Pazar'a layıkıyla bir arada geçirdik. Kamil amcam bu sene hastalıkları sebebiyle yine rahatsızlandı, üstelik bu pandemi döneminde daha zorlu zamanlar geçirdi. Ama çok şükür onu düşündüğümüzden iyi bulduk. Seneye daha da iyi bulabilmek ve iyi halde görüşebilmek dileğimizle de döndük...

Balıkesir'de onların yazdan yaza geldikleri evleri var iki senedir ve ben orada iken bu sefer yalnız başıma gezebilme şansı buldum o kasabada. Evler arasında gezdim ama o yalnızlık bile iyi geldi. Belirli bir alan içerisinde, yalnız başıma dolaşmak; "olabilir, istediklerimi böyle de yerine getirebilirim" dedirtti. Şimdi daha bir hevesle şu pandemi döneminin bitmesini ve sağlıklı günlere kavuşmayı diliyorum; akülü sandalyemle kendi sokağımızda ve ilçemde de var olabilmeyi düşlüyorum, sağlıcakla hayata atılmayı istiyorum... Kendime şunları not ettim bu konularda da;

"Yolculuk etmek, düşünceleri ferahlatmak demek. Kendine dışarıdan bakmak gibi bir şey... 

Ne gelen fırsatları ne de yapabileceklerimizi ertelemeli, sadece yapabileceklerimize cesaretle odaklanmalı. Bu akülü sandalyeyle sokaklarda olmak olsun, riskleri en aza indirdiğin anı kollayıp sevdiklerini görebilmek için yolculuk etmek, gerekse de hayatı geldiği gibi yaşamak... Uğraşmak gerek."


Ve Son Olarak, Gelmekte Olana Hazırlanmak...



Gelmekte olan kış için kışlık hazırlıkları her evde başladı ülkemde ve ben buna umudun güç verdiği gözüyle bakıyorum... :)

Her sene kışa hazırlanıyor olmayı, gelmekte olanı kabullenip ona hazırlık yapmayı ciddiye almayı; yaşamak gibi görüyorum. Evet, yaşıyoruz; iyi kötü nasıl geçirirsek, yaşıyoruz. Mevsimin getirdiği soğuklara yiyecek hazırlıyoruz, dolaba atıyoruz. Bu sene yanıbaşımızda yaşama bu sene katılan bir bebek de vardı, Defnemiz... Birkaç senedir Kağanımla başlamıştık kışlık hazırlamaya; barbunyaları bezelyeleri ayıklardı bizimle, Defnecim de büyüyünce katılacak işe. Tüm bunların varlığıyla her biri umut dolu, neşe dolu güzel hazırlıklar benim için işte...

Diyeceğim o ki son notlarımla dolu cümlelerim de şöyledir; 

"Her yaz sonunda, sonbaharın başlangıcına doğru ve başlangıcıyla beraber, tutunduğumuz bir umut var, bilmesek de "kış aylarında buralarda mıyız?"... Umut ediyoruz, yaşarken tedbirler alıyor ve devam ediyoruz. Bazen almamız gereken tedbirler değişiyor, yanımızdaki yakınımızdaki kişiler fazlalaşıyor veya azılıyor. Ama yaşadıkça umut etmeyi sürdürüyoruz. 

Kışlık yaparken başka türlü bir yaşam bilmemek daha kolay olduğu için, hazırlıklar yapıyor ve bu yaşama adapte oluyoruz sanki. Gizli bir anlaşma gibi, bir gün sonra var olmayacağımızı da bilerek tabii ki... Kimse "belki yarın yokum bu hayatta" demeden kışlık yapıyor; "çünkü belki de yaşayacağım bu kışa" unsuru da var. Yarın yaşayamazsam ben bir şey yapamam, ama yaşayacak olursak yiyeceğimizi bulmak kolay olsun diye... İşte umut, olur ya da olmaz, olumlu yöne de hazırlıklı olmayı sürdürmek demek. Umut olumlu bir kelime, olumsuz olan sadece sonuna eklenen ekle mümkün..."


Ağustos notlarım işte böyleydi. :) Ağustos da bizi Eylül'e doğru getirdi ve gitti...
Okuduğunuz için teşekkürlerim ve de yorumlarda görüşmek dileğimle, Eylül hepimiz için güzel geçsin inşallah.
Sevgiler... (:

31 Temmuz 2020 Cuma

Böyle Bir Bayram - Temmuz 2020


Bugün İnstagram'da paylaştığım bu gönderimin yazısıyla, bugünün anısı burada "bloğumda da" dursun istiyorum... Andıkça burada da bulayım, günün ve senenin mucizeleri içerikli... Hayat sürprizlerle dolu ve ben hayatı bu sürprizleriyle çok seviyorum işte... =) Hepimizin Bayramı mübarek olsun, her günümüz bayram tadında sevdiklerimizle beraber olsun... Amin. (:


Böyle bir kurban bayramı işte, pandemi altında; tarih 31 Temmuz 2020... :) Herkese iyi bayramlar olsun, sevdiklerimizle sağlıcakla birlikteliklerimiz olsun inşallah...  
Sabah duygular derya deniz uyanamadım bu sefer, tabii ki bu bayram çok farklı olacağını hissetmemden ötürü. Ama çok şükür ki ailecek tek bir kimseyi bile yüz yüze göremeden geçirdiğimiz Ramazan Bayramından sonra, bugün akrabalarla tedbirler altında görüşebilecek olmak bile öylesine heyecanlandırdı... İlk Fotoğrafta bir ben varım, maske var ama gözlerimden anlayın mutluluğumu; diğerinde annem ablam, yanımda babam, arkamda eniştem ve yeğenlerim (Kağanım, Defnem) <3

Bu sabah azıcık geç kalktık, ailecek kahvaltımızı yaptık; sonra hazırlanıp nihayet dışarı çıktık. Ailecek toplanacağımız yere geldik... Ablamlar ve biz, iki yeğenimle beraber ilk bayram. Geçen sene bu sıralar tek yeğenli kurban bayramından, pandemi altında iki yeğenli bayramlara eriştik. Hayat size neleri ne şartlar içinde sunacakmış bilemiyormuşsunuz, bu sayede şaşırmamayı ve kabullenmeyi öğrendim. Hayat, sen çok sürprizlerle dolusun. Seni sürprizlerinle de seviyorum...

Kaderde uzaktan bayramlaşmak da varmış, birbirimiz için nelere göğüs gerebileceğimizi ve bir o kadar yakın durmak isterken uzak durabilmeyi göze alabildiğimizi de görmek varmış. Temmuz 2020 Kurban Bayramı bu farkındalıklar, bu mutluluklar, bu şükürler altında bir bayram oluyor işte. En zor olanları sarılamamak, çok dokunamamak, özlemleri gidermeyi dokunsal yoldan başaramamak gibi şeyler; ama içlerindeki derin anlamlara tutunmak var... Kocaman bir şükür çekiyorum hepimiz için ve hastanelerde tedavi altındaki tüm hastalarımıza şifalar diliyorum. Bayram hepimiz için bayram gibi geçsin; en küçük mutluluktan en büyüğüne kadar kabullenmeyi bilelim de...

Sevgilerimizle...

8 Temmuz 2020 Çarşamba

2020 Yazı - Temmuz'un İlk Haftası


Yazılarıma başlık bulamayınca üzüldüğümü farkettim bu ara, misal bu yazıya başka bir başlık da yakışırdı belki. Başka kelimeler olacaktı önce aslında, bol virgüllü dahi olsa. "2020 Yazı" son günlerimizi çok iyi tanımlıyor deyip geçtim sonra, bu yaz başka bir yaz neticede... :)

Temmuz'un İlk Haftası geçti gitti bile, 1'inden 7'sine olmak üzere bahsediyorum öncelikle... Bir önceki yazımda yazmıştım, doğum tarihlerimizin içeriğinde olduğu gerekçesiyle yeğenim Kağan ve benim için önemli "Temmuz ayı" diye... Her yaz tatillerde beraber olmaya, en az iki yolculuk yapmaya alışmış olduğumuz için; bu yaz bize garip de gelmiyor değil hani! :) Deniz kenarında olmayı, deniz sonrası eve yorgun dönüp uyumayı nasıl özledim ah bir bilseniz...


2020 Yazına gelince, hiç geçen senenin sonundan umduğumuz gibi gelmedi, öyle geçemiyor tabi... Ama kendi halinde de güzel sanırım; her an, her gün ve her dakika. Abartısız böyle. Her şey kendi halinde güzelmiş meğer. Büyük planlar yapmamam gerektiğini, her beklentimin çöküşe uğramasıyla tekrar kavrıyorum; yine böyle oldu tabi... =)

Evimizdeyiz, E-Kpss hazırlıklarım sürüyor. Çok şükür fena da gitmiyor, bir ara olamayacak, devam edemeyeceğim sanırken; devam edebilir olduğumu görmek bu sıra beni rahatlatıyor... Üstte görsellerini gördüğünüz üzere, bir kağıdı ikiye bölerek çalışıyorum; ikiye bölünmüş oradaki kağıt çok küçüktü ama elimdeki müsvette kıvamına gelmiş tek tarafı dolu tüm kağıtlarımı değerlendirmeye devam ediyorum. Lise ve üniversiteden kalma garip bir alışkanlık; ön yüzü kullanılmış ama bir daha kullanılmayacak bir kağıdın, arka tarafını kullanmadan atmamak gibi bir huyum var. Tüm birikmiş kağıtlarımı bitirmek üzereyim, o derece diyeyim... 

Coğrafya ve Matematik çalışmaya devam ediyorum şu ara, meğer bilmediğim ne çok coğrafi terim ve konu varmış! Bu ara buna şaşırıp duruyorum. Gerçekten coğrafi bilgimi zayıf bulurdum, bulurduk. Şimdi o eksik ve zayıf kalan yanımı tamamlıyorum... :) Tarih kadar değerli, kendi coğrafyanı bilmemek ve bilmemeyi umursamamak biraz da zararlı bence. Neticede, hayatı ciddiye almaman gerektiği kadardan öteye, garip bir yaşamayış gibi. Hayatı çok ciddiye almayacaksın, tamam ama tamamıyla da dalga geçmeyeceksin aslında... 

Sorguluyor musunuz şimdi acaba, ders mi çalışıyor bu kız yoksa başka bir şey mi yapıyor! Her ikisi birden, ders çalışırken sorguluyorum da içinde bulunduğum durumu... Bir şeyler hep başka bir şeylere sebep olmaya devam ediyor. Bizim bu eve taşınmamıza sebep olan durum, hayatımızı bir hali yoluna koydu önce. Sonra devamında bu sınava kayıt olabilmemi, yani nicedir istediğim bir şeyi gerçekleştirebilmek için somut bir girişimde bulunabilmemi sağladı. Sonu nereye varacak bilmiyorum da, ders çalışmamı bile bir noktaya kadar planlayabiliyorum aslında. "Sadece yapmam gerekiyor, çok kurgulamadan" farkındayım artık diyelim... =) 



Geçtiğimiz hafta, Temmuz'un başlangıcıyla beraber; nicedir beklettiğim biriktirme konusunu ele aldım. Okuduğum ve bir daha okumayı düşünmediğim kitapları biriktirme mevzusunu, iş edinme uğraşında olduğum Farmasi mevzusunu başka boyutlara da taşıyabildim... Diğer İnstagram sayfamı "yillargecerkendidem" ismiyle değiştirip, aktifleştirmeye uğraştığımdan bahsetmiştim hani! Başka bir boyuta daha taşıyıp, dolap uygulamasına da giriş yaptım... Nihayet diyorum, çünkü okuduğum kitaplar bağış neticesinde de yeri geliyor çok kıymetli olamıyor; okuduğum kitapların içerisinde klasikler de pek az olduğu için...

İnstagramımdan yapmayı sürdürdüğüm bir diğer paylaşım grubuma, Farmasi içerikli deneyimlerimi de eklemeye giriştim. Farkettim, yazmanın her alanı mutlu ediyor beni; kendi birikimim adına yaptığım bu iş beni mutlu etmez sandığım da bir yanılgıymış meğer. Ürünlerimi fotoğraflıyordum, yavaş yavaş da olsa başlangıç yapıyor olmak bile mutlu etti beni...

Bir diğer konu izleyeceğim deyip epeydir birikmiş bulunan dizi ve film başlıkları idi. Onlara da geçtiğimiz hafta el attım ve Aşk 101'i izledim, annem ve babamla. Farkettim, çok fazla söylenenlere inanıyorum. Bu dizi için, oyunculuklardan tutun, senaryonun içeriği için o kadar çok söylenen vardı ki; şans vermemeyi düşünsem, izlemeden "amma da sapıtmışlar, izlemeyeceğim" diyebilirdim. İzlediğimde, fazlasıyla acımasız eleştiri yapıldığını fark ettim. 

Aşk 101, son zamanlarda izlediğim klasik dizi karakterlerini içermeyen ve bir derdi olduğunu çok net hissettiren bir diziydi. O derdi çok güzel savunuyordu, senaryonun çoğu kısmında absürt derecede abartı bulunuyor olsa bile! Derdi olan dizi ve filmleri hep sevdim, klasikleşmenin ötesine geçebilenleri hep eleştirdikleri üzere; yeni ve değişik bir bakış açısına karşı olan bir milletin, fazla acımasız olduğunu düşünüyorum. Üzücü ama durum tam da böyle... 

Aşk 101 ile ilgili tam görüşlerimi bir başka yazıma saklıyorum... :)



Pandemi dönemi başladığından beri, açık bir alanda oturup rahatça sıcak ve serin hava değişimlerine maruz kalamamıştım. Ki geçtiğimiz Cuma günü yeniden temiz hava alabilme şansıma erişebilene kadar... 

Renklerin cümbüşünü, bir evin bahçesinde oturup hava alabilmeyi, öğleden gece yarısına kadar o havada ders çalışabilmeyi, kitap okuyabilmeyi, yeşillikleri izleyebilmeyi, kedileri gözlemlemeyi, sevdiklerimle sohbet edebilmeyi ve sonunda da eve o havanın yorgunluğuyla dönmeyi öylesi özlemişim ki... Bu şansa, annemin dayısının yakınımızdaki bir köydeki evine gidince erdik yine. İkinci evleri kategorisindeki bu evlerine, diğer evdeki tüm eşyalarını taşıma süreçlerinde yerleşmelerine yardımcı olmak adına gittik; annem ve babamla beraber... 

Önce babamlar dayımla birkaç eşya taşıdılar, annem yengem ve ben oturup kahvelerimizi içip sohbet edebildik bu aralıkta. Sonra onlar geldi çaylarımızı içtik, bir şeyler atıştırdık. Derken herkes kendi işine döndü, bahçedeki çardağın içerisindeki masanın başında; ders çalışmalarıma ve kitabıma yoğunlaşabildim. Ara sıra yanıma soluklanmak için gelip giden yengem ve annemin sohbetleriyle, gün sürdü de sürdü... 

Akşam babam ve dayım geri döndüler eve, yemek hazırlıkları tamamlandı ve sonrasında da çay sohbetinin sessizliğine bırakıldı. O yorgunluk ve sakinlik içerikli güne bıraktım kendimi. Canım yer yer çalışmak istemedi, birkaç dakika duraklayıp sadece ortamı izledim. Güzeldi, ara sıra gerçekleştirmem gerektiğini farkettiğim bir film karesi gibi aklımda o günden beri şimdi... :)) 

Üstteki görsellerin içeriğini böyle anlatabilirdim size, kavradınız bence neler olup bittiğini siz de... :)


Temmuz'un ilk günlerinde bizim için bir diğer konu, ablamın doğum izninin bitip iş hayatına yeniden geri dönmesi oldu. 21 Mart günü doğum yaptığı üzere, bir buçuk ay öncesinden işten ayrıldığı zaman dilimiyle beraber 5 aylık evde olma süresi bitti gitti. Defnem dört aylık bir bebiş şimdi, ablamın ise Pazartesi ilk iş günü idi... :) Geçen hafta, dayımların evine gittiğimiz günden önceki gün belli olmuştu "pazartesi günü başlayacağı". O yüzden bizim için geçtiğimiz hafta sonu ayrı yoğun geçti, bu hafta başı ayrı yoğun başladı...

Dün Mart ayında abi de olan Kağanımızın, yani ilk göz ağrımızın doğum günü idi. Nice güzel yaşları olur inşallah, kardeşiyle ailesiyle ve bizlerle... :) İlk defa burada paylaştığım abi kardeş fotoğraflarıyla, yeğenim Defne'yi de Kağanımla yeni bir rutin halini alabileceğini umduğum fotoğraf çekimleriyle paylaşmayı başlattık bence... Abi ve kardeşe maşallah, Allahıma bin şükür; isteyen herkese de nasip olsun inşallah... =) 

Bu sene Kağanımızın doğum günü için, yeni taşındığımız sitedeki komşu çocuklarıyla tanışsın kaynaşsın diye plan yapmıştık. Ama planladığımız gibi olmayınca, bir gün öncesinde planı gerçekleştirmek durumunda kaldık. Çünkü dün için çocuklu komşularımızın çoğunluğunun planladıkları yolculukları varmış. Hal böyle olunca, plan haftanın ilk gününe alındı gitti... 

Haftaya, doğum günü kutlaması planını ilk günün akşamı için planlayarak başladık. Ablamın iş günü, küçük yeğenim Defne'nin annesiz bizimle kalacağı ilk gün olması sebebiyle; sağolsun komşularımız destek olup, birkaç atıştırmalık hazırladılar da, bize pasta ve birkaç atıştırmalık alıp çayları hazırlamak kaldı bir tek. "Ev alma, komşu al!" dedikleri böyle bir şey sanırım. Çok şükür ki... :) 

Bu hafta başı ilk kez sosyal mesafeyi bu kadar aşarak bir kalabalığa girme durumumuz oldu böylece... Açık havada, apartmanımızın önüne masaları kurduk. Mesafeye özen göstermeye devam ettik. Pastaları atıştırmaları alıp, biz büyükler çaylarımızı içip sohbetimizi ederken, küçükler oyunlarını oynadılar. Haftaya şükürleri sıralayarak başladık sonrasında da. 

- Yeğenim Defne ile hiç fena başlamadık misal haftaya. İlk iki gün bizim evde başladı ve zorluydu. Ama bugünden itibaren ablamların evinde bakmaya başladı annem ve öyle de devam edecek istisnalar dışında inşallah...  

- Komşularımızla güzel bir akşamla başladık haftaya, sosyal mesafeyi ve sağlığımız için tedbirleri ihmal etmedik. Hem çocukların enerjilerini atmalarına şahit olduk hem de komşularla sohbetin tadını çıkardık işte... İyi komşular edinebildiğimize seviniyoruz şu ara. Toplu fotoğrafta gördükleriniz komşularımızın bir kısmı... Eniştem gececi olduğu için o akşam bizimle olamadı, ama esas doğum gününde yani dün de bizim evde ailecek kutlayarak telafi ettik bu durumu da. :) Birkaç hafta öncesinde de babaannesigil ile beraber kutladığımızı düşünürsek, bu sene üç kez kutladık şükür ki.. :) Seneye daha çok sevdiğimizle daha kalabalık ve rahatça kutlayabileceğimiz bir doğum günü olur inşallah. 

- Velhasıl hafta başında sitenin bahçesine indik ama biz dahil gelen herkes istemsiz biraz da tedirgindi. Dilerim seneye Temmuz ayında, bu günler çoktan geçmiş gitmiş olur. Dilerim ki... 

- Ve Kağan ailemize katılalı 8 yıl oldu bile, çok şükür ki... İlk göz ağrımız bu sene abi oldu. Dualarımızdan, gözümüz ve gönlümüzden eksik edemediğimiz ilk çocuk Kağandı, bu sene iki şükür sebebimiz oldu. Allahım isteyen herkese nasip etsin dilerim ki... 


Kağan doğdu doğalı her sene en az 3 paragraf ya da 3 cümle olsun yazmadan tutamıyorum kendimi, dün gece yine yazıverdim birden öylece. O yazımı da burada bulabilirsiniz... Dün 8. yaşının bitişi için çekindiğimiz fotoğrafımız da o yazımda... :) 

Nice fotoğraflar çekilebileceğimiz, bu fotoğraflara yeğenim Defnemizi de dahil edeceğimiz nice güzel yıllarımız olsun inşallah! Anneleriyle, babalarıyla, teyzeleri, anneanne, babaanne ve dedeleriyle; kısacası tüm sevdikleriyle mutlu olsun benim güzel yeğenlerim... 

Son kolajdaki abi kardeş fotoğraflarının, her sene aynı gün veya her sene ayrı günlerde nice benzerlerini çekmeyi diliyorum kendi adıma. :) 

Okuduğunuz için teşekkürlerimle, dualarım sizlerle, tüm güzellikler üzerinize olsun. Allahım isteyen herkese nasip etsin nice güzellikleri ve şükür sebeplerini... Sevgilerimle...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...